Elektrik Mühendisliği · Sayı 428 · Temmuz 2006

TMMOB 39. OLAĞAN GENEL KURULU

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı Haber ve etkinlik

Yıl
2006
Sayfa
9
Okuma süresi
22 dk
Görüntülenme
0

Konu

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Toplum, demokrasi ve emek

Anahtar kelimeler

  • TMMOB Genel Kurulu
  • Mehmet Soğancı
  • özelleştirme
  • Danıştay saldırısı
  • Türk-İş
  • KESK

Özet

TMMOB'un 25-28 Mayıs 2006 tarihlerinde yapılan 39. Olağan Genel Kurulu'nda TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı'nın açılış konuşması ile sendika ve siyasi parti temsilcilerinin ülke gündemine ilişkin değerlendirmeleri aktarılıyor. Özelleştirme, işsizlik, enerji bağımlılığı, Danıştay'a yapılan saldırı ve toplumsal gerginlik gibi konular ele alınıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

TMMOB 39. Olağan Genel Kurulu, 25-28 Mayıs tarihleri arasında yapıldı.

“TÜRKİYE OYUNLARA DAHİL EDİLMEYE ÇALIŞILIYOR”

TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, Türkiye’nin bölgede oynanan oyunlara dahil edilmek istendiğini anlatırken, gerilimli ve sıkıntılı bir döneme girildiği uyarısında bulundu. Soğancı, kamusal varlıkların özelleştirme, küçültme, kapatma yoluyla işlevsizleştirildiğini belirtirken, 50 milyon çalışabilir nüfusun 22 milyonunun istihdam edilebildiğine dikkat çekti.

TMMOB 39. Olağan Genel Kurulu, 25 Mayıs Perşembe günü başladı ve 28 Mayıs Pazar günü seçimlerin yapılmasıyla tamamlandı. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı’nın Genel Kurulu açışının ardından Divan Kurulu oluşturuldu. Divan Başkanlığı’na Oğuz Türkyılmaz, başkan yardımcılıklarına Sait Beyhan Çıngı ve Nevzat Ersan, yazman üyeliklere de Nurhan Hikmet Parlak, Bektaş Kılıç, Derya Özkan ve Mukaddes Şamiloğlu seçildi.

TMMOB Başkanı Mehmet Soğancı, açılış konuşmasında, “Bugün burada daha etkin, daha demokratik, daha işlevsel bir TMMOB için, üreten, sanayileşen ve hakça bölüşen bir Türkiye için, insanımız için, söz üstüne söz koyacağız” dedi. Soğancı, emperyalist ülkelerin uluslararası sermayeye yeni sömürü alanları açmak üzere, gelişmekte olan ülkelere kendi programlarını dayattıkları bir dönem yaşandığına dikkat çekerken, “Bu programlar ile az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ulus devlet yapılanması geriletilmektedir. Kamusal varlıklar, özelleştirme, küçültme, kapatma yoluyla işlevsizleştirilmektedir” saptamasını yaptı.

Soğancı, ABD’nin dünyada izlediği politikayı da şöyle eleştirdi:

“Kendini dünyanın efendisi yerine koyan ABD, küresel sermayenin hegemonyasını kabul etmeyen ve onların çıkarlarına uygun davranmayan ülkeleri terörist ilan edebilmektedir. ABD, tüm uluslar arası anlaşmaları, en temel insan haklarını çiğneyerek ülkeleri işgal etmekte, onbinlerce masum insanı, kadını, çocuğu katledebilmektedir. Afganistan’ın işgalini, Irak işgali izlemiştir. Bu müdahalenin Irak’la sınırlı kalmayacağı ve ABD’nin Ortadoğu’dan hareketle Kafkasya ve Afganistan üzerinden Orta Asya’ya ulaşan geniş bir coğrafyada enerji koridorunu denetim altında tutmayı hedeflediği bilinmektedir. Yine bölgemizde, İsrail ile birlikte İran ve Suriye üzerinde oyunlar oynanmakta, Türkiye de bu oyunlara dahil edilmeye çalışılmaktadır.”

50 Milyon Çalışabilir Nüfusun 22 Milyonu İstihdam Ediliyor

Soğancı, ülkemizde uygulanan sanayi politikalarıyla bilim ve teknolojinin dışlanarak, ucuz işgücünün sanayinin tek temel rekabet amacı haline getirildiğini belirtirken, resmi söylemlerin aksine Türkiye’nin üretim yeteneğini kaybettiği uyarısında bulundu. Soğancı “50 milyon nüfusun ancak 22 milyonu istihdam edilmektedir. Bu 22 milyonun yüzde 46’sı ise hiçbir sosyal güvenlik kuruluşuna ve güvenceye sahip olmaksızın çalışmaktadır. Bugün meslek alanlarımızda işsizlik ya da başka bir işte çalışanlar üye sayımızın yüzde 25’i seviyesine ulaşmıştır” dedi.

Müzakere Süreci Mücadele Sürecine Çevrilecek

AB ile müzakere sürecinin mücadele sürecine çevrilmesi yönünde TMMOB’un çabalarını sürdürmeye kararlı olduğunu kaydeden Soğancı, “İçinde bulunduğumuz bilgi kirliliği

Yeniden TMMOB Yönetim Kurulu Başkanlığı’na seçilen Mehmet Soğancı, 39. Olağan Genel Kurul açılış konuşmasında, emperyalist ülkelerin uluslararası sermayeye yeni sömürü alanları açmak üzere, gelişmekte olan ülkelere kendi programlarını dayattıkları bir dönem yaşandığına dikkat çekti. Soğancı, “Bu programlar ile az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ulus devlet yapılanması geriletilmektedir. Kamusal varlıklar, özelleştirme, küçültme, kapatma yoluyla işlevsizleştirilmektedir” saptamasını yaptı.

elektrik mühendisliği 69

ve yönlendirme ortamına ivedilikle son verilerek, tarama konusu olan 35 başlıktaki müktesabat değişikliklerinin ülkemiz geleceğine etkileri tüm alanlarda ve tüm sektörlerde tartışmaya açılmalı, izlenmesi gereken politikalar oluşturulmalıdır” dedi.

Türkiye’de Kamu Payı Gelişmiş Ülkelerden Daha Az

Mehmet Soğancı, TBMM’den yeniden çıkarılmak istenen Genel Sağlık Sigortası Yasa Tasarısı ile sağlığın temel bir insan hakkı olmaktan çıkarılarak, “yardım” olarak tariflendiği, sağlıkta özel sektörün fonlanmasının ve kamu sağlık hizmetlerinin özelleştirilmek istendiğini anlattı. Özelleştirmecilerin “Türkiye’de kamunun ekonomi içindeki payı şişkindir” söylemlerinin tersine Türkiye’de kamu payının gelişmiş ülkelerin çok altında olduğunu kaydeden Soğancı, “Türkiye ekonomisinde kamunun payı yüzde 26 iken, ABD’de yüzde 32, Almanya’da yüzde 49, Fransa’da yüzde 52’dir. KİT’ler devletin sırtında kambur değildir” dedi.

Türkiye Gerilimli ve Sıkıntılı Bir Döneme Giriyor

Türkiye’nin son aylarda daha gerilimli ve sıkıntılı bir döneme girmekte olduğuna dikkat çeken Soğancı, bu sıkıntıları ve çözüm önerilerini şöyle ortaya koydu:

“Siyasal iktidarın uyguladığı politikalar, özelleştirmeler, uyum yasaları ya da baskı yasaları olarak, emek hareketinin dağınıklığı ve toplumsal bağlarının zayıf olması nedeni ile çok ciddi bir dirençle karşılaşmadan hayata geçiriliyor. Siyasal iktidarın parlamenter çoğunluğa sahip olması ve muhalefetin bir çok alanda etkisiz ve atıl kalması da siyasal gerginlikleri artıran bir etkiye sahip oluyor. Özellikle son dönemde çokça dillendirilen erken seçim tartışmasını bu düzlemde değerlendirmek gerekir. Erken seçim parlamenter aritmetiği belli oranlarda değiştirse bile

Türkiye’nin önünde duran ciddi sorunların çözümünde yetersiz kalacaktır. Bu ülkede toplumsal ve sendikal örgütlenmelerin önündeki engeller kaldırılmalıdır. 12 Eylül Anayasası’nın cenderesinden bu toplum kurtarılmalıdır. Seçim ve Siyasal Partiler Yasası toplumsal ve siyasal ihtiyaçları karşılayacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Bu ülkede yaşayanlar Susurluk’ta ortaya çıkan derin ilişkilerin devamı ve benzeri özellikler taşıyan değişik vakalara yabancı değildir. Son dönemde Şemdinli olaylarında ve ardından Danıştay’a yapılan saldırıda ortaya çıkan kirli ilişkiler, bu hafızanın yeniden tazelenmesine hizmet ederse ve bunlarla hesaplaşabilmenin önünü açarsa ancak bir anlama sahip olacaktır. Diyarbakır’da bir çok vatandaşımızın ölmesi ve yağmalama ile sonuçlanan olaylar da son aylarda bir karabasan gibi ülkenin üzerine yeniden çökmeye başlayan bu karanlık resmin içinde yer alan başka bir öğedir. Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümünde ısrar etmek gerekmektedir. Ülkeyi etnik ya da inançsal sorunlar etrafında saflaştırarak, bu gerginlikleri siyasal manevraların bir parçası haline getirerek sorunları çözümsüzlük noktasına götürmenin bu ülkeye ya da bu ülkede yaşayan insanlara hiçbir yarar getirmeyeceği artık görülmelidir. Bu ülkenin asıl sorununun açlık, yoksulluk, işsizlik olduğunun, sağlık ve eğitim hizmetlerinden adilce yararlanamamak olduğunun, demokrasi olduğunun, Türkiye’nin asıl gündeminin bunlar olduğunun altının çizilmesi gerekiyor. Evet Türkiye sıkıntılı bir dönemden geçmektedir. Ancak bu sıkıntı sanıldığı gibi sadece Danıştay’a yapılan silahlı saldırı ya da Diyarbakır olayları ile sınırlı değildir. Sosyal devletin tasfiye edildiği, insanların açlığa, yoksulluğa ve işsizliğe

mahkum edildiği, özgürlüklerin kısıtlanmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Bu konuda sessiz kalanların ülkenin geleceğini karanlık bulutlar sararken susanların, bu karanlığı yırtmaya çalışanlara daha baskıcı yasalarla cevap verenlerden bir farkı yoktur. Türkiye’nin seçeneği ya kırk katır, ya kırk satır değildir. Eşitlik ve özgürlükten yana bütün güçlerin, farklılıkları ile birlikte yan yana durarak, bu iki seçeneksizliğin dışında bir başka seçeneği, eşitlik ve özgürlüğün hakim olduğu, açlık ve yoksulluğun olmadığı bir başka Türkiye seçeneğini daha güçlü haykırabilmek için birlikte mücadele etmesi gerekiyor. Bu mücadeleyi örgütlemek ve güçlendirmek tarihsel bir sorumluluktur.”

TMMOB’un Onurlu Yürüşü ve Dik Duruşu Sürecek

TMMOB’nun 2 yıllık dönem içerisinde yaptığı çalışmaları aktaran ve önümüzdeki döneme ilişkin mücadele çizgisini ortaya koyan Mehmet Soğancı, konuşmasını şöyle tamamladı:

“TMMOB’un onurlu yürüyüşü ve dik duruşu önümüzdeki dönem de şüphesiz sürecek. Kısacası bu dönemde de insanımıza olan sorumluluğumuz nedeni ile güç görevler bizi beklemektedir. Güç görevlerin gerekleri güçlü örgütlenmeler ile gerçekleşir. TMMOB bu görevlerin üstesinden gelebilecek güçlü bir örgüttür. TMMOB bu ülkenin bir nefes alma-verme alanıdır. Bu ülkenin önemli bir mevzisidir. Bu ülkenin ve bu ülke halkının TMMOB’a ihtiyacı vardır. Bu ihtiyacın gereklerinin yerine getirilebilmesi için de, TMMOB’un odalarına, odaların şubelerine, şubelerin örgütlü üyeye ihtiyacı vardır. İyi ki bu ülkenin TMMOB’u var. İyi ki TMMOB’un sizin gibi kadroları, delegeleri var. İyi ki sizler varsınız.”

Mehmet Soğancı, "Sosyal devletin tasfiye edildiği, insanların açlığa, yoksulluğa ve işsizliğe mahkum edildiği, özgürlüklerin kısıtlanmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye'nin seçeneği ya kırk katır, ya kırk satır değildir" dedi.

70 elektrik mühendisliği

TMMOB GENEL KURULU’NDA ÜLKE GÜNDEMİ DEĞERLENDİRİLDİ

Delegelerin yanı sıra sendika, dernek ve siyasal parti temsilcilerinin de katılım gösterdiği TMMOB 39. Olağan Genel Kurulu’nda yapılan konuşmalarda, yoksulluk, işsizlik, gelir dağılımı adaletsizliği, Danıştay’a yapılan saldırı nedeniyle kamuoyunda yaşanan tartışmalar ele alındı.

TMMOB 39. Olağan Genel Kurulu’nun açılışında Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul, DİSK Genel Başkan Yardımcısı Mahmut Seren, Hak-İş Genel Başkan Yardımcısı Mahmut Arslan, Türk Tabipler Birliği İkinci Başkanı Metin Bakkalcı, CHP Genel Sekreter

Yardımcısı Oğuz Oyan, ÖDP Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu, Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkanı Filiz Koçali, Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel, Demokratik Toplum Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Sakık, HAK-PAR Genel Başkan Yardımcısı Fikret Şahin, Ankara 78’liler Derneği Başkanı Ruşen Sümbülloğlu, Kültür Sanat-Sen Başkanı Kemal Sevgisunar konuştu. TMMOB Genel Kurulu’nda yapılan açılış konuşmalarında, ülke sorunları değerlendirilirken, uyarılar yapıldı. Genel Kurul Salonu’nda “Ulemanın değil, bilim ve tekniğin etkin olduğu bir ülke istiyoruz”, “Bu ülke, bu halk satılık değil” yazılı bez afişler dikkat çekti.

Ülke gündeminin ele alındığı

TMMOB Genel Kurulu’nda,

“Ulemanın değil, bilim ve tekniğin etkin olduğu bir ülke istiyoruz”, “Bu ülke, bu halk satılık değil” yazılı bez afişler dikkat çekti.

elektrik mühendisliği 71

TÜRK-İŞ’ten Sosyal Bunalım Uyarısı

Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç, Danıştay’a yapılan saldırıyı lanetleyerek ve Ecevit’e acil şifalar dileyerek başladığı konuşmasında, küreselleşme olgusunun hem dünyayı hem de ülkemizi rahatsız ettiğini anımsattı. 1980’lerde dünyada 7 bin olan çok uluslu şirket sayısının bugün 50-55 bini bulduğunu, Türkiye’de ise 140 olan çok uluslu şirket sayısının 6 bin 500’e ulaştığını kaydeden Kılıç, yoksullaşma karşısında uluslararası dayanışma ve güç birliğinin şart olduğunu belirtti. Küreselleşmenin ehlileştirilmesi ve insanileştirilmesinden söz eden Kılıç, “Sosyal bunalımların tırmanışını hep birlikte yaşayacağız. Bunun emareleri görülmektedir” dedi. Kıdem tazminatı, zorunlu istihdam gibi konularda işgücü maliyetlerini düşürmeye yönelik tedbirleri kabul etmeyeceklerini açıklayan Kılıç, “Fransa’da birtakım hadiseler yaşanıyor, Türkiye’de yaşanmaz diye hiç kimse düşünmemelidir. Dünyaya kapalı bir Türkiye değil, ama sosyalleşmiş anlayışların mutlaka hayata geçirilmesi gerektiği anlayışındayız” dedi. Kılıç, IMF’nin 4.5 milyar dolarlık ek önlem paketini anımsatarak, bu paketle çalışanların üzerine gelecek yüklere karşı hep birlikte talepleri ortaya koyma çağrısı yaptı. Salih Kılıç, Türkiye’nin enerji bağımlılığının yüzde 72 oranlarına geldiğini, 2010-2020 yıllarında bu oranın yüzde 82 olacağı endişesi taşıdıklarını, bunu tersine çevirmenin çarelerinin aranması gerektiğini söyledi.

KESK: Kırk Katırı Da Kırk Satırı Da Kaldıracağız

KESK Genel Başkanı İsmail Hakkı Tombul, TMMOB ile birlikte yol yürüdüklerini ifade ederken, örgütlü olmanın en temel özelliğinin söyleneni yaşama geçirmek olduğunun altını çizdi. Tombul, küreselleşmeye karşı koyamayız, kapitalizme ulusal sınırlar içinde karşı koyalım ifadesini,

“Yok öyle bir hayat” diyerek eleştirdi. “Biz kırk katırı da, kırk satırı da ortadan kaldıracağız” diyen Tombul, AB ile ilgili hak ve özgürlükler konusunda atılan adımlarda “bölücülük paranoyası” yaratıldığını savundu. Danıştay’a yapılan saldırının kınanması gerektiğini, ancak yine bildik tartışmaların başladığını belirten Tombul, “Kenan Paşa, Marmaris’teki villasından açıklama yapıyor: İkinci Kubilay olayıdır. Tebrik ediyorum Kenan Paşa, yarattınız, başardınız. 12 Eylül ile birlikte yaratmak istediğiniz ırkçı, gerici, şoven bir toplum amacına ulaştınız. Adım adım toplumu sağcılaştırdınız” diye konuştu. İzmir’in ilçesinde Kürtlerin başka bir yere sürüldüğünü söyleyen Tombul, 12 Eylül anlayışı ile hesaplaşılması gerektiğini kaydetti. Seçmenlerin yüzde 45’inin Meclis dışında olduğuna dikkat çeken Tombul, yüzde 10 barajını eleştirerek, “Meclis seçim sistemiyle birlikte temsil özürlüdür” dedi.

DİSK Genel Başkan Yardımcısı Mahmut Seren ise TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı’nın konuşmasını manifesto olarak nitelendirerek, DİSK’in bu konuşmayı kendi manifestosu olarak kabul edebileceğini söyledi.

Hak-İş Genel Başkan Yardımcısı Mahmut Arslan da Soğancı’nın tespitlerine büyük ölçüde katıldığını ifade ederken, 12 Eylül Anayasası’nın yeniden sivil

TMMOB Genel Kurulu’nun açılışında emek örgütleri ve siyasi parti temsilcileri, yoksulluk, işsizlik, özelleştirmeler ve gelir dağılımı eşitsizliğini eleştirdiler. Danıştay’a yapılan saldırının kınanarak, bu saldırının yarattığı kamuoyundaki tartışmalar da değerlendirildi.

bir Anayasa’ya dönüştürülmesinin olmazsa olmaz olduğunu söyledi. Danıştay’a yapılan saldırıyı lanetleyen Arslan, “Topyekün hepimiz, nereden, kimden gelirse gelsin bu tür insan hayatını yok sayan anlayışlara karşı durmalıyız” dedi.

Türk Tabipler Birliği İkinci Başkanı Metin Bakkalcı da, TMMOB’un çalışma raporu kitaplarını göstererek, bu çalışmaların gönüllü olarak yapıldığına dikkat çekti. “Sizdeki bu yürek ve akıl Türkiye’nin umududur. İyi ki sizler varsınız” diye konuştu.

Konjonktürde Kırılmalar Ortaya Çıktı, Yeni İşaretler Var

CHP Genel Sekreter Yardımcısı Oğuz Oyan, özelleştirme, yerelleştirme, serbestleştirmenin dünya çapında yaygınlaştırıldığını, kamu hizmetinin dahi içinin boşlatıldığını belirtirken, çokuluslu şirketlere ve büyük yerel sermayeye değerlendireceği yeni alanlar açan yapısal reformların gündeme getirildiğini söyledi. “Konjonktürde kırılmaların ortaya çıktığı bu dönemde yeni işaretler alınmaya başladı. Yeni konjonktürde yeni korumacılık eğilimleri uç vermeye başladı” diyen Oyan, AB’nin kendi içinde ulus devletlerin erimediğini, enerjinin bunun çok önemli örneklerinden bir tanesini oluşturduğunu söyledi. “Enerjide Türkiye’ye liberalizasyon önerenler, kendileri ülkelerinde yurtseverlik türküleri çalıyor” diyen Oyan, elektrik dağıtımın özelleştirilmemesi gerektiğini, ancak 21 dağıtım bölge ihalesi için yabancı firmalara ortaklık koşulu getirilmesini tam bir teslimiyet politikası olarak nitelendirdi. Enerjide doğalgaz ithalatının BOTAŞ tekelinden çıkarılmasını, Gazprom’un Türkiye piyasasına egemen kılınmasını bir başka örnek olarak sunan Oyan, yargı ve kurumlara yönelik saldırılara karşı medya ve kurumların gerekli tepkiyi zamanında verememesini eleştirirken, “Her gün ortaya komplo teorileri atılıyor. Bırakın bağımsız yargı işini yapsın” diye konuştu.

72 elektrik mühendisliği

Türkiye’de İki Fay Hattı Var

ÖDP Genel Başkanı Hayri Kozanoğlu, TMMOB’un üretim sürecindeki rolünün yanı sıra her zaman emekten yana mücadele içinde olduğunu anımsatırken, TMMOB örgütlülüğünü emek güçlerinin, demokrasi güçlerinin bir kazanımı olarak nitelendirdi. Kozanoğlu, küreselleşmeyi uluslararası sermayenin politik projesi olarak tanımlarken, farklı bir politik proje üretilebileceğinin altını çizdi. Avrupa’da enerji, iletişim şirketleri birbirlerine talip olduğu zaman bile dur bakalım denilip, duvar örüldüğünü anımsatan Kozanoğlu, “Kendilerine ulusal, bize karşı küreselleşmeci. Enternasyonali unutmayacağız. Gerektiği zaman ulusal sınırlar içerisinde dur bakalım demeyi bileceğiz” diye konuştu.

Ekonominin büyüyor denildiği zamanlarda bile işsizliğin azalmadığını, bu ortamda gelecek bir krizin daha da olumsuz etki yaratacağını anlatan Kozanoğlu, Türkiye’de bulunan iki fay hattını şöyle açıkladı:

“Birincisi Türk-Kürt düşmanlığı yaratıp, eşit haklara sahip olduğumuzu unutturmaya çalışan bir anlayış. İkincisi, Müslümanlarla laikleri karşı karşıya getiren bir anlayış. Sorunları çözmenin yolu daha demokratik bir Türkiye’den geçiyor. Demokratik sivil bir Anayasa’dan geçiyor. Bunları değiştirmek yerine Terörle Mücadele Yasası’na başvuruluyor, daha baskıcı bir yola giriliyor. Bu yol çıkmaz bir yoldur. Rant sağlamaya çalışan kızıl elmacılar ortalıkta dolaşıyor. Önce hükümete sormak gerekiyor: Eğer sözünde durabilseydin, herkesin tanık da sanık da olabileceğini gösterseydin, sorun bu hale gelir miydi? Yargının da demokrasinin gereği olduğunu bilebilseydi, demokrasiye sahip çıksaydın, konu buralara gelir miydi? Ana muhalefete de sormak gerekiyor. Gerilim karşısında yanına demokrasi güçlerini alabilseydin, yüzde 10 barajının kaldırılmasını gündeme getirseydin kamuoyu ve emek kesiminin desteğini alırdın.”

Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkanı Filiz Koçali, Güneydoğu’da yaşanan gelişmeleri anlatarak, “Bunlardan çıkardığımız sonuç baskı ortamının bölgeye hakim olduğu ve yaşam haklarının çiğnendiği bir dönem olduğu görülmektedir. Bu ülkede Kürt sorunu herkesin sorunudur” dedi. Danıştay’a yapılan saldırıyı kınayan Koçali, bu saldırıyı yapanları Allah’ın değil, provakatörlerin oğlu olarak nitelendirdi. Hükümeti ve muhalefeti eleştiren Koçali, ülkede gerçek anlamda eksik olan muhalefetin oluşturulması için seçimlerde ortak hareket etme çağrısında bulundu. Koçali, TMMOB’ye dost tavsiyesi olarak genç mühendis ve mimar arkadaşlara kadrolarında daha çok yer verilmesini istedi.

Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel, provakatörlerin, çetelerin yine ortaya çıktığını belirtirken, yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde laiklik ve Kürt sorununun bir kez daha kullanılmaya çalışıldığını söyledi. Tüzel, “Emek, demokrasi ve bağımsızlık güçlerinin temsilcileri olarak bu konularda ortak yaklaşım sergilemek ve gerçekleşecek seçimlerde nasıl bir tutum alacağımızı ve hangi cephede yer alacağımızı paylaşmak, konuşmak gerekiyor” dedi. Hükümeti ve CHP’yi eleştiren Tüzel, “Son günlerde özellikle Türk-Kürt çatışması derinleştirerek toplumsal barış dinamitlenmeye çalışılmaktadır. Çözüm gücü halktadır, halkların öz gücündedir. Emek örgütlenmesi ve TMMOB’la beraber olacağız. Bunu yaparken de en çok gençliğe sahip çıkmalıyız” diye konuştu.

Demokratik Toplum Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sırrı Sakık, üniter yapıyla sorunları olmadığını belirtirken, “Türkiye’de en zayıf halka Kürt sorunudur” dedi. Şemdinli olayları gibi yaşanan olaylarda gereken hesap sorulsaydı bugün Danıştay’a saldırı olamayacağını söyleyen Sakık, amaçlarının özgürlük ve eşitlik mücadelesi olduğunu kaydetti. Sakık, Ana muhalefet partisinin sola değil, sağa açık olduğunu söylediğini belirtirken, şöyle konuştu:

“Demirel’i alternatif olarak sunuyorlar. ‘Kürtlere rahatlık batıyor’ diyen Demirel’e söylüyorum. Bize batan 40 yıllık inkar ve imha politikasıdır, bizim gözümüze batan sizin döneminizde asılan Deniz’dir, Hüseyin’dir, Yusuf ‘tur. Silah ve şiddetin çözüm olmadığına inanıyoruz. Empati yapılmasını istiyoruz. Şemdinli’de ki olayda Parlemento’dan ses çıkmamıştır. Hukuk adına ciddi kayıplar tavizler söz konusudur. Bunlar bizi çok üzmüştür.”

Türkiye 78’liler Yönetim Kurulu ve Ankara 78’liler Derneği adına konuşan Başkan Ruşen Sümbülloğlu da, darbe düzeninin bütün kurumlarının ülke gündemine bir heyhula gibi çöktüğünü ifade ederek, Darbe Karşıtı Platform oluşturulmasını önerdi.

Kültür Sanat Sen Başkanı Kemal Sevgisunar ise, kütüphanelerin yerel yönetimlere devredilerek, 7’den 70’e ücretsiz hizmet sunan bu kurumların siyasal, sosyal ve insanlık adına birikimleri tartışmalı ellerde talan edilmesinin emek güçlerinin gündeminde yer almasını istedi.

elektrik mühendisliği 73

TMMOB’DA YENİ YÖNETİM BELİRLENDİ

TMMOB’ye bağlı 22 Oda’nın 1516 delege ile temsil edildiği TMMOB 39. Olağan Genel Kurulu’nda 970 delege oy kullandı ve 2 oy geçersiz sayıldı. Yapılan seçimlerle yeni TMMOB Yönetim Kurulu, Yüksek Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeleri belli oldu. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı, seçilen yeni Yönetim Kurulu’nun ilk toplantısında yeniden başkanlığa getirildi.

Seçim sonuçlarına göre Odamız TMMOB Yönetim Kurulu’nda, EMO 40. Olağan Genel Kurulu’nda aday gösterilen Hüseyin Yeşil tarafından temsil edilecek. Yeşil, TMMOB İkinci Başkanlığı görevini üstlendi. Odamız Üyesi Sırdaş Karaboğa

da, TMMOB Yüksek Onur Kurulu’na, yine Odamız Üyesi Mustafa Özdemir TMMOB Denetleme Kurulu’na seçildi.

Biyomedikal mühendislerinin Elektrik Mühendisleri Odası çatısı altında örgütlenmelerine yönelik TMMOB 38. Dönem Yönetim Kurulu’nun aldığı karar TMMOB 39. Olağan Genel Kurulu’nda kabul edildi. Böylece biyomedikal mühendislerinin Elektrik Mühendisleri Odası bünyesinde örgütlenmelerine yönelik karar alma süreci tamamlanmış oldu.

TMMOB’un 39. Dönem Yönetim Kurulu, 10 Haziran 2006 tarihinde yaptığı ilk toplantıda görev dağılımını yaptı.

TMMOB YÖNETİM KURULU

Mehmet Soğancı – Başkan - Makina Müh. Odası Hüseyin Yeşil – İkinci Başkan - Elektrik Müh. Odası Selçuk Uluata – Sayman - İnşaat Müh. Odası Nail Güler – Yürütme Kurulu Üyesi - Harita ve Kadastro Müh. Odası Alaeddin Aras – Yürütme Kurulu Üyesi - Kimya Müh. Odası İlker Ertem – Yürütme Kurulu Üyesi - Maden Müh. Odası M. Sabri Orcan – Yürütme Kurulu Üyesi - Mimarlar Odası Halil Gezer – Yönetim Kurulu Üyesi - Çevre Müh. Odası Ekrem Poyraz – Yönetim Kurulu Üyesi - Fizik Müh. Odası Tuncay Şenyurt – Yönetim Kurulu Üyesi - Gemi Müh. Odası Hakan Günay – Yönetim Kurulu Üyesi - Gemi Makinaları İşletme Müh. Odası Berrin Şenöz – Yönetim Kurulu Üyesi - Gıda Müh. Odası B. Burak Kaptan – Yönetim Kurulu Üyesi - İç Mimarlar Odası Ferhat Özçep – Yönetim Kurulu Üyesi - Jeofizik Müh. Odası İbrahim Vardal – Yönetim Kurulu Üyesi - Jeoloji Müh. Odası Cemalettin Küçük – Yönetim Kurulu Üyesi - Metalurji Müh. Odası İsmail Küçük – Yönetim Kurulu Üyesi - Meteoroloji Müh. Odası Ali Rıza Tanrıverdi – Yönetim Kurulu Üyesi - Petrol Müh. Odası Müfit Hatat – Yönetim Kurulu Üyesi - Peyzaj Mimarları Odası Fikret Zorlu – Yönetim Kurulu Üyesi - Şehir Plancıları Odası Ahmet H. Dinçer – Yönetim Kurulu Üyesi - Tekstil Müh. Odası B. Remzi Suiçmez – Yönetim Kurulu Üyesi - Ziraat Müh. Odası

TMMOB YÜKSEK ONUR KURULU

Sırdaş Karaboğa - Elektrik Müh. Odası Yavuz Bayülgen - Makine Müh. Odası Mahmut Kiper - Metalurji Müh. Odası Ü. Nevzat Uğurel - Şehir Plancıları Odası Şevket Akdemir - Ziraat Müh. Odası

TMMOB DENETLEME KURULU

Mustafa Özdemir - Elektrik Müh. Odası Köksal Şahin - İnşaat Müh. Odası Nadir Avşaroğlu - Maden Müh. Odası A. Kirami Kılınç - Makine Müh. Odası Zeki Mutlu - Ziraat Müh. Odası

74 elektrik mühendisliği

TMMOB 39. OLAĞAN GENEL KURUL SONUÇ BİLDİRGESİ (25-28 Mayıs 2006 ANKARA)

Halkımıza;

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin 39.Genel Kurulu küresel sermaye ile işbirlikçilerinin Dünya’da ve Türkiye’de baskı, zulüm ve sömürülerini arttırdıkları günlerde yapıldı. Emperyalizm, çok uluslu şirketlerin dar çıkarlarını gözeten neoliberal ekonomik ve sosyal politikalar devreye sokarken, halklar bu sürecin sancıları ile acı çekiyor. Sermaye hegemonyasını tek bir süper gücün gölgesinde sürdürmekte iken, çevre ülkeler bu süreçten daha fazla etkileniyor.

1980’li yıllardan bu yana tüm dünya düzeni çok hızlı bir biçimde küreselleşme adı altında yeniden yapılandırılıyor. Burada hedeflenen, her türlü kısıtlılıktan uzak tek bir pazar ve insanlığın bu pazara boyun eğmesidir. Apolitikleşmiş kitlelerden oluşan, iç hukuku ile zaman zaman uluslararası sermayeye ayak bağı olan ulus devletin de giderek sönümlendiği bir dünya yaratmak bu hedefin içindedir.

Genel ifade ile G8’ler diye tanımlayacağımız ülkeler ve yine bu ülkeler kökenli çok uluslu şirketler, stratejik hedeflerine ulaşabilmek için sosyolojik, siyasal ve ekonomik araçlar/yapılanmalar oluşturdular. Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası ve IMF bunların ekonomik ayağıdır. Bu kurum ve kuruluşlar aracılığıyla, özellikle üçüncü dünya ülkelerine eski teknolojilerini aktarıp onların teknolojik ilerlemelerini engellemiş, ithal ikameci sanayileşmeye zorlamış, yardım ve hibe programları ile dışa bağımlılıklarını pekiştirmiş ve aşırı borç yükü altında teslimiyetçi politikalar izlemelerini sağlamayı başarmışlardır.

Piyasa ekonomisi söylemi ve kendi kendini düzenleyen pazar efsanesine dayalı söz konusu politikalar talebin sürekli daralması ve daralmanın süreklilik kazanmasıyla sonuçlanıyor. Sermaye toplu değersizleşme riskini ortadan kaldırmak için kısa vadede de yüksek kar vaat eden alanlara ve spekülatif faaliyetlere yöneliyor. Gelinen noktada sermaye, pazarın sürekli daraldığı koşullarda, hazır bir pazar olan kamu işletmelerine el koyuyor veya geleneksel olarak kamu tarafından sağlanan hizmetlerde bir değerlenme alanı buluyor. Sözü edilen daralma, küresel bir finansal kriz ve ülkemizde zaten kırılgan bir durum arz eden ekonominin olumsuz etkilenmesi işaretlerini taşımaktadır. Uygulanan bu politikalar pazarın daralmasının önüne geçememekte, spekülatif sermaye dolaşımı dünyada iktisadi ve siyasi çalkantılara neden olmaktadır. Ve bütün bu yaşananlar yeni bir dünya krizi tespitlerine neden olmakta ve ülkemiz de bundan bire bir etkilenmektedir.

Bu ve buna benzer tespitler yapılırken, egemen iktisat dili “etkin piyasalar, hantal devlet, verimsiz KİT’ler ve özelleştirmenin meziyetleri” söylemi ile IMF’nin ekonomi politikalarını ve sosyal hakların budanmasını - geriye götürülmesini; uyum adına yetenek, beceri olarak lanse ediyor. Gelinen noktada Yeni Dünya Düzeni çerçevesinde küreselleşme “mutlaklık, seçeneksizlik-kaçınılmazlık” söylemleri ile besleniyor. Artık düzenleme ve denetim işi bile tek başına devlete bırakılmıyor. Bağımsız olduğu iddia

edilen kurullara terk ediliyor. Ekonomiden el/etek çektirilen devletin diğer alanlardaki durumu ne? Örneğin “hukuk devleti” hala ayakta mı?

DB, IMF ve AB direktifleri doğrultusunda yasalar değiştiriliyor, anayasa değiştirilerek devletçilik yerine özelleştirme-serbestleştirme getiriliyor, sözün özü Anayasa by-pass ediliyor. Diğer yandan Danıştay’a baskı uygulanarak hukuk devletinin içi boşaltılıyor. Daha da ötesi iktidarın baskısı -Danıştay üyelerine silahlı saldırıda olduğu gibi - hukuka yönelik şiddeti tetikliyor. Burada bir kez daha belirtelim ki; bizler her türlü şiddeti nefretle kınıyoruz.

Öte yandan ufukta beliren küresel finansal krize doğru yelken açmış bir ülkede büyüklere büyüme masalları anlatılıyor. Yatırım ve üretimin olmadığı, katma değeri düşük imalata/üretime, ucuz iş gücü, esnek üretim politikalarına, doğal kaynakların kuralsız tüketimine dayalı ve kamu varlıklarının satışından nemalanan bir büyüme...

Gerçekler ise bambaşkadır;

Dünyanın en borçlu ülkelerinden biriyiz.

İnsani gelişmişlik endeksi açısından gerilerde kalmışken yaşam standardı her geçen gün daha da düşmektedir.

Türkiye, yapısal önlemler sonucu sosyal güvenlik haklarından yararlanamayan insanlar ülkesidir. On beş milyon civarında vatandaşımız sosyal güvenlik hakkından yararlanamamaktadır. Buna karşılık bu haklardan yararlananlar ise kaliteli hizmet alamamaktadır.

elektrik mühendisliği 75

Sağlık ve eğitim hakkı başta olmak üzere bir çok kamu hizmeti giderek satın alınan; yalnızca varsılların ulaşabildiği, yoksulların ise erişemediği hizmetler haline gelmiştir.

Emekçiler üzerindeki vergi yükü ve özel olarak dolaylı vergi yükü çok yüksek orandadır.

İstihdam verileri büyük olumsuzluklar taşımaktadır. İşsizlik oranları giderek yükselmekte, ekonomik büyümeye koşut istihdam alanları açılamamaktadır. Genç işsizliğinin tırmandığı ülkede, nüfusun yarısını oluşturan kadınlar, zaten sınırlı ölçüde katıldıkları istihdam alanından çekilerek evlerine kapatılmaktadır.

Gerçekleştirilen özelleştirmeler sonucu birçok kamu kuruluşu yerli ve yabancı sermayeye bağışlanırcasına terk edilmektedir. Bu gün gerek siyasi karar vericiler tarafından gerek egemen iktisat dillerince, gerekse uydu medya tarafından “büyüme, düşük enflasyon, başarılı reform vb.” masalsı söylemler, iş ve finans dünyasının göz boyama eylemlerinden öte bir şey ifade etmemektedir. Bizler bu rehin alınmışlığı ve vaat edilen refahın nasıl bir yanılsama içerdiğini beş yıl önce de çok somut bir biçimde yaşamadık mı?

İçinde bulunduğumuz coğrafya savaşın en sıcak yaşandığı coğrafyadır. Enerji kaynaklarını ve enerji yollarını kontrolü altına almak amacıyla Irak’ı işgal eden ABD bunu yeterli görmemektedir. Başta İran olmak üzere bölgeyi yeniden biçimlendirmek için gözünü Ortadoğu’ya dikmiştir. Ve görünen o ki; ABD Ortadoğu’da kalıcıdır.

Bu durumda yapılması gereken, 1 Mart’ta “savaşa hayır” diyen yüz binler ile yeniden ve yeniden savaşa karşı duruşu örgütlemek, sokaklarda, meydanlarda mücadeleyi yükseltmektir. İşte bu nedenle TMMOB Mayıs 2006’da Atina meydanlarından tüm dünyaya bir kez daha “savaşa hayır” diye haykırmıştır. Savaşa hayır demekten öte, ABD’nin,

savaşa lojistik destek olan üsleriyle, limanlarıyla kısacası ülkemizi derhal terk etmesi için mücadele vermekteyiz.

Genel Kurulumuz, emperyalist yayılmacılığın bir parçası olan İran’a yönelik müdahaleye şiddetle karşı çıkmakta, ülkemizin Dünya’da ve Ortadoğu’da saldırganlığın karşısında/dışında kalması için verilecek mücadelenin bir parçası olacağını belirtmektedir.

Ve elbette ki tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kirli savaşa hayır demekteyiz. Ülkemizin en temel sorunlarından olan Kürt sorununun, demokrasinin Türkiye’de tüm kurum ve kurullarıyla köklü bir şekilde yerleşmesinin önünde engel olduğu, bu sorunun demokratik yollarla çözülmeyişinden ötürü sürdürülmekte olan savaş ülke kaynaklarını tüketmekte olduğu gibi, ülkenin gelecekteki ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel gelişimini de ipotek altına almaktadır. Kürt sorunu tarihsel, siyasal ve sosyal boyutları olan bir sorundur.

Barış, ancak demokrasi, özgürlük ve insan haklarının olduğu bir ortamda yaşama geçirilebilir. Sorun demokrasi ve özgürlük taleplerine uygun demokratik, adil, eşitlik temelinde barışçıl yöntemlerle çözülmelidir.

Ancak bu gün yaşananlara baktığımızda bu çözümden ne kadar uzakta olduğumuzu görüyoruz. Şemdinli’de ve sonrasında yaşananlar, ne yazık ki TMMOB’nin söylemlerinden ve çözüm önerilerinden ne kadar uzakta olunduğunu bir kez daha göstermiştir.

Yine günümüzde sıkça yaşanan faşist güruhların, şeriatçı-gerici yapılanmaların, azgın şiddet eylemcilerinin afiş asmak, nü resim yapmak gibi en doğal eylemlere bile tahammülsüzlükleri ve linç girişimleri bizlere geçmişte uygulanan oyunları hatırlatmaktadır. Özellikle güvenlik güçlerinin olaylara müdahale etmekte zayıf kalmaları, izleyici pozisyonda olmaları, bizlere Sivas katliamını bir kez daha anımsatmaktadır. Fakat

bu toplum, bizler, biz mühendisler, mimarlar, şehir plancıları aynı oyunun bir daha oynanmasına asla izin vermeyeceğiz.

Ve yine bilinmelidir ki Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği;

Ülkemizin tüm varlıkları özel sermaye istismarından kurtarılarak, toplumsal gönencimizin arttırılmasına yönelik ulusal, bölgesel ve kentsel düzeyde planlı ve kamusal bir ekonomi politikası esas alınarak, kamusal kaynaklara dayalı ve istihdamı arttırıcı sanayileşme ve kalkınma hedefine yönelik, özelleştirmelerin durdurulması, özelleştirilen halka ait varlıkların kamulaştırılması ve kamu kuruluşlarının yeniden güçlendirilmesi için, Son yıllarda özellikle dış bağımlılığın arttığı enerji sektöründe, nükleer enerji santralleri ve benzer maceralardan vazgeçilmesi ve ulusal kaynaklara dayalı, planlı bir politika izlenmesi için, Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ile neredeyse bütün geleneksel kamu hizmeti alanlarının piyasalaştırılarak yabancı sermayenin istilasına açılmasına karşı çıkmak için, Eğitimde öğrencileri müşteri olarak gören zihniyetin egemen olmasını sağlamaya yönelik girişimlere ve eğitim hizmetlerini bütünüyle bir pazar haline getirme çalışmalarına karşı durmak için, Bütün çalışanlara grevli, toplu sözleşmeli sendikalaşma hakkının tanınması için, Tutuklu ve hükümlülerin tecritine dayalı hücre (F) tipi cezaevi uygulamalarına son verilmesi, cezaevlerinde insani yaşam koşullarının hakim kılınması için, Başta düşünce ve örgütlenme özgürlüğü olmak üzere tüm demokratik hak ve özgürlüklerin, sözün özü demokrasinin önündeki engellerin kaldırılması için, Ülkemizin doğasının korunması, sanayileşmenin çevreyi ve doğayı

76 elektrik mühendisliği

tahrip etmeden gerçekleştirilmesi için, Kentsel mekanın, toplumsal yarar ve kullanım değeri ilkesi etrafında üretilmesi-paylaşılması ve doğalkültürel varlıkların koruma-kullanma dengesi içerisinde yaşatılması için, Kadına yönelik şiddeti ve toplumsal hayatın her noktasında cinsiyet ayrımcılığını önlemek için ve tüm emekçi kadınların mücadelelerinin yanında olmak, birlikte mücadele etmek için, Tarım arazilerinin yok olmasına, kirlenmesine, genetik tohum ve gıdaların ülkemize sokulmasına, çiftçimizi üretimden, tarlasından koparan işsiz, yoksul bırakan politikalara karşı durmak için, Su ve suya bağlı hizmetlerde çevre ve insan esas alınarak, suyun mülkiyeti ve hizmetlerinin kamuda kalmasının sağlanması için, AB müzakere sürecinin ülke

çıkarları, çalışanlar, demokratik hak ve özgürlükler yönünden bir mücadele süreci olarak değerlendirilmesi için, Kıyı ve orman yağmasına karşı çıkmak için, “Madenlerimizin gerçek sahipleri halkımızdır” şiarını her zaman her alanda daha güçlü haykırmak için, Hasankeyf’te uzun bir tarihi süreci yansıtan bir birikimin dağıtılmasına, Bergama’da, Eşme’de, Belek’te sermayenin halkın karşı çıkışına rağmen hukuk dışı yönelimlerine, Fırtına Vadisi’nde, Munzur’da, Sinop’ta, Aloinoi’de doğanın tahribine zemin hazırlayanlara, deprem ve taşkınları kader olarak kabul edip, hızlandırılmış tren kazalarına neden olanlara “dur” demek için, “Geleceğe uzak olan üzüntüye yakındır” lafzından yola çıkarak “gençlik geleceğimizdir” şiarını her zaman her alanda daha güçlü haykırmak ve yaşama geçirmek için,

Üreterek büyüyen ve paylaşarak gelişen bir ülkede insanca ve barış içinde yaşamak için, Birlikte karar alma, birlikte üretme, birlikte yönetme ilkesini yaşama geçirmek için,

Önümüzdeki dönemde de, Odaları ve üyeleriyle birlikte çalışma, uygulama ilkesiyle ülkemizdeki ve dünyadaki emek güçleriyle dayanışma içinde, bağımsızlıkçı, eşitlik ve özgürlükçü bir Türkiye ve Dünya için çalışmalarını sürdürecektir.

Kapitalizmin ve emperyalizmin askeri, ekonomik, politik ve kültürel tüm örgütlerinden bağımsız, “Bir Başka Dünya, Bir Başka Türkiye Mümkün”dür.

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ.

YAŞASIN TMMOB

ÖRGÜTLÜLÜĞÜ.

<

elektrik mühendisliği 77