Elektrik Mühendisliği · Sayı 287-288 · 1982 / 7-8

ODA'DAN HABERLER

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı Haber ve etkinlik

Yıl
1982
Sayfa
5
Okuma süresi
16 dk
Görüntülenme
0

Konu

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

İlgili: Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık, Mühendislik eğitimi

Anahtar kelimeler

  • Renkli TV Paneli
  • EMO İstanbul Şubesi
  • KTÜ Sempozyumu
  • TMMOB Anayasa Taslağı
  • Elektrik Mühendisliği Eğitimi

Özet

EMO İstanbul Şubesi'nin düzenlediği 'Renkli TV ve Tekniği' panelindeki tartışmalar, KTÜ'de düzenlenen Elektrik Mühendisliğinde Eğitim ve Araştırma Ulusal Sempozyumu'ndaki bildiriler ve TMMOB Başkanı'nın Anayasa Taslağı hakkındaki açıklamaları özetlenmektedir.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

E.M.O.NIN DÜZENLEDİĞİ PANELDE "RENKLİ TV" KONUSU TARTIŞILDI

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası istanbul Şubesinin düzenlemiş olduğu "Renkli TV ve Tekniği" konulu Panel 28 Haziran 1982 günü İstanbul Sanayi Odası Toplantı Salonunda yapıldı. İlgi ile izlenen panelde, panel yöneticisi E.M.O. İstanbul Şubesi Başkanı Sel çuk ESEN kısa açık konuşmasında özetle şunları söyledi.

"Renkli TV yıllardan beri olumlu o lumsuz yanları ile tartışıldı. Sonunda paraşütle iner gibi uygulamaya girdi. Belirli adımların atılmış olmasına rağ men burada üretilen görüşlerden yarar lanılabileceği inancındayız."

Konuşmacılardan ilk sözü İstanbul Sa nayi Odası Sözcüsü ve bir TV alıcısı ü reticisi firma yetkilisi olan Tahsin ER— SOY aldı. Ersoy görüşlerini özetle şöy le açıkladı:

ne karşılanıyor. Ancak, bu takdirde dı şarı çıkan para iki kat fazla oluyor. Türkiye'de üretim, döviz çıktıları açı sından yarı yarıya azalma demektir.

Elektronik endüstrisi çok önemli bir sanayi koludur. Renkli TV üretimi bu endüstriye katkıda bulunacaktır. Elek tronik sanayii, ihracat alanında yeni olanaklar açabilir. Bu nedenlerle renkli TV üretimine geçmek zaruret halini al mıştır."

İkinci konuşmacı Uğurgül A. Ş. Genel Müdürü Gündüz özvardırlı idi. özvar • darlı konuya ilişkin özetle şunları söy ledi :

"Renkli TV yayını ve üretimi bir dev let kararı olarak yürürlüğe konmuştur. Bu tür kararlar sadece ekonomik değil, sosyal ve politik gerekçelerle de alınır. Bu bakımdan saygı ile karşılıyoruz.

"İletişim ve etkileşimin bunca yoğun olduğu bir ortamda ve çevremizdeki ülkelerde yürürlükte olması açısından renkli TV olayının dışında kalamazdık. Renkli TV nin eğitimdeki yeri yadsına maz. Ancak ekonomik kaynaklarımı zın da sınırlı olduğu bir gerçektir.

İnsanlar renkli TV den haberdar olmuş ve bu imkândan yararlanmak isteğin de ise, artık tartışılması gereken, ülke koşulları açısından en yararlı yolların bulunmasıdır. Aksi halde bu eksiklik mutlaka başka yollardan giderilecektir.

Bir yıl kadar önce gümrükte sağlanan kolaylık sonunda 100 400 bin renkli TV alıcısı Türkiye'ye girdi. Bu mal Tür kiye'de üretilmediği zaman ihtiyaç yi

Siyah beyaz TV üretimi ile Türkiye Elektronik sanayisi belirli bir deneyim kazanmıştır.

79 80 81 yıllarında TV alıcısı taleple ri, tahminlerin % 50'si düzeyinde kal mıştır. Bunun nedeni fiyatların alım gücünün üstüne çıkmasıdır. Girdilerde ki beklenmedik artışlar bu olayın ne denidir. Üreticiler kâr oranını çok dü şük tutsalar bile bu durum değişmeye cektir.

üretimde bir an önce yerli katkıyı artır mak için gümrük vergilerini düşürmek gereklidir. Böylece fiyat daha ucuz ola rak belirlenebilir."

Son konuşmacı ODTÜ öğretim üyele rinden Doç. Dr. Güney GÖNENÇ aynı

zamanda Elektrik Mühendisleri Odası sözcüsü idi. Gönenç görüşlerine, hükü met adına renkli TV konusunda yapı lan açıklamadan bir bölüm okuyarak başladı. Daha sonra değerlendirmeleri ni sürdürdü :

"Hükümet renkli TV konusunda yaptı ğı açıklamada, siyah beyaz TV'de ya pılan yanlışların, israfın yapılmayaca ğını bildiriyor. Bu nedenle siyah be yaz TV'ye geçerken yapılan yanlışları hatırlamakta yarar var.

Siyah beyaz TV'ye DPT karşı idi, renk li TV'ye de DPT 4. planda yer verme miştir. Türkiye'de TV alıcıları 2. kanalı alamayacak bir frekansta üretilmiştir. Bunun sonucu 5 10 marklık bir cihaz eksikliği yüzünden alıcılar işe yaramaz hale geldiler. DPT'nm ve bakanlığın bu cihazın konulması yolunda isteği bir yıl oyalandıktan sonra kabul edildi. Si yah beyaz TV alıcılarında herhangi bir standart konulmamıştı. Her firma ken di işine geldiği gibi üretti, tik TV alıcısı üretimine başlanırken de yerli katkı oranlarından abartma ile söz ediliyor du. Yerli katkı hesapları gerçekçi de ğildir. O koşullarda renkli TV'ye ve 2. kanal yayına karşı çıktığımızda bize, teknolojiye düşman diyenler, lambalı TV ürettiler.

Bugün dışarda fiyatı 200 400 DM (Türk parası ile 13 26 bin TL.) olan siyah be yaz TV 40 bin TL. na satılmaktadır.

Avrupa'da Türk parası karşılığı 66 bin ila 125 bin TL. na satılan renkli TV alı cıları için hükümet 110 143 bin TL. fi yat önermiştir, üreticilerin isteği ise 140 180 bin TL. dır. Hükümet son açıklamada 51 cm. den küçük ekranlı TV yapılmayacak dedi. Geri ülkelerde hep böyle olmuştur. Daha büyük, daha lüks üretim öne çıkmıştır. İleri ülkeler de küçük ekranlar daha çok kullanıl maktadır.

Bugünlerde TRT Genel Müdürü açıkla ma yaparak PAL sistemini uygulayaca ğız dedi.

Oysa 1973'de ABD'de çıkan bir dergi "Türkiye PAL sistemine karar verdi." diyordu.

Almanya bize stüdyo kurdu. Biz on yıl da stüdyo bedelinin 300 400 katını Al manya'dan aldığımız malzemeye öde dik." Daha sonra 2. tur konuşmalara geçildi.

2. turda ilk sözü yine Tahsin ERSOY aldı. Ersoy bu konuşmasında özellikle Güney GÖNENÇ'in görüşlerini yanıtla dı. Ersoy, siyah beyaz üretimine başla ması idi Türk halkının cebinden 2 3 kat daha fazla para çıkacaktı. Çünkü TV bir ihtiyaç haline gelmişti, dedi. Mevcut siyah beyaz TV alıcılarına 1.200 TL. hk masrafla UHF modü lünün eklenebileceğini, böylelikle ci hazların 2. kanalı alabilir hale geleceği ni söyledi.

Yerli katkı oranının değişik biçimlerde hesaplanabileceğini, ancak Türkiye'de birçok ülkeden daha ileri düzeyde yan mamulün, TV alıcısı üreticilerince üre tildiğini belirten Ersoy, bu alanda ge reksiz parça üretiminin bile yapıldığını anlattı.

Fiyat tartışması yapılırken, üreticinin ödediği ithal vergisinin, gider vergisinin finansman ve yatırım masraflarının dik kate alınması gerektiğini hatırlatan Tahsin ERSOY istihdama yapılan kat kıya dikkati çekti. îşçi çıkarılamayan bir ortamda üretimin sürmesinin bir avantaj sayılması gerektiğine değindi.

Tahsin ERSOY, kullanılacak sistem se çiminde üreticilerin bir rolü olmadığını ve sistemlerin kârlılık açısından farklı lığı bulunmadığını da söyledi.

Gündüz ÖZVARDARLI ikinci konuş masında renkli TV üretimine geçmek açısından zamanlamayı uygun bulma dıklarını belirtti. Siyah beyaz tüp ve ren iki firmanın ve tüp camı üreten bir firmanın milyarlık yatırımlarının renkli TV'ye geçişle bir kenara itildiğini be lirten özvardarlı bu konudaki görüşle rini bakanlığa bildirmelerine rağmen durumun değişmediğini sözlerine ek ledi, özvardarlı görüşlerini açıklarken her yeni üretimin biraz pahalıya mal olduğunu, dolayısıyle yıllardır üretim yapan ülkelerle karşılaştırma yaparken bu durumun dikkate alınması gerekti ğini vurguladı.

E.M.O. sözcüsü Güney GÖNENÇ ise ikinci konuşmasında özetle şunları söy ledi. "Yapılan araştırmalar göstermiş tir ki, siyah beyaz TV üretimi yapılan ülkelerde 100 evden 70'ine TV alıcısı girdiğinde renkli TV üretimi devreye sokulmaktadır. Türkiye'de de böyle ol muştur. Renkli TV halkın duyduğu bir ihtiyaç değildir. Tersine bunun bir ih tiyaç olduğu inancı pompalanmaktadır

Yani siyah beyazda olduğu gibi, renkli de de suni talep yaratılmaktadır.

öte yandan renkli TV'nin siyah beyaza göre, eğitim açısından bir üstünlüğü yoktur. Tersine araştırmalar siyah be yaz TV'nin daha dikkatli izlendiğini ortaya koymuştur. Fiyat tartışması konusunda tahminim şudur :

Bakanlık geri adım atacak ve üretici fir maların istediği fiyatlar üç aşağı, beş yukarı gerçekleşecektir.

Ben sözlerimi bir öneri ile bitirmek is tiyorum.

Türkiye'de renkli TV üretimine nasıl olsa başlanacaktır. Bu iş standardı ko nulduktan sonra devlet eliyle yapılma lıdır. Böylece ekonomik kayıp ve isra fın daha az olması sağlanabilir."

Panele izleyicilerin sorularının yanıt lanması ile son verildi.

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİNDE EĞİTİM VE ARAŞTIRMA ULUS \L SEMPOZYUMU YAPILDI

Karadeniz Teknik üniversitesince Trab zon'da düzenlenmiş olan Elektrik Mü hendisliğinde Eğitim ve Araştırma Ulu sal Sempozyumu 9 11 Temmuz 1982 tarihinde yapıldı. Sempozyuma sunu lan bildiriler şunlardır :

• Elektrik Mühendisliği ve Eğitimi. Abdülkadir Kahraman (Elektrik Mühen disleri Odası)

• Dil ve Elektrik Mühendisliği Eğiti mi. Doç. Dr. Yurdakul Ceyhun (ODTÜ Elektrik Müh. Bölümü) • Bilim Dilimizi Geliştirme. Prof. Dr. Rauf Nasuhoğlu (A.Ü. Fen Fak.) • Biyomedikal Mühendisliği ve ülke miz Koşulları Bakımından Elektrik Mühendisliği Eğitimiyle Olan ilişkileri. Prof. Dr. Ertuğrul Yazgan, Dr.Bahattin Karagözoğlu (İTÜ Maçka Elektrik Fak.) • Biyomedikal Mühendislik Eğitimi. Y. Doç. Dr. Ziya İder (ODTÜ Elektrik Müh. Bölümü)

• Elektronik Mühendisliğinde Eğitim Sorunları ve Çözümler. Sevtap Koçak (TÜBİTAK Elektronik Birimi)

• Yurtdışında Elektrik Mühendisliğin de Enerji Kolunda Eğitim ve Araştır mada Genel Eğilimler ve Türkiye İçin Düşünceler. Y. Doç. Dr. Güven önbil gin (KTÜ Elektrik Müh. Bölümü)

• TEK1 da Uygulanan Eğitim Etkinlik leri — ülkemizdeki Mühendis ve Diğer Teknik Eğitimlere İlişkin Öneriler. Orhan Zeki Demiray (TEK Araştırma Dairesi Başkanlığı): Tuncay Derman (TEK Eğitim Dairesi Başkanlığı)

• Enerji Sektörü Enformasyon Siste mi Yapısına Genel Bir Bakış. Esat Na dir Yılmaz (TEK Afşin Elbistan Tes. Dairesi Başkanlığı)

• Petrokimya Kompleksi Yatırımın da Elektrik Mühendisliği ve Eğitimi Sorunu. Celal Erbil (PETKÎM Aliağa Kompleksi)

• Transmisyon Cihazları Endüstrisi Alanında Araştırma ve ARLA. Fikret Yücel (PTT ARLA)

• SEGEM ve Elektrik Mühendisliği Sahasındaki Çalışmaları. Vecdi Erturan (SEGEM Elektrik Bölümü Başkanlığı) Sempozyumun son gününde genel bir değerlendirme için düzenlenen Panele Prof. Dr. Ertuğrul Yazgan, Fikret Yü cel, Doç. Dr. Atalay Barkana, Abdül kadir Kahraman, Tuncay Derman, Vec di Erturan ve Y. Doç. Dr. Güven önbil gin tartışmacı olarak katıldılar.

• Elektrik Mühendisliğinde İstatistik Yöntemlerin Uygulanması ve Enerji Sis temlerinde Güvenilirlik Disiplini. Y. Doç. Dr. Mehmet Şahinoğlu (ODTÜ Uygulamalı İstatistik Böl.)

• Teknik Yüksek öğretimde Programlı Elektronik Hesaplayıcılar. Doç. M. Ali Çorlu, Doç. Dr. Edip Büyükkoca (Ko caeli D.M.M. A.)

• Hacettepe üniversitesinde Elektrik Mühendisliği Eğitimi. Doç. Dr. Alper Uraz (H.ü. Elektrik ve Elektronik Müh. Böl.)

• Karadeniz Teknik üniversitesi Elek trik Mühendisliği Bölümünde öğretim. Doç. Dr. Rasim Aldemir (KTÜ Elek trik Müh. Böl.)

• Mühendislik Eğitiminde Staj ve Uy gulama Sorunları. Tuncay Derman (TEK Eğitim Dairesi Başkanlığı)

• Sanayimizin Elektrik Mühendisliği Eğitiminden Bekledikleri. Sücül Arıbaş, Levent Şimşek (NETAŞ A.Ş.)

• Günümüzde Elektronik ve Yüksek Frekans Tekniği, Mühendislik öğreti mi Alanında Yurtiçi ve Yurtdışı Uy mamaların Karşılaştırılmalı Değerlen dirilmesi. Prof. Dr. Bingül Yazgan (İTÜ Elektrik Fak.)

TMMOB ANAYASA TASLAĞI KONUSUNDAKİ GÖRÜŞÜNÜ AÇIKLADI

TMMOB Başkanı Bülent TANIK 15 Ağustos 1982 günü yaptığı basın top lantısında Birliğin Anayasa Taslağı ko ıusundaki aşağıdaki görüşünü açıkladı.

"T.C Danışma Meclisi Anayasa Ko misyonu Başkanlığının isteği üzerine TMMOB, alt birimlerinin ve üyelerinin görüşlerini de derleyerek, yeni Anaya sa konusundaki görüş ve önerilerini ilet mişti. Halen üzerinde tartışmaların sür düğü Anayasa tasarısı ile, Komisyona iletilen görşülerimiz arasında köklü ay kırılıklar bulunmaktadır.

öncelikle Kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olan TMMOB'nin kuruluş ve gelişimine değinmek ve onu doğrudan ilgilendiren tasarı hükümleri ni değerlendirmek yerinde olacaktır.

ülkemizin SİVİL KURUMLARA ka vuşması yeni bir olgudur. Osmanlı Top lumunun merkezci bürokratik yapısın da esas olan, askeri temele dayalı ku rumsal yapının, sivil topluma dönüştü rülme çabası CUMHURİYET'le başla maktadır. 1924 Anayasasının temel çerçevesi budur.

1924 Anayasasının çizdiği bu temel çerçeve, mühendislik ve mimarlık et kinlik alanlarına 1926'dan başlayarak çeşitli sivil kuruluşları ve yasal düzen lemeleri getirmiştir.

Nitekim 1926'da kurulan Türk Yüksek Mühendisler Birliği ile başlayan bu giri şim, 1954 ve 6235 sayılı yasa ile TMM OB'nin kurulmasına ulaşan, 1961'de de meslek kuruluşlarının kamu kuru mu niteliği kazanmasıyla gelişen bir zincir oluşturmaktadır.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının toplum içerisindeki ko num ve güçleri, topluca üyelerinin ko num ve güçlerinden kaynaklanmakta ya da bunun belirlediği ilişkilerde şe killenmektedir.

Ekonomik yapıdaki aksaklıklar, eğitim sistemindeki yetersizlikler, işsizlik ve benzeri sorunlar, mühendis ve mimar topluluğunun aydın yurtsever teknis yen sorumluluğu ile birleşince; bu top luluğun kuruluşları ile belirli çıkar çev releri ve siyasi iktidarlar arasında, 1970' lere gelirken başlayan yoğun bir ger ginliğe yol açmıştır.

Nitekim bu yollarda TMMOB tarafın dan ülke yararına olduğu savunulan bir çok görüşün doğruluğu bugün yaşam tarafından kanıtlanmıştır. Kuruluşu muzca ileri sürüldüğü günlerde bu gö rüşlere belirli çıkar çevreleri ve siyasal iktidarlarca gösterilen tepkiler akıllar dadır. Bazı dar çıkar gruplarının siyasal programlarındaki ülke gerçeklerine uy mayan ve kamu yararıyla çelişen nok taların, bürokrasinin politik ve hiyerar şik bağımlılık ilişkisi dışındaki mühen dis ve mimarlar tarafından açığa çıka rılması, 1970 öncesinden beri 'siyaset' yapma suçlamasıyla karşılaşmaktadır.

TMMOB Kuruluş yasası gerekçesinde belirtilen "ülkenin iktisadi ve teknik şurası" olma özelliğini kazandıkça, bu çevrelerce başlatılan suçlamalar artmış ve kuruluşumuzu etkisizleştirmek ça balan, meclislere kadar ulaşmıştır.

1973 yılında Senatodan dönen bir yasa tasarısı ile yalnızca TMMOB için öngö rülen, kamuda çalışanların üye olama ması, ya da meslek grubunun ancak dar bir bölümünün üye olabilmesi 'Si yaset' yapmama, ve idari vesayet kurul m&ı gibi önlemlerin hemen tamamı, bugün, daha da geliştirilerek tüm mes lek kuruluşlarına uygulanmak isten mektedir.

Şöyle ki Danışma Meclisine sunulan Anayasa Tasarısının 170. Maddesi "Ka mu kurumu ve kuruluşları ile kamu ik tisadi teşebbüslerinde devamlı olarak çalışanlar meslek kuruluşlarına üye olamazlar."

"Meslek kuruluşları, kuruluş amaçları dışında faaliyet gösteremezler, meslek kuruluşları siyasetle uğraşamazlar, si yasal partiler sendikalar, demeklerle ortak hareket edemezler."

"Meslek kuruluşlarının organlarının se çimleri, üyelerinin en geniş biçimde katılımını sağlayacak ve hakim yöne tim ve denetiminde yapılacak şekilde kanunla düzenlenir."

"Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamu düzeninin, başkalarının hak ve özgür lüklerinin korunması, suçların önlen mesi bakımlarından gecikmesinde sa kınca bulunan hallerde, mahallin en büyük mülki amiri hakim kararına ka dar meslek kuruluşunun seçilmiş or ganlarını görevden uzaklaştırabilir." de mektedir.

Bu hükümleri sırasıyla irdeleyecek olur sak :

TMMOB Bugün 18 uzmanlık dalından oluşan odalarıyla 108 bin mimar ve mühendisi bünyesinde toplamaktadır. Üyelerin % 70'i kamu iktisadi teşebbüs leri ile kamu kurumlarında sürekli ola rak çalışmaktadır. Bazı uzmanlık dalla rında bu oran % 100'e yaklaşmaktadır. Bu hüküm jeoloji, meteoroloji, orman ve ziraat gibi uzmanlık dallarında mes lek örgütleşmesinin yok edilmesi anla mına gelmektedir. Diğer dallarda üye kaybı ise % 50 80 arasında değişecek tir.

ülkemizin ekonomik ve teknik yapı sındaki kamu kesiminin ağırlıklı roK. gözönüne alındığında "Kamu Kurum ve Kuruluşları ile kamu iktisadi teşeb büslerinde devamlı olarak çalışanların" meslek kuruluşlarına üye olmamaları nın, bu kuruluşlardan beklenen mesle ğin geliştirilmesi "amme ve memleket menfaatlerinin korunması" gibi amaç lan engelliyeceği açıktır.

Kamu kesiminde çalışanlara üyelik ya sağı, kamu kurumu niteliğindeki mes lek kuruluşunu zaafa uğratıp güç süz leştirecek, görüş zenginliğini ve çeşitli liğini yokedecektir.

Kamu kuruluşlarında çalışan mühendis ve mimarların diğer meslektaşlarının yararlandığı mesleki çalışmalardan ve denetimden ayrı tutulması tasarının hemen tümüne egemen olan "Özel Sek töre" ayrıcalıklı örgütlenme özgürlüğü tanımanın bir başka biçimidir.

Bu madde bu haliyle hak ayrıcalığı ge tirerek, yasa önünde eşitlik ilkesini de çiğnemektedir. "Meslek kuruluştan, kuruluş amaçları dışında faaliyet gös teremez" hükmü Anayasada yer alma ması gereken bir konudur.

Bu kuruluşların tüm meslek grubunu kapsayan üye varlıkları ve demokratik işleyiş içindeki üyelerin denetimi "amaç dışı faaliyetin" önlenebilmesinin tek güvencesidir. Bu kuruluşların mevcut yapılan ve örgütlenme biçimleri de za ten amaç dışı faaliyetlere olanak tanı mayacak biçimdedir.

"Meslek kuruluşları siyasetle uğraşa mazlar, siyasal partiler, sendikalar ve derneklerle ortak hareket edemezler" hükümleri ise yüzeysel bir siyaset kav ramından yola çıkmaktadır.

Demokratik toplum yapısı insanlığın yüzyıllar süren ortak uğraşları sonu

cunda kurulmuştur. Bu yapının temel karekteristiği insan topluluklannın gö rüş ve önerilerini örgütlü biçimde dile getirebilme platformlannın yaratılma sıdır.

Siyaset kavramı, iktidar alternatifi ol manın toplu programı olarak değerlen dirildiği takdirde meslek kuruluşları nın heterojen yapılarının ve demokra tik isteyişlerinin böyle programların uygulanmasına zaten olanak sağlaya mayacağı açıktır. Ancak geniş anla mıyla siyasetten uzak bir insan toplu luğu ve insan davranışı da düşünmek olanaksızdır. Toplumsallık ve düşüne bilme insanın her davranışını siyasetle ilişkili kılmaktadır.

Kaldı ki uzmanlık alanlarına giren ko nularda doğrudan "siyasi karar merci lerinin" istemleri ile hazırlanan görüş ve önerileri üretmek ve hatta Anayasa yı tartışmak bu hükümle nasıl bağdaş tınlacaktır.

Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, doğaları gereği bir siyasal parti ile ortak bir program içine gire mezler. Bunun teminatı tüm meslek grubunu kapsamalarıyla sağlanan kitle selliklerinden ve "idarenin vesayetin den" uzak demokratik işleyişlerinden gelmektedir.

Oysa madde bu biçimiyle, idarenin ve yönetimdeki siyasal partinin programı na kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarım ortak ederek kendi ken disiyle çelişecektir.

"Sendikalar ve dernekler ile ortak ha reket edemezler" hükmü ise kişi ve ör gütleri birbiriyle ilgisiz, parçalanmış ve "yönetilen" bir toplum kurmaya yöne liktir.

Birlikte davranmanın suç sayılabildiği ve istenmediği çağdaş bir toplum gös terilemez. Aynı konu sadece meslek kuruluşlarının düzenlendiği 170. mad dede değil "Toplantı ve özgürlükler' bölümünde 33. ve 34. maddede Koo peratifçiliğin Geliştirilmesi bölümün de 46. maddede, Sendikal Faaliyet bö lümünde 56. maddede, partilerin uya cakları Esaslar Bölümünde 78. madde de de yazılarak tekrarlanmıştır.

"Meslek Kuruluşlarının organlarının seçimleri, üyelerinin en geniş biçimde katılımını sağlayacak ve hakim yöne tim ve denetiminde yapılacak şekilde kanunla düzenlenir." hükmü vasayet tehdidinden başka bir anlam ifade et memektedir. 108 bin üyeli TMMOB'nin

genel kurulları yasa ve tüzük hükümleri gereği zaten tüm üyelerin katılımına açık biçimde düzenlenmektedir. Bu madde zaten itiraz söz konusu oldu ğunda yetkili merci olan hakimlerin kolluk kuvvetlerinin şu anda yapmakta oldukları işlerle, anayasa tarafından so rumlu tutulmalarını getirmekten öte bir anlam taşımayacaktır.

Maddenin son fıkrası ise, (*) soyut ge rekçelerle, mülki amirlerin seçilmiş yöneticileri keyfi olarak görevden al masına olanak sağlayacaktır. Bütün bunların ışığında rahatlıkla belirtilebi lir ki: Anayasa tasarısı, yıllardır siyasi iktidarların ve belirli çıkar çevrelerinin TMMOB ve benzeri meslek kuruluşları konusunda arzuladığı ancak şu ya da bu nedenle gerçekleştiremediği etkisiz leştirme çabalarını anayasal bir çerçe veye oturtma "başarısını" göstermek tedir.

Kamu Kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, demekler, sendikalar koo peratifler ve benzeri çeşitli örgütlen melere ilişkin maddeler aynı çarpık an layışın bütünselliğini taşımaktadır.

TMMOB daha önce anayasa konusun da görüşünü açıklarken çağdaş anlam da anayasaların birer toplumsal sözleş me metni olduğundan yola çıkarak, başta şu noktanın altını çizmişti:

"Anayasaların ait oldukları toplumun tüm bireylerinin temel hak ve özgürlük lerini ve yükümlülüklerini kapsadığı, Devlet Birey ilişkilerini belirlediği, toplumun tüm ana kurumlarının ilişki lerini belirlediği, toplumun tüm ana kurumlarının ilişkilerini düzenlediği gözönünde tutulduğunda, öznesi olan birey ve kurumların, en yaygın onayını sağlayacak bir süreçte oluşturulması zorunludur. Bu bakımdan genel olarak anayasaların, sosyolojik anlamda meş ruiyetinin sağlanabilmesi, oluşturma mekanizmaları içinde toplumdaki çe şitli kesimlerin en geniş temsiliyetine merkezi önem tanır." Bugün ortaya çı kan anayasa tasarısı, TMMOB'nin ana yasaların hazırlanış sürecine ilişkin kay gılarım doğrular niteliktedir. Aynı kay gıları tartışma sürecinde de dile getir mek gerekmektedir. Unutmamak ge (*) Devletin ülkesi ve milliyetiyle bölünmez bütünlüğünün, milli güvenliğin, kamu düze ninin, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması, suçların önlenmesi bakımların dan gecikmesinde sakınca bulunan hallerde gibi.

rekir ki, hasırlanan tasarı Danışma Meclisinde ve MGK'da alacağı son şek linden sonra onaylanmak üzere toplu ma sunulacaktır. Yani anayasanın nihai onay mercii toplum olacaktır. O ne denle de anayasaya şekil vermeye çalı şanlar asıl olarak toplumun baskısını hissetmek zorundadırlar. Komisyon dan çıkan tasarıya bakıldığında böyle bir baskının hissedilmediği izlenimi edinilmektedir, örneğin, toplumun yö netimi, bu tasarıda seçme ve seçilme mekanizmasının dışında oluşan bir er ke tabi kılınmaktadır. Diğer bir deyiş le, toplumun kendi seçtiği siyasi gücün üstünde ve dışında bir yönetim meka nizması söz konusudur.

Kuşkusuz böyle bir yönetme yönetil me ilişkisinin varolduğu bir toplumda derneklerden siyasi partilere kadar uza nan toplumsal örgütlenmeler baskı gru bu işlevlerini göremezler. Çünkü bu ör gütlenmeler toplumun kendi kendisini yönetmesinin, kitlelerin istemlerinin dile getirilmesinin araçlarıdırlar ve var oluş nedenleri de, varlıklarını sürdüre bilmelerinin koşulu da baskı grubu iş levini yerine getirebilmelerinde yat maktadır.

"sivil toplum" kavramında ifadesini bulan biçimlendirmeyi amaçlamak ge rekir. Kurumsal gerçekliğin oldukça karmaşık ve gelişik bir yapıya sahip ol duğu çağdaş toplumlarda, özellikle ba tıda yönetimin yaygınlaştırılması, yö netilenlerin kararlara ve yönetime katı lımı konusundaki eğilimlerin yaygın laştığı bir tarihsel dönemde ülkemizde tam tersi yönde gelişmelere yol açacak bir anayasal çerçevenin TMMOB'nin öngördükleriyle ne denli çalıştığı orta dadır.

Sonuç olarak;

Bu anayasa taslağını toplumca özlemi duyulan gerçek anlamda çağdaş de mokratik bir yapıyı kurma çabalarını sürekli aksatacak bir engel olarak nite liyoruz.

Toplumumuzun bugünkü demokrasi, kültür ve bilim düzeyinin yukarıda ta nımlanan yöntem ve içerikte bir ana yasa hazırlayacak yetkinlikte olduğuna inancımızı belirtiriz."

Buna karşılık taslakta öngörülen top lum yönetimi, sözü edilen demokratik mekanizmaları kurutarak toplumun bi reylerini, en geniş kitleleri siyaset ya sakları ve devlet müdahaleleri ile sonu na kadar etkisizleştirecektir. Bu durum kaçınılmaz olarak ekonomik siyasal ve toplumsal düzeyde tekel durumundaki, çok dar bir toplumsal nüfuz grubunu yönetimde etkili kılacaktır. Anayasa tasarısının çok değişik kesimlerin tep kisi ile karşılaşmasının bir nedeni de budur.

TMMOB'nin daha önce de belirttiği gi bi anayasanın çağdaş bir topluma uyum gösterebilmesi için kullanabileceği iki temel araç: özgürlüklerin genişletilmesi ve özerkliklerin yaygınlaştırılmasıdır. Her ikisi de her tür düşüncenin yayıl ması, örgütlenme özgürlüğünün sağlan ması ve insanların kendi kendini yönet me yeteneğinin geliştireceği yapıların kurulmasıyla sağlanabilir.

Eğer oluşturulmaya çalışılan toplum düzeyi "muasır medeniyet seviyesi" ise bunun ürettiği kavram bireyi devlete karşı korumak, güven altına almaktır. Devletin müdahale etmediği alanları ta nımlamak, bireylere onların yaratıcılı ğına ve üreticiliğine inanmak, kısaca

ZEKİ TURGAY I YİTİRDİK

Ağbeyimiz Zeki Turgay'ı 6 Temmuz 1982 günü yitirdik. 1913 yılında Erzin can'da doğan Turgay, 1937 yılında is tanbul Yüksek Mühendis Mektebi Elek tromekanik Şubesinden mezun oldu. 1940 yılında Paris Ecole Sup d'Electri cite'den master derecesi alan Zeki Tur gay Paris'te 5 yıl OECD nezdinde Ener ji Bakanlığı Teknik Müşaviri olarak görev yaptı. Etibank ve TEK'te uzun yıllar çeşitli görevler yaptıktan sonra emekli oldu.

Meslektaşları arasında aydın kişiliği ile saygıdeğer bir yeri olan üyemiz Zeki Turgay'ın ailesi ve yakınlarına başsağ lığı diliyoruz.

EMO Yönetim Kurulu

ELEKTRİK M ÜHENDÎSLÎĞI 28 7/288