Elektrik Mühendisliği · Sayı 253 · Ocak 1978
8. TEKNİK KONGRE: ''ELEKTRİK ENERJİSİ''
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Haber ve etkinlik
- Yıl
- 1978
- Sayfa
- 9
- Okuma süresi
- 27 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Elektrik üretimi ve santraller, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- 8. Teknik Kongre
- EMO
- elektrik enerjisi bunalımı
- kurulu güç gecikmeleri
- Aybars Ungan
- yatırım programları
Özet
EMO'nun 1977 Aralık ayında düzenlediği 8. Teknik Kongre'nin açılışında Genel Başkan Aybars Ungan'ın konuşması üzerinden Türkiye'nin elektrik enerjisi üretim yetersizliği, santral yatırımlarındaki gecikmeler, kısıntı uygulamaları ve enerji politikaları eleştirilmektedir.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
ELEKTRİK MÜHENDİSLtĞl 253
Odamız tarafından düzenlenen 8.Teknik Kongre, 14 15 16 Ara lık 1977 tarihlerinde yapıldı. "Elektrik Enerjisi" konusunun çeşitli yönleriyle işlendiği Kongreye, 16 bildiri sunuldu. Bildirilerin sunulduğu oturum ların yanısıra, üç ayrı konuda panel yapıldı.
açılış
8.Teknik Kongre, 14 Aralık 1977 günü saat 10.00'da Oda Genel Başkanı Aybars Ungan'ın konuş masıyla açıldı. Enerji bunalı mının sürekliliğinin yanısıra, gittikçe derinleştiğini belir terek söze başlayan Ungan, enerji yetersizliğinin nedenle rini somut rakamlar ve örnekler le açıkladı. EMO Başkanı, üre timin yanında, elektrik enerji si tüketimini ve dağılım biçi mini de irdeledi ve enerji ta rifelerini ele alarak, her ko nuda sermayeden yana olan ikti darların, yetersizlik doruk noktasına varınca çözüm için yine halka başvurmaktan çe kinmediklerini söyledi. Enerji sorununun ekonomik politik sis
Ay bar s Ungan, 8. teknik kongre açış konuşması
8.Teknik Kongremizi, elektrik enerjisi kısıtlamalarının sür düğü bir ortamda yapıyoruz. Güncel yaşamı giderek daha faz la etkileyen yetersizliğin ne denleri ve geleceğe ilişkin çö zümlemeler, elektrik enerjisi nin konu alındığı bu kongrenin temel çalışmasını oluşturmakta dır.
Enerji bunalımının süreklili ği, meslek kuruluşu olarak dü zenlediğimiz Teknik Kongre ve öteki çalışmaların başlıca ko nusu haline gelmiştir. Odamızın kendi uzmanlık alanına giren konuları ülke gerçekleri ve toplum yararı açısından ele al maya başladığı yakın geçmişin de, bu anlamda düzenlediği ilk kongre 1973 yılında mum ışığın da yapılmıştı. Bundan önceki 7.Teknik Kongre ise 1975 yılın da yine benzer koşullar altında gerçekleştirildi. O günden bu yana değişen tek şey, her alan da olduğu gibi, enerji konusun da da bunalımın sadece derin leşmesidir. Bu nedenle 19 75 yı lı sonundan günümüze kadarki gelişmeleri, doğru bir deyişle gerilemeleri somut değerlerle sergilemek, hem bunalımın var dığı boyutları kavramak hem de geleceğe ilişkin fikir edinmek bakımından yerinde olacaktır.
1977 yılı sonuna geldiğimizde şunu hemen belirtebiliriz ki, sorun her geçen gün daha çözüm süz bir duruma gelmektedir. Bu nun somut kanıtı uygulanan programlı elektrik enerjisi kı sıtlamasının miktarlarıdır. 1975 yılında 175 milyon kWh, 1971 1975 döneminde toplam 640 milyon kWh kesinti kısmtı yapılmıştır. Bu değerin, yal nızca 1977 senesinde 800 850 milyon kWh 'a ulaşacağı görül
mektedir. Ancak bunlar resmi rakamlardır, gerçek değer 1977 için 1 1,5 milyar kWh dolayın dadır. Üretimin böylesine ye tersiz kaldığı ülkemizde tüke tim gereksinimi ise geometrik bir artış göstermektedir.
Enerji yetersizliğinin en önem li etkenlerinin başında tesis lerin yapımındaki gecikmelerin geldiği açıktır. 19 76 yılında, ülkemiz elektrik sistemine önem li hiçbir üretim ünitesi katıl mamış, toplam 81 MW'lık kurulu güç devreye sokulmuştur. Bunun sağladığı artışı ise % 2'dir. 1977 yılında da farklı bir du rum yoktur. Yalnızca Tunçbilek B santralında bir grup ve Seyit ömer III nolu grup deneme ça lışmalarını sürdürmektedir, gerçek anlamda işletmeye alın dığını, sisteme güvenilir bir şekilde enerji verdiği de söy lenemez. 1976 1977 yıllarında önemli bir üretim kaynağının devreye alınamadığını söylerken, yatırım programlarında yer alan planlanmış üniteleri de incele mek gerekir. Aslında yatırım programları incelendiğinde ge cikmeyen üretim ünitesinin ol madığı görülecektir. 1976 1977 yıllarındaki devreye alınmaları programlanmış üretim kaynakları şunlardır:
67.D.002.0222 proje nolu 150 MW'lık Seyitömer 3,
72.D.02.0040 proje nolu 2x150 m'lık Soma B,
72. D. 02.0060 proje nolu 2x150 MW'lık Tunçbilek B,
72.D.02.0050 proje nolu 2x340 m1 lık Afşin Elbistan 1 2,
74.D. 02.15 70 proje nolu 2x150 MW'lık Beypazarı,
74.D.02.1590 proje nolu 1 x 150 MW'lık Kangal,
74.D.02.1600 proje nolu 1 x 150 m'lık Çatalağzı B,
75.D.02.1830 proje nolu 2x210 m'lık Yatağan,
75.D.02.1840 proje nolu 600 MU'lık Akkuyu Nükleer.
Bunlardan Seyitömer 3 ve Tunç
bilek B l, B 2 ünitelerinin
1975'te, Soma B'nin 1976'da,
Elbistan'ın 1 ve 2. gruplarının
1977'de bitmesi yatırım prog
ramlarında öngörülmüştür. 1977
sonunda ise bunlardan ancak iki
si deneme çalışmalarına başlaya
bilmiştir. Diğerleri ise her
yıl ötelenmekte, yapımları ge
ciktirilmektedir, örneğin 1972
yılı yatırım programında yer
alan Afşin Elbistan Santralının
ilk iki grubunun 1977 yılında
bitmesi öngörülmüşken, 1977 yı
lı programında tarihin 1981'e
ötelendiği
belirtilmektedir.
Aynı şekilde 1972 yılı yatırım
programında 1976 yılında bitme
si öngörülmüş olan Soma B San
tralı da 1979 yılına ötelenmiş
tir.
Hidrolik santrallarda daha da büyük gecikmelerle karşılaşıl maktadır. Bugün için Aslan taş 10 yıl, Karakaya 8 yıl, Hasan Uğurlu 6 yıl gecikmiş durumda dır. Bu gecikmeler ilk program lanma tarihlerine göredir.
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 253 14
Ülkemizde her on yılda enerji
üretiminin üç katma çıktığı
saptanmıştır. Örneğin 1958 yı
lında 2,3 milyar kWh olan bu
değer, 1968 yılında 6,9 milyar
kWh 'a ulaşmıştır. 1978 yılında
ise 22 milyar kWh 'a ulaşacağı
tahmin edilmektedir. Ancak ku
rulu güç artış hızıyla üretim
hızını
karşılaştırdığımızda,
kurulu güç artış hızının geri
de kaldığını görmekteyiz. Bu da
bize mevcut üretim kaynaklarına,
tüketimi karşılayabilmek ama
cıyla zorlamalı üretim yaptı
rıldığını ifade eder. Normal
olarak yılda 6500 7000 saat ça
lışması gereken termik üretim
kaynakları zorlanarak 7500 saa
te kadar çalıştırılmışlardır.
Bu uygulama da pek çok arıza
lara ve güvensiz bir işletmeye
yolaçmıştır.
Aynı şekilde, zorlamalı çalış
ma hidroelektrik santralları
mızda da verimin azalmasına,
üretim ünitelerinin yıpranması
na yolaçmıştır. 1975 oldukça
iyi bir su yılı olmasına rağ
men, kötü işletme koşulları ne
deniyle göl seviyeleri minimum
işletme düzeyine, hatta kritik
işletme değerinin altına düş
müştür. Bu nedenle bazı san
trallar üretim yapamaz hale
gelmişlerdir. Üretim yapabi
lenler ise ancak zorunlu durum
larda
çalıştırılabilmektedir.
örnek olarak Kemer ve Demirköp
rü Hidroelektrik Santralları
verilebilir. Bunların dışında
Sarıyar Santralında da göl dü
zeyi minimumun altına düşmüş
tür.
Bilindiği gibi hidroelektrik santrallarm baraj göllerinde su düzeyi düştükçe santralın verimi azalmaktadır. Ayrıca mi nimum işletme düzeyi adı veri len değerin altına düşülmesi santraldaki üretim üniteleri için zararlı bir çalışma biçi midir. Bu konuda 1975 yılındaki Teknik Kongremize sunulan bir tebliğde teknik ayrıntılar an latılmıştı. Ancak politik bas kıların duruma egemen olduğu anlaşılmaktadır. Bunun en i y i örneği, 1976 yılında zorunlu olduğu halde kesinti kısmtı uygulamasının yapılmaması, san trallarm zorlanarak çalıştı rılmasıdır. Beklenenin çok üze
rinde su gelmesine karşılık, 1976 yılı sonunda yol düzeyle ri minimuma ve daha aşağılara düşürülmüştür. Bu nedenle de 1977 sonuna varamadan yukarıda adı verilen bazı santrali ar üretim dışı kalmışlardır.
Üretim yetersizliği nedeniyle 1975'den 1977 yılma kadar ge çen iki yıl içinde kısıntı ve kesinti boyutları 5 6 kat art mıştır. Buna rağmen bir taraf tan da tüketimin bastırılması yoluna gidilmiştir. Enerji is teklerinde tüketicilere ileri tarihler verilmekte ve bazı te sislerin bitmesi koşulu öne sü rülmektedir. Öte yandan "Büyük Türkiye" sloganlarıyla enerji olup olmadığına bakılmaksızın temeller atılmakta, teşvik bel geleri verilmektedir. Bu uygu lama, sorunun daha da içinden çıkılamaz ve çözümsüz bir duru ma gelmesinde etken olmuştur.
Yatırımların gecikmesi yanında, ülke kaynaklarına ve çıkarları na ters düşen uygulamalara da işaret etmek gerekecektir. En son örnek Çatalağzı B termik santralıdır. Bu santral, ülke mizde rezervi az sayılabilecek ve sanayide kullanımı daha uy gun olan taşkömürünü yakarak elektrik enerjisi üretecektir. Demir çelik sanayii için taş kömürü ithal etmek, buna karşı lık ülkemizdeki taş kömürünü elektrik üretiminde kullanmak uygun görülemez.
Bu konuda ikinci örnek gaz tür binleridir. Geçmişteki hatala rın bilinmesine rağmen bugün "olmayan enerji en pahalı ener jidir" aldatmacasıyla yeni gaz türbinleri planlanmakta ve ya kın zamanda bağlanması öngörül mektedir. 1976 değerleriyle ya kıta ödenen paranın 1/4'i moto rine verilip toplam üretimin ancak % 5 6 'sı sağlanırken, ye ni gaz türbinleri kurulması planlanmaktadır.
Öte yandan ülkemizde linyit re zervleri tam olarak saptanmaz, hidrolik potansiyelin X 90 'ı Stil bekletilirken, nükleer santral planlanmış ve ihaleye çıkarılmıştır. Yapılan araştır malarda 2000 yıllarına dek do ğal kaynaklara dayanan elektrik enerjisi üretiminin tüketimi karşılayabileceği tahmin edil mektedir. Nükleer enerjinin
kullanımında değişik ölçek ve teknolojik düzey vardır ve tek nolojik gelişimi çok hızlıdır. Bu nedenle çok ciddi ve titiz bir planlama sorunudur. Sadece barışçıl amaçlarla kullanımı büyük önem taşıyan bir dönemde, saldırgan militarist çevrelerin zorlamalarına karşı çıkmak açı sından da konu üzerinde titiz likle durmak zorunludur. Teknik ve politik ağırlığı büyük olan nükleer enerji kullanımı, uzun vadeli bir planlama konusu ola rak ele alınmak gerekirdi. Üretim kaynaklarına ilişkin ya tırımların gecikmesi, üretim yetersizliği yanında büyük öl çüde döviz kaybına da neden ol maktadır, örneğin Tunçbilek B Santralında ilk maliyetin 710 milyon lira olacağı saptanmış ken, 3 yılı aşkın gecikme sonu cunda santralın bugünkü maliye ti 3 milyar lirayı aşmıştır. Ve henüz bir ünitesi de bitiri lememiştir. Aynı şekilde Seyit ömer 3 nolu grubun ilk maliyeti 445 milyon lira iken, bugünkü maliyeti 1,5 milyar lirayı aş mıştır. Bu iki örnekten de gö rülüyor ki üretim kaynaklarının yapımındaki 3 4 yıllık gecikme ler santral maliyeti ile bir likte ülke dışına çıkacak dövi zi 3 4 kat artırmaktadır.
Her yıl giderek artan enerji
yetersizliğine karşın 1975 77
periyodunda ülkemizdeki elek
trik enerjisi istemi % 33'ü
aşan bir artış göstermiştir.
Bu artışı kısmen bastırabilmek
amacını, güden elektrik enerji
si kesinti kısmtı uygulamalar
da aynı periyod için % 400 ora
nında artmıştır. Yetersizliğin
ülkemizde bir takım olumsuz et
kileri görülmeye başlanmıştır.
Bunların başında da "imdat ge
neratörleri" adı verilerek meş
rulaştırılan
dizel generatörler
geliyor. Bu generatörler için
Enerji ve Tabii Kaynaklar Ba
kanlığına başvurularak işletme
ruhsatı almak gerekmektedir.
Bu kanalla, yaklaşık 200 250 MW
dolayında dizel generatörün iş
letmeye konduğu bilinmektedir.
Ancak ülkemizde pekçok alanda
olduğu gibi, bu konuda da dene
time önem verilmemektedir. De
netimsizlik sonucu Bakanlık iz
ni olmadan da pekçok fabrika
ve kuruluş kendi başlarının ça
resine bakmak amacıyla bu tip
generatörleri
çalıştırmaktadır
15 ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 253
lar. Sayılarının da izinli ola rak çalıştırılanların birkaç katı olduğu sanılmaktadır. Ko nuyla ilgili pekçok yazı ve re sim zaman zaman basında yeral mıştır. Ancak ilgili Bakanlık bu konuda hiçbir atılımda bu lunmamıştır. Ayrıca gazetelerde hergün dizel generatör ve onun gerekliliğini belirten ilanlar görülmektedir. Böylece, gaz türbinleri tartışma konusu iken bir de dizel generatörler günde me getirilmiş ve bazı kişilerin bu yoldan servet edinmesi sağ lanmıştır. Açıkçası bir kara borsa alanı yaratılmıştır.
Odamızca, elektrik enerjisi üre tim, iletim ve dağıtımının tek elde toplanmasının gerekliliği de sürekli olarak savunulmuş, Çukurova Elektrik A.Ş. ve ben zeri ayrıcalıklı şirketlerin Türkiye Elektrik Kurumuna dev redilmesi önerilmiştir. 1975 yılındaki Teknik Kongremizde bu önerimiz yinelenmişti. Ancak 18 Mart 1976 kararnamesi bu önerinin tam tersi bir uygula mayı getiriyordu. Eğer bu ka rarname Odamızın da destekledi ği üzere, TEK'in itirazıyla ip tal edilmeseydi bugün adı geçen şirketin ayrıcalıkları çoğaltıl mış ve süresi uzatılmış olacak t ı . Varlıkları aşırı kâr amacı na yönelik ayrıcalıklı şirket lerin enerji sektörüne dağınık bir yapı getirdiği bilinmeli dir.
Dışa bağımlı politikaların kar şısında olduğumuzu 1975'deki kongremizde açıklamış, petrole dayalı santralların yerini lin yit ve su santrallarına bırak masını, petrol üzerinde denetini kurmak amacıyla gerçekleştiri len Uluslararası Enerji Ajan sından çıkılmasını istemiştik. Ancak 10.Dünya Enerji Konferan sındaki bir panelde tarafımız dan yöneltilen bir soru üzerine. Ajans temsilcisi Türkiye'nin za ten başından beri Ajansın üyesi olduğunu ve üyeliğinin devam ettiğini açıklamıştır. Oysa Türkiye'nin Ajansa üyeliği ko nusunda iktidarlarca hiçbir resmi açıklama yapılmamış, so rular hep geçiştirilmiştir.
Bugüne dek izlenen politikala rın ülkemizdeki enerji tüketi mini de etkilediğini görüyoruz. Türkiye'de kişi başına elektrik enerjisi tüketimi dünya ortala
masının X 25 'i, Avrupa ortala masının % 11,5'i oranındadır. Ülkemizde kişi başına enerji tüketimi 25 yıl önceki dünya ortalamasına bile ulaşamamış tır. Ülke içindeki tüketimi böl geleri temel alınarak incelen diğinde büyük bir dengesizlik görülmektedir. Örneğin Marmara Bölgesi Türkiye ortalamasının % 183'ü oranında enerji tüke tirken Doğu Anadoluda bu oran ancak % 23'tür. İllere göre ki şi başına tüketim değerlerinde ise durum daha da ilginçtir. Örneğin kişi başına tüketim Kocaeli'de 1945 kwh, Zonguldak' ta 1325 kWh iken, Kars'ta 41 kWh, Bingöl'de 6 kWh'tır.
Sektörel dağılımda da en büyük pay % 75 ile sanayi tüketicile rindedir. Ancak bu payın kendi içindeki dağılımı ele alındı^ ğında ağır sanayi payının çok az olduğu görülmektedir.
Tüketim konusu işlenirken tari fe konusuna değinmekte gereki yor. 1976 yılında Dünya Banka sının baskılarıyla TEK yasasın daki % 8'lik oto finansman mad desinin çalıştırılarak elektrik enerjisi fiyatlarına % 63 ora nında zam yapıldı. Ardından 1977 yılında ikinci bir tarife değişikliğiyle ve petrol fiyat larında artış öne sürülerek % 50 oranında bir zam daha ya pıldı. Böylece ilgili kurumun kârlılığı ve oto finansmanının sağlandığı iddia ediliyordu. Ancak bu tarifeler, bir takım tüketicilere % 20 daha ucuz enerji sağlamaktadır. Tarife lerin halktan yana değil de sermayeden yana olma özelliği korunmuştur.
Enerji tarifeleri dahil her ko nuda sermayeden yana olan ikti darlar, yetersizlik doruk nok tasına varınca, sorunun çözümü için yine halka başvurmaktan çekinmiyorlar. Sorun içinden çıkılamaz duruma gelince zorla yıcı ve geçici nitelikte çözüm ler aranmaya başlanmıştır. Bun lardan gaz türbinlerine ve di zel generatörlere değinilmişti. Umut bağlanan bir başka önlem enerji tasarrufudur. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığında bir "Elektrik Enerjisi ve Akar yakıt Tasarrufu Milli Komitesi" kurulmuş ve bir ilkeler dizisi saptanmıştır. Milli Komitenin önerilerinden çoğu meskenlerde
ki tüketicilere yöneliktir. Te levizyon yayın saatlerinin kı sılması, daha az aydınlatma ya pılması, elektrikli ısınma araçlarının kullanılmaması gi bi. Bı* önerilerin büyük bir bölümü geçersiz ve sağlık kurallarına aykırıdır, örneğin Enerji Ba kanlığı bünyesinde bulunan Tür kiye Kömür İşletmelerinin nasıl kömür dağıttığına bakalım. Isın manın en ucuz yollarından biri kömürdür. TKİ'ye parasını Ağus tosta yatıran yurttaşa kömür alma tarihi olarak Şubat sonu verilmektedir. Bu durumda "elek trikle ısınmayın" önerisinin geçersizliği açıktır. Kaldı ki meskenlerin toplam enerji tüke timi içindeki yeri de büyük de ğildir. Ev ve ticarethaneler deki elektrik enerjisi tüketi minin payı sadece % 19'dur. Bu na karşılık sanayi tüketicile rinin toplam içindeki payı % 75'tir. Tasarruf ancak ekono minin her sektöründe aynı üre tim miktarını koruyarak ve gün lük yaşam standardını düşürmek sizin, harcanan birim enerji miktarının azaltılabilmesiyle sağlanır. Bu da teknolojik ge lişmelere bağlıdır ve öncelikle sanayi sektörünü hedef alır. Burada bir noktaya daha değin mek gerekiyor. Enerji yetmeyin ce özel kesimin tesislerini bes lemek amacıyla devlet fabrika larını durdurmak çözüm getirmez. Böyle bir uygulamanın sıkıntı ları azaltacağı varsayılıyorsa, tüketim değeri ne olursa olsun, alüminyum yerine, gazoz ve sakız fabrikalarının üretimine son verilmelidir.
Buraya kadar söylenenlerin ışı ğında 1978 ve sonrasına kısaca bakalım. 1978 yılında ülkemizde elektrik enerjisi tüketim iste minin 24,5 milyar kWh'ı aşacağı tahmin edilmektedir. Buna kar şılık devreye alınacak üretim kaynakları, 1977 sonunda dene me çalışmasına başlayan Tunçbi lek B l ve Seyitömer 3 dışında bir tek Tunçbilek B 2 ünitesi* dir. Bir de yıl sonunda Hasan Uğurlu Hidroelektrik Santralı nın devreye gireceği söylenmek tedir. Bu döviz yokluğunda ve yatırımların kısıldığı dönemde sadece Tunçbilek B 2 'nin 1978' de devreye girebileceği söyle nebilir. Örneğin, DSİ'de baraj müteahhitlerinin 800 milyonluk
alacağına karşın 50 milyon öde nek ayrılması bu kanıyı kuvvet lendirmektedir. 1978'e kağıt üzerinde ek 450 MW'lık bir gü cün katıldıâı görülmektedir. Yukarda sayılan üç ünitenin de kömür sorunu vardır. Birinin kömür alma tesisleri TKİ'ce ya pılamamıştır. Diğerlerinde kö mür çıkarma tesisleri yetersiz dir. Bu üç yeni grubun aksal:lık lan giderilse bile tam verimle çalışabilmeleri olanak dışı gö rünmektedir. Hatta Seyitömer'de 3.grubun "sürekli yedek" kala cağı söylentileri güncel hale gelmiştir. Bir linyit santralı olan Seyitömerde fuel oil tüke timi de dikkat çekecek oranda dır.
Yeni ünitelerdeki sorunlara, hidroelektrik santrallardaki su düzeyinin düşüklüğü eklenin ce 1978 yılının 1977'den daha karanlık geçeceği hemen söyle nebilir. 1977 yılında 800 mil yon kWh olacağı belirtilen ye tersizliğin 1978'de 1 milyarın üzerine çıkacağını hesaplamak zor değildir.
1978 yılında güç yetersizliği nin de ortaya çıkması büyük ola sılıktır. 1978 puant gücünün 4200 MW'm üzerine çıkacağı he~ saplanmaktadır. Kurulu gücün 4800 MW dolayında olacağı bi lindiğine göre puantta tüm kuru lu gücün % 87'sinin işletmede olması gerekmektedir. Kaldı ki bütün kurulu gücün enterkonnek te sisteme bacrlı olmadığı düşü nülürse kurulu gücün % 90'mın üzerinde bir bölümünün devreye girmesi gerekecektir. Bu mümkün değildir ve şimdiye kadar alman en yüksek verim de 1975'te % 65, 1976'da % 70 olabilmiştir.
1978 yılı, enerji yetersizliği nin büyüdüğü ve onun yanında güç yetersizliğinin de belire bileceği bir yıl olacaktır. Ülkemizde enerji isteminin 1979' da 28 milyar, 1980'de 31 milya rı aşacağı çeşitli tahmin çalış malarında açıklanmıştır. Ancak her yatırım programında da san tralların bitirilme tarihinin ötelendiği görülmektedir. Bu nedenle ayrıntıya girmeden de ülkemizde elektrik enerjisi üre timinin sürekli olarak istemin gerisinde kalacağı söylenebi lir.
Buraya kadar sayılan rakamlar
ve söylenenler, teknik açıdan yaşadığımız bunalımın nedenle ri olmakla birlikte, temelde, uygulanan politikanın kaçınıl maz sonuçları sayılma]: gerekir. Sorunu gerikalmışlığın ve sade ce egemen güçlerin yararına ça lışan kapitalist ilişkilerin çerçevesi içinde değerlendirme liyiz. Sermaye iktidarları, doğal kaynakları değerlendire memiş ı sanayileşmeyi becereme diklerinden, gerek duyulan ya tırımlar için değeri yüzmilyar larla ölçülen elektroteknik ve elektronik makina ve aygıtların yapımını gerçekleştirememiş ve bu yüzden dış finansman gerek sinmelerini karşılayamaz hale gelmiş; bölgeler arasında bü yük eşitsizlikler yaratmış ve körüklemiş; nüfusunun yarısı elektrik kullanamayan halkın sırtına tasarruf adı altında ağır yükler bindirmiş; ülke ko şullarıyla bağdaşmayan yetersiz ve pahalı uygulamaların yanısı ra, tekellerin denetlediği ulus lararası örgütlerle anlaşmalara girerek bağımlılığımızı pekiş tirmiştir. Ulusal zenginlikle rin ve yaratılan değerlerin egemen sınıflar tarafından yağ malanması, enerji alanına böyle yansımaktadır.
Uygulanan enerji politikasına ilişkin olarak yıllardır yaptı ğımız değerlendirmelerin ve önerilerimizin doğruluğu tekrar kanıtlanmaktadır. Bu Kongrede de meslekî ve demokratik göre vimizi yerine getireceğiz. An cak hemen belirtelim ki, serma ye iktidarları artık mevcut ko şullarla bağımlı da olsa, top lumsal yarar açısından sınırlı fakat geçerli önlemleri bile gerçekleştirecek güç ve yete nekte değildir. Enerji sorunu ekonomik politik sistem soru nudur ve merkezî planlamayı içeren yapısal bir değişiklik olmaksızın da hiçbir zaman kök lü çözüme kavuşturulamaz. Ulus lararası tekelci sermayenin hergün biraz daha güdümüne gi ren yapı kırılıncaya dek, ener ji bunalımı artarak sürüp gide cektir.
Kongremize sunulan tebliğlerin yazarlarına, tüm konuşmacılara ve hazırlık çalışmalarını yü rüten arkadaşlarımıza teşekkür eder, çalışmalarınızda başarı lar dilerim.
tem sorunu olduğunu ve merkezî planlamayı içeren yapısal bir değişiklik olmaksızın hiçbir zaman köklü çözüme kavuşturula mayacağını belirten Ungan, Kongreye sunulan b i l d i r i l e r i n yazarlarına ve tüm konuşmacıla ra teşekkür ederek sözlerini bitirdi.
Aybars Ungan'm açış konuşma sından sonra Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Başkanı Teoman Öztürk söz aldı. öztürk, TMMOB ve Odaların yıllardır sür dürdükleri mücadelenin n i t e l i ğ i ne değinerek başladığı konuşma sında, ç e ş i t l i uzmanlık alanla rında sürdürülen çalışmaları ve atılan adımları a n l a t t ı . Ser maye iktidarlarının enerji so rununa çözüm getiremiyecekleri ni vurgulayan öztürk, Teknik Kongrenin toplumsal mücadele içinde bir kararlılık gösterge si olacağına inandığını belir terek sözlerini b i t i r d i .
Daha sonra kürsüye gelen Türki ye Elektrik Kurumu Genel Müdürü Behçet Yücel, Teknik Kongrenin ülkemizin elektriklendirme so runlarına ışık tutacağına inan cını belirterek başladığı konuş masında, TEK'in kuruluşundan bu yana yaptığı çalışmaları ve kaydettiği gelişmeleri, rakam lar vererek açıkladı. Türkiye' nin elektriklendirilmesinde ana ilkelerin neler olduğu üzerinde duran Yücel, bu ilkelerin ama cına ulaşması için gerekli ko şulları da sıraladı ve detaylı olarak irdeledi. Birincil kay nakların durumunu özetledikten sonra finansman konusunda da bilgiler veren TEK Genel Müdürü, yatırımların gerçekleştirilme sinde karşılaşılan güçlüklerden birinin de mevzuattaki karmaşık l ı k olduğunu söyledi. Enerji konusunda bölgelerarası denge sizliklere de dikkati çeken Yücel, Kongreye başarılar dile yerek konuşmasını tamamladı.
Son konuk konuşmacı, Enerji eski bakanlarından İhsan Topa loğlu, 17 y ı l l ı k geçmişi olan planlamanın amacına varmadığı n ı , Türkiye'de yeni ve doğru bir plan anlayışı y e r l e ş t i r i l mesi gerektiğini belirterek başladığı konuşmasında, Bakan lıkta bulunduğu dönemler de dahil, enerji sorununun geçmi şine ilişkin açıklamalar yaptı. Bugünkü bunalımın fuel oil san
Teoman Öztürk
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği ve Odaları, yıllardır, üyelerinin ve uzmanlık alanla rının sorunlarından kaynaklanan bir mücadeleyi sürdürmekte ve bu mücadelenin emekçi halkımı zın bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinin bir parçası oldu ğunu bilmektedirler. Egemen sınıflara daha düzenli hizmet sunmak için, 1954'lerde kurulan Birlik ve Odaları bir süre bu amaca yönelik çalışma lar da yapmıştır. Fakat gelişen toplumsal mücadele içinde, özellikle 1960 'lardan sonra, bilinç ve örgütlenme düzeyleri yükselen üyelerimiz giderek da
ha güçlü bir biçimde emekçi halkımızın mücadele safları içindeki yerlerini almaya ve gerçek görevlerini yerine ge tirmeye başlamışlardır.
Bugün; devrimci, demokrat, ile rici mühendis ve mimarlar ve onların örgütleri olan Birlik ve Odalarımız halkın ve ülkenin çıkarlarını savunan mücadelele ri güçlendirerek sürdürmekte dirler.
Madencilik, sanayi, enerji, ko nut, kentleşme, tarım ve orman cılık gibi alanlarda sürdürülen sömürüyü, dışa bağımlılığı ser gilemeyi ve bunlara karşı dur mayı mücadelenin bir parçası olarak gören ve görev bilen ör gütümüz bu yolda çaba harcamak tadır.
Elektrik Mühendisleri Odamızın düzenlediği "Elektrik Enerjisi" konulu bu Teknik Kongre, bu an layışın ve çabanın bir örneği olacaktır. Kongrede ülkemizin enerji sorunu birçok yönleri ile incelenecek, tartışılacak ve saptanan çözüm önerileri bir kez daha yinelenecektir.
Hergün görülmekte ve yaşanmak
tadır ki, her alanda olduğu gi bi enerji alanında da, emekçi halkımızın çıkarlarını önde tu tan, bağımsız ve öz kaynakları mıza dayalı politikalar izlen medikçe sorunlar giderek büyü mektedir. Egemen sınıflar ve onların siyasi temsilcileri ül kenin ve halkın çıkarlarını gö zeten bir enerji politikasını ne saptar, ne de uygularlar. Yani sermaye iktidarları enerji sorununa da çözüm getiremez, çözüm önerilerimizi kabul ede mezler. Bizler hergün daha iyi anlıyor ve biliyoruz ki, çözü me, tüm kaynaklarımızın emekçi halkımızın yararına ve planlı bir biçimde seferber edileceği günlerde varılacaktır. Emperya list sistemin dışına çıkılan, sömürüşüz, baskısız, zulümsüz günlerde varılacaktır.
TMMOB ve Odaları, üyelerinden aldıkları güçle, bu günlere va rabilmek için kendi paylarına düşen görevleri güçlendirerek sürdürmede kararlıdırlar. Bu Kongrenin kararlılığımızın bir göstergesi olacağına inanıyorum. Bu inançla, tüm katılanları se lamlarım.
trallarının engellenmesi sonucu doğduğu şeklindeki anlayışın yanlış ve amaçlı olduğunu söy leyen Topaloğlu, dışa bağlı eko nomik politikaya karşı çıkma gereğini vurguladı. Mimar ve Mühendis Odalarının çalışmala rında ülke ve toplum açısından
büyük yararlar olduğunu belir ten eski Bakan, "meselelere eğer sizin gösterdiğiniz yönden bakılsa idi bugün Türkiye'de bu tür sorunlar çözülmüş olurdu" dedi ve bugün iktidarlar i l t i fat etmese bile, Meslek Odala rının fikirlerinin kamuoyunca
üç gün süren 8.Teknik Kongrenin bütün o t u r u m l a r ı i l g i y l e i z l e n d i .
benimsenmesinin zamanla etkisi ni göstereceğine inandığını ek ledi.
bildiriler
Açılış oturumundan sonra Kongre ye ara verildi ve öğleden sonra da teknik bildirilerin okunma sına geçildi. 8.Teknik Kongrede 3 gün süreyle sunulan 16 bildi ri ve sunucular şöyle idi:
• Nükleer Enerji Kaynakları ve Nükleer Enerji Suphi Şahin, Dr.Ahmet Kütük çüoğlu
• Elektrik Üretimindeki Birin c i l Enerji Kaynakları Açısın dan Genel Enerji Planlaması ve Politikası Üzerine Bir İrdeleme, Dr.M.özcan Ültanır
• Elektrik Kesiminin Yapısal
Sorunları
Korkut Öngün
• Türkiye'nin Elektrik üretim ve Tüketim Yapısına Bakış, Çetin özerciyes. Nur Türkeeş (devamı s.21'de}
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 253 18
Behçet Yücel
Elektrik enerjisi yönünden ül kemizin sıkıntılar çektiği şu dönemde düzenlenmiş olan bu Teknik Kongre dolayısıyla Elek trik Mühendisleri Odasına te şekkürlerimi sunarım. Hiç kuşkusuz Kongre sonuçları ülkemiz elektriklendirme sorun larına ışık tutacaktır. yurdumuzun elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımından sorum lu bulunan Türkiye Elektrik Ku rumu 1970 yılı sonunda kurul muştur. Kuruluş yılında, tüm elektrik gücü 2235 MW ve üreti mi 8,6 milyar kWh düzeyinde idi. Bu 7 yıllık süre içerisin de üretim gücü 2320 MW artarak 4550 MW'a, üretim de 21 milyar kfih'a ulaşmıştır. Bu üretim artışlarına paralel ol arak: 1970 yılı sonunda toplam 43 416 km. uzunluktaki iletim dağıtım hatlarına aynı 7 yıl içinde da
ha 64 500 km. toplam 4 625 MVA' lık transformasyon gücüne de daha 9 300 MVA eklenmiştir. Bu 7 sene zarfında 8 700 köy daha elektriğe kavuşturulmuştur.
Hemen burada görülmektedir ki bu 7 yıllık süre içinde elek trik üretim tesisleri güç ola rak 2 katma, yıllık üretim olarak 2,4 katına» hatlar 2,5 katma, transformasyon gücü de 3 katma yükselmiş bulunmakta dır.
Bugün bilinen katı fosil yakıt rezervlerimiz, ekonomik ömür esasına göre 12 000 MV/'lık bir santral gücüne, yani yılda 60 milyar kwh 'lık bir üretime ola nak sağlamaktadır; ekonomik olarak kullanılabilir toplam hidrolik potansiyel ise yılda 75 milyar kWh'tır. Dolayısıyla, 1970 yılında termik kaynakla rımızın sadece % 7,5'lik kıs mından, hidrolik kaynaklarımı zın ise sadece % 3'lük kısmın dan yararlanılabilir iken bugün bu oranlar termikte % 16'ya, hidrolikte % 10'a kadar yüksel miştir.
Gerçek anlamıyla bir sıçrama olan bu gelişme hiç kuşkusuz öğünç vericidir/ ne var ki, bu gün ülkemizde karanlık saatler yaşanmaktadır. Bu şaşırtıcı du rumun nedenlerini elimden gel diği kadar araştırmayı ve bir açıklık getirmeyi çok faydalı görüyorum.
Önce, Türkiye'nin elektriklen dirilmesinde ana ilkeler ne ol malıdır, izin verirseniz bunu tespit edelim.
Evvel emirde yurdumuzun kalkın ması sanayileşme ile, fakat yurt sathına yaygın dengeli bir sanayileşme ile mümkün olabi leceğine göre, sanayileşmenin vazgeçilmez ham maddesi olan elektriğin yurdumuzun her köşe sine en kısa zamanda ulaştırıl masını sağlamak gerekir. Diğer taraftan, uygarca yaşamanın ön koşullarından olan elektriğin bütün halkımızın hizmetine su nulması da zorunludur.
Elektrik üretiminin su gibi, kö mür gibi kendi doğal kaynakla rımıza dayandırılmasının, üze rinde tartışma yapılamayacak bir gerçek olduğu meydandadır.
Sağlıklı sanayi ve sağlıklı hal ka hizmet ise elektriğin kali
teli, yeterli, güvenilir ve mümkün olabildiğince ucuz olma sına bağlıdır.
Nüfusumuzun % 60 'inin köylerde yaşadığını da unutmamak gere kir. Yani, tarımsal faaliyet lerde bulunan bu kitlenin in sanca yaşaması ve her çeşit üretimini artırması için bir an önce elektriğe kavuşturul ması şarttır.
Elektriğin, sanayiin, halkın ve köyün hizmetine sunulabilme si için elektrik üretim ve ile timini sağlayacak teçhizata ih tiyaç vardır. Bu ihtiyaç bu so runun çözümünde hayati önemi haizdir. Dolayısıyla bu konuda dışa bağlılıktan azami nisbet te kurtulmak gerektir/ bu da kendi elektromekanik sanayiimi zin bir an önce kurulmasını zo runlu kılmaktadır.
Yukarıda kısaca belirtmeye ça lıştığım bu ilkeleri "yeterli, güvenilir, ucuz ve öz kaynakla rımıza dayalı bir şekilde elek trik üretmek ve'iletmek amacıy la ulusal elektrik sistemimizi dengeli biçimde ve en kısa sü rede tüm yurt sathına yaymak" şeklinde bir tek cümlede özet leyebiliriz. Bu dediklerim, ül ke gerçeklerine uygun bir bi çimde elektrik enerjisi alanın da izlenmesi gereken politika nın ana çizgilerini oluşturmak tadır.
Biraz önce tespit ettiğim ilke lerin amacına ulaşması için bir takım koşulların var olmasının gerektiği aşikârdır. Bu koşul ların tartışmasına geçmeden ön ce, izninizle aşağıda bunları sıralayacağımı
• Elektrik üretimine dönük bi rincil enerji kaynakları araştırmasının tamamlanmış ve envanterinin çıkarılmış olması,
• yatırım ve işletme faaliyet leri için gerekli iç ve dış para gereksinimlerinin zama nında ve yeterince karşılan ması ,
• Bu faaliyetlerin zamanında ve istenilen biçimde gerçekleş tirilmesi için gerekli kali fiye idari ve teknik insangü cü kaynağının var olması,
• Konu ile ilgili yasaların ve öteki mevzuatın, bu çalışmala
ELBKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 253
n bütün kapsamıyla destekle yecek ve gecikmeleri önleye cek bir bünyeye sahip olması,
• Ülke ekonomik kalkınmasının dengeli ve bölgesel biçimde yürütülmesi,
• Tesislerin yapımı için gerek li ağır elektroteknik ekipman sanayiinin ve yan kuruluşla rının yeterli kapasitelerde kurulmuş olması.
Elektriklendirmenin sağlıklı bir biçimde gerçekleştirilmesi için saydığım bu koşullar tam anlamıyla yerine getirilmiş mi dir, soruna teşhis koyabilmek için bu sualin cevabının araş tırılması gerekir.
önce» birincil kaynaklarımızın ve bunlara bağlı olarak üretim tesislerimizin durumunu göre lim:
Yılda 75 milyar kWh olan hidro lik potansiyelimizin % 10'u bugün kullanılmaktadır. Halen kurulmakta olan hidroelektrik tesisler gözönüne alındığında, IV.Beş Yıllık Plan dönemi so nunda bu oran % 14,2'ye yüksel miş olacaktır.
Uygulamada, hidrolik santralla rm genellikle, yurdumuzun jeo lojik yapısının ortaya koyduğu problemler ve bu tesislerin büyük finansman ihtiyaçlarının zamanında karşılanamayışı duru mu nedeniyle hiçbir zaman prog ramda öngörülen tarihlerde iş letmeye açılamadığı bir gerçek tir. Ancak, hidroelektrik te sislerin inşası Kurumumuz so rumluluğuna girmediğinden ve ben daha ziyade bir özeleşti ride bulunmayı düşündüğümden bu konuda ayrıntılara girmeyi gereksiz görüyorum.
Ülkemizin pek sınırlı olan pet rol ve taşkömürü kaynaklarının gelecekteki elektrik üretimi konusunda bir ağırlık taşıması söz konusu olamadığına göre bunları öz termik kaynaklarımız arasında mütalaa etmeyerek doğ rudan doğruya linyit imkânları mıza geçiyorum.
Bugün için kurulu gücü 2000 MW dolayında olan linyit santral ları dışında, bilinen ve re zervleri yeterli görülen saha lardan faydalanılarak, toplam 10 000 MW gücünde yeni linyit santralları kurulması planlan mıştır.
Şu anda kömüre dayalı olarak ihalesi yapılmış 3925 MM toplam güçte ve 23 milyar kWh elektrik üretecek kapasitede termik san trallarımız inşa halindedir. Bu rakamlar tarihimiz boyunca bugüne kadar yapılmış termik üretim tesislerinin 2 katıdır.
Ancak bildiğiniz gibi kömürün hem etüdü, hem üretimi başka kuruluşların faaliyet alanına girmektedir.
Bir termik santralın işletmeye girmesi kömürle ilgili etüdün tamamlanmasından en az 5 yıl sonra mümkün olabilmektedir. Bir başka deyişle, tüketim ta lebinin gereği olarak belirli bir tarihte ihtiyaç duyulan bir termik santralın işletmeye açılmasından 5 yıl önce o san tral ile ilgili kömür etüdleri nin tamamlanmış, kesin rezerv durumunun saptanmış ve şartname hazırlanması için gerekli ka rakteristikleri kapsayan kömür işletme projesinin tamamlanmış olması gerekmektedir. Oysa bu güne kadar Kurumumuzca ele alı nan kömür santralları için böy le bir olanakla karşılaşılama mıştır. O kadar ki, yukarıda yapımının sürdürüldüğünü be lirttiğim santralların bir ço ğunun kömür temin durumu bugün bile kesinleşememiş bulunmakta dır. Bu sorunun neticesi olarak bundan böyle de kesin verilere dayalı bir üretim planlaması yapabilmemiz için elimizde fi zibilitesi tamamlanmış bir pro je stoku mevcut bulunmamaktadır. Bu nedenle yatırım programımıza, talebin zorlanması ile, fizibi litesi ve hatta kesin rezerv durumları bile saptanmamış pro jeler konulmakta, dolayısıyla bu projelerin işletmeye girme leri yukarıdaki nedenlerden do layı gecikmektedir. Kanımızca üretimde karşı karşıya bulundu ğumuz en önemli darboğaz budur.
Diğer taraftan, bugün geçerli olan Maden Kanunu, memleketin içinde bulunduğu primer kaynak yönünden çok sıkışık duruma rağmen, özel sektör elindeki rezervlerin olumlu şekilde kul lanılabilmesine olanak verme mektedir, öncelikle termik san tral kurmaya elverişli rezerv lerden azami yararlanma için Maden Kanununun buna göre ta dili gerekmektedir. Kısacası,
kömür kaynaklarına Devlet hakim olmalıdır.
Şunu da belirtmek isterim ki linyit yataklarımızın bugün bi linenlerden çok daha fazla ol duğu muhakkaktır/ bu nedenle araştırmaların hızla genişle tilmesi ve yeni kaynakların bir an önce bulunması kaçınıl mazdır.
Elektrik üretimine tahsis edi lebilecek doğal kaynaklarımızın sınırlı olması elde mevcut bul gulara göre 1990'lardan itiba ren yeni kaynaklara ihtiyaç hissettirecektir. Bu da, bili nenlere göre, nükleer enerji olmaktadır. Nükleer teknoloji ye zamanında ve yeterli düzeyde girilebilmesi için, Kurumumuz üzerine düşeni yapmaktadır. Takdir edilmesi gerekir ki bu alanda izlenecek politikanın saptanması hususu Kurumumuz dü zeyinin üstünde bulunmaktadır.
Birincil kaynaklar durumunu bu şekilde özetledikten sonra şim di finansman konusuna gelelim:
1977 yılı Yatırım Programımız daki projelerin toplam değeri, dış ödemesi 68 milyar TL olmak üzere bugünkü para değerine göre 130 milyar TL civarında dır. Hiçbir yeni projenin ele alınmayacağı ve bu projelerin 5 yılda ikmal edileceği varsa yımına göre 13,5 milyon TL'si dış olmak üzere yılda 26 milyon liranın sarfı gerekecektir. Bu ise yalnızca bu yatırımımız için her iş günü başında 90 milyon liralık ödeme yapılması demektir, özellikle, son üç yılda darlığı duyulmaya başla yan iç ve dış paranın zamanında sağlanamaması nedeniyle Kurumu muzun kurmakta olduğu üretim ve iletim tesislerinde önlene meyen gecikmeler giderek büyü mekte, ayları ve hatta yılları bulmaktadır.
Yatırımlar için gerekli iç pa ra öz kaynaklarımız dışında res mi kredi müesseselerinden sağ lanmaktadır/ özellikle belediye müşterilerimizin milyarlara va ran borçları iç finansmanımız da büyük bir handikap yaratmak tadır.
Giderek artma eğiliminde olan ve Kurumumuzun boyunu aşan bu durumun ileride korkunç boyut lara ulaşmaması için kısa dö
nemde her çareye başvurulacağı ve sorunu temelinden çözebilmek için gereken yasa değişiklikle rinin zaman yitirilmeden gerçek leştirileceği beklenmektedir.
Projelerin dış para ihtiyacına gelince, çeşitli yollarla temin edilen krediler, çoğunlukla bu kredilerin dayandığı sözleşme ler gereği tarafımızca yerine getirilmesi icap eden özellikle avans ödemeleri gibi mükellefi yetlerin yerine getirilememesi yüzünden çoğu kez işleyememek tedir.
Her biri milyarın üstünde olan 14 adet projenin ihtimamlı bir şekilde yürütülmesi ve işletme faaliyetlerimizin de kusursuz biçimde sürdürülebilmesi, hiç kuşkusuz yetişkin insangücünün elde bulundurulmasına bağlıdır. Enerji kaynakları ve ekonomik gücü sınırlı ve 1 kWh elektrik enerjisi eksiğinin milli gelire etkisi 14 lira olan ülkemizde elektrik üretiminin bir ağırlı ğı vardır ve bu da kalifiye in san gücüne sıkı sıkıya bağlıdır. Bu konuda bir fikir verebilmek için bugün yatırım faaliyetle rimizde görevli beher mühendis başına 100 milyon liralık proje düştüğünü ifade edebilirim. Oy sa ki Kurumumuzdaki tecrübeli ve kaliteli teknik kadro, maddi tatminsizlik sebebiyle her ge çen gün biraz daha zayıflamak tadır.
Yatırımlarımızın gerçekleştiril mesinde karşılaşılan güçlükler den biri de mevzuatın karmaşık ve zaman alıcı oluşudur. Burada kastettiğim güçlükler, daha zi yade dış ülkelerden getirttiği miz teçhizatın ithal müsaadele ri, dövizlerinin temini ve güm rük formaliteleri ile, istimlak işlerinde rastladığımız güçlük lerdir.
örneğin bir termik santralın kurulma faaliyeti yer seçimi ile başlamaktadır. Bunun için de zemin şartlarının, su im kanlarının, kül atma havzaları nın tespiti, haritalarının ha zırlanması gerekir. Saptanan santral yerinin istimlaki baş lı başına bir konu olmaktadır. İstimlak için çok sayıda kuru luş ve idarenin onayını almak gerekmekte, ayrıca arazi sahip leri ile anlaşma icap etmekte dir. Bu işlemler bazen seneler
sürmekte ve işe başlanmasını ertelemektedir.
Ülke kalkınmasının bölgeler yö nünden dengeli bir tarzda ge lişmediğini, bölgelere ilişkin elektrik tüketim rakamlarından müşahade etmek mümkündür. Bugün Marmara ve Batı Anadolu bölge lerinde tüketilen elektrik enerjisi tüm tüketimin % 70'i civarındadır. Ankara, Çukurova ve Karadeniz bölgelerinin tüke timi de dikkate alınırsa Anado lunun geri kalan kısmı üretimi mizin sadece % 5'ten ibaret hissesini alabilmektedir. Bu durum, iletim tesislerimizin çok pahalıya mal olmasına ve işletme güçlüklerine sebep ol maktadır. Tümü ülkemizin doğu sunda bulunan, Keban, Karakaya ve Karababa gibi büyük hidro elektrik santrallarla birlikte aynı bölgedeki Afşin Elbİstan santralının yıllık toplam üre timi olan 34 milyar kWh gibi devâsâ enerji kitlesinin büyük bir bölümünü Batıya doğru taşı ma zorunluluğu bölgeler arası dengesizliğin bir sonucudur.
Bu kısa konuşmamda, elektrik enerjisi yatırımlarımızın ülke gereksinimlerine uygun biçimde gelişebilmesi için yerine geti rilmesi gerekli koşulları be lirterek bu koşulların bugüne kadar fiiliyatta ne oranda ger çekleşebilmiş olduğunu eleştir meye çalıştım. Ancak bundan ama cım, ülkemiz elektrik ihtiyaç ve talebinin olağanüstü artış düzeyini tam karşılayabilecek kapasiteye henüz ulaşılamamış olmasının mazeretini aramaktan ziyade, çeşitli alanlarda bugün var olan yetersizlik durumla rını belirtmek ve çarelerini aramak idi.
Esasen bu konular Kongre boyun ca genişliğine ve derinliğine burada tartışılacak ve ortaya koymaya çalıştığım sorunların çözüm yolları hakkında değerli görüşler ileri sürülecektir. Bu tartışmalar sırasında Odamı zın bir mensubu olarak görüşle rimi ayrıca açıklamak olanağı nı da bulacağımı tahmin ediyo rum.
Sözlerimi burada bitirirken.
Teknik Kongreye yurdumuzun elek
trik enerjisi probleminin çözü
münde katkılarda bulunacağına
inançlı olarak başarılar dile
rim,
j
• Ülkemizde Elektrik Enerjisi Üretiminin Dayandığı Kaynak ların ve Tüketici Yapılarının İncelenmesi, Nihat Özgül
• Komşu Ülkelerle Enerji Alış verişi, Sevinç Kıcıman
• Ülkemizde İzlenen Elektrik Enerjisi Politikasının Eleş tirisi, Gültekin Türkoğlu
• Alüminyum üretiminde Elektrik Enerjisi Sorunu, Celal Erbil
• Ankara'nın Enerji Sorunu, EMD Ankara Şubesi (A.îhsan Al paslan tarafından okundu)
• Ulusal Enerji Politikası, Şinasi Güçeri
• Elektrik Enerjisi Politika sının Bugüne Kadarki Durumu nun İncelenmesi, Nihat özgül
• Türkiye'deki Elektrik Enerji si Sorununun Halkın Talepleri Yönünden İrdelenmesi, Müjdat Savran
• Uzun Dönem Elektrik Enerjisi Planlaması, Sevinç Kıcıman
• Türkiye'nin Enerji Sorunu, Korkut Ön gün
• Türkiye'de Yabancı Sermaye ve Sanayinin Gelişmesi, Korkut öngün
• Türkiye'de Elektrik Enerjisi Politikası ve Sanayileşme île İlgisi, Gül özgirgin.
paneller üç gün süren Teknik Kongrede, her günün son oturumu bir pane le ayrılmıştı. 14 Aralık'taki ilk panel, "Türkiye'de Enerji Planlaması" konusunda idi. 15 Aralık1 ta "Onuncu Dünya Enerji Konferansı;Sonuçları ve Türki ye'ye Yansıması", 16 Aralık'ta ise "Türkiye'de Birincil Enerji Kaynaklarının Kullanımı ve E nerji Politikası" konuları tar tışıldı.
Herki sayfalarımızda, bu 3 pa nelde yapılan konuşma ve tar tışmaları geniş biçimde derlen miş olarak bulacaksınız.