Elektrik Mühendisliği · Sayı 312 · Ekim 1984
1984 TÜRKİYE'SİNDE ELEKTRONİK SANAYİNİN GÖRÜNÜNMÜ
Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1984
- Sayfa
- 4
- Okuma süresi
- 12 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma
İlgili: Elektronik ve yarı iletkenler, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
Anahtar kelimeler
- elektronik sanayi
- yerli üretim
- montajcılık
- Aselsan
- Teletaş
- dışalım
Özet
Yazar, Türkiye'de elektronik sanayinin 1950'lerden 1984'e gelişimini, iletişim, dayanıklı tüketim, endüstriyel elektronik, bilgisayar ve devre bileşenleri dallarında sınıflandırarak inceliyor; dışalımcı, küçük, montajcı ve devlet/vakıf kuruluşları arasındaki etkileşimi ve gümrük politikalarının sektöre etkisini tartışıyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
1984 TÜRKİY E'SİNDE ELEKTRONİK SANAY İNİN GÖRÜNÜMÜ
Doç. Dr. Y urdakul CEY HUN G A M A Elektronik Sanayi ve Ticaret A. Ş.
ÖZET Bu yazıda elektronik sanayinin Türkiye'ye girişi ve varmış olduğu aşama kısaca özetlendikten sonra, kar şılaşılan zorluklar üzerinde durularak, sağlıklı bir bü yüme için ne gibi bir korumacılığın gerektiği tartışıl mıştır.
1. ELEKTRONİĞİN TÜRKİY E'DEKİ GELİŞMESİ Elektroniğin Türkiye'ye girişi, ilk PTT'ciler, onların anıları, savaş yılları, Cumhuriyetin gençlik yılları, o dönemlerle ilgili çeşitli belgeler vb. kuşkusuz hepimi zin bilmesi, öğrenmesi gerekli pek çok olayla dolu dur. Belki de E M O , o dönemleri kapsayan özel bir sa yı bile çıkarmalıdır. Ancak, tartışmamızın sınırlarını daraltmak için, 1 950 'li yıllardan sonrasına bakarak söze başlayalım. Batıda elektroniğin gelişmesi ile birlikte, bu yeni ürünlerin yavaş yavaş ülkemize de girdiğini görmekte yiz. Kimileyin bu yavaş geliş, 3 0 4 0 yıllık bir gecik meye dönüşüyordu. Geliş yöntemi de çeşitliydi, ö n celeri, temsilcilik alan çeşitli ticarethaneler kanalıyla gelen bu ürünlerin bir bölümü yerli montaja ya da üre time dönüştü. Bunun başlıca nedeni konulan gümrük duvarlarını daha kolay aşabilmekti, önce radyo, sonra TV ve günümüzde video, müzik seti gibi dayanıklı tü ketim mallarının montajının yapıldığını görüyoruz. Salt dışalıma göre böylesi bir yerli üretimin kuşkusuz ülkemize pek çok yararı olmuştur. Az da olsa bir t a kım mühendislere üretim deneyimi kazandırmak, pek çok teknisyen ve işçinin yetişmesine neden olmak, bir yan sanayi geliştirmek ve de belli oranda bir döviz tasarrufu sağlamak gibi. Ancak bunca yılın deneyi minden sonra Türkiye özgün tasarıma dayalı, aldığı li sanslardan bağımsız, ucuz ve kaliteli üretimi gerçek leştirebilmiş midir? Dışalımdan doğan döviz Usarrufu ayrı bir olay, önemli olan bu sanayinin dış pazarlara
açılıp ülkeye ne oranda döviz kazandırdığıdır. Bu olgu gerçekleşebilmiş midir?
Özel sektörün bu çabalarının yanı sıra son yıllarda, devletin ve vakıfların da elektronik sanayine yatırım yaptığını görüyoruz. İlk bakışta, daha büyük boyut larda ve daha sağlam bir takım yatırımlar Bir ara umutlanır gibi oluyoruz, " Türkiye'de elektronik sana yi sağlam temellere oturmakta mı?" gibi.
1983 yılı sonuna gelindiğinde yepyeni bir bakış açısı ile dışalıma değişik uygulamalar getiriliyor ve 1984 Türkiye'sinde, özel sektör olarak, ister istemez şu so ruyu kendi kendimize soruyoruz " yatırım yapıp, üre timimizi arttıralım ve pek çok kişiye yeni iş alanları mı açalım, yoksa çalışanlarımızı işten çıkaralım, üre timimizi durduralım ve dışalım mı yapalım? Hangisin den daha çok para kazanırız?"
Aşağıda bu duruma nasıl gelindiğini doğru ve çıkar yolun ne olması gerektiğini tartışacağız. Sorunları or taya koymadan önce elektronik sektörünün yapısını, ve Türkiye'de bu sektörde etkinlik gösteren kuruluşla rın niteliklerini inceleyelim.
2. ELEKTRONİK SEKTÖRÜNÜN Y APISI
Çok eski yıllarda atölye, laboratuvar düzeyinde başla yan elektronik konusundaki çalışmalar, ancak 1 972' lerde kurulan TV alıcı fabrikaları ile bir sanayi görünü mü alarak Türkiye'de bir elektronik sektörü oluştura bilmiştir. DPT'ye göre bu sektör aşağıda özetleneceği gibi beş dala ayrılmaktadır. *
2. 1 . İletişim Aygıtları
Telefon, teleks, telem, telsiz, radyo link, radyo/TV vericileri vb. tür aygıtları içeren bu dal 1890'larda telgrafın Türkiye'ye girmesi ile ortaya çıkmıştır. Tel siz alıcı vericileri ancak 1 955'lerde Türkiye'ye girebil miş, 1 9 6 0 'lardan sonra ise daha hızlı bir gelişme gös termiştir.
22. Dayanıklı Tüket im Aygıtları
Radyo, pikap, teyp, kaset, yükselteç, interkom, TV alıcıları, video kaydediciler, elektronik hesap makina ları, saatler, anten, anten yükselteci, TV oyunları vb. tür aygıtları içeren bu dal Türkiye'ye 1 9 6 0 yıllarında radyo montajcılığı olarak girmiştir. Bu dalda başlan gıçta % 20 dolayında bir döviz tasarrufu sağlanmıştır. Daha sonraları siyah/beyaz TV montajcılığı gelişerek 4. beş yıllık plan döneminin sonunda 5 . 0 0 0 . 0 0 0 dola yında yerli üretimi gerçekleştirip yaklaşık % 75 döviz tasarrufu sağlamıştır. 1 9 8 3 yılında ise renkli T V , vi deo ve müzik seti montajı başlamıştır. Ancak 40 dola yında kuruluşun üretim yaptığı bu alanda dışalım ka pıları aralandıktan sonra geleceğin ne gibi bir görünüm
ELEKTRİK MüHENDİSLlĞl 312
alacağını kestirmek oldukça zorlaşmış bulunmaktadır.
2.3. Endüstriyel Elektronik
Süreç denetim aygıtları, güç ve enerji denetim elektro niği, sayısal denetim aygıtları, izleme ve uyarı düze nekleri, sezgi bileşenleri, tıbbi elektronik aygıtlar, ses düzenekleri, ölçü aygıtları vb.nı içeren endüstriyel elektronik, gelişmiş ülkelerde büyük boyutlara varan bir sanayi kolu olmasına karşın, ülkemizce henüz emekleme aşamasına bile gelememiştir. DPT verileri ne göre, elektronik sektöründeki en büyük açık en düstriyel elektronikte bulunmaktadır. Ne var ki, bu konunun büyük çapta seri üretime yatkın olmaması, başka özel sektör olmak üzere pek çok yatırımcıyı bu konudan caydırmaktadır. 60'in üzerinde kuruluşun üretim yaptığı bu alanda, gereksinimin çok büyük bir bölümü dışalım yolu ile sağlanmaktadır.
2.4. Bilgisayar
Batıda, 1937 yılında elektromekanik röleler kullana rak, 1946'da ise elektron tüpleri ile ilk örneklerini gördüğümüz bilgisayar, ticari olarak ilk kez 1950'lerde piyasaya çıkmıştır. Ülkemizde ise ilk bilgisayar kulla nımı 1960 yılında Karayolları Genel Müdürlüğünde (IBM 650) başlamıştır. Günümüzde 1000 dolayında bilgisayarın ülkemize girdiği söylenmektedir. Son yıl larda mikro işlemci teknolojisindeki gelişmelerin bir sonucu TV ekranını monitör olarak kullanan kişisel bilgisayarlar çığ gibi çoğalarak dünya piyasasırfı sar m iş bulunmaktadır. Bunun doğal bir sonucu, bu tür bilgisayarların çeşitli türlerini ülkemizde de görmekte yiz. Bir zeytinyağı üreticisinin bile bilgisayar temsilci si olduğu günümüz Türkiye'since sağlıklı bir pazar çö zümlemesi yapmak pek olası değil. Bugün için 2000 dolayında kişisel bilgisayarın kullanımda bulunduğu söylenmekte. Bu alanda birkaç firma ise üretim çaba sında bulunmaktadır. Ancak Türkiye genelindeki ge reksinim, üretim ile karşılaştırıldığında pek de iç açıcı bir görüntü ile karşılaşmayız.
2.5. Devre Bileşenleri
Ülkemizde, radyo montajcılığı ile birlikte, 1958 yılla rında devre bileşenlerinin üretimi de başlamış oldu. Etkin,' edilgin ve elektromekanik bileşenler diye üç ana kümede toplayabileceğimiz devre bileşenlerinin üretimi ancak 1972 yılından sonra bir anlam kazan mıştır. Günümüzde 30'un üzerinde kuruluş bu konuda etkinlik göstermektedir.
3. ELEKTRONİK SANAYİNDE ETKİNLİK GÖSTEREN KURULUŞLARIN YAPISAL SINIFLANDIRMASI
Yukarıda, üretim konularına göre ülkemizdeki elekt
ronik sektörünün bir sınıflandırmasını yaptık. Ancak, ülkemizdeki elektronik sanayinin sorunları dile getir mek ve daha sağlıklı bir sonuca varabilmek için böyle sine bir sınıflandırma yeterli olmayacaktır. Aşağıda, ülkemizdeki elektronik firmalarını üretim alanlarına göre değil de, yapılarına göre sınıflandırarak araların daki etkileşimi vurgulamaya çalışacağız.
3.1. Dışalım Yapan Kuruluşlar
Başlangıcından bugüne değin, pek çok kuruluş salt dışalıma dayalı olarak bu sektörde etkinliklerini sür dürmektedir. Sürekli döviz dışsatımına neden oldukla rı için, istihdam sorununa bir çözüm getirmedikleri için, ülkeye herhangi bir teknoloji aktarmadıkları için, kısa dönemlerde ülke ekonomisine katkıda bulunsalar hile, dolar basan makinalar geliştirmediğimiz sürece, bu tür etkinliklerin sonu nereye varır bilemeyiz.
3.2. Küçük Kuruluşlar
Sanayide elektroniği yıllarca geriden izlememize kar şın, pek çok konuda üniversitelerimiz, gelişmeleri anında izlemeyi başarabilmiştir. Bunun doğal sonucu, bir takım genç meslektaşlarımız küçük şirketler kura rak bilgilerini somutlaştırma çabasına girmiştir. Az ilerde ayrıntıları ile üzerinde duracağımız gibi, eğer devlet üzerine düşeni yapsa idi, sağlıklı bir büyüme için en doğal olanı da bu idi. Ancak olaylar sanıldığı gibi gelişmedi. Bilgili, deneyimli, özverili pek çok kü çük kuruluş bir apartman katı sanayi olmaktan ileri gidemedi.
3.3. Montajcı Kuruluşlar
Başka alanlarda büyük para birikimlerinin yanı sıra, TV gibi halk için çekici ürünlerin gümrük duvarlarını zorlaması, doğal olarak lisans alıp bu tür ürünlerin montajının başlamasına neden oldu. Amaç kesinlikle bir elektronik sanayi oluşturmak değil, yalnızca hal kın gereksinimi olan bir takım tüketim mallarına, gümrük duvarlarını aştırıp halka sunarak para kazan mak idi. Birinci bölümde de değindiğimiz gibi, so nunda başarılı da olundu ve de etkinliklerinden yarar da sağlandı.
3.4. Devlet/Vakıf Kuruluşları
Yukarıda sıraladığımız özel sektörün çeşitli girişimle rinin yanı sıra devletin (ki Aselsan ve Havelsan gibi kuruluşları da birer devlet kuruluşu gibi düşüneceğiz) çok ilginç bir tutum içinde olduğunu görüyoruz. Dev let, elektronik sanayine yol göstermek, yardımcı ol mak amacıyla bir takım büyük adımlar atıyor. Şöyle ki;
Aselsan kuruluyor ve Silahlı Kuvvetlerin telsiz ge reksinimini üstleniyor,
Havelsan kuruluyor başta radar olmak üzere mikro dalga gereksinimini üstleniyor,
Testaş kuruluyor direnç/sığaç vb. bileşen gereksi nimini üstleniyor.
Teletaş kuruluyor telefon/santral vb. iletişim gerek sinimini üstleniyor.
İşte 1984 Türkiye'sindeki Elektronik Sanayinin yapı sal görünümünü kısaca böyle özetleyebiliriz. Beş deği şik dala ayrılan bu sektörde, dört değişik yapıdaki kuruluşların birbirlerini etkilemesi ve bu etkileşimde Devletin tutumu, elektronik sanayinin açmazlarını, darboğazlarını ortaya koyacaktır.
4. DEĞİŞİK YAPIDAKİ KURULUŞLARIN ETKİLEŞİMİ
Türkiye'nin gereksinimlerini karşılamak amacı ile en köklü yatırımlar Aselsan örneğinde olduğu gibi vakıf larca ya da Teletaş örneğindeki gibi devletçe yapıl mıştır. Bunlar rakip tanımayan tekelci yatırımlardır. Tekelciliği gözü kapalı yeremeyiz. Tekelcilik ne za man yanlıştır? Eğer yeterli bir geri beslemeli denetim den yoksun isek tekelciliğin zararını görürüz. Ülkemiz de süre gelmekte olan devlet yapısını incelediğimizde tekelleşmelerin olumlu sonuç vermediği gözükecektir. Rakibi ve gerçekçi bir özdenetimi olmayan, sözgelimi Aselsan gibi bir kuruluşun, ne denli bir ekonomik ya pıda olduğu çok tartışma götürür sanırız. Sonuçta, ekonomikliği tartışma götüren birtakım devlet/vakıf kuruluşlarının elektronik sektöründeki en büyük pa zarları kapattığını görüyoruz. Eğer devletçi isek, dev letçiliğin kurallarını uygulayalım. Yok eğer devletçi değil isek, askeri telsizleri Aselsan yapacak, taksimet reyi Testaş yapacak diye böylesine büyük pazarları bir takım kuruluşların tekeline bırakamayız. Buradan gö rüyoruz ki Devlet/Vakıf kuruluşları diye sınıflandırdı ğımız kuruluşlar özelde olumlu gibi gözükseler bile, genelde elektronik sektörünü ne yönde etkileyecekleri tartışmaya açık bir konudur.
Dışalım yapan kuruluşlara gelince. Eğer ülkede an lamlı bir koruma varsa, bu kuruluşlar en sağlıklı bir pazar araştırması aracıdır. Dışarıda yeni bir ürün geliş tiriliyor, bunu dışalım ile getirtirsiniz, baktınız pazarı var yerli üretime geçersiniz. Ancak gümrük duvarları nı açıp dışalımı serbest bırakırsanız, yukarıda da söy lediğimiz gibi üretici "Üretime devam mı, tamam mı?" sorusunu sorar.
Montajcı kuruluşlara gelince halkın alım gücünün gi derek düştüğü, geçim sıkıntısının, konut sorununun büyük boyutlara ulaştığı bir ülkede, dayanıklı tüketim mallarının pazarı ne olabilir? Halkın büyük bir kesimi için tek eğlence aracı TV olmak zorundadır. TRT ya yınları da doyurucu değil ise TVnin yanına bir de vi
deo eklenecek, video kulüpleri kentleri balık ağı gibi saracaktır. Varını yoğunu satıp renkli TV ile videosu nu alan bir aile artık eğlence sorununu çözmüştür. 500 TL. ye kaset kiralayıp tüm konu komşu Türkan Şoray ile Cihan Ünal'ı izleyebilir. Bunun ötesinde hal kın, kaliteli bir müzik seti alıp o setin gerektirdiği dü zeyde müzik dinleyerek kültürünü artıracağını ya da bir video çekicisi alarak amatör sinemacılığı deneye ceğini ya da bir mini bilgisayar alıp zekâ oyunları ya ratacağını vb. düşlemek gerçekçilikle bağdaşmaz. Bu radan da şunu görüyoruz; dayanıklı tüketim malları nın TV ağırlıklı bir pazarı vardır ve bu pazarın elektro nik sektörü üzerindeki etkisi de bellidir. Türkiye elek tronik sanayinin geleceği bu kuruluşlara bırakılmama lıdır.
Geriye bir tek küçük kuruluşlar kalmakta. Ellerinde büyük sermaye olmadığı için montaj işine girememiş ler, tekelleşmelerden dolayı devletin en çekici pazar ları kendilerine kapatılmış, dışalıma kuruluşlar ise her an ürettikleri malları daha ucuza getirebilecek du rumda.
İşte 1984 Türkiye'sinin elektronik sanayi.
Devletçi miyiz değil miyiz? Eğer devletçi isek belli bir plan doğrultusunda Aselsan gibi, Teletaş gibi ku ruluşları gerçekleştirelim, bunların verimli, sağlıklı çalışmaları için gerekli denetim ağını oluşturalım ve devletçiliğin gerektirdiği doğrultuda ilerleyelim. Yok eğer biz devletçi değil isek, elektronik sanayimizin ge leceği yukarıda değindiğimiz, dörtbir yandan sarıl mış, köşeye sıkıştırılmış küçük kuruluşların geleceği ne bağlıdır. Bu kuruluşların geleceği ise ancak Devlet Korumacılığı ile olur. Gelelim korumacılıktan ne anla dığımıza.
5. KORUMACILIK
Devletin yerli üretimi koruması, üzerinde çok tartışıl mış bir konudur. Ne var ki, koruma kavramı yanlış al gılanmış, sonuçta da yanlış uygulamalar ortaya çık mıştır.
Şöyle ki, bir mal yerli üretiliyor diye dışalımını dur durmak ya da çok yüksek gümrük duvarları koymak korumacılık mıdır? Kesinlikle hayır. Devletin yerli üreticiye böylesine bir arka çıkması, yalnızca, piyasa ya yüksek karla satılan kalitesiz mal sürülmesine yol açacak yozlaşmaya neden olacaktır. Bunun somut ör neklerini hep birlikte yaşadık. Daha açık bir deyişle, bugüne değin korumacılık diye adlandırdığımız uygu lama, özünde, paranın kolay kazanıldığı bir yozlaştır macılık idi.
Korumacılık (yozlaştırmacılık) yapmayacağız diye gümrükleri açmak ve dünya serbest piyasa rekabeti içinde yerli sanayinin kendine çeki düzen vereceğini
ELEK TRİK M ÜHENDİSLtĞİ 312
beklemek ise, en iyimser yanı ile ancak yıkıcılık olabi lir.
Devlet üreticisini korumalıdır. Bu koruma da, gerekti ği gibi ve devlet varolduğu sürece yapılmalıdır. Koru macılıktan şunu anlıyoruz:
1. Standardizasyon, 2. Seçeneklerin kısıtlandırılması, 3. Piyasa denetimi, 4. Pazar güvencesi.
Gelelim bu dört başlıkta toparladığımız kavramların açıklanmasına.
5.1. Standardizasyon
Korumacılığın temeli standardizasyonda yatar. Stan dardı belli olmayan hiçbir ürün piyasaya çıkartılma malıdır. TSE, kısıtlı olanakları içinde üstüne düşen gö revi gerektiği gibi yapamamaktadır. Devlet, TSE.ne gereken desteği verip, bu kuruluşumuza işlerlik ka zandırmalıdır. Standardizasyon gerçekleştiğinde, üre tici ya da dışalıma, ucuz diye, satılır diye her önüne gelen malı piyasaya sunamayacaktır.
5.2. Seçeneklerin Kısıtlandırılması
Korumacılık için standardizasyon yeterli değildir. Standardizasyon belli olsa bile, aynı işi görecek çok sayıda ürünün piyasada bulunması, bu konuda yatırım yapmayı düşünen bir üreticiyi caydıracaktır. Konuyu somut bir örnek ile açıklayalım. Elektronikte yüzler ce tip bağlayıcı (konnektör) kullanılmakta, ve de pi yasada bu konuda büyük bir gereksinim bulunmakta. Ne var ki, çeşit çokluğu dolayısı ile her çeşide olan gereksinim azlığı, bu konuya yatırımı çekici kılma makta. Oysa, uygulamada kimi güçlükler çıkaracağını önceden göze alarak, kullanılacak bağlayıcı türleri kı sıtlansa, dahası ülkeye girecek ürünlerde yalnızca bu tür bağlayıcı kullanma zorunluluğu getirilse, çeşit azaldığından her çeşide olan gereksinim artacak ve bu konu yatırımcı için çekici olabilecektir.
5.3. Piyasa Denetimi
Seçenekleri kısıtladık ve standardizasyonu getirdik. Pekiyi, ya bunlara uyulmuyor ise? Devlet piyasayı sü rekli denetlemek zorundadır. Konulan kurallara uy mayan işyerini 1 hafta kapatmak ya da 500 TL. para cezası kesmek denetim değildir. Devlet, her ne neden le olursa olsun bu tür kural dışı ürünlerin kullanılma yacağı güvencesini vermelidir.
5 4 . Pazar Güvencesi
Seçenekler kısıtlanmış, standardlar belli ve denetim sağlanmış; böyle bir ortamda üretici için tek bir sorun kalmıştır, o da pazarın ne olduğudur. Devlet pazar ya
ratmak zorundadır. İster sosyalist ister kapitalist ülke lerde olsun, elektronik sanayine en büyük pazarı her zaman devlet açmıştır. Örneğin ABD uzay araştırma larını başlatmış, belli hedefler koymuş bunun sonucu yüzlerce firma ortaya çıkmış yeni teknolojiler bulun muş, yeni ürünler ortaya çıkmış ve bu firmalar güç lenmiştir. Genelde, gelişmiş ülkelerdeki elektronik sa nayilerini incelediğimizde en büyük pazarın yine o ül kenin Silahlı Kuvvetleri olduğunu görüyoruz. TV üre terek bir elektronik sanayi kurup geliştireceğimizi düşlemek yanlıştır. Gözü kapalı Japonya'yı örnek al mak da yanlıştır. Türkiye, Japonya değildir. Ancak, silahlı kuvvetlerinin gereksinimleri doğrultusunda üre tim yaparak güçlenen bir firma daha sonra halkın ge reksinimi olan TV'yi çok daha kolay ve çok daha ucuza üretebilir. "Ordunun telsiz gereksinimini ASEL SAN karşılayacaktır" görüşü yerine, "Ordunun şu ka dar el telsizi gereksinimi vardır, bu telsizlerin standar dı şudur, bu standardı sağlayan yerli telsizler üretildi ğinde ordu her yıl en az şu kadar satın alacaktır" den se idi, sanırız bugünkü elektronik sanayimizin görünü mü daha başka olurdu.
İşte korumacılıktan bunu anlıyoruz ve korumacılık bu olmalıdır. Böyle bir korumacılık altında, gümrük tarifelerinin ne olması gerektiği ise devletin genel sa nayi ve ticaret politikası çerçevesinde düşünülecek ay rı bir konudur.
6. SONUÇ
Elektroniği salt kendi başına düşünmemeliyiz. İleti şim aygıtları ile, süreç denetim aygıtları ile, bilgisayarı ile elektronik, ülke ekonomisinin her katında işlev görmektedir. 2 Bu sanayi dalına gerekli korumacılık yapılmazsa, ülkemize çeşitli yollardan yüzlerce tip tel siz (telsiz yasasının gündemde olduğunu unutmaya lım), bilgisayar vb., vb., aygıt dolacaktır. Bunların ba kımı, yedek parçası ne olacak? Söz gelimi fotokopi makinalarını düşünelim. Kaç değişik tipi var bu maki naların ülkemizde, bilmiyoruz. Yoksa, yak(n bir gele cekte ülkemiz yedek parçasız, bakımsız fotokopi ma kinaları, telsizler, bilgisayarlar vb., vb., aygıtlar me zarlığına mı dönüşecek?
Umalım, hep birlikte bu konuya gereken özeni göste rebiliriz ve "üretim mi/dışalım mı?" gibi sorular sor madan, gereken devlet korumacılığı altında, sağlıklı bir elektronik sanayi oluşturabiliriz.
KAYNAKLAR
1. DPT 5. Beş Yıllık Kalkınma Planı, özel İhtisas Komisyo nu Raporu, Ankara 1983.
2. Y .CEYHUN. "Bilişim/İletişim ve Türkiye'de Sanayileş me Sorunu", 1. Milli Teknoloji Kongresi, Ankara Mayıs 1984.