Elektrik Mühendisliği · Sayı 217 · Ocak 1975

RENKLİ TELEVİZYON

M. Tali Öngören

Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık Görüş ve değerlendirme

Yıl
1975
Sayfa
4
Okuma süresi
15 dk
Görüntülenme
0

Konu

Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık

İlgili: Sanayi, teknoloji politikası ve kalkınma, Toplum, demokrasi ve emek

Anahtar kelimeler

  • renkli televizyon
  • NTSC
  • PAL
  • SECAM
  • TRT
  • teknik yardım
  • geri bıraktırılmış ülkeler

Özet

Yazar, Türkiye'ye siyah beyaz televizyonun getirilişini örnek göstererek renkli televizyon sistemlerinin (NTSC, PAL, SECAM) tarihsel gelişimini ve geri bıraktırılmış ülkelere yabancı şirketler ve teknik yardımlar yoluyla dayatılmasının ekonomik ve toplumsal sonuçlarını eleştirel biçimde ele alır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

ı.tai

27 Mayıs Devrimi'nden hemen sonra Türkiye'de birdenbire televizyonun sözü edilmeye başladı. Çünkü daha önceki Demokrat Parti döneminde tam 17 yabancı şirket, televizyo nu kurmak için Türkiye'ye çe ş i t l i önerilerde bulunmuşlar d ı . 27 Mayıs 1960'da yeni bir dönem başlamıştı ama, bir ön ceki dönemden arta kalan TV Önerileri bu yayım organını çekici bir yenilik olarak ül kenin yeni yöneticilerinin ö nüne çıkarmakta gecikmemişti. Konu o zamanki Basın Yayın Genel Müdürlüğü'nde yapılan toplantılarda ısrarla ele a lındı. Fakat yine 27 Mayıs'in bir ürünü olan Devlet Planla ma Teşkilatı, Birinci Beş Yıl lık Plan'da televizyonu öngörü len yatırımların dışında tuttu. Böylece konu halk arasında çe ş i t l i açılardan tartışılmaya başlandı ve en sonunda da TV Türkiye'ye b e l l i bir plana gö re değil, Batı Almanya'dan sağlanan bir teknik yardım so nucunda hemen hemen zorlama bir anlayışla girdi. Bu, el bette siyah beyaz TV sistemi ni kapsayan bir çabaydı. 0 yıllarda Avrupa'da renkli TV henüz gelişmemiş bir durum daydı. Eğer renkli TV i l e r i bir durumda olsaydı, Batı Al manya ya da bir başka Avrupa ülkesi Türkiye'de bu alanı geliştirmek üzere bir teknik yardım programı düzenlerdi.

Şimdi Türkiye'ye renkli tele vizyonu getirmek üzere daha başka yolların denendiğini

görüyoruz. Bu yolları dene yenler kendilerine yeni pa zarlar arayan yabancılardır, işin hemen başında "Türkiye' nin renkli televizyona duy duğu bir gereksinme yoktur. Üstelik renkli TV Türk eko nomisine büyük bir yük olur." diyerek kestirip atmamak ge rekir. Ortada bir siyah beyaz TV örneği var. Siyah beyaz televizyonun Türkiye'yi nasıl hazırlıksız yakaladığını, na s ı l yayıma başladığını, na s ı l geliştiğini Ve oluştur duğu yan etkilerle ekonomik ve sosyal yaşantımızda nasıl bir rol oynadığını göz önün de bulundurarak, renkli TV ile i l g i l i araştırmaların ya pılması ve ancak bundan son ra belli bir karara varılması gerekir. Yapılacak araştırma ların yalnız teknik alanı kap samaması, sosyal ve ekonomik etkilerin de hesaba katılması ve renkli TV programcılığı Çi zerinde de durulması başlıca koşullar arasında bulundurul malıdır.

SİSTEMLER

Renkli TV ile i l g i l i çalışma lar yeni değildir. 1928'de J. L.Baird son derece basit bir renkli TV sistemini gerçekleş tirmeyi başarmıştı. Daha son ra başka sistemler de gerçek l e ş t i r i l d i , fakat bunların hiç b i r i geçerli olamadı. Çünkü renkli yapılan yayımı, siyah beyaz TV alıcılarından siyah beyaz olarak izlemek olanak sızdı. Bu sistemleri g e l i ş t i renlerin karşısına siyah be

yaz TV a l ı c ı endüstrisi çıkı yordu. Nedeni ortadaydı: Bu sistemlere göre renkli yayımı ancak renkli TV alıcılarından izlemek gerekiyordu. Fakat siyah beyaz TV alıcılarına sahip halkın da aynı yayımı kendi alıcılarından siyah be yaz olarak izlemeleri mümkün değildi. Çünkü bu renkli TV sistemleri söz konusu kolay lığı da kapsayacak bir biçim de geliştirilmemişlerdi. 0 za man siyah beyaz TV a l ı c ı l a r ı na sahip halk, renkli TV ya yımı sırasında ekranda hiç bir resim bulamayacak ve pi yasadaki ve yapılmakta olan siyah beyaz TV a l ı c ı l a r ı da müşterisiz kalacaktı. Bu da büyük şirketlerin ya iflası ya da son derece zor durumda kalmaları demekti. 0 halde öyle bir sistem g e l i ş t i r i l meliydi ki renkli yayım ya pıldığı zaman, siyah beyaz TV alıcılarına sahip olanlar da bu renkli yayımı siyah be yaz olarak izleyebilsinler. Nitekim 1952'de başkanlığa se çilen Eisenhover Amerika Bir leşik Devletleri'nde uygulan mak istenen ve siyah beyaz alıcılardan izlenemeyen bir renkli TV sisteminin kabulü nü engellemişti.

NTSC

Böylece dünyada ilk renkli TV yayımı Amerika Birleşik DeVlet leri'nde, biraz gecikmeyle,' 1953 yılında başladı. Bu renk li yayımı, siyah beyaz alıcı lardan rahatlıkla izlemek müm

kündü. Söz konusu sistem "US National Television System Committee" (Ulusal TV Sistem Komitesi) tarafından gelişti rildiği için, bu komitenin kelimelerindeki baş harfler le oluşturulan (NTSC) adını taşımaktadır. NTSC, dünyanın ilk renkli TV sistemi değil 1 dir, fakat bu sistem ilk kez bir ülke tarafından kullanı lan ve ticari bakımdan da ge çerli 'olarak kabul edilen renkli TV yayımının yapılma sını sağlamıştır. Çünkü ilk kez NTSC sistemi ile yapılan yayımı, renksiz TV alıcıların da siyah beyaz olarak izlemek mümkün olabilmişti.

Buna karşın, NTSC sistemi Ame rika Birleşik Devletleri'nde hemen gelişmedi ve halk tara fından da benimsenmedi. Çünkü renkli TV alıcılarının fiyatı bir hayli yüksekti ve yayımı izlerken renk ayarını yapabil mek uzun süre alıyordu. Ancak 1960'lardan sonra artmaya baş layan renkli TV alıcılarından sonra, programların büyük bir kısmı renkli olarak yayımlan maya başladı. Bunun üzerine Kanada ve Japonya da NTSC renkli TV sistemini kullanma ya başladı.

ÖNEMLÎ BÎR NOKTA

NTSC sistemi öyle bir şekilde geliştirilmişti ki, renkli ya

pılan TV yayınını siyah beyaz TV alıcılarına sahip olanlar da elbette siyah beyaz olarak izleyebiliyorlardı. Fakat iş bu denli küçük kapsamlı de ğildi. Özellikle bu'yeni sis temin kullanılmaya başlanma sından hemen sonra, TV prog ramlarının çok azının renkli yapılacağı bir gerçekti. 0 zaman yüksek fiyat ödeyerek renkli TV alıcılarını satın alanların, renksiz programla rı izleyebilmek üzere evlerin de bir de siyah beyaz TV alı cısı bulundurması mı gereke cekti? Bu da ekonomik bakım dan geçerli bir yol olamazdı. 0 halde öyle bir yol gelişti rilmeliydi ki TV yayımı renk li olarak yapıldığı zaman, renksiz TV alıcılarından si yah beyaz olarak izlenebilme liydi. Öte yanda renksiz ya yım yapıldığı zaman da bu TV yayımı, renkli TV alıcıların dan da siyah beyaz olarak gö rüntü verebilmeliydi.

İşte eğer bir ülkenin ekonomi sini ilgilendiren bu iki husus çok önceden gerçekleştirilebil seydi, renkli televizyonun 1940'larda başlaması bile sağ lanabilirdi. Fakat bu ince he sabı, geri bıraktırılmış ülke lerde bilinen nedenlerden ötü rü yapmaya olanak yoktur. Bü tün geri bıraktırılmış ülkele ri inceleyince, önce siyah be

SİMDİ DE SIRA RENKLİSİNDE'

Aşağıdaki ilgi çekici haber "Electronics" dergisi nin 12 Nisan 1973 tarihli sayısından alınmıştır :

"AEG Telefunken firmasının geliştirdiği renkli televizyon sis temi olan PAL sistemi arap ülkelerine hakim olmağa başlamış tır: Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar ve Bahreyn Adaları resmen Alman sistemini kabul etmişlerdir. Beşinci devlet olarak Ür dün'ün de PAL sistemini kabul edeceği ve renkli olarak denene yayınlarına 1973'ün ikinci yarısında başlayacağı tahmin edil mektedir.

Frankfurt'taki ABG Telefunken yetkilileri îran ve Türkiye'nin de PAL sistemini kabul edeceğini, Ankara'daki hükümet buhranı nın sona ermesinden sonra Türkiye'nin bu konuda bir karara varmasını beklediklerini belirtmişlerdir. Yukarıda belirtilen dört körfez ülkesi ile birlikte kesinlikle PAL hegemonyası al tına giren ülkelerin sayısı 27'ye çıkmıştır. Bunlardan 15'i halen renkli TV yayını yarmaktadır. PAL'e rakip sistemler Fransızların SECAM ve Amerikalıların NTSC sistemleridir".

Bir süreden beri TRT içinde renkli televizyonun Türkiye'ye gelmekte olduğu ve bu konudaki görüşmelerin çok gizli tutul duğu yolunda çıkan yoğun söylentilerin aslı böylelikle açık lık kazanmış olmaktadır.

(Elektrik Mühendisliği, Haziran 1973, s. 319)

yaz TV konusunda bir çekingen liğin varlığını görürsünüz. Kimi "TV ne işe yarayacaktır?", kimi de "televizyonu eğitimde kullanacağız" der ve en so nunda bu yayım organı hiç bir plana ya da görüşe dayanmadan birdenbire yayıma başlayıverir.

Çünkü ya bir "dost ülke" ya da bir şirket "Önce TV elemanı ye tiştirmek için bir stüdyo kura lım" ya da "küçük bir istasyon la deneme yayımları yapın di ye "teknik yardım" da bulunmuş tur. Hiç kimsenin aklına, o ül kede aynı zamanda da TV alıcı larını yapmak üzere yerli bir endüstrinin kurulması gelmez. Gelse bile, böyle bir endüstri nin kurulmasına dış güçler iç teki iş sahipleriyle anlaşarak izin vermezler. Gerçekte de TV tesislerini kurmak üzere sözde yardım yapan dost (!) ülkenin amacı küçük bir yayım kaynağı ile o geri bıraktırılmış ülke deki televizyon çekingenliğini dağıtmak ve "deneme yayımı" a dı ile yapılan TV yayımları sa yesinde televizyona olan ilgi yi pekiştirmektir. Bu ilgi bir kez bu şekilde oluşturul duktan sonra artık o ülkenin eğitimcileri, politikacıları, basını ve hiç bir şeyden ha beri olmayan halkı "TV biran önce genişlesin" diye elinden geleni yapacaktır. Sonunda da yeni kurulan televizyonun eği timde hiç rol oynamadığı görü lür.

Üstelik söz konusu geri bırak tırılmış ülkede genellikle olageldiği gibi faşist yöne timler siyasi iktidarı alırsa, televizyon şebekesinin politik amaçlarla birdenbire genişle tileceği de kesindir. Bir çok güneydoğu Asya ülkesinde TV şebekeleri böyle genişlemiş tir. İktidarlar ülkenin yıkıl ma tehlikesi içinde olduğunu ileriye sürerek geniş bir TV şebekesi kurarlar, böylece halkın büyük çoğunluğunu et kileri ve denetimleri altında tutacaklarına inanmışlardır. Programlar da, elbette, oyala yıcı ve uyuşturucu olmaktan öteye gidemez.

YAN ALANLAR

Daha sonra sırada birtakım yan alanların genişlemesi var dır. Bundan da hem içteki, hem de dıştaki şirketler yararla nır. Bu alanları şöyle sırala yabiliriz: Montaj sanayii kap samı içinde alıcı yapımı, an

ten gerekmeyen ya da ortak anten kurulması gereken yer lere çok sayıda anten kurulma sıyla halkı fazla harcamaya yöneltmek, alıcıların büyük masraflarla onarımı, reklam cılık, TV için programcı ve teknik eleman yetiştirilmesi, TV alıcılarını onaracak ele man yetiştirilmesi, özellikle yayımın başlangıcında ülke içinde.yeteri sayıda alıcı bulunmadığı için alıcı ka çakçılığı, alıcı ile ilgili eşya yapımı (möble, siyah be yaz görüntüyü büyütmek ve renklendirmek için ekranın ö nüne konulan saydam levha vb.), sinema tiyatro basın gibi a lanların TV yayımları ile et kilenerek yeni yollara başvu rulması, TV aygıtından diğer alanlarda (bankacılık, güven lik kuvvetleri, trafik vb.) da yararlanılması.

Bütün bu yan alanları bir sö mürü düzeni içinde görülen kişisel çıkarların kaynağı o larak kabul etmemek gerekir. Ne var ki siyah beyaz televiz yonun yayımı, ekonomi içinde ki yeri ayrıntıları ile incele meden başlayınca, gerek tele vizyonun kendisi, gerekse o nun oluşturduğu yan alanlar sömürüye yol açmaktan başka bir işe yaramıyorlar. Bir de renkli televizyonun amaçları, kuruluş planları ve ekonomi içindeki yeri saptanmadan ge ri bıraktırılmış ülkelere gö türüldüğü düşünülürse, masraf ları siyah beyaz televizyondan çok daha fazla olan bu yeni lik sayesinde sömürü düzeni nin çalışmalarına çok daha uygun bir ortam yaratılacağı kendiliğinden anlaşılır.

SECAM ve PAL

Nitekim Avrupa, ilk geçerli renkli TV sistemini gelişti ren Amerika Birleşik Devlete leri'nin etkisi altında kal mamak ve renkli TV alanında ekonomi açısından NTSC siste minin tutsağı olmamak için kendi sistemini geliştirmeye çalışmıştır. 1958'de Fransa'da Henri de France adlı bir mühen dis SECAM (Sequentiel couleur a memoire) denilen renkli TV ile ilgili bir yeni sistemin ilk önerilerini yayınladı. Da ha sonra bu sistem geliştiril di ve başta Fransa olmak üze re Sovyetler Birliği ve diğer sosyalist ülkeler tarafından kullanılmaya başlandı.

Fakat Avrupa ülkeleri yalnız SECAM1a da bağlı kalmak iste mediler. 1963'de Batı Almanya1 da Telefunken şirketinden Dr. VJ.Bruch, PAL (Phûse Alterna tion Line) adlı bir başka renk li TV sistemini geliştirdi. Böy lece dünyada renkli TV alanın da kullanılabilecek geçerli sistem sayısı üçe yükseldi.

NÎÇÎN RENKLÎ TV ?

Geri bıraktırılmış her ülkenin yanıtını en ayrıntılı bir bi çimde vermesi gereken soru bu dur. Her şeyden önce renkli sistem televizyonlarına yeni pazarlar arayan yabancı kuru luşların etkisi altında kalma mak gerekiyor. Sonra da sıra sıyla şu soruları yanıtlamak şart: Bir ülkede siyah beyaz TV ile yapamadığımız, elde e demediğimiz neyi renkli TV i le sağlamak istiyoruz? Niçin renkli TV ile ilgili bir ge reksinme yaratılıyor? Renkli televizyona niçin bir gerek sinme duyuyoruz? Renkli tele vizyonu Ülkeye getirmek iste yenler yalnızca yabancı şir ketler mi? Yoksa siyasal güç ler de renkli televizyonu ge tirerek halkın gözünü mü boya mak istiyorlar? Renkli tele vizyonun Üstünlüklerinden ya rarlanarak, TV ile halen ya pılmakta olan eğitim daha üs tün bir düzeye mi çıkarılmak istenmektedir?

Üstelik bu soruların yanıtla rını bilimsel açıdan verebil mek de en baştaki koşullar ab rasında, tşin eğitim yanını ele alalım. Renkli televizyo nun siyah beyaz televizyona kıyasla büyük bir üstünlük taşımadığını, hatta yerine gö re daha etkisiz olduğunu be lirten araştırmalara ingilte re'de ve Amerika Birleşik Dev letleri 'nde rastlıyoruz. Çünkü küçük ekrandaki renk çocukla rın ve büyüklerin akıllarından daha çok duygularına eriştiği için, onların öğrenme gücünü azaltmaktadır. Kaldı ki istet eğitim için olsun, ister ge nel yayım için, venkli TV program yapımunr. incelikle rini de TV yapımcılarının ke sinlikle bilmeleri gerekmekte dir. Renkli TV yapımı ise, siyah beyazdan iki kat daha masrafladır. Siyah beyaz TV yapımcılığını elemanlarına doğru dürüst öğretememiş bir ülke, acaba renkli TV konusun da programcılarını ve teknik

elemanlarını yeterince nasıl eğitebilecektir?

Görülüyor ki renkli TV konu sunda yanıtını aradığımız her soru, bir başka soruya yol a çıyor. îşte bu nedenle konu nun çok önceden, son derece ayrıntılı ve bilimsel yollarla araştırılması gereklidir. Bu arada renkli televizyonun e ğitim alanında kullanılışı ile ilgili bir noktaya daha değinmeden geçmeyelim. Tıp, kimya ve coğrafya gibi ko nuların öğretiminde renkli televizyonun çok üstünlüğü olduğu kabul edilebilir. Fakat ustaca hazırlanan siyah beyaz TV programları ile de aynı ko nularda başarılı sonuçların a 1indiğini yine yabancı ülke lerdeki araştırmalardan öğre niyoruz. Ne var ki renkli te levizyonun bazı konularda gerçeğe en yakın görüntüleri verdiğini de yadsıyamayız.

YAPILMASI GEREKEN Acaba tek bu noktadan hareket ederek geri bıraktırılmış bir ülkeye renkli televizyonun ge tirilmesi için ısrar edilebi lir mi? Eğer bu soruya "evet" diye verilecek bir yanıttan kaçınılamayacaksa, renkli te levizyonu planlamaktan sorum lu olan kuruluşların yukarda sıraladığımız araştırmaları yaptıktan sonra şu noktalarda da aynı anda ve birbirine u yumlu olarak planları hazır lamaları ve yine şu soruların yanıtlarını bilimsel yollar dan bulmaları gerekmektedir:

1. Renkli TV yayımından çok önce Türkiye'de siyah beyaz ve renkli TV alıcıları ile il gili endüstrinin kurulmasının ve her iki tip alıcının müm kün olabilecek en ucuz fiyat la halka satılmasının sağlan ması.

2. Aynı şekilde, gerek siyah beyaz TV, gerekse renkli TV ile ilgili alıcı bakımı, ona rımı ve diğer yan alanların önceden planlanması ve düzen lenmesi.

3. Siyah beyaz TV ile yayım yapılan bir ülkede, renkli TV yayımına geçiş için kesinlik le bir plan uygulanmalıdır. Çünkü gerek renkli TV kuruluş masrafları, gerekse renkli TV için program yapım masrafları, siyah beyaz televizyona oranla birdenbire ve pek çofc artacak tır.

Siyah beyazdan renkli televiz yona geçiş kaç yılı alacaktır? Her yıl hangi aşamada ne gibi değişiklikler yapılmalıdır? Yoksa bu geçiş birdenbire mi gerçekleştirilmelidir? Bu ge çiş ülkeye kaça malolacaktır? Renkli program yapım elemanla rı ve teknik elemanlar nerede ve nasıl yetiştirilecektir? Renkli TV başladıktan sonra, siyah beyaz TV yayımında kul lanılan aygıtlar ne olacaktır? Doğal olarak en önemli sorun lardan biri de alınacak renkli TV sistemidir. Bu konuda, yal nızca Türkiye'nin de üyesi bu lunduğu Avrupa Radyo TV Yayım Birliğinin (EBU) bu konuda ha zırladığı raporun kısa bir ö zetini vermekle yetiniyoruz:

"Genel olarak NTSC'nin diğer iki sisteme oranla sahip oldu ğu üstünlük şudur: NTSC siste mi ile yayımlanan renkli prog ramların siyah beyaz TV alıcı larında renksiz olarak görün meleri ve siyah beyaz TV prog ramlarının da NTSC sistemine uygun olarak çalışan renkli TV alıcıları tarafından yine si yah beyaz olarak alınması, di ğer iki sisteme kıyasla daha büyük üstünlükler taşımaktadır. Bu konuda PAL ve SECAM sistem leri arasında büyük farklılık lar yoktur.

Renkli resim nitelikleri tek nik bakımdan NTSC ile PAL sis temlerinde hemen hemen aynıdır. Ker iki sistem, bu bakımdan, SECAM'a kıyasla küçük de olsa bazı üstünlükler taşır.

NTSC sistemine uygun renkli TV alıcıları diğer sistemlere göre daha ucuz kabul edilmek tedir."

Uç sistemden birini seçmek du rumunda olan geri bıraktırıl mış ülkelerin elbette yalnız EBU raporuna ya da diğer ya bancı kuruluşların raporlarına güvenmemeleri ve kendi koşul larını göz önünde bulundurarak konuyu ekonomik, teknik, sos yal ve siyasal bakımlardan değerlendirdikten sonra bir karara varmaları en olumlu yollardan biridir.

SONUÇ

Renkli TV konusunda kısa da olsa bu şekilde durmamızın ve çeşitli endişelerimizi belirt memizin elbette bir nedeni var. Kasım 1974'de PAL siste minin yaratıcısı Walter Bruch TRT'nin davetlisi olarak An

RENKLİ TELEVİZY ON GÖSTERİSİ

PAL Renkli Televizyon Sisteminin "mucidi" Profesör Walter Bruch 19 Kasım 1974 salı günü Ankara Radyosunun Refik Ahmet Sevengil Stüdyosunda PAL sistemini bazı seçme davetlilere tanıttı.

Profesör, 60 65 yaşlarında, şişmanca, uzun boylu sevimli bir mucit emeklisi. Geliştirdiği sistemin sahibi AEG Telefunken firması kendisini epeyce zengin etmişe de benzer. Ama gene de profesör kendine emekliliği yediremiyor olmalı.

Stüdyo, gösteri amacıyla profesörün beraberinde getirdiği 8 10 tane renkli televizyon alıcısı ve bu alıcılarda istenen görüntülerin elde edilmesini sağlamak için gerekli diğer e lektronik gereçlerle donatılmıştı.

Mucitin, araç ve gereçlerinin arasında bir arslan terbiyecisi edasıyla alışık, ağır ve hakim adımlarla dolaşıyor olması da vetlilerin izleyeceği oyunun ilk defa sahneye konmadığının ka nıtıydı. PAL Sirki Basra Körfezi şeyhliklerinden sonra şimdi de çadırını Ankara Radyosunun Refik Ahmet Sevengil Stüdyosuna kurmuştu, ttetelik TRT Genel Midürü İsmail Gan'in davetlisi olarak.

Mucit Profesörü bir arslan terbiyecisine benzetmek yanlış ol masa da eksik olabilir. Çünkü gösterinin amacı yalnızca bazı becerileri peşpeşe davetlilere gösterip onların hayranlıkla rını ve de alkışlarını toplamak değildi. Bunun arkasında bir de ticaret söz konusuydu. Mucit Profesör Bruch, Kadıköy va purlarında Pal traş bıçağı satan işportacı edasıyla TRT'ye ve de seçme davetlilere PAL renkli televizyonunu satıyordu.

Gösteri, Profesörün, renkli televizyon sistemlerinin ana ilke lerini arilatmasıyla başladı. Daha sonra Profesör, 1950'lerde Amerikan teknolojisinin harikası diye tanıtılan NTSC sistemi nin neden pek o kadar harika bir şey olmadığı üzerinde durdu. Bundan sonra da PAL sisteminin NTSC'ye oranla üstün yanlarını anlattı ve bu üstünlükleri renkli televizyon ekranlarını bü yük bir hayranlıkla seyreden seçme davetlilere türlü çeşit cambazlıklarla kabul ettirdi.

2 saat kadar süren gösteri, Monte Carlo'dan yayınlanmış ve mu cit profesörün iki eliyle havaya kaldırarak davetlilere gös terdiği Telefunken marka video kayıt cihazı aracılığı ile Han nover'de banda alınmış birkaç renkli programın ekranlara yan sıtılması ile bitti. Bantları gösterilen bu programların seçi minde teknik niteliklerinin iyi olması yanında içeriklerinin de "oriental kafalı" erkeklerin içlerini gıcıklayıcı olmasına özen gösterilmişti.

kara'ya gelmiş ve Ankara Radyo evinde düzenlenen bir toplan tıda renkli televizyonla ilgi li bir gösteri düzenlemiştir. Daha önceleri de Türkiye'de TV ile ilgili bu gibi.davetlere ve gösterilere tanıklık etmiş bazı kimselerin gözünden kaç mayan gerçek şudur: Bütün geri bıraktırılmış ülkelerde pek çok yeniliklere olduğu gibi teknolojik gelişmelere de bu şekilde yeni pazarlar bulunmak tadır. Önce işin parlak ve şık gösterileri yapılmakta, işin gerisi bundan sonra o ülkede ki kamuoyunun oluşturulmasına bırakılmaktadır. Kamuoyu yerli

güçlerin de etkisiyle bir kez oluşturulduktan sonra, bu gi bi oyuncak olmaya yatkın ge lişmeler ülkenin ekonomik çı karlarına aykırı düşen koşul lar altında, hemen hemen zor la kabul edilmekte ve yurt dı şına bağımlı bir durum yara tılmaktadır, işte Türkiye'de televizyon da aynı yolun yol cusu olabilir. Bugün sadece bir olasılık olarak karşımı za çıkan böyle bir durumun gerçekleşmesini önlemek için şimdiden çalışmaya başlamalı yız. Renkli televizyonun Tür kiye'ye gelişi daha uzun yıl ları alacak olsa bile...