Elektrik Mühendisliği · Sayı 263 264 · Kasım-Aralık1978

TÜRKİYE GENEL ENERJİ POLİTİKASI

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme

Yıl
—
Sayfa
4
Okuma süresi
12 dk
Görüntülenme
0

Konu

Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

Anahtar kelimeler

  • TMMOB Enerji Komisyonu
  • dışa bağımlılık
  • TEK
  • petrol
  • linyit
  • hidroelektrik potansiyeli

Özet

TMMOB Enerji Komisyonu, Türkiye'nin Cumhuriyet döneminden 1978'e kadar izlediği enerji politikalarını tarihsel olarak inceleyerek petrole dayalı, dışa bağımlı ve yanlış bir politika izlendiğini savunuyor; elektrik üretiminde yerli kaynaklara (linyit, hidrolik) yönelinmesi gerektiğini öne sürüyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

b) Aydınlatma ve ısıtma:

Elektrik enerjisi kullanımında tutumluluk söz konusu ol duğunda, üzerinde en çok durulan konular aydınlatma ve ısıtmadır. Bu iki konuda tutumluluk çoğu kez daha az aydınlanma ve daha az ısınma olarak anlaşılmış veya öy le anlatılmak istenmiştir. Şimdi aydınlatma ve ısıtmada sanayi ve konut ayrımını gözetmeden, gerçek anlamda ne gibi tutumluluk önlemleri alınabilir, görmeye çalışa lım.

1) Aydınlatma: Aydınlatmada elektrik enerjisi kullanımında tutumlulu ğun bir ölçütü birim alana uygulanan elektriksel gücün aynı aydınlatma düzeyi korunarak azaltılmasıdır. Aydın latma düzeyi korunarak, birim alana düşen gücün azaltıl masının bazı yöntemlerini sıralayalım.

1) Hemen hemen sanayi, konut, resmi bina aydınlatma larının tümünde uygulanan toplu aydınlatma sisteminin toplu ve ayrı ayrı aydınlatmanın bileşiminden oluşan " bileşikaydınlatma" sisteminde dönüştürülmesi.

ii) Daha az elektrik enerjisi tüketen yüksek verimli aydın lat ma aygıtlarının geliştirilmesi ve kullanılması. Flöre san ampul üretiminde yüksek verimli florışıl hammadde kul lanılabilir.

iii) Görsel etkinliğin az olduğu, koridor, banyo, cadde ve sokak vb. yerlerde aydınlatmanın, gerekli en az düzeye düşürülmesi.

2) Isıtma: Isıtmada tutumluluğun bir yolu, ısı kayıplarını önlemek tir. Konut, resmi bina ve sanayi ısıtmasında ısı kaybını önleyici önlemleri şöyle sıralayabiliriz.

i) Tavan, taban ve duvarların ısıyı koruma özelliğini ge liştirecek izolasyonun sağlanması, İi) Percerelerde birden fazla katlı cam kullanılması, iii) Binalarda ek yerlerinin, açıklıkların hava geçirgenliği ni önlemek için azaltılması.

Isıtmada üretim iletim, dağıtım ve kullanımı içeren sü reçte tutumluluk bileşik ısı santra 11 arı ile sağlanabilir. T e k amaçlı, yalnızca elektrik enerjisi üreten termik sant ralların verimi çok düşüktür ( % 30). Oysa, enerji üretimi srasında atılan ismin ısıtma amaçlarıyla değerlendirilme si, bugünün teknolojisinde bilinen en verimli y akıt değer lendirme türüdür. Isvetçe 1975 yılında apartman ve blok apartman biçimindeki konutların % 35, tek tek evlerin % 2 3'ü k u a i l u gücü 10 OOOMVV'a ulaşan bileşik ısı sant r a l l i n ve toplu ısıtma ile ısıtılmıştır. Ayn yıl Romanya1 da bileşik ısı santrallarının kurulu güç toplamı 3 2 8 5 MW 'ı (toplamın % 39'u) bulmaktaydı. Bu yolla 2,2 mly on taş kömürü eşdeğeri tutumluluk sağlanmıştır.

Türkiye

Genel Enerji Politikası

TMMOB ENERJİ KOMİSY ONU

Bir ülkede izlenen enerji politikasını, o ülkede genel ola rak izlenen politikadan soyutlamak olanaksızdır. İktidar ların yapısı ülke içinde izlenen politikayı doğal olarak et kilemektedir. Ülkemizde de böyle olmuştur, izlenen po litikanın en somut göstergesi ise kişi başına enerji tüketi midir. Genel enerjide kişi başına tüketim dünya ortala masının % 44'ü dolayındadır. 1973'lerde dünyada kişi başına genel enerji tüketimi 2 0 7 4 K E T (K g eşdeğer taş kömürü) iken ülkemizde bu değer 9 0 4 K E T olmuştur. 1975 yılında bu değerin 1 1 0 0 K E T' i aştığı hesaplan maktadır, ikincil enerji olan elektrik enerjisinde durum daha da kötüdür. Ülke halkının ancak % 50'sine bu ola nağın götürülebildiği 1977'lerde ülkemizde kişi başına elektrik enerjisi tüketimi dünya ortalamasının % 2 5 'i, Av rupa ortalamasının % 11,5'i dolayında bulunmaktadır.

Bir diğer gösterge ise ülkemizdeki birincil kaynakların kullanımındaki tercihlerdir. Elektrik enerjisi üretiminde kullanılabilecek hidrolik potansiyel ve linyit kaynakları bulunurken petrole dayalı elektrik enerjisi üretimi terciı edilmiş, 1971'lerde bu şekildeki üretimin toplamdaki ye ri % 51'e varmıştır. Ulaşım sektöründe karayolu taşıma cılığı ve özel araba sahipliği kitle taşımacılığına terciı edilmiş, hatta petrol fiyatları subvanse edilerek pompa tanmışûr. Bu tercihlerin yapıldığı ülkemizde petrolün % 8 0 'i imal yoluyla sağlanmaktadır.

Bugüne kadar ülkemizde izlenen enerji politikalarını ül ke çıkarlarına uygun olmayan, dışa bağımlı yanlış bir politika olarak nitelemek konuyu özetlemek olacaktır.

Günümüze kadar izlenen enerji politikaları:

Konuya doğru bir çözüm getirebilmek için tarihsel pers pektifi içinde ele almak gereklidir. Zaman içinde konu nun gelişimi ortaya konunca değerlendirmeler daha sağ lıklı yapılabilecektir.

1923'lerden önce kayda değer tek olay 1 9 1 0 yılında "kamu yararına ilişkin ayrıcalıkları düzenleyen" yasanın çıkarılmasıdır. Bu yasaya dayanarak verilen ayrıcalıklarla kurulan özel kesim yapısındaki yabancı ortaklıkların et kinliği zaman içinde giderek artmıştır. Çeşitli yabancı

ortaklıklar bu yasadan yararlanarak Türkiye'ni! elektrik sektörüne el atmışlardır, ilk örneği de istanbul'un elek triklendiritmesinde görülmüştür. Bir uluslararası ayrıcalık eksütmesiyle iş Macar G A N Z ortaklığına verilmiş ve or taklığa 50 yıl işletme ayrıcalığı tanınmıştır. Bu ortaklık birçok yabancı ortaklıkla ortaklaşa çalıştıktan sonra tüm hisse senetlerini Belçika'daki SO F İ NA kuruluşuna dev retmiştir.

(1 923 1 930) döneminde izlenen politikanın ana çizgileri ni 1 9 2 3 yılında izmir'de toplanan iktisat Kongresinde alınan kararlar oluşturmuştur. Bu kararlarla da özel giri ş i n e il iğe dayanan bir kalkınma y önt e mi biçimlendiril mek istenmiştir.

Cumhuriyetin kuruluşunu izleyen Ok yıllarda enerji kesi minde özel girişim yapısındaki yabancı sermayenin ege men olması 1930'lardan sonra karşılaşılan enerji sorunla rını getiren başlıca etkenlerden biri olmuştur. Bu uygula manın sonuçları özel kesim çıkarları açısından da pek se vindirici bir şekilde gelişmemiştir.

1930 1939 dönemi planlama çabalarının somutlaştığı, de v l e t ç i k ilkesinin enerji politikasına yansıdığı dönem olmuştur. 1932'lerden başlayarak devletçilik uygulama sına geçilmiş ve sanayileşme girişimleri başlatılmıştır. Ancak de v l e t ç i k atılımına özel kesimin yoğun bir şekil de karşı koyması üzerine ekonomi politikası iş Bankası Genel Müdürlüğüne brakılmışör. Sonuçta devlet kesi miyle özel kesimiı yanyana yaşadığı, rekabetin olmadı ğı, devlet kesimi için doğan olanakların özel kesimle paylaşıldığı bir yapı oluşmuştur.

1939'a kadar ki dönemde enerji tüketiminde devlet kesi minin ağırlığı artmasına rağmen teknoloji ve teçhizat alanlarında dışa bağımlılık da bir gerçektir. Savaş sonra sında Türkiye, kapitalist dünya ile ilişkilerini ve bağımlı lığını artıran bir politika izlemeye başlamıştır. Bu dö nemde elektrik enerjisinde birincil kaynakların her türü ie ilgili projelerde dışa bağımlılık giderek artmıştır. Bu günkü Çukurova Elektrik A.Ş'nkı dolayı siyle enerji sek türündeki ayrıcalıklı şirketlerin temeli de bu dönemde atılmıştır. Dünya Bankası ve ABD' li uzmanlar Seyhan projesinin gerçekleştirilmesi i ç h gerekli kredinin özel şirkete verilmesini istemiş ve bunu sağlamışlardır.

1950'iere gelindiğinde elektrik enerjisi üretimi, iletimi ve satışı için ayrıcalıklı şirkete dönülerek dört büyük şirket kurulmuştur. Bunlardan Ç E A Ş ve Kepez bugün de var lıklarını sürdürebilmektedirler. 1 9 5 6 yılında DSİ kurula rak baraj ve hidroelektrik santral yapmakla görevlendiril miştir. 195 7'de de Türkiye Kömür istetmeleri kurulmuş tur.

1960'larda tekellerin e t k i i duruma geldiği, su potansiye linden hiç denecek kadar az yararlanıldığı görülmekte

ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 263 • 264

dir. Elektrik enerji sektöründe özel şirketlerin başarısızlı ğı elektrik enerjisi üretiminin tekelde toplanmasının ve bunun bir kamu kuruluşunun eliyle yapılması gereğinin doğduğu görülmüştür. Hatta parlamentoda buna ilişkin çalışmalar başlatılmıştır.

1960'lardan sonra Türkiye enerji sektöründe belrturnesi gereken olayların başında Türkiye Elektrik Kurumu'nun kurulması gelir. 1958'de başlatılan ve iki kez TBMM'ne getirilen çalışmalardan sonra 1 9 7 0 yılında çıkarılan ya sayla Türkiye'deki elektrik enerjisi üretim iletim ve dağı tımı bir kamu kuruluşu olan TEK'e verilmiştir. Ancak yasa çıkana değin birçok değişiklik ve budamalarla bir mk t a r amacından saptırılmıştır, örneğin geçici madde lerle başta Ç E A Ş olmak üzere ayrıcalıklı özel şirketlerin ayrıcalıkları saklı tutulmuştur. Bununla yetinilmeyip ya sanın çıkışından çok kısa bir süre sonra ayrıcalıkları ar tırıcı bir kararname hazırlanmıştır. Ancak 19 76'da ya yınlanan TEK Y asasına aykırı bu kararname Danıştay kararıyla iptal edilmiştir.

Bu dönemde ikincil enerji olan elektrik enerjisi üreti minde ülkede enaz bulunan birincil kaynak tercih edile rek, elektrik enerji üretimi % 50'yi aşan oranlarda pet role dayandırılmıştır.

Gaz türbinleri de bu dönemdeki politik göstergelerden dir. Pekçok ülkede günün belirli saatlerinde çalıştırılan bu üniteler "olmayan enerji en pahalı enerjidir" felsefe siyle Türkiye'ye getirilmişlerdir.

1 9 7 3 petrol bunalımından sonra OPEC (Petrol Üreten Ülkeler B iri iğ i)'ne karşı sanayileşmiş ülkelerin kurduğu U E A (Uluslararası Enerji Ajansı) üyeliği de son yıllarda enerji sektörünün ençok eleştirilen konusu olmuştur.

Günümüzde ise genel enerji tüketimi açısından gelişmiş ülkelerden, hatta Suriye dışındaki tüm komşularından çok geride olan Türkiye'nin enerji gereksiniminin % 2 0 ' si odun ve tezek gibi ticari olmayan yakıtlarla karşıla nr k e n ticari enerji kaynaklarının başında da petrol gel mektedir. Türkiye 1 977de tükettiği 17,1 miyon ton petrolle tüm enerji gereksinimııin % 54'ünü karşılamış, ancak bunun bedelini de liracattan kazandığı her 1 0 0 doların 83'ünü tekrar dışarıya aktararak ödemiştir. 1975 yılında tükettiğimiz birincil enerjinin % 54'ünü özüretkn ile sağlarken 1980'de bu oran en iyimser tahminle % 4 4 , 1985'te % 35 civarında olacaktır. Montajcı Türk sanayii nin ithal malı girdileri içinde en önemli yeri yakında enerji olacaktır.

Petrol sorununun çözümünde temel olan 1. Y urtiçi ham petrol üretiminin artırılması ve 2. Tüketimin kısılması Ökelerinden ikincisi için atılacak ilk adımlar keshlikle yakıt yağı ve motorin istemlerinin denetiminden geç mektedir.

Y akıt yağı, bugünkü tüketim şekli ile, büyük ölçüde yurt içi kaynaklar olan linyit ve sugücü ile ikame edilebilir olan bir petrol ürünüdür. Halen elektrik üretimim iz % 30 ölçüsünde petrole dayanmaktadır. Türkiye'nin ekono mik olarak yararlanabileceği su kuvveti potansiyelinin (EHP) brüt potansiyelinin (BHP) % 16,5'i olduğu, bunun da % 18 20 oranına erişebileceği uzmanlarca saptanmış tır. Bu durumda 80 90 milyar kWh/yıl elektrik üretimi (1976'daki toplam üretimin 4,5 5 katı) yapılabilir.

Elektrik üretiminin petrole bu denli bağımlı kılınması nın, ulusal çıkarlar yanında, salt ekonomik açıdan da sa vunulacak hiçbir yanı yoktur. Çünkü 1 kVVh'lık elektri ğin 1975'teki maliyeti

Su santralında Lrıy it santralında Y akıt yağı santralında Gaz türbinlerinde

16krş 20krş 60krş 140krş'tur.

Türkiye'nin motorin tüketiminin artış nedenleri şunlar dr: 1. Tarım kesiminde makinalaşmanın artışı, 2. Karayolu ve demiryollarında daha fazla tüketim, 3. ince yakıt yağlarına (örneğin kalorifer yakıtı) artan istemin 5 ve 6 No. yakıt yağlarını motorin ile incelterek karşılanması.

inceltme işlemi rafinerilerde yapıldığından bu amaçla tü ketilen motorinin miktarı bilinmemektedir. Piyasaya ve rilen motor in in( % 2 8 ' i tarım araçlarında, % 72'si de kara yolu ve demiryolu taşımacılığında kullanılmaktadır. Y ük taşımacılığında demir ve denizyollarına, akaryakıt taşı macılığında boru hatlarına ağrlık verilmedikçe motorin tüketimi her yıl % 12 artmaya devam edecektir.

Türkiye'nin toplam enerji tüketimi içkide kömürün payı % 19'dur (1 9 7 6 ). Taşkömürünün payının devamlı azaldı ğı ülkemizde linyitin payı 1974'ten bu yana % 10 civa rında sabit kalmıştır. Oysa enerji talebinin % 9 oranında arttığı ülkemizde kömürün, özellikle linyitin daha büyük ölçüde payı olması gerekir ki yıllardır ülke ekonomisin ti en büyük yükü haline gelen petrolün payının artışı durdu rulabilsin.

1990'lara dek taşkömürü üretiminin 5,9 milyon ton civa rında kalacağı bellidir; buna karşın 1990*da sanayinin taşkömürü talebi 15 milyon tona ulaşacaktır.

Lt ıy it e dağınık olarak Anadolu'nun hemen her yerinde rastlanmaktadır. Genellikle düşük ısıl değerli linyitlerimi zin % 6 8 ' i ilkel tekniklerle çalışan, küçük, özel firmaların ruhsat alanlarındadr. Tüm rezervin % 68'ini elinde bu lunduran özel kesim açık ocak madenciliği yapmakta ve

toplam üretime ancak % 32 oranında katkıda bulunabil mektedir.

1990'daki 9 milyon taş kömürü ve 24 milyon ton linyit açığının (daha doğrusu 80 milyon ton taşkömürü eşde ğeri toplam enerji açığının) nasıl kapatılacağı konusunda Türkiye'de ne bir görüş birliği, ne de ciddi bir enerji planlaması çalışması vardır.

Y akacak odun ülkemizde kullanılan birincil enerji kay nakların dan dır. Y aklaşık 20 milyon ha. olan ormanlık alanın 6,2 milyon ha 'lık prodüktif denilen işletilebilir koru ormanı ve 9,2 m İ yon ha. kadar olan baltalıklardan elde edilen ve 7,5 m iyon ton olarak planlanan yakacak odun üretimi 14 15 m iyon tona kadar ulaşmaktadır. Aradaki farkın yasal olmayan yollardan üretildiği gerçe ği 'odunun kolay elde edilebilir olması, özellikle krsal kesimdeki yapı ve yakma sistemleri ve en önemlisi de orman içi ve kenarı köylülerin sosyal ekonomik duru mundan kaynaklanmaktadır.

Ne ki, yakacak odunun bir kısmının odun işleyen sana yiye aktarılmasının ülke ekonomkine yapacağı katkı bü yük olacaktır. Bu yolla mevcut kurulu tesislerde halen kullanılmakta olan tomruk daha başka alanlarda kulla nılabilecektir. Ancak bunun uygulamaya konulması ülke düzeyinde hazırlanacak bir enerji politikası içinde, or man ürünlerinin yerinin saptanmasına ve ikame yakacak maddelerin n kamunun kontrolünde olmasına, orman köylülerinin kredi ve ekipmanla desteklenen koopera tiflerinin güçlenmesine, uzun dönemde de yapı ve yakma sistemlerinin değiştirilmesine bağlı olmaktadır.

Enerji hammaddelerin ti arama ve değerlendirilme Sorunları

Emperyalist kapitalist sistem içinde yer alan ülkemizde, enerji politikası, çokuluslu tekeller ve yerli ortaklarının çıkarları doğrultusunda, dışa bağımlı, kısa vadeli ve çok pahalı yöntemlerin tercihi ile oluşturulmaktadır.

Enerjiye lişkin öz kaynaklarımızın aranması, bulunması ve değerlendirilmesi de işbirlikçi tekelci çevrelerin karar ları doğrultusunda, ulusal bir plandan yoksun, günlük değişimlerin etkisinde, dışa bağımlı ve göstermelik çalış malarla sürdürülmektedir.

Ülkemizin öz kaynaklarına dayalı enerji gereksinmesi içti yapılan arama, bulma ve değerlendirme çalışmaları da geneldeki sosyo ekonomik yapıdan soyutlanamaz. Bu çalışmaların gündemde olan başlıca sorunları ülkemiz özkaynaklarına dayalı ulusal bir enerji planlamasının eksikliği, mevcut enerji politikasında hem doğal kaynak lar, hem de doğal kaynakların kullanım alanları arasında eşgüdüm olmaması, yabancı teknoloji ve finansmana Şiş kin olarak da dışa bağımlılıktır.

Sonuç

Ülkemizde öz kaynaklarımıza dayalı planlı ve uzun vadeli bir enerji politikası olmaması, arama ve değerlen dirme çalışmalarını önemli ölçüde etkilemektedir. Genel bir plansızlık nedeniyle arama ve değerlendrme çalışma larında bir kargaşa hakimdir.

Y ukarıda da belirtildiği gibi, bugün için güncel olan bir enerji kaynağı için tüm olanaklar seferber edilmekte di ğer alanlar unutulmaktadır. Kamu kuruluşları arasındaki koordinasyon eksikliği aşırı derecede israfa yol açmakta dır. Arama ve değerlendirme çalışmalarının dışa bağımlı lığı nedeniyle, işler zamanında tamamlanamamakta, veri ler sağlıklı olarak değerlendirilememektedir. Pahalı ve kolay enerji tercihi, öz kaynaklarımıza dayalı enerji kay naklarına ilişkin çalışmaları bir bakıma engellemektedir.

EMO BAŞKANI

AY BARS UNGAN'IN

RADY O KONUŞMASI

Gördüğünüz gibi hazırlıklar tamamlanmak üzere. Kongre az sonra başlayacak. Ben önce size Kongrenin gelişimi ve programı üzerine bilgi vereyim.

Dünya Enerji Konferansının ülkemizdeki Milli Komitesi ile, enerjiyle ilgili kamu kuruluşlarının oluşturduğu orga nizasyon grubunca düzenlenen bu toplantı Türkiye 3. Genel Enerji Kongresi adını taşıyor. Bu alandaki kongre lerin ilki ülkemizde 1953'te, ikincisi de 1968'de düzen lenmiş idi. Kongre 4 teknik oturum ve 2 açık oturumdan oluşuyor. Sonunda da bir değerlendirme toplantısı yapılacak.

88 tebliğin tartışılacağı teknik oturumların konuları şöy le.

1. Alışılmış enerji kaynakları, ELEKTRİK M ÜHENDÎSLİÖİ 263 264

2. Enerji kullanımı ve tutumluluğu, 3. Enerji konusunda genel sorunlar, 4. Y eni enerji kaynakları.

A ç ı k oturumların konuları ise şöyledir: 1. Enerji politikasında ana ilkeler, 2. Enerji politikası açısından uygulama ve organizasyon.

D ö r t gün sürecek kongre süresince T M K ve T M M O B Elektrik Mühendisleri Odasınca ortaklaşa düzenlenen "Enerji Sergisi" de açık bulunacaktır. Y önetiminde Elek trik ve Ziraat Mühendisleri Odalarının da bulunduğu Türk Milli Komitesinin kongre hazırlık çalışmaları bir yıl önce başlamıştır.

Kongrede tartışılacak tebliğlerin içinde T M M O B ve ona bağlı enerji konusu ile doğrudan ilişkili meslek odaları mızın da tebliğleri bulunmaktadr. Ayrıca açık oturumla rın tartışmacıları arasında ve teknik oturumların yöne timlerinde üyelerimiz görev almıştır.

Enerji sorunu ve kongreden beklenebilecekler üzerinde de durmak istiyorum. Bugün ülkemizde giderek yaygınla şan bir enerji bunalımı vardr. Genel enerji alanında oldu ğu gibi elektrik enerjisi üretiminde de yetersizlik söz ko nusudur. Günde 5 milyon KW saat elektrik enerjisi açığı olan ülkemizde bazı kentlerde 2 3 saate varan kesintiler yapılmaktadır.

Bunalımın nedenini, y ılla r dr Odamızın da her vesileyle belirttiği gibi uygulanan politikalarda aramak gerekir. Doğal kaynaklarımızdan yeterince yararlanılmazken, ge nel enerji politikası % 80 'i ithal edilen petrole dayandırıl mıştır. Örneğin kitle ulaştırmacılığı ve demiryolu taşı macılığı yerine, büyük oranda petrol tüketen karayolu taşımacılığı teşvik edilmiş, fuel oil'e dayalı elektrik ener jisi payı artırılmıştır, ö t e yandan elektrik enerjisinin % 70'in i tüketen sanayinin yapısı da temel yatırım malları ve zaruri tüketim maddeleri üretecek bir niteliğe kavuş turulamadığından enerjiden verimsiz bir biçimde yararla nılmaktadır. Odun ve tezeğin yaygın olarak ısınma amacı ile kullanıldığı ülkemizde, nüfusumuzun yarısı hâlâ elek triksizdir. Buradan hareketle kişi başına düşen elektrik enerjisi tüketimi açısından Avrupa'da son sırada yer aldı ğımızı söylemeliyim.

Enerji sorununun bu denli önemli boyutlara ulaştığı gü nümüzde, sözünü et t iğim sorunların teknik ve politik planda tartışılacağı Kongre elbette ki önem taşımakta dır. Ancak bu ve benzeri kongrelerden gerçekten yarar bekleniyorsa, kongredeki görüşmelerin, varılan bilimsei sonuçların iktidarlarca dikkate alınması ve uygulamaya yönelik olarak değerlendirilmesi gerekir. Bu yapılmadığı sürece, çözüm önerilerinin hayata geçirilmesi gerçekleş meyecek ve yapılan çalışmalar dokümanlar arasında kala caktır.