Elektrik Mühendisliği · Sayı 461 · Temmuz 2017
461. SAYI TÜMÜ
- Yıl
- 2017
- Sayfa
- 104
- Okuma süresi
- 264 dk
- Görüntülenme
- 0
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Enerjinizi verimli kullanın!
Yağlı tip Şönt Reaktör
Kuru tip Şönt Reaktör ww2w017.hTielmkamru.zc•oSmayı-461
Orta Gerilim Şönt Reaktör Çözümleri (36 kV’a kadar)
Rüzgar türbinlerinde OG yeraltı kablolarından kaynaklanan reaktif gücün kompanzasyonu için
Rüzgar Türbinleri RES TM
G
Şebeke
Uzun OG Yeraltı Kablosu
(RC Snubber)
Şönt Reaktör
Hilkar ® elektr5k
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası adına
SAHİBİ Yönetim Kurulu Başkanı
Hüseyin Yeşil
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Hüseyin Önder
YAYIN KURULU Hüseyin Yeşil Bahadır Acar Hüseyin Önder İbrahim Aksöz Kübülay Özbek Yusuf Gündoğan Kadir Özkan İrfan Şenlik E. Orhan Örücü Kemal Bekir Ulusaler Nedim Bülent Damar Necati İpek Musa Çeçen Cem Kökey Olgun Sakarya Emre Metin Mustafa Serdar Çınarlı
YAYIN YÖNETMENİ Banu SALMAN
YAYINA HAZIRLAYANLAR Bahar TANRISEVER Kahraman YAPICI
Necla DULKADİROĞLU
REKLAM SORUMLUSU Münevver ÇAY TURGUT
EMO İstanbul Şubesi Tel: +90 (212) 259 11 50-Faks: +90 (212) 258 36 55 e-posta: [email protected]
YÖNETİM YERİ Elektrik Mühendisleri Odası Ihlamur Sokak No: 10 Kızılay-Ankara Tel: +90 (312) 425 32 72 (PBX)
Faks: +90 (312) 417 38 18 e-posta: [email protected] http://www.emo.org.tr
Yayın Türü: Yerel Süreli Yayın İki ayda bir yayımlanır
BASIM TARİHİ ve SAATİ 13 Temmuz 2017-08:30
SAYI: 461
BASIM ADEDİ 15000
DİZGİ ve TASARIM PLAR
Planlama Yayıncılık Reklamcılık Turizm İnşaat Tic. Ltd. Şti.
Yüksel Cad. No: 35/12 Yenişehir-Ankara Tel: +90 (312) 432 01 83-93 • Faks:+90 (312) 432 54 22 e-posta: [email protected]
BASKI GOLDEN Medya Matbaacılık Hizmetleri 100 Yıl Mas-Sit 1.Cad. No: 88 Bağcılar-İstanbul Tel: (0212) 629 00 24 Pbx Faks: (0212) 629 20 13 e-posta: [email protected]
Dergide yer alan yazılar EMO’dan izinsiz yayınlanamaz ve alıntı yapılamaz. Yayınlanan yazılardaki görüşler, yazarın sorumluluğundadır.
EMO üyelerine parasız dağıtılır.
İÇİNDEKİLER
EMO’dan................................................................................................................................... 7 Hüseyin Yeşil EDİTÖRDEN............................................................................................................................... 9 TÜRKİYE’DE MÜHENDİSLİK ve MÜHENDİSLERİN DURUMU Ertuğrul Orhan Örücü EMO-MÜHENDİSLERİN DURUMU ve MESLEKİ ALAN ARAŞTIRMASI.................................. 14 Banu Salman EMO ÜYELERİ ARASINDA İŞSİZLİK......................................................................................... 17 EN ÇOK ELEKTRİK ALANINDA ÇALIŞAN MÜHENDİSLER İŞSİZ KALDI................................ 26 İŞSİZLİK NEDENLERİ............................................................................................................... 30 EMO ÜYESİ MÜHENDİSLERİN İSTİHDAMINA BAKIŞ............................................................. 33 MÜHENDİSLER HANGİ ALANDA İŞ ARIYOR?........................................................................ 38 MÜHENDİSLERİN GÖZDESİ YENİLENEBİLİR ENERJİ............................................................ 43 İŞÇİLEŞME ve MÜHENDİSİN OASİSİ...................................................................................... 47 Serdal Bahçe MÜHENDİS İŞSİZLİĞİ ve SİYASET İLİŞKİSİ............................................................................. 51 Kemal Ulusaler KÜRESEL KRİZ ve TÜRKİYE’DE MÜHENDİSLERİ BEKLEYEN GELECEK.................................. 53 Özgür Öztürk MÜHENDİS EMEĞİNİN DÖNÜŞÜMÜ..................................................................................... 56 Elif Aksu Kaya ELEKTRİK DAĞITIMINDA TAŞERON YIKIMI........................................................................... 59 Kahraman Yapıcı ERİL ALANDA DİŞİL PASLAŞMALAR: KADIN MÜHENDİS OLMAK....................................... 62 Melda Yaman SÖZ GENÇLERDE…................................................................................................................. 65 TMMOB’NİN ASGARİ ÜCRET MÜCADELESİ.......................................................................... 68 DEMOKRATİK TÜRKİYE MÜCADELESİNDE TMMOB............................................................. 70 Cengiz Göltaş EMO’NUN MESLEK ALANINDAKİ ÜNİVERSİTELER, ÖĞRENCİLER ve RAKAMLARLA BARAJ UYGULAMASININ SONUÇLARI.............................................................................................. 72 Bahar Tanrısever MESLEK ALANIMIZDA YÜKSEK LİSANS ve DOKTORA EĞİTİMİ............................................ 77 İrfan Şenlik, E. Orhan Örücü OSMANLI’DA SİVİL MÜHENDİS YETİŞTİRMEK ÜZERE AÇILAN HENDESE-İ MÜLKİYE MEKTEBİ.................................................................................................................................. 83 Şinasi Acar, Atilla Bir, Mustafa Kaçar ELEKTRİK İSTATİSTİKLERİ....................................................................................................... 90 Hazırlayan: EMO Enerji Birimi ELEKTRİK ALANINDA YENİ YAYIMLANAN MEVZUAT........................................................... 91 Hazırlayan: EMO Enerji Birimi KİTAP TANITIMI...................................................................................................................... 92 Hazırlayan: Necla Dulkadiroğlu FENNİKARİKATÜRLER........................................................................................................... 100 Tayfun Akgül
EMO’dan...
Hüseyin Yeşil EMO 45. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı
Yoğun baskı ve tehdit ortamında, farklı seslere izin vermeyen yandaş medya yapısı ve devletin tüm olanaklarının adaletsiz bir şekilde “Evet” sonucunun çıkması için kullanıldığı bir referandum süreci geçirdik. Mühürlü mühürsüz oy tartışmasıyla güvenilirliği kaybolmuş bir halkoylaması sonucunda Anayasa değişikliğinin kabul edildiği açıklandı. Bu koşullarda ne açıklanan referandum sonuçlarının, ne de Anayasa değişikliğinin meşru olduğundan bahsedilemez. Demokrasiyi araç yaparak, demokrasiyi ortadan kaldırmayı hedefleyen bir düzenleme söz konusudur. Şimdi bir parti devleti kurulmuş olup; her türlü muhalefet, parti devletin esareti altına alınmış kolluk ve yargı gücüyle bastırılmak istenmektedir. Cumhuriyet değerlerine, Atatürk’e ve manevi kızı Afet İnan’a uzanan çirkin saldırılarla yalan bir tarih yazılmak istenmektedir.
Olağanüstü hal koşullarında gerçekleştirilen halkoylamasının ardından OHAL dördüncü kez uzatılırken, FETÖ ile mücadele adı altında tüm muhalif kesimler hedef alınmış, haksız gözaltı ve tutuklamalar olağanüstü düzeyde artmıştır. Cumhuriyet Gazetesi’nin yazar ve yöneticileri, yaklaşık 8 aydır; Birgün Gazetesi çalışanı Mahir Kanaat’ın cezaevinde tutulduğu süre 180 günü aşmıştır. En temel insan haklarından olan çalışma hakkı ellerinden alındığı için açlık grevi yapan akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça tutuklanmıştır. Aralarında eş genel başkanlarının da bulunduğu HDP milletvekilleri halen cezaevindeyken, dikta rejimi bu kez CHP Milletvekili Enis Berberoğlu’nu MİT tırları görüntülerinin yayınlanması davası kapsamında 25 yıl hapse mahkum ederek tutuklamakta tereddüt etmemiştir.
Gelinen noktada FETÖ mücadelesi çoktan amacından sapmış, samimiyetten uzak bu söylem “parti devletinin sopasına” dönüşmüştür. En ufak bir muhalefet dahi uzun tutuklama ve mahkumiyetlerle sonuçlanırken, AKP’li damatların kısa sürelerde tahliye edilmeleri, hakim ve savcıların bağımsızlığını yitirdiğini ve yargının siyaset kurumunun tavrına göre şekillendiğini gözler önüne sermiştir. Adil yargı ilkesi ayaklar altında çiğnenirken, adalete inanç ve güven zedelenmiştir. Zaten AKP’nin 17-25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarına kadar Fethullahçılarla iç içe oldukları ve birlikte hareket ettikleri düşünüldüğünde; FETÖ’nün bu iktidar eliyle temizleneceği iddialarının ne kadar boş olduğu kolayca anlaşılabilir. Sonuçta 15 Temmuz Darbesi’nin üzerinden neredeyse 1 yıl geçmesine rağmen FETÖ’nün siyasi ayağı halen aydınlatılamamış, elebaşları yakalanamamış, olayın üzerindeki sis perdesi de kaldırılamamıştır.
“Tehlike henüz bitmedi”, “Yeni darbeler olabilir” gibi söylemlerle toplumda “darbe korkusunun” canlı tutulmaya çalışıldığı ve sürecin devam ettirildiği bir ortamda, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul Maltepe Cezaevi’ne ulaşmak üzere başlattığı “Adalet” yürüyüşü önemli bir adımdır. Bu yürüyüşün başlangıç noktası Enis Berberoğlu’nun mahkumiyeti olsa da tüm kimliklerin üzerinde bir sloganla gerçekleştirilmesi, AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana düzeyi giderek artan tüm hak ihlalleri ve hukuksuzluklara da tepki gösterildiği anlamını taşımaktadır. Ülkemizin bugün en çok adalete ihtiyacı vardır. Unutulmamalıdır ki referandumda “Hayır” diyen milyonlarca seçmenin ortak talebi de adalettir!
Referandum süreci; tüm hukuksuzluklara, baskı ve tehditlere karşın Cumhuriyet’i sahiplenerek, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti için mücadele eden geniş bir taban olduğunu ortaya koymuştur. Türkiye’deki 30 büyükşehirden aralarında İstanbul ve Ankara’nın da olduğu 17’si referandumda “Hayır” demiştir. Eğitim ve bilinç düzeyi yükseldikçe gericiliğe verilen primin azaldığını gösteren bu sonuç önümüzdeki dönemde bizler için yol haritası niteliğindedir. 1980’den itibaren yürütülen gericileştirme projesine, bilimi ve aklı yok saymaya yönelik atılan onca adıma; eğitim sisteminin çürütülmesine, kültür endüstrisiyle toplum mühendisliği yapılmaya soyunulmasına karşın Cumhuriyet değerlerini yok edememişlerdir. Elbette 40 yıllık bu gericileştirme sürecinin bir çırpıda durdurulup aydınlık bir geleceğe evrilmesine imkan yoktur. Bizler öyle safsata mucizeler peşinde değiliz; akıl ve bilim ışığında atacağımız adımlara olan inancımızla mücadelemizi sürdürmeliyiz. İşte tam da bu nedenle umudumuz sona ermemiş, tam tersine güçlenmiştir.
Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti ve Cumhuriyet’e inanan tüm toplum kesimleri için bu dayatmacı Anayasa değişikliğine karşı verilmiş olan mücadele büyük bir kazanımdır. Bu mücadeleyi yok etmelerine imkan da yok. Çünkü bu mücadelenin insan olmaya dayanan haklılığı ve meşruluğu vardır. İnsanı dünyadaki tüm varlıklardan ayıran en temel özelliği; değerler sistemiyle yarattığı kendine özgü dünyasıdır. Din ne kadar sömürü aracı
olarak kullanılırsa kullanılsın insan hayatına verilen değer, özgür düşüncenin durdurulamaz oluşu, gerçeğin ışıldayan parlaklığı bu mücadelenin haklılığını her zaman ortaya koyacaktır. Yani referandum kaybedilse de vicdanlarda kazanan demokratik, eşit, laik, hukuk devleti kurma özlemine dayanan Cumhuriyet ve özgürlükçü düşüncedir. Kimi tarihsel dönemeçlerde yenilmiş gibi görünen bu değerler mutlaka ama mutlaka kazanacaktır.
Dogmalardan uzak çağdaş bilim ve aydınlanmanın rehberliğinde yürüttüğümüz mücadele ile geniş toplum kesimlerine ulaşarak, kamuoyunu bilinçlendirmeye yönelik çalışmalarımızı etkin biçimde sürdürmeliyiz.
Sevgili Meslektaşlarım,
Tüm kurumların susturulduğu, zapturapt altına alındığı, sindirildiği bir ortamda TMMOB tarihsel birikimine de uygun bir şekilde korkmadan tavrını ortaya koymaya devam etmektedir. Kurulduğu günden bu yana halktan, emekten yana doğal ve tarihi çevrenin korunması için etkin mücadele veren TMMOB ve bağlı odaları, asla çizgisinden sapmayan onurlu duruşları nedeniyle referandum sonrasında bir kez daha hedef tahtasına oturtulmuştur. TMMOB ve bağlı odalarımızın seçim sistemini değiştiren; Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na hiyerarşik olarak bağlanarak yönetmeliklerimizin Bakanlık onayına tabi tutulması; idari ve mali denetim adı altında, denetim mantığını aşan ve Odalarımızı adeta Bakanlığın bir alt birimi haline getiren yeni yasa taslağı ortada dolaşmaktadır. Bu taslağın yasalaşması halinde, nispi temsil adı altında, meslek örgütümüzü zayıflatacak, yönetilemez kılacak bir durumla karşı karşıya kalacağız. Meslek alanımızın korunması; meslektaşlarımızın haklarının savunulması; demokratik, katılımcı ve istikrarlı bir yönetim oluşumuyla olanaklıdır. Yalnızca grup listelerinin yarıştığı, birey hukukunu bertaraf eden, grup listelerinin aldıkları oy oranında yönetimde temsil edileceği bir yapı, hiçbir yürütme organında olumlu sonuç doğuramaz. Bu şekilde seçilen yönetim kurulu örneği demokratik ve işleyen bir yapı ortaya çıkartamaz. Odalarımızı kaosa sürükleyecek bir adım atılmak istenmektedir ve TMMOB’ye, bağlı meslek odalarımıza rağmen bu düzenlemenin yürürlüğe konulması düşünülemez. Mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı meslek alanları, bilimden, teknikten, doğadan, demokrasiden, barıştan yana tavır aldıkları için güçsüzleştirilemez. Buna izin vermeyeceğimiz, meslek alanımızı korumaya devam edeceğimiz; doğru bildiğimiz tüm düşüncelerimizi ısrarla savunacağımız da bilinmelidir.
TMMOB Yasası’nın değiştirilmesine yönelik girişimler yeniden başlarken, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın suç duyurusu üzerine TMMOB Kimya Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’nun görevden alınması için dava açılmıştır. Bilinmelidir ki; bu tür hukuksuz girişimler ile üzerimizde baskı kurmaya çalışan siyasi iktidar asla başarılı olamayacaktır. Aklın ve bilimin ışığına inanmış mühendis ve mimarlar ile onların örgütlülüğü hiçbir şekilde sindirilemez, yıldırılamaz. Ülke sorunlarının çözümü için mesleki bilgi ve birikimlerimizi bilim ve tekniğin yol göstericiliğinde kullanmaya devam edeceğiz.
Değerli Meslektaşlarım,
EMO Genel Kurulu’nda alınan A Tipi Muayene Kuruluşu (ATMK) ve Personel Belgelendirme Kuruluşu (PBK) kararlarına ve buna uygun olarak Yönetim Kurulu’nda alınan kararlara karşı çıkan bazı arkadaşlarımız, olağanüstü genel kurula gidilmesi için imza toplamıştır. Bizler referanduma karşı yoğun bir kampanya yürütürken “olağanüstü genel kurul kararı alınmadığı” gerekçesiyle dava açan arkadaşlarımız ne yazık ki EMO’ya “kayyum” atanmasını isteyecek kadar ileri gidebilmiştir.
EMO mevzuatı gereği kurumsal organlarında alınan kararları uygulamak zorundadır. ATMK ve PBK kararları 45. Dönem Genel Kurulu’nda delegelerin yüzde 40’ının katıldığı bir oylama ile alınmıştır. Üstelik meslek odalarının siyasi iktidar tarafından hedef alındığı bu zor dönemde, bireysel hırs ve isteklerin bir yana bırakılarak, kurumlara sahip çıkılması büyük önem taşımaktadır. Gün; tüm farklılıklarımız ve çatışmalarımıza rağmen ülkemiz, halkımız ve mesleğimizin aydınlık geleceği için ortak bir amaçta buluşma günüdür. Tüm bunları göz önüne alarak herkesi örgütümüz, örgütümüzün iç işleyişi, kurumsal yapılarımız, alınan kararlar, alınan kararların uygulanması, iç hukukumuz ve oluşturduğumuz gelenekler üzerinde düşünmeye ve buna uygun davranmaya çağırıyorum.
Dergimizin bu sayısında 2016 yılında gerçekleştirdiğimiz “EMO Mühendislik İstihdamı ve Mesleki Alan” araştırmasına ayrıntılı bir şekilde yer veriyoruz. Bu araştırmamıza katılarak mesleki alanıyla ilgili veri oluşturulmasına katkıda bulunan tüm üyelerimize teşekkür ediyoruz. Dergimizde EMO’nun meslek alanındaki mühendislik fakültelerinde lisans, lisansüstü ve doktora eğitimlerinin durumuna da değiniyoruz. Tüm bu verilerin özellikle bu yıl üniversite sınavına girerek tercih yapacak öğrenciler için de yol gösterici olacağına inanıyoruz. Bu kapsamlı çalışmaları yapan EMO Basın Birimi’ne, dergimizin bu sayısında ele aldığımız dosyamızın Editörü Orhan Örücü’ye ve yazılarıyla destek veren uzmanlara teşekkür ederim.
Saygılarımla...
EDİTÖRDEN
Ertuğrul Orhan Örücü Elektrik Mühendisliği Dergisi Yayın Kurulu Üyesi
TÜRKİYE’DE MÜHENDİSLİK ve MÜHENDİSLERİN DURUMU
EMO’nun mesleki alanlarını oluşturan elektrik, elektronik, elektronik ve haberleşme, elektrik-elektronik, kontrol ve otomasyon ile biyomedikal meslekleri; yeni teknolojik gelişmelerle birlikte pek çok sektörün temel bileşeni haline gelmektedir. Ağır sanayiden, küçük ve orta boy işletmelere, finans sektöründen hizmet sektörüne varıncaya kadar pek çok işte bu mühendislik alanlarına olan ilgi giderek artmaktadır. Ancak teknolojik gelişmeler bazı alanlarda mühendis istihdamını azaltıcı etki yaparken, diğer yandan mühendislik alanları için yeni iş olanakları ve yeni uzmanlık alanları da yaratmaktadır.
Son yıllarda kamuoyunda daha çok Endüstri 4.0 başlığında gündeme gelmeye başlayan Nesnelerin İnterneti denilen; sistemlerin, elektronik ortamda birbirleriyle iletişim kurmalarını, sonuçlar üretmelerini, bu sonuçlar doğrultusunda insandan bağımsız olarak işlem kararı vermelerini sağlayan teknolojik gelişmeler mühendislik meslek alanlarına, özellikle EMO üyesi mühendislerin meslek alanlarına yönelik önemli değişikliklere işaret etmektedir. Bir yandan mühendislerin istihdam alanlarının daraldığına diğer yandan yeni iş ve uzmanlık alanları oluştuğuna dikkat çekilmektedir. Yaşanan gelişmeler mühendislik mesleğindeki istihdam alanlarına yönelik değerlendirme ve planlama ihtiyacını daha da önemli hale getirmektedir.
Planlamanın her alanda olduğu gibi istihdam konusunda da rafa kaldırılması, mühendislerin meslek örgütü olarak EMO’yu bu konuda çalışma yapmaya itmektedir. Kamusal alanda yaratılan bu boşluk nedeniyle EMO kamu tüzel kişiliğine sahip bir meslek örgütü olarak meslektaşlarına yönelik istihdam ve iş süreçleri açısından çeşitli çalışmalar
yürütmektedir. Mühendis asgari ücretinin işyerlerinde uygulanmasını sağlamaya çalışmaktan, yeni ortaya çıkan iş alanlarında mühendislerin yetki ve sorumluluklarını tanımlamaya uzanan çalışmalar ise ucuz işgücü arayışı ve siyasal iktidarın baskısıyla sonuçlanmaktadır. Örneğin bir meslek örgütü olan EMO’ya kendisine üye mühendislere iş ilanlarını ulaştırdığı için ceza kesilebilmiştir. Bu işi özel istihdam büroları yapabilir ve bundan para kazanabilirlermiş, ama EMO üyelerine karşılık beklemeksizin iş olanaklarına ilişkin bilgilendirme yapamazmış.
İşte bu koşullar altında EMO, en azından kendi mesleki alanlarında istihdamın durumu, işsizlik ve mesleki alanlarının gelişimine ilişkin araştırma yaparak hem üyelerini, hem kamuoyunu hem de kamunun yönetici kadrolarını uyarma görevini yerine getirmeye çalışmaktadır. Dergimizin bu sayısının dosya konusunu da “Türkiye’de Mühendislik ve Mühendislerin Durumu” olarak belirledik. Bu kapsamda derginin içeriğinde EMO olarak yaptığımız bir araştırmaya, mühendislerin konumunun ekonomik politikalar ve siyasal politikalarla bağlantısını kuran yazılara yer vermeye çalıştık. Her ne kadar mühendislik ve mühendislerin durumu desek de açıktır ki çalışma, odamızın ilgi alanındaki mühendislik disiplinleri olan elektrik, elektronik, elektrik-elektronik, elektronik ve haberleşme, kontrol ve otomasyon ile biyomedikal mühendisliği konuludur.
TMMOB Bünyesindeki Çalışmalar
Gerek Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) gerekse de bağlı odaları periyodik olmasa da belli aralıklarla üyelerinin iş, meslek, özlük hakları vb. konularda anketler,
profil araştırmaları gibi çalışmalar yapmaktadır. Bu çalışmaların sonuçları kamuoyu ile paylaşılmakta ve örgütlülüğümüz için yol gösterici olmaya ve bir yol haritası oluşturulmaya çalışılmaktadır. Bu çalışmalar aynı zamanda siyasi karar vericilerin de dikkatini çekmeyi amaçlamaktadır ki bu konuda pek başarılı olduğumuz söylenemez. TMMOB ve odalarının her türlü çalışması sanki duvara söylenmiş gibidir. Vaz mı geçeceğiz? Asla! Doğru bildiklerimizi bilimin, teknolojinin ve örgütlülüğümüzün ışığında söylemeye ve gereklerini yapmaya devam edeceğiz.
Üyelerimize yönelik son profil çalışmamız için elektronik ortamda ulaşılabilen tüm EMO üyelerine açık olarak 2016 yılında bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın içeriğini ve sonuçlarını ilerideki sayfalarda bulacaksınız. Bugüne kadar yapılan çalışmaları anımsatmak, tarihsel bir süreç içerisinde değerlendirme yapmak isteyenler için faydalı olacaktır:
- İzmir Şubemiz kendi üyeleri arasında bir üye profili çalışması yapmış ve Aralık 1995’te yayımlanmıştır.1 - Elektrik Mühendisleri Odası Mart-Haziran 2009 tarihleri arasında rastgele örneklem metodu ile hazırlanan anket çalışmasının sonuçlarını “Küresel Krizin Etkileri: EMO Üyelerinin İstihdamı” başlığı altında Ocak 2010 yılında yayımlamıştır.2 Araştırmada üyelerimizin yüzde 69.3’nün küresel krizden etkilendiği belirlenmiştir. Siyasal iktidarın “Kriz bizi teğet geçti” söylemine rağmen kriz biz mühendisleri teğet geçmemiştir. - EMO Yönetim Kurulu 21-22 Eylül 2013 tarihlerinde EMO Ankara Şubesi’nin Sekretaryasında “EMO Örgütlülüğünü Geliştirme Çalıştayı” düzenlenmesini kararlaştırmıştır. Bu kapsamda yapılan çalışmalardan birisi örgütsel yönelimlerimizin belirlenmesine destek sunması amacı ile düzenlenen “Üye Profili Araştırması” olmuştur. Elektronik ortamda 2 bin 355 üyemizin yanıtladığı bu anket sonuçları, 21-23 Eylül 2013 tarihinde yapılan Çalıştay’da sunulmuştur. Üyelerimiz ve kamuoyu ile paylaşılan “EMO Üye Profili Çalışması 2013” sonuçlarına yönelik analiz çalışmaları ayrıca yapılacak denilmesine rağmen yapılamamış ve yine çalıştay içeriği yayın haline getirilememiştir. Bu profil çalışması sonuçlarına ilişkin bir değerlendirme yazısı Elektrik Mühendisliği Dergimizin Nisan 2014 tarihli 450. Sayısı’nda yayımlanmıştır.3
Bu konularda TMMOB tarafından yapılan iki çalışmaya da değinmek isterim. Birincisi Makine Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi sekretaryalığında 22-23 Eylül 2007 tarihlerinde İstanbul’da yapılan “TMMOB Mühendislik, İstihdam ve Ücretlendirme Sempozyumu”dur. Bu sempozyum Aralık 2007’de yayın haline getirilmiştir.4 Diğeri TMMOB’nin 25 Şubat 2012 tarihinde Ankara’da düzenlediği “TMMOB 2. Ücretli Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları ve İşsizlik Kurultayı”dır. Bu kurultayın kitabı da TMMOB tarafından Mart 2012’de yayımlanmıştır.5
Ayrıca TMMOB’nin bugüne dek mühendis-mimarlar hakkında sayısal veriler sunan üç önemli araştırması olmuştur. Bunlardan birincisi 1975 yılında Mimarlar Odası’nın başlattığı, 1976’da tüm TMMOB üyelerini kapsayacak şekilde genişletilen, sonuçları Ali Artun imzasıyla yayımlanan “Fordizmin ve Mühendisin Dönüşümü” başlıklı çalışmadır.6
İkincisi Ahmet Öncü ve Ahmet Haşim Köse tarafından 1998 yılında İstanbul, Kocaeli, Denizli, Gaziantep ve Diyarbakır illerinde toplam 3 bin 783 mühendisle anket yoluyla yapılan araştırma olup, “Kapitalizm, İnsanlık ve Mühendislik – Türkiye’de Mühendisler, Mimarlar” adıyla 2000 yılında kitaplaştırılmıştır.7
Son araştırma ise hem TMMOB üyeleri hem de üye olmayanlar arasında anket yoluyla yapılarak, “Türkiye’de Mühendis-Mimar-Şehir Plancısı Profil Araştırması” adıyla 2009 yılında yayımlanmıştır.8
TMMOB’nin diğer odalarının da benzer çalışmaları bulunmaktadır. Tüm bu çalışmaların verdiği en önemli mesaj; planlı ve programlı bir kalkınma modelinin olmadığı dış borca ve uluslararası iş bölümüne dayalı, rantı, yağmayı ve inşaatı temel alan bir ekonomik sistemde mühendislerin istihdam ve iş sorunlarının her zaman olacağıdır. Üretimi, sanayileşmeyi gündemine almayan bir ekonomik modelin ülkeye, topluma çevreye ve geleceğe hiçbir yararı olmadığı gibi yetişmiş ve yetişecek olan teknik personele de yararı yoktur.
Gerçek Veriler, Gerçek Politikalar
Teknolojik gelişmede meydana gelen artışlar ve üretim biçimlerinde yaşanan bilgi toplumuna geçiş süreci, istihdamı doğrudan etkileyen unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ülkenin ekonomik gelişmişlik düzeyi ve sosyal kalkınma seviyesinin önemli bir göstergesi, istihdam yapısı ve işsizliğin boyutudur. Gerçekçi istihdam politikaları oluşturabilmek ve işsizliğe çözüm üretebilmek için öncelikle elimizde sağlam bir veri tabanı bulunması gerekmektedir. Bilimsel ve teknik bir disiplin alanı olan istatistik, veri toplama, veri analizi işlemi ne yazık ki ülkemizde TÜİK marifetiyle inanırlığını kaybetmiştir. Kısa, orta ve uzun vadeli program-plan yapmak isteyenler önünü nasıl göreceklerdir? Gerçek hayat yerine TÜİK marifeti ile sanal bir hayat yaratırsanız, var olan sıkıntılı ortamı cilalayabilirsiniz; fakat uluslararası verileri maniple edemediğinizden cilanız dökülür.
Açıklanan TÜİK verilerine göre 2017 yılının ilk çeyreğinde büyümüşüz. Yine TÜİK’in açıkladığı Mart 2017 işgücü istatistiklerine göre işsizlik yüzde 12 civarında. Yani yüzde 5.1 büyümüşüz, ama işsizlik rekor seviyelerde, istihdam yerlerde sürünüyor.
İstatistikçiler için söylenen bir özdeyiş var: “Yeterince işkence edin; sonunda sayılar itiraf eder.” TÜİK Aralık 2016’da hesaplama yöntemini değiştirmiş, üretim endeks-
1 http://kitap.emo.org.tr/genel/kitap_goster.php?kodu=328 2 http://kitap.emo.org.tr/genel/kitap_goster.php?kodu=57 3 http://www.emo.org.tr/ekler/1e156f6889caff1_ek.pdf?dergi=956 4 https://www.mmo.org.tr/kitaplar/tmmob-muhendislik-istihdam-ve-ucretlendirme-sempozyumu-bildirileri 5 https://www.tmmob.org.tr/yayin/tmmob-2-ucretli-muhendis-mimar-ve-sehir-plancilari-kurultayi 6 http://kitap.emo.org.tr/genel/kitap_goster.php?kodu=109 7 http://kitap.emo.org.tr/genel/kitap_goster.php?kodu=110 8 https://www.tmmob.org.tr/yayin/turkiyede-muhendis-mimar-sehir-plancisi-profil-arastirmasi
leri ile büyüme arasındaki bağlantıyı koparmıştır.9 Büyüme hesabında dikkate alınan baz yıl da 2016’da değiştirilmiş; 2009 yılı esas alınmıştır.10 Yani tüm dünyanın krizde olduğu, EMO’nun mühendislere yönelik araştırmasıyla da krizin etkisini tespit ettiği 2009 yılı, baz yıl yapılmıştır. 2009 yılının özelliği Türkiye ekonomisinin yüzde 4.7 küçülmüş olmasıdır. Sonuçta hem yıllık büyümelerde, hem de ortalama büyüme rakamlarında oynanmıştır. Ama istatistiklerde ve verilerde ne güzellemeler yapılırsa yapılsın gerçekler gizlenememekte; işsizlik rakamları ve insanların bizzat yaşadıkları işsizlik sarmalı, madalyonun gerçek yüzünü ortaya koymaktadır. Verilerin doğru olduğu kabul edilirse bu kez büyüme ile istihdam arasında ilişkinin kopmuş olması gibi büyük bir sorunla karşı karşıyayız demektir.
Üstelik TÜİK’in açıkladığı işsizlik verileri de pek çok açıdan gerçek rakamları olduğundan düşük göstermektedir. Öncelikle TÜİK’in araştırmasında işsiz statüsüne girebilmek için son 4 hafta içinde iş aramış olmak gerekmektedir. Daha önceden bu süreyi 3 ay olarak dikkate alan TÜİK’in bu uygulamaya geçmesi işsizlik rakamlarının daha da geriye çekilmesini sağlamıştır. Buna rağmen işsizlik oranları hala ikili rakamlardadır. Ev kadınları, çalışmak isteyen ancak ümidi olmayanlar, yüksek lisans ve doktora öğrencileri gibi aslında çalışmak isteği olan pek çok kesim de işsizlik rakamının dışında tutulmaktadır. Bu nedenle DİSK-AR tarafından “geniş tanımlı işsizlik” verisi açıklanmaktadır. DİSK-AR’ın Mayıs 2017 İşsizlik ve İstihdam raporunda, yüzde 12.6 olan resmi işsizlik rakamının karşısında gerçek işsizlik oranı yüzde 20.9 olarak açıklanmıştır.11
İşsizlik ve istihdam için gerçekçi verilere ihtiyacımız olduğu kadar gerçekçi bir bakış açısı da önemlidir. Ne yazık ki ülkemizde her alanda olduğu gibi işsizlik sorununa karşı da “Ben dedim oldu” ya da “Ben söyledim mi istihdam artar” şeklinde bir yaklaşım geliştirilmektedir. Yöneticiler kendilerinin çözüm merci olduğunu en hafif deyimiyle unutarak, işsizlikten şikayet etmektedirler. 14 yıldır ülkeyi yöneten iktidarın temsilcisi Recep Tayyip Erdoğan, işsizlikten şikayet ederek “İşsizlik yüzde 11’in üstünde, bu ülke bu hale düşmeli mi?” diyor.12 Bu iktidarın istihdam politikalarında ne kadar başarısız olduğunun açık itirafıdır. Diğer yandan istihdam politikalarını –varsa tabii- gözden geçirmek yerine yalnızca iş adamlarını istihdamdan sorumlu kılan “serbest piyasacı” anlayışın açık dışavurumudur. İşsizlik sorununu serbest piyasanın çözmesini beklemek ise ham bir hayalden ibarettir. İşte bu hayal kırıklığı noktasında da çözüm dahiyane bir şekilde şaşaalı bir “istihdam seferberliği” ile kamuoyuna duyurulmuştur. İstihdam seferberliği açıklamaları ile işadamlarına işçi almaları için “davet” ya da “gözdağı” verilmiştir.13
Ancak reel politikalara dayanmayan istihdam seferberliğinin sonucunda işsizlik yine çift hanelidir. TÜİK tarafından açıklanan Mart 2017 işsizlik rakamları, onca eğip bükmeye rağmen yüzde 11.4’tür.
Meslektaşlarımız Arasında İşsizlik Sorunu Dosyamıza konu olan araştırmamızda EMO üyeleri arasındaki işsizlik oranı yüzde 18.77 olarak bulunmuştur. EMO’nun 2009 yılında üyeleri arasında yaptığı çalışmada işsizlik oranı yüzde 9.1 düzeyinde saptanmıştı. İşsiz olanların EMO’nun anketine daha çok ilgi gösterdikleri düşünülse bile sonuçta EMO’ya üye mühendislerde işsizliğin önemli bir soruna dönüştüğü ortaya çıkmaktadır.
Yaş aralıklarına göre yapılan dağılımda ise işsiz 770 mühendisin yüzde 63.25 ile çok büyük bölümünün 31 yaşında ve daha genç olduğu belirlenmiştir. Lisans düzeyinde tartışmalı olsa da nitelikli bir eğitim gören, hem kişisel hem aile hem de kamusal düzeyde maddi manevi bir bedel ödeyen genç insanlarımızın işsiz olması ülkenin geleceği açısından karamsar bir tablo ortaya koymaktadır.
Son 4 hafta içinde iş başvurusunda bulunmuş olma koşuluyla işsizlik hesabı yapan TÜİK’in 2016 yılına ilişkin mezuniyet-meslek ilişkisini dikkate alarak açıkladığı işsizlik rakamlarına bakıldığında; mühendislik alanında 2015 yılında yüzde 8.8 olan işsizlik oranının 2016’da yüzde 9.4’e çıktığı görülmektedir.
İşsiz mühendislerin en son çalıştıkları iş alanına ilişkin soruya verdikleri yanıtlar bir elektrik mühendisi olarak beni oldukça şaşırttı. Yanıtlara göre elektrik alanında ciddi iş kaybı olduğu görülüyor. İşsiz 770 mühendisin yüzde 40’ını oluşturan 307 mühendis, en son elektrik alanında çalıştıklarını bildirmişler. Yıkım ve talan halini alan enerji yatırımlarının çığ gibi artığı, rant temelli yapı sektörünün hiçbir kural tanımadığı ekonomik hayatımızda elektrik mühendislerinin işsizlikle boğuşması elbette şaşırtıcı. Belki de bu işler tamamen teknik elemanların elinin değmediği bir biçimde yapılıyor.
Yine EMO araştırmasına göre, en son çalıştıkları işyerine ilişkin soruda işsizliğin yoğunlaştığı ikinci büyük kesimi, yüzde 27.9’luk oranla 215 yeni mezun mühendis oluşturuyor. Bunlar mezun olmalarına karşın henüz çalışma hayatına girememiş mühendisler.
İŞ BAŞVURU BİRİMİ
9 Korkut Boratav, “Büyüme Bulguları Tutarsızdır”, Birgün Gazetesi, 16 Haziran 2017, http://www.birgun.net/haber-detay/buyume-bulgulari-tutarsizdir-165008.html 10 Alaattin Aktaş, Ekoanaliz, “Büyüme Öyle Dibe Oturduğu Hızla Yükselişe Geçemeyecek”, Dünya Gazetesi, 14 Aralık 2016, https://www.dunya.com/kose-yazisi/ buyume-oyle-dibe-oturdugu-hizla-tirmanisa-gecemeyecek/341610 11 https://disk.org.tr/2017/05/disk-ar-issizlik-ve-istihdam-raporu-mayis-2017/ 12 http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video/634950/14_yildir_ulkeyi_yoneten_Erdogan__issizlik_yuzde_11_in_ustunde__bu_ulke_bu_hale_dusmeli_mi_.html 13 https://www.haberler.com/cumhurbaskani-erdogan-istihdam-icin-is-9238643-haberi/
Konumuzu ilgilendiren yeni bir araştırmayı da DİSK-AR yayımlamıştır. Gazetelere yansıyan araştırmanın sonuçlara göre yüksek öğrenim işsizliği yüzde 12.2, genç işsizliği ise yüzde 21.4 olarak belirlenmiştir.14
Mühendislik Eğitimi ve İstihdam İlişkisi
İstihdam alanı yaratılmaksızın giderek artan mezun sayısı mühendislerin istihdamı açısından da önemli bir sorun oluşturmaktadır. Artan mezun sayısı ve teknolojik gelişmelerin gerisinde kalınması nedeniyle EMO’nun mesleki alanlarını oluşturan mühendislik dallarında önemli bir işsizlik sorunu oluşmakta, diğer yandan mühendis emeği giderek ucuzlatılmış olmaktadır. Onca emekle mühendislik eğitimi almış insanlarımız meslek alanları dışında iş aramakta ya da mesleki tatmin sağlayamadıkları, koşulların giderek ağırlaştığı işlerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar.
EMO’nun mesleki alanları kapsamında yer alan mühendislik alanlarında verilen mezun sayısındaki büyük artışlar Grafik 1’de görülmektedir.
Mezun sayısında yıllar itibarıyla yaşanan büyük artışa ve halen bu bölümlerde okuyan öğrenci sayısının fazlalığına rağmen kontenjan artırımları da devam etmektedir. Ancak geçen yıl üniversite sınavlarında mühendislik bölümleri için de ilk kez baraj uygulamasına geçilmiştir. 2016-2017 öğretim yılı için yapılan üniversite sınavının ikinci aşamasına (LYS) giren 1 milyon 600 bin öğrenciden, başarı sıralamasında 240 binin üzerinde olanlar mühendislik fakültelerine kabul edilmiştir. EMO’nun mesleki alanlarına giren mühendislik bölümlerinde toplam 13 bin 289 kişilik kontenjan açılmıştır. Devlet üniversitelerinde elektrik, elektronik, elektronik ve haberleşme, kontrol ve otomasyon ile biyomedikal mühendisliğine yönelik bölümlerde açılan tüm kontenjanlar dolarken; yalnızca elektrik-elektronik mühendisliği bölümlerinde 8 bin 169 kontenjandan 242’si boş kalmıştır. Vakıf üniversitelerinde ise elektrik-elektronik mühendisliğinde açılan 2 bin 101 kontenjandan 409’u, elektronik ve haberleşme mühendisliğinde 113 kontenjanın 38’i, biyomedikal mühendisliğinde de 467 kontenjanın 87’si boş kalmıştır.
Mezun sayısındaki artışlara 10’ar yıllık dönemler halinde ba-
Ekonomik Gidişat ve Mühendislik İlişkisi
karsak; 1986 yılında 14 bin 886 olan EMO’nun mesleki alanları
Eğitim ve mezun sayısı artışının ötesinde ülkemizde mükapsamındaki mühendis mezun sayısı ikiye katlanarak, 1996
hendislik mesleğinde istihdama ilişkin, birikimli bir şekilde
yılında 32 bin 128’e ulaşmıştır. Mezun sayısı, 2003 yılından itioluşmuş sorunlar yumağından söz etmek gerekmektedir.
baren ilk mezunlarını vermeye başlayan biyomedikal mühen-
Türkiye’nin teknoloji üreten değil; satın alan, kullanan, en
dislerinin de dahil edilmesiyle, 2006 yılında yüzde 82.8 artışla
iyi olasılıkla montaj yapan bir ülke olması mühendislerin
58 bin 744’e ulaşmıştır. 2016’ya gelindiğinde artış oranı hız
“yaratıcı” niteliklerinin geri planda kalmasına, faaliyetlekesmediği gibi yüzde 87.4’e yükselerek, mezun sayısı 110 bin
rinin “işletme-bakım”, “satış-pazarlama” gibi alanlarla
Yi8n4e oElmMuOştaurarş.tBırumtaasıbnlaoyguöries,tihendasmonaççaıslıışntıdkalanrıdieşğyeerrilneendiliişrkeicneksoruda işssıiznlıirğliannmasına yol açmaktadır. Bu da hem ülkemizin teknoyoğunlaştoığluı rsikaikn;ci19b8ü2yöüknceksesinimdie, myüezzduen 2o7la.9n’l1u0k boinra9nl1a5 m21ü5heynendiisimnezun mülohjeinkdislerlemesini hem de mühendislerin mesleki alanında
oluşturuyeonr. Bküunçlüarğmünezüunn dolamhaila5r5ınyaakşarcşiıvnahreınüdzaçoalıdşumğauh,aybaütıynüakgiörelçmüedmeiş mühengdeisllieşri.mini olumsuz etkilemektedir.
Koenmumekulziluikilghialeknkdıirkenazyaennmi bışir vaeraişştgırümcaüyı adrazıDdİSışKın-AdRa kyaalydımıkllaamrııştır. yyaünzsdıeya2Mn1.di4üasürhtoaişeşlhüantdırdnraamiküsmalliidnfkaaıündElğaesğüneoinıtdniibdumlmçueillaivudşretaanirİhmg.s1iöt4;iarheshdıayaglümiekhrsİeealkkizşmıköriğdesriaketn9eim9dibriş.isniz1li6ği9ymüzüdhe e1n2d.2i,segenç
Gazetelere işsiz1li9ğ6i 0is’elı yıllardan beri Türkiye ekonomi içinde yer almaktadır.
18 bandında gösterilmektedir.
ekonomisi dünyada ilk 20 Genellikle ekonomimiz 16Ancak son yıllarda giderek
İstTihüdrakmiyael’adneı 2ya0r1a6tılymılaıkistıizbınargıyidlaeröekğraerntacni kmaeyzduendseany,ısKı KmTühCenvdeislerin istairhtdaanmbı ir şekilde orta gelir tuzağından söz edilmektedir. Bu
agöçenıresimısninldidaebnddikrdeıaaşvilşılöünsenimltzek,lmai5eks5llıeisvnrboaeirhrkdueaısnfnoruüiriyçunoln,eil1vuoEeş2lmMur’ssşatOiiuktte’rtneams,ukiannbdkiüotmğalnedeorıysjreli.eysfAkaiainnrkdtadaüalneanlnttmelomaseprüizılnhuaoıenmlnmosdla1uiaysş6kıt2sueıürmbavzöneeeğlütrmieemkügnh1iddoe0eenl3or;dejiikskligukeclduiaşzlmtmllauaetirzılkıleanmrkdpiınatşoalnitiçkıakıtşerycoilhuidilierr.iV/yeürkilseerkmteekvncuoltosjiiytaesmi iekltliidbairrınekboönyoleolmaktadeırl.eOktnrciak,eemleekklteromnüikh,eendleiskltikrike-ğeitliemkitraolmnıişk,inesleankltarroımniızk vmeehslaebkearl-anları dışbınirdaviizşyonu, niyeti ve kapasitesi olmadığını göstermektedir.
aramaktaleyşamdea, kmonestlreokli vteatomtionmsaasğylaoynammaüdıhkelanrıd,iskloiğşui lillaerınbiygoidmereedkikaağlırlaştığı çalışmak mzoüruhnednadkiaslmliğaki teağdiıtrliamr.i verilmektedir. 2016-2017 öğretim yılı
EMitiOb’anruınylam5e6slbekini 6a4la3n’lüareı rkaepks,a1m3ıbndina 7y1e2r’sailaknadmınühoelmndaiskliükzaelraenlarında mezun satyoıspınladmaki7b0üybüikna3rt5ış5lakriGşirEafMikO1’’dneugnörmülmüheketneddiirs. lik alanlarında eğitim göGrmraefikk-t1edÖiSrY. M ve YÖK Kayıtlarına Göre EMO Mesleki
Tişülerrkdieye’nin son 15 yıllık dışsatım rakamları, ileri teknolojili üvreürinlelnerin toplam dışsatım içindeki payının giderek azaldığını, buna karşılık orta-yüksek ve orta-düşük teknolojili ürünlere yönelim olduğunu göstermektedir. Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi dışsatımı içindeki payı yarı yarıya
azalarak; 2001’deki yüzde 6.6 düzeyinden, 2016 yılsonunda
10.000
yüzde 3.5 düzeyine gerilemiştir. Yüksek teknolojili ürün
9.000
dışsatımı 2001 yılında 1.9 milyar dolar iken, 2016 yılında 4.7
8.000 7.000 6.000 5.000 4.000 3.000 2.000 1.000
6.380 5.423
4.468 3.7204.096 3.385 2.462 1.893 889 1.567
milyar dolar olabilmiştir. Buna karşılık yüksek teknolojili ürünlerin dışalımında olağanüstü artışlar gerçekleşmiştir. 2001 yılında 5.9 milyar dolar olan dışalım, 15 yılda neredeyse 5’e katlanarak 2016 yılında 28.4 milyar dolara ulaşmıştır. Yani Türkiye’nin yüksek teknolojili ürün dışsatımı ile dışalımı arasındaki makas giderek açılmaktadır. Yüksek teknolojili ürün bazında dışsatımın dışalımı karşılama oranı son 15 yılda sürekli düşerek yüzde 32.2’den yüzde 16.5’e gerilemiştir. Bu olumsuz gelişmeye karşılık düşük teknolojili ürünlerin
dışsatımdaki payının azalması ve bu payın orta teknolojili
ürün gruplarına geçmesi olumlu bir adımdır. Ancak yüksek
Grafik 1: ÖSYM ve YÖK Kayıtlarına Göre EMO Mesleki
teknolojili ürünlerin payından orta teknoloji lehine geri adım
atılması, mühendislik açısından da bir açmaz yaratmaktadır.
Mezun sayısındaki artışlara 10’ar yıllık dönemler halinde bakarsak; 1986 yılında 14 bin 886 14ohltatpn://dEisMk.oOrg’n.tur/n201m7/0e6s/ldeikski-ara-liassnilzalirkı-vek-aisptishadmamın-draapkoiru-mhaüzhireannd-2i0s17m/ ezun sayısı ikiye katlanarak, 1996 yılında 32 bin 128’e ulaşmıştır. Mezun sayısı, 2003 yılından itibaren ilk mezunlarını vermeye başlayan biyomedikal mühendislerinin de dahil edilmesiyle, 2006 yılında y1üz2de 82.8 artışla 58 bin 744’e ulaşmıştır. 2016’ya gelindiğinde artış oranı hız kesmediği gibi yüzde 87.4’e yükselerek, mezun sayısı 110 bin 84 olmuştur. Bu tabloyu istihdam açısından değerlendirecek olursak; 1982 öncesinde mezun olan 10 bin 915 mühendisin en küçüğünün dahi 55 yaş civarında olduğu, büyük ölçüde emeklilik hakkı
Türkiye’nin yüksek teknolojili ürün dışsatımı ile dışalımı arasındaki makas giderek açılmaktadır. Yüksek teknolojili ürün bazında dışsatımın dışalımı karşılama oranı son 15 yılda sürekli düşerek yüzde
32.2’den yüzde 16.5’e gerilemiştir.
Bu açmaz üniversite kontenjanlarına yansımaktadır. Sahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi-SASAM’ın Türkiye Kamu Çalışanları Sendikaları Konfederasyonu için hazırladığı “Türkiye İnsan Kaynakları Raporu-2015”te ileri teknoloji bölümlerine ayrılan kontenjanlar sunularak, şu değerlendirmeye yer verilmiştir:
“İleri Teknoloji Bölümleri Mezunlarının halen büyük oranlarda işsiz olduğu İİBF altında yer alan bölümler için 120.112, Fen-Edebiyat Fakültesi altında yer alan bölümler için 85.719 ve Eğitim Bilimleri Fakültesi altında yer alan bölümler için 41.102 kontenjan açılırken; ülkemizi gelişmekte olan ülkeler seviyesinden gelişmiş ülkeler seviyesine çıkaracak tek çare olan ileri teknoloji yatırımları için eleman üreten bölümlere ise yukarıdaki rakamlarla karşılaştırıldığında komik denecek kontenjanlar ayrıldığı görülmektedir. Tablo 1’de yer verilen 15 bölüm için 2014 yılında bütün üniversitelerimizde ayrılan toplam kontenjan, sadece 2.839’dur.”15
Tablo 1: 2014 Yılında YGS’de Kontenjan Açılan İleri Teknoloji Bölümleri
No Bölüm Adı
1 Nanoteknoloji Mühendisliği
2 Tarımsal Genetik Mühendisliği
3 Nükleer Enerji Mühendisliği
4 Uzay Bilimleri ve Teknolojileri
5 Uçak ve Uzay Mühendisliği
Malzeme Bilimi ve Nanoteknoloji Mühendisliği
7 Uçak Gövde-Motor Bakım
8 Uçak Gövde – Motor
9 Uzay Mühendisliği
10 Uçak Mühendisliği
11 Uçak Elektrik-Elektronik
12 Tıp Mühendisliği
13 Raylı Sistemler Mühendisliği
14 Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği
15 Yazılım Mühendisliği
Genel Toplam
Kaynak: ÖSYM
Kontenjan 30 30 45 50 55
110 115 125 140 175 270 320 392 882 2.839
Emin Çapa’nın CNN Türk’te 2015 yılında yaptığı sunumdaki bir bilgiyi de paylaşmakta yarar var:
“Ülkemizin 500 büyük firması içinde (İstanbul Sanayi Odası raporu) 186 firma en düşük teknolojili mal üretiyor; 163 firma düşük teknolojili mal üretiyor; 109 firma orta teknolojili mal üretiyor; 12 firma yüksek teknolojili mal üretiyor.”16
Böyle bir sanayi yapısı içinde mühendislik anlamında bizlere ihtiyaç yok. Ancak bakım, onarım, montaj, satış, pazarlama
ve kendi adına hizmet üretiminde mesleğimizi “uygulama” şansımız var. EMO Meslek İçi Sürekli Eğitim Merkezi (MİSEM) kapsamında verilen eğitimlerden en yaygın katılımın Serbest Mühendis Müşavir (SMM) eğitimine olması da bu olguyu destekliyor.
Geleceğe Bakış
Anketimize verilen yanıtlara bakıldığında ekonomik olarak Türkiye’nin nerelerde olacağına ilişkin beklentinin de altı çizilmektedir. Ankete bakarsak; mühendislerin ilk sırada “Yenilenebilir enerji” alanında ilerleme bekledikleri görülmektedir.
Anketimizde hem işsiz mühendisler hem de çalışan mühendisler tarafından gelişme beklenen alanlar olarak öne çıkan; “Yenilenebilir enerji; elektrikli araçlar-depolama teknolojileri, akıllı şebekeler, insansız araçlar (robotik)” alanları EMO’ya da görevler yüklüyor. Gerek her dönem yaptığımız etkinliklerde gerek MİSEM eğitimlerimizde hangi konulara ağırlık vereceğimizi de netleştiriyor. Ayrıca bu gelişme beklenen alanları eğitim kurumları ile de paylaşarak yeni mezunların iş bulma şanslarını ve mühendislik hayatına katkılarını artırmamız gerekiyor. Bizim soru seçeneklerimize ve anket sonucunda öne çıkan gelişme beklenen alanlara bakılırsa bunun yükseköğretimde lisans düzeyinde karşılığı yok. Lisansüstü ve doktora düzeyinde bu alanlara yönelik eğitim yeniden düzenlenmelidir.
Yine önemli bir nokta, meslektaşlarımızın gelişme beklediği bu alanların çok uzun zamandır tüm ülkelerin gündeminde olduğu gerçeğidir. Gelişmiş ülkeler, teknolojik gelişmelere yönelik genel bir ekosistem yaratmak üzere alanlara özel politikalar uygulamışlar ve halen de uygulamaktadırlar. Bunun kaynağında da matematik ve fen bilimleri eğitimi ile bu temel üzerinde yükselen mühendislik eğitimi yatmaktadır.
Özgür, bilimsel ve demokratik bir eğitim yaratılamazsa her alanda olduğu gibi mühendislik hayatında da işsizlik olacağı ve var olan mezunlar da aldıkları eğitimin karşılığı olmayan işlerde çalışacaklardır. Bu durum çalışanlara yönelik yapılan memnuniyet anketlerine de yansımaktadır. Çeşitli araştırmalar sonucunda çalışanların yüzde 60-80 oranlarında işlerinden memnun olmadığı açıklanmaktadır. İnsanların aldıkları eğitime ve becerisine göre iş alanları yaratılmazsa olacak olan budur.
Mühendislerin işsizlikle karşı karşıya kaldığı bir ülkede kalkınmadan, büyümeden, refahtan asla söz edilemez. Özellikle meslek şovenizmine düşmeden EMO’nun ilgi alanlarındaki mühendislerin işsizliği, dünyanın 4. Sanayi Devrimi nitelemesiyle Endüstri 4.0 tartışmaları yaptığı günümüzde ülke olarak yaşananları ıskalayacağımızı açıkça göstermektedir. Önceki 1, 2 ve 3. sanayi devrimlerini kaçıran ülkemiz, anlaşılan ilk 20 ülke 4. Sanayi Devri’ne ulaştıklarında 2. veya 3. Sanayi Dönemi’nde kalacaktır. Vizyon ve kapasiteleri açısından 1. Sanayi Devri’nden kalan siyasi karar vericilerimizle bu trendi yakalayamayacağımız çok açık.
Ülke ve mühendisler açısından çıkış yolu ne olacaktır? İlk olması gereken programlı bir kalkınma planıdır ve bu plan hayatın her alanını kapsamalıdır. Sanayileşmeden eğitime tarımdan hayvancılığa kadar her alanda net hedefleri ve programı olmalıdır. İleri/yüksek teknoloji odaklı tarım ve sanayi politikaları, mutlaka bilim ve teknoloji politikaları ile de uyumlu olmalıdır.
15 http://sahipkiran.org/wp-content/uploads/2015/05/SASAM-Turkiye-Insan-Kaynaklari-Raporu.pdf, s.42 16 http://www.ansiad.org.tr/index.php?goto=icerik&item_idx=1485
EMO-MÜHENDİSLERİN DURUMU ve MESLEKİ ALAN ARAŞTIRMASI*
Banu Salman
EMO Basın- Elektrik Mühendisleri Odası üyelerine yönelik olarak istihdama ilişkin bir perspektif oluşturmak amacıyla “Mühendislerin Durumu ve Mesleki Alan Araştırması” yapılmıştır. İşgücü arzı ve işsizlik durumunu saptamak da hedeflenmekle birlikte araştırmanın amacı EMO üyesi mühendislerin istihdamı ve alan içerisinde ne tür görev üstlendiklerini tespit etmek; EMO’nun kapsamındaki mühendislik alanlarında ülkemizin gidişatını resmedebilmek ve bu anlamda işin sahibi olan mühendislerin yaklaşımını ortaya koyabilmektir.
Elektronik ortamda ulaşılabilen tüm EMO üyelerine açık olarak 2016 yılında anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu yönteme başvurulmasının temel nedeni meslek alanıyla ilgili sorgulama yapan, ülkemizin ve mesleğin geleceğine ilişkin fikir üreten tüm mühendis üyelerimizin görüşlerini alabilmektir. Ankete katılımın üyelerin isteğine bırakılmış olması genelleme yapılmasını zorlaştırsa da anket amacı dikkate alındığında niceliksel olarak kayda değer ölçüde katılım gerçekleşmiş, niteliksel olarak da ilgili üyelerin değerlendirmelerinin alınması sağlanmıştır.
Anket çalışması kapsamında sorular ikili bir altyapı içerisinde hazırlanmış; çalışıp çalışmadıklarına ilişkin soruya verdikleri “Evet” ve “Hayır” yanıtına göre iki ayrı soru platformundan birisi açılmıştır. Anket çalışmasına katılımın artırılması ve yanıt verenlerin zamanlarının fazla alınmaması amacıyla soru sayısı sınırlı tutulmuştur.
Çalışmadıklarını beyan eden EMO üyelerine, “ne kadar zamandır iş aradıkları, en son hangi iş alanında çalıştıkları, en son çalıştıkları işyerindeki görev tanımları, hangi alanda iş aradıkları” sorulmuştur. Çalışan EMO üyelerine ise “işlerinden memnun olup olmadıkları, memnun olmama ya da memnun olma nedenleri, işinden memnun olmayanların başka bir iş arayıp aramadıkları, başka bir iş arıyorlarsa hangi alanda çalışmak istedikleri” soruları yöneltilmiştir. Her iki grubun ortak olan iki sorusu ise “hangi alanlarda ilerleme bekledikleri” ile “işsizliğin nedenleri” olmuştur.
Araştırma kapsamındaki sorular araştırmanın amacı doğrultusunda EMO üyesi mühendislerin hangi iş alanlarında çalıştıkları ya da çalışmak istedikleri üzerine yoğunlaşmıştır. Çünkü unvanla sınırlı kalmayacak şekilde mesleki alanlar arasında geçişkenlik bulunmaktadır. Elektronik mühendisi olan birisinin elektrik alanında çalışması ya da elektrik mühendisi olan birisinin elektronik alanında çalışması söz konusu olabildiği gibi, elektrik-elektronik mühendisliği unvanı ile mezun olanların aldıkları ders içeriğine göre her iki mühendislik alanında faaliyet yürütmesi mümkündür. Son yıllarda gelişmekte olan biyomedikal mühendisliği alanı ise elektrik mühendislerinin de elektronik mühendislerinin de tercih edebildiği bir alan olarak var olmuştur. Günümüzde ayrı bir eğitim alanı olarak biyomedikal mühendisliğinin varlığı ve bu alandan mezunlar bulunmasına karşın elektrik, elektronik mühendisleri de bu alanda çalışmaya devam etmektedir. Elektronik ve haberleşme mühendisliği için de aynı geçişkenlik söz konusudur.
Elektrik mühendisliği ile elektronik mühendisliği unvanlarının birleştirilerek elektrik-elektronik mühendisliği başlığı altında üniversitelerde bölümler açılması ve bu bölümden mezun olan sayısının her geçen yıl büyük artışlar göstermesi de mesleki alanlar arasında geçişkenliği hızlandırmıştır. Unvandan çok alınan eğitimin içeriği ve yönelimler EMO üyesi mühendislerin mesleki alan tercihinde belirleyici olabilmektedir.
Hangi alanda çalıştıklarına yönelik soruların yanında EMO üyesi mühendislerin yürüttükleri faaliyetlere ilişkin daha ayrıntılı bilgi sahibi olmak üzere iş alanları da sorgulanmıştır. Mühendislerin çalıştıkları işyerlerindeki görev tanımlarıyla da mühendislerin çalışma alanlarına ışık tutulması amaçlanmıştır.
Araştırmanın evreni öncelikle EMO üyeleriyle sınırlıdır. 1980 sonrasında kamuda çalışan mühendislerin EMO’ya üyeliklerinin gönüllülük esasına indirilmiş olması nedeniyle üye sayısı EMO’nun mesleki alanları kapsamında Türkiye’de çalışan tüm mühendisleri kapsamamaktadır. Özel sektörde çalışanların EMO’ya üye olmaları zorunlu olmakla birlikte mesleki alanı dışında faaliyet gösteren, kayıtdışı çalışan ve EMO’ya üye olmaksızın bazı faaliyetleri yürüten mühendisler de bulunmaktadır. Araştırmanın yapıldığı tarih itibarıyla EMO kayıt sisteminde faal olarak görünen üye sayısı yaklaşık 54 bindir. Üyelerden 41 bininin e-posta bilgisi bulunmaktadır. Bunlardan 2 bin 403 üye; e-posta kaydının yanlış olduğu ya da üyeler tarafından kullanılmadığı tespit edildiğinden araştırmaya dahil edilememiştir. Böylece araştırmamızın evreni EMO’da kayıtlı faal üyelerden e-posta ile ulaşılabilen 38 bin 755 üye ile sınırlanmıştır.
Tablo 1’de araştırma evrenimizi oluşturan EMO üyelerinin unvan ve doğum tarihine göre gruplaması yer almaktadır. Eğitim sisteminde çok sayıda farklı unvan verilmesi nedeniyle alansal olarak karmaşa yaşanmaktadır. Bu nedenle farklı unvanlar temel mesleki alanlar esas alınarak toplulaştırılmıştır. “Elektrik Mühendisliği”, “Elektrik-Elektronik Mühendisliği”, “Elektronik ile Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği” ve “Biyomedikal Mühendisliği” olmak üzere 4 temel alan belirlenmiştir. Buna göre belirlenen kategoriler ve kapsamları şöyledir:
• Elektrik-Elektronik Mühendisliği: Elektrik-Elektronik, Elektrik ve Elektronik, Elektrik Elektronik ile Elektrik Elektronik Yüksek Mühendisi. • Elektrik Mühendisliği: Elektrik, Enerji, Elektroteknik ile Elektrik Yüksek Mühendisi. • Elektronik ile Elektronik ve Haberleşme Mühendisliği: Elektronik, Haberleşme, Elektronik ve Haberleşme, Elektronik Haberleşme, Kontrol ve Otomasyon ile Elektronik Yüksek Mühendisi. • Biyomedikal Mühendisliği Anket gönderimi yapılan 38 bin 755 üyenin yüzde 34.3’ü 31 yaş ve altında; yüzde 30.5’i 32-41 yaş aralığında; yüzde 15.8’i 42-51 yaş aralığında; yüzde 12’si 52-61 yaş aralığında; yüzde
* Araştırmada kullanılan tablolardaki rakamlar yuvarlamadan dolayı toplamı vermeyebilir.
Tablo 1: Anket Gönderimi Yapılan Üyelerin Sayısal Dağılımı
Unvan/Doğum Tarihi
Elektrik-Elektronik Mühendisi Elektrik Mühendisi Elektronik+Elektronik ve Haberleşme Mühendisi Biyomedikal Mühendisi Toplam Yaşa Göre Dağılım (%)
18 2651
0 2857 7,37
736 3302
0 4639 11,97
1965-1974
2138 2546
0 6121 15,79
7527 2587
20 11835 30,54
1985 ve Üzeri 10589
48 13303 34,33
21008 12903
68 38755 100,00
54,21 33,29
12,32
0,18 100
7.4’ü ise 62 yaş ve üstündedir. Tablo 1’den unvanlarına göre mühendislerin araştırma evreni içindeki paylarına bakıldığında; elektrik-elektronik mühendislerinin yüzde 54.21; elektrik mühendislerinin yüzde 33.29; elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin yüzde 12.32, biyomedikal mühendislerinin ise yüzde 0.18’lik paya sahip oldukları görülmektedir.
Grafik 1’de anket gönderilen üyelerin yaşlarına göre oransal dağılımı yer almaktadır. Grafik 2’de ise daha ayrıntılı olarak anket gönderilen üyelerin hem unvan hem de yaşları dikkate alınarak dağılımları verilmiştir.
Tüm üyelerimize yapılan çağrı sonucunda gelen yanıtlardan temel bilgi eksiklikleri nedeniyle değerlendirmeye alınamayacak olanlar elendikten sonra 4 bin 193 katılımcı örneklemimizi oluşturmuştur. Ancak istihdam durumuna ilişkin kontrol amaçlı hazırlanmış olan iki soruda çelişkili bildirimleri tespit edilmiş olan 15 katılım da çapraz doğrulamadan geçemedikleri için değerlendirme dışı tutulmuşlardır. Böylece kesin örneklem sayısı 4 bin 178 olmuştur. Buna göre araştırma evreninin yüzde 10.78’i örnekleme dahil olarak yüksek bir katılım düzeyi sağlanmıştır.
Tablo 2’de ankete katılım sağlayan mühendislerin hem unvan hem de yaş bazında dağılımlarına yer verilmiştir.
Toplam 4 bin 178 olan örneklemin yüzde 43.3’ü 31 yaş ve altında; yüzde 24’ü 32-41 yaş aralığında; yüzde 13.1’i 42-51 yaş aralığında; yüzde 12’si 52-61 yaş aralığında; yüzde 7.6’sı ise 62 yaş ve üstündedir. Grafik 3’te araştırmaya katılan üyelerin yaşlarına göre oransal dağılımı yer almaktadır.
Yaşa göre dağılıma bakıldığında anketimize katılımın 1985 ve sonrasında doğanlar arasında yaygın olduğu görülmektedir. Katılımın yüzde 43.3’lük bölümünü 31 yaşında ve daha genç olan mühendisler oluşturmuştur. Anket gönderimi yapılan üyeler içinde yüzde 34.3 ile en büyük paya sahip olan bu yaş grubunun ankete katılanların da en büyük dilimini oluşturması doğaldır. EMO’nun mesleki alanlarında mühendis mezun sayısının son yıllarda çok yüksek olması nedeniyle genç mühendislerin ağırlığı önemli ölçüde artmıştır. Yine de ankete katılım oranının üyelik oranından
fazla olması açıklamaya muhtaçtır. Anketin elektronik ortamda yapılmış olmasının, yeni neslin anketimize katılımda daha istekli olmasında etken olduğu düşünülmelidir. Ayrıca genç mühendislerin ankete katılımındaki yükseklik;
Grafik 1: Anket Gönderimi Yapılan EMO Üyelerinin Yaşlarına Göre Dağılımı-%
Grafik 2: Anket Gönderimi Yapılan EMO Üyelerinin Unvan ve Yaşa Göre Dağılımı-%
Tablo 2: Ankete Katılan Mühendislerin Unvan ve Doğum Tarihine Göre Sayısal Dağılımı
Elektrik-Elektronik Mühendisi Elektrik Mühendisi Elektronik+Elektronik ve Haberleşme Mühendisi Biyomedikal Mühendisi Toplam Yaşa Göre Dağılım (%)
9 281
0 319 7,64
0 501 11,99
0 549 13,14
1 999 23,91
1362 307
8 1810 43,32
2328 1360
9 4178
55,72 32,55
11,51
d7a.h6a’sgıenisçeo6la2nymaüşhveendüislteürnodleudştiurr.mGurştaufri.kA3n’kteet agröanşdteırmimaiyyaapkıalatnılaünyeüleyreilçeirnidneyyaüşzldaerı3n4a.3göre idleağeınlımbüıyyüekr paalymaaksathaidpıro. lan bu yaş grubunun ankete katılanların da en büyük dilimini oluşturması doğaldır. EMO’nun mesleki alanlarında mühendis mezun sayısının son yıllarda çok artmış olması nedeniyle genç mühendislerin ağırlığı önemli ölçüde artmıştır. Yine de ankete katılım oranının üyelik oranından yüksek olması açıklamaya muhtaçtır. Anketin
elektronik ortamda yapılmış olmasının, yeni neslin anketimize katılımda daha istekli
olmasında etken olduğu düşünülmelidir. Ayrıca genç mühendislerin ankete katılımındaki
hem meslek alanlarına ilişkin ilgilerinin hem de istihdamayükseklik; hem meslek alanlarına ilişkin ilgilerinin hem de istihdama yönelik kaygılarının yteödnierl.ikNkiateykgiımlarıanrıanştdıarmhaayükakpsesakmolıdnudğauinşusizdlüikşüvnedçüarlmışemka-dmaehma nyuüAnkirsyaeeşkttiınromeldiauliğşekuvinrneunsdioüriuçşilünanrddıemükrıimzapeavkyetleradirlieırnn.aNygaitönerıkteliamarndkaareabtşeutıkrsmaatpaıtlaıkmmapaoysraıamdnoıınğddrüuaşlaüişyksıickzılaiolkalmnvue3ş2çtu-a4rl.ı1şmvea
memnuniyetine ilişkin sorularımıza verilen yanıtlar da bu42-51 yaş aralığındaki iki grup ise yaşları itibarıyla iş, aile ve toplumsal hayattaki
saptamayı doğrulayıcı olmuştur.
sorumlulukları fazla olan bir kesimi oluşturmaktadır. Bu durumun ankete zaman ayırmalarını
engellediği öngörülebilir. Ayrıca yine bu yaş gruplarının çalışma yaşamı içerisinde en yoğun
Araştırma evreni içindeki paylarına göre ankete katılım oranıbiçimde yer alan katmanı oluşturduğu göz ardı edilmemelidir. Bu nedenle istihdam ve iş
düşük kalan 32-41 ve 42-51 yaş aralığındaki iki grup ise yaş-alanlarına ilişkin kaygılarının genç nüfusa göre daha az olduğu belirtilmelidir.
ları itibarıyla iş, aile ve toplumsal hayattaki sorumlulukları
Unvanlarına göre örneklemimizin oluşumuna bakıldığında; Tablo 2’de görüldüğü gibi
zfaazmlaaonlaaynırbmiraklaersıinmı ei noglueşllteudrimğiaökntagdöırrü.lBebuildiru.rAuymrıucanyainnkeebtueyybüüiyzzoddmee e5d15i1k.7.a52l1
elektrik-elektronik mühendislerinden, yüzde 32.55 elektrik mühendislerinden, elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinden, yüzde 0.22 mühendislerinden oluşmaktadır. Grafik 4’te ankete katılarak örneklemi
yaş gruplarının çalışma yaşamı içerisinde en yoğun biçimdeoluşturan EMO üyelerinin unvan ve yaş bazında dağılımları yer almaktadır.
yer alan katmanı oluşturduğu göz ardı edilmemelidir. Bu
nedenle istihdam ve iş alanlarına ilişkin kaygılarının genç
nüfusa göre daha az olduğu belirtilmelidir.
Unvanlarına göre örneklemimizin oluşumuna bakıldığında; Tablo 2’de görüldüğü gibi yüzde 55.72 elektrik-elektronik mühendislerinden, yüzde 32.55 elektrik mühendislerinden, yüzde 11.51 elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinden, yüzde 0.22 biyomedikal mühendislerinden oluşmaktadır. Grafik 4’te ankete katılarak örneklemi oluşturan EMO üyelerinin unvan ve yaş bazında dağılımları yer almaktadır.
Grafik 3: Ankete Katılan EMO Üyelerinin Yaşa Göre Dağılımı-%
Yaş ve unvanlara göre araştırma evrenindeki dağılım ile örneklem dağılımını sayısal bazda daha ayrıntılı karşılaştırabilmek için Tablo 3 hazırlanmıştır. Bu tabloda unvana göre yaş gruplarının araştırma evreni içindeki sayısı ile aynı şekilde unvana göre yaş gruplarının örneklem içindeki sayısı oranlanarak, örneklemin araştırma evrenini temsiliyeti sorgulanmıştır.
Toplamda ankete katılım sağlayarak örnekleme dahil olan
üyeler, araştırma evrenini oluşturan EMO üyelerinin yüzde
Grafik 4: Ankete Katılan EMO Üyelerinin Unvan ve Yaşa Göre
10.78’sini oluşturmaktadır. Elektrik-elektronik mühendis-
YaDşavğeılıumnvı-a%nlara göre araştırma evrenindeki dağılım ile örneklem dağılımını sayısal
lerinde bu oran yüzde 11.08 olmuştur. Elektrik mühendis-bazda daha ayrıntılı karşılaştırabilmek için Tablo 3 hazırlanmıştır. Bu tabloda unvana göre
lerinde yüzde 10.54, elektronik ile elektronik ve haberleşme
Örneklemin araştırma evrenini temsiliyetine yaş grupları
mühendislerinde yüzde 10.07 ile genel üye içinde örneklebazında bakıldığında; en yüksek oran yüzde 13.61 ile 31 yaş
min sahip olduğu yüzde 10.78’lik orana eşdeğerlik hemen
ve daha genç olanlara aittir. En düşük oranı ise yüzde 8.44
hemen sağlanmıştır. Biyomedikal mühendislerinde üye
ile 32-41 yaş aralığı ve yüzde 8.97 ile 42-51 yaş aralığı oluşsayısının azlığı nedeniyle oranlama yapılamayacak kadar küçük bir düzey oluşmaktadır. Biyomedikal mühendislerinin araştırma evreni içindeki sayısı 68 olup, 9’u ankete katılım gerçekleştirmiştir. Böylece biyomedikal mühendislerinin de yüzde 13.3’ü ankete katılım sağlamış olmaktadır. Ancak genel üye sayısı ve örneklem sayısı açısından oransal olarak yeterli düzeyde olsa da sayısal olarak yetersizlik söz konusudur ve bu durum biyomedikal mühendislerinin geneline
turmaktadır. Yaş aralığı 52-61 olan mühendislerin yer aldığı örneklemin araştırma evreni içindeki payı yüzde 10.8 ile genel üye içindeki örneklem payı olan yüzde 10.78’e eşdeğerdedir. İlginç bir veri olarak 62 yaş ve üstü grubun araştırma evreni içindeki payına göre ankete katılım oranı; iş hayatında yoğun olarak yer aldığı düşünülen 32-61 yaş aralığındaki 3 gruptan da daha yüksektir. Bu yaş grubunun sayısal olarak diğer yaş gruplarından daha az olması bu sonuçta etkendir.
ilişkin yapılacak değerlendirme açısından kısıt oluştur-
Yaş ve unvan çakıştırmasıyla oluşturulan hiçbir grupta örneklemaktadır. Bu nedenle araştırmaya katılan biyomedikal
min araştırma evreni içindeki payı yüzde 17’yi aşmamıştır. Yine
mühendislerine ilişkin veriler genel içinde dikkate alınmış,
biyomedikal mühendisleri hariç olmak üzere hiçbir yaş-unvan
ancak biyomedikal mühendislerine özel değerlendirmeler
birlikteliğiyle oluşturulan gruplamada araştırma evreni örnekyapılamamıştır.
lem karşılaştırmaları yüzde 7’nin altına düşmemiştir.
Tablo 3: Örneklemin Araştırma Evrenini Temsiliyeti-%
Elektrik-Elektronik Mühendisi Elektrik Mühendisi Elektronik+Elektronik ve Haberleşme Mühendisi Biyomedikal Mühendisi Yaşa Göre Örneklemin Araştırma Evrenindeki Payı
50,00 10,60
15,43
11,17
13,99
8,72
10,02
8,60
8,58
11,15
9,19
10,8
8,97
8,44
12,86 16,90
15,67
Unvana Göre Örneklemin Araştırma Evrenindeki Payı
11,08 10,54
10,07
13,24
10,78
EMO ÜYELERİ ARASINDA İŞSİZLİK
Toplam çalışabilir işgücünden belirli bir bölümünün iş bulamaması nedeniyle çalışma yaşamı dışında kalması “işsizlik” olarak tanımlanmaktadır. Çalışamayacak durumda olanlar ile iş aramayanlar işsizlik kapsamı dışında tutulmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) standartları1 kapsamında işsizlik tanımı için 3 temel kriter göz önünde bulundurulmaktadır:
1. Çalışmıyor olmak. 2. Halihazırda çalışabilir durumda olmak. 3. İş aramak.
Bu kriterlere ilişkin açıklamalarında ILO iş arama koşuluna ilişkin 1 gün ya da 1 hafta gibi bir süre sınırlandırması yapılamayacağını, ancak 1 ay ya da 4 hafta gibi daha uzun sürelerin göz önünde bulundurulması gerektiğini belirtmiştir.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun işgücü istatistiklerinde esas aldığı kavramlara bakıldığında; işsizlik tanımı içinde yer alabilecek kişilerin de çeşitli nedenlerle işgücüne dahil olmayanlar başlığı altında sınıflandırılarak dışarıda tutulduğu görülmektedir. Daha önce iş aradığı halde bulamayan veya kendi vasıflarına uygun bir iş bulabileceğine inanmadığı için iş aramayan ancak işbaşı yapmaya hazır olduğunu belirten kişiler “iş bulma ümidi olmayanlar” başlığı altına alınarak işgücüne dahil edilmemektedir. Mevsimlik çalışma, ev kadını olma, öğrencilik, irat sahibi olma, emeklilik ve çalışamaz halde olma gibi nedenlerle iş aramayıp ancak iş başı yapmaya hazır olanlar da işgücüne dahil edilmemektedir. Bu koşullarda olup iş başı yapmaya hazır olmayanlar ise zaten işgücü dışındadır.2 Burada özellikle çalışmaya hazır olduğunu, ancak çeşitli nedenlerle iş aramadığını beyan edenlerin işgücü kapsamı dışına çıkarılması gerçek işsizlik rakamının saklanmasına yol açtığı gerekçesiyle eleştirilmektedir. Günümüzde “yüksek lisans ve doktora eğitimi” sürecinin işsizliği emici bir sünger olarak işlev gördüğü de belirtilmelidir.
TÜİK’in araştırmasında işsiz statüsüne girebilmek için son 4 hafta içinde iş aramış olmak gerekmektedir. Daha önceden bu süreyi 3 ay olarak dikkate alan TÜİK’in bu uygulamaya geçmesi işsizlik rakamlarının daha da geriye çekilmesini sağlamıştır. TÜİK; işsizlik tanımı ve uygulamasına ilişkin eleştiriler nedeniyle yaptığı açıklamada; iş arama süresi için 4 hafta öngörülmesini şöyle açıklamıştır:
“2014 Şubat döneminden itibaren ise yılın 52 haftasının referans dönemi olarak alındığı sürekli işgücü anketi olarak adlandırılan yapıya geçilmesi ile birlikte iş arama süresi ‘son 3 ay’ yerine Eurostat’ın iş arama kriteri olan ‘son 4 hafta’ ile değiştirilerek uluslararası uygulama farklılığının giderilmesi sağlanmıştır.”3
Geniş İşsizlik Kavramı
DİSK-AR’ın “İşsizlik ve İstihdam Raporu-Mayıs 2017” çalışmasında; TÜİK tarafından açıklanan dar tanımlı (standart) işsizlik oranının işgücü piyasalarındaki durumu bütün
boyutlarıyla ortaya koyamadığına dikkat çekerek, geniş tanımlı işsizlik hesaplaması yapılıyor. Bu araştırmada işsizlik tanımı ve hesaplamasına ilişkin şu bilgilere yer veriliyor:
“TÜİK tarafından kullanılan standart işsizlik tanımına göre referans dönemi içinde istihdam halinde olmayan kişilerden, iş aramak için son dört hafta içinde iş arama kanallarından en az birini kullanmış ve iki hafta içinde işbaşı yapabilecek durumda olan 15 ve daha yukarı yaştaki kişiler işsiz kabul edilmektedir. Bu hesaplama yöntemi işsizliğin gerçek boyutlarının anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Geniş tanımlı işsizlik hesaplaması klasik dar tanım kapsamında yer alan işsizler yanında, iş bulma ümidini kaybeden işsizleri, iş aramayan ancak çalışmaya hazır olan işsizleri, mevsimlik ve zamana bağlı eksik çalışanları kapsayan alternatif işsizlik tanımıdır ve çalışma ekonomisi literatüründe kullanımı giderek artan bir hesaplama yöntemidir. Geniş tanımlı işsizlik verileri yıllardır ABD Çalışma Bakanlığı Çalışma İstatistikleri Bürosu tarafından da kullanılmaktadır. TÜİK tarafından açıklanan resmi işsizlik oranı işsizliğin bütün boyutlarıyla anlaşılması için yeterli değil. Bu işsizlik oranı tarım ve tarımdışı cinsiyet ve yaş farkı gözetilmeksizin ortalama işsizliği yansıtıyor. Oysa işsizlik, kentsel alanlarda, gençlerde ve kadınlarda daha yüksek seyrediyor.”4
İşgücü Arzı Oluşturan Örneklemin Tespiti
Araştırmamızda, işsizlik tanımlamaları ve eleştiriler dikkate alınarak, mühendisler arasındaki gerçek işsizlik oranı belirlenmeye çalışılmıştır. Bunun için 3 aşama izlenmiştir. İlk aşamada ankete katılan 4 bin 178 EMO üyesinden 845’i çalışmadığını bildirmiştir. Ancak bu çalışmayan kesim doğrudan işsiz verisini oluşturmamaktadır. İkinci aşamada ne kadar zamandır iş aradıkları sorulmuş ve 1-3 aydan başlayıp 2 yıldan fazlaya uzanan 5 seçenek sunulmuştur. Aynı soru kapsamında “İş aramaktan vazgeçtim” seçeneği de verilerek, ILO standartlarında işsizlik tanımı için geçerli olan iş arama koşulunun gerçekleşip gerçekleşmediği öğrenilmek istenilmiştir. Sonuçta “İş aramıyorum” seçeneğini işaretleyen 173’ü erkek, 23’ü kadın olmak üzere 196 kişi bulunmuştur.
Ancak bu kişilerin hepsinin işgücü kapsamı dışına çıkarılarak iş aramayanlar statüsü ile işsiz olmadıklarını söylemek de mümkün değildir. Çünkü iş aramaktan vazgeçtiğini söyleyen bu 196 mühendisten 124’ü bir sonraki aşamada sorulan “Hangi alanda iş arıyorsunuz” sorusunda aradıkları iş alanına yönelik bildirimde bulunmuşlardır. Üçüncü doğrulama olarak bu aşamada “Hangi alanda iş aradıkları” sorusuna “İş aramıyorum, emekliyim, çocuğumla ilgileniyorum, mühendislik alanında iş aramıyorum” gibi yanıt verenler tespit edilmiştir. Böylece ne kadar zamandır iş aradıklarına ilişkin soruya “Aramaktan vazgeçtim” yanıtı veren 196 kişiden 75’i “Hangi alanda iş arıyorsunuz” sorusunda iş aramadıklarını belirterek işgücü dışında olduklarını doğrulamışlardır. Yani iş aramaktan vazgeçtiklerini söyleyen 196 kişiden 121’i hangi
1 http://laborsta.ilo.org/applv8/data/iloce.pdf 2 TÜİK İşgücü İstatistikleri/Analitik Çerçeve, Kapsam, Tanımlar ve Sınıflamalar 3 http://www.tuik.gov.tr/basinOdasi/Tekzipler/Tekzip_20150311_2.pdf 4 https://disk.org.tr/2017/05/disk-ar-issizlik-ve-istihdam-raporu-mayis-2017/
ELEKTRONİK+ELEKTRONİK ve HABERLEŞME MÜHENDİSİ İşgücü Arzına Dahil Olan
12,23 10,48 9,05 7,05
alanda çalışmak istediklerini beyan ederek, umAurtsauşztoılrmmaka- EvreonluişntudraenköirnPeaklyemı in araştırma 9ev,r5en2i için1d0ek,4i p1ayı 32-84,187 8,41
la birlikte çalışmak istediklerini göstermişlerdir.
yaş aralığında yüzde 8.4, 42-51 yaş aralığında yüzde 8.9, 62
Sonuçta 75 kişinin işgücü arzı oluşturmaması nedeniyle
yaşında ve üzerinde olanlarda yüzde 9.5’dir.
ivaşerszriiızlmolilkiuşşdotueluğrpde;ur4lğebunidnbie1rlm7ir8eleksnainmtıdliıeşmtidcrıı.dşTaarnaıbd4laboitn1u’1tdu0el3mi’şüagnsüüıcnnüaişakgrazürıcanAİürışrsaizşltİAiışkrrsaişmzOtlırikmarOadadrnaaaçnıaıçlYıYşamüülzaıddzşıemdğı1ne8aı .b71de7y8ıağn.7ıend7eın 8b45ekyişaidnen 7e5dkieşinnin845 kişid
yer almadığı tespit edilerek, işsiz sayısı 770 olara oluşturan 4 bin 103 mühendisin unvan ve yaş gruplarına göre dağılımları hem sayısal hem de oransal olarak verilmiştir.
işgücü arzı içinde yer almadığı tespit edilerek, işsiz sayısı 770 olarak belirlenmiştir. İşgücü arzını oluşturan örneklem
o31İşl80ug.5şüb9ticun’üuran7an5ur5zöoırknlnuiıeşşkiotlluilekurmmşEtiuanMkraatOranadşüıötryır.ernmsTei aakablerelvaomrşet2dınr’edimkieçiaii4nse1dev0erie3koaüşnigmlryipünuaaceüiynüşhllsaeetyaırnuüırnrzduzirıddinnsaea-ı,arnkasi ıöniçsa1rşarad8ayns.y7ısasiüı7eınzkk’nkddslıiienairlkkki.4eiBşbbimusişirsonioidzzr1rüal0lianzsk3ie,ağnooyEleriydMıanuunıOlğsıGaouGşıütndlyrrıdğeiaıkalıfennukikrfaıkiti1gaek’öçrd4asaaeltsıenıg1nrdyöbmd’ısüğadtieıkenknkiretdiieslşaddse;gi1iiEğrzk.iöl0Migğs3biOibntiiüeoryylorüdedzulliedldükrde-izuieğğyuiegudilbiakiş
vanlar ve yaş gruplandırması da dikkate alınarak verilmiştir.
EMO’nun 2009 yılında EMO üyeleri arasında yaptığı ça-
Unvanlar bazında bakıldığında EMO üyesi elektrik-elektrolışmada işsizlik oranı yüzde 9.1 düzeyinde bulunmuştur.5
nik mühendislerinin yüzde 11.03’ü, elektrik mühendisleri-
Temmuz 2016 tarihli araştırmamızda bu oranın oldukça
nin yüzde 10.13’ü, elektronik ile elektronik ve haberleşme
yüksek düzeye ulaşmasında tesadüfi ve katmanlı bir örmühendislerinin de yüzde 9.82’sinin işgücü arzını oluşturan
neklem seçilmeksizin üyelerin neredeyse tümüne açık bir
örneklemi oluşturdukları ve temsiliyet düzeyine sahip olduğu görülmektedir.
Yaş gruplarına göre baktığımızda, 31 yaşında ve daha genç mühendislerin araştırma evrenine göre işgücü arzını oluşturan örnekleme yüzde 13.6 oranıyla en fazla katılım gösteren yaş grubunu oluşturduğu belirlenmiştir. Bu yaş grubunun araştırma evreni içindeki yüzde 34.3’lük payına göre 1408 kişiyle temsil edilmesi gerekirken, 1810 kişilik katılımla yüzde 28.6 fazla temsiliyeti söz konusu olmuştur. 32-41 yaş aralığındaki mühendisler açısından ise bu durum tersine dönmüş, araştırma evrenine göre yüzde 20.6’lık eksik temsiliyet oluşmuştur. Eksik temsiliyet; 42-51 yaş aralığında yüzde 16.2, 52-61 yaş aralığında yüzde 1.7, 62 yaş ve üzerindekilerde yüzde 10 olmuştur. İşgücü arzını
Grafik 1: EMO Üyeleri Arasında İşsizlik ve İstihdam
Tablo 1: Ankete Katılanlardan İşgücü Arzını Oluşturan Mühendislerin Unvan ve Doğum Tarihine Göre Sayısal Dağılımı
Toplam İşgücü Arzının Yaşlara Göre Dağılımı-%
6,63
11,77
13,23
24,25
44,11
İşgücü Arzının Unvanlara Göre
Dağılımı-% 56,50 31,85
11,43
Tablo 2: İşgücü Arzını Oluşturan Örneklemin Araştırma Evrenini Temsiliyeti-%
44,44
13,59
9,12
8,68
9,09
9,69
12,23
10,48
9,05
İşgücü Arzına Dahil Olan
9,52
10,41
8,41
Araştırma Evrenindeki Payı
1985 ve Sonrası 12,86 16,90 15,67
İşgücü Arzına Dahil Olan Örneklemin Unvana Göre Araştırma Evrenindeki Payı
11,03 10,13
9,82
10,59
5 Küresel Krizin Etkileri: EMO Üyelerinin İstihdamı Araştırması (2009)
yöntemle ankete katılımlarının esas alınmış olması etkili
Unvan ve yaş eşleştirmesiyle oluşan çapraz gruplamaya
görülebilir. Yani işsiz olanların EMO’nun anketine daha
bakıldığında; işsizlerin yüzde 46.49’unun 31 yaşında ve
çok ilgi gösterdikleri düşünülebilir. Ancak işgücü arzını
daha genç elektrik-elektronik mühendisleri olduğu görüloluşturan örneklemin araştırma evreni içindeki payını dikmektedir. Bundan sonra en yüksek işsizlik payına sahip
kate aldığımızda en düşük yüzde 8.41 oranıyla temsiliyet
olan kesim; yüzde 10.91 ile yine 31 yaşında ve daha genç
gerçekleşmiştir. Ayrıca EMO’ya büyük ölçüde iş sahibi ol-
EoMlaOn‟neunle2k0t0r9ikyımlınüdha eEnMdOislüeyreilderiir.arAasrınddına dyaapntığiışsçiazlılşimkaidçainişdsiezkliki oranı yüzde
duktan sonra faaliyetler yürütmek üzere üye kaydı yapıldığı,9.1 düzepyianydlearbıunluanmgöuşrteurs.5ırTaesmıymlauz; 260216yataşrıinhldi aaravşetırdmaahmaızydaaşbluı oerlaenkıntroikldukça yüksek
özellikle yeni mezunların üye kaydı için çalışma yaşamınadüzeye umlaüşmheasnınddiasletersiad(üyfüizvdee k6a.t8m8a)n,lı52bi-r61örnyeakşleamralsıeğçıinlmdeakksizeinleükyterliekrin neredeyse
gayerirarmmaleaayyniabnEe,MkmlOeüdhmikenleesdrliiesdklieikadalialkanknlaalatrerı ıakdlaııpnşsmınamadlaııdnçıdarl.aıÜkşmiymeaoüylahmşeaanmydaiınsnl,deiaşrtiayüşrüszmziızdnüeınoeol8alimna.nu4lçlşei1aıktükur3ıhrionb2alereni-aErnn4eöMdyı1lyröeinOlsnyakel‟taktenşrtlmrueeoinmamln(ersiyaianiaknüllinkıyazvğkereedeaıttintşenhetgdeı6arekamb.rda7kçteaa5eıihlrk)ıeealml,veel3erçlşşaeom1kmrnkıtiiynşreaıtiiinilçkşmrgi.ı-inenüedsAgdalehöesykaserkitaıvnectlperrıadndaodyimiEnksıanıllMihşeeıkrarOiodmilig‟dmk(yeüükyaaşnüahsütçıbzeneüdeüenaytllekdelüedibk5ilkıiisğ.ltli5ıögrrem8.olörçır)-Aiüzüddlneeacbaieiklşnir.isdşaYgühüşaiücnbükii arasındaki işsizlik de ayrıca düşünülmeye değerdir. Sonuçtaolduktan(syoünzradfeaa5li.y5e8tl)ergyeülrmütmeekkteüdzeirre. üByue nkalayrdıınyadpıılşdıınğıd, aözeçlalipklreazyelanimmaezunların üye
EMO’ya üye mühendislerde işsizliğin önemli bir sorunakaydı içionlaçraalıkşmolauyşatşuarmuılnaanghirimçbeyiri gbreuklbeduinkleişrisidzelikdikiçkiantedealkıni mpalyııdyırü. zÜdyee olmayan, iş
dönüştüğü ortaya çıkmaktadır.
aramaya5n,’emuühlaeşnmdisalimk aaklatnaldarıır.dışında çalışma yaşamında yer alan EMO mesleki alanları kapsamındaki mühendisler arasındaki işsizlik de ayrıca düşünülmeye değerdir. Sonuçta
EMO‟yaBüuyeramdüaheonrdtisalyeradeçiışksiaznliğişnsöinzemElMi biOr soüruynealedröinnüişntüğhüaonrgtaiyauçnıkvmanaktadır.
Genç Mühendisler İşsiz
GgernuçbMuünhdeandvieslehraİnşgsiiz yaşlarda yoğun olduğuna ilişkin tespit,
dİşasğizılımEMı GOraüfiykes2i’dmeüghöreünldmiselketreindiur.nUvannvlaanrlıanraıngoölrueştsuarydısua-logöldrüulğmuenİşkicusstaietzdigbhieriEdl.ndMaUçimrOnemnvaaüülnayh7lne7aes0lrniaıdrnmmıinsoüüıllhnehuereşngtneduediyrlsiöidslşetnuterğieinnruliilkymukünoaezvtldamsanreiaalaankç5rlııa9dnsr.aeı1an2ndgoeöaryirlanieemnössyankaaleyarımozısdlaaaallnrindamdkiarfağ.ablıAzalaılrymakırsınıılıd-nıGıığnrınaedfilake;kti2rş‟isdkizebeğluieldkkitarretimkn-a7en7lel0akmrtarüoonhrieaknnmdsaiüslthoeelnanrydaüikzsidboealk5dı9uld.ğ1ıu2ğıginlöedryaüa;lrmiışdseaikznteofadldzirlua.ğsİuışnsnıiunzebylüieyzkodtmreoend1lsaiia1kalk.ışğ8anmı2lllaam’mürsyhiaüaaekchkneaetlgdenakiökddszditiırsdroeoi.dlesndYitnirueki.ğnkguleeielçgeeyiöiğrrceiiüilltemlismkmüteerrlkpoietdnoeçiidllkrieit.rri.kvöİeaşnssıgihzdöambraüeübrlhlmueeşnsemdoseinislugemreçirülnaehrkyeündtizdiğdkiisekia,a2nt8ye-.ü7’zsdieele0k.2tr6i’ksı,
mühendislerin yüzde 28.7’si elektrik, yüzde 11.82’si elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisi, yüzde 0.26’sı
biyomedikal mühendisidir.
Grafik 3’te ise işsiz EMO üyesi mühendislerin doğum
tarihlerine göre hem sayısal hem de oransal dağılımı yer
almaktadır. Yaş aralıklarına göre yapılan dağılımda ise işsiz
770 mühendisin yüzde 63.25 ile çok büyük bölümünün 31
yaşında ve daha genç olduğu belirlenmiştir. İşsizlik içinde
yüzde 13.51 ile ikinci sırada en yüksek paya sahip olan
mühendisler, 52-61 yaş grubundadır. Üçüncü sırada yüzde 8.57’lik payla 32-41 yaş grubu yer almaktadır. İşsizliğin
yüzde 7.66’sını 62 yaş ve üzerinde olan mühendisler, yüzde
7’sini ise 42-51 yaş arasındaki mühendisler oluşturmaktadır. 32-41 ve 42-51 yaş gruplarının işsizlik içindeki paylarının
Grafik 2: İşsiz EMO Üyesi Mühendislerin Unvanlara Göre Sayısal
Dağılımı Grafik 3‟te ise işsiz EMO üyesi mühendislerin doğum tarihlerine göre hem sayısal
düşük olmasını diğer gruplara göre ankete katılımın azlığıhem de oransal dağılımı yer almaktadır. Yaş aralıklarına göre yapılan dağılımda ise işsiz
ile açıklanabileceği gibi çalışma yaşamında en yoğun olarak770 mühendisin yüzde 63.25 ile çok büyük bölümünün 31 yaşında ve daha genç olduğu
yer
alan
bu
gruplarda
oranının
düşük
olduğununbmeülihrelnendimslieşrt,ir5.2-İ6ş1sizylaikş
içinde yüzde 13.51 grubundadır. Üçüncü
ile ikinci sırada en yüksek paya sahip olan sırada yüzde 8.57‟lik payla 32-41 yaş grubu yer
açık göstergesi olarak da değerlendirilebilir.
almaktadır. İşsizliğin yüzde 7.66‟sını 62 yaş ve üzerinde olan mühendisler, yüzde 7‟sini ise
Unvanlara
yaşlara
bildiriminde
bulunan
770i4ç2in-5d1ekyiaşpaaryalsaırnındıanki
mühendisler oluşturmaktadır. 32-41 ve düşük olmasını diğer gruplara göre
42-51 yaş gruplarının işsizlik ankete katılımın azlığı ile
mühendisin ayrıntılı olarak sayısal dağılımı da Tablo 3’teaçıklanabileceği gibi çalışma yaşamında en yoğun olarak yer alan bu gruplarda işsizlik
verilmiştir.
oranının düşük olduğunun açık göstergesi olarak da değerlendirilebilir.
Her bir grubun yüzde 18.77’lik genel EMO üyeleri arasındaki işsizlik oranına katkısı ise Tablo 4’te ayrıca hesaplanmıştır. Bu tablo işsizlik üzerinde yaşın ve mesleki unvanın5 Küresel KGrirzainfiEktk3ile:rİi:şEsMizOEÜMyeOlerÜinyinesİsitiMhdüamhıeAnrdaişstılremraisnı (D20o0ğ9u) m Tarihlerine
UnvanlarGa övree Syayaışslaalrvae OgröarnesailşDsiazğlıilkımlbairlıdiriminde bulunan 770 mühendisin ay
olarak sayısal dağılımı da Tablo 3‟te verilmiştir.
Tablo 3: İşsiz Mühendislerin Unvan ve Doğum Tarihine Göre STaAyıBsaLlOD3a-ğıİlŞıSmİZı MÜHENDİSLERİN UNVAN VE DOĞUM TARİHİNE GÖRE SAYISAL DAĞILIM
1Ö9n5c4evsUTeiANRVİAHNLEL1RA9İ5R5/-D1O96Ğ4UM
1965-19714954 ve1975-1984 Öncesi 1955-1964
1S9o6n5r-1a9sı74
TOP
2 ELEKTRİK-EL3E5KTRONİK 18
53 ELEKTRİK MÜ52HENDİSİ 21
53 11 52
84 21
22111
4 ELEKTRONİK1+7ELEKTRONİK v1e5
0 BİYOMEDİKA0L MÜHENDİSİ 0
Her bir grubun yüzde 18.77‟lik genel EMO üyeleri arasındaki işsizlik oranına k
ise Tablo 4‟te ayrıca hesaplanmıştır. Bu tablo işsizlik üzerinde yaşın ve mesleki un
Unvan ve yaş eşleştirmesiyle oluşan çapraz gruplamaya bakıldığında; işsizlerin
46.49‟unun 31 yaşında ve daha genç elektrik-elektronik mühendisleri olduğu görülmek
Tablo 4: Unvan ve Doğum Tarihine Göre İşsiz Mühendislerin Dağılımı-%
1955-1964 1965-1974
4,55
1975-1984 5,58
6,88
6,75
2,73
1,43
2,21
Yaşlara Göre İşsiz Mühendislerin Dağılımı
13,51
7,01
8,57
1985 ve Sonrası 46,49 10,91
5,58
63,25
Unvana Göre İşsiz Mühendislerin Dağılımı
59,12 28,70
Ağırlıklandırılmış Olarak İşsizlik
Araştırma evrenini oluşturan 38 bin 755 mühendis içinde yaş ve unvanlara göre ağırlığı dikkate alınarak örnekleme katılanların işsizlik sonuçları yeniden hesaplanmıştır. Örneklemin araştırma evrenini oransal olarak temsiliyeti büyük ölçüde sağlanmış olduğu için ağırlıklı işsizlik oranında büyük bir değişiklik ortaya çıkmamıştır. Ağırlıklı hesaplamaya göre işsiz sayısının 768 kişi ve işsizlik oranını da yüzde 18.72 olduğu görülmüştür. EMO geneli için ağırlıklı hesaplama işsiz sayısı ve oranı üzerinde önemli bir değişiklik yaratmazken, daha küçük araştırma evrenleri oluşturan her bir unvan ve her bir yaş grubu bazında ise kayda değer farklılaşma yaratmaktadır. Bu nedenle Tablo 5’te yer alan unvanlar ve yaş grupları bazında işsizlik oranlarına ağırlıklı olarak da bakılması uygun görülmüştür.
Ağırlıklı olarak yapılan hesaplama sonucunda EMO geneli için tespit edilen 768 işsiz mühendisin yüzde 56.97 ile çok büyük bölümü elektrik-elektronik mühendisidir. Ağırlıklı hesaplama yapılmadan elektrik-elektronik mühendislerinin işsizlik içindeki payı yüzde 59.12 idi.
İşsizlik içinde yüzde 28.7 payı olan elektrik mühendisleri, ağırlıklı hesaplamada işsizlerin yüzde 30’unu oluşturmuştur. Elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin ise yüzde 11.82 olan işsizlik içindeki payı ağırlıklı hesaplama yapıldığında yüzde 12.8 olmuştur.
Ağırlıklı hesaplamaya yaş grupları bazında bakıldığında işsizlerin yüzde 49.34’ünün 31 yaşında ve daha genç mühendislerden oluşması dikkat çekmektedir. Yani işsizlerin yüzde 63.25’ini oluşturan genç mühendislerin payı ağırlıklı hesaplama yapıldığında yüzde 49.34 olmuştur. İşsizlik içinde ikinci en büyük paya sahip grup olan 52-61 yaş aralığındaki mühendislerin payı ağırlıklı hesaplamada da çok fazla değişmemiş olup; yüzde 13.77 ile yerini korumuştur. Üçüncü sırada yer alan 32-41 yaş grubunun yüzde 8.57 olan işsizlik içindeki payı ağırlıklı hesaplamada yüzde 10.82’ye çıkmıştır. Mühendislerden 62 yaş ve üzerinde olanların işsizlik içinde yüzde 7.66 olan payı ağırlıklı hesaplamada yüzde 8.54’e; 4251 yaş aralığında olanların yüzde 7 olan payı yüzde 8.39’a çıkmıştır.
EMO’nun kapsamına giren tüm mühendislik alanlarında işsizlik oranı yüzde 15’in üzerine çıkmıştır. Unvanlar bazında elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisleri yüzde 20.9 ile işsizliğin en yüksek olduğu EMO üyesi mühendis grubunu oluşturmaktadır. Elektrik-elektronik mühendislerindeki işsizlik oranı yüzde 10.7’den yüzde 18.9’a; elektrik mühendislerinde işsizlik oranı yüzde 10.3’ten yüzde 17.7’ye çıkmıştır. Elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinde ise işsizliğin büyük bir artış gösterdiği görülmektedir. İş aramaktan vazgeçen mühendisler dışarıda tutulduğunda
EMO geneli için işsizlik oranı yüzde 16.23 olmaktadır.
Tablo 5: Ağırlıklı İşsizlik Oranı İçinde Unvan ve Yaşa Göre Grupların Payları-%
3,55
1965-1974 2,72
1975-1984 6,83
38,37
7,40
3,38
1,78
6,85
0,45
2,24
2,29
0,17
13,77
8,39
10,82
49,34
Toplam 56,97 30,08 12,77
0,21 100
için ayrı işsizlik oranı hesaplandığında; 8E.M05Oikgeenn,el2in0i1n6işysıilzılniğdia iyçiünzddeeg2ö0re.9ce‟açkoakdayrertırm
tutmayan elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin işsizlik sorunuyla karşı karşıya kaldıkları anlaşılmaktadır.
kendi
içlerinde
önemli
dbosir
İkinci sırada yer alan elektrik-eleGktrraonfiikk 4m-üHheenrdBislierriUnEdnLeEvKaiTşRnsİiKzBMliakÜzHoıEnrNadDnİaSıLİaAĞğİğırılrılkılkı lan
hesaplamada yüzde 18.9 olarak belirlenmiştir. Elektrik mühendislerinde ağırlıklı olarak
hesaplanan işsizlik oranı ise yüzde 17.7 olmuştur.
ediİpylşaomsşliliaztiirşkdEatEaiMs:ıM yOoçğizOuümny‟eenoklleudrauinçnğısiunınn2udh0aat0nnes9gapiniltuaynemıtvmllaııneoklgamirrsuaatkbihşluadtnıabdrmimarlivvkaeetseehığdnaitandihmgaai
oranları unvanlar bazında şöyle
A- Elektrik-Elektronik Mühendislerinde Ağırlıklandırılmış
tespit
sağlıklı“bEirldeekğetrrlieknd-iermleekytarpoılanbiilkmesmi içüinhheenr bdiirsulnevraninvede yüzde 10.7, eleİkşstizrliikkOrmanıü(h%e) ndislerinde yüzde
10.y3aş,gerulebuknturnokneinkdi viçeindheaişbsiezlrikleoşramnıneı amyrıücahheensadpilasmleakrinde yüzde 8.3, elektronik mühendislerinde yüzde 7.7g,ebreikymoemkteeddiri.kÇaülnkmü EüMheOnüdyeilselrei irçiinnddeeağyırülızğıdaez o7la.n1.”6 duankviankavStekoyılanaşruıgrdçualpaalzarrıoınlaıcnkaEaktMrışrO.ıElüaMyşeOtleırrüidygeıelğenrıeimliairşıaszsiızdnlidakaogreöarnleeıncke- trik-elektronik mühendislerindeki işsizlik oranı yüzddüşeük1iş0si.z7li‟kdoelunştuyraünzbdireun1va8n.9gr‟uabu(nGunrkaefnidki iç4in-dAe ); elektrik mühendislerinde işsizlik oranı yüzde 10.y3ü‟ktseeknbiryiüşszizdliek or1an7ı.n7a‟syaheip o(lGmarsaı dfiakayrı4ca-Beğ)itimçıvke mıştır. Elektronik ile elektronik ve haberleşme
müihsteihnddamisploelirtiiknadlaerı açiıssıendainşdsiikzklaiteğailnınmbasüı ygeürekkenbbiirr artış gösterdiği görülmektedir. Elektronik ile eleukntsruornduirk. Bvuenedheanbleeurnlveaşnmveeyaşmbaüzıhndeanodluişstluerurilanndheer 2009 yılı araştırmasına göre işsizlik oranı yüzde 8.0ba5liırnigakrrauekbnyua,np2ıEl0aMc1aOk6düeyyğeıelyrıalnpenıdsdıaiirçmyereüishziendrdueenk2viaa0nğ.ıvr9elı‟yğaaışdgkaraudbdikuaknardteatırmanmıştır. (Grafik 4-C)
ayrı ayrı işsizlik rakamını ortaya koyabilecektir.
GrTaafbilko 64’d-a yHaşeveruBnviarn çUaknışvtıramnasBıylaaozluınştudraulmAuğş 2ır0 laıykrılandırılmış Olarak İşsizlik Oranları
grup için ankete katılım sayısı, işgücüne dahil olma durumu6 age ve işsizlik bildirimleri dikkate alınarak ağırlıklı olarak işsizlik oranları ayrı ayrı hesaplanmıştır. Buna göre EMO’nun
B- Elektrik Mühendislerinde Ağırlıklandırılmış İşsizlik Oranı
kapsamına giren tüm mühendislik alanlarında işsizlik oranı
yüzde 15’in üzerine çıkmıştır. Unvanlar bazında elektronik
ile elektronik ve haberleşme mühendisleri yüzde 20.9 ile
işsizliğin en yüksek olduğu EMO üyesi mühendis grubunu
oluşturmaktadır. Görüldüğü gibi her unvan grubu için ayrı
işsizlik oranı hesaplandığında; EMO genelinin işsizliği
içinde görece çok yer tutmayan elektronik ile elektronik ve
haberleşme mühendislerinin kendi içlerinde önemli bir
işsizlik sorunuyla karşı karşıya kaldıkları anlaşılmaktadır.
İkinci sırada yer alan elektrik-elektronik mühendislerinde işsizlik oranı ağırlıklı hesaplamada yüzde 18.9 olarak 6 agbeelirlenmiştir. Elektrik mühendislerinde ağırlıklı olarak hesaplanan işsizlik oranı ise yüzde 17.7 olmuştur.
EMO’nun 2009 yılı araştırmasında işsizlik oranları unvanlar bazında şöyle tespit edilmişti:
“Elektrik-elektronik mühendislerinde yüzde 10.7, elektrik mühendislerinde yüzde 10.3, elektronik ve haberleşme mühendislerinde yüzde 8.3, elektronik mühendislerinde yüzde 7.7, biyomedikal mühendislerinde yüzde 7.1.”6
C- Elektrik ile Elektronik ve Haberleşme Mühendislerinde Ağırlıklandırılmış İşsizlik Oranı (%)
Sonuçları karşılaştırdığımızda elektrik-elektronik mühendislerindeki işsizlik oranı yüzde 10.7’den yüzde 18.9’a
(Grafik 4-A); elektrik mühendislerinde işsizlik oranı yüzde
10.3’ten yüzde 17.7’ye (Grafik 4-B) çıkmıştır. Elektronik
ile elektronik ve haberleşme mühendislerinde ise işsizliğin
büyük bir artış gösterdiği görülmektedir. Elektronik ile
elektronik ve haberleşme mühendislerinde 2009 yılı araştırmasına göre işsizlik oranı yüzde 8.05 iken, 2016 yüzde 20.9’a kadar tırmanmıştır. (Grafik 4-C)
yılındYa aş
gGOrrrauanfilpakrlı4a: Hrıer BbiraUznıvnandBaazınbdaaAkğıırllıkdlaınğdıırınlmdışaOlairsakeİşs6izl2ik
yaş
21.69 olan işsizlik oranı ağırlıklı hesaplamada yü
Tablo 6: Anket Gönderilen Mühendislerin Yaş ve UnmvanlüarhBaezınndda Aiğsırlleıkrlardınea GyöreüBzedlirelene2n1İşs.i5zli3k Ooralnalarnı-%işsizlik oranı hemen h
hsaehsaippla1Ög9mn5öc4eavrseiüdnae1yn95ü5-z139d614e 21y916a5.-ş919ı7n4odlma197u5-vş19te8u4 rd. S1aAo98nh5rraavaseıştgıreTmonpaçladmamyüühzdened
hesapla5m,96ada y27ü,27zde 2100,.791 olmu8,0ş4tur. 21,64
18,88
2İ5ş,6s1izlik17o,75ranı 141,921-51 y6a,17ş mü1h7,1e4ndisl1e7,r67de ağırlık
Elektronik+Elektronik ve Haberleşme Mühend9is.i94‟ten15,0y5 üzde27,2151.9’a1;3,5032-4115,0y1aş m21ü,8h5 endi2s0,l9e2 rde yüzd
Sonuçta0,00ağırlık0,0l0ı hesa0,p00lamad0,0a0 en 1y5,8ü8ksek17,i7ş8 sizlik or
24,12
11,87
8,35
20,94
18,72
aralığında yer alan mühendislerden oluşmuştur.
hesaplanmış ağırlıklandırılmış işsizlik oranları Grafik 5‟t
6 age
En düşük işsizlik oranının ise 32-41 yaş aralığın
grubu daha çok iş yaşamında yer alan kesimi olu2ş1turmak düşük olması da değerlendirmede dikkate alınmalıdır.
EMO‟nun 2009 yılında yaptığı araştırmada yaş
A- 1985 ve Sonrası Doğumlu Mühendislerde İşsizlik Oranı-%
B- 1975-1984 Doğumlu Mühendislerde İşsizlik Oranı-%
C- 1965-1974 Doğumlu Mühendislerde İşsizlik Oranı-%
D- 1955-1964 Doğumlu Mühendislerde İşsizlik Oranı-%
E- 1954 ve Öncesi Doğumlu Mühendislerde İşsizlik Oranı-%
Grafik 5: Her Yaş Grubu İçin Ayrı Hesaplanmış Ağırlıklandırılmış İşsizlik Oranları
Yaş ve unvanı temel alarak oluşturulan çapraz gruplar ba
Yaş grupları bazında bakıldığında ise 62 mühendislerde yüzde 21.69 olan işsizlik
oyaraşnvıeaüğzıherellerıeksiknlaıdtphreloeka-inmikasmınr1üda9sha.1ı;e’ddnhoeedğennuissmyaiüyplzüulgdkagerYmesu2neba0açk.şus9mın4inü’vşdedhseaeçaizın;kvuldmiieenksınlvşetyaorırdynür.eüaızBknkdiuıtsierşeeasmydki2züael7zioikl.şdr2tosea5ariazlyna2aliiışr7lkdaem.ak2üoye7ührlozaeeidlnnklue-eıtşrtiy5ukü2ruz-id6llaee1ne2ylç7aeaş
saplamada yüzde 24.1’e çıkarken; 52-61 yaş mühenmdüishleerdnedisleridigslreurebvleuenhkedtnraoünzkiekamyedmkeliüdlihkileçmnağidşıintsaiirg.eglBmruuebmuyişnüdmkasüehvkenediişysslüeizrzdldieke o2r7a.2n5lariıle
gytkıüaörlzrmaüdraneadke2an1ay.3ğ5ü1ı3rzlydoıakleşalıın2nh6idşe.a9ss1iavzepliilldkaeamoheranaadngayıeühynküeçszmemdkeeünihş2hse1ien.z9mdliiokeslnlmeoarrudyaşnnetıkımagundilröaaüi.üşrznAsshüeaireznyhaldnmişyipke-daeilsknltıeezrdcigigbnaişrerisrulniilezpisçekrlltlimamatm.ikeerhlkıüaüühandhtnrahhdartelaıieeemnşknnnıidysddiçdtadsiaimiillhkılessnışdkrşllüııiaeeamznnmhtrrcaaiiieçşnazdengigokıütdşirmriscıeuilunüstdlenaibelkihlaeuukğitrdtrelznitiuidlanrıedğiimoinrkuanyl.lueoüAşdrdlktrzmiaınutiandşağrüyınaem4enrdh2rtmaa-eety5ı1bdneğa1i7zıitidbriuvl.aialme7nnsdşg55llliiaöase2ğşşmars-tıiy6ilitinaımre1şssi.ısrıaynyygikavlBzüeaş-edlzsuiidkiğeeyorülomk1rbas7uinre.ş7ıktgyu5ölr
oranı ağırlıklı hesaplamada yüzde 20.9 olmuştur.
tadır.gİşölreütmnemleercketemdailriyletrl.i bulunan yaş gruplarının işten
İşsizlik oranı 42-51 yaş mühendislerde ağırlıklı hesapTlaAmBaLO 6-AçNıkKarEılTarGakÖgNeDnçERmİeLzEuNnlMar ÜdaHhEaNdDüşİüSkLEüRcrİNetlYerAleŞiVstEihUdaNmVANLAR BAZ
mmYmmeeilallböeşmsskknkaeaüüüyaısllurtışnkneeshhdheüaeznmiırratlpeeeedncşnrdiivdnnnalosimüydiaaraeitidddgnahalzYilmlieeriiilmila;sevelsssdukknruiatranlleEiYtdl5dyall.kiibiteıaeışnşeeeeasl2dhğikşüeaznsankssukpmrvırr-lştşiidndicylpnıoiii6ıizntdesüavglnhraiairü1lküddrriyütdknriir.oeidmagekzıunhşyaklyüeağısiolsenegrüadpBd;oseuüaeıkiluşynrmukıdlmrpretidnlşzatüsk.ulaidbemaelneimrtiiıdedhaaznyağrşaıubnuşkmovms2dkaselidiübüyeıyyıarulşntsleia7unüaıaazdurhzrertdüinyğdn6zişdı.iizlamldalreeiı2k1şkı.tüdbdGaaıakn.6nudgnesd5s7eiaki3ndeBdarroitidrered’.nmtaa9zskailulrutğ7m2ekilmfa.eıeaivlgyayase9idabçş57mlinynkrüeykrle4köüyekıaaiiuarı.reliky’tnğş5nşe2ısdhepştkaüsnrat’neaiıiaysled7eoietegrizlnşenşydndeairkaıülrddnrrssrrznii.eaoiuiyıazgeaizriingsitidyvlüşkhblmzözilnmelid8eBseuüielmzeuarktvll.ıisddeg3aesdr3üüsiişzzrulenkkidd2iai5ieiltlrha5deykiğmoğpşu-ke’auk2ek1oer2e4üthleeyrirynpo1eaidio71nlçt-oauazriünrk.düeimrlrı6.9lnki.doryklaatm2ik1çaezbkn’yae1asaknmlaorelun5s7aldşdiaaıBnnuü;ıkeştreşnıtıdie.re3aırşıyşzre72buatlkaıidlyr2tii.ıgutşğdaçeıym5a7ağla-seulrı2öerşll4e5akyaaüznr..eyıiırl.ah2s1ğl7nSpşa2tıuzrıüşotırikriansmBoe7.yrnp-daelşlıo2k1lginarbaldun6madsrzaueeyşanu5s7öznşıinaigi1laaEUEMEHlnklırmıemçlzid.rişndıeLLLyeko7t2AkkNtgelığadiıgüÜgugEEEsrrlaiayçrö57lcdBıırakiVihaşKKK.öre5ğşlrHaankueuv.oğmtiuEeeAyTTT2suoışpşbdğıEenrcegRrprtiıRRRsre7Nuul-oraeaNşlr--ieş.rmdLli6aaılİİOnkrsauLrzhkeEKKDazr1aigilAriulNbakŞal-lhzanİiMeıEeRşSbuMlketİrlaeıyıgsbrKLtiİıe/lnyğluÜkiiaEierE5a+DerkldşoıyYayiydemvruşK5kHalzşsEo2knüeüasr.dMOaaeartpa2tTıütşLikEzltd-ioaşişrihtanaBzhĞlmnrlEhR6ds-gılNÜyoneğavmrgaarğiddle6eeKsreeOUub1aıkbaeiknlırDHköuuanral1kEEUMEaTieunelr2-lgmıiMNlbdrişıİEıeLLLyrrmRknş7öıNkyeSğiubtlÜıEEENİslysa.vayrleduOcİaK2neeıiTıViaTaüKKKşğlşzHıanDe7rvkşigdn5kşNAazmlAlAşTTTış.mtdriıaEıeİ2sgtırikneBuRRRİRSNeltraniNBlyKeedare-dzboİaoLıOİİİegrkdukmL6mhilkHKKrDuiOuar5rarvinttöAaiNbaka1nal.i-2heüLealİenilMıErRSbudıld-d6hllGyEİhÜkaeleağı6KLaaİaiiee/n-eRaayğnlÜÖrğc1srilEıA+svDenra.dğşşıaiİnıtevaeyKHlnrşREekndyN5sOışaaepdaeaayilTg2iLriEEtdlnkilşKsüşznaĞlnr-kERrNydlamaız6oiBdElımekuasKhkOUzkedika1lrgDriTrlEuikcbğeTaaaelir-ehaıiMNyLaş1ıİesbRluGlnga2ÖSateıİırıİe9şrğu7çnRenOİKğÖlbnluTi5ı.ardeer2dLnşımiNubrAcNl4kşarkn5Esda21aelue;taİRgaeliDNtdairv555KşıneslznnrözğkiİeyamneE,,i,dkEiHuslıis609çvkeneikRtaNnymaleLke156leedr-üıiepİlklGrEaLüaekkİrgaRrkŞEkÖathsyedriztSeİNdesi1rRma1kkİinegiZ9221koE9drMdiiüdlLş-5ul777i6eihmaBslİsp5,,,ÜmeK4eeil272Elziule-nlaşeHei557lLr1şOrşdsikÖkitkİEt9ibituRtRyzisnrNror5aürllLooA.erzi.c4z1DğEnn1a2BırBeNdn9111iniiNi9İv55nunukkse-SL6ı3017e,i,EAL695,,,4N759E16R-101RIİ-ŞİN(S%11İ1Y1Z921)991AL957767568İ85,,ŞK4725,,,4-001V57-O
HLUROALNİGERL6TVREÖ/-AAİNADRBNNOEMLKLĞBOAÜEUEiETRşH6L1MMsÖ/-GİE9iRAzDyvy“nON5ÖlT1aüLeNiOc4’Dk9EşAzNneKd8dĞNgİvoRuDsa4SEerreUinEİuhLEaTHv1NbnEaMR29LGeulRİ0aG.Eİg)L1ÖŞİ0srTeRENÖ;ıom9SnAnN1İNn11İRçüaYZRy9rD99hEıaMiAL57oİl6lEeHıkİi4l5BŞnnşK4RaiÜ-Lk-dEdn1VİyGEOiHaLiL19nlsıÖERaEİÖlE8R9lRylserİN4nNUa5aARor)L1pcr1d4nDNyENEdM9mete9uıNıİvaVlL6sBğ7çSüylÜeAiEa5ıAlLüE4hdarNHR-EazNLer1oıÖrdRnİIğE9şLaİaR-emdönŞİN(5şArNL%yiSt6acu4s1DRlEı11.İe1selrş)3YZ9Neı9İ9vmds9Bn;SALr5o7ie6iE8d1drAİLal5Ş5K4aN:9ad4eEZ--n6aVROIid4İNşEŞİ(y-oRsN21aSDğiU1A1zş519aSİ1A1YZl9l7N9Nn9oaTB9iy9AL45k8r6nAVOL6İaİ(7a5ŞY5yK4Ar2ş5AĞoP4-ıaOıg5rlVR-vnNOILlsaö-RaMedIEA3ırnLR-rLa5e(AMııUEAI%1KR1D1NN19)L99Tİ9BVAL6K77O8AA5ARA454PR-ZIN-sİA1lLNeLIşoI7rNLrA-MrA.aeA(A7uşDM%5nr1tÜnRS1Aı1ae)i9uroBTH9şmm9Bkn8nsAOİ7AEa8AiY5aaryz5ĞdPN4BaOaZklaSv-iILnEsDarkIRMeüANıpıRzotİLrsMlaSDLrEIaeam1KaİSErmDlAne9ıoLŞa;TİıırA8nMnyAKniOişld5nRdrAaĞgıPEaaeIrügvLINLsçiöRMceGşAıMaArüLlaeMöıÜIraşcÜKramreHedLzHTdaıEıAİkEOadşdNlRhNıasıPğDşaIriDıNzııLnş2nİslAİSaıAid40oSnkbİMra,,İseu10Oloysı20alurgdnaöuyneröğüdnluanee2rntmlı10teimsel,,m80pküi90titheşeedtindirrd.ill12Beie1sr540nu-.10,,,010,,8052070
EKL-EELKETKRTİKR-OENLEİaKKraTsR5ınO,9dNa6dİKoğa2n7(,3257-45 ya1ş0gr,7u1bu) müh8e,n0d4islerde2y1ü,6zd4e
7518m,8ü8hendis hariç olmak üzere 770 kişilik işsiz üzerinden
MDİÜSİHENDİSİ 6; 12955,46-11964 y1ı7ll,a7r5ı arası1n51d,,a9961doğan25(76,49,,5216-7755 ya2ş1710g,7r2,7u,71b14u) 108,,70d141eğ7e,r6l7e2n8d1,0i,r64il4miştir2.1,6148,88 18,88
EvKeLMEKÜTHREİKNMDİÜSmyİHaüşEhüNeznDedrİiiSs)lİemrdüeheynüdzidsleer1d1e2.55y;ü,16z91d5e42ö52n.1”c57e7,s6,i71n5de d1o17ğ1a,7,n951(55 OEHENLŞAEMİBKKEE+TRERMLLOEEÜNŞKGyHMTaİKöEkRrlE+NaOüEşDMlNıdL1kİüE50İÜSaKğKİ,,yH00ünTv50EıRgedNiObüDizN1eİİ2S9yKd5İ704e,v,20çve50ıeköarnkcee11ns530;i 1,d,,0509o5500ğ5u-m191lu62154l7a50,,0r,1,,2d00595a106i4ş-s1i9z217l7i2143k,512,yo5ı,,5rl880laa85nrıı
116,,91dT172aah0ba,l9oy2o716ğ’7du,1e,n17y4oelarraalka1ni7ş,v1ae1r4ra7idl,e6ırk7liaşrsınizal1,e7rbi,un67silükre3
ay içerisinde içerisinde bir
1135,,50ki0ş1ı1as7rme,7tın81eı2nt5m1,i0ş,e81kb5tuelddiur.ğ2uİ1şn,a8a2,r5b0ayi,ra9nk2lıasrm6ın-21ın02,u9amy2 uardausnınudyaityirindieğibnier
270,2,05 08,0,30
MBTDOİİYKPOALMAL MMEDÜiaaİşKHrrsatAiEmszıNLlnıişkDMd2tıa4oİrSÜrd.,a1İo1Hn2ğ9ıEa7iNn5s-emD1y92İüüS81hzİ4e,d8nde9do6iğ.s3ule’mtre2d1lnu40e18,,i,E10ş8.3sM2075iz’Oleikyü2üoy240kre10a8s,,s10ne,,i,803l20ımm90y5aüikşhl,ae1ş2n91ı10dk8210i,,5i0s80,,k80ls,i90e9o70krn4ian-t 11080,,,,8030muy7005o1mağ8yuua,tn7lbla2aar21ş80şımn05l,,a30,,aad8905zı84gğaölımsatnaelyra21amş05vıel,,em89k11it84aşe87gkd,,üt77iarc28d.üıBrd.uıNşnıia11ntea87kk,,açi77rımkş28ıml1ıka-2e1yğıyillıilamdraainsnıinnsdoanarrtiaş-
7 age
arayan sayısı 116 iken, 2 yıldan fazla bir zamandır iş arayan sayısı 71’e gerilemektedir. İş aramaktan vazgeçtiğini beyan eden işsiz mühendis sayısı ise 124’tür.
İşsizlik tanımında dikkate alınacak iş arama sürelerine ilişkin farklı görüşlerin olması nedeniyle işsizlik oranları iş arama sürelerine göre ayrı ayrı da hesaplanmıştır. İş aramaktan vazgeçen mühendisler dışarıda tutulduğunda EMO geneli için işsizlik oranı yüzde 16.23 olmaktadır. İşsizlik hesabında 2 yıldan uzun zamandır iş arayan 71 mühendis de kapsam dışında tutulursa; EMO üyelerinin işsizlik oranının yüzde 14.7 olduğu görülmektedir. İş arama süresi 1-2 yıl olanlar da işgücü arzı dışına çıkarılırsa oran yüzde 12.10’a gerilemekte; iş arama süresi 6 ayla sınırlandığında yüzde 8.26’lık işsizlik oranıyla karşılaşılmaktadır. Yalnızca 1-3 aydır iş arayanlar dikkate alındığında bile EMO’daki işsizlik oranı yüzde 5.06 olmaktadır.
EMO’nun 2009 yılı araştırmasındaki veriler üzerinden iş arama sürelerine göre işsizlik oranları, 2016 yılında gerçekleştirilen bu araştırmanın sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır. 3 aya kadar işsizlik süresiyle sınırlı işsizlik oranının yüzde 2.18’den yüzde 5.06’ya; 6 aya kadar olan işsizlik süresine bağlı işsizlik oranının yüzde 4.16’dan yüzde 8.26’ya; 1 yıla kadar olan işsizlik süresini dikkate alan işsizlik oranının yüzde 6.4’den yüzde 12.1’e çıktığı görülmektedir. İş aramaktan vazgeçenler hariç olmak üzere tüm işsizler dikkate alındığında ise oranın yüzde 8.76’dan yüzde 16.23’e yükseldiği yani her şekilde işsizlik oranlarının yaklaşık olarak ikiye katlandığı anlaşılmaktadır.
İşsiz mühendislerin iş arama sürelerine göre oransal dağılımını gösteren Tablo 8 üzerinden unvanlar bazında değerlendirme de yapılabilmektedir. Elektrik-elektronik mühendislerinden 1-3 aydır iş arayanlar, toplam işsizlik oranı içinde yüzde 15.58 ile en yüksek paya sahiptir. Bu grupta 6-12 aydır iş arayanların payı yüzde 14.42; 3-6 aydır iş arayanların payı yüzde 10.13; 1-2 yıldır iş arayanların payı yüzde 9.87, 2 yıldan daha uzun süredir iş arayanların payı yüzde 3.51; iş aramaktan vazgeçenlerin payı ise yüzde 5.71’dir.
Elektrik mühendislerinin iş arama sürelerine göre işsizlik içindeki dağılımı birbirlerine çok yakın düzeylerde çıkmıştır. İşsiz elektrik mühendislerinin toplam işsizlik içindeki paylarına bakıldığında, yüzde 4.81’inin 1-3 aydır; yüzde 4.42’sinin 6-12 aydır; yüzde 4.16’sının 3-6 aydır; yine yüzde 4.16’sının 2 yıldan daha uzun süredir; yüzde 3.25’inin 1-2 yıldır iş aradığı görülmektedir. Toplam işsizlik içinde yüzde 7.92’lik paya sahip işsiz elektrik mühendisleri ise iş aramaktan vazgeçmiştir. Bunda halen iş arayan ve bulamadıkları için iş aramaktan vazgeçen 52 yaş ve üzerindeki elektrik mühendislerinin ağırlığı etkili görülmektedir. Özellikle bu yaş grubundaki işsizlikte eğitim aldıkları dönemde elektrik- elektronik mühendisi unvanının olmaması ve elektrik mühendisi programlarında eğitim verilmesi etkendir.
İşsizlerin iş arama sürelerine göre oransal dağılımına Grafik
6’dan bakacak olursak, işsiz mühendislerin yüzde 23.12’sinin 1-3 ay gibi kısa bir zamandır iş aradıkları görülmektedir.
İş arama süresine göre işsizlerin yoğunlaştığı ikinci grubu
yüzde 20.65 ile 6-12 aydır iş arayan mühendisler oluşturmaktadır. Üçüncü sırada ise yüzde 16.1 ile iş aramaktan
vazgeçenler yer almaktadır. İşsiz mühendislerin yüzde
15.84’ünü 3-6 aydır iş arayanlar, yüzde 15.06’sını 1-2 yıldır
İşsiz mühendislerin iş arama sürelerine göre oransal dağılımını gösteren Tablo 8
iş arayanlar, yüzde 9.2’sini 2 yıldan fazla bir zamandır iş arayanlar oluşturmaktadır.
üymzüüekhrsienenGDkddearpniğsaalıfeyliuırakmninvs6ıdaa-:neh%nİliaşprs1tii-rz3b. MaaBzyıuüdnhıdgrearnuişpddtaieasrğla6eey-rr1alie2nnnldaİaişryr,mdAıtreroapimşldaeaamrSaiyyüşaasrpniezılllaleairkbrıniinlompreaaeGynkııtöeiydrçüeiirzn.ddeeE1yle4ük.z4td2re;ik13-5e-6l.e5k8aytirdloeırneiinkş
arayanların payı yüzde 10.13; 1-2 yıldır iş arayanların payı yüzde 9.87, 2 yıldan daha uzun
süredir iş arayanların payı yüzde 3.51; iş aramaktan vazgeçenlerin payı ise yüzde 5.71‟dir.
Tablo 7: İşsiz Mühendislerin İş Arama Sürelerine Göre Dağılımı-(Sayı) Elektrik mühendislerinin iş arama sürelerine göre işsizlik içindeki dağılımı birbirlerine
3-6 ay 4çpo.a1ky6la‟6syrııa-nnk1ıaın2nba3a-dy6küızladeyıydğlıeırnr;dd1yea-i,2nçeyyıküıymzlüdzıeşdteır4.4.8.21İ1ş6‟fysi‟ainıszzliınndlıeaanl1en-2k3tryiıkalİydşdamVınAraü;rdhzaaeyghmnüeadzçaidusteklziemutra4nin.n4isn2ü‟rsetidonTipirnlo;apmy6ül-az1idm2şesiz3aly.i2dk5ı‟ri;inçiiynnüdz1ed-k2ei
78 yıldır iş11a1radığı görülme7k6tedir. Toplam2i7şsizlik içinde yü4z4de 7.92‟lik pay4a57sahip işsiz elektrik
mühendisleri ise iş aramaktan vazgeçmiştir. Bunda halen iş arayan ve bulamadıkları için iş
32 aramakta3n4 vazgeçen 2552 yaş ve ü3z2erindeki elektr6ik1 mühendisle2ri2n3in ağırlığı etkili
görülmektedir. Özellikle bu yaş grubundaki işsizlikte eğitim aldıkları dönemde elektrik12 elektroni1k4 mühendisi u1n3vanının olma1m2ası ve elektrik19mühendisi pro9g1ramlarında eğitim
verilmesi etkendir.
El0ektronik mühen2disleri ile ele0ktronik ve habe0rleşme mühendi2slerinin iş arama
122 süreleri1n5e9göre EMO g1e1n6el işsizlik rak7am1 ı içindeki pay1l2ar4ı; 1-3 ay arası7n7da0 yüzde 2.73, 6-12
ay arasında yüzde 1.82, 3-6 ay arasında yüzde 1.56, 1-2 yıl arasında da yüzde 1.56‟dır. İş
aramaktan vazgeçtiğini bildiren elektronik mühendisleri ile elektronik ve haberleşme
mühendisleri, işsiz kitlesinin yüzde 2.47‟sidir. Tablo 8: İşsiz Mühendislerin İş Arama Sürelerine Göre Oransal Dağılımı-(%)
Elektrik-Elektronik Mühendisi Elektrik Mühendisi Elektronik+Elektronik ve Haberleşme Mühendisi Biyomedikal Mühendisi Toplam
1-3 ay 15,58
4,81 2,73 0,00 23,12
3-6 ay 10,13
4,16 1,56 0,00 15,84
6-12
TABLO ay
8-
İŞ1S-İZ2MyÜılHENDİSL2EfyRaİıNzldlİŞaaAnRAMA İSşÜVRAaErzLaEgmReİNçaEtkiGmtaÖ2nRyEıldOaRnANTİSoşAApLrlDaamAmĞaIkLtIaMnI-(%)
UNVAN/İŞ ARAMA SÜRESİ 1-3 ay 3-6 ay 6-12 ay 1-2 yıl fazla Vazgeçtim TOPLAM
ELE1K4T,R4İ2K-ELEKTRON9İK,87
5,71
59,35
MÜH4E,4N2DİSİ
3,25
15,584,1160,13 14,42 79,9,827 4,81 4,16 4,42 3,25
3,51 28,96 5,71
4,16
7,92
59,35 28,96
ELEK1T,R8O2NİK+ELEKTR1O,N69İK ve
2,73 1,56
2,47 1,82 1,69
2,47
BİYO0M,0E0DİKAL MÜHE0N,2D6İSİ
0,000,000,00 0,00 00,0,206
0,00 0,26 0,00
TO2P0LA,6M5
23,129,2125,84 20,65 1165,1,006
9,22 100 16,10
Elektronik mühendisleri ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin iş arama sürelerine göre EMO genel işsizlik rakamı içindeki payları; 1-3 ay arasında yüzde 2.73, 6-12 ay arasında yüzde 1.82, 3-6 ay arasında yüzde 1.56, 1-2 yıl arasında da yüzde 1.56’dır. İş aramaktan vazgeçtiğini bildiren elektronik mühendisleri ile elektronik ve haberleşme mühendisleri, işsiz kitlesinin yüzde 2.47’sidir.
İş Arama Sürelerine Göre Unvan Bazında İşsiz Mühendislerin Dağılımı
Tablo 9’da her bir iş arama süresine ilişkin seçenek için ayrı ayrı olmak üzere işsiz mühendislerin unvan bazında dağılımları görülmektedir. 1-3 aydır iş arayanların yüzde 67.42’si elektrik-elektronik mühendisiyken, yüzde 20.79’u elektrik, yüzde 11.8’i elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisidir. Oranlar farklı olmakla birlikte yoğunlaşmanın olduğu unvan sıralaması; 3-6 ay, 6-12 ay ve 1-2 yıl arasında iş arayanlarda da değişmemektedir. Ancak iş arama süresi uzadıkça yoğunlaşmanın olduğu unvan grubunda değişiklik dikkat çekmektedir. İş arama süresi 2 yılı aştığında ağırlık elektrik-elektronik mühendislerinden elektrik mühendislerine kaymakta, elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerindeki yoğunlaşma da artmaktadır. 2 yıldan fazla zamandır iş arayan mühendislerin yüzde 45.07’si elektrik, yüzde 38.03’ü elektrik-elektronik, yüzde 16.9’u elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinden oluşmaktadır. Yukarıda da belirtildiği gibi bu sonuç geçmiş
yıllarda elektrik-elektronik mühendisi unvanlı mezuniyetin olmamasından kaynaklanmaktadır.
İş arama sürelerine göre 770 kişilik işsiz kitlesinin yaş gruplarına göre sayısal dağılımı Tablo 10’da, genel işsizlik içindeki payları da Tablo 11’de gösterilmektedir. Bu tablolara göre işsiz mühendislerin yarıdan fazlasını oluşturan 31 yaşında ve daha genç 487 mühendisten 116’sı 6-12 aydır, 141’i 1-3 aydır, 92’si 3-6 aydır, 78’i 1-2 yıldır, 24’ü 2 yıldan daha uzun süredir iş ararken, 36’sı iş aramaktan vazgeçmiş durumda bulunuyor. İşsiz mühendisler içinde yüzde 63.25 ile en büyük paya sahip olan genç mühendisler, 1-3 aydan 2 yıldan fazlaya uzanan iş arama sürelerine ilişkin seçeneklerin tümünde de doğrusal bir orantı ile en büyük kesimi oluşturuyorlar. Tek istisna “İş aramaktan vazgeçtim” seçeneğinde ortaya çıkıyor.
İş aramaktan vazgeçen 124 işsiz mühendisin içinde en büyük kitleyi 1955-1964 yılları arasında doğan mühendisler oluşturuyor. İşsizlik açısından 104 kişi ile ikinci en büyük kitleyi oluşturan bu yaş grubu mühendislerin 42’sinin iş aramaktan vazgeçtiği görülüyor. Yine 1954 ve öncesi doğumlu olup işsiz olduğunu bildiren 59 mühendis içinde iş arama süresine göre en büyük kitleyi oluşturan grup da iş aramaktan vazgeçen 29 mühendistir.
66 işsizin yer aldığı 32-41 yaş aralığındaki işsiz grubunda ise genel işsizlik içinde en büyük paya sahip olan kesimi 2 yıldan fazladır iş arayan 15 kişi oluşturmaktadır. 42-51 yaş aralığındaki 54 işsiz içinde en büyük kesim 1-2 yıldır iş arayan 14 kişidir.
Tablo 9: İş Arama Süresine Göre İşsiz Mühendislerdeki Yoğunlaşmalar-%
Elektrik-Elektronik Mühendisi Elektrik Mühendisi Elektronik+Elektronik ve Haberleşme Mühendisi Biyomedikal Mühendisi Toplam
67,42 20,79 11,80
0,00 100
63,93 26,23
9,84 0,00 100
69,81 21,38
8,81 0,00 100
65,52 21,55 11,21
1,72 100
2 yıldan fazla 38,03 45,07 16,90 0,00 100
İş Aramaktan Vazgeçtim 35,48 49,19 15,32 0,00 100
Tablo 10: İşsiz Mühendislerin İş Arama Süreleri ve Yaşları Arasındaki İlişki-(Sayı)
2 yıldan fazla 24 15 9 9 14 71
İş Aramaktan Vazgeçtim 36 6 11 42 29 124
487 66 54
104 59
Tablo 11: İşsiz Mühendislerin İş Arama Süreleri ve Yaşları Arasındaki İlişki-%
18,31 1,69 0,65 1,69 0,78
23,12
11,95 1,30 0,65 1,69 0,26
15,84
15,06 1,69 1,30 1,95 0,65
20,65
10,13 1,17 1,82 1,56 0,39
2 yıldan fazla 3,12 1,95 1,17 1,17 1,82 9,22
İş Aramaktan Vazgeçtim 4,68 0,78 1,43 5,45 3,77 16,10
13,51 7,66 100
Tablo 12: Yaş Grupları Bazında İşsizlerin İş Arama Süresine Göre Dağılımı-%
1985 ve Sonrası 1975-1984 1965-1974 1955-1964 1954 ve Öncesi
79,21 7,30 2,81 7,30 3,37
75,41 8,20 4,10
10,66 1,64
72,96 8,18 6,29 9,43 3,14
67,24 7,76
12,07 10,34
2,59
2 yıldan fazla 33,80 21,13 12,68 12,68 19,72
İş Aramaktan Vazgeçtim 29,03 4,84 8,87 33,87 23,39
13,51 7,66
İş Aramaktan Vazgeçen “Umutsuz Mühendisler”
Tablo 12’de iş arama sürelerine göre işsizler gruplandırılmış ve her bir grup için yaşlara göre dağılım dikkate alınarak oransal payları hesaplanmıştır. Bu tabloya göre iş aramaktan vazgeçenlerin yüzde 33.9 ile en büyük bölümü 52-61 yaş grubundadır. İş aramaktan vazgeçenlerin yüzde 23.4’ünü de 62 yaş ve üzerindeki mühendisler oluşturmaktadır. 52 yaşın üzerinde olan işsiz mühendislerin emeklilik ve bugüne kadar elde ettikleri gelir düzeyiyle çalışma yaşamının dışına çıkmaya yönelim içerisinde oldukları belirtilebilir. Ancak burada dikkat çeken 52-61 yaş ile ülkemizdeki emeklilik yaş sınırının altında olan kesimin de iş aramaktan vazgeçme kararıdır. Yine de bu kesimin emeklilik yaşının yükseltilmesine yönelik mevzuattan kademeli geçiş kapsamında doğrudan etkilenmedikleri için emeklilik hakkına kavuştukları düşünülebilir.
İş aramaktan vazgeçenler içinde ikinci en büyük grubu yüzde 29 ile 31 yaş ve daha genç mühendisler oluşturmaktadır. Üniversiteden mezun olup çalışma yaşamına giriş yapmış ya da giriş yapacak olan bu mühendislerin iş aramaktan vazgeçme eğilimi de ayrıca değerlendirme ihtiyacı göstermektedir. 31 yaşında ve daha gençlerin işsizlik karşısında yüksek lisans, doktora ve çeşitli meslek içi eğitimlerle kendilerine işgücü piyasasında yer açmak üzere daha donanımlı hale gelmek için iş aramaktan vazgeçtikleri düşünülebilir. Yine bu kesimin ekonomik olarak ebeveynlerine bağımlı hayatı sürdürmeye devam edebilmeleri de iş aramaktan vazgeçmelerinde bir etken olarak belirtilebilir. Ancak bu kesimin iş aramaktan vazgeçmesi çok boyutlu değerlendirmeyi gerektirmektedir. Çeşitli sınavlarda yüksek puanlar alarak ve mühendislik gibi Türkiye’de prestijli bir meslek dalında eğitim görüp iş bulamayan gençlerin üzerinde işsizliğin yarattığı psikolojik tahribat sosyal ve psikolojik açıdan ele alınması gereken bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Üstelik bu yaş grubu, iş arama sürelerine ilişkin oluşturulan tüm seçeneklerde en büyük ağırlığa sahip olan kesim, yani işsizlik sorunuyla en çok karşı karşıya bulunan mühendislerdir.
İş aramaktan vazgeçen diğer işsiz mühendislere baktığımızda, yüzde 8.9’unun 42-51 yaşlarında, yüzde 4.8’inin 32-41 yaş aralığında olduğu görülmektedir.
İş arama süreleri açısından ortaya çıkan veriler tüm iş arama sürelerinde gençlerin ilk sırayı aldığını gösterirken, ikinci sırada ise yaş gruplarına göre farklı eğilimler ortaya çıkmıştır. 1-3 aydır iş arayanlar içinde ikinci sırayı yüzde 7.30 ile 32-41 yaş ve 52-61 yaş grubu paylaşmaktadır. 52-61 yaş grubundaki işsizler; hem 3-6 aydır iş arayanlar içinde yüzde 10.66 ile hem de 6-12 aydır iş arayanlarda yüzde 9.43 ile ikinci sırayı almaktadır. 1-2 yıldır iş arayanlarda ise ikinci sıraya yüzde 12.07 ile 42-51 yaş grubu yerleşmektedir. 2 yıldan daha uzun süredir iş arayanlarda ikinci sırada yüzde 21.13 ile 32-41 yaş grubu bulunmaktadır.
TÜİK Hesabıyla İşsiz Mühendisler
Son 4 hafta içinde iş başvurusunda bulunmuş olma koşuluyla işsizlik hesabı yapan TÜİK’in 2016 yılına ilişkin mezuniyet-meslek ilişkisini dikkate alarak açıkladığı işsizlik rakamlarına bakıldığında; mühendislik alanında 2015 yılında yüzde 8.8 olan işsizlik oranının yüzde 9.4’e çıktığı görülmektedir. Tablo 13’te TÜİK’in mühendislik ve mühendislik işlerindeki istihdam ve işsizliğe ilişkin verilerine yer verilmektedir. Buna göre 2015 yılında 708 bin olan işgücü arzı yüzde 9.46 artış göstererek 775 bine yükselmiştir. İşsiz sayısı ise yüzde 17.74 artarak, 62 binden 73 bine çıkmıştır. Yani 2016 yılında bir önceki yılın işsiz sayısından daha fazla mühendis işgücü arzına eklenmiştir. Bu yeni işgücü arzının ancak 56 binine istihdam olanağı sağlanmış ve istihdam sayısı 2016 yılında bir önceki yıla göre yüzde 8.67 artarak 646 binden 702 bine çıkabilmiştir. TÜİK verileri; mühendislik işlerinde işgücüne katılım oranı 2015 ve 2016 yılında yüzde 87.6 ile aynı oranda olmasına karşın istihdam oranının yüzde 80’den yüzde 79.3’e gerilediğini göstermektedir. Sonuçta 73 bin işsiz mühendisin istihdam edilebileceği iş alanlarına ihtiyaç olduğu görülmektedir. EMO’nun yaptığı bu araştırma işsiz mühendislerin önemli bir bölümünün de elektrik, elektronik, elektrik-elektronik, elektronik ve haberleşme, kontrol ve otomasyon, biyomedikal mühendisleri olduğunu göstermektedir.
Tablo 13: TÜİK’in 2016 Yılı Eğitim Durumu ve Mezun Olunan Alana Göre İşgücü Durumu Verileri
Mühendislik ve Mühendis İşleri
İşgücü (bin kişi)
İşsiz (bin kişi)
İstihdam (bin kişi)
İşsizlik oranı (%)
9,4
İstihdam oranı (%)
80,0
79,3
İşgücüne katılım oranı (%)
TÜİK verileri; mühendislik işlerinde işgücüne katılım oranı 2015 ve 2016 yılında yüzde 87.6 ile aynı oranda olmasına karşın istihdam oranının yüzde 80’den yüzde 79.3’e gerilediğini göstermektedir. Sonuçta 73 bin işsiz mühendisin istihdam edilebileceği iş alanlarına ihtiyaç olduğu görülmektedir.
EN ÇOK ELEKTRİK ALANINDA ÇALIŞAN MÜHENDİSLER İŞSİZ KALDI
Genel olarak işsizlik sorununun dışında mesleki alanlara ilişkin istihdam olanağı ve işten çıkarmalar da değerlendirilmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Araştırma kapsamında hangi mesleki alanlarda işten çıkarmaların yoğunlaştığı nicel olarak ölçülmeye çalışılmıştır. Bu nedenle işsiz mühendislerin en son çalıştıkları iş alanı ve son çalıştıkları işyerindeki konumları sorgulanırken, işsizliğin mesleki alanlarla bağlantısı kurulmak istenmiştir.
Elektrik Mühendisleri Odası İş Alanları ve Tanımları Komisyonu tarafından 2004 yılında yapılan çalışmada iş alanlarına yönelik belirlemeler yapılmaya çalışılmıştır. Mühendislikte bir yandan mesleki ayrışmalar derinleşirken, diğer yandan disiplinler arası ortak çalışma zorunluluğunun ortaya çıktığına ve aynı yetkinlik alanında görev gereği farklı gruplandırmaların yapıldığına da dikkat çekilen çalışmada 43 iş alanı tanımlanmıştır.1 Bilgisayar, yazılım ve bilişim mühendislerinin EMO bünyesinden ayrılarak ayrı bir oda haline gelmelerinin ardından bu 43 iş alanından bir bölümü de Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın kapsamına dahil olmuştur. Ancak elektrik, elektronik mühendisleri; bilgisayar mühendislerinin iş alanlarında halen çalışmaya devam etmektedirler. İş alanlarının sayıca çokluğu anket çalışmasını güçleştireceği için temel alanlar anket çalışması kapsamında seçenekler halinde katılımcılara sunulmuştur. Seçenekler “Elektrik, İletişim-Bilişim, Otomasyon-Kontrol, Elektronik, Asansör, Biyomedikal, Yazılım, Diğer, Hiçbiri” olarak belirlenmiştir.
Tablo 1, işsiz mühendislerin en son çalıştıkları iş alanına ilişkin soruya verdikleri yanıtlara göre hazırlanmıştır. Elektrik alanında ciddi iş kaybı olduğu tespit edilmiştir. İşsiz 770 mühendisin yüzde 40’ını oluşturan 307 mühendis, en son elektrik alanında çalıştıklarını bildirmişlerdir.
İşsizliğin yoğunlaştığı ikinci büyük kesimi, yüzde 27.9’luk oranla 215 yeni mezun mühendis oluşturmaktadır. Bunlar mezun olmalarına karşın henüz çalışma hayatına girememiş mühendislerdir.
İşsiz mühendislerin yüzde 8.2’sini en son iletişim-bilişim alanında çalışmış olan 63 mühendis; yüzde 7.7’sini en son otomasyon-kontrol alanında çalışmış 59 mühendis, yüzde
6.2’sini elektronik alanında çalışmış olan 48 mühendis, yüzde 2.5’ini asansör alanında çalışmış 19 mühendis, yüzde 1.7’sini biyomedikal alanında çalışmış 13 mühendis, yüzde 1’ini yazılım alanında çalışmış 8 mühendis oluşturmuştur.
Araştırma kapsamında bu mesleki alanların dışında diğer seçeneğini işaretleyen işsiz mühendisler ise 38 kişi olup, işsiz mühendislerin yüzde 4.9’unu oluşturmuşlardır. Diğer seçeneği kapsamında işsiz mühendisler en son çalıştıkları işe yönelik tanımlamalarında “öğretmenlikten yayıncılığa, hizmet sektöründen organizasyona, danışmanlıktan satışa, güvenlikten yöneticiliğe” varıncaya kadar çeşitli mesleki tanımlara yer vermişlerdir.
Tablo 1: İşsizlerin En Son Çalıştıkları Mesleki Alan
En Son Çalışılan Mesleki Alan
İşsiz Mühendis Oransal Olarak
Dağılım (%)
Elektrik
39,9
Hiçbiri (Yeni Mezun)
27,9
İletişim-Bilişim
Otomasyon-Kontrol
7,7
Elektronik
Asansör
2,5
1,7
Yazılım
1,0
Elektrik alanında işsiz kalan 307 mühendisin unvan ve iş arama sürelerine göre dağılımı Tablo 2’de verilmiştir. Grafik 1’de ise elektrik alanında çalışırken işsiz kalanların iş arama sürelerine göre dağılımı yer almaktadır.
Elektrik alanında çalışırken işsiz kalan mühendislerin 164’ünün (yüzde 53.4) elektrik-elektronik mühendisi; 123’ünün (yüzde 40) elektrik mühendisi, 20’sinin ise elektronik mühendisi ile elektronik ve haberleşme mühendisi yüzde 6.5) olduğu görülmektedir.
Tablo 2: Elektrik Alanında Çalışırken İşsiz Kalan Mühendisler Ne Kadar Zamandır İş Arıyorlar?-(Sayı)
2 yıldan İş Aramaktan
fazla
Vazgeçtim
164 123
20 307
Unvana Göre
Dağılım -% 53,42 40,07
1 Mühendislik ve Elektrik, Elektronik, Bilgisayar Mühendisleri (EEBM) İş Alanları 1. (Tartışma Metni)
TABLO 2-ELEKTRİK ALANINDA ÇALIŞIRKEN İŞSİZ KALAN MÜHENDİSLERİş Arama Sürelerine Göre
NE KADAR ZAMANDIR İŞ ARIYORLAR?-(Sayı)
Dağılım-%
Unvana
1-2 2 yıldan İş Aramaktan
UNVAN/İŞ ARAMA SÜRESİ 1-3 ay 3-6 ay 6-12 ay yıl fazla Vazgeçtim TOPLAM Dağılım -%
50 37
39 21
53,42
16 20
21 10
ELEKTEROlNeİkKt+rELiEkKTaRlOaNnİKınveda işsiz kalmış mühendislerin yüzde
40,07
HABER2L3E.Ş1M3E’üMnÜüHEnN1Dİ-S3İ aydır iş5 aradı4ğı, yüz3de 201.5’inin 66-12 aydır, 1
TOPLAyMüzde 19.87’sinin 3-6 a7y1dır iş61aradığ6ı3bel3ir2lenmiş3t2ir. Elektrik48
alanında çalışırken işsiz kalan mühendislerin yüzde 15.64’ü
iş aramaktan vazgeçmiştir.
29,30 11,63 23,72 19,53 6,05
9,77 dos 100
İşsizlerin En Son Çalıştıkları İşyerindeki Konumları GEranfikso2n: Çhalaınşgmi a HalaynadtaınaçGaliırşetımklearmıniaş İşysöiznleelriikn İşsoArgraumlama anın ardından işsiz müheSndüirselelerdreinne GenöresoDnağçılaılmıştıı-k%ları işyerindeki görevlerini tanımlamaları istenmiştir. Görevlerini tanımlamaya yönelik olarak da şu seçenekler sunulmuştur:
Planlama-Proje-Taahhüt
İşsizlerin En Son Çalıştıkları İşyerindeki Konumları
En son hangi alanda çalıştıklarına yönelik sorgulamanın bakmaGAkÇHrraüaiamçzlfıeişaçrkmaeSl1aıüTş:mrHaEebaallleyeohrakiatt3nyırneiaokatGlıunAGşöaltirauregneriuımDrnlmmedaemğaumışiÇltşiıuşmaİrlş.oııs-şlGi%aızrnrlkeaerifşniskiİzş2s’midzeüKhiesaneldaiinşsslMeizriünohlaieşnnadvrieasmlheiarçinsçüaİrlşeılşemrianmeışayorarlıiracndnadınekdiangöirşesvilzerminüi htaennıdmislalemrdaelanrıeinstesnomn içşatilrış. tGıkölarerıvlieşryien-i mühendislerin iş arama sürelerine göre dağılımı görülmektedir. Öncelikle unvan bazıtnadnaımlamaya yönelik olarak da şu seçenekler sunulmuştur:
bakılacak olursa hiç çalışmamış 215 mühendisin 155’inin elektrik-elektronik mühendisi, Planlama-Proje-Taahhüt 40’ınıÇn ealleıkştrmikamHühaenydaitsiı,n1a9’Guniurnedma eelmekitrşonİişksmizülheerndisi ile elektronik ve haberleşme Ar-Ge-Ür-Ge-Tasarım
Hiç çalışma hayatına girmemiş olan işsiz mühendislerin iş
arama sürelerine ayrıca bakmak üzere Tablo 3 oluşturul-
İşletme-Bakım-Onarım, Teknik Destek
muştur. Grafik 2’de ise işsiz olan ve hiç çalışmamış olan mü-
hendislerin iş arama sürelerine göre dağılımı görülmektedir.
Eğitim-Öğretim
Öncelikle unvan bazında bakılacak olursa hiç çalışmamış
215 mühendisin 155’inin elektrik-elektronik mühendisi,
40’ının elektrik mühendisi, 19’unun da elektronik mühendi-
si ile elektronik ve haberleşme mühendislerinden oluştuğu belirlenmiştir. Üye sayısı az olan ve ankete de sınırlı katılım gösteren biyomedikal mühendislerinden hiç çalışmamış işsiz sayısı 1 kişidir. Elektrik-elektronik mühendislerinde hiç çalışmamış işsiz sayısının fazla olması, son yıllarda bu unvanla mezuniyet veren bölüm sayısındaki ve kontenjanlardaki artış, dolayısıyla en fazla mezun olan mühendis grubunun elektrik-elektronik mühendisleri olması etkilidir. Ancak elektrik mühendisi olanlar da hiç çalışmamış işsizler içinde yüzde 18.60 ile önemli bir düzeye ulaşmıştır.
Sunulan seçeneklerde yer alması gerekirken diğer kapsamında yazılı olarak yapılan bildirimler ilgilerine göre bu seçeneklere eklenmiştir. Tablo 4’te yeni mezunlar dışındaki işsiz 555 mühendisin en son çalıştıkları iş yerinde üstlendikleri görevler yer almaktadır. Bu verilere göre işsiz kalan 170 mühendisin “planlama-proje-taahhüt” faaliyetleri yürüttükleri görülmektedir. “Planlama-proje-taahhüt” faaliyetleri işsiz kalan 555 mühendisin yüzde 30.63’ünün görev alanını oluşturmaktadır. İkinci sırada 133 mühendis yaptıkları işe ilişkin olarak “işletme-bakım-onarım, teknik
Çalışma yaşamına henüz girememiş işsiz mühendisler
destek” faaliyetlerini işaretlemiştir. Bu gruptakiler işsiz
içinde yüzde 29.3 ile en büyük grubu, 1-3 aydır iş arayan
kalan mühendislerin yüzde 23.96’sını temsil etmektedir.
63 kişi oluşturmaktadır. İkinci sırada yüzde 23.72 ile 6-12
Üçüncü sırada “yönetim” seçeneğini işaretleyen yüzde
aydır iş arayanlar, üçüncü sırada yüzde 19.53 ile 1-2 yıldır
14.23’lük payla 79 mühendis yer almaktadır. İşsiz kalan
iş arayanlar, dördüncü sırada yüzde 11.63 ile 3-6 aydır iş
mühendislerin 55’i “üretim-yapım, test kalite kontrol”; 43’ü
arayanlar gelmektedir. Hiç işe girmemiş ve iş aramaktan
“Ar-Ge, Ür-Ge, tasarım”; 36’sı “müşavirlik, danışmanlık,
vazgeçmiş olduğunu bildiren 21 mühendis ise bu grup
eksperlik”; 21’i “teknik satış-pazarlama”, 12’si “eğitim-öğiçinde yüzde 9.77’lik bir dilim oluşturmaktadır.
retim” faaliyeti yürüttüğünü bildirmiştir.
Tablo 3: Hiç Çalışmamış İşsiz Mühendisler Ne Kadar Zamandır İş Arıyorlar? - (Sayı)
1-3 ay 3-6 ay 6-12 ay 1-2 yıl
Toplam İş Arama Sürelerine Göre Dağılım-%
42 12
63 29,30
16 7 2
25 11,63
41 9 1
51 23,72
34 6 1 1
42 19,53
2 yıldan fazla 10 1 2
13 6,05
İş Aramaktan Vazgeçtim
12 5 4
21 9,77
155 40 19 1
215 100
Unvanlara Göre
Dağılım-% 72,09 18,60
8,84
0,47 100
Bu veriler “planlama proje taahhüt” gibi iş güvencesi olmayan proje başı denebilecek işlerle sınırlı faaliyet yürütenlerin en çok işsiz kalan grup olduğunu göstermektedir. Yani bu mühendisler bir iş bitene kadar iş sahibi olabilmekte, sonrasında işsiz kalmaktadırlar. İşsiz kalanların ikinci sırada yoğun olarak tanımladıkları görev olan “işletme-bakım-onarım, teknik destek” ise firmalarda, fabrikalarda ücretli işçi statüsünde çalışan mühendisleri kapsamaktadır. Üçüncü sırada “yönetim” görev tanımının gelmesi ise yönetici olan mühendislerin de işsiz kaldığını göstermektedir.
Tablo 4: İşsiz Mühendislerin Daha Önce Çalıştıkları İşyerindeki Görevleri
30,63
23,96
14,23
9,91
6,49
7,75
Yeni mezunlar hariç olmak üzere işsiz 555 mühendisin en son çalıştıkları işyerlerine ilişkin meslek alanı ile görev tanımları eşleştirilerek, her bir meslek alanı için ayrıca değerlendirmeler yapılmıştır.
Elektrik Alanında Çalışırken İşsiz Kalanlar
Tablo 5’te elektrik alanında çalışırken işsiz kalan 307 mühendisin en son çalıştıkları yerdeki konumları gösterilmektedir. Buna göre elektrik alanında işsiz kalan 307 mühendisin yüzde 44 ile büyük bölümünü “planlama-proje-taahhüt” işleri yapanlar oluşturmaktadır. İkinci sırada yüzde 21.8 ile “işletme-bakım-onarım, teknik destek” işleri yapanlar gelmektedir. Üçüncü sırayı ise yüzde 11.73 ile elektrik alanında “yönetim” faaliyeti yürüten mühendisler almışlardır.
Tablo 5: Elektrik Alanında Çalışırken İşsiz Kalanların Son Çalıştıkları İşyerlerindeki Görevleri
43,97
21,82
8,47
2,93
0,33
0,98
İletişim-Bilişim Alanında Çalışırken İşsiz Kalanlar
Tablo 6’da iletişim bilişim alanında çalışırken işsiz kalan 63 mühendisin en son çalıştıkları işyerindeki görevlerine göre dağılımlarına yer verilmiştir. Buna göre iletişim-bilişim alanında çalışırken işsiz kalan mühendislerin yüzde 36.5 ile büyük bölümü “işletme-bakım-onarım, teknik destek” faaliyeti yürütenlerden oluşmuştur. İkinci sırada yüzde 31.75 ile “yönetici” konumunda çalışan iletişim-bilişim çalışanlarının işsiz kaldığı görülmektedir. Üçüncü sırayı ise “planlama-proje-taahhüt” faaliyeti yürüten iletişim-bilişim alanı çalışanı mühendisler almıştır.
Tablo 6: İletişim-Bilişim Alanında Çalışırken İşsiz Kalanların Son Çalıştıkları İşyerindeki Görevleri
2. Yönetim
Sayı 23 20
Oran (%) 36,51 31,75
11,11
5. Üretim-Yapım, Test Kalite Kontrol
7. Müşavirlik-DanışmanlıkEksperlik
7,94
4,76
3,17
Otomasyon ve Kontrol Alanında Çalışırken İşsiz Kalanlar
Tablo 7’de otomasyon ve kontrol alanında çalışırken işsiz kalan 59 mühendisin son olarak çalıştıkları işyerindeki faaliyetlerine bakıldığında; yüzde 39’unun “işletme-bakım-onarım, teknik destek” görevini üstlendiği; yüzde 25.4’ünün “üretim-yapım, test kalite kontrol”; yüzde 22’sinin “planlama-proje-taahhüt” çalışmalarında yer almış olduğu görülüyor.
Tablo 7: Otomasyon-Kontrol Alanında Çalışırken İşsiz Kalanların Son Çalıştıkları İşyerindeki Görevleri
1. İşletme-Bakım-Onarım, Teknik Destek 2. Üretim-Yapım, Test Kalite Kontrol
Sayı 23 15 13
Oran (%) 38,98 25,42 22,03
10,17
Elektronik Alanında Çalışırken İşsiz Kalanlar
Tablo 8’de elektronik alanında çalışırken işsiz kalan 48 mühendisin en son çalıştıkları işteki görevleri yer almak-
tadır. Buna göre elektronik alanında çalışırken işsiz kalan mühendislerde en büyük kesimi yüzde 31.25 ile “Ar-Ge, Ür-Ge, tasarım” kapsamında görev yapanlar oluşturmuştur. Arkasından yüzde 16.7 ile “işletme-bakım-onarım, teknik destek” faaliyetinde bulunanlar gelmektedir. Üçüncü sırayı ise yüzde 12.50 oranıyla elektronik alanında “üretim-yapım, test kalite kontrol” ile “planlama-proje-taahhüt” işleri yürüten mühendisler almıştır.
Tablo 8: Elektronik Alanında Çalışırken İşsiz Kalanların Son Çalıştıkları İşyerlerindeki Görevleri
1. Ar-Ge-Ür-Ge-Tasarım
2. İşletme-Bakım-Onarım, Teknik Destek 3. Üretim-Yapım, Test Kalite Kontrol
4. Planlama-Proje-Taahhüt
31,25
6. Müşavirlik-DanışmanlıkEksperlik
10,42
4,17
Asansör, Biyomedikal, Yazılım ve Diğer Alanlarda Çalışırken İşsiz Kalanlar
Tablo 9’da asansör alanında çalışırken işsiz kalanların son çalıştıkları işyerindeki görev tanımları yer almaktadır. Buna göre yüzde 26.32 ile “planlama-proje-taahhüt” işlerinin ilk sırada geldiği; yüzde 21.05 ile “işletme-bakım-onarım, teknik destek” ile “müşavirlik-danışmanlık-eksperlik” faaliyetlerinin ikinci sırayı paylaştıkları saptanmıştır.
Tablo 9: Asansör Alanında Çalışırken İşsiz Kalanların Son Çalıştıkları İşyerlerindeki Görevleri
2. İşletme-Bakım-Onarım, Teknik Destek 3. Müşavirlik-DanışmanlıkEksperlik 4. Üretim-Yapım, Test Kalite Kontrol
26,32
7. Ar-Ge-Ür-Ge-Tasarım
Tablo 10’da biyomedikal alanında çalışırken işsiz kalan 13 mühendisten 5’inin “işletme-bakım-onarım, teknik destek” faaliyeti yürüttüğü, 4’ünün de “teknik satış-pazarlama” yaptığı görülmektedir.
Tablo 10: Biyomedikal Alanında Çalışırken İşsiz Kalanların Son Çalıştıkları İşyerlerindeki Görevleri
2. Teknik Satış-Pazarlama
Sayı 5 4
Oran (%) 38,46 30,77
3. Ar-Ge-Ür-Ge-Tasarım
5. Eğitim-Öğretim
Yazılım alanında çalışırken işsiz kalan 8 mühendisin en son çalıştıkları işyerindeki görev tanımları Tablo 11’de görülmektedir. Buna göre işsiz kalan 8 mühendisin yarısı en son çalıştıkları yazılım alanında “Ar-Ge, Ür-Ge-tasarım” görevini üstlenmiştir.
Tablo 11: Yazılım Alanında Çalışırken İşsiz Kalanların Son Çalıştıkları İşyerindeki Görevleri
Ar-Ge-Ür-Ge-Tasarım
Tablo 12; işsiz kalan mühendislerin en son çalıştıkları iş alanına ilişkin soruya “elektrik, elektronik, iletişim-bilişim, otomasyon-kontrol, asansör, biyomedikal ve yazılım” seçenekleri dışında diğer kapsamında yanıt verenlerin görev tanımlamalarına göre oluşturulmuştur. Bu tabloda 38 mühendisin en son çalıştıkları işyerindeki görev tanımları yer almaktadır. Buna göre 38 mühendisin yüzde 36.8’ini oluşturan 14’ünün “yönetim” görevi üstlendikleri görülmektedir.
Tablo 12: Diğer İş Alanlarında Çalışırken İşsiz Kalanların Son Çalıştıkları İşyerlerindeki Görevleri
1. Yönetim
36,84
2. Planlama-Proje-Taahhüt
3. Eğitim-Öğretim
18,42
4. Teknik Satış-Pazarlama
5. Ar-Ge-Ür-Ge-Tasarım
6. Üretim-Yapım, Test Kalite Kontrol
7. İşletme-Bakım-Onarım, Teknik Destek
8. Müşavirlik-DanışmanlıkEksperlik
2,63
İŞSİZLİK NEDENLERİ
EMO üyesi mühendisler arasındaki işsizliği ve işten çıkarmaların yoğunlaştığı alanların tespiti kadar mühendislerin işsizliğin nedenlerine ilişkin görüşleri de istihdam politikaları geliştirmek açısından önemli bir veri sunmaktadır. Araştırma kapsamında hem seçenekler sunularak hem de kendi görüşlerini yazmalarına olanak tanıyarak mühendislerden meslek alanlarında yaşanan işsizliğin nedenlerine ilişkin bildirimleri alınmaya çalışılmıştır. Yalnızca bir seçenek işaretleme kısıtlaması da getirilmemiştir. İşsiz ve çalışan mühendislerin işsizliğin nedenlerine ilişkin bildirimleri önce ayrı ayrı sonra toplu olarak değerlendirilmiştir.
Araştırmada işsizliğin nedenlerine ilişkin sunulan 6 seçenek şöyledir:
• Yetersiz eğitim sistemi • Mezun sayısının fazlalığı • Türkiye’nin elektrik-elektronik alanında geri kalması • Mevcut ekonomik kriz ortamı • Askerlik, deneyim gibi ağır işe alma koşulları-istihdam alanı azlığı ve işyeri sayısının yetersizliği • Yabancı mühendis istihdamı
Eklemeler bölümünde ankete katılanların ortaklaştığı bir nokta olarak tespit edilen “Ayrımcılık ve kayırmacılık” da ayrı bir başlıkta 7. seçenek olarak dikkate alınmıştır.
Yazılı olarak görüş bildirimleri tek tek değerlendirilmiş; eğer ilgili seçenek varsa o kapsama alınmış, yoksa diğer seçeneğinde bırakılmıştır.
İşsiz mühendislerden; işsizliğin nedenlerine ilişkin olarak toplamda 1818 bildirim alınmıştır. Bu soruya verilen yanıtlar Tablo 1’de toplulaştırılmıştır. En büyük yoğunlaşma “Askerlik, deneyim gibi ağır işe alma koşulları, istihdam alanı azlığı, çalışma koşulları” başlıklarını kapsayan işe başlama şartları ve çalışma ortamına ilişkin seçenekte olmuştur. İşsiz mühendisler gençlerin yoğunluğuna paralel olarak bu seçeneği işsizliğin nedeni olarak birinci sıraya yerleştirmişlerdir. Ancak burada dikkat çeken nokta, ikinci sırada işaretlenen “mezun sayısının fazlalığı” seçeneği ile “işe alım ve çalışma koşullarına” ilişkin seçenek arasında çok küçük bir farklılık olmasıdır. İşe alım ve çalışma koşullarına ilişkin oldukça geniş kapsamlı bir seçenek sunulmuş olmasına karşın “mezun sayısı fazlalığı” 399 işaretlemeyle bu seçenekten yalnızca 4 farkla geride kalmıştır. Üstelik işsizliğin nedenleri sıralamasında yine eğitimle ilgili bir seçenek olarak sunulmuş olan “yetersiz eğitim sistemi” üçüncü sırada yer almıştır.
Ardından 301 bildirimle “Türkiye’nin elektrik-elektronik alanında geri kalması”, 255 bildirimle “Mevcut ekonomik kriz ortamı”, 102 bildirimle “Yabancı mühendis istihdamı” gelmektedir. Anket kapsamında ayrı bir seçenek olarak sunulmamış olmakla birlikte yazılı olarak bildirim yapanların yoğunluk oluşturması nedeniyle “Ayrımcılık ve kayırma” olarak ayrıca açılan başlık kapsamında 28 bildirim alınmıştır. Tüm bu seçeneklerin dışında kalan işsizlik nedenlerine ilişkin de diğer başlığı altında 17 bildirim yapılmıştır.
İşsiz mühendislerin işsizliğin nedenlerine ilişkin bildirimleri unvanlarına göre Tablo 2’de değerlendirilmiştir. İşsiz mühendisler içinde sayısal fazlalığı nedeniyle elektrik-elektronik mühendislerinde işsizliğin nedenlerine ilişkin
sıralama değişmemektedir. Ancak elektrik mühendislerinde “ekonomik kriz ortamı” işsizliğin nedeni olarak ilk sırada yer almaktadır. Elektrik mühendislerinin yaptığı bu saptama araştırma kapsamındaki verilerle de uyumluluk göstermektedir. Özellikle elektrik alanında çalışırken işsiz kalan mühendislerin tüm işsizler içinde yüzde 40’lık paya sahip olduğu tespiti ile işsizliğin nedenine ilişkin ekonomik kriz seçeneği arasında bağlantı olduğu anlaşılmaktadır. Elektrik alanı özelleştirme ve piyasalaştırma süreciyle birlikte güvenceli çalışma koşullarını büyük ölçüde kaybetmiş olup; taşeronlaşmanın arttığı bir alan haline gelmiştir. Bu sürecin elektrik alanında iş kaybına yol açtığı belirtilebilir. Diğer yandan elektrik alanının kar edilebilecek cazip bir alan olarak görülmesi ve bu alana yönelim oluşması mühendis istihdamını artırıcı bir etki yaratsa da bu etkinin artık tersine döndüğünden söz etmek mümkündür. 2016 yılından itibaren elektrik alanında gündeme getirilen kurulu güçteki arz fazlalığı ve yatırımların geri çekilmesi sorunları ile bu alana genel ekonomik sorunların yansıması da istihdam üzerinde olumsuz bir etki yaratmıştır.
Elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinde ise “Türkiye’nin elektrik-elektronik alanında geri kalması”, işsizliğin nedeni olarak ilk sırayı almaktadır. Elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin bu saptaması da kendi iş alanlarındaki büyüyen soruna işaret etmektedir. Özellikle iletişim, bilişim alanında Türkiye’nin teknolojik olarak geri kalması bu alanda çalışan mühendisleri daha çok pazarlamacı konumuna itmektedir. Türkiye’nin bu alanda ilerleme umutları ise Türk Telekom’un özelleştirilmesi, cep telefonu şirketlerinin de yabancılaşmasıyla birlikte sönümlenmiştir. 4.5N gibi yeni teknolojik adımlarda da yerli teknoloji kullanımı zorunluluğu gibi uygulamada sonuç alınamayan sözde ya da kağıt üzerinde kalan kararlar da, bu umutsuzluğu derinleştirmektedir.
İşsizliğin nedenlerine ilişkin sıralamada ikincilik; elektrik mühendislerince “mezun sayısı fazlalığına”, elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerince “işe alım koşulları, istihdam alanı azlığı ve çalışma koşulları” seçeneğine verilmiştir. Elektrik mühendisleri işsizliğin nedenleri olarak üçüncü sırada “Türkiye’nin elektrik-elektronik alanında geri kalması” seçeneğini işaretlemişlerdir. Elektronik ile
Tablo 1: İşsiz Mühendislerin Mesleki Alanlarındaki İşsizliğin Nedenlerine İlişkin Görüşlerinin Sayısal ve Oransal Dağılımları
İşsizliğin Nedenleri
Askerlik, Deneyim Gibi Ağır
İşe Alım Koşulları-İstihdam Alanı Azlığı ve İşyeri Sayısının
Yetersizliği, Çalışma Koşulları
2 Mezun Sayısının Fazlalığı
3 Yetersiz Eğitim Sistemi
Türkiye’nin Elektrik-Elektronik Alanında Geri Kalması
5 Mevcut Ekonomik Kriz Ortamı
6 Yabancı Mühendis İstihdamı
7 Ayrımcılık ve Kayırma
22,17
399 313
255 102
28 17 1818
21,95 17,22
16,56
14,03 5,61 1,54 0,94 100
elektronik ve haberleşme mühendislerinin üçüncü sırada işsizlik nedenine ilişkin bildirimleri “yetersiz eğitim sistemi” seçeneğinde yoğunlaşmıştır.
Biyomedikal mühendislerinden alınabilen 4 işsizlik nedenine ilişkin bildirimin 4’ü de “askerlik, deneyim gibi ağır işe alım koşulları-istihdam alanı azlığı ve işyeri sayısının yetersizliği, çalışma koşulları” seçeneği olmuştur.
Çalışan mühendislerin mesleki alanlarındaki işsizliğe ilişkin görüşleri de Tablo 3’de değerlendirilmiştir. İşsiz mühendislerde olduğu gibi çalışan mühendislerde de “Ayrımcılık ve kayırma” başlığı altında toplanabilecek bildirimler yapıldığı görülmüştür. Bu nedenle seçeneklerde yer almamasına karşın bu bildirimler yine ayrı bir başlık altında toplanmıştır. Çalışan mühendislerden işsizlik olmadığını savunanların varlığı da dikkat çekici bulunmuş ve ayrı bir başlık açılmıştır. Çalışan mühendisler işsizliğin nedenlerine ilişkin olarak 7 bin 683 bildirimde bulunmuşlardır.
Tabloya bakıldığında işsizliğin nedenleri arasında 7 bin 683 işaretlemeden 1763’ünü alan “Mezun sayısı fazlalığı” ilk sıraya yerleşmiştir. Diğer seçeneği kapsamında da mezun sayısı fazlalığıyla ilişkili olabilecek bazı bildirimler dikkat çekmektedir. Bu çerçevede teknik eğitim alan insanlara da mühendis olma yolunun açılması, yabancı dil bilgisi yetersizliği gibi konuların gündeme getirildiği görülmektedir.
İkinci sırada 1730 işaretleme ile “Yetersiz eğitim sistemi” işsizliğin nedeni olarak gösterilmiştir. Hem mezun sayısının fazlalığı hem de yetersiz eğitim sistemi seçenekleri mühendislik eğitimi ve mühendislik istihdam planlamasına ilişkin sıkıntının büyüklüğünü ortaya koymaktadır.
İşsizliğin nedenleri arasında 1442 işaretleme ile “Türkiye’nin elektrik-elektronik alanında geri kalması” üçüncü sırada gelmektedir.
İşsiz mühendislerin ilk sırada yer verdikleri “Askerlik, deneyim gibi ağır işe alım koşulları, istihdam alanı azlığı ve işyeri sayısının yetersizliği” başlığı altında sunulan seçenek çalışanlar tarafından 1260 işaretleme ile dördüncü sırada neden olarak görülmektedir. Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik koşullara ilişkin değerlendirmenin yapıldığı “Mevcut ekonomik kriz ortamı” 1051 işaretlemeyle beşinci sırada yer almaktadır. Mühendisler 307 işaretleme ile yabancı mühendis istihdamını çok sınırlı olmakla birlikte işsizliğin nedenleri arasında görmüşler, 22 mühendis seçenekler arasında yer almamasına karşın işe alımlarında yaşanan ayrımcılığa dikkat çekmiştir.
Sunulan seçenekler arasında yer almayan işsizlik nedenlerine ilişkin görüşler diğer başlığı altında 96 bildirimde toplanmıştır. Bu seçenekte “iş beğenmeme”, “genç mühendislerin masa başı iş yapıp yüksek ücret talep etmeleri”, “yeterli donanım ve bilgiye sahip olmamasına karşın iyi koşullarda iş aranması” gibi görüşler dikkat çekmiştir. Bunlara ek olarak 12 bildirimde de işsizlik olmadığı görüşü ileri sürülmüştür.
Çalışan mühendislerin unvanlarına göre işsizliğin nedenlerine ilişkin bildirimlerine ayrıca bakmak üzere Tablo 4 oluşturulmuştur. Çalışan mühendislerin mesleki alanlarındaki işsizliğin nedenlerine ilişkin sıralaması elektrik-elektronik mühendislerinde de aynı olmuştur.
Elektrik mühendislerinde sıralama değişmiştir. Çalışan elektrik mühendislerinde işsizliğin nedeni olarak “yetersiz eğitim sistemi” seçeneği “mezun sayısı fazlalığı” ile yer değiştirerek ilk sıraya yerleşmiştir. Mezun sayısı fazlalığından sonra üçüncü sırayı genel sıralamadaki gibi “Türkiye’nin elektrik-elektronik alanında geri kalması” seçeneği almıştır. İşe giriş ve çalışma koşullarına ilişkin seçenek elektrik mühendislerince beşinci sıraya ötelenirken, dördüncü sıraya “mevcut ekonomik kriz ortamı” çekilmiştir.
Tablo 2: Unvanlara Göre İşsiz Mühendislerin Mesleki Alanlarındaki İşsizliğin Nedenlerine İlişkin Görüşlerinin Sayısal Dağılımı
Askerlik, Deneyim Gibi Ağır İşe Alım Koşulları-İstihdam Alanı Azlığı ve İşyeri Sayısının Yetersizliği, Çalışma Koşulları Mezun Sayısının Fazlalığı Yetersiz Eğitim Sistemi Türkiye’nin Elektrik-Elektronik Alanında Geri Kalması Mevcut Ekonomik Kriz Ortamı Yabancı Mühendis İstihdamı Ayrımcılık ve Kayırma Diğer Toplam
272 195 171 126
65 14 11 1130
93 83 87 97 24
9 3 478
34 35 43 32 13
5 3 206
0 0 0 4 0 0 0 4
Tablo 3: Çalışan Mühendislerin Mesleki Alanlarındaki İşsizliğe İlişkin Görüşleri
İşsizliğin Nedenleri 1 Mezun Sayısının Fazlalığı 2 Yetersiz Eğitim Sistemi 3 Türkiye’nin Elektrik-Elektronik Alanında Geri Kalması 4 Askerlik, Deneyim Gibi Ağır İşe Alım Koşulları-İstihdam Alanı Azlığı ve İşyeri Sayısının Yetersizliği 5 Mevcut Ekonomik Kriz Ortamı 6 Yabancı Mühendis İstihdamı 7 Ayrımcılık ve Kayırma 8 Diğer 9 İşsizlik Yok
Sayı 1763 1730 1442 1260 1051
307 22 96 12
Oran (%) 22,95 22,52 18,77 16,40 13,68 4,00 0,29 1,25 0,16
Çalışan ile işsiz elektrik mühendislerinin işsizliğinin nedenlerine ilişkin sıralaması da değişiklik göstermektedir. İşsiz elektrik mühendislerinin birinci sırada gördüğü ekonomik kriz ortamı seçeneği, çalışan elektrik mühendislerince ancak dördüncü sıraya yerleştirilmiştir. Yine de çalışan mühendisler içinde elektrik mühendisleri ekonomik kriz ortamı seçeneğine diğer unvanlara göre daha öncelik vermişlerdir.
Elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisleri, çalışan ya da işsiz olması fark etmeksizin işsizliğin nedeni olarak ilk sırada “Türkiye’nin elektrik-elektronik alanında geri kalması”nı görmektedirler. İşsizliğin ikinci nedeni olarak “yetersiz eğitim sistemi” seçeneğini işaretleyen çalışan elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisleri üçüncü sıraya da mezun sayısı fazlalığını yerleştirmişlerdir. İşsiz elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin ikinci sırada işaretledikleri “işe alım ve çalışma koşulları” seçeneği aynı unvanlı çalışan mühendislerde dördüncü sıraya gerilemiştir.
Çalışan biyomedikal mühendisleri toplam 18 bildirimin 5’inde Türkiye’nin elektrik- elektronik alanında geri kalmasını işsizliğin nedeni olarak göstermiştir. “İşe alım ve çalışma koşulları”, “yetersiz eğitim sistemi”, “yabancı mühendis istihdamı” 3’er bildirim alırken, “mezun sayısının fazlalığı” ile “mevcut ekonomik kriz ortamı” seçeneğine 2’şer bildirim yapılmıştır.
İşsiz mühendislerin yaptığı 1818 bildirim ile çalışan mühendislerin yaptığı 7 bin 683 bildirim toplulaştırılarak mühendislerin işsizliğin nedenlerine ilişkin değerlendirmeleri Tablo 5’te yer almaktadır. Toplam 9 bin 501 bildirim üzerinden işsizliğin nedenlerine ilişkin görüşler sıralandığında; en yoğun bildirimin alındığı “Mezun sayısının fazlalığı” ilk sıraya yerleşmiştir. Mühendisler işsizliğin nedeni olarak ikinci sırada “yetersiz eğitim sistemi” seçeneğini göstermektedirler. İşsizliğin nedenlerinde üçüncü sırayı “Türkiye’nin elektrik-elektronik alanında geri kalması”, dördüncü sırayı da “askerlik, deneyim gibi ağır işe alım koşulları-istihdam alanı azlığı ve işyeri sayısı yetersizliği” oluşturmuştur. Beşinci sırada “ekonomik kriz ortamı”, altıncı sırada “yabancı mühendis istihdamı” yer almıştır.
Toplam 9 bin 501 bildirim üzerinden işsizliğin nedenlerine ilişkin görüşler sıralandığında; en yoğun bildirimin alındığı “Mezun sayısının fazlalığı” ilk sıraya yerleşmiştir.
Tablo 4: Unvanlara Göre Çalışan Mühendislerin Mesleki Alanlarındaki İşsizliğe İlişkin Görüşlerinin Sayısal Dağılımı
Yetersiz Eğitim Sistemi Mezun Sayısının Fazlalığı Türkiye’nin Elektrik-Elektronik Alanında Geri Kalması Mevcut Ekonomik Kriz Ortamı Askerlik, Deneyim Gibi Ağır İşe Alım Koşulları-İstihdam Alanı Azlığı ve İşyeri Sayısının Yetersizliği Yabancı Mühendis İstihdamı Ayrımcılık ve Kayırma Diğer İşsizlik Yok Toplam
945 1074
826 540
187 11 36 5
587 527 411 388
88 9
47 7
Mühendisi 195 160 200 121
29 2
13 0
3 2 5 2
3 0 0 0 18
Tablo 5: Mühendislerin İşsizlik Nedenlerine İlişkin Görüşlerinin Sayısal Dağılımı (Toplulaştırılmış)
Mezun Sayısının Fazlalığı Yetersiz Eğitim Sistemi Türkiye’nin Elektrik-Elektronik Alanında Geri Kalması Askerlik, Deneyim Gibi Ağır İşe Alım Koşullarıİstihdam Alanı Azlığı ve İşyeri Sayısının Yetersizliği Mevcut Ekonomik Kriz Ortamı Yabancı Mühendis İstihdamı Diğer Ayrımcılık ve Kayırma İşsizlik Yok Toplam
1346 1140
666 252
47 25
5 5518
620 670 498
2 3
2162 2043 1743
1663 1306
409 113
50 12 9501
TARİHLERİ
Öncesi 1955-1964 1965-1974 1975-1984 Sonrası TOPLAM
ELEKTRİK-ELEKTRONİK MÜHENDİSİ
1004 do1s862
ELEKTRİK MÜHENDİSİ ELEKTRONİK+ELEKTRONİK ve
188 ELE2K68TRİK M19Ü7 HEND21İ0SLİĞİ223 1086
BİYOMEDİKAL MÜHENDİSİ
929 1323 3333
EMO ÜYESİ MÜHENDİSLERİN Tablo 1’de çalışan mühendislerin unvan ve yaş gruplarına göre sayısal dağılımı yer almaktadır. Çalışan mühendisler içinde en büyük kitleyi 1862 kişi ile elektrik-elektronik İSTİHDAMINA BAKIŞ mühendisleri oluşturmaktadır. Ardından 1086 kişi ile elektrik mühendisleri gelmekte, elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisi olarak çalışan sayısı 378’de, biyomedikal mühendisi olarak çalışan sayısı ise 7’de kalmaktadır. Bu verilere göre oluşturulan Grafik 1’de EMO üyeleri arasındaki istihdamın unvanlara göre dağılımı oransal olarak görülmektedir.
İstihdam ve işsizlik sorununa yalnızca işsiz sayısı ya da istihdam olanağı açısından bakmak yeterli değildir. İstihdamın hangi koşullarda sağlandığı, istihdam içindeki mühendislerin başka iş arayışları da değerlendirilmesi gereken konu başlıkları olarak öne çıkmaktadır.
Öncelikle istihdamın durumuna bakmak üzere araştırma
kapsamında anketimizi yanıtlayan, ancak işgücü arzı dışında
kaldığı tespit edilen 75 kişi dışarıda tutulduğunda kalan 4
bin 103 kişilik işgücü arzı üzerinden istihdam oranı hesap-
Yaş grupları itibarıyla da aynı işsiz mühendislerde olduğu gibi çalışanların e
lanmıştır. Araştırmada 3 bin 333 mühendisin çalışmakta büyük kesimini 1323 kişi ile 31 yaşında ve daha genç olan mühendisler oluşturmaktadır
olduğu tespit edilmiştir. Buna göre EMO üyeleri arasında İkinci sırada 929 mühendis ile 32-41 yaş arasındaki mühendisler gelmektedir. Üçüncü sırad
istihdam oranı yüzde 81.23’tür.
489 mühendis ile 42-51 yaş, dördüncü sırada 379 mühendis ile 52-61 yaş, son sırada da 21 mühendis ile 62 yaş üzeri mühendisler yer almaktadır. Grafik 2’de çalışan mühendislerin ya
Tablo 1’de çalışan mühendislerin unvan ve yaş gruplarına gruplarına göre oransal dağılımı görülmektedir.
göre sayısal dağılımı yer almaktadır. Çalışan mühendisler
içinde en büyük kitleyi 1862 kişi ile elektrik-elektronik mühendisleri oluşturmaktadır. Ardından 1086 kişi ile elektrik mühendisleri gelmekte, elektronik ile elektronik ve haber-
Grafik 1: EMO Üyelerinde İstihdamın Unvanlara Göre Oransal Dağılımı-%
leşme mühendisi olarak çalışan sayısı 378’de, biyomedikal
mühendisi olarak çalışan sayısı ise 7’de kalmaktadır. Bu
verilere göre oluşturulan Grafik 1’de EMO üyeleri arasındaki istihdamın unvanlara göre dağılımı oransal olarak
görülmektedir.
Yaş grupları itibarıyla da aynı işsiz mühendislerde olduğu
gibi çalışanların en büyük kesimini 1323 kişi ile 31 yaşında
ve daha genç olan mühendisler oluşturmaktadır. İkinci
sırada 929 mühendis ile 32-41 yaş arasındaki mühendisler
gelmektedir. Üçüncü sırada 489 mühendis ile 42-51 yaş,
dördüncü sırada 379 mühendis ile 52-61 yaş, son sırada da
GUrnavfaink 2v:eÇyaalşışagnruMplüarhıennı ddiisklekraitne DaloağraukmdTaharaihalyerıinnteılıGoölraeraOkraçnaslıaşlanların oransa
213 mühendis ile 62 yaş üzeri mühendisler yer almaktadır. dağılımDı adğaılıTmaıb-%lo 2’de yer almaktadır. Bu tablodan çapraz gruplamalara bakıldığında e
Grafik 2’de çalışan mühendislerin yaş gruplarına göre oransal dağılımı görülmektedir.
Unvan ve yaş gruplarını dikkate alarak daha ayrıntılı olarak
büyük kesimi yüzde 30.12 oranıyla 31 yaşında ve daha genç olan 1004 elektrik-elektroni
mühenBdiusi toalubşltourdmaanktçadaıpr.rYazinegreulepktlraikm-ealelaktrraonbikakmıüldheığndınisldearinednenb3ü2y-4ü1kyaş aralığınd
yoçaelulrışşataulnar1knlmae0r6aıs0k1nit04amndmeeırirüe.lydheBüeekuynztsddireiksieiykyag3-rürı0euzspd.ıln1eeoı2k1kkt8oaar.prd3osaaanornmribaıkaünykyıltyamüalkda3ıübr1ik.ihriyneçaconşiğdısunıirnsdalduiaağouveelnouldbuşüşattyhuuürarkmmgçaaekaltnıkaşdçatınarodmklaiıü,rnhy. eünzddies
grubun 48.42 il
çalışanların oransal dağılımı da Tablo 2’de yer almaktadır.
Yine elektrik-elektronik mühendislerinden 32-41 yaş
TABLO 2- ÇALIŞAN MÜHENDİSLERİN UNVAN VE DOĞUM TARİHİNE GÖRE DAĞILIMI (%)
1954 ve
1955- 1965- 1975-
Tablo 1: Çalışan Mühendislerin Unvan ve Doğum Tarihine Göre SayısaUlNDVaAğNıLlıAmRı/DOĞUM TARİHLERİ
1Ö9n5c4evMEseLiÜEKHTERNİ1KD9İMS5İ5Ü-H1E9N6D4İSİ 1965-1974
Öncesi
1964 1974 1984
1975-01,9188 4 5,64
11,99855 ve S8,o0n4 rası
5,31Topl1a8m,30
Sonrası
30,12 6,69
Elektrik-Elektronik Mühendisi Elektrik Mühendisi
6ELEKTRONİK+E6L5EKTRONİK ve177
188BİYOMEDİKA2L6M8ÜHENDİSİ 197
0 10806,03
19TOPLAM 46
160,839 11,37 90 14,67 37278,87
En Yüksek İstihdam Oranı Elektrik Mühendisliğinde
213 Tablo3793’te unvan 4v8e9 yaş grupl9a2r9ının her b1i3ri23için istihd3a3m33 oranları ayrı ayr
görülmektedir. Buna göre en yüksek istihdam oranı yüzde 83.09 ile elektri
Tablo
2:
Çalışan
Mühendislerin
Unvan
Doğum
Tarihine
Dağmhılaıümbheıe-rn%ledşimsleerimndüehdeinrd. isElelerkintrdiek-ieslteikhtdraomnikormanüıheynüdzdiseler8i0.v3e3
elektronik ile elektronik v ve yüzde 80.60 ile yaklaşı
1954 ovlearak Öncesi
a1y9n5ı5d-1ü9z6e4yded1ir9.65-1974
5,31
18,30
30,12
55,87
5,64
6,69
32,58
11,34
0,03
0,21
6,39
11,37
14,67
27,87
karşılaşılmaktadır. En düşük istihdam oranı işsizlik verilerinde de görüldüğü gibi yüzde
73.09 ile 31 yaşında ve daha genç mühendislerde ortaya çıkmaktadır. Yani 31 yaşında ve daha genç mühendisler; sayısal olarak çalışanların en büyük bölümü olmasına karşın oransal olarak istihdamın en düşük olduğu kesimdir. Bu sonuç bu yaş grubunda işgücü
arzına dahil olan mühendis sayısının fazlalığına da işaret etmektedir.
Unvan ve yaş çakıştırmasıyla oluşturulan gruplara bakıldığında en yüksek istihdam
oranının yüzde 95.02 ile 32-41 yaş grubundaki elektrik mühendislerinde olduğu
aralığında yer alan 610 mühendis yüzde 18.3 oranbıeylilralenmiştirÇ. EalnışdaünşüMk üishtiehndadmisloerranİşı lieseriynüdzedne 6M7.e67minleu3n1 myauşı?nda ve daha genç olan
ikinci sırada en büyük çalışan mühendis grubunu oelluekş-tronik iÇlealeışleakntr3onbiikn 3v3e3 hmaübehrelneşdmiseinm2übhiennd8i0s’lierişininddedenir.mBeumnduunrum elektronik
turmaktadır. Bu iki grup o kadar büyük bir çoğunlmuüğhuendisleroi ldileuğeulenkutrobneiykanveethmabişetrilre.şmBeunmaükhaernşdıilsıkler1i2i3ç9inmyeüthereinndceisistihdam alanı
oluşturmaktadır ki, yüzde yarısını kapsamaktadır.
48.42
ile
çalışanların
neredeuoaelzlnyeulvskışğaettınruoırynduliaaklamdmvieeksyiazşküodhuiarznıantğudbedıoyeeneluraaın6lnlen2ıbşnlm.aoma4drşçe1ııeğım’ktbıiemnnırnrdgciüanuaiöhhknsiemtşienşeiotdlnrtıelişigmdktstemileınsearneiri.ddilmeGıiidsğrrütie.rıinnşahmÖüfdınyinazkbaümeuilll3nlenldi’ıbektzioiterlclmleiiadrrçe.ukbakeeğullıneuyşkuea,, tnryn1rivüon4amnzenidmküleealhüre3mlehka7ntüe.r1mhdnik7eide-sn’zeisldsuleieinnrsbkiiitunnoryolaannikldaarmınüyhasleannyıdızsicasali
En Yüksek İstihdam Oranı Elektrik
memnun olmadığı görülmektedir.
Mühendisliğinde
TABTLOab3l-oE4M’dOeÜ“YİEşLiEnRiİzNdİNenUmNVeAmNnVuEnYmAŞuLAsuRAnuGzÖ”RsEoİSrTuİsHuDnAaMveOrRilAeNnLARI (%)
Tablo 3’te unvan ve yaş gruplarının her biri için istihdamUNVANLyAaRn/DıtOlaĞrUuMnvanlar19b5a4zvıenda ele alınmaktadır. Çalıştığı işte1n985 ve
oranları ayrı ayrı görülmektedir. Buna göre en yüksek is- TARmİHeLmERnİ un olanlarıÖnn1c1e0si1’i 1e9le5k5t-1ri9k6-4ele1k9t6r5o-1n9ik74, 72169’7s5ı-e1l9e8k4trikS,onrası TOPLAM
tEihledkatmriko-erlaenkıtryoünzidkem8ü3h.0e9nidleisleelreikvterieklemktürhonenikdiilseleerleinkdtreoMEdLnÜEiirKkH.TERNİKD-İESLİE2MK4Te8RmO’iNenİluKenktorolmniakyialne 7e15l2e,03k09tromnüikh6ve5en,0hd0iasbinerlieseş9m07,75e73m’üüheelen9k3dt,ir4si2kid-ier-. 73,72
80,3
ve ve
haberleşme mühendislerinde istihdam oranı yüzde yüzde 80.60 ile yaklaşık olarak aynı düzeydedir.
80EEHLL.A3EEBKK3ETTRRRLİOEKNŞMMİKÜE+hlHEeMaLEkEbNÜtKerDHTorİERlSnNeOİişDkNmİ,İSK3İev5me6’üsıheeln87ed82k,,it06sr11iidki,r1. 2887’i33,,e07l25ektron89ik08,,43il76e
elekt9r5o,n0i2k
90,00
72,64 67,67
83,0 80,6
Yaş grupları itibarıyla istihdam oranlarına bakıldığındaBİiYsOeMEDİKAİLşMinÜdHeEnNDmİSeİ mnun olanların ve olmayanların unv1a0n0,l0a0rına 75,00 77,7
32-41 yaş grubunda yüzde 93.37, 42-51 yaş grubunda yüTzOdPeLAM bakmak üzere Gra7fi8k,341-A ve 7G8,r4a7fik 4-B90o,0lu6şturul9m3,u3ş7tur. 73,09 81,2
90.06 ile en yüksek istihdam oranıyla karşılaşılmaktadır. En
İşinden memnuniyet bildirenlerin yüzde 52.93’ü, memnun
düşük istihdam oranı işsizlik verilerinde de görüldüğü gibi ÇalışaonlmMaüyahnelnadriısnleirseİşylüerzidnede6n0.M77e’msineulenkmtruik?-elektronik mühenyüzde 73.09 ile 31 yaşında ve daha genç mühendislerde orta- Çalışadnis3idbiirn. M33e3mmnüuhneniydeistinbi2ldbiirnen8l0e’riinişinyüdezndem3em4.n9u’un oelldeukğturinku, beyan etmiştir.
ya çıkmaktadır. Yani 31 yaşında ve daha genç mühendiBsluenra; karşılıkyü12z3d9em1ü1h.e9n2d’issiişeilnedketnromneimkniulne oelmleakdtırğoınnıikbilvdeirihrkaebne, r1l4eşmmüheendis bu soruyu sayısal olarak çalışanların en büyük bölümü olmasına kabroşşınbırakmışmtırü. hGernadfiiskid3i’rt.e Mçaelmışannunmüohlmenadyiasnlelrairnınyüiszedeyü6z2d.4e1’2in8i.n73i’şüinden memnun oransal olarak istihdamın en düşük olduğu kesimdiro. ldBuuğu, yüzdeele3k7t.r1i7k’,siynüinzdmee1m0n.3u3n’üolemleakdtığroı ngöikrüillme eekletkedtriro.nik ve habersonuç bu yaş grubunda işgücü arzına dahil olan mühendis
leşme mühendisidir.
sayısının fazlalığına da işaret etmektedir.
Unvan ve yaş çakıştırmasıyla oluşturulan gruplara bakıldığında en yüksek istihdam oranının yüzde 95.02 ile 32-41 yaş grubundaki elektrik mühendislerinde olduğu belirlenmiştir. En düşük istihdam oranı ise yüzde 67.67 ile 31 yaşında ve daha genç olan elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerindedir. Bu durum elektronik mühendisleri ile elektronik ve haberleşme mühendisleri için yeterince istihdam alanı oluşturulamadığının açık göstergesidir. Özellikle bu unvanlarla mezun olanların sayısal azlığı da dikkate alındığında işletmelerin yalnızca elektronik mühendisi ya da yalnızca elektronik ve haberleşme mühendisini istihdam etmek yerine elektrik-elektronik mühendisi unvanıyla mezun olanları tercih ettikleri de düşünülebilir.
Grafik 3: Çalışanlar İşlerinden Memnun mu?-%
Tablo 3: EMO Üyelerinin Unvan ve Yaşlara Göre İstihdam Oranları-%
75,00
78,01
82,61
78,31
65,00 83,75 73,02
78,47
90,77 90,37 88,46
90,06
93,42 95,02 90,00 100,00 93,37
73,72 72,64 67,67 75,00 73,09
Toplam 80,33 83,09 80,60 77,78 81,23
Tablo 4: Çalışanlar İşlerinden Memnun mu? (Sayı)
Evet Hayır
Elektrik-Elektronik Mühendisi 1101
2080 1239
Boş Toplam
İşinden en fazla memnuniyet bildiren unvan grubu elektrik mühendisleridir. Elektrik mühendislerinin yüzde 66.8’i işinden memnundur.
ele alınmaktadır. Çalıştığı işten memnun olanların 1101’i elektrik-elektronik, 726’sı elektrik,
248’i elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisidir. Memnun olmayan 1239 mühendisin ise 753’ü elektrik-elektronik, 356’sı elektrik, 128’i elektronik ile elektronik ve
haberleşme mühendisidir.
TABLO 4- ÇALIŞANLAR İŞLERİNDEN MEMNUN MU? (Sayı)
Her bir unvanUinçvinanalyarrı/aYyarınçıtallaışrtıkları işten mEevment un oluHpayır geBnoçşmühTeOnPdLiAslMer, memnun olanların yüzde 32.84’ünü
İoşlminEdaLdeEınkKelTanrRıfİnaKaz-lEbaLamEkKmeTmaRknOuüNnzİieKyreeMt dbÜeilHdGiErrNeanfDikuİSn5İvoalnugştruurb1uu1l0me1luekştturirk.
loaluişştinudr8menakmtaedm1ır8n.6Gu2nenoçlamnlüahrıennddiasleenr
yüzde 32.84’lük oranbüyük kesimidir. Bu
mühEeLnEKdTisRleİKridMirÜ. HEElNekDtrİSikİ mühendislerinin yüz7d2e666.8’i 356 durum4araştırm10a8e6vreni ve ankete katılımda 31 yaş ve altı
işinEdLeEnKmTReOmNnİuKn+dEuLrE.KBTuROorNaİnKevlektronik ile elektronik ve
mühendislerin yoğunluğuyla ilgilidir.
habHerAleBşEmReLEmŞüMhEenMdÜisHleErNinDdİeSyİüzde 66.38 iken, el2e4k8trik-elektBroİYniOkMmEüDhİeKnAdLisMlerÜinHdEeNyDüİzSdİe 59.5’e kadar düşme5ktedir.
128 Tablo 26’ya göre37iş8inden memnun olanların yüzde 30.1’i 2 32-41 0yaş aralığınd7a; yüzde 16.49’u 42-51 yaş aralığında;
ÇalıTşOanPlaLrAınMyaşlarına göre işinden memnuniyet v2e0m8e0mnun 1239 yüzde1413.7’si 5323-6313yaş aralığında, yüzde 6.88’i de 62 yaş ve
olmama arasında bir ilişki olup olmadığına bakmak üzere
üzeridir. İşinden memnun olmayanların yarıdan fazlasını
mekmelemekvmnteruonnnuhinmkab,ouel3saruldomr5lnauelne6ralelşuıar’aoGyTmnmasrnzülkııanrm”yenzbGaaguedlasşöfn1olreloyiermaai1küy5rakfr03ueiülanİtkomt14şrshls4lgiiua6’.ueiekn-ö9zirn’kşnB,rddı’tktaeenduauee1elidnreovs2iosieuşiikresi8rmlliamldetur.nem’nriBişikd3ielrsyukteu.e1tmauerüşn-nlkyilrteznkedauMeulymdşuks,arelaıeim.ğnetkenmynrBımmtdolüuı6orıdutamnozşnn0llevtaaidnvuu.luike7ernaşeinnrrkrdi7lu.niıiao,a1’lnlnderhsleo17aİıareviaşnl.n2nya9emüigel6ennlmva2zeler’adreelne’skaeıyevrskçnımriteiaontnrmrrenvlobnediimlelüknaluememehz-onikna1kkeieıelytş2monoltrmntaerli3ldvidmuoaknkrn9aeiy.şn,ltsauaatrEliunvonerkneır--innyiilekuetnmevblüaeioümiylnhklüdlezuleetziearinşmrdrkoretdieıiunnnnnniridusl7caakeien.in5drdbbiv1io3inaür’rel1i.km.yüm5yhMyaak2aüyaş-eabgz6kvnmred1eulrüeanlapyrzeluaıte3şn5şnırm22mieay-y.üre49üeGa1z3hltmdıyr’eğebaüanüışni,1fdhldiad1ieksram.in7al,re’dl4eeysırnğim-üdisAılze4dienddn2ırurvei-is.rnn5eo.5Ç1n.a5yrl7aaış’şsytüiıakrz6lada2lreığıy2aıinş3ştd.e8van9e;
İŞLERİNDEN Evet
olmMamema hnaulin, soalymısaalyoalnarlaakrı(n68is3e-6y3ü6)zdbierb2i8ri.n7e3y’aükıenleoklmtraik-,
MİsşıEniMnahdaNkebaUnreşNrmılneMe,şmomUrn?aeun(nmsSaaoülylhomı)leaanryadaknislbaiüdrıyinrü.kyüfazrdkelı5lı1k.3o3lu’üşntuüromluakşttuadraırn. Hayır Boş TOPLAM
yüzdHe e1r0b.i3r3ya’üş gerluebkutrboanziınkdialeişienldeekntrmonemiknvune olma ve olmama durumuna ayrıca bakmak üzere hesaplamalar yapılmıştır. Bu hesaplamalara göre Grafik 7 oluşturulmuştur. Veriler
çalışan genç mühendislerin memnuniyetsizliğiyle diğer yaş
Sİ
gruplarındaki memnuniyetsizlik arasında derin bir uçurum
olduğunu göstermektedir. Yani 31 yaşında ve genç mühendislerin yüzde 48.07’si çalıştıkları işten memnuniyetsizlik
5 2080
1239 14
7 3333
Tablo 5: Yaşlara Göre Çalışanların İşinden Memnuniyeti (Sayı)
Yaş/Yanıtlar
ın ve olmayanların unvanlarına bakmak üzere Grafik 4-A ve İşinden memnuniyet bildirenlerin yüzde 52.93’ü, memnun si elektrik-elektronik mühendisidir. Memnuniyet bildirenlerin 1.92’si elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisidir. e 28.73’ü elektrik, yüzde 10.33’ü elektronik ile elektronik ve
1954 ve Öncesi 1955-1964 1965-1974 1975-1984 1985 ve sonrası
4 1323
Grafik 4-A: Dağılımı-%
İHşinedrenbMiremunnuvnanOlainçÇinalışaaynrlaırıanyOrrıançsaallıştıkları
işten
mTeomplnamun
olup
olmadık2l0a8r0ına
b1a2k39mak
üzere de Grafik 5 oluşturulmuştur. İşinden en fazla memnuniyet bildiren unvan grubu
elektrik mühendisleridir. Elektrik mühendislerinin yüzde 66.8’i işinden memnundur. Bu
oran elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinde yüzde 66.38 iken, elektrikelektronik mühendislerinde yüzde 59.5’e kadar düşmektedir.
OGrraanfiskal6D-Aağ:ıİlşıminıHd-e%enrMbeimr nyuanşOglarnubÇualıbşaanzlaırnındYaaişşlairnadGeönrememnun olma üzere hesaplamalar yapılmıştır. Bu hesaplamalara göre
ı ayrı çalıştıkDGlarağarıfıliıkmiş4ı--t%eBn: İşmindeemn nMuenmnoulnuOplmoalymanaÇdaılkışlaanrlaınrına Obraanksmal ak uştur. İşinden en fazla memnuniyet bildiren unvan grubu ktrik mühendislerinin yüzde 66.8’i işinden memnundur. Bu ve haberleşme mühendislerinde yüzde 66.38 iken, elektrikde 59.5’e kadar düşmektedir.
çalışan genç mühendislerin memnuniyetsizliği memnuniyetsizlik arasında derin bir uçurum olduğun ve genç mühendislerin yüzde 48.07’si çalıştıkları iş diğer yaş gruplarının hiçbirinde bu oran yüzde 33’e grubu için ayrı ayrı bakıldığında işinden en çok memnu 52-61 yaş aralığı olduğu görülmektedir. Bu yaş gru
75.2’ye çıkarken, 42-51 yaş grubunda da memnuniyet
olduğu görülmektedir. Genç mühendislerden sonra en
grupları ise yüzde 32.39 ile 62 yaş ve üzeri mühendisler;
mühendisler olmuştur.
Çalışanların yaşlarına göre işinden memnuniyet ve memnun olmama arasında bir ilişki oGlruapfioklm6GBa’arddzaaııfnğiidkışnai5naO:drÇbeaaannlksışammal nDealmkaarğınüıünluzızmİenşertı-reoe%enldaMnehlHeeaTmsreaıanrnbupblnvloaiieyrme5otylaDoamllşuauarrşgyutmaruyunruaulbnapluurmıınlnbmuHaşyıetzaşurıştrUnıl.ardn.BrvaaauBnigşvuöiernrehdileoesrrnaaünpmGOzslaeaerrlramamindfnisaankdağlluea6ıDnn-lrıBaamoğo:lılİllugıaşmmşiörntııarudn-e%reavuneyGlMaenorrelmamfniuaknmO7almdoaulyuraunştmÇuaruluınşlaamnlauayrşırntıuYcraa.şlbaVraaekGrmiölraeekr İvg6şö3eir6rniü)ldmlebminişre2tbkmi0r1it.re7eimdTEneiennrm.uymBnmauukezoım•lnkmSenaoasuyilyımmn-a4mçvi6ndayae1sleeelaıtımnrisgşşiaıaeiznnnnnkudyçkaneüerniszmşyidıgmmneüeet,enhs5omi3çe1zr1nn.la3idunk3yins’amsaüalşolnerıülnraoümhdilsnaeaoıanrnluavdydvkeşüaeitsuozbldldrdeümearaeyrnihaünima4nkg8eabgfn.a0ehiçmrrn7akmç’luelsiı,mçüilmısuhknaçüreyaunuohılnldsemıuaşniişsytldtlıoeeokuilstrlrldsla,ameiurrmzraağlıkiekuoğmitln(işaay6ntudre8luaıen3rgnk-.ömstdeeirmğmenreukntieyydeaitrşs.izYliagknriub3pil1ldayirraıinşrdıknaedkn3ai,5
HeErLbEirKyTaRş İgKruMbuÜbHazEınNdDa İişSiLndİĞenİ memnun olma ve olmama durumuna ayrıca bakmak üzere hesaplamalar yapılmıştır. Bu hesaplamalara göre Grafik 7 oluşturulmuştur. Veriler
çalışan genç mühendislerin memnuniyetsizliğiyle diğer yaş gruplarındaki
memnuniyetsizlik arasında derin bir uçurum olduğunu göstermektedir. Yani 31 yaşında
ve gençbimldüirhireknednis,ldeirğineryyüaşzdgeru4p8l.a0r7ın’sıinçhailçıbştiırkinladreı bişuteonramn eymüzndueniyetsizliişkinbdeilndimrirekmen,un olan çalışanların nedenlerinin toplandığı
diğer y3a3ş’egrbuiplelaurılnaşınmhamiçbakirtianddıer. bHueorrbainr yyaüşzdgeru3b3u’eiçbinileayurlıaşamyraı maktadtaırb.loHdear dbiikrkyaatşe alınmamıştır.
57oggrrl52duu-.2upb6’ğlu1yaureiıyçgyb5ggaiiüç1rransöşıuukkekyrbbsıaüaaayleyuşdulrrümkkranıngzığeleodrduınıağkulnean,dyıtbdemr3u45uıdao22ğ2einlb.i-rud3m-şd5.a6ui9gk1annG1ğıöiddluulyredyeeanünaıanğ6gmşiçlşymı2öenegeamrndteyürrmuakabaüçlmbşlnthoiıielueğkuşdvedninıkeninmidrdtroidüieaiy.emlesdzedGmlneidteiurraerb.ynieğdnüinumuemlBçzdnnçüudegmiiorhmyeösikeeüymor7nntüahn5mudbişrle.nnmia2iensilig’mdlyndyeeereienikurnyrts;üuitbçlmeybneuçızkdüiorindilyadzikddeyrerdeiaa.kt7renmpiBe0bmm3anse.uin11olim,edn4.n4yym8iin’aa2rrn6luineaşş-mnuiyliniüeyizeyy3dtae2septi-za47bi5İlbn1liş08iiakilş.yy1knd1kaa’bıid4iişşrlinn’edillmadgniıenrbğiriarmuiıy(lelnbıyyüdneğudüükimınrnazzsyiuedd,dnamnkaeşeuişln2einr9oi.dl9aTe3nn)açbçamlaloıleşış6ammn’dnlaaaurknıtonoşpomullulaelnalmarşın1tn9uıre4nıdl1imyeenmıtşiynütlıeherd.emeVnneedlmreiisrlnteienurneemühendeisnleçrooklmmuşetmurn. uniyetsizlik bildiren yaş grupları ise yüzde
niyet bildirdikleri görülmektedir. Memnuniyette ikinci sırayı
32.39 ile 62 yaş ve üzeri mühendisler; yüzde 31.86 ile 32-41
495 bildirimle (yüzde 25.5) mesleki tatmin almaktadır. Bu
yaş aralığında mühendisler olmuştur.
veriler; çalışma koşulları ve mesleki tatminin mühendisler
için önemine de işaret etmektedir.
Üçüncü sırada 308 (yüzde 15.87) işaretleme ile ücret düzeyi,
dördüncü sırada 307 (yüzde 15.82) işaretleme ile iş yeri ve
iş ilişkileri, beşinci sırada 115 (yüzde 5.92) bildirimle çalışma süresi gelmektedir. Bu seçeneklerin birden fazlası için
memnuniyet bildiriminde bulunan 10, seçeneklerin hepsi
için memnuniyet bildiriminde bulunan 36 kişi vardır. İşin
eve yakınlığı, ulaşım, alternatifsizlik gibi yazılı bildirimlerle
diğer seçeneği kapsamında toplulaştırılan memnuniyet
nedenleri kapsamında da 25 kişi yer almaktadır. Seçenekler içinde yer almamasına karşın memnuniyet nedenine
ilişkin soruda “kendi işi” olduğunu yazılı olarak bildiren
64 kişi de ayrı bir başlık altında ayrıca değerlendirmeye
ÇGaralıfşiakn7l:aHrıenr İBşiirnYdaeşnGMruebmunnduanİişyMeteNmenduenniyleetrini e Göre Oransal
dahil edilmiştir.
çsboaalrşıulşılmkmlaauAÇDrşıtraykauağlolşraıı.lştşııusmraBulmln-nua%aulraıkl,mraıkpunçasşapatİlsumışşarimd.mnaAaıdnyiedkrsnaıiücarMgeridsuşeiiib,ğnmaedmrnednseuaesnçlyeeimakynrieeegmğtıitNnabkutimaenlpddisinera/monmtalelatıemynnredliainanrsayaizaylznivıkıle,ısbeiiçoşledylmneireriaikmylaedvnremnTelia“bayürüubeiahşcltlueronennin7temldie’dşddidaeksüelelniaznilyrkelelıeereynurriria”ii,nanlveaanbnamlakrüıılnhdıeınğnıdnhidesralibdkiaurignnevdnaeneldlatearıbçnlaaolıdgşaömroealdmkuoeğşmuulgnlaiubr-ıi
olanak tAanraınşmtırışmtıar. kapsamında işinden memnun olanlara ve olmamemnuniyet nedeni olarak ilk sırayı almaktadır. Yine aynı
İyşaindlaerna mnemdennulneroildsourğuulnmu ubşetluirrte. nBu2 bkianps8a0mkdişaidiekni,g1r9u4b1a’idma emnunşiyeektilndeedemnleesrlienkei tatmin ikinci sırada gelmektedir. Üçüncü
ilişkin byialrdgirıimbilledrdirembeuyleunnuaryknenı ,seyçazeınlıekblieldrir“iümcdreetbudlüazneaynil,arçdaalnışm33a kişininsaırsalınisdea uişnivnadnena göre değişiklik göstermektedir. Elektronik
memnunkooşulmlladrı,ğçıaltıeşsmpiat seüdrielmsii,şmtire. sBleukniltaartmiçiinn/dtaetmücirnestizmlikem, işnyuenriiyetsizliğiilnei eölzeekltroolanriakk haberleşme mühendisleri genel tabloya
ve iş ilişkileri” başlıklarıyla sunulmuştur. Ayrıca diğer seuygun olarak üçüncü sırada ücret düzeyini işaretlerken,
çeneği kapsamında yazılı bildirimde bulunmalarına olanak
elektrik-elektronik mühendisleri ile elektrik mühendistanınmıştır.
lerinin üçüncü sırada iş yeri ve iş ilişkilerini memnuniyet
İşinden memnun olduğunu belirten 2 bin 80 kişiden, 1941’i memnuniyet nedenlerine ilişkin bildirimlerde bulunurken, yazılı bildirimde bulananlardan 33 kişinin aslında işinden memnun olmadığı tespit edilmiştir. Bunlar içinde ücret
nedeni olarak işaretledikleri belirlenmiştir. En çok kendi işini yaptığını bildiren işinden memnun üyeler 28 kişi ile elektrik mühendislerinde ve 26 kişi ile elektrik-elektronik mühendislerinde görülmüştür.
memnuniyetsizliğini özel olarak bildiren 15 kişi dikkat çekmiştir. Bu kişiler ücret düşüklüğü ya da ücretin zamanında ödenmemesi nedeniyle memnuniyetsizlik beyan ederken, mesleklerini ya da işlerini sevdiklerini ortaya koymuşlardır. Aslında memnuniyetsiz oldukları tespit edilen bu kişiler,
Tablo 6: İş Memnuniyeti Nedenleri
Tablo 7: Unvanlarına Göre İşinden Memnun Olan Çalışanların Nedenleri
Memnuniyet Nedenleri/ Unvan
Memnuniyet Nedenleri
1 Çalışma Koşulları
29,93
Mesleki Tatmin
2 Mesleki Tatmin
25,50
3 Ücret Düzeyi 4 İş Yeri ve İş İlişkileri 5 Çalışma Süresi
15,87
15,82
5,92
6 Kendi İşi
Kendi İşi
7 Diğer
1,29
8 Hepsi 9 Birden fazla seçenek
1,85
Çalışanların İşinden Memnuniyetsizlik Nedenleri
İşinden memnun olmadığını bildiren 1239 kişiden yalnızca 5 kişi memnun olmama nedenlerine ilişkin soruya yanıt vermemiştir. İşinden memnun olmayan 1234 mühendisin nedenlerine ilişkin bildirimleri Tablo 8’de toplulaştırılmıştır. Memnuniyetsizlik nedenleri arasında ilk sırada yüzde 42.54 oranıyla ücret düzeyi gelmektedir. Mühendislerin 525’i ücret düzeyinin düşüklüğünden, çalışma süresine göre düşük ücret almaktan, beyaz yakalı olanların fazla mesai alamayacağına yönelik anlayıştan, SGK primlerinin EMO’nun açıkladığı mühendis asgari ücret düzeyinden yatırılmamasından, işyerindeki ücretlendirmedeki adaletsizlikten yakınmaktadırlar.
İşinden memnun olmayanlarda ikinci neden olarak 268 (yüzde 21.72) bildirimle mesleki tatminsizlik gelmektedir. Mesleki tatminsizlik seçeneğini doğrudan işaretleyenler olduğu gibi diğer kapsamında mesleğini yapamayan, başka işlerde çalışmak zorunda kalmış olan mühendislerin varlığı da dikkat çekmektedir.
Memnuniyetsizlikte üçüncü neden olarak 138 işaretleme ile işyeri ve iş ilişkileri, dördüncü neden olarak da 131 işaretleme ile çalışma koşulları gelmektedir. Çalışma süresi 68 bildirimle beşinci sırada gelmektedir. Çalışma süresinin mühendisler tarafından var olan ekonomik-çalışma hayatı koşulları içerisinde en son değerlendirmeye alınan nokta olması dikkat çekmektedir. Hem işinden memnuniyet bildirenlerde hem de memnuniyetsizlik bildirenlerde çalışma süresi beşinci sırada yer alabilmektedir.
Bu 5 seçeneğin birden fazlası için memnuniyetsizlik bildiren mühendis sayısı 43’ü bulurken, hepsinden de memnun olmadığını bildiren 17 kişi vardır. Diğer kapsamında mevcut seçeneklerimiz içinde yer almayan; ülkenin ekonomik durumu, kendi işini yapıp iş alamayanlar, yapı denetimi ile ilgili sorunlar, piyasadaki tekelleşme ve holdingleşme nedeniyle mühendisin iş bulamaması, mesleki sorumluluk, mobbing ve siyasi baskılar gibi çeşitli nedenleri gündeme getiren mühendislerin sayısı da 44 olmuştur.
Memnuniyetin nedenlerinde ilk sırayı çalışma koşulları alırken, memnuniyetsizlikte ilk sırayı ücret düzeyinin
aldığı belirlenmiştir. Mesleki tatmin konusunun hem memnuniyet hem de memnuniyetsizlik için ikinci sırada ana etken olarak ortaya çıkmış olması dikkat çekicidir. Bu durum, EMO bünyesindeki mühendislik alanlarının üniversite sınavlarında görece yüksek puanlarla tercih edilen bölümler olması ve öğrencilerin mesleki alana yönelik beklentilerinin de bu bölümleri tercihlerinde etken oluşturması nedeniyle çalışma hayatında da mesleki tatmin arayışını ortaya koymaktadır.
Tablo 9’da işinden memnun olmayan çalışanların memnuniyetsizlik nedenlerine ilişkin bildirimleri her unvan bazında ayrıca ele alınmıştır. Mühendislik unvanlarına göre yapılan ayrıma bakıldığında da memnuniyetsizlik nedenlerinde ilk sırayı ücret düzeyi almaktadır. Sıralamada ikincilik de değişmemiş; tüm unvanlarda memnuniyetsizliğin nedeni olarak mesleki tatminsizlik ortaya konulmuştur. Ancak unvanlara göre memnuniyetsizliğin nedenine ilişkin bildirimde üçüncü sıra değişmektedir. Elektrik- elektronik, elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisleri “çalışma koşulları”, elektrik mühendisleri “işyeri ve iş ilişkileri” seçeneğini memnuniyetsizlikte üçüncü neden olarak göstermişlerdir.
Tablo 8: İşinden Memnuniyetsizlik Nedenleri
Sayı
1 Ücret Düzeyi
2 Mesleki Tatminsizlik
3 İş Yeri ve İş İlişkileri
4 Çalışma Koşulları
5 Çalışma Süresi
7 Birden fazla seçenek
Yüzde (%) 42,54 21,72 11,18 10,62 5,51 3,57 3,48 1,38 100
Tablo 9: Unvanlarına Göre İşinden Memnun Olmayan Çalışanların Nedenleri
Elektronik+ Elektrik Elektronik ve Mühendisi Haberleşme
Mesleki Tatminsizlik
MÜHENDİSLER HANGİ ALANDA İŞ ARIYOR?
Mühendislerin doğrudan işsizlik ve istihdama ilişkin görüşlerinin yanında hangi alanda çalışmak istediklerinin tespit edilmesinin mesleki alanların gelişimi açısından ipuçları vereceği öngörülmektedir. Bu tercihler ülkemizin mühendislik alanında gelişimi açısından beşeri sermaye olarak adlandırılan nitelikli insan gücünün yönelimini gösterecektir. Bu yönelim “insanların sevdiği işi uygun koşullarda yapabilmesi” olarak basit şekilde ifade edilebilecek olan verimli üretim sürecinin sağlanabilmesi için önemlidir. Mühendisliğin “yaratıcılık” özelliğine yapılan vurgu dikkate alındığında bu tercihlerin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Bilim ve teknolojinin geliştirilmesi ve uygulanması için günümüzde sıkça sözü edilen ekosistemin yaratılması amacına mühendislerin tercihleri dikkate alınmadan ulaşılamayacağı açıktır. Mühendislerin unvanları ile çalışmak istedikleri alan tercihleri arasındaki bağlantının araştırılması eğitim sisteminin sağladığı donanım ile mesleki alan tercihi arasındaki ilişkiye dair de sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Diğer yandan mühendislerin gelecek öngördükleri mesleki alanları göstermesi açısından da çalışmak istedikleri alan tercihi önemli görülmektedir.
Araştırma kapsamında hem işsiz mühendislere hem de işinden memnun olmadığını beyan eden çalışanlara hangi alanda iş aradıkları sorusu yöneltilmiştir. Mesleki alan seçenekleri “Elektrik, elektronik, iletişim-bilişim, yazılım, otomasyon-kontrol, asansör, biyomedikal, diğer” şeklinde sunulmuştur. Ayrıca diğer seçeneği kapsamında başka tercihleri varsa onları da bildirmelerine olanak tanınmıştır. Önce işsiz mühendisler, ardından çalışan mühendislerin bu soruya verdikleri yanıtlar ele alınıp, son olarak toplu bir değerlendirme yapılacaktır.
İşsiz EMO üyesi mühendislerin hangi alanlarda iş aradıklarına ilişkin veriler Tablo 1’de sunulmaktadır. Tablo incelendiğinde işsiz mühendislerin 467’sinin yani yüzde 60.6 oranıyla büyük çoğunluğunun elektrik alanında iş aradıkları belirlenmiştir. İkinci sırada en çok iş aranan meslek alanı olarak elektronik gelmektedir. Elektronik alanında iş arayan 92 kişi, işsiz mühendislerin yüzde 11.9’unu oluşturmuştur. Üçüncü sırayı ise otomasyon-kontrol alanı almaktadır. Bu alanda iş arayan 87 mühendisin işsiz mühendisler içindeki payı yüzde 11.3’tür.
İşsiz mühendislerin iş aradıkları alanlar sıralamasında iletişim-bilişim yüzde 7.5’lik payla dördüncü sıraya yerleşmiştir. İşsiz mühendislerden 58’i iletişim-bilişim alanında iş aradığını bildirmiştir. Biyomedikal; en çok iş aranan mesleki alanlar içerisinde yüzde 2.1’lik payla beşinci sıraya oturmuştur. Biyomedikal alanında 16 mühendis iş aramaktadır. İş aranan mesleki alanlar sıralamasında yazılım yüzde 1.3’lük payla altıncı sıraya, asansör yüzde 1.2’lik payla yedinci sıraya yerleşebilmiştir.
Sunulan seçenekler içinde yer almamasına karşın diğer kapsamında yazılı olarak iş aradıkları mesleki alanı bildiren işsiz mühendisler içinde önemli bir bölüm oluşturması nedeniyle “hepsi” başlığı altında “ne iş olsa yaparım” ve benzeri yanıtlar toplanmıştır. Bu şekilde bildirimde bulunan
9 mühendis işsiz mühendislerin yüzde 1.2’lik bölümü ile asansör alanında iş arayan mühendisler kadar bir büyüklük oluşturmuştur.
Yine seçeneklerde belirtilen alanlara girebilecek olmasına karşın mühendislerin diğer kapsamında yazılı olarak yanıt verirken mesleki alan yerine çalışma konumuna ilişkin bildirimde bulunmaları nedeniyle alan dağılımı yapılamayan bir kesim de oluşmuştur. Bu şekilde verilen yanıtlar da diğer seçenek başlığında değerlendirilmiştir. Diğer kapsamında yanıt veren 22 mühendis bulunmaktadır ki işsiz mühendislerin yüzde 2.9’unu oluşturmuştur. Diğer kapsamındaki bu yanıtlara bakıldığında, “eğitim, yönetici, iş güvenliği” gibi ifadeler yoğundur.
Tablo 1: İşsiz Mühendisler Hangi Alanda İş Arıyor?
Mühendis Oransal Sayısı Dağılım (%)
3 Otomasyon-Kontrol
11,3
7,5
5 Biyomedikal
2,1
6 Yazılım
1,3
7 Asansör
9 Diğer
2,9
En Çok İş Aranan 4 Alan İşsiz mühendislerin en çok iş aradıkları 4 alan olarak ortaya çıkan elektrik, elektronik, otomasyon ve iletişim-bilişim tercihini yapanlara ilişkin daha ayrıntılı veriler Tablo 2’de sunulmuştur. Buna göre elektrik alanında iş arayanların yüzde 59.7’si elektrik-elektronik mühendisi, yüzde 34.48’i elektrik mühendisi, yüzde 5.78’i de elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisidir.
Elektronik alanında iş arayanların yüzde 55.43’ü elektrik-elektronik mühendisi, yüzde 30.43’ü elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisidir. Elektrik mühendisi olanlar da elektronik alanında iş arayanların yüzde 14.13’ünü oluşturmaktadır.
Otomasyon alanında iş arayanların yüzde 64.37’si elektrik-elektronik mühendisiyken, yüzde 18.39’u elektrik, yüzde 17.24’ü elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisidir.
İletişim alanında iş arayanların yüzde 58.6’sı elektrik-elektronik mühendisi, yüzde 27.6’sı elektrik mühendisi, yüzde 13.8’i elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisidir.
Tablo 2: En Çok İş Aranan 3 Alan (Elektrik, Elektronik, Otomasyon) Tercihinde Unvan ve Cinsiyet Etkisi
Unvanlar/Mesleki Alanlar
Elektrik Alanında İş Arayanlar
Elektronik Alanında İş Arayanlar
Otomasyon Alanında İş Arayanlar
59,74
55,44
İletişim-Bilişim Alanında İş Arayanlar
64,37
58,62
Elektronik+ Elektronik ve Haberleşme Mühendisi
34,48
5,78
14,13
30,43
18,39
17,24
27,59
13,79
Tablo 3: Unvan Bazında İşsiz Mühendislerin Çalışmak İstedikleri Alanlara Göre Oransal Dağılımı
Lisans Unvanı/ İş Aranan Alan Tercihi
İşsiz Mühendis Elektrik Alanı Elektronik Alanı
61,18
11,18
72,85
5,88
29,67
30,77
Otomasyon Alanı (%) 12,28
7,24
16,48
İletişim-Bilişim Alanı (%) 7,46
1,75
En çok iş aranan alan olarak elektrik alanının cazibesinin lisans unvanlarına göre de büyük ölçüde değişmediği saptanmıştır.
İşsiz mühendislerin biyomedikal mühendisleri hariç olmak üzere her unvan bazında iş alanı tercihlerine göre oransal dağılımı Tablo 3’te gösterilmektedir. İşsiz 456 elektrik-elektronik mühendisinin yüzde 61.2’si elektrik, yüzde 11.2’si elektronik, yüzde 12.3’ü otomasyon, yüzde 7.5’i iletişim-bilişim alanında iş aramaktadır. İşsiz 221 elektrik mühendisinin yüzde 72.9’u elektrik, yüzde 7.2’si otomasyon, yüzde 5.9’u elektronik, yüzde 3.5’i iletişim-bilişim alanında çalışmak istemektedir.
İşsiz 91 elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisinin ise yüzde 30.8’i elektronik alanında iş ararken, yüzde 29.7’sinin çalışmak için elektrik alanını tercih ettiği görülmektedir. Yani elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin çalışmak istedikleri alan tercihinde elektronik ilk sırada yer almasına karşın, yüzde 1 bile oluşturmayan bir farklılıkla arkasından yine elektrik alanı tercihi öne çıkmaktadır. İşsiz elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisleri içinde otomasyon alanında iş arayanların oranı ise yüzde 16.5, iletişim-bilişim alanında iş arayanların payı ise yüzde 1.75’tir.
İşinden Memnun Olmayıp Başka İş Arayanlar
Araştırma kapsamında çalışan mühendislere başka bir iş arayıp aramadıkları sorulmuştur. İşinden memnun olmadığını belirten mühendis sayısı 1239 iken, başka bir iş arayan sayısı 1165 olmuştur. Yani 74 mühendis işinden memnun olmamasına karşın başka bir iş de aramamaktadır. Tablo 4’de çalışan mühendislerin “Başka bir iş arıyor musunuz?” sorusuna verdikleri yanıtlar toplulaştırılmıştır. Buna göre 3 bin 333 çalışan mühendisin 1874’ü başka bir iş aramamakta, 294’ü ise bu soruya yanıt vermemektedir.
Bu veriler Grafik 1’de görüldüğü gibi çalışan mühendislerin yüzde 35’inin başka bir iş aradığı gerçeğini ortaya koymaktadır. Üstelik başka bir iş aradıklarını beyan eden halen çalışmakta olan 1165 kişi, işsiz olduğunu beyan eden 770 mühendisten daha fazladır. İşsizlere, halen çalışmakta olan ama başka iş arayan mühendisler de eklendiğinde;
GrafGikr1a:fiÇkalı2ş’adneMçüahleışnıdyiosrleroBlmaşaksaınBair İkşaArşrıınyorbmaşuk?a(Sbaiyrısailşvearayan mühen bazOınradnasadla)ğılımı yer almaktadır. Buna göre çalışırken iş arayan mühendisleri elektrik-elektronik mühendisi, yüzde 26.35’i elektrik, yüzde 10.13’ü elektron ve haberleşme mühendisidir.
Tablo 4: Başka Bir İş Arıyor Musunuz?-Sayısal Dağılım
Elektronik+Elektronik
ve Haberleşme
1165 1874
1935 kişiye ulaşmaktadır ki bu anketimize katılan ve işgücü arzı oluşturan 4103 mühendisin yüzde 47.16’sını oluşturmaktadır. Grafik 2’de çalışıyor olmasına karşın başka bir iş arayan mühGernadfiiskle3r’idne uhnevranbirbauznınvadna bdaazğınıldıma ıçayleışranalmmaükhteanddıirs.lerin “Başk muBsuunnuaz?g”örseorçuasluışnıarkveenrdiişklaerraiyyaannımtlaürhınenodraisnlsearlindayğüılzıdmeı 6y3e.r1a8l’mi aktadır. Bu eleeklterikkt-reilke-ketlreokntirkonmikühmeündhiesnledriinsid,eynüzydüez2d6e.3359’i.5e3le’üktrbikaş, kyaüzdbier iş aradığ (3G1.r12a02f.’1isk3i ’bü3a-eşAkle)akbtÇriarolniışşikaanrialemeelaelkekkttartodrnoırin.ki(kGilvreeahfeialkebk3et-rrBloen)şimk evme ühhabenerdleisşimdier.mühendisle
bazında dağılımı yer almaktadır. Buna göre çalışırken iş arayan mühendislerin yüzde 63.18’i elektrik-elektronik mühendisi, yüzde 26.35’i elektrik, yüzde 10.13’ü elektronik ile elektronik vyae haberleşme mühendisidir.
Çalışan, ama başka iş arayan mühendislerin yanıtlaması
amacıyla “Başka bir iş arıyorsanız hangi alanda çalışmak istiyorsunuz” sorusu sunulmuştur. İşinden memnun olmayan ve
başka iş aradığını beyan eden 1165 mühendisten 1157’si hangi
alanda çalışmak istediğine ilişkin bildirimde bulunmuştur.
Çalışan mühendislere yöneltilen hangi alanda iş aradıkları
sorusunda işsiz mühendislere sorulan aynı içerikli soruda olduğu gibi alan seçenekleri verilmiştir. “Diğer” başlığı altında
yazılı bildirimde bulunan mühendislerin bir kısmı çalışmak
Grafik 2: Başka İş Arayan Çalışan Mühendislerin Unvanlarına Göre
istedikleri birkaç alanı birden beyan etmişlerdir. Bu şekilde
SaGyrısaaflikOl3a’rdaek Dhearğıblıimr ıunvan bazında çalışan mühendislerin “Başka bir iş arbıyiorrden fazla iş alanı tercihi olan mühendisler “Birden Fazla
musunuz?” sorusuna verdikleri yanıtların oransal dağılımı yer almaktadır. Buna göre çalAışalann Tercihi” başlığı altında toplulaştırılmıştır. Çalışacakları
elektriGk-realefkitkro3ni’ktemhüehrenbdiisrleurinndveann ybüzadzeın3d9a.53ç’aülışbaanşkambüirheişndairsadleığrıinnı bildirmiaşltiarn. ın öncelikli tercihleri olmadığını ifade eden mühendisler
(3G1.r2a2f’“iskBi ba3a-şşAkk)aabÇbiarilriışşiaaşnraamerlaeıykkottarrodnımri.k(uGislreuafneilkuekz3t-?rBo”n)iskorvue shuanbearlevşemrde imklüehreindyiasnleırtin-in ise yüdzedeoluşturulan bu başlık altında değerlendirilmiştir. Diğer
ların oransal dağılımı yer almaktadır. Buna göre çalışan
bildirimlerinden ise verilen seçenekler içinde yer alması gereelektrik-elektronik mühendislerinden yüzde 39.53’ü başka
kenler ilgili seçeneğe aktarılmıştır. Sonuçta diğer kapsamında
bir iş aradığını bildirmiştir. (Grafik 3-A) Çalışan elektronik
mesleği dışında çalışmak isteyenler ve alan tercihi yapmak
ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin ise yüzde
yerine çalışma konumuna ilişkin bildirim yapan mühendis-
31.22’si başka bir iş aramaktadır. (Grafik 3-B)
ler kalmıştır. Tablo 5’te hem sayısal hem de oransal olarak
İşlerinden memnuniyeti diğer unvanlara göre daha yüksek çıkan elektrik mühendislerinden çalışanlar içinde başka
çalışan mühendislerin çalışmak istedikleri alan tercihlerine göre oluşan sıralama sunulmuştur.
bir iş arayanların oranı yüzde 28.27 olmuştur. (Grafik 3-C)
İşinden memnun olmadığı için başka iş arayan 1157 mühendisin 650 ile yarıdan fazlasının (yüzde 56.18) elektrik
alanında çalışmak istediği görülmektedir. Elektrik alanında
çalışmak isteyenlerle diğer alanlarda çalışmak isteyenler
arasında büyük bir fark bulunmaktadır.
Çalışan ama başka iş arayanların 181’i (yüzde 15.64) otomasyon-kontrol, 101’i (yüzde 8.73) elektronik, 99’u (yüzde
8.56) iletişim-bilişim alanında iş aramaktadır. Başka bir iş
arayanların yalnızca 39’u (yüzde 3.37) yazılım, 23’ü (yüzde
1.99) biyomedikal alanında çalışmak isterken; 18’i (yüzde
1.56) bu seçeneklerin birden fazlasında çalışabileceğini bildirmiştir. Diğer seçeneğinde kalan 38 (yüzde 3.28) mühenAGrrıyaofirmkm3üu-h?Ae:(nOÇdraaİilınsşşllsaeeanlrriEiDnnlaeddğkeeıtlnrnımik--çE%amlle)ıekştmaronnnluiaknrMiyiüçehiteninddeidsliebğraeişBrkaaşkuabnBivriranİişşlaraaraygaönedrltieamsrıiesnkdesayoihazraiamnneıçsyalyüleıükşğmzsi eddakeışbıne2çya8aı.çkn2ıaı7knnmdoaalkembliuesulktşuettnmruimrke.katketaydaıdr.aÇalaalnıştteıkrlcairhı
işten başka bir iş arayan mühendislerin yalnızca 8’i (yüzde
0.69) asansör alanında çalışmak istemektedir.
Tablo 5: İşinden Memnun Olmayan Çalışanlar Hangi Alanlarda İş Arıyor?
İşlerinden memnuniyeti diğer unvanlara göre daha yüksek çıkan elektrik mühendislerinden çalışanlar içinde başka bir iş arayanların oranı y1üzdeEl2e8k.2tr7ikolmuştur.
Sayı 650 181 101
Yüzde (%) 56,18 15,64 8,73
Grafik 3-B: Çalışan Elektronik ile Elektronik ve Haberleşme
unvanlMaürhaendislgeröi Braeşka Bdir aİşhAarıyor myuü? k(Osraenksal Daçğıılıkma-%n) elektrik 5
a bir iş arayanların oranı yüzde 28.27 olmuştur. 6
İletişim-Bilişim Yazılım Diğer Biyomedikal
3,37
3,28
1,99
8 Birden Fazla Alan Tercihi
0,69
Çalışan, ama başka iş arayan mühendislerin yaTnoıtpllaamması amacıyla “Başka bir iş1157
arıyorsanız hangi alanda çalışmak istiyorsunuz” sorusu sunulmuştur. İşinden memnun
olmayan ve başka iş aradığını beyan eden 1165 mühendBisateşnka1İ1ş5A7’rsaiyahnanMgiüahlaennddaisçlearlıişnmAalkan Tercihinde
istediğine ilişkin bildirimde bulunmuştur. Çalışan müheUndnivsalnereEtyköisnieltilen hangi alanda iş
aradıkları sorusunda işsiz mühendislere sorulan aynıİşiiçnedreinklmi esmonruudnaolmoladyuağnumüghibeni daisllaenrin alan tercihlerinde Grafiske3ç-eİCnş:ienÇkdaleleınşraiMnvEeemlerkinltumrinkişOMtilümrh.ea“nyDdainsilğeMerirüB”haeşbnkaadşiBlsıilğrerıİşHaAlartınıynogrdi mAa luay?nadzaılıÇabliıulşdmnivraaikmnİldsatreiıynobırnu?lnuenaknadmarüehtkeinlidoisldleurğinunbuirgörmek üzere unvan (Oranksaısl mDÇaıağlııçlşıamlnı-,ş%ma)maka bisatşekdaikişlerairabyiarnkamçüahelanndıislberirindeynanbıtelaymanasıetammbiaaşzclıenyrlddaair“a.ByBraışukaayşreıbkmiriledisşelekbiiradlaenn tfearzcliahleişrine de bakılmıştır.
arıyaolrasnanı ıtzerhcainhgiiolaalanndmaühçaelnışdmiaskleris“tiByoirdsuennuzF”azsloaruAsulansunTuelrmcuihştiu”r.baİşşilnıdğeınalmtıenmdanutnoplulaştırılmıştır.
40oisltmebÇdaaiyağşalilınnışekavceilaaibşlktkalışiannkrdaıbaiiaşllddaierrniağmıdneıdrğelöıennnbıcudbelieulryinikalmmnliueiştşdtetuerirnrc..i1hÇD1la6eliı5rğşiaemnorülmmhbeiüanlhddeiiınsrğtidıeminnsılle1eir1rfei5an7dyd’öesenineehldtaiienlsengeni
malüanhdeançdailsılşemradke oluşturulan vhaenriglienalasnedçaeinşekler içinde
ybeur2017
Temmuz
•
Sayı-461
aradaılkmlaarısı sogreurseuknednaleirşsiizlgmiliühseençdeisnleerğee saokrutlaarnılmayışntııri.çeSrioknliuçstoaruddaiğeorldukğaupsgaimbiınadlaan mesleği dışında
seçeçnaelkışlemriakveriisltmeiyşetinr.le“rDviğeera”labnaşltıeğrıcailhtıindyaapymazaılkı byieldriirnime dçealbıuşlmunaankomnüuhmenudnisaleriilnişkbiirn bildirim yapan
Tablo 6’da işinden memnun olmayan 733 elektrik-elektronik mühendisinin çalışmak istedikleri alan tercihlerine göre oluşan sıralama verilmektedir. Elektrik-elektronik mühendislerinin 412’si (yüzde 56.21) elektrik alanında çalışmak isterken, 131’i (yüzde 17.87) otomasyon-kontrol alanında faaliyet yürütmek istediğini bildirmiştir.
İşinden memnun olmayan elektrik-elektronik mühendislerinden 65’i (yüzde 8.87) elektronik, 51’i (yüzde 6.96) iletişim-bilişim, 25’i (yüzde 3.41) yazılım, 15’i (yüzde 2.05) biyomedikal, 5’i (yüzde 0.68) asansör alanında çalışmak istemektedir. Elektrik-elektronik mühendislerinin 17’si (yüzde 2.32) diğer seçeneği kapsamında ya mesleği dışında çalışmak istemiş ya da iş alanı yerine konum tercihinde bulunmuştur. Birden fazla iş alanında çalışabileceğini belirten elektrik-elektronik mühendislerinin sayısı da 17 (yüzde 1.64) olmuştur.
Tablo 6: Başka İş Arayan Elektrik-Elektronik Mühendislerinin Çalışmak İstedikleri Alanlar
56,21
17,87
6,96
5 Yazılım
3,41
2,32
2,05
1,64
0,68
Tablo 7’de 302 elektrik mühendisine bakıldığında ise 213 ile yüzde 70.53’ünü oluşturan çok büyük bölümü lisans unvanlarıyla paralel olarak yine elektrik alanında iş aramaktadır.
İşinden memnun olmadığı için iş arayan elektrik mühendislerinden 31’i (yüzde 10.26) otomasyon-kontrol, 16’sı (yüzde 5.3) iletişim-bilişim, 12’si (yüzde 3.97) elektronik, 4’ü (yüzde 1.32) biyomedikal, 3’ü (yüzde 0.99) yazılım, 3’ü (yüzde 0.99) de asansör alanında çalışmak istemektedir. Birden fazla iş alanında çalışmak isteyenlerin sayısı 5 (yüzde 1.66) iken; elektrik mühendislerinden mesleğini yapmak istemeyenlerin veya alan yerine konum tercihi yapanların sayısı 15 (yüzde 4.97) olmuştur.
Tablo 7: Başka İş Arayan Elektrik Mühendislerinin Çalışmak İstedikleri Alanlar
70,53
5 Otomasyon-Kontrol
10,26
3 İletişim-Bilişim
5,30
4,97
3,97
9 Hepsi
1,66
1,32
6 Asansör
4 Yazılım
Tablo 8’de elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinden işinden memnun olmadığı için başka iş arayan 118 kişinin çalışmak istedikleri alan bildirimleri yer almaktadır. Bu bildirimlere bakıldığında ise 31’inin (yüzde 26.27) iletişim-bilişim, 24’ünün (yüzde 20.34) elektrik, 24’ünün (yüzde 20.34) elektronik, 19’unun (yüzde 16.1) otomasyon-kontrol, 11’inin (yüzde 9.32) yazılım, 2’sinin (yüzde 1.69) biyomedikal alanında çalışmak istediği görülmektedir. İşinden memnun olmayan elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinden 1 tanesi bu seçeneklerden birden fazlasında çalışabileceğini beyan ederken, 6’sı diğer seçeneği kapsamında mesleği dışında çalışmak istediğini ya da alan yerine konum tercihi bildirmiştir.
Tablo 8: Başka İş Arayan Elektronik+Elektronik ve Haberleşme Mühendislerinin Çalışmak İstedikleri Alanlar
Mesleki Alanlar 1 İletişim-Bilişim 2 Elektrik 3 Elektronik 4 Otomasyon-Kontrol 5 Yazılım 6 Diğer 7 Biyomedikal 8 Hepsi 9 Asansör Toplam
Sayı 31 24 24 19 11 6 2 1 0
Yüzde (%) 26,27 20,34 20,34 16,10 9,32 5,08 1,69 0,85 0 100
İşsizler ve Başka İş Arayanlarla Birlikte Oluşan Yeni İstihdam Talebi
Tablo 9’da işsiz 770 mühendis ile birlikte bir işte çalışıyor olmasına rağmen işinden memnun olmayan başka bir iş arayan ve aradığı işe ilişkin alan tercihini de bildirmiş olan 1157 mühendis birlikte ele alınmıştır. Bu tabloda toplam 1927’ye ulaşan iş arayan mühendislerin çalışmak istedikleri alan tercihlerine bakılmıştır.
İş arayan 1927 mühendisin yüzde 58’ini oluşturan 1117’si elektrik alanında iş aramaktadır. Otomasyon-kontrol alanında çalışmak isteyenlerin sayısı 268 (yüzde 13.9), elektronik alanında iş arayan sayısı 193 (yüzde 10), iletişim-bilişim alanında çalışmak isteyenlerin sayısı 157’dir (yüzde 8.14). Yazılım alanında iş arayan 49, biyomedikal alanında iş arayan 39, asansör alanında iş arayan 17 kişi bulunmaktadır. Elektrik alanında çalışmak isteyenlerin ağırlığı oldukça dikkat çekicidir. İşsizler ikinci sırada elektronik alanını tercih ederken, çalışanların ikinci sıradaki tercihleri otomasyon-kontrol alanıdır.
Tablo 9: İşsiz ve Çalışırken İş Arayan Mühendislerin Çalışmak İstedikleri Alanlar
1 Elektrik 2 Otomasyon-Kontrol 3 Elektronik 4 İletişim-Bilişim 5 Diğer 6 Yazılım
1117 268 193 157 60 49
57,97 13,91 10,02
8,15 3,11 2,54
7 Biyomedikal 8 Birden Fazla Alan Tercihi 9 Asansör Toplam
2,02
1,40
0,88
EMO’ya üye mühendislerin çalışabilecekleri alanlara yönelik tercih beyanı aynı zamanda bu alanların istihdam kapasitesine de işaret etmektedir. Hem çalışan elektrik mühendislerindeki iş memnuniyeti ve başka iş arama oranının düşüklüğü, hem de işsiz mühendislerin de daha çok elektrik alanında çalışmak istediklerini bildirmeleri, elektrik alanının ülkemizde mühendisler tarafından daha çok ilgi gördüğünü göstermektedir. Elektrik alanına yönelen yoğun çalışma isteğinin nedenleri düşünüldüğünde; elektrik alanında mühendislerin iş bulabilme umudunun yüksek olması dikkate alınmalıdır. Öncelikle elektrik mühendisi unvanı ile mezuniyet sayısının düşüklüğü bu alandaki istihdam ve iş kaygısını azaltıcı bir etki yapmaktadır. Ayrıca elektrik alanında daha iyi çalışma koşulları bulacaklarına ilişkin beklenti de etkendir. Diğer yandan elektrik alanı 2000’lerin sonuna kadar büyük ölçüde kamu inisiyatifinin olduğu bir alan olması nedeniyle çalışma yaşamı açısından daha kurallı ve çalışan haklarının görece korunaklı olduğu bir yapıya sahip bulunuyordu. Elektrik mühendisliği mesleğinin daha itibarlı bir konumda bulunmasının da etkili olduğu düşünülmektedir. Yenilenebilir enerji ve lisanssız elektrik üretimi gibi daha geniş uygulama alanlarının da ortaya çıkması elektrik alanının cazibesini artırmıştır. Piyasalaştırma sürecinin istihdam artışı sağlamasa da mühendislerin iş yeri değiştirme sıklığını artırdığı düşünülmelidir. Elektronik ve iletişim-haberleşme alanına yönelen ilginin azlığı ise Türkiye’nin bu alanda mühendislik anlamında geri kalmış olmasının açık bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. Elektronik; ücret düzeyi ve iş güvencesi açısından mühendislere olumsuz koşullar sunan bir alan olarak görülürken; hem elektronik hem de özellikle iletişim alanındaki özelleştirmeler de elektronik alanında mühendislerin özlük haklarının büyük ölçüde kaybolmasıyla sonuçlanmıştır. Bu alandaki geri kalmışlık mühendisleri pazarlamacı, bakım ve montaj elemanı olarak görmeye yöneltmiştir. Bu durum da özellikle mesleki tatmin açısından mühendisleri zorlayıcı olmaktadır. Otomasyon ve kontrol alanına yoğunlaşan talep; kamuoyunda giderek daha fazla sözü edilen Endüstri 4.0 ya da Nesnelerin İnterneti olarak anılan sürecin başlangıcı olarak değerlendirilebilecek bu alandaki gelişime işaret etmektedir. Otomasyon ve kontrol alanındaki gelişmeler bir taraftan sanayi ya da üretim süreçlerinde mühendise olan ihtiyacı
Mehmet Saim Bilge
azaltırken, diğer yandan otomasyon-kontrol alanında uzmanlaşmış mühendislere olan ihtiyacı artırmaktadır.
Yazılım; asli olarak yazılım mühendislerinin alanı olması ve bu alandan mezun olanlar 2012 yılından bu yana Bilgisayar Mühendisleri Odası’na üye olmakla birlikte, halen elektrik, elektronik, elektronik ve haberleşme mühendislerinin de faaliyet yürüttükleri bir alan olarak dikkat çekmektedir. Araştırmada, yazılım EMO üyesi mühendislerin temel çalışma alanları olarak belirlenen elektrik, otomasyon-kontrol, elektronik, iletişim-haberleşme alanlarının yanında beşinci alan olarak var olmaya devam etmektedir. Bu alanın elektrik elektronik mühendislerinin faaliyetleriyle doğduğu düşünüldüğünde bu ilginin devam ediyor olması doğaldır. Ancak bu ilginin EMO üyesi mühendislerin doğrudan mesleki alanları içerisinde yer alan biyomedikal ve asansör alanına olan ilgiden daha fazla olması dikkat çekicidir. Biyomedikal mühendisliğinin yeni gelişmekte olan bir alan olması ve istihdam zorunluluğuna ilişkin yeterli düzenlemeler yapılmamış olması nedeniyle EMO üyesi mühendislerin çalışma alanı sıralamasında geride kalması normal karşılansa da asansör alanı için durum farklıdır.
Asansörün EMO bünyesindeki çalışan ve işsiz mühendisler için en son tercih edilen çalışma alanı olması dikkat çekmektedir. Bu sonuçta asansör alanında elektrik mühendislerini dışlayıcı bir ekonomik işleyiş oluşturulmasının önemli bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Asansör alanında mühendis olmayan firma sahiplerince ücretli mühendis istihdamı yoluyla iş yapılış biçimi yaygındır. Bu durum mühendislerin hem mesleki anlamda işin gereklerini yerine getirmelerini zorlaştırıcı bir etki yaratmakta, hem de emeklerinin karşılığını almalarını engellemektedir. Asansör alanında işin asıl sahipleri olan mühendislerin dışlandığı bir işleyiş süreci hakimdir.
Asansör periyodik denetimleri 2012 yılından itibaren A tipi muayene kuruluşlarına devredilmiştir. A tipi muayene kuruluşları tarafından yapılan denetimlerde topraklamadan, elektriksel güvenlik sistemlerine, kumanda panosundan makina motor grubuna, kabin ve kat butonlarından sigorta, aydınlatma ve priz devrelerine kadar birçok noktada yapılan denetimin elektrik mühendisliği disiplinine girmesinden dolayı mutlaka her denetim içinde bir elektrik mühendisinin yer alması teknik ve idari bir gerekliliktir. Ancak bu durum A tipi Muayene Kuruluşu Yönetmeliği’nde yer almamış, sadece bir mühendis tanımı yapılmıştır. Bu süreç elektrik mühendislerini dışlayıcı bir yapıya dönüşmüştür. 2008 yılında EMO’nun açtığı 2 ayrı dava sonucunda alınan kararlarla asansör firmalarında elektrik/elektronik mühendislerinin istihdamının zorunlu olduğu tespit edilmiştir. Danıştay, Asansör Bakım ve İşletme Yönetmeliği’ndeki “asansör monte eden” ve “yetkili servis” tanımlarını iptal etmiştir. Yine EMO tarafından açılan diğer bir dava sonucunda da Türk Standardları Enstitüsü’nün (TSE) “Yetkili Servisler-Asansörler, Yürüyen Merdivenler ve Yürüyen Yolcu Bantları için Kurallar”ın (TS 12255 standardı) “Yetkili Servis” başlıklı maddesi ile “Çalışanların özellikleri ile ilgili kuralları” belirleyen maddesi Danıştay tarafından iptal edilmiştir. Danıştay 10. Dairesi, “yetkili servis” tanımını; asansör yetkili servisleri bünyesinde elektrik-elektronik mühendislerinin görev alacağına dair düzenleme olmaması nedeniyle iptal etmiştir. Tüm bu gelişmelere karşın asansör alanının halen elektrik, elektrik-elektronik mühendisleri için çalışılabilecek alan olarak görülmemesi bu alanda önemli sorunlar yaşandığına da işaret etmektedir.
MÜHENDİSLERİN GÖZDESİ YENİLENEBİLİR ENERJİ
Ülkemizin teknolojik gelişimi açısından, özellikle yüksek katma değerli üretim bakımından EMO bünyesindeki mühendislik alanları da önem taşımaktadır. Elektrik, elektronik, iletişim, kontrol-otomasyon ve biyomedikal mühendisliği alanlarında gelişim sağlanabilmesi elbette Türkiye’nin genel ekonomik işleyişiyle, eğitim politikasıyla, Ar-Ge ile bilim ve teknolojiye yönelik desteklemelerle bağlantılıdır. Ancak bu alanlarda işin sahibi konumunda bulunan mühendislerin mesleki alanların gelişimine yönelik düşünceleri ve bakışları da geleceğe yönelik bir öngörüde bulunmayı sağlayacaktır.
Araştırma kapsamında mühendislere “Mesleğinizin gelişimi açısından hangi alanlarda daha büyük ilerleme bekliyorsunuz?” sorusu yöneltilerek öngörüleri değerlendirilmek istenmiştir. Hem işsiz hem de çalışan mühendislere yöneltilen bu soru kapsamda mesleki alanlara yönelik seçenekler sunulmuş, ancak seçenekler dışında diğer başlığı altında gelişme bekledikleri farklı alanlar varsa bunları da bildirmelerine olanak tanınmıştır. Ayrıca mühendislere birden fazla seçenek işaretleme olanağı da tanınarak, birkaç alanda birden gelişme bekliyorlarsa bunun da sonuçlara yansıması sağlanmak istenmiştir. Soru kapsamında gelişme beklenen alanlara ilişkin olarak sunulan seçenekler şöyledir:
Elektrikli Araçlar, Depolama Teknolojileri Akıllı Şebekeler Nesnelerin İnterneti (IoT-Endüstri 4.0) Biyomedikal Cihaz Teknolojileri Siber Güvenlik Yenilenebilir Enerji Savunma Sanayi İnsansız Araçlar-Robotik Akıllı Şehirler-Güvenlik ve İzleme Teknolojileri (MOBESE gibi) Giyilebilir Teknolojiler Kuantum Hesaplama ve Kuantum Bilgisayarlar Yeni Nesil Yayıncılık (IPTV gibi) Mekatronik-Gömülü Sistemler Diğer
Hem çalışan, hem de işsiz mühendislere yönlendirilen bu sorunun yanıtları önce ayrı ayrı sonra da bütün olarak ele alınacaktır.
İşsiz Mühendisler Hangi Alanlarda Gelişme Bekliyor?
İşsiz mühendisler, hangi mesleki alanlarda ilerleme beklediklerine ilişkin soruda toplam 1696 işaretleme yapmışlardır. Öncelikle 1696 işaretlemenin; 1017’sinin elektrik-elektronik mühendislerince, 464’ünün elektrik mühendislerince, 211’inin elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerince, yalnızca 4’ünün biyomedikal mühendisleri tarafından yapıldığını belirtmek gerekir.
Tablo 1’de bu yanıtların sayısal ve oransal olarak dağılımına göre gelişme beklenen mesleki alanların sıralaması verilmiştir.
Tablo 1: İşsiz Mühendisler Hangi Alanlarda İlerleme Bekliyorlar?
25,24
12,79
7,61
6,37
5,25
4,19
3,42
0,94
EMO bünyesindeki işsiz mühendislerin; 428 işaretleme ile en fazla “Yenilenebilir Enerji” alanında gelişme bekledikleri görülmüştür. İkinci sırayı 217 işaretleme ile yine elektrik alanında yer alan “Elektrikli Araçlar, Depolama Teknolojileri” almıştır. Üçüncü sırada 199 işaretlemeyle “Akıllı Şebekeler” gelmiştir. Görüldüğü gibi en çok ilerleme beklenen ilk üç alan da elektrik mühendisliği kapsamında yer almaktadır.
Gelişme beklenen alanlar sıralamasında dördüncülüğü 157 işaretleme ile “İnsansız Araçlar-Robotik”, beşinciliği 129 işaretleme ile “Savunma Sanayi”, altıncılığı 108 işaretleme ile “Mekatronik-Gömülü Sistemler”, yedinciliği 106 işaretleme ile “Akıllı Şehirler-Güvenlik ve İzleme Teknolojileri (MOBESE gibi)”, sekizinciliği 89 işaretleme ile “Biyomedikal Cihaz Teknolojileri”, dokuzunculuğu 71 işaretleme ile “Siber Güvenlik”, onunculuğu da 58 işaretleme ile “Nesnelerin İnterneti (IoT-Endüstri 4.0)” almıştır. “Giyilebilir Teknolojiler ile Kuantum Hesaplama ve Kuantum Bilgisayarlar” 31’er işaretleme ile onbirinci sırayı paylaşırken, “Yeni nesil yayıncılık (IPTV gibi)” onikinci sıraya oturmuştur.
Hangi alanlarda iş arandığına ilişkin soruda yarıdan daha fazlasının elektrik alanında iş aradığı dikkate alındığında işsiz mühendislerin gelişme bekledikleri alanları da elektrik mühendisliği kapsamında yoğun olarak işaretlemelerinin doğrusal bir sonuç olduğu anlaşılmaktadır.
İşsiz mühendislerin gelişme bekledikleri alan bildirimlerinde mesleki unvanlarının etkisi olabileceği düşünülerek her unvan bazında gelişme beklenen alanlara ilişkin bildirimler ayrıca değerlendirilmiştir. Hangi alanda gelişme beklenildiğine ilişkin soruda toplam 1696 olan bildirimin 1017’si,
yani yüzde 60’ı elektrik-elektronik mühendislerine aittir. Bu nedenle işsizlerin genelinde gelişme beklenilen alan sıralaması ile elektrik-elektronik mühendislerinin Tablo 2’de sunulan tercihleri büyük ölçüde örtüşmektedir. Yalnızca tüm işsizlerin genelinde yapılan sıralamada onuncu gelen “Nesnelerin İnterneti” yerine elektrik-elektronik mühendisleri “Giyilebilir teknolojileri” koymuşlardır.
Tablo 2: İşsiz Elektrik-Elektronik Mühendisleri Hangi Alanlarda İlerleme Bekliyorlar?
26,06
12,29
10,72
9,93
8,55
6,59
5,80
5,21
4,33
1,67
0,79
İşsiz elektrik mühendislerinin tercihlerine göre gelişim beklenen mesleki alanların sıralaması da Tablo 3’te yer almaktadır.
Tablo 3: İşsiz Elektrik Mühendisleri Hangi Alanlarda İlerleme Bekliyorlar?
27,37
15,73
15,09
6,47
5,82
5,39
8 Siber Güvenlik
3,88
2,80
1,94
1,72
İşsiz elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin tercihlerine göre gelişim beklenen mesleki alanların sıralaması Tablo 4’te verilmektedir.
Tablo 4: İşsiz Elektronik İle Elektronik ve Haberleşme Mühendisleri Hangi Alanlarda İlerleme Bekliyorlar?
3 İnsansız Araçlar-Robotik
17,06
4 Biyomedikal Cihaz Teknolojileri
8,53
5 Akıllı Şebekeler
7 Savunma Sanayi
6,16
4,74
11 Yeni Nesil Yayıncılık (IPTV gibi)
12 Siber Güvenlik
2,37
1,42
İşsiz mühendislerin tümünün bildirimleri dikkate alındığında yüzde 25.24 oranıyla gelişme beklenilen alanlar arasında ilk sıraya yerleşen “Yenilenebilir Enerji”, elektrik-elektronik mühendislerinde yüzde 26.06, elektrik mühendislerinde yüzde 27.37 ile yine birinci gelmektedir. Elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin tercihinde gelişme gösterecek alan sıralamasında da “Yenilenebilir Enerji” yine ilk sırayı almakla birlikte bildirim oranı yüzde 17.06’ya inmektedir.
İşsiz mühendislerin tümüne bakıldığında yüzde 12.79 tercihle gelişme beklenen alanlar sıralamasında ikinci olan “Elektrikli Araçlar, Depolama Teknolojileri”; yüzde 12.29 oranıyla elektrik-elektronik mühendislerinde de yine ikinci sırayı almaktadır. Ancak elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinde de “Elektrikli Araçlar, Depolama Teknolojileri”, “İnsansız Araçlar-Robotik” alanıyla aynı orana (yüzde 10.43) sahip olarak ikinciliği paylaşmıştır.
Elektrik mühendislerinde ise ikincilik sıralaması değişmiştir. Elektrik mühendislerinde yüzde 15.73 oranıyla ikinci sırada gelişme beklenen alan “Akıllı Şebekeler” olurken; “Elektrikli Araçlar, Depolama Teknolojileri” yüzde 15.09 oranıyla üçüncü sırayı almıştır.
Elektrik mühendislerinde ikinci sırayı alan “Akıllı şebekeler”; elektrik-elektronik mühendislerinin sıralamasında üçüncü olurken; elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin sıralamasında 4 alandan sonra “Akıllı Şehirler-Güvenlik ve İzleme Teknolojileri (MOBESE gibi)” alanıyla eşdeğer olarak sıralamaya girmiştir. Elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin gelişme bekledikleri alan sıralamasında üçüncülüğe biyomedikal cihaz teknolojileri oturmuştur.
Sonuçlar mühendislerin unvan ayrımının; mesleki alanlara ilişkin bilgi sahibi olma, öngörü ve değerlendirmelerini de
etkilediğini göstermektedir. Mühendislerin unvanlarına göre gelişme bekledikleri alan beklentisindeki değişim, ilk üç sıralamanın devamında da izlenmektedir.
Unvanlara göre mesleki alan gelişim beklentilerinde farklılık oluşmasına karşın yenilenebilir enerji; elektrikli araçlar, depolama teknolojileri; akıllı şebekeler; insansız araçlar-robotik” tercihleri tüm unvanlarda ilk dört sıraya yerleşmiştir.
Çalışan Mühendislerin Gelişme Bekledikleri Alanlar
Mühendislik mesleğinin geleceğine yönelik perspektif oluşturmak üzere çalışan mühendislere de hangi alanlarda gelişme bekledikleri sorulmuştur. Bu soruya çalışan mühendislerin verdiği yanıtlar Tablo 5’te toplulaştırılmıştır. Çalışan 3 bin 333 mühendis toplamda 8 bin 215 işaretleme ile hangi alanda gelişme beklediklerine ilişkin görüşlerini iletmişlerdir. Bu bildirimlerin 4 bin 584’ü yani yüzde 55.8’i elektrik-elektronik mühendislerine, 2 bin 568’i (yüzde 31.26) elektrik mühendislerine, 1048’i (yüzde 12.76) elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerine aittir.
Tablo 5: Çalışan Mühendisler Hangi Alanlarda İlerleme Bekliyorlar?
22,92
1036 960 657 633 572 527 516
12,61 11,69
8,00 7,71 6,96 6,42 6,28
3,94
2,78
2,58
0,44
0,09
Çalışan mühendislerin de ilk sırada “Yenilenebilir Enerji” alanında ilerleme bekledikleri görülmektedir. Yenilenebilir enerjide ilerleme bildirimi 1883’ü bulmuş; ikinci sırada 1036 işaretleme ile “Akıllı Şebekeler” yer almıştır. Üçüncü sırada 960 işaretleme ile “Elektrikli Araçlar-Depolama Teknolojileri”, dördüncü sırada 657 işaretleme ile “İnsansız Araçlar (Robotik)” bulunmaktadır. İşsiz mühendislerde olduğu gibi çalışan mühendisler de “Yenilenebilir enerji; elektrikli araçlar-depolama teknolojileri, akıllı şebekeler, insansız araçlar (robotik)” gelişme beklenen alanlar sıralamasında ilk dörde yerleşmiştir.
Çalışan mühendislerin geneli için ele aldığımız bu sıralama unvanlara göre değişiklik göstermektedir. Çalışan elektrik-elektronik mühendislerinin tercihlerine göre gelişim beklenen mesleki alanların sıralaması Tablo 6’da sunulmuştur.
Tablo 6: Çalışan Elektrik-Elektronik Mühendisleri Hangi Alanlarda İlerleme Bekliyorlar?
23,10
12,35
11,50
8,77
7,22
6,50
6,02
3,90
3,77
11 Biyomedikal Cihaz Teknolojileri
3,71
2,71
2,27
0,39
4584 100
Tablo 7’de çalışan elektrik mühendislerinin gelişim beklenen mesleki alanlara ilişkin yaptıkları bildirimler sayısal ve oransal olarak sıralanmıştır.
Tablo 7: Çalışan Elektrik Mühendisleri Hangi Alanlarda İlerleme Bekliyorlar?
25,16
14,29 13,79
8,06 6,39
6,07
5,61
5,22
3,50
1,91
0,47
Tablo 8’de çalışan elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinin gelişme bekledikleri alanlara ilişkin yaptıkları bildirimlerin sayısal ve oransal dağılımına göre sıralama yapılmıştır.
Tablo 8: Çalışan Elektronik İle Elektronik ve Haberleşme Mühendisleri Hangi Alanlarda İlerleme Bekliyorlar?
Sayı 175 106 102
95 89
Oran (%) 16,70 10,11 9,73 9,06 8,49
8 Savunma Sanayi
7,54
6,20
9 Yeni Nesil Yayıncılık
5,63
5,15
5,06
12 Biyomedikal Cihaz Teknolojileri
4,29
3,53
15 Hiçbiri
0,10
16 Hepsi
Çalışan elektrik mühendisleri yüzde 25.3, çalışan elektrik-elektronik mühendisleri yüzde 23.2, çalışan elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisleri yüzde 16.81 oranıyla ilk sırada “Yenilenebilir Enerji” alanında ilerleme öngörüsünde bulunmuşlardır. Elektrik mühendisleri yüzde 14.39 oranıyla, elektrik-elektronik mühendisleri de yüzde 12.41 oranıyla gelişme beklenen mesleki alan olarak ikinci sırada “Akıllı Şebekeleri” işaretlemişlerdir. Elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisleri ise ikinci sırada yüzde 10.18 ile “Nesnelerin İnterneti (IoT-Endüstri 4.0)” alanında; yüzde 9.8 oranıyla üçüncü sırada “Akıllı Şebekeler” alanında gelişme beklemektedirler.
Üçüncü sıraya hem elektrik mühendisleri yüzde 14.39 oranıyla hem de elektrik-elektronik mühendisleri yüzde 11.56 oranıyla “Elektrikli Araçlar, Depolama Teknolojileri”ni yerleştirmiştir. Dördüncü sırada elektrik mühendisleri yüzde 8.12 oranıyla elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisleri de yüzde 9.13 oranıyla “Akıllı Şehirler-Güvenlik ve İzleme Teknolojileri (MOBESE gibi)” alanında gelişme beklediklerini bildirmişlerdir. Elektrik-elektronik mühendisleri ise yüzde 8.82 oranıyla dördüncü sıraya “İnsansız Araçlar (Robotik)” alanını koymuşlardır.
Çalışan mühendislerde de işsiz mühendislerde olduğu gibi unvana göre gelişme beklenen mesleki alan sıralaması değişiklik göstermiştir. Ancak gelişme beklenen ilk 3 alan içerisinde unvana göre sıralaması değişse de “Yenilenebilir Enerji” ile “Akıllı Şebekeler” mutlaka yer almaktadır. Bu iki alan dışında ilk 3 sıralamasına elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendislerinde “Nesnelerin İnterneti (IoT-Endüstri 4.0)”, elektrik mühendisleri ile elektrik-elektronik mühendislerinde ise “Elektrikli Araçlar-Depolama Teknolojileri” girmektedir.
İşsiz ve çalışan mühendislerin verdikleri yanıtlar toplu olarak değerlendirildiğinde ise toplamda 9 bin 911 mesleki alan işaretlemesiyle karşılaşılmaktadır. Bu tercihlerin 5 bin 601’i
(yüzde 56.51) elektrik-elektronik mühendisleri; 3 bin 32’si (yüzde 30.59) elektrik mühendisleri; 1259’u (yüzde 12.7) elektronik ile elektronik ve haberleşme mühendisleri; yalnızca 19’u (yüzde 0.19) biyomedikal mühendisleri tarafından işaretlenmiştir. Bu işaretlemelere göre gelişme beklenen mesleki alan sıralaması Tablo 9’daki şekilde oluşmuştur.
İşsiz ya da çalışan ayrımı olmaksızın mühendislerin tümünün bildirimleri dikkate alındığında gelişme beklentisine göre oluşan mesleki alan sıralamasında ilk üç sıranın “Yenilenebilir Enerji”, “Akıllı Şebekeler” ve “Elektrikli Araçlar-Depolama Teknolojileri”ne ayrılmış olması; “elektrik” alanında gelişime işaret etmektedir. Bu sonuç; hem işsiz mühendislerin iş aradıkları alana ilişkin bildirimleri, hem de işinden memnun olmayan mühendislerin çalışmak istedikleri alan bildirimleriyle uyumludur. Elektrik alanının görece daha kurallı ve güvenceli çalışma koşullarına sahip olmasının bu sonuçta etkili olduğu düşünülmektedir. Ayrıca bilimsel ve teknolojik olarak dışa bağımlılığın yoğun olduğu elektronik ve iletişim alanının karşısında elektrik alanının mühendislerin mesleki tatmin ihtiyacı açısından da caziplik yarattığı öngörülebilir. Zaten araştırmamızda mesleki tatminin mühendisler için çalışma yaşamına dair önemli bir kriter oluşturduğu da saptanmıştır.
Türkiye’nin gündeminde özellikle yenilenebilir enerji alanının bulunması, mühendislerin de gelişim beklentilerini bu alana yöneltmiş olduklarını göstermektedir. Mühendislerin yenilenebilir enerji, akıllı şebeke ve elektrikli araçlar gibi dünyadaki gelişmeleri de kapsayan alanları öne çıkarmış olmasına karşın “Nesnelerin İnterneti”, “Giyilebilir Teknolojiler”, “Kuantum Hesaplama” gibi alanları ön sıralara taşımamaları dünyadaki gelişmelerden bağımsız olarak Türkiye ile sınırlı bir gelişim öngörüsünde bulunduklarını göstermiştir. Gelişme beklenen mesleki alan bildirimleri arasındaki sayısal olarak büyük farklar olması da bu görüşü desteklemektedir. Örneğin 2 bin 311 mühendis yenilenebilir enerji alanında gelişme beklerken, “Nesnelerin İnterneti” alanındaki gelişim bildirimi yalnızca 585 olmuştur.
Tablo 9: İşsiz ve Çalışan Mühendislerin Toplamda Gelişme Bekledikleri Mesleki Alanlara İlişkin Sıralama
Mesleki Alanlar 1 Yenilenebilir Enerji
23,32
1235 1177
814 739 701 624 585 398 395
12,46 11,88
8,21 7,46 7,07 6,30 5,90 4,02 3,99
3,68
2,45
14 Diğer 15 Hiçbiri 16 Hepsi
İŞÇİLEŞME ve MÜHENDİSİN OASİSİ*
Serdal Bahçe Ankara Üniversitesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi
Mühendislik bir tarafı fizik bilimlere diğer tarafı ise zanaatkârlığa açılan bir meslek türüdür. Bilimler henüz birer sistem halinde değilken ve her şey bir tür yap-boz kıvamında ilerlerken insanlığın en görkemli yaratıları -Büyük Piramit’ten Roma köprülerine, Akropolis’den Mohenjo Daro’ya- birer mühendislik ürünü olarak ortaya çıktılar. Mühendislik emeği ve kurgusu uygarlığın temeliydi. Mühendis hem amatör hem de profesyoneldi; yazılı kurallar ve belirli bir sistematik içinde aktarılan bilgi dağarcığının azlığı onu hem yaratıcı hem de maceraperest kılıyordu. İlk büyük mühendislerden sayılabilecek Vitrivius hayata geçirdiklerini ve başkalarının hayata geçirdiklerini bir bilim gibi değil, bir anı gibi yazmıştı. Mühendis henüz krallık emrinde bir zanaatkâr ya da gezgin bir iş yüklenicisi gibiydi. Bilgi aktarımı usta-çırak ilişkisi etrafında işlemekteydi; bu nedenle mühendislik bilgisi ezoterik bir tarikatın dışarıya sızmayan ve mahremiyeti korunan birikimi gibiydi. Usta ve mühendis tek bir bedende birleşmiş ikiliydi. Çırak ise sonraki nesillere aktarılacak bilginin emanetçisi… Bilim adamı henüz ortada yok iken, zanaatkâr loncaları her türden gelişmişliği esaret altına alan bir tür kapalılık yaratırken ve hayatın pratik gereklilikleri henüz ağırlıklı olarak egemen sınıfların talepleriyken mühendis-usta bir tür demiurgos1 idi; yoktan var etmiyor ancak var olana yeni bir işlev ve yeni bir şekil veriyordu. İktisatçıların deyimiyle bir tür kıtlık rantı üzerinde hükmediyordu; sayısı az ve bulunması zor idi. Mühendisliğin ayrıcalığını koruma güdüsünün bir tür kıtlık rantını muhafaza etme güdüsü ile kol kola yürümesi mühendislik emeği için değişmeyecek bir yazgı olacaktı. Özgür ve yaratıcı; hayalperest ve pervasız; akışkan ve kalıcı; mühendis-usta bunların hepsine vakıf idi.
Kapitalizm ve Mühendisler
Bu hükümranlık kapitalizm ile bitti. Sermaye birikimi her türden üretimi bireylerin özgür kurgularına ve disiplinsiz yaratım güçlerine bırakılmayacak kadar örgütlü ve sistemli bir hale getirdi. Dahası burjuvazinin dünyası toplumsal
taleplerin alanını genişletti ve daha önce dikkate alınmayan, tarihi olmayan kitlelerin talepleri de ciddiye alınmaya başladı. Böylece hızla genişleyen mal ve hizmet talebi; mühendis-ustayı, ömrünü belirli birkaç esere vakfeden yaratıcı olmaktan çıkardı. Saraylar, su kemerleri, tapınaklar, kiliseler yerlerini daha geniş kesimlere hitap eden yapılara bıraktı. Usta ile mühendis birbirinden koptu, usta hızla, mühendis yavaşça işçileşti. Kapitalizmin şafağı henüz disiplinin hafif, macera tutkusunun ve ikbal arayışlarının yüksek olduğu bir çağdı. Yarı mühendis yarı müteşebbis figürler efsanevi bir atılım yarattılar; James Watt, Alessandro Volta ve Toricelli hem mühendis hem de mucittiler. Diğer taraftan mühendisin bilimle ilişkisi de henüz formalistik2 bir hale gelmemişti; her büyük bilim adamı aynı zamanda kullanacağı bilimsel araçları icat etmek veya tasarlamak zorundaydı. Örneğin Galileo Galilei termometreyi icat etti, matematikçi James Gregory yansıtıcı teleskopu üretti. Huygens ise teleskop için yeni lensler buldu. Zanaatkâr tarafı budanan mühendis bilimsel gelişim sürecinden henüz dışlanmamıştı. Bir mühendis henüz bilimcilikten çok uzak değildi. Daha doğrusu her bilim insanı bir nebze mühendis, her mühendis de bir ölçüde bilim insanıydı.
Ancak sermaye birikiminin toplumsal yapının tüm hücrelerini ele geçirmesiyle birlikte maceraperest ve girişimci mühendisin de sonu geldi. Manifaktürden fabrika temelli üretime geçiş, talebin genişlemesinin sürüklediği standartlaşmış kitlesel üretim ve üretim sürecinin giderek alt birimlerine ayrılarak modülarize edilmesi sonuçta yepyeni bir mühendislik tarzını zorunlu kıldı. Öncelikle bu yeni tarzda nesiller arası bilgi aktarımı sürekli ve yaygın olmak durumundaydı. Daha açık olarak artık usta-çırak ilişkisinin kıskanç ve kapalı bilgi aktarımı kapitalizmin doğasına uymuyordu. Ürünler standartlaşırken; üretim sürecindeki farklılıklar, emek verimliliğinin arttırılması gereği ve rekabetin baskısıyla yok olurken mühendislik süreçleri de ekseriyetle hazır bir reçeteye dönüşmekteydi. Bir reçetenin aktarımı ise
* Vaha 1 Yoktan var etmeyen, ancak var olana şekil veren ve onu düzenleyen ilah 2 Belirli bir şekle ve kurallara bağlı olma durumu.
bir zanaat erbabının dışarıya kapalı dilinin gerçekleştiremeyeceği bir şeydi. Standartlaşan reçetenin nesiller boyunca aktarılması aynı zamanda her adımda mühendis sayısının artışını da gerektiriyordu. Üretim genişledikçe her türden emek gücüne olduğu gibi mühendislik emeğine de daha fazla ihtiyaç duyuyordu. Artan ihtiyaç, usta-çırak ilişkisinin üretebileceği mühendis–usta sayısını yetersiz kılmaktaydı. Böylece standartlaşan ve standart bir şekilde aktarılan bilgi donanımı ve mühendis emeğine yönelik talebin yükselişi alaylı, gezgin ve maceraperest mühendisin sonunu getirdi ve okullu mühendisin hegemonyası başladı. Usta-zanaatkârdan koparılan mühendisin amatör bilim adamlığına da son vermenin vakti geldi. Mühendislik mektepleri belirli bir formata uydurulmuş bir müfredatı önce ulusal sonra da küresel bir standarda dönüştürdü. Mühendisten beklenen artık bir terra incognita’yı3 araştırması değildi; ondan beklenen bulunmuş çözümlerden oluşan bir çerçeve içinde pratik sorunları çözmesiydi. Bilim spekülasyona açık bir maceradır, oysa mühendisten sığ sularda ve güvenli bir derinlikte kalması istenmekteydi. Pratik sorunlar reçetelere dökülmüş çözümler isterdi, yap-boz ve deneyerek öğrenme lüksü olmayan sorunlardı bunlar. Mühendis hendeseye hapsedildi yeniden.
Ancak gelişmiş kapitalizmin örgütlenme pratikleri ona yeni bir hegemonya alanı sundu. Üretim sürecinin merkezine yerleşen mühendis üretim sürecinin arızi sorunları yaşamadan ilerlemesini kontrol etme sorumluluğuna sahip oldu. İşçileşmekteydi, ancak işçilerin üstünde bir yerlerdeydi. Bir formen4 değildi, bir ustabaşı değildi. Hatta büyük ölçekli firmaların araştırma ve geliştirme işlevlerini geliştirmesiyle birlikte işlev alanı da genişledi. Ürün ve üretim süreci yenilikleri kapitalist rekabetin asli unsurlarına dönüşünce, mühendis yanılsamalı bir şekilde sürecin mihenk taşı olduğunu düşünmeye başladı. Henüz bir tür kıtlık rantı heyecanı yaşıyordu; işçileşmekteydi, ancak yüksek gelirliydi. İşçileşmekteydi, ancak henüz zincirlerinden başka kaybedecek çok şeyi vardı. Yönetmenin tadı, hesap sorabilmenin keyfi, işyerinde belirli bir manevra alanına sahip olması; tüm bunlar aslında serap olan bir oasis algısı yaratıyordu.5
Kapitalizmin kaçınılmaz eğilimleri vardır; bunlardan biri her türden emek gücünün değerini sosyal ve ekonomik minimuma itme güdüsüdür. Bunu gerçekleştirmenin en
Kapitalist üretimin ve kapitalist toplumların son 30 yılda geçirdiği dönüşüm, kapitalizmin niceliği çoğalt/niteliksizleştir eğiliminin mühendisler için de işlemesini sağlamaktadır.
güvenli yolu her türden emek gücü içeren bir rezerv yaratmaktır. Rezerv işgücü ordusu, işçi sınıfının her katmanının ücret ve ayrıcalık taleplerinin baskılanmasına yol açmaktadır. Bu nedenle bir yanda sermaye birikirken bir yanda da rezerv işgücü ordusu birikir. Her türden işçinin (nitelikli ya da niteliksiz) sayısı birikimle birlikte artarken, onun hazırda bekleyen muadillerinin sayısı da artar. Kendi hayali oasisine kapılıp giden mühendisin görmediği de buydu galiba. Kapitalizm herhangi bir emek gücü türünün ayrıcalık talebine pabuç bırakmayacak kadar esnektir; herhangi bir emek gücü türünün niteliklerine ve işlevlerine muhtaç olamaz. Kısa dönemde böyle bir sorun yaşasa da, uzun dönemde bunu aşacak yoları bulur. Mühendislik emeği de son yıllarda bu kaçınılmaz içgüdüsel refleksin kurbanı olmak üzeredir. Şimdi bunun detaylarına göz atabiliriz.
Kitleselleşme ve Niteliksel Değersizleşme
Mühendislik akademik süreçlerin sonucunda elde edilen bir meslek olduğunda dahi mühendisler (tıpkı doktorlar ve avukatlar gibi) geçmişten gelen bazı ayrıcalıkları korumak adına meslek odaları şeklinde örgütlendiler. Böylece modern olan geleneksel olanla bütünleşti. Bu aynı zamanda çiçeği burnunda mühendise sadece diplomanın yetmeyeceğini, aynı zamanda meslektaşlardan oluşan cemiyetin de kabulünün alınması gerektiğini göstermekteydi. Böylece mesleğe giriş için modern şart (diploma) ve geleneksel şart (meslektaşların oluru) birlikte işlerlik kazanmıştı. Bu anlamda mesleğe girişlerin kontrol edilmesi mesleğin ayrıcalıklarının değersizleşmesini de engelleyecekti.
Ancak kapitalist üretimin ve kapitalist toplumların son 30 yılda geçirdiği dönüşüm, kapitalizmin niceliği çoğalt/ niteliksizleştir eğiliminin mühendisler için de işlemesini sağlamaktadır. Bu sürecin sonuçları hem Türkiye’de hem de kapitalist alemin diğer coğrafyalarında oldukça görünür hale gelmektedir.
Burada pek çok farklı kaynaktan veri aktarılabilir. ABD’de elektrik sektörü için geçtiğimiz yıllarda yayımlanan bir çalışma 2020’ye doğru elektrik mühendisleri arzının bu meslek grubuna olan talebi hızla aşacağını göstermekteydi (U.S. Department of Energy, 2006: 14). İrlanda için yapılan bir çalışmanın bulgularına göre 1998 ile 2008 arasında mühendis istihdamı yüzde 36 artarken toplam mühendis sayısı yüzde 82 artmıştır (DKM, 2009). Kanada için yapılan projeksiyonlar da geç emeklilik ve istihdamdaki mühendislerin ortalama yaşlarının yükselmesinden dolayı 2020’ye kadar aşırı bir mühendis arzının kaçınılmaz olduğunu göstermektedir (EngineersCanada, 2012).
Tam da bu konu ile ilgili başka bir durum da kuşkusuz “beyin göçü” denilen olgudur. Özellikle gelişmiş kapitalist ülkeler mühendis sayısını iki koldan çoğaltmayı seçmektedirler. Öncelikle gelişmiş kapitalist ülke menşeli küresel firmalar bir şekilde küresel olarak hareket ettirebilecekleri, ancak daha çok asıl teknolojik yeniliklerin üretildiği merkezlerde istihdam ettikleri bir tür gezgin ve göçmen
3 Henüz araştırılmamış, keşfedilmemiş topraklar
4 İşveren tarafından işçileri gözetleme ve denetleme işlevleriyle yetkilendirilen kimse.
5 Bu gelişmeyi Frederick W. Taylor ile Throstein Veblen’in farklı mühendis algıları bağlamında değerlendirmek ilginç olacaktır. Taylor mühendisin yönetim işlevini öne çıkarmakta ve tekdüze ve tekrarlanan davranışlar içeren bir üretim sürecine yamanmış sıradan kol emekçisinden ayırmaktaydı. Oysa Veblen mühendisin kaderini sermayedarın değil işçinin yanında ve hatta işçilerin önderliğinde görmekteydi (bkz. Yenilmez, 2007). Ayrıca mühendis emeğindeki dönüşüm için bkz. Kaya, 2012.
mühendislik işgücünü seferber etmektedirler. Diğer taraftan özelikle ABD ve AB üniversiteleri özelikle mühendislik alanında hem lisans hem de lisansüstü eğitimine pek çok yabancıyı kabul etmektedir. Buralardan mezun olanlar mutlaka bu ülkelerin mühendislik işgücü piyasasına katılmaktadırlar. Böylece özellikle gelişmiş kapitalist ülkelerde ciddi bir rezerv mühendis ordusu oluşmaktadır. Örneğin Lynn ve Salzman’ın çalışmalarına göre 2001 yılında ABD üniversitelerinde bilim ve mühendislik alanlarında doktora diploması alanlar içinde geçici vize sahiplerinin sayısı ABD vatandaşlarının sayısını aşmıştır (Lynn ve Salzman, 2005). Sadece 2005 yılında ABD üniversitelerinde mühendislik alanlarında verilen doktoraların yüzde 61.7’si yabancılara verilmiştir (Gereffi vd., 2008). Bir Avrupa Parlamentosu (AP) çalışması da özellikle göçmen mühendislerin Avrupa’da aşırı bir mühendis arzı yaratmasının çok olası olduğunu vurgulamaktadır (AP, 2015). Özelikle BRIC ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) her yıl ciddi anlamda mühendislik mezunu üretmektedirler. Loyalka vd. hesaplamalarına göre 2009 yılında Brezilya yaklaşık 48 bin, Rusya 132 bin, Hindistan 375 bin ve Çin de 763 bin yeni mühendise diploma vermiştir (Loyalka vd., 2013). Diğer taraftan mühendislerin geleneksel ayrıcalıklarının da aşındığına dair pek çok gösterge vardır. Yeni Zelanda için yapılan bir çalışmada ekonomik daralmalarda mühendislerin de işsiz kalma olasılığının diğer emekçi grupları kadar yüksek olduğu tespit edilmiştir (Patyro ve Lohit, 2014). Türkiye üzerine yapılmış çalışmalar da mühendisin aslında mesleki koruma hatlarının derdest edildiğinin bilincinde olduğunu göstermektedir. TMMOB ve üye odaların yaptırdığı çeşitli profil araştırmalarından derlenen veriler mühendisin kendini giderek daha güvensiz ve korunaksız hissettiğini göstermektedir (Bahçe, 2013). Bu profil çalışmalarının ilki TMMOB’un 1976 yılında yaptırdığı profil çalışmasıydı ve sonuçları Ali Artun tarafından “Fordizmin ve Mühendisin Dönüşümü” başlıklı kitapta yorumlanmıştı (Artun, 1999). TMMOB’un yaptırdığı başka bir profil araştırmasının sonuçları da 2000 yılında Ahmet Haşim Köse ve Ahmet Öncü’nün
yorumlarıyla “Kapitalizm, İnsanlık ve Mühendislik” başlıklı bir kitapta yorumlandı (Köse ve Öncü, 2000). Son olarak da 2006 ve 2007 yılında yine TMMOB’un yaptırdığı başka bir profil araştırması Ünal Nalbantoğlu ve Ahmet Alpay Dikmen’in katkılarıyla kitaplaştırıldı (TMMOB, 2009). Tüm bu profil araştırmalarının sonuçlarının karşılaştırılması hem mühendislik mesleğinin nesnel ortamının hem de mühendisin kendi mesleğine bakışının zaman içinde nasıl değiştiğini göstermektedir. 1976 yılı profil araştırması Türkiye’de ortakçı düzen hayallerinin çok güçlü olduğu ve mühendisin de bu yeni düzene omuz verdiği bir dönemde gerçekleştirilmişti ve sonuçlar dönemin tüm umudunu yansıtıyordu. Profil araştırmasına göre mühendisler mühendis işsizliğinin suçlusu olarak toplumsal sistemin içsel dinamiklerini görmekteydiler. Örgütsüzlük ve mesleki dayanışma eksikliği en önemli sorunlar arasında görülmekteydi. Oysa 1990’larda ve 2000’lerde yapılan profil araştırmasının sonuçlarına göre yükselen mühendis işsizliğinin sorumluları mühendis sayısının ve mühendislik bölümlerinin sayısının gerekenden fazla artışıydı. 1970’lerin meslektaş dayanışması yerini meslektaş rekabetine bırakmıştı. Yeni dönemin ruhu mühendisi de ele geçirmişti anlaşılan. 1970’lerin mühendisi mesleğin teknik donanımının öneminin elbette ki farkındaydı, ancak toplumsal sorumluluğu daha fazla önemser bir havası vardı. Daha sonraki profil araştırmalarının sonuçları ise mühendisin giderek kendisini teknik ekspertizin vurdumduymazlığına kaptırdığını gösterecekti. Mühendis iş ortamında yalnızlaştığını ve güvensizleştiğini ifade eder hale gelmişti. Örneğin 2000’li yıllarda yapılan profil araştırmasının sonuçlarına göre zamane mühendisi, iş garantisi/yüksek ücret ikileminde kaldığında ilkini tercih eder hale gelmişti. Yaptığı işten memnun olmayanların oranı giderek artmıştı. Üstelik çalışmanın nesnel şartlarındaki değişim de bu memnuniyetsizliğin mesnetsiz olmadığını göstermekteydi. Örneğin daha önce yapılan başka bir çalışma (Bahçe ve Bahçe, 2012) yüksek öğretimli çalışanların (ki önemli bir bölümü mühendistir) işyerindeki emek kullanımı tarzlarının pür kafa emeğinden kol emeğine doğru kaydığını göstermekteydi. Anlaşılan işyeri pratikleri mühendisi de her angaryaya koşulan emekçiye dönüştürmeye başlamıştı. Tüm bu gözlemler Türkiye’de mühendisin kaderini geri kalan kapitalist alemdeki meslektaşlarının kaderlerine benzediğini göstermektedir.
Son Sözler
Marx üretim denilen gizemli sürecin sırlarının sermayedardan çok mühendis tarafından bilindiğini belirterek ona bir tür üretken bilgelik atfetmişti. Veblen, mühendisi nerdeyse sabotajcı bir devrimciye dönüştürmüştü. Aslında kimdi gerçek sabotajcı?
1975 tarihli bir Şerif Gören filmidir “Köprü”, eser Ahmet Üstel’e, senaryo ise Fuat Özlüer’e aittir. Müzikler Cahit Berkay imzalıdır. Kadir İnanır, Fikret Hakan ve Necla Nazır ise başrollerdedir. Bazı sahneleri itibariyle oldukça sulu sepken bir melodram havası taşımaktadır. Bazı temalar oldukça basit işlenmiştir. Diğer taraftan, dönemin teknik olanakları da dikkate alındığında, bir bütün olarak oldukça başarılı bir filmdir. Konu Fırat kıyısında bir köyde geçmektedir. Fırat’ın taşkınları her yıl onlarca can almaktadır; onlardan biri de filmin başkahramanının (Kadir İnanır’ın) anasıdır. Başkahraman olaydan çok etkilenmiştir. Okuyup mühendis olmuş ve bakanlığı da ikna ederek Fırat’ın üstüne bir köprü yapmak için köyüne geri dönmüştür. Bir tür kindir, bu kin
doğanın coşkunluğunu da zapt etme hırsını doğurmuştur. Ancak ortada olan bir aile dramıdır, çünkü mühendisin tüm ailesi salcılıkla geçinmektedir. Köylüleri sal ile karşı kıyıya geçirerek hayatlarını kazanmaktadırlar. Köprü onları aç ve mecalsiz bırakacaktır. Bu anlamda kurgu oldukça başarılıdır. Köprü inşaatı başlayınca doğal olarak hem köy hem de aile iki cepheye bölünür. Özellikle başkahramanın ağabeyi (Fikret Hakan) anti-köprücü cephenin lideridir. Bir cephede mühendis ve köprü inşaatında çalışan işçiler vardır; diğerinde ise mühendisin ağabeyi ve köylüler. Toplumsal tarihin uzun erimli bir çelişkisinin kendini dışa vurumudur aslında. Filmin son sahnesi ise ilginçtir, artık köprü bitmiş ve açılacaktır. Ancak bir gece önce salcı ağabey köprünün ayaklarına dinamit döşer. Sabotajcı eskiyi, gelenekseli temsil eden ağabeydir.
Filmdeki mühendis hem modernizatör hem de aydınlıkçıdır. Toplumsal kaygıları yüksektir. Dönem 1970’lerdir. 2000’li yılların mühendisi mi? İngilizce bir kariyer profil sitesine bakın, elektrik/elektronik mühendisini nasıl tanımlıyor? Önce elektrik/elektronik mühendisinin yaptığı işleri tanımlıyor: Var olan ürünleri geliştirmek ya da yenilerini kurgulamak için elektrik gücünün kullanımının yeni yollarını bulmak, imalat ve kurulum standartlarını ve spesifikasyonlarını geliştirmek için detaylı hesaplamalar yapmak, belirli standartlara uyup uymadıklarını test etmek için elektrikli ürünleri imal etmek ve kurulumlarını yapmak, kamuoyundan ve “müşterilerden” gelen şikayetleri çözüme ulaştırmak, proje yöneticileriyle kol kola çalışmak. Ayrıca bir elektrik/elektronik mühendisinde bulunması gereken özellikleri de kesin bir dille belirliyor: Yoğunlaşabilme, inisiyatif alabilme, kişiler arası kolay iletişim kurabilme, matematiksel yetenekler, iyi konuşabilme6. Neredeyse bir makine tanımlamaktadır. Aslında tanımlanan sahte bir osasistir. Gerçek mi?
“Artık nitelik veya niteliksizlik kalmadı bence, mavi yakalılar beyaz yakalılar ayrımı da bitti. Neredeyse bitti. Şimdi hangi mühendis söz-karar-yetki mekanizmasında doğru düzgün çalışıyor? Artık azaldı bu. Çünkü karar mekanizmasını göremiyor mühendis, zaten makineler artık tam otomatik hale gelmiş, mühendis de artık makinenin bir parçası, müdahale edemiyor herhangi bir şeye” (Bora, 2011: 60).
Kaynakça
Artun, A. (1999 [1978]) Fordizmin ve Mühendisin Dönüşümü, Ankara: TMMOB.
Avrupa Parlamentosu (2015) Exploring New Avenues for Legislation for Labour Migration to the European Union, Directorate-General for Internal Policies – Citizen’s Rights and Constitutional Affairs.
Bahçe, S.A.K. ve S: Bahçe (2012) “Türkiye’de Eğitim ve Sınıf Üzerine Gözlemler”, Mülkiye Dergisi, 36(274): 159-182.
Bahçe, S. (2013) “Orta Sınıf Miti ve Mühendisin Nemesisi”, Praksis, 32: 145-163.
Bora, T. (2011) “ ‘Herkes İşsiz ama Seninki Farklı’ Türkiye’de Beyaz Yakalı İşsizliğine Genel bir Bakış” “Boşuna mı Okuduk?” Türkiye’de Beyaz Yakalı İşsizliği (ed. T. Bora, A. Bora, N. Erdoğan ve İ. Üstün) içinde, İstanbul: İletişim: 49-71.
DKM Economic Consultants (2009) Economic Importance of Engineers [dkm.ie/.../2009%2002%2003%20Engineers%20 Ireland%20].
EngineeersCanada (2012) The Engineeering Labour Market in Canada: Projections up to 2020 [https://engineerscanada.ca/ sites/default/files/w_Engineering_Labour_Market_in_Canada_ oct_2012.pdf].
Gerefi, G., Wadha, V., Rissing, B. ve R. Ong (2008) “Getting the Numbers Right: International Engineering Education in the United States, China, and India”, Journal of Engineering Education, 97(1), 13-25.
Kaya. E. A. (2012) Emek Süreçlerinde Dönüşüm ve Mühendis Emeği, TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası.
Loyalka, P., Carnoy, M., Froumin, I., Dossani, R. ve J. Tilak (2013) The Quality of Engineerring Education in the BRIC Countries, Stanford Üniversitesi, Rural Education Action Project, Çalışma Raporu no. 249.
Lynn, L. Ve H. Salzman (2005) The ‘New’ Globalization of Engineering: How the Offshoring of Advanced Engineering Affects Competitiveness and Development, 21. European Group for Organizational Studies (EGOS) Kolokyumunda sunulan çalışma.
TMMOB (2009), Türkiye’de Mühendis-Mimar- Şehir Plancısı Profil Araştırması, Ankara : TMMOB.
Yenilmez, (2007) Türkiye’de Mühendisler ve Siyaset, Basılamamış Y. Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
6 Bkz. https://www.truity.com/career-profile/electrical-or-electronics-engineer.
MÜHENDİS İŞSİZLİĞİ ve SİYASET İLİŞKİSİ
Kemal Ulusaler 39 ve 40. Dönem EMO Yönetim Kurulu Başkanı
Çalışma en temel haklardan biridir. Çalışma hakkı, diğer insan haklarının gerçekleştirilmesi için vazgeçilmez bir hak olup insanlık ailesinin bütün üyelerinin doğuştan sahip oldukları insanlık onurunun ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmektedir. Çalışma hakkı hem evrensel insan hakları metinlerinde hem de ulusal anayasalarda düzenlenmiştir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin, 23. Maddesi çalışma hakkını düzenlemiş bulunmaktadır. Buna göre, “1. Herkesin çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı” vardır. Avrupa Sosyal Şartı’nın birinci maddesi, “Çalışma Hakkı” kenar başlığını taşımaktadır. Birleşmiş Milletler üye ülkeleri, sosyal devlet niteliğine uygun olarak vatandaşlarına özgürce seçebilecekleri ve verimli olabilecekleri bir işte çalışarak yaşamlarını insan onuruna yaraşır bir biçimde kazanma olanağı verecek bir istihdam politikası geliştirmek ve uygulamakla yükümlü tutulmuşlardır.
“İşsizlik, hak ve özgürlükleri göreceli hatta anlamsız kılar. Dolayısıyla çalışma özgürlüğü temel bir haktır. Kişi bu özgürlüğünden ancak iş ve çalışma olanağı mevcutsa yararlanabilir. Ancak; ‘Çalışma Hakkı’ ne olursa olsun bir işe sahip olmak değildir. Çalışma ortam ve koşulları da bu hakkı tamamlar. Başka bir anlatımla, iş güvencesi hakkı, işyerlerinin çalışma ve sağlık koşullarına uygun olmasını isteme hakkı, çalışma sürelerinin uygunluğu, çalışan çocuk, kadın veya gençlerin korunması, adil ücret hakkı, ücretli izin, dinlenme hakkı, sosyal güvenlik hakkı gibi birçok hakların sağlandığı ölçüde çalışma hakkından söz edilebilir.” (İ.Kaboğlu, Özgürlük Hukuku)
Görüleceği üzere kapitalist devlet anayasalarında çalışmak hak ve ödevdir. Ancak hak kısmı ile ödev kısmı bariz bir şekilde ayrılmıştır. İşsizlik, istihdam kavramı içine sıkıştırılarak hak olmaktan çıkarılmış olan çalışma, burjuvazinin ihtiyaçları kapsamında bir ödev haline getirilmiştir. İşsizlik kapitalizmin yapısal bir sorunudur ve kapitalizm altında tam istihdam olanaklı değildir. Her an bir köşede hazır vaziyette duran yedek işçi ordusu, burjuvazinin işçi sınıfının üzerinde salladığı kılıca dönüşmektedir. Süreç ise şöyle işlemektedir: Burjuva ekonomistleri işsizlik oranına bakarak ekonominin “gidişatı” hakkında görüş ileri sürerken, burjuva politikacıları işsizliğe karşı “radikal” çözüm reçeteleriyle geniş işsiz kitlelerin oylarını almaya çalışır.
Yüksek Eğitimli İşsizlik Artıyor
Genel kanı, eğitim düzeyi arttıkça işsizliğin azalacağı şeklindedir. AB, ABD, Japonya ve benzeri ülkelerde geçerli olan bu durum Türkiye’de değişmektedir. 70’li yıllarda bu böyle iken zaman içerisinde okuryazar olmayanların işgücü piyasasından çekildiği ancak diğer eğitimli nüfusta da işsiz miktarının arttığı görülmektedir. Türkiye’de eğitimi yüksek işsizlerin oranı artış içerisindedir. 1988 yılında yükseköğrenimli işsizlerin oranı yüzde 4.64 iken bu oran 2008’de yüzde 13.86’ya, 2016’da ise yüzde 28.32’ye çıkmıştır. Denebilir ki zaman içinde yükseköğrenim görenlerin sayısında artış oldu. 1990 yılı ile 2015 yılı arası yüksekokul mezunu 2.4 kat artarken aynı yıllar içerisinde işsiz yükseköğrenimli sayısı tam 6.1 kat artmıştır.
Geçmişte yüksek eğitim yapanların işsiz kalmayacakları şeklindeki inanış artık tamamen hükmünü kaybetmiş durumdadır. Üniversite mezunu işgücü arzı, üniversite mezunu işgücü talebinin üstünde ve aradaki makas giderek açılmaktadır. Türkiye’de 1980 Darbesi’nden bu yana şiddetli biçimde uygulanan yeni-liberal politikalar ve benimsenen “kalkınma” modeli, eğitim düzeyi yüksek işgücüne yeterli istihdam olanakları yaratmıyor. Yükseköğretime ilişkin kararlar, ülke ihtiyacına yönelik ve bir planlama dâhilinde değildir. Mühendis, mimar, şehir plancılarının yüzde 25’inin işsiz olduğu ya da meslek dışı işlerde çalıştığı ülkemizin bir gerçeğidir.
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) 2016 yılında yaptığı “EMO Mühendislik İstihdamı ve Mesleki Alan” araştırmasıyla işsizlik rakamlarını belirledi. Elektrik, elektronik, elektronik haberleşme, kontrol ve otomasyon, elektrik-elektronik ve biyomedikal mühendislerinden oluşan EMO üyesi mühendisler arasında işsizliğin yüzde 18.7’ye tırmandığı ortaya çıktı. 2009 yılında EMO üyeleri arasındaki işsizliğe yönelik yapılan çalışmada bu oran yüzde 9.1 düzeyindeydi.
İşsizliğin ötesinde esnekleşme ve parçalı üretim, emeğin değersizleşmesine ve yabancılaşmaya da yol açmaktadır. Emek üretkenliğini arttırmak, bilim ve teknolojinin üretime uygulanması ve emek sürecinin organizasyonu ile mümkün olur ve her iki nokta da mühendisin üretimdeki işleviyle doğrudan bağlantılıdır. Üretimde kullanılan teknolojinin gerek geliştirilmesinde, gerek üretiminde, gerekse uygulanmasında mühendis emeğine ihtiyaç doğar. Ayrıca üretim sürecinde üstlendiği denetim ve yönetim gibi görevler de
mühendis kimliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur. Ancak gelinen nokta “şablon üretim” ve hizmet sürecinde artık bilgiye ihtiyaç duyulmadığıdır.
Mühendis Emeğinin Parçalanması
Belli bir işi parçalayıp standardize etmenin emek gücü açısından sonucu vasıf kaybına uğrayarak emeğin değersizleşmesi olurken; sermaye açısından sonucu emeği ucuzlatmak, kolaylıkla ikame edilebilir hale getirmek, böylelikle emeğe olan bağımlılığını azaltmak olur. Bugün bir yazılım programı sürecinde artık onlarca hatta yüzlerce mühendis çalışmaktadır. Hiçbiri bütüne hakim olmadığı gibi yaptığı işe de yabancılaşmaktadır.
Zaman içinde mühendislerin geliştirdikleri teknolojilerin mühendis emeğini de ikame edecek araçlar üretmesiyle, bu mesleğin üretim sürecindeki konumu sarsılmıştır. Özellikle dijital teknolojilerin, bilgisayarların ortaya çıkışıyla zihin emeğinin parçalanarak bilgi teknolojilerinin araçlarına aktarılması bu noktada büyük önem taşır. Önceden mühendisin işlevi olan ve mühendis emeğini nitelikli kılan birçok iş artık bilgisayar programları tarafından yapılabilmektedir. Öyle görünüyor ki yakın gelecekte, özellikle yapay zeka gelişim sürecinde mühendisin işlevi daha da yitecek ya da konum değiştirecektir. Şüphesiz salt işsizlik durumunda değil iş yaşamında da beyaz yakalılar ve mühendis, performans çizelgelerine sıkışmış vaziyette. Parçalanmışlık duygusu, sendikasızlık, sürekli uzatılan mesai saatleri, hakkını arayamamak ve rekabet ortamı içinde artık çalışanlar da işsizlerden daha mutlu değiller. Fazla mesai ücreti alamama mühendisler için çok yaygın ve ciddi bir sorun, çünkü mühendislerin büyük bir kesiminin yasal çalışma süresi olan 45 saatin üzerinde çalışması bugün artık normalleşmiş bir durum halini almıştır. Kanıksanmıştır da üstelik. “Bizde mesai kavramı yok” söylemi, geç saatlere kadar çalışma; evde, yolda, her yerde çalışma, işi tüm yaşama yaymak anlamına gelmektedir.
Braverman’a göre, yeni teknoloji sayesinde bunaltıcı, sıkıcı ve rutin işler ortadan kalkıp, yerlerine yaratıcı ve çalışanlara büyük bir özgürlük alanı bırakan işlerin geçmesi bir yana, günümüzde beyaz yakalı işler dahi tıpkı bir fabrikada olduğu gibi rutinleşip parçalanarak değersizleşmektedir. Mühendislik mesleğinin doğal yönelimi olduğu düşünülen yöneticilik pozisyonları için kitleselleşmeden kaynaklı ek eleme kriterlerine tâbi olma dolayısıyla bir anlamda yaşanan değersizleşme; teknik alanların yoğun olarak taşere edilmesine bağlı olarak proje bazlı, güvencesiz ve esnek çalışma; sık iş değiştirme; bu esnada ücretler ve haklarda kayıplar; toplumsal statü kaybı bu olumsuzlaşmanın temel başlıkları arasında sayılabilir. Türkiye’de güncel tartışma konuları olan esnekleşme, çalışma yaşamının enformalleşmesi, güvencesizleşme gibi olgulardan mühendislerin etkilenmeyecek olmaları düşünülemez. Ancak pek çok yüksek eğitimli işsiz, güvencesizleşen iş koşullarını bir sorun olarak tanımlayıp bunun sisteme içkin olduğunu fark etmek yerine, kendilerini bu tehdide karşı daha donanımlı kılmak için çaba harcıyor. Çoklu hizmet alımı söz konusu; sürücü belgesi başta olmak üzere pek çok sertifikayı elinde barındıran, dolayısıyla mühendislikle beraber en az üç-beş mesleği de bünyesinde barındırmayan mühendis artık bu rekabette geride kaldığını düşünmekte. Üniversite diplomasının iş bulmaya yetmediğini gören yüksek eğitimli işsizler lisansüstü eğitimi alıp yabancı dil kursları ve sertifika programlarına katılarak işe alınma ihtimallerini arttırmaya çalışıyorlar. Çünkü “bireyin
geleceğinin kendi sorumluluğunda olduğunu” düşünüyorlar. Yaygın düşünceye göre; kendini var olan işgücü piyasasına uygun hale getirmek için çabalamalı, her yolu deneyerek bir iş bulmalı, işinin ihtiyaçlarına her daim cevap verebilmek için kendini sürekli yenilemeli, kendini pazarlamayı bilmeli ve en önemlisi dinamizmini asla kaybetmemelidir.
İnsanların ertesi gün ne olacağını bilmedikleri böylesine güvencesiz bir sistem, haliyle beyaz yakalıların ruh hallerine de yansıyor. Sahip olunan iş her ne kadar güvenceli bir iş olmayacaksa da işsizlikten daha tercih edilir olmaya devam ediyor. Zira insanlar iş sahibi olmayı “işe yarar” olmakla, topluma katılmakla özdeşleştirdiklerinden işsizlik hali onlar için toplumdan dışlanma anlamına geliyor ve bir öz-değer kaybına neden oluyor. Hayal kırıklıklarını ve tepkilerini belirli bir özneye yansıtamadıklarından, ya sorunu kendi yetersizliklerinde görerek öfkelerini kendilerine yönlendiriyorlar ya da durumu kabullenerek kendileriyle dalga geçmek gibi farklı savunma mekanizmaları geliştiriyorlar.
İşsizler Ordusu Atomize Bireyler Halinde
İşsizliğin bir sonucu da toplumsal hayatın dışında bırakılma olduğundan yalıtılmış bireyler, sisteme karşı tehdit oluşturacak bir işsizler ordusu oluşturmaktan ziyade “homojen bir sınıf oluştur(a)mayan” atomize bireyler olarak kalıyorlar. İşsizler, esnek ve güvencesiz sisteme karşı duracak muhalif bir hareket oluşturmak üzere bir araya gelmediklerinden, bu ordu sistem açısından bir tehlike arz etmiyor. Buna rağmen sistem her koşulda kendilerine “Üretimde otomasyonun yükselmesiyle birlikte mavi yakalıların işsiz kalışını izledik. Önümüzdeki 10-15 yıl, büyük bir teknolojik devrimi de beraberinde getirecek. Ofislerin boşaldığını, beyaz yakalıların yerini yapay zekanın ve bilişsel yazılımların aldığını görebileceğiz. Beyaz yakalılar şehir ve hatta ülke değiştirmeye açık olmalı, yeni iş fırsatları için taşınmaktan korkmamalı. Yeni yetenekler kazanılabilir, öğrenmeye açık insanlar her zaman kazanan taraf olacak. Esnek davrananlar ve ekonomideki değişimlere adapte olanlar büyük dönüşüme daha kolay ayak uyduracak. Sorunlara soğukkanlı ve çözüm odaklı yaklaşanlar rakiplerine karşı avantaj sağlayacaktır” diyerek bireysel çözüm aramalarını nasihat edip, “ya örgütlenirlerse” korkusunu aşmaya çalışmakta.
Son yıllarda da üretim ekonomisi (reel ekonomi) yerine, rant ekonomisi hakimiyetinin kurulması, işsizlik sorununu içinden çıkılamaz hale getirmiştir. Ekonomik istikrar ve işsizlik sorununun çözümü için böyle bir ekonomik anlayıştan uzaklaşılmalı ve reel ekonomiye dönülmelidir.
Yazıyı, Aslı Aydın’ın birleşik mücadele çağrısıyla bitirelim: “Özetle bugün içinde bulunduğumuz koşulları iktisadi zeminde anlamaya çalıştığımızda vardığımız yer, sermayenin bugün ‘istikrar’ bakışıyla da uyumlu olarak, işgücü maliyetleri ve çalışma standartlarının düşürülmesi üzerine kurgulanmış bir küresel entegrasyondur. Sömürüden, eşitsizlikten, parçalamaktan beslenen bu düzeni aşmak için Marx’ın işaret ettiği gibi ‘anlama faaliyetinin ötesine’ geçmeye adım atarsak başlayacağımız yer de bellidir… Gezi’den bu yana son dönemlerdeki direnişler, eğitim emekçisinden hekimine/mühendisine dek süren kamu emekçilerinin direnişi güçlü ama parçalı olarak karşımızdadır. Bu farklı statüler içerisinde bölünmüş, parçalı hale getirilmiş işçileri/emekçileri birleşik bir mücadele ekseninde bir araya getirecek bir siyaset acil bir görev olarak önümüzde durmaktadır.”
KÜRESEL KRİZ ve TÜRKİYE’DE MÜHENDİSLERİ BEKLEYEN GELECEK
Doç. Dr. Özgür Öztürk
Yirmi-otuz yıl önce, yeni mezun bir mühendisin iki yıl iş araması olağandışı bir durum sayılırdı. Bugün ise normal karşılanıyor. Toplum açısından, eğitilmeleri için ciddi miktarda kaynak harcanan genç insanların birkaç sene işsiz kalmaları akıl almaz bir şeydir. Oysa dünyaya egemen olan serbest piyasa dininde bu doğal kabul ediliyor. Genç işsizliğinden söz edenlere “Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir kural yok!” yanıtı veriliyor.
Gençlerine iş yaratamayan, işsizlik sorununu çözemeyen, hatta çözüme dair hiçbir somut önerisi bulunmayan bir ekonomik sistem basitçe başarısız olmuş demektir. Bunu gizlemek için giderek daha garip argümanlara veya düpedüz dezenformasyona başvuruluyor. Halen içinden geçtiğimiz küresel kriz konjonktürü, bu başarısızlığı kalıcılaştırdığı ölçüde, akıldışılığı da derinleştirip yaygınlaştırıyor. Peki, safsataları bir yana bırakıp “Türkiye’de mühendisleri nasıl bir gelecek bekliyor?” diye sorsak, gerçekçi bir yanıt ne olurdu? Bu kısa yazıda işte bu soruya yanıt arayacağım. İlkin küresel krizin çeşitli boyutlarını tartışıp, ardından Türkiye ekonomisine bakacak, son bölümde ise mühendisleri bekleyen geleceğe dair bazı çıkarımlar yapacağım.
Büyük Durgunluktan Büyük Bunalıma
İktisat dilinde, üst üste en az iki çeyrek yıl ortalamanın altında kalan ekonomik büyümeye “durgunluk”, süregiden durgunluk haline veya daralmaya “kriz” (bunalım/ depresyon) denilir. Uzun zamana yayılan ve birçok ülkeyi kapsayan krizler ise büyük bunalımlardır. 1873-96 arası
yıllar ve 1930’lar, bu tarz büyük bunalım örnekleridir. İçinde bulunduğumuz dönem IMF, Dünya Bankası gibi resmi çevrelerde “Büyük Durgunluk” biçiminde nitelenmektedir; ama açıkça yeni bir “Büyük Bunalım” adayıdır.
Depresyon denildiğinde, zihinlerde 1930’ların bunalımı ile onu izleyen faşizm, dünya savaşı gibi olgular canlanır. Büyük bunalımlar gerçekten de dünya çapında politik, kültürel, ideolojik sarsıntılar yaratır; sert kırılmalara yol açarlar. Dolayısıyla önümüzdeki dönemde ekonomik ve siyasal yapılarda köklü dönüşümler beklenmelidir.
Küresel kriz, 2017 yılı itibariyle on yaşına girmiştir. Bilindiği gibi kriz, önce ABD finans piyasalarında patlak vermiş; 2008 sonunda gelişmiş kapitalist ülkelerin tamamını etkisi altına almıştı. 2009 başından itibaren “reel sektör” denilen sanayi ve ticaret alanlarına yayılmış, 2010 yılında ise (krize karşı alınan tedbirler nedeniyle) bütçe açıklarının artması sonucunda özellikle Avrupa’da birçok ülke batma noktasına gelmişti. Bu dalga, genişletici para politikaları ile kısmen aşıldı; fakat henüz krizin sona erdiği söylenemez. Bunu kişi başına milli gelir (Gayrisafi Yurtiçi Hasıla-GSYH) verilerinden izlemek mümkündür. 2007 yılı düzeyini 100 alırsak, bu rakamın 2015 sonunda dünya genelinde 108.4, nispeten gelişmiş ülkelerin oluşturduğu OECD ülkelerinde ise ancak 102.4 olduğunu görürüz. (Tablo 1) Gelişmiş dünyada 8 yılda büyüme neredeyse 0’dır.
Buna karşılık, BRIC kısaltmasıyla bilinen Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin grubunda ve Türkiye’de, krize rağmen pozitif büyüme rakamları elde edilmiştir. Aslında bu dönemde
Tablo 1: Kişi Başına Gayrisafi Yurtiçi Hasıla Endeksi (2007 = 100)
Dünya
100,6
97,7
OECD ülkeleri
99,4
Avro bölgesi
99,9
ABD
98,8
Almanya
95,8
Birleşik Krallık
98,6
93,6
Fransa
99,6
96,2
İtalya
98,3
92,5
Hollanda
İspanya
Japonya
98,9
Güney Kore
102,1
102,3
Türkiye
Brezilya
104,0
102,9
Çin
109,1
118,8
Hindistan
102,4
109,5
Rusya
105,3
2010 100,7
97,3 96,9 96,8 99,9 94,7 97,6 93,8 97,8 94,7 97,4 108,5 100,5 109,6 130,8 119,1 101,4
2011 102,6
98,5 98,6 97,6 105,5 95,3 99,2 94,1 99,0 93,4 97,5 111,6 107,6 112,8 142,5 125,3 105,6
2012 103,8
99,0 97,5 99,0 105,8 95,9 98,9 91,2 97,6 90,6 99,2 113,7 107,9 113,9 153,0 130,5 109,1
2013 105,2
99,7 96,9 99,9 106,0 97,1 99,0 88,6 97,1 89,4 101,3 116,5 110,4 116,2 164,0 137,3 110,3
2014 106,8 100,9
97,7 101,5 107,3
99,3 99,2 87,9 98,2 90,9 101,8 119,9 111,8 115,8 175,1 145,4 109,1
2015 108,4 102,4
99,4 103,3 108,2 100,7 100,0
88,6 99,6 93,9 103,2 122,5 114,6 110,4 186,3 155,0 105,8
dünya ekonomisinin tam çöküşünü, gelişmekte olan ülkeler engellemiştir. Sanayi üretimi verileri, ayrışmayı daha açık sergilemektedir. (Tablo 2) Buna göre Almanya haricinde, gelişmiş dünyada sanayi üretimi 2014-2015 itibariyle 2007 seviyesinin altındadır. Gelişmekte olan dünyanın öncü ülkelerinde (bunlara Güney Kore de eklenebilir) ise sanayi üretimi nispeten daha iyi performans sergilemiştir. Yeni sanayileşen ülkelerin her şeye rağmen bu dönemde sanayi üretimlerini artırmaları, genel ekonomik çöküşü frenleyici bir etki yapmıştır. Gelgelelim bu gruptaki ülkeler ekonomilerini ihracata dönük biçimde yapılandırdıkları için, pozitif büyüme oranlarına, aslında merkez ülkelerde izlenen genişletici para politikaları ile kitlelerin tüketim düzeylerinin korunabilmesi sayesinde ulaşılmıştır. Önümüzdeki dönemde gelişmiş dünyada korumacı eğilimler baskın hale geldikçe, krizin Türkiye gibi ülkelere daha olumsuz yansıyacağı öngörülebilir.
Bunalım nedeniyle belirginleşen bir diğer küresel eğilim, işsizlik oranlarındaki artıştır (Tablo 2). Gelişmiş ülkeler grubunda Almanya, Japonya ve Birleşik Krallık, gelişmekte olan ülkeler arasında Hindistan ve Rusya, kriz ortamında işsizlik oranını düşürebilmiş ülkelerdir. Bununla birlikte görünürdeki bu azalmanın nedeni kısmi zamanlı, güvencesiz, esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşmasıdır. Ayrıca genç işsizliği açısından bakıldığında Hindistan ve Rusya’da da gerileme gözlenmektedir. Dünya ekonomisinin çöküşünü frenleyen ikinci grup ülkelerde sanayi üretimi artmış olmasına rağmen işsizliğin de yükselmesi hayra alamet değildir. Genel itibariyle istihdam cephesinde görüntü olumsuzdur ve çalışanlar, işsizlik ile güvencesiz çalışma biçimleri arasında tercihe sürüklenmektedir.
Türkiye’nin Büyüme Açmazı
Mühendislik, ekonominin her kesimiyle ilişki içinde olan, hemen her sektörde iş bulma olanağı bulunan bir meslektir. Fakat mühendislerin ağırlıklı istihdam alanı sanayidir. Bu
nedenle mühendisliğin geleceğini tartışabilmek için öncelikle sanayinin uzun dönemli eğilimlerine bakmak gerekir.
Türkiye’de sanayinin milli gelir içindeki payı 1960’ların sonlarında yüzde 20’yi, 1980’lerin sonlarına doğru yüzde 30’u aşmış ve 1990’lar boyunca bu seviyede dalgalanmıştır. Örneğin 1998’de yüzde 35.3’tür. Fakat 2000’li yıllarda eğilim tersine dönmüş ve yeniden yüzde 20’lere gerilemiştir. 2009’da yüzde 25.3, 2015 yılında ise yüzde 26.5 seviyesindedir. Kısacası milli gelir içinde sanayinin payı 1990’larda üçte bir düzeyinden günümüzde dörtte bire düşmüştür.
Genel olarak sanayiye değil dar anlamda imalat sanayine bakarsak yine aynı eğilimi görürüz. Türkiye’de imalat sanayinin milli gelir içindeki payı 1990’larda yüzde 20’lerden günümüzde yüzde 10’lara inmiştir. Bu oran 1990 yılında yüzde 22.7, 2000 yılında yüzde 22.3, 2010 yılında yüzde 17.4 ve 2015 sonunda yüzde 17.6 olmuştur. Kabaca imalat sanayi payının da dörtte veya beşte bir seviyesinden, altıda bire gerilediği söylenebilir. Buna bağlı olarak, imalat sanayi ürünlerinin ihracat içindeki payı da azalmıştır: 2000’li yıllar boyunca yüzde 80’in üzerinde olan bu oran, 2010 ve sonrasında daima yüzde 80’in altında kalmıştır. Bu durum gerek ülke ekonomisi gerekse mühendislerin istihdam olanakları açısından parlak bir geleceğe işaret etmekten uzaktır.
Türkiye’de büyük sanayi, özellikle Avrupa’ya ihracat yapmak üzere yapılanmıştır. Dünya ekonomisi içinde Türkiye, şematik olarak söylenirse, Asya ülkelerinden ve Rusya’dan gelen ara malların ve enerjinin, ülke içinde ucuz işgücü tarafından montajlanarak Batı ülkelerine ihraç edildiği bir ara üretim istasyonu niteliği taşır. Sanayide ithal girdi kullanımı çok fazladır ve bunun sonucunda ihracatın artması ithalatın artmasına, böylece dış ticaret açığının (dolayısıyla cari açığın) daha da büyümesine, buna bağlı olarak da yabancı sermaye girişlerinin önem kazanmasına yol açmaktadır. Türkiye ekonomisi büyüdükçe, dışa bağımlılığı derinleşmektedir.
Tablo 2: Sanayi Üretimi Endeksi (2007=100) ve İşsizlik (ILO tahminleri)
Sanayi Üretimi Endeksi
Dünya OECD ülkeleri Avro bölgesi ABD Almanya Birleşik Krallık Fransa İtalya Hollanda İspanya Japonya Güney Kore Türkiye Brezilya Çin Hindistan Rusya
2007 100 100 100 100 100 100 100 100 100 100 100 100 100 100 100 100 100
2014 115,4
99,2 91,6 99,2 106,4 91,3 91,7 80,1 92,1 74,5 97,0 129,0 123,7 113,7 189,9 152,3 106,9
2015 119,1
94,4
107,8 93,3 92,5 80,8 92,5 77,5
131,2 127,9 106,5 201,7 164,9 104,3
İşsizlik (%)
5,5
5,6
6,3
7,4
10,1
8,7
4,3
5,3
4,8
8,1
6,1
3,9
3,1
8,9
10,3
3,8
3,5
Genç İşsizliği (15-24 yaş, %)
12,7
13,6
12,4
23,8
6,5
14,3
13,3
23,7
20,4
38,4
5,9
18,1
7,8
5,4
17,2
18,9
22,6
24,6
8,5
9,6
14,5
15,5
Ülkemizde uzun zamandır yürürlükteki bu “ihracata dönük” ekonomik modelin teknolojik açıdan da kalıcı sonuçları vardır. Bilindiği üzere teknolojide “yap veya satın al” (make or buy) biçiminde ifade edilen temel bir tercih söz konusudur. Çin, Güney Kore, Japonya gibi ülkeler “yap” seçeneğini tercih eden; kendi teknolojilerini üreten; uzun vadede bundan avantajlı çıkan ülkelerdir. Türkiye ve Latin Amerika ülkeleri ise daha ziyade satın almaya yönelen ve uzun vadede dışa bağımlılığı artan, göreli olarak konumu gerileyen ülkelerdir.
Türkiye’de milli gelirden araştırma ve geliştirme harcamalarına giden pay 2014 yılında ilk kez yüzde 1 seviyesine ulaşmıştır (2000 yılında yüzde 0.5). Buna karşılık dünya ortalaması yüzde 2.1, OECD ortalaması yüzde 2.4’tür. Japonya (yüzde 3.6), Güney Kore (yüzde 4.3) gibi ülkelerde oranlar çok daha yüksektir; Çin’de (yüzde 2) ise biraz daha düşük ama yine Türkiye’den yüksektir. Gelişmiş ülkelerin hem milli gelirleri hem de milli gelirden araştırma-geliştirmeye ayırdıkları pay yüksek olduğundan, uzun vadede aradaki gelişmişlik farkı kapanmak bir yana daha da açılacaktır.
itibariyle epeydir “sürdürülemez” bir nitelik kazandığı ve bu nedenle küresel kriz koşullarında, bir süre sonra yapısal bir dönüşüm baskısı altında kalacağı düşünülebilir. Fakat bu şimdilik ancak bir spekülasyon konusudur. Böyle beklenmedik bir dönüşümün kısa ve orta vadede yaşanmayacağı varsayımından hareket ederek acaba neler söylenebilir?
Buna paralel bir diğer gösterge, bir milyon nüfusa düşen araştırmacı sayısıdır. 2012-2014 yıllarında Türkiye ve Çin’de bu rakam 1100 civarında iken, OECD ülkelerinde 3 bin 800, ABD’de 4 bin, İsveç’te 6 bin 800, Japonya’da 5 bin 400, Güney Kore’de 6 bin 900, Almanya’da 4 bin 400, Fransa’da 4 bin 200, Hollanda’da 4 bin 500 civarındadır. Ülkemizde 2000 yılı sonrasında bu rakamın 3 katına çıkmış olduğu bir gerçektir. Türkiye’de teknolojik araştırmalara geçmişe kıyasla daha büyük önem verildiği kesindir. Gelgelelim bu alanda halen alınması gereken epey mesafe vardır.
İmalat sanayindeki nispi gerileme eğilimi, yeni mühendis kuşakların daha büyük bir kısmının mesleği dışında veya aldığı formasyon dışında istihdam edileceğinin habercisidir. Büyük şirketlerin çıkarlarını temsil eden sermaye örgütlerine göre, Türkiye’de mühendis sayısı fazla, yetişmiş ara eleman sayısı ise azdır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde mühendisler arasındaki iş bulma rekabeti büyük olasılıkla daha da sertleşecek, okul dışında edinilen mesleki veya genel donanım (ikinci-üçüncü yabancı dil, sertifikalar vs.) daha fazla önem kazanacaktır.
Örnekler ve göstergeler çoğaltılabilir. Unutulmaması gereken
Diğer taraftan ülkemizde her alanda (hukukta, tıpta, temel
nokta, toplumsal tercihlerin (örneğin teknoloji tercihinin)
bilimlerde de) gözlenebilen vasıf kaybı, eğitimde niteliğin
kültür veya zihniyet gibi faktörlerden ziyade üretim ilişkileri
düşmesiyle birlikte artmaktadır. “Gereksiz” görülen dersler
yapısına bağlı olduğudur. Geç sanayileşen bir ülke olan
kaldırılıp müfredatlar hafifletilirken, mühendislik fakülte-
Türkiye esasen tekstil, gıda, otomotiv, beyaz eşya gibi
leri de bundan nasibini almaktadır. Bu eğilimin doğal
orta ve düşük teknolojili sektörlerin ihracatına odak-
İmalat
sonucu; Türkiye’de eğitim gören yeni mühendislelanmıştır. Hepsi de standart teknoloji ile üretim yapan bu sektörlerde kâr marjları düşüktür ve
sanayindeki
rin yurtdışında rekabet olanaklarının azalmasıdır.
uluslararası rekabet temelde işgücü maliyetleri üzerinden yürümektedir. 1980 sonrasında dışa açılan Türkiye ekonomisinde ücretlerin
nispi gerileme eğilimi, yeni
Eğitimde kalite kaybı okul dışında kazanılan becerilerin öneminin artmasıyla birleştiğinde, önümüzdeki dönemde mühendisler arasınsürekli gerilemesinin ve çalışanların hak ka- mühendis kuşakların daki katmanlaşmaların kalıcılaşması beklenyıplarına uğramalarının arka planında üretim ilişkileri yapısı yer almaktadır. 12 Eylül’den bu yana işçi hareketinin ve sendikaların sürekli
daha büyük bir kısmının mesleği
melidir. İyi eğitim almış, yurtdışı bağlantıları güçlü elit mühendislerle, ülke içinde düşük ücretlerle uzun saatler boyunca kötü şartsaldırılarla geriletilmesi, eğitimin bilimsellikten ve dünya gerçeklerinden kopuk hale gelmesi, siyasal yaşamda artan baskı ve otoriterlik,
dışında veya aldığı formasyon
larda çalışan mühendisler arasındaki ayrım muhtemelen derinleşecektir. Bir yanda mühendis aristokrasisi, diğer yanda ise “proleter
gericiliğin güçlenmesi vb. eğilimler, hiçbir
dışında istihdam
mühendis” profili belirginleşecektir.
şekilde tesadüf değildir. Tüm bu olanların,
edileceğinin
Fakat bu ayrımın derinleşmesi, her iki kadışarıdan irrasyonel görünse de, kendi içinde bir mantığı vardır. Günümüzde kapitalist üretim
habercisidir.
tegorideki mühendisin de kayba uğramasına engel değildir. İstihdamdaki eğilimler göz önüne
ilişkilerine dokunmadan, bunun altındaki mülkiyet
alındığında; zaten mühendisler açısından önüilişkilerini sorgulamadan bilimsel, akılcı, insani bir
müzdeki dönemde daha düşük ücretler, daha uzun
toplumsal düzen kurma olanağı yoktur.
çalışma saatleri, çalışma koşullarında daha fazla bozulma, daha fazla işsizlik yaşanacak bir döneme gireceğimiz
Mühendisleri Bekleyen Gelecek…
öngörülebilir. Yeni mezun gençlerin artan oranda yurtdışı
Türkiye ekonomisinin, tarihsel eğilimlerini bir çırpıda değiştirerek olağanüstü bir teknolojik sıçrama gerçekleşolanakların peşine düşmesi de bunun farkında olduklarına işaret etmektedir.
tirmesi beklenemez. Büyük bir çöküş olmadığı takdirde,
Kısacası küresel kriz ortamı ve Türkiye ekonomisinin
sanayi yapısının da kendiliğinden değişmesi beklenemez.
uzun dönemli eğilimleri dikkate alındığında, tüm toplum
Dolayısıyla ciddi bir dönüşüm yaşanmadıkça, var olan eğikesimleri gibi mühendisleri de zorlu günler beklemektedir.
limler muhtemelen bir süre daha da şiddetlenerek devam
Fakat bu elbette kader değildir ve örgütlü politik mücadele
edecektir. Türkiye ekonomisinin yapısı ve performansı
ile değişmesi mümkündür.
MÜHENDİS EMEĞİNİN DÖNÜŞÜMÜ
Elif Aksu Kaya Uzay Mühendisi
Son dönemde üniversite mezunları arasında işsizlik oranının yüksekliği çok tartışılan bir konu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yeni verileri açıklamasının hemen ardından makalelerde, köşe yazılarında durumun önemine dikkat çeken değerlendirmeler yapılıyor. Konu ciddiye alınmayacak gibi de değil; üniversite mezunu ve genç nüfustaki işsizlik, Türkiye’nin genel işsizlik oranının üstünde ve ibresi aşağıya dönecek gibi de durmuyor.
2015 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yaptığı “Türkiye’de Üniversite Mezunu Nüfusun İşgücü Durumu” başlıklı araştırma, 2000 yılında 143 bin olan diplomalı işsiz sayısının 2015’te 774 bine çıktığını ve her 4 işsizden birinin üniversite mezunu olduğunu ortaya koymuştu. Günümüzde üniversite mezunu olup iş aramayan, iş aramaktan vazgeçmiş olan veya farklı işlere yönelmiş olanlar da eklenince bu sayının 1 milyona yaklaştığı tahmin edilmekte.
Gerçekten de bir zamanların iş garantisi, dolgun ücret, toplumda saygınlık çağrıştıran mesleklerinin bugün artık bunları vadetmediğini söylemek mümkün. Mühendislik de bu mesleklerden birisi. TMMOB’nin 1976’da, 1998’de ve 2009’da yaptırdığı üç araştırmaya bakıldığında, mühendisler arasında işsizliğin yükseldiği, ücretlerin düştüğü, (karşılığı ödenmeyen) fazla mesainin giderek yaygınlaştığı açık bir biçimde görülmekte.
Şimdi bu araştırmalara EMO’nun 2016 yılında odaya bağlı meslek disiplinleri arasında yaptığı “Mühendislerin Durumu ve Mesleki Alan Araştırması” da eklendi. Bu araştırma, özellikle yeni mezun/genç nüfus içerisinde işsizlik oranının çarpıcı bir şekilde arttığını ortaya koyarak önceki araştırmaların saptadığı eğilimin sürdüğünü gösteriyor. Araştırmanın bulguları arasındaki en çarpıcı verilerden biri, iş aramaktan vazgeçen ikinci büyük grubun 1985 ve sonrası doğumlular olması. Bu veri, büyük umutlarla girilip büyük emeklerle okunan mühendislik fakültesi mezunlarının yoğun bir umutsuzluk içine düştüğünü anlatıyor.
Bir zamanlar üniversitelerde bilim insanı, büyük kamu yatırımlarında ya da özel işletmelerde yönetici olarak çalışma yaşamı içinde görece ayrıcalıklı bir konumda bulunan mühendislik mesleğinin bugün neden işsizlik, güvencesizlik, düşük ücret gibi sorunlarla iç içe olduğunu kavramak için mesleğin geçirdiği dönüşüme ana hatlarıyla bakmaya çalışalım.
Mühendislik Emek Sürecinin Dönüşümü
Büyük yapıların, köprülerin, sulama sistemlerinin inşası gibi mühendislikle ilişkili faaliyetler eski çağlardan beri var olmakla birlikte modern anlamıyla mühendislik mesleği kapitalizmle birlikte ortaya çıkmıştır. Mühendisliğin kapitalist üretim sistemi açısından stratejik önemi, emek üretkenliğini arttırma noktasındaki işlevinden gelir. Emek üretkenliği, bilim ve teknolojinin üretime uygulanması ve emek sürecinin organizasyonu yoluyla arttırılır. Üretimde kullanılan teknolojinin gerek geliştirilmesinde, gerek üretiminde, gerekse uygulanmasında mühendis emeğine ihtiyaç doğar. Ayrıca üretim sürecinde üstlendiği denetim ve yönetim gibi görevler de mühendis kimliğinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur.
Kapitalizmin erken dönemlerinde mühendis emeğinin de içinde olduğu zihin emeği görece bağımsızlığını, ücretli çalışanlar arasındaki ayrıcalıklı konumunu sürdürmüştür. Ancak zaman içinde, mühendislerin geliştirdiği teknolojilerin mühendis emeğini de ikame edecek araçlar üretmesiyle bu mesleğin üretim sürecindeki konumu sarsılmıştır. Özellikle dijital teknolojilerin, bilgisayarların ortaya çıkışıyla zihin emeğinin parçalanarak, bilgi teknolojilerinin araçlarına aktarılması bu noktada büyük önem taşır. Önceden mühendisin işlevi olan ve mühendis emeğini nitelikli kılan birçok iş artık bilgisayar programları tarafından yapılabilmektedir. (Bilgisayar Destekli Tasarım (CAD), Bilgisayar Destekli İmalat (CAM) benzeri sayısız örnek) Bu tür programları teknik bilgisi dar bir alanın pratiğiyle sınırlı kişiler de rahatlıkla kullanabilir. Dijital araçlara aktarılan vasıfların değersizleşmesi sonucunu doğuran bu süreçte, makinenin el emeğinin yerini alması gibi bilgisayar programlarının da zihin emeğinin yerini aldığı görülmektedir.
Mühendislik görevlerinin rasyonelleştirilmesi, başka bir deyişle parçalanıp dijital araçlara aktarılarak standardize edilmesi, rutinleşmiş işleri yerine getirmekten sorumlu mühendisler ortaya çıkarır. Bu, mühendisin iş tatminini doğrudan etkileyen bir durumdur. Fransa’da mühendisin değişen konumunu ortaya çıkarabilmek için iki büyük firmada çalışan mühendislerle yapılan Henri Lasserre imzalı alan araştırmasında1, araştırmaya katılan mühendisler görevlerinin parçalanması, işlerinin giderek artan şekilde kodlanması, iş üzerinde inisiyatif ve kontrol kaybı yaşamaları
1 Lasserre, H. (1989). Le Pouvoir de l’Ingénieur. Paris: Editions l’Harmattan
dolayısıyla çalışmalarına ilişkin bir değersizleşme duygusu taşıdıklarının altını çizmişlerdir.
Emeğin değersizleşmesi olgusu üzerinde biraz daha durmak profesyonel mesleklerdeki dönüşümü kavramak açısından önemlidir. Meslekler sosyolojisinde profesyonel meslekleri tanımlayan ana noktalardan birisi “yüksek derecede genel ve sistematik bilgi” olarak tanımlanır. Oysa işin parçalanması olgusu, daralan alanlarda uzmanlaşmayı beraberinde getirerek genel ve sistematik bilgiyi ortadan kaldırır. Burada uzmanlaşma, belli bir alanın derinlemesine bilgisini edinmek anlamında değil, bir alanın bölünmüş alt parçalarından birisinde uzmanlaşmak suretiyle o alan konusunda yetersizleşmek anlamında karşımıza çıkar.
Değersizleşme konusunda şu noktanın altını çizmek gerekir: Kapitalizm sürekli eşitsizlik üreten bir sistemdir ve emek sürecine yönelik her yenilik bir kısım emek gücünü niteliksizleştirirken eşzamanlı olarak bir kısım emek gücüne nitelik kazandırır. Gelgelelim emek sürecini parçalayarak işgücünü niteliksizleştirmek kapitalizm için genel bir eğilimdir; tüm vasıflar zaman içinde bu değersizleşme sürecine uğrayacaktır. Çünkü belli bir işi parçalayıp standardize ederek; sermaye, emeği ucuzlatmış, kolaylıkla ikame edilebilir hale getirmiş, böylelikle emeğe olan bağımlılığını azaltmış olur.
Kapitalizmin gereksindiği türden bilginin çalışma dünyasındaki en somut karşılığı mühendislik meslek alanında da son derece yaygın olan sertifika eğitimleridir. Bugün özgeçmişinde uzunca bir sertifika eğitimleri ve firma içi eğitimler bölümü bulunmayan mühendis yok gibidir. İşsizlik sorununun mühendisler için de önemli bir sorun haline gelmesi, yeni mezun mühendisler başta olmak üzere tüm mühendisleri bu eğitimlerle kendilerine “değer katmaya” mecbur bırakmıştır. Yabancı dil ve bilgisayar programları alanlarındaki yaygın (ve yaygınlaştığı ölçüde ayırt ediciliğini yitirerek değersizleşen) eğitimlerin yanı sıra meslek alanının parçalanmış alt dallarında uzmanlaşmaya dönük eğitimler de söz konusudur. Temel mühendislik eğitimi almış bir mühendisin bir uygulama alanının bilgisini çalışma hayatı içinde edinmesi, yani yeni mezun bir mühendisin iş öğrenme süreci artık sermayece bir yük olarak görülüp hazır beceriyle gelenler yeğlendiğinden, bütün bu belgelerin ve eğitimlerin maliyeti de mühendisin sırtına yüklenmektedir.
Mühendisin Çalışma Koşullarının Dönüşümü
Mühendis emeğindeki dönüşüm, iş bulma sırasında yaşanan zorluktan çalışma sırasında yaşanan olumsuzluklara kadar bir dizi olguyla kendini gösterir.
Sorunların en yakıcısı olan işsizliğe yazının başında değinmiş, TMMOB’nin yaptırdığı üç araştırmada da işsizlik artışının net bir biçimde görüldüğünü, özellikle genç mühendislerin bu sorundan mustarip olduğunu belirtmiştik. Türkiye’de yükseköğretimin kârlı bir yatırım alanına dönüşüp üniversite sayısının inanılmaz bir hızla artması sonucunda her yıl mühendislik mesleğine kitlesel denebilecek bir giriş olmaktadır. Yalnızca deneyim kazanmak adına çok düşük ücretli, kötü koşullu işleri kabul etmeye mecbur kalan yeni mezun mühendislerin, bugün de mühendisler arasında sömürüye en açık kesim olduğunun altını çizmek gerekir.
Çalışma koşullarının kötüleştiğini gösteren bir diğer unsur ücret konusudur. 1998 tarihli TMMOB araştırması, kamuda çalışan mühendisler için net bir şekilde yoksullaşmadan söz edilebileceğini belirtmekte, özel sektörde çalışan mühendis-
ler arasında ise işteki konumuna (yöneticiler ve diğerleri), yaşadığı kente (metropoller ve diğerleri), mezun olduğu okula göre ciddi ücret farklılaşmaları yaşandığına, bu durumun özel sektör çalışanlarının ortak çıkarlar için bir araya gelmesini zorlaştırdığına dikkat çekmektedir. 2009 yılında yapılan profil araştırmasında aylık gelir sorusuna TMMOB üyeleri arasında en yüksek oranda verilen yanıt 1000-1249 TL, üye olmayanlar arasında ise 1500-1999 TL olmuştur. Anketin yapıldığı 2009 yılında TÜRK-İŞ’in açıkladığı, 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı ise 2 bin 395 TL’dir. Ayrıca ankete katılanların büyük bir oranı (TMMOB üyelerinin yüzde 61.6’sı, üye olmayanların yüzde 49.8’i) fazla mesai ücreti almadığını belirtmiştir.
Fazla mesai ücreti alamama mühendisler için çok yaygın ve ciddi bir sorundur; çünkü mühendislerin büyük bir kesiminin yasal çalışma süresi olan 45 saatin üzerinde çalışması bugün artık normalleşmiş bir durum halini almıştır. 2009 araştırmasının verileri, TMMOB üyelerinin yüzde 19.2’si ile üye olmayanların yüzde 11.7’sinin haftalık ortalama çalışma süresini 51-60 saat, aynı sırayla yüzde 8.6 ve yüzde 5.1’inin ise 60 saatten de fazla olduğunu göstermektedir. Haftada 41-50 saat arası çalışma oranı ise üyeler arasında yüzde 35.1, üye olmayanlarda yüzde 18.9’dur. İşinde teknolojinin olanaklarını yoğun olarak kullanan bir meslek grubu olan mühendisler arasında, akıllı telefonların ya da dizüstü bilgisayarların yaygınlaşmasıyla evde, yolda, her yerde çalışmak; işi tüm yaşama yaymak olağanlaşmıştır. Mühendislerin meslekleriyle özdeşleşmeleri ve “şirketini benimseme” kültürünün yaygın oluşu, bu tür uygulamaları yüksek statülü bir mesleğin sorumluluğu gereği sayarak normalleştirmelerine yol açmaktadır.
Son olarak ücretli çalışan tüm kesimler için en ciddi güncel sorunlardan birisi olan esneklik uygulamaları ve güvencesizleşmenin mühendislik alanı için de önemli bir tehdit oluşturduğunu belirtmek gerekir. Taşeron şirketlerde düşük ücretler ve kötü koşullarla çalışmak; proje bazlı istihdam edilmek; inşaatta, elektrikte, outsourcing (dış kaynaktan edinme) adıyla bilişimde, kısacası birçok sektörde mühendisin karşısına çıkmaktadır. Bu dönemde mühendisin kendisi için yeni bir olgu olan “güvencesizleşme” ile kitlesel ölçekte tanıştığı söylenebilir.
Özellikle Türkiye’nin son 15 yılında inşaat mühendisliği alanında yaşanan dönüşüme bakmak, metalaşmanın emek süreci üzerindeki sonuçlarını bir çırpıda gözler önüne seren bir laboratuvar deneyini izlemek gibidir. 2000’li yıllarla birlikte kentlerin ve doğanın hızla sermayeleştirilmesi, inşaat alanını büyük kapitalist işletmelerin faaliyet gösterdiği bir alan haline getirmiştir. Öncesinde büyük sermayenin kısmen sınırlı, proje bürolarının, KOBİ düzeyinde firmaların yaygın olduğu inşaat sektörü, TMMOB’nin her üç araştırmasının da gösterdiği gibi, mühendislerin firma sahipliğine en fazla yöneldiği sektördür; imalat sanayinde ücretli çalışma biçimi yaygınken, inşaat sektöründe mühendislerin büyük kısmının küçük bürocu/işveren olarak faaliyet gösterdiği saptanmıştır. Oysa bugün inşaat mühendisliği, mühendislik alanları içinde sömürü oranı en yüksek; proje başına istihdam edilme, taşeron firmalarda çalışma gibi esnek çalışma biçimlerinin en yaygın olduğu; çalışma saatlerinin uzunluğu, hafta tatili vb. hakların kısıtlanması, ücretlerin düşüklüğü, iş kazalarının yaygınlığı gibi en olumsuz çalışma koşullarına sahip alanlardan birisine dönüşmüştür. Aynı durum inşaat sektöründe çalışan elektrik, makina vb. mühendislikler için de geçerlidir.
Rekabet dolayısıyla işi en ucuza, en hızlı yapma yarışı içinde olan firmaların işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili önlemleri almayı maliyet yükseltici bir unsur olarak görmesi, son dönemlerin bir başka yıkıcı sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Son zamanlarda iş kazalarında hayatını kaybeden mühendis sayısındaki artış, bu sonuçtan mühendislerin de kaçamadığını göstermektedir. İş yoğunluğunun limitlerine doğru çekildiği çalışma ortamları ayrıca çalışanlar arasında sağlık sorunlarının ortaya çıkması, yaşlanma ve yıpranmanın hızlanması gibi sonuçlara da neden olmaktadır.
Mühendis Kimliğinin Dönüşümü
Türkiye’de, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde mühendis, yeni kurulmuş bir ülkenin milli kalkınma ve bağımsızlık ülküsünü hayata geçirmekten sorumlu bir toplumsal figür olarak karşımıza çıkar. Çoğu mühendis adayı, milli bir ekonominin inşası için gereken alanlarda uzmanlaşmak üzere devlet tarafından yurtdışına eğitime gönderilmiş, döndüklerinde tüm yaşamlarını bu ülküye adamış, yalnızca üretim alanında değil toplumsal alanda da Cumhuriyet’in hedefi olan modern, rasyonel yaşamın birer simgesi gibi yaşamışlardır. Mühendise yüklenen bu toplumsal kimliğin ağırlığını, Türkiye’nin ilk yol mühendisi Rıfat Alpöge’nin oğlu Atilla Alpöge’nin babasını anlattığı kitabındaki “O yıllarda Türkiye’de bir mühendisten her şeyi yapması bekleniyordu. Mühendisler, Cumhuriyet Türkiye’sini inşa edecek, mucizeler yaratacak insanlardı” sözlerinde görmek mümkündür2.
Bu dönemde Türkiye’de mühendis-mimar sayısı elbette çok azdır ve mühendislerin çoğu büyük ölçekli kamu yatırımlarında çalışmaktadır. 1960 sonrası özel sektörde ücretli çalışma oranı artınca mühendisler emeklerinin metalaşması sürecinin sonuçlarıyla tanışmaya başlamış, böylelikle ayrıcalıklı toplumsal kimlikleri de aşınmaya yüz tutmuştur. Ama Türkiye’de mühendislik de dahil profesyonel mesleklerdeki dönüşümün başlangıç noktasını belirlemek için 1980 sonrası benimsenen birikim stratejisine bakmak gerekir. Özellikle özelleştirme politikalarıyla kamunun tasfiye edilmesi mühendislik alanı üzerinde doğrudan etkili olmuştur. Nitelikli emek gücünün metalaşmanın etkilerini yakıcı bir biçimde hissetmesi, 80 sonrasının ücretleri baskılayan, sosyal hakları gerileten, emeği örgütsüzleştiren politikalarıyla başlamış, 2001 Krizi sonrası derinleşmiştir. 2001 Krizi’nde her 3 mühendisten birinin işini kaybettiği belirtilmektedir.
Başta da belirttiğimiz gibi mühendisliğin ya üniversitelerde bilim insanı ya da büyük kamu yatırımları veya özel işletmelerde yönetici olarak tanımlandığı zamanlardan günümüze, Türkiye’deki gelişim seyrini de çok kısaca verdiğimiz bu tarihsel sürecin tortuları elbette kolektif belleğimizden bir çırpıda silinecek değildir. Belki de bu yüzden mühendisler (ve diğer profesyonel meslek üyeleri), yaşanan sorunlar karşısında dönüşen konumlarını görmeyi reddederek meslekçiliğe daha sıkı sarılmak, mesleklerinin tarihsel değerine ve önemine sığınmak gibi bir refleks göstermekteler. Bu durum, mühendislerin bir araya gelerek bir emekçi bilinci oluşturmalarını, örgütlenerek haklarını aramalarını engelleyen bir etki yapmaktadır. Rekabetçi çalışma ortamı da mühendisleri işverenle bireysel pazarlıklar yoluyla kendi durumlarını iyileştirmeye iterek bu sorunu ağırlaştırmaktadır.
Mühendisin mesleğiyle kurduğu ilişkide yara açan bir diğer nokta, yine mesleğin tanımında yer alan “kamu yararı” amaçlayan bir faaliyet olma niteliğinin kapitalist ilişkiler içinde ortadan kalkmasıdır. İşveren çıkarının kamu yararıyla ya da bilimsel bilginin gerekleriyle çelişmesi durumunda mühendisin işinden olmamak için işverenin isteğini yerine getirmek zorunda kaldığı durumlar ne yazık ki ender değildir. Mesleki sorumluluk, meslek etiği gibi kavramları berhava eden bu durum, hem profesyonel mesleklerin toplumdaki saygınlığını hem de kişinin mesleğiyle kurduğu ilişkiyi zedeleyerek mühendis kimliğindeki dönüşümün acı bir yüzünü bize göstermektedir.
Sonuç Olarak
Mühendislikte işsizliğin, güvencesizliğin, olumsuz çalışma koşullarının bireysel sorunlar olmanın ötesine geçerek yaygınlaştığı bir dönemdeyiz. Bu sorunların giderek daha da artacağına ilişkin belirtiler de mevcut. Örneğin üretimin tüm aşamalarının dijitalleştirilmesini öngören Sanayi 4.0 tartışmaları mühendislik açısından büyük önem taşıyor. Bu yeni uygulamaların başını çeken Siemens firması, Sanayi 4.0 ile mühendislik giderlerinin yüzde 30’a kadar azaltılabileceğini öngörmekte3. Mühendis işsizliğini arttıracak ve mühendis emeğinin değersizleşmesini derinleştirecek bu gelişmeler mühendislerin ve mühendislik örgütlerinin gündeminde olmalı.
Yukarıda ana hatlarıyla kısaca anlatılmaya çalışılan profesyonel mesleklerdeki dönüşümün işçileşme olarak adlandırılması gerektiği kanaatindeyim. İşçileşmeyi tartışırken de konuyu yalnızca görünen olgularla, örneğin ücret ya da çalışma koşullarındaki gerilemelerle sınırlamayıp ayrıntılı işbölümüne tâbi olma, işin parçalanması, otomasyonu, rutinleşmesi, işte özerklik kaybı, vasıfların değersizleşmesi gibi emek sürecindeki değişimleri açığa çıkarmanın büyük önem taşıdığına inanıyorum. Böylelikle hem zihin emeğinin yaşadığı dönüşümü özgül yanlarıyla daha derinden kavrayabilir, hem de bu alanda bir örgütlenme ve mücadele pratiği yaratmanın yollarını daha iyi arayabiliriz. Zira mühendislerin tüm ücretli kesimle ortak yaşadığı işsizlik, güvencesizlik, değersizleşme, düşük ücret vb. sorunlar karşısında, bu sorunların daha da artacağını öngörerek, sınıfsal temelde oluşumlara ihtiyaç olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılmakta. Mühendisleri ve mühendislik örgütlerini bugün bekleyen görev, bu sınıfsal örgütlenme ve politikaları yaratma çabasını göstermektir.
2 Alpöge, A. (1998). Bir Yol Mühendisi: Rıfat Alpöge. O. Baydar ve G. Dinçel (Ed.). 75 Yılda Çarkları Döndürenler içinde. İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları, 23-31 3 Ansal, H. (2017, 24 Mayıs). Sanayi 4.0 neleri değiştirecek? Cumhuriyet Akademi, s.4.
Özelleşen Elektrik Dağıtım Şirketlerinde Her 100 Kişiden 72’si Taşeron…
ELEKTRİK DAĞITIMINDA TAŞERON YIKIMI
Kahraman Yapıcı
EMO İzmir Şube Basın- Soma Katliamı sonrasında yoğun olarak tartışılan
2016 sonu itibarıyla
sonrası çalışanların ağırlıklı olarak taşeron şirketler aracılığıyla istihdam edilmesi,
taşeron sistemi, pek çok meslek alanında hızla yaygınlaşıyor. Özel iselektrik dağıtım bölgelerindeki çalışan sayısı 54 bin 412 olmuştur.
alan bilgisi ve deneyimin birikmemesine yol açmaktadır.
tihdam büroları ve kiralık işçilik uygulamalarıyla birlikte AKP dönemi, “dayıbaşı sistemi” olarak da kamuoyunda bili-
Çalışanların 14 bin 984’ü kadrolu iken, 39 bin 428’i taşeron şirketler aracılığıyla istihdam edilmektedir.
Kadrolu işçi sayısındaki düşüş ve taşeron işçi sayısındaki yükselme; taşeron uygulamasının “işyerinin temizliği”
nen taşeron uygulamasının
gibi asli iş unsuru taşımayan
en çok yaygınlaştığı dönem
konuları çoktan aştığını gösoldu. İşçilik maliyetlerinin düşürülmesi adına yaratılan
termektedir. Ne yazık ki sistem güvenliğini ve yurttaşların
taşeronlaştırma, çalışanların özlük haklarında gerilemeye
kesintisiz kaliteli enerjiye ulaşmasını yakından ilgilendiren
neden olurken, işçi sağlığı ve güvenliği açısından “yıkıcı”
işlerde çalışan mühendisler de dahil olmak üzere teknik
etkiler yaratıyor. EPDK’nın dağıtım şirketlerine ilişkin
personel taşeron firmalar aracılığıyla görev alabilmektedir.
açıkladığı veriler, dağıtım şirketlerinde taşeronlaşmanın 2014 yılındaki yüzde 66.7 düzeyinden 2016 yılında yüzde 72.5’e yükseldiğini ortaya koydu. Dağıtım şirketlerindeki istihdam 2016 yılında azaldı.
Taşeronlaşma oranı bakımından 2014 yılı itibariyle listenin ilk sırasında her 100 çalışandan 86’sının taşeron olarak istihdam edildiği CLK Boğaziçi yer almaktadır. Meram ve Akdeniz yüzde 80’i aşan oranlarla ilk 3 sırayı alırken,
Özel sektör tarafından işletilmesine rağmen mülkiyeti halen
Çamlıbel, Uludağ, Toroslar, Başkent, GDZ, Trakya ve
kamuda olan ve görev süresi sonunda yeninden kamuya
ADM de yüzde 70’i aşan oranlarla listenin üst sıralarını
devredilecek olan elektrik dağıtım tesislerindeki istihdama
kaplamaktadırlar. Listenin son sırasında ise yüzde 11’lik
ilişkin ilk veriler; Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu’nun
oranıyla İstanbul Anadolu Yakası Elektrik Dağıtım AŞ vardır.
(EPDK) “Elektrik Piyasası 2014 Yılı Piyasa Gelişim Raporu”
ile 4 Kasım 2015 tarihinde kamuoyuna açıklandı. Rapora göre, 2014 itibarıyla en çok çalışan 5 bin 353 kişiyle Dicle Elektrik Dağıtım AŞ bünyesinde yer alırken, 945 kişiyle en az çalışan Kayseri ve Civarı Elektrik Türk AŞ’de bu-
Taşeronlaşma Oranları (Yüzde)
Dağıtım Şirketi
BOĞAZİÇİ
86,4
90,3
2016 83,2
lunmaktadır. Elektrik dağıtım şirketlerinin toplam çalışan
DİCLE
63,5
62,9
56,2
sayısı ise 44 bin 943 olmasına karşın, kadrolu çalışan sayısı
BAŞKENT
73,2
78,4
14 bin 970’te kalmaktadır. Özelleştirme öncesi TEDAŞ’ın 2007 Yılı Faaliyet Raporu’na bakıldığında ise kamudaki dağıtım şirketlerinde kadrolu çalışan sayısının 27 bin 851 olduğu görülmektedir. 2007 yılında özel sektörde olan Kayseri bölgesi çalışanları da kapsama alınsa bile, kadrolu
TOROSLAR ULUDAĞ AKDENİZ YEŞİLIRMAK
80,2
87,8
76,9
83,7
85,3
83,8
86,9
86,3
73,1
64,1
çalışan sayısında yüzde 46 oranında düşüş olduğu ortaya
MERAM
84,8
80,6
çıkmaktadır. Rakamlar özelleştirmelerin ardından TEDAŞ
ARAS
52,2
67,4
71,8
bünyesindeki personelin önemli bir kısmının kaybedildiğine işaret etmektedir.
İSTANBUL ANADOLU SAKARYA
38,8
63,4
16,1
25,5
29,7
Raporda yer alan bilgilere göre; 14 bin 970 kadrolu çalışana karşılık bu şirketlerde 29 bin 973 kişi taşeron şirketler aracılığıyla çalıştırılmaktadır. Özelleştirmeler ile birlikte taşeron uygulamalarının büyük ölçüde yaygınlaştığı bilinmesine karşın, elektrik dağıtımı gibi bir kamu hizmetinde taşeronlaşma oranın 2014 yılında toplamda yüzde 67 gibi yüksek bir orana ulaşması yıkımın geldiği noktayı göstermesi açısından son derece anlamlıdır. Deneyimli çalışan sayısındaki düşüş ve taşeronlaşma oranının tehlikeli boyutlara ulaşması, kurum içinde deneyimin aktarılması ve kalıcı hale gelmesine de engel olmaktadır. Kritik bir altyapı hizmeti olan elektrik dağıtımı alanında yılların emeğiyle oluşmuş deneyim özelleştirmelerle yok edildiği gibi özelleştirme
GDZ ÇORUH OSMANGAZİ FIRAT ÇAMLIBEL VANGÖLÜ ADM TRAKYA AKEDAŞ KAYSERİ VE CİVARI Genel Toplam
70,2
68,9
79,9
34,6
48,5
31,8
59,3
82,1
83,6
77,6
78,6
85,1
58,1
55,9
69,7
82,4
71,1
73,8
58,5
68,8
43,3
42,9
42,7
71,6
Yeni İşe Başlayan Her 100 Kişiden 95’i Taşeron
EPDK’nın Elektrik Piyasası 2015 Yılı Piyasa Gelişim Raporu’na bakıldığında kadrolu işçi sayısının bir önceki yıla göre 502 kişi artarak 15 bin 472 kişiye ulaşmasına karşın, taşeron işçi sayısının 9 bin 106 kişi artarak 39 bin 79’a ulaştığı görülmektedir. Toplam çalışan sayısı ise bir önceki yıla göre yüzde 21.4 oranında artarak 54 bin 551 olmuştur. Yapılan hesaplamada, taşeronlaşma oranının bir önceki yıla göre 4.9 puan artarak yüzde 71.6’ya tırmandığı görülürken, istihdam artışının yalnızca 5.2’sinin kadrolu işçilerden oluşması dikkat çekmiştir. Bir anlamda 2015 yılında işe başlayan her 100 kişinden yalnızca 5’inin kalıcı kadrosu bulunurken, diğerleri taşeron kapsamındadır.
Bir önceki yıl da listenin başında yer alan CLK Boğaziçi Elektrik 2015’te de 4 puanlık artışla yüzde 90’ı aşkın bir taşeronlaşma oranına ulaşmıştır. Boğaziçi’nde kadrolu çalışan sayısı 139 kişi azalmasına karşın, taşeron çalışan sayısı 706 kişi artmıştır.
Taşeron çalışanların oranı açısından 2014’te üçüncü sırada bulunan Akdeniz Elektrik’te bu oran 3.1 puanlık artışla yüzde 87’ye ulaşmıştır. Bu bölgede bir önceki yıla kıyasla 28 kadrolu istihdama karşılık 766 taşeron çalışan artışı görülmüştür. Benzer şekilde bir önceki yıl beşinci sırada yer alan Uludağ Elektrik’in taşeronlaşma oranı da 6.8 puanlık artışla yüzde 84’e ulaşmıştır. Uludağ Elektrik de 2015 yılında 29 kadrolu personele karşılık taşeron çalışan sayısını 1264 kişi artırmıştır.
2014’te listenin son sıralarında yer alan Fırat EDAŞ ise 22.8 puanlık artışla yüzde 82’ye çıkardığı taşeronlaşma oranıyla dördüncü sıraya kadar yükselmiştir. Bu bölgede kadrolu işçi sayısı 51 kişi azalırken, taşeron işçi sayısı 966 kişi artmıştır.
Listenin devamında sırasıyla Toroslar, Çoruh, Çamlıbel, Başkent, Trakya ve Yeşilırmak yer alırken, bu bölgeler de taşeronlaşma oranında Türkiye ortalamasının üstündedir.
Yılın en önemli değişimi ise İstanbul Anadolu Yakası’nda yaşanmıştır. Bir önceki yıl yüzde 11’lik oranıyla listenin son sırasında bulunan bölgede 140 kadrolu işçiye karşılık, taşeron çalışan sayısı 755 kişi artmıştır. Listenin son sıralarında yer alan bölge, bir yıl sonra yüzde 38.8’lik taşeron oranıyla orta sıralara tırmanmıştır.
Kadrolu Azalıyor, Taşeron Artıyor
EPDK, 2016 yılı verilerini de 30 Mayıs 2017 tarihli Elektrik Piyasası 2016 Yılı Piyasa Gelişim Raporu’nda açıkladı. Buna göre; 2016 sonu itibarıyla elektrik dağıtım bölgelerindeki çalışan sayısı 54 bin 412 olmuştur. Çalışanların 14 bin 984’ü kadrolu iken, 39 bin 428’i taşeron şirketler aracılığıyla istihdam edilmektedir. Bir önceki yıl toplam istihdamda yaşanan yüzde 21.4’lük artış 2016 yılında erimeye başlamıştır. İstihdamdaki azalış ise kadrolu çalışan sayısının düşürülmesinden kaynaklanmıştır. Kadrolu çalışan sayısı 488 kişi azalırken, taşeron çalışan sayısı 349 kişi artmıştır. Böylece toplam istihdamda 139 kişilik net azalma sonucunda, istihdam artışı eksi değere dönüşmüştür.
2015 ve 2016 rakamları bir arada düşünüldüğünde, işe alımların taşeron tarafında yoğunlaştığı, personel sayısının azalmasının ise kadrolu çalışanlardan kaynaklandığı görülmektedir. Yine 3 yıllık rakamlar elektrik dağıtım bölgeleri için istisna niteliğinde olması gereken taşeronlaşmanın asli istihdam şekline dönüştüğünü ortaya koymaktadır.
Türkiye ortalamasının yüzde 72.5 olduğu taşeronlaşma oranında listenin en üst sırasında yüzde 87.8’le Toroslar yer almaktadır. Bir önceki yıla göre kadrolu çalışan sayının 100 kişi azaldığı dağıtım bölgesinde, taşeron çalışan sayısı ise 1708 kişi artmıştır.
Listenin ikinci sırasında yüzde 86.3’lük taşeronlaşma oranıyla Akdeniz yer alırken, bir önceki yıla göre bu bölgede taşeron çalışan sayısı 914 kişi azalırken, kadrolu çalışan sayısı 120 kişi artış göstermiştir.
Taşeronlaşma oranı açısından üçüncü sırada yüzde 85.3’lük oranıyla Uludağ yer almaktadır. Bir önceki yıla göre kadrolu çalışan sayısı 130, taşeron çalışan sayısı da 306 kişi düşerken; taşeronlaşma oranı 1.7 puan büyüyen bölge üçüncü sıraya yerleşmiştir.
Dördüncü sıraya 2016 yılında yüzde 85.1’lik oranıyla Çamlıbel yerleşmiştir. Bu bölgede bir önceki yıla göre; kadrolu çalışan sayısındaki düşüş 128 olurken, taşeron kapsamındaki düşüş 2 kişiyle sınırlı kalmıştır. Bölgenin taşeronlaşma oranı bir önceki yıla göre 6.5 puan artış göstermiştir.
İşçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini bile bir maliyet unsuru olarak gören şirketlere, “güvenlik” üzerinden yeni kaynak transferi kabul edilemez. Acilen yapılması gereken;
dağıtım şirketlerinin işçi sağlığı ve güvenliği uygulamaları açısından da idari olarak denetlenmesidir.
Listenin beşinci sırasında yüzde 83.6’lık taşeronlaşma oranıyla yer alan Fırat bölgesinde kadrolu çalışan sayısı 3 kişi azalırken, taşeron sayısı 162 kişi artmıştır.
Altıncı sırada geçmiş yıllarda daha üst sıralarda bulunan Boğaziçi yüzde 83.2’lik oranıyla yer almıştır. Bölgede bir önceki yıla göre taşeron işçi sayısı 1277 kişi azalırken, kadrolu çalışan sayısı 207 kişi artmış ve kadrolaşma oranı 7.1 puan düşüş göstermiştir.
Türkiye genelindeki yüzde 72.5’lik oranın üstünde kalan Çoruh, Başkent ve GDZ bölgeleri de listenin üst sıralarına yerleşmişlerdir.
Bu yıl itibariyle yüzde 50 sınırının altında kalanlar ise sırasıyla Kayseri ve Civarı (yüzde 42.7), Osmangazi (yüzde 31.8) ve Sakarya bölgesi (yüzde 29.7) olmuştur. Bu 3 bölge listenin de son 3 bölgesini oluşturmuştur.
Yeni Çalışanın Binde 14’üne Kadro
İstatistiklere yansıyan 3 yıllık verilere bakıldığında; yüzde 21’lik artışla yaratılan toplamda 9 bin 469 kişilik yeni istihdamın yalnızca 14’ünün kadrolu çalışan olduğu görülmektedir. Yani son 3 yıllık dönemde yeni çalışanlardan kadrolu olanların toplam istihdam artışı içindeki payı binde 15’in altındadır. Aynı dönem içinde Türkiye geneli taşeronlaşma oranı 5.7 puan artış gösterirken, 2014 yılında listenin en sonunda yer alan İstanbul Anadolu Yakası’nın taşeronlaşma oranı 52 puan birden yükselmiş; Fırat bölgesinde de 24 puanlık tırmanış dikkat çekmiştir. Aras bölgesi taşeron oranını en çok artıran bölgeler arasında 20 puan ile üçüncü olurken, Toroslar ve Sakarya bölgelerinde de 14 puanlık artış yaşanmıştır. ADM 12, Çoruh 11, Uludağ 8, GDZ 7 ve Başkent 6 puanlık artışlarla Türkiye genelinin üzerinde taşeron oranını artıran bölgeler olmuşlardır. 2014-2016 döneminde Kayseri ve Civarı bölgesinde 1 puan, Osmangazi ve Boğaziçi’nde 3 puan, Dicle’de 7, Trakya’da 13 ve Meram’da 14 puanlık taşeron oranında düşüş kaydedilmiştir.
alması gerektiğine ilişkin çok sayıda mahkeme kararı bulunmaktadır. İşçilerin hem hukuki hem de sendikalar üzerinden verdikleri fiili mücadele sonuç alıcı bir aşamaya kadar gelmiştir. Mahkeme kararlarının uygulanması anlamına gelen kadroya geçiş; seçim vaadi haline getirilmesine rağmen, aradan geçen zaman dilimi içinde uygulanmamıştır. Seçim vaadinden anlaşılacağı gibi asli işlerde çalıştırılanların taşeron şirketler aracılığıyla istihdamı hukuki değildir. Neo-liberal politikaların en ağır uygulayıcısı olan AKP iktidarının kamuda sürdüremediği bu sistemin, halen kamu mülkiyetinde olan elektrik dağıtım altyapısını işleten şirketler tarafından yürütülebilmesinin koşulları da yoktur.
Denetim Yerine “Bonus” Dönemi
Taşeron şirketlerin tehlikeli ortamlarda faaliyet gösteren çalışanlara ne kadar eğitim verdiği, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini ne kadar aldığı belirsizdir. EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz’ın “performans iyileştirmesini sağlamak amacıyla, alt yüklenicisi ile beraber ölümlü iş kazası yaşanmayan şirketlerin tarifelerinde ilave bonus uygulamayı planladıklarına”1 yönelik açıklamaları, taşeron sisteminin taşıdığı riski de gözler önüne sermektedir. Bataklığı kurutmaktan çok dağıtım şirketlerinin yurttaşlardan daha fazla tahsilat yapması mantığına dayanan bu tip uygulamalar ile soruna çözüm bulunmasını beklemek doğru olmayacaktır. İşçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini bile bir maliyet unsuru olarak gören şirketlere, “güvenlik” üzerinden yeni kaynak transferi kabul edilemez. Açıklama Soma Katliamı’na neden olan “denetimsizleştirme” uygulamasının bu alanda da bir yönetim biçimi olarak kullanıldığına işaret etmektedir. Acilen yapılması gereken; dağıtım şirketlerinin işçi sağlığı ve güvenliği uygulamaları açısından da idari olarak denetlenmesidir. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ise sahada güvenlik denetimlerine başlamaması durumunda Soma benzeri işçi katliamlarının yaşanması kaçınılmaz olacaktır.
Taşeron Risk Demek
Kimi bölgelerde dönem dönem taşeron çalışan oranının yüzde 90’ları bulduğu koşullarda, temel bir insan hakkı elektrik enerjisine erişim için kritik önemde olan dağıtım altyapısının sağlıklı olarak gelişiminden söz edilemez. Riskli çalışma koşullarına sahip, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin üst düzeyde alınması gereken bu alandaki taşeronlaşma oranı yüksekliği ayrıca risk oluşturmaktadır. Güvenlik önemlerinin maliyet unsuru olarak görüldüğü bu koşullarda, çalışma düzenini taşeron şirketlerin, bir anlamda “dayıbaşı”larının inisiyatifine bırakmak riski artırmaktadır. Yüksek bulunan enerji maliyetlerini, işçilik giderlerini aşağı çekerek, kârlılık oranını yükseltme işlevi gören taşeronlaşma sisteminin, şebekenin gelişimi ve çalışanların güvenliği açısından risk oluşturduğunu saptamak için sadece Soma Katliamı’nı ortaya çıkaran nedenlere bakılması bile yeterlidir.
AKP İktidarı, 1 Kasım 2015 tarihinde yapılan genel seçimler öncesinde kamu kurumlarında asli işlerde çalıştırılan taşeron işçilerin kadroya geçirileceğine ilişkin propaganda yaparak oy istemiştir. İşçilerin açtığı davalarda asli işlerde çalıştırılan taşeron işçilerinin kadrolular ile aynı hakları
Dağıtım Şirketleri Personel Sayıları-2016
Kaynaklar -TEDAġ 2007 Yılı Faaliyet Raporu
-ElekKtriakyPniyaaskaslıa2r014 Yılı Piyasa GeliĢim Raporu
-Elektrik Piyasası 2015 Yılı Piyasa GeliĢim Raporu
-Elek-trTikEPDiyaAsaŞsı2201067YYılıılıPiFyaasaalGiyeelitĢiRmaRpaoprouru -hhatbtpe-rsi:-E/2/w9le3wk0w0t.4rdiuknyPai.cyoamsa/sseıkt2o0rl1er4/enYeırljıi/ePpidyka0s3a9dGane-lsiirşkiemtlerRe-ataproifreu-quotbonusquotu-
- Elektrik Piyasası 2015 Yılı Piyasa Gelişim Raporu
- Elektrik Piyasası 2016 Yılı Piyasa Gelişim Raporu
- https://www.dunya.com/sektorler/enerji/epdk039dan-sirketleretarife-quotbonusquotu-haberi-293004
1 http://enerjienstitusu.com/2015/09/25/epdkdan-olumlu-is-kazasi-yasanmayan-sirketlerin-tarifelerine-ilave-bonus/
ERİL ALANDA DİŞİL PASLAŞMALAR: KADIN MÜHENDİS OLMAK
Melda Yaman Elektrik Elektronik Mühendisi
Pek çok meslek gibi mühendislik de cinsiyetlidir. Toplumdaki hemen bütün emek süreçleri, cinsiyetçi işbölümü uyarınca, “kadın işi” ve “erkek işi” olarak ayrışmış durumdadır. Bilim, felsefe, sanat alanları ve mühendislik gibi disiplinli bir bilgi birikimi, yaratıcılık, iyi eğitim gerektiren uğraşlar erkek işi görülürken, kadınların şansına bakım ve ev işleri gibi toplumsal cinsiyet rolleriyle bağlantılı işler düşmüştür.
Günümüzde kadın mühendis sayısı artmaktadır kuşkusuz; özellikle çevre, gıda, kimya gibi “yumuşak” (soft) mühendislik alanlarında kadınların oranı hayli yüksektir. Ne var ki, inşaat, makine, elektrik gibi “sert” (hard) mühendislik alanlarında hâlâ erkekler egemendir. 1 Mühendisliğin içindeki bu ayrışma bile cinsiyetçi işbölümünün açık bir göstergesidir. Peki, mühendisliğin eril karakterine sıkı sıkıya tutunmasının nedeni ne olabilir?
“Mühendisliğin eril karakter taşıdığını” söylediğinizde, erkeklerden gelecek muhtemel yanıt, mühendislik bilgisinin üzerinde yükseldiği fen bilimlerinin nesnelliğini ve tarafsızlığını ileri sürmek olacaktır. Oysaki tarafsız görünen –rasyonel- bilgi aslında her zaman erkek aklıyla özdeşleştirilmiştir; akla yüklenen bu tarafsızlık da erkeğe dair olanı tikelliğinden sıyırarak evrenselleştirmeye hizmet etmiştir. Toplumda egemen ve ayrıcalıklı olan erkekler, kendilerini evrenselle eşleştirdikleri için, evrensel bilgiyi ürettikleri kanısındadırlar. Bu, biraz da toplumda egemen düşüncenin egemenlerin düşüncesi olmasına benzer. Ne var ki erkek bilimcilerin şimdiye dek iddia ettikleri nesnellik, tarafsızlık ve evrensellik ideali ne denli gerçektir? Zira kavramlar ve teoriler belirli toplumsal koşulların ürünüdürler. Daha doğru bir deyişle, başta sınıfsal ve cinsel olmak üzere keskin eşitsizliklerle yüklü toplumlarda, çoğu zaman eşitsizliğin imtiyazlı tarafında yer almış erkeklerin, tarafsız bilgi üretmesi, evrensel kavramlardan ve öznelerden söz etmesi mümkün müdür? Feminist araştırmacıların ortaya koyduğu gibi bilimsel problemlerin seçimi ve tanımlanması, deneylerin tasarımı ve teorik bilimsel formülasyonlarda kullanılan dil, bilim yapıcıların eril karakterini ortaya koyar.2
1 Kadayıfçı (2015). 2 Bkz. Fox-Keller (1985). 3 Federici (2011). 4 Cockburn (1987).
Bilgiye sahip olmak kadar bilginin üretilmesi süreçlerinde yer almak da güç ilişkileri içerisinde gerçekleşir; aynı zamanda bizatihi bilginin üretildiği ve edinildiği bu süreçler, güç ilişkilerini yeniden üretirler. Kadınlar, rasyonel bilgi üretimi süreçlerinden yüzlerce yıl önce fiili olarak dışlanmış; kadın aklına yönelik tasavvur da -rasyonel- bilgiyle bağı koparılarak, kadının kendisi gibi hane içine kapatılmıştır. Mühendislik mesleğinin bir meslek olarak oluşumu ve yükselmesinin; kadınların şifacılıktan, tarımsal üretimden, zanaatlardan koparılarak hane içine kapatıldığı döneme denk düşmesi bir tesadüf müdür? Silvia Federici “Caliban ve Cadı” kitabında, kapitalizmin şafağında hekimlik gibi çeşitli “erkek mesleklerinin”, şifacılık gibi “kadın zanaatlarının” yerini nasıl aldığını; erkeklerin, kadınların bilgi birikimine el koyarken, onları bilgi üretiminden ve bilginin işlenmesinden nasıl uzaklaştırdıklarını pek güzel anlatır.3 Cynthia Cockburn de, sanayileşme sürecinde erkeklerin anahtar teknolojilerin kontrolünü elinde tutmasının şaşırtıcı olmadığını söyler.4
Doğa-Kültür İkiliğinden Eril Mühendisliğe Kadınla erkek arasında yaratılan bu ayrımın, doğa ile kültür, duygu ile akıl arasında kurulan ikiliğin bir uzantısı olduğunu görmek gerekir. Bu tasavvurda kadın, doğa ile özdeş olandır; mantık, bilgi ve “rasyonel” olandan ayrı tutulmakta, duygular düzlemine yerleştirilmektedir. Buna karşılık erkek, doğayı dönüştürecek kültürü, bilgiyi, aklı temsil etmektedir. Zıt kutupları oluşturan bu ikilikler aynı zamanda hiyerarşik bir yapılanma içindedir, güç ilişkileriyle bağlantılıdır. Bu ikiliğin temelinde kültürün doğadan üstün olduğu varsayımı yatar; mantık, duygudan çok daha fazla değer görmektedir. Bu ikilik, aynı zamanda, erkeği üstün kılıp “efendileştirirken”, kadını ona tabi kılmaya hizmet etmektedir.
Dolayısıyla bu tarihsel süreçte, teknoloji ile bilimsel bilginin bizzat kendisi, bir güç aracı haline gelmiştir. Bilimsel bilgiyi üretenler erkekler olduğundan, gücün sahibi de erkeklerdir. Mühendislik tam bu bağlamda erkek mesleği olarak tariflenmektedir.
Ataerkil eşitsizlikler emek süreçlerini cinsiyetler arasında eşitsiz bir biçimde dağıtırken, toplumsal algıyı da bu eşitsizliği normalleştirecek ve meşrulaştıracak biçimde yapılandırır. Bu algı; bilimi, teknolojiyi, alet ve makine kullanımını erkeklere özgü bir alan olarak tarif ederek cinsiyetçi işbölümünü meşrulaştırır. Bu hakkaniyetsiz paylaşımdan kadınlara düşen ise ev işleri; çocuk, yaşlı yahut hastaların bakım işleri; duygulanımsal emek de gerektiren hemşirelik, öğretmenlik, hosteslik gibi kadınların toplumsal cinsiyet rolleriyle bağlantılı meslekler; yüksek vasıf gerektirmeyen tekstil işçiliği türünden işlerdir.
Mühendisliği toplumun nezdinde “erkek mesleği” yapan düşünce, böylece tüm toplumsal kurumlara yerleşir. Bu, günlük deneyimlerde, önyargılarda, değer sistemlerinde, karşılaşma ve ilişkilenme biçimlerinde karşımıza çıkar. Bunun yanı sıra mühendislik eğitiminden kurumsal düzenlemelere, mühendislik fakültelerinden meslek odalarına pek çok alana eril bir dil ve tarz hâkim hale gelir. Bu zihinlere ve kurumlara yerleşmiş kabul, mühendisliğin eril karakterini güçlendirirken, kadınların mühendislik için uygun olmadığı düşüncesini de yeniden üretir.
Kadın Mühendisleri Bekleyen Eril Yapı
Peki, mühendislik eğitimi alan, mühendislik mesleğine gönül vermiş kadınları nasıl bir dünya bekler? Özellikle makine, inşaat ve elektrik mühendisliği alanlarında erkek oranının çok yüksek olması; kadınlara, toplumsal algıda olduğu denli reel olarak da erkek alanına girdiklerini hissettirir. Kadınlar mühendislik dünyasında var olsalar dahi hane içi iş ve bakım yükü, mühendislikteki ve iş ortamlarındaki eril zihniyet, kadınların meslekte yükselmesini engeller: İş yerlerinde erkekler egemendir; şeflerin ve müdürlerin büyük çoğunluğu erkektir. Öte yandan fabrika yahut şantiyede çalışan kadınlar, erkek işçilerle kuşatılmışlardır. Bu koşullar, bir “erkek mesleğinde” tutunmaya çalışan kadınları, bir de erkek yoğun ortamlarda bir kadın olarak var olmanın güçlükleriyle karşı karşıya bırakır.
Türkiye’de kadın mühendis oranı, ABD’nin ve Avrupa’nın üzerindedir. Ancak çeşitli araştırmalar, kadın mühendislerin eğitim sürecinde ve iş hayatında çeşitli güçlüklerle baş etmek zorunda kaldıklarını göstermektedir. Kadınlar cinsel içerikli şakalara maruz kalmakta; çeşitli toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden yaftalanmakta; kadınların teknik yeterliliğini zayıflatan çağrışımlarla kuşatılmakta; profesyonelliği erkeklikle eşitleyen bir dünyada var olmaya çalışmaktadır. Bir diğer sorun da çoğu örnekte sosyal ilişkiler ağının erkekler arasında kurulmasıdır; kadınlar çoğu zaman bu ağlardan dışlanmaktadır. Ayrıca yine araştırmalar göstermektedir ki iş yerinde taciz, mobbing ve cinsel şiddet, mühendis kadınların karşılaştıkları ciddi sorunlardandır.5
Kimi araştırmacılar mühendisliğin eril karakterini, bu cinsiyet rollerinin sürekli yeniden üretildiği mühendisliğin cinsiyetçi kültürüne bağlarlar. Bu kültürün işleyişinde “gerçek mühendis imajı”, “ideal mühendis kariyeri” gibi nosyonlar kritik önem taşır.6
Eril Yapıyla Mücadelede Kadınların Açmazı
Kadınlar daha üniversite döneminden itibaren “erkek dünyasına” girdiklerini sezerler. Kimi zaman bunu sezgiden öteye geçen bir gerçeklik olarak yaşarlar; öyle ki bu erkek alanında nasıl var olabilecekleri üzerinde kafa yormaya başlarlar. Kadınlar mühendislik mesleğini icra ederken, hatta mühendislik eğitimi alırken dahi kendilerini erkeklere ve topluma kabul ettirebilmek için, kimi baş etme stratejileri geliştirmek durumunda kalırlar. Bunların başında “erkek gibi olmak”, yahut biraz daha hafifi “kadın gibi olmamak” gelir. Abigail Powel ve arkadaşları, yaptıkları araştırmada, mühendislik eğitimi alan kadınların benzer stratejiler geliştirdiklerini görmüşler: Erkek gibi davranmak; toplumsal cinsiyet ayrımcılığını kabul etmek; bir ün kazanmak; dezavantajlı olanlar karşısındaki avantajları görmek; “kadın karşıtı” bir yaklaşım içine girmek. Bu stratejiler, mühendislik kültürünü kabullenmenin ve mühendislikte uzmanlaşmanın bir parçasını oluşturur. Hatta bu süreç, kadınlığın değersizleştirilmesiyle yürür. Mühendislik erkek işi olarak kodlandığı için, mühendis yahut mühendis adayı kadın, kadın olmaktan vazgeçerek, “mühendis” olacağını düşünür. Pek çok mühendis kadın, bu algıyı kabul ederek veya etmek durumunda kalarak, kendi varoluşunu ancak “o kadınlardan” biri olmadığını ispatlayarak kurar. Erkek olmayabilir ama erkek gibi kadındır.7 Elbette bu toplumsal cinsiyet performansları mühendisliğin eril kültürünün değiştirilmesine hiçbir katkı sağlamaz; tersine, kadın düşmanı düşüncelerin muhafazasına ve yeniden üretilmesine hizmet eder.
Mühendislik erkek işi olarak kodlandığı için, mühendis yahut mühendis adayı kadın, kadın olmaktan vazgeçerek,
“mühendis” olacağını düşünür. Erkek olmayabilir ama erkek gibi kadındır. Elbette bu toplumsal cinsiyet performansları mühendisliğin eril kültürünün değiştirilmesine hiçbir katkı sağlamaz; tersine, kadın düşmanı düşüncelerin muhafazasına ve yeniden üretilmesine hizmet eder.
5 Miller (2004); Kadayıfçı (2015). 6 Ayrıntılı bir analiz için bkz. Kadayıfçı (2015). 7 Powel vd. (2009).
Gloria E. Miller’in Alberta’da (Kanada), petrol sanayide yaptığı araştırma, sanayide cinsiyet ilişkilerini anlamak açısından yol gösterici bir çalışma. Miller, mühendisliğin eril karakterini inşa eden üç temel süreç olduğunu söylüyor: Kadınları dışlayan günlük ilişkiler; cinsiyetçi iş bölümünü güçlendiren, mühendislik mesleğindeki baskın değerler ve inançlar; petrol fabrikasının yer aldığı bölgede erkeklerle ilgili mitler (kovboy kahraman gibi maço erkek miti). Miller, kadınların bu yoğun eril kültür ortamında ayakta kalabilmek için çeşitli stratejiler geliştirdiğini, ancak bu stratejilerin onlara sadece kısa süreli kişisel kazanımlar getirdiğini söylüyor; uzun vadede bu stratejiler fabrikadaki eril karakteri değiştirmediği gibi kalıcılaştırıyor. Miller’e göre, kadınların eril çalışma alanlarında erkeklere kendilerini kabul ettirmek için geliştirdikleri bu stratejiler, bu nedenle, eril sistemi güçlendiriyor.8
İş yerlerinde eril hakimiyet, kadın mühendisleri kimi zaman yorup, işten ayrılmaya sürükleyebiliyor. Pek çok mühendis kadın, mühendislik mesleğini icra etmek yerine, daha çok ofis işlerine yönelebiliyor. İşin aslı kapitalistlerin de seçimi çoğu zaman bu yönde oluyor. Ne var ki tüm bu eğilimlere karşı pek çok kadın da işyerlerinde mühendislik yapmayı sürdürüyor. Peki nasıl? Mary Ayre ve arkadaşlarının Avustralya’da inşaat mühendisleri ile yaptığı araştırma, bu soruyu yanıtlamada bize ipuçları sunuyor. Ayre ve arkadaşları çalışmalarında pek çok kadın mühendisin iş yerlerinde tutunduğu bulgusuna ulaşmış. Görüştükleri kadınlar mühendislik yaşamlarında, iş yerlerinin baskın eril ortamında pek çok kereler yalnızlaştırıldıklarını, görmezden gelindiklerini, marjinalleştirildiklerini söylüyorlar. Ancak buna karşın mühendisliği ilginç, zorlayıcı ve keyifli bulduklarını; kendilerini mühendis olarak görerek ve türlü zorluklarla baş edeceklerine inanarak mesleğe başladıklarını bildiriyorlar.9 Özgüven meselesi önemli; zira Wendy Bastalich ve arkadaşları, çeşitli alanlardan mühendis kadınlarla yaptıkları araştırmada, kadınların mühendislik mesleğinde sınırlı mevcudiyetinin sebebinin, hane içi bakım “sorumluluklarının” yanı sıra teknoloji ve bilimsel bilgi karşısında duydukları kendine-güvensizlik olduğunu bulmuşlar.10
Eşitsiz Dünyanın Eşitlikçi Tahayyülü
Sonuç olarak, toplumun her alanında olduğu gibi, mühendislikte de kadınları erkek egemen bir iş ortamı; erkek dayanışması; kadınları ikincil gören bir bakış açısı; ayrıca şiddet, taciz ve mobbing bekliyor. Mühendisliği diğer mesleklerden özgül kılan yanı ayrımcılıkların olmadığı, bilimin, teknolojinin ve bizzat mühendisliğin cinsiyetsiz ve nesnel olduğu iddiası. Bu durum yanlı ve eşitsiz bir dünyayla mücadele sürecinde, sanki bu dünya yansız ve eşitlikçiymiş gibi kurgulanan düşünce ve davranışlarla da mücadele etmeyi gerekli kılıyor.
Kadınlar eğitim döneminden iş yaşamına, bu sorunlarla baş etmek için, çeşitli stratejiler geliştirmek zorunda kalıyorlar. Ancak çoğu zaman bu stratejiler toplumsal cinsiyet rolleri üzerinden, cinsiyetlendirilmiş tavırlar oluyor. Ne yazık ki bu rol ve davranışlar iş yerinin, mühendislik mesleğinin ve toplumun eril karakterini dönüştürmüyor, tersine yeniden üretiyor.
Mühendisliği diğer mesleklerden özgül kılan yanı ayrımcılıkların olmadığı, bilimin, teknolojinin ve bizzat mühendisliğin cinsiyetsiz ve nesnel olduğu iddiası. Bu durum yanlı ve eşitsiz bir dünyayla mücadele sürecinde, sanki bu dünya yansız ve eşitlikçiymiş gibi kurgulanan düşünce ve davranışlarla da mücadele etmeyi gerekli kılıyor.
Peki, ne yapmak gerekiyor? Bir kere bu yapının çok kolay değişmeyeceğini görmemiz gerek; toplumdaki cinsiyet eşitsizliği sürdükçe, toplumsalın bir parçasını oluşturan mühendislikte eşitlikçi bir yapı kurmak olanaklı değil. O halde mühendislik alanının eril karakterine karşı yürütülecek mücadele, toplumun eril yapısına karşı verilecek mücadeleyle birleştirilmeli. Ama öte yandan bütün yapıları dönüştürmeye şimdiden başlamak gerek; bunun için eğitim materyalinden ders içeriklerine, ofis düzenlemelerinden meslek etiğine, mühendisliği yeniden yapılandırmak gerekiyor kuşkusuz. Bütün bunların yanı sıra genç kadınları, mühendislik mesleğini seçmeleri için cesaretlendirecek mekanizmalar üzerinde düşünmekte de fayda var.
Mary Ayre, Julie Mills ve Judith Gill, “‘Yes, I do Belong’: the Women Who Stay in Engineering”, Engineering Studies, 2013, 5 (3): 216-232.
Wendy Bastalich, Suzanne Franzway, Judith Gill, Julie Mills ve Rhonda Sharp, “Disrupting Masculinities: Women Engineers and Engineering Workplace Culture”, Australian Feminist Studies, 2007, 22 (54): 385-400.
Cynthia Cockburn, Machinery of Dominance: Women, Men and Technical Know-how, London: Pluto Press: North Eastern University Press, 1985.
Silvia Federici, Caliban ve Cadı, Çev. Ö. Karakaş, İstanbul: Otonom, 2011.
Gloria E. Miller, “Frontier Masculinity in the Oil Industry: The Experience of Women Engineers”, Gender, Work and Organization, 2004, 11 (1): 47–73.
Ezgi Pehlivanlı Kadayıfçı, “Manifestations of Gendered Engineering Culture in Turkey: Differing Experiences of Women and Men Engineers, Akademik Hassasiyetler, 2(4), 2015.
Evelyn Fox-Keller, Reflections on Gender and Science, Yale University Press: New Haven, 1985.
Abigail Powell, Barbara Bagilhole ve Andrew Dainty, “How Women Engineers Do and Undo Gender: Consequences for Gender Equality”, Gender, Work and Organization, 2009, 16 (4): 411–428.
8 Miller (2004). 9 Ayre vd. (2013). 10 Bastalich (2007).
Zorlu Bir Eğitimden Geçerek Mühendis Olan Gençler, Yaşadıkları Sorunları ve Beklentilerini Elektrik Mühendisliği’ne Anlattılar…
SÖZ GENÇLERDE…
Ferhat İnal
Ömer Faruk Çiçek
Ezgi Koç
Arın Cengiz
Gizem Kulaklı
EMO Basın- EMO üyesi genç mühendisler ile eğitim ve çalışma hayatı, mesleki beklentileri, gelecek öngörüleri, sorunları ve çözüm önerilerini konuştuk. Üniversite sınavında yüksek puanlar elde ederek mühendislik tercihi yapan ve zorlu bir eğitim sürecinden geçerek mezun olan gençler, hem işsizlik, hem de mesleki hak ve yetki kaybı sorunlarıyla karşı karşıyalar. İş arama süreleri giderek uzarken, artık mühendislik eğitiminde önde gelen üniversitelerden mezun olanlar da iş bulma sorunu yaşıyor. Mühendislerin hak ve yetkilerinin bilincinde olmamaları nedeniyle sömürüye açık hale geldiklerine dikkat çeken gençler, üniversitede özlük haklarını kapsayan dersler okutulması ve hukuksuzluklara karşı EMO çatısı altında yürütülen mücadeleye katılarak güç birliği sağlanmasının önemini vurguluyorlar.
Elektrik Mühendisliği Dergisi, genç mühendislerin sorunlarına ayna tutmak üzere “toplu söyleşi” gerçekleştirdi. ODTÜ Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü mezunu Arın Cengiz, İskenderun Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü mezunu Ferhat İnal, Gazi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü mezunu Gizem Kulaklı, Uludağ Üniversitesi Elektronik Mühendisliği Bölümü mezunu Ömer Faruk Çiçek, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü mezunu Ezgi Koç, dergimizin sorularını yanıtladı.
Arın Cengiz mühendisliğin “belirli bir teorik ve pratik birikime sahip olduktan sonra üretimin, üretileni geliştirmenin, yenilikçi bir bakış açısına sahip olmanın ve imkanlar dahilinde bu yenilikleri hayata geçirmenin üzerine kurulduğunu” anlatıyor. Cengiz, mühendislikten beklentisini de herhangi
bir sürecin en başından sonuna kadar nasıl gerçekleştiğini ayrıntılı biçimde analiz etmek ve problem çözmek olarak ifade ediyor.
Mühendisliği “açık görüşlülük, öngörü, iletişim ve hesap yapabilme kabiliyetinin toplamı” olarak değerlendiren Ferhat İnal, sosyal bir meslek olduğu için mühendisliği tercih ettiğini belirterek, “Sürekli yeni şahsiyetlerle farklı mekanlarda, farklı durumlar üzerinde yorum yapabilme heyecanının getirdiği mutluluk tercih sebebimdi” diyor. İnal’ın meslekten beklentisi, toplumsal sorumluluk da içeriyor:
“Var olan çarpık düzendeki yangına elimizden geldiğince su dökebilmek…”
Gizem Kulaklı ise mühendisliği; “karşılaşılan sorunlara matematiksel, analitik verilerle çözüm bulabilme yeteneği” olarak tanımlıyor. Mühendisliğin sübjektif değil, evrensel olarak kanıtlanabilir ve tartışılabilir olması gerektiğini vurgularken, “Ülkemizde meslek seçimi ne yazık ki kişilik testlerinden ve bireysel yeteneklerden geçmemekte, üniversite sınavından alınan puanla seçilmektedir. Ben bu konuda biraz daha şanslı ve bilinçliydim, yapabileceğime inanarak ve analiz ederek mesleğimi seçtim” diye konuşuyor.
Çocukluğundan bu yana farklı alanlara yönelen, öğretmenlik hayali kuran hatta psikoloji, psikolojik danışmanlık ve rehberlik isteyen Ömer Faruk Çiçek, bilinçli bir seçimle değil, sınavda aldığı puan sonucu mühendis olmayı tercih etmiş. Çiçek samimiyetle “İtiraf etmem gerekirse hala mühendisliğin tanımını yapamam, çünkü genel itibariyle üniversitelerin gereksiz olduğu bir ülkede hiçbir tanımı olduğunu düşünmüyorum” diyor.
“Diploma Almak Kimseyi Mühendis Yapmıyor”
Mühendisler, eğitim hayatının beklentilerini karşılayıp karşılamadığı sorumuza farklı yanıtlar veriyor. Arın Cengiz, eğitim hayatının beklentilerini karşıladığını vurgularken, “Ama bunun farkına varabilmek için belirli bir süreye ihtiyaç duydum, yani okul kendi süreci devam ederken öğrenci olarak bir an önce ortadaki işi bitirebilme telaşıyla daha az sorgulama yaptığın zamanlar oluyor” diye konuşuyor. Cengiz, yaratıcılıktan uzaklaşan eğitimin öğrenciyi, soru sormayı bırakmaya ve ezbere ittiğine işaret ediyor.
Gizem Kulaklı, üniversite eğitiminde laboratuvar yetersizliğinden yakınırken, iş alanlarına yönelik laboratuvar çalışmalarının eksikliğine dikkat çekiyor. Kulaklı, mühendisliğin çalışma hayatında şekillenen bir meslek olduğunu belirterek, “Diplomayı almak kimseyi mühendis yapmıyor, mühendislik de her meslek gibi zamanla ve bilgiyle oturuyor” görüşünü dile getiriyor. Kulaklı, akademik altyapı sağlanmadan açılan üniversitelerin eğitimlerinin yeterli olmadığına da dikkat çekiyor.
Ömer Faruk Çiçek de sadece mühendislik değil, pek çok meslekte eğitimin yetersiz olduğuna inanıyor. Mezun olduktan 1 ay sonra çalışmaya başlayan Ferhat İnal, eğitimi sırasında olmasa da iş yaşamının beklentilerini karşıladığını düşünüyor. Ancak İnal, “Eğitim yaşantımız ile iş yaşantısının farklı düzlemde olması, kopuk olması da zaman kaybı yaşatıyor” diyor.
Yeni Mezunlara Öneri: EMO’ya Katılın
Genç mühendisler mezun olduktan sonra çoğunlukla İnternet’ten, yakın çevrelerinden ya da okuldaki ilanlardan yararlanarak iş bulmaya çalışıyorlar. Genç mühendislerin deneyimlerine göre; staj süresini mesleki devamlılığa çevirmek ya da okul bitmeden arayışa girmek iş bulmakta olumlu sonuçlar doğurabiliyor. Dergimize iş arama ve çalışma deneyimlerini aktaran mühendisler, genç mezunlara önerilerde de bulundular.
Öğrencilerin okurken sadece mesleki değil, sosyal olarak da kendilerini geliştirmelerini öneren Gizem Kulaklı, şöyle konuşuyor:
“Başka işlerde çalışsınlar, kitap okusunlar, tiyatroya gitsinler, müzik dinleyip dans etsinler. Şansları varsa bir müzik aleti çalsınlar, dolaşsınlar başka kültürden insanlar tanısınlar ve adab-ı muaşeret öğrensinler. 2+2’nin 4 yaptığı bu dünyada, 5-1 de 3+1 de 4x1 de aynı sonucu vermekte. Hem mühendis olarak hem de insan olarak bunu kavramalı yeni nesil, çünkü bizim gibi test sistemiyle büyüyen nesillerde sadece bir doğru olduğu yanılgısının olduğunu gözlemledim ama hayat milyonlarca yoldan bizi 4’e ulaştırır ve hepsi de doğru olabilir.”
Ferhat İnal, öncelikle hangi sektörde çalışılacağına karar verilmesi ve o yönde iş arayışı içinde olunması gerektiğini vurguluyor. İnal, iş başvurusunun birebir yapılmasının da yararlı olacağı düşüncesinde…
Mezun olduktan sonra bir yandan iş ararken, diğer yandan yüksek lisansına devam eden Arın Cengiz, okulda bazı işlerde de görev almış. Okulu bitirmesine karşın diplomasını almayan Ömer Faruk Çiçek de bir süre aşçılık yaparak geçimini sağlamış. Diplomasını aldıktan 3 ay sonra iş bulan Çiçek, yaşadığı süreci şöyle anlatıyor:
“3 ay kadar işsiz kaldım aslında ki öğrendiğime göre bu süre normal piyasanın çok altında bir süre. Bu sürenin ilk 1.5 ayı da Ankara’ya taşınmakla geçti. İşsiz
kaldığım dönem bir stres silsilesiydi benim için. İnsanın gerçekten sağlıklı düşünemediği bir zaman. Bu süreçte EMO’nun hakkını ödeyemem bana çok destek oldu... EMO bünyesinde eğitimlere katıldım. Geçimimi de büyük ölçüde otellerde garsonluk yaparak ve günübirlik işlerle sağladım. Yanımda beni destekleyen çok insan olduğu için bu süreyi normalin çok çok altında bir stresle geçirdim.”
Yeni mezunların işsizim diye kendilerini kaybetmemeleri, EMO’ya katılarak eğitim almaları önerisinde bulunan Ömer Faruk Çiçek, “Yani evde işsizim bunalımına girip akşama kadar uyumasınlar. Kendileri kaybederler çünkü” diyor.
“Ara Eleman Yetiştirilmiyor”
Sadece mühendislik değil, her alanda işsizlik olduğunun altını çizen mühendislerden Gizem Kulaklı, “Üniversite mezunu olmanın işsizliğin önüne geçeceği düşünüldü ve ara eleman yetiştirilmiyor. Her sektörde her kesimin (işçi– teknisyen–müh.) yetiştirilmesi aynı derecede önemlidir” diye konuşuyor. Kulaklı işsizliğin nedenini “Kapital sahiplerinin ucuz iş gücü arayışı, minimum para ile maksimum çalıştırma felsefesi” olarak ifade ediyor.
Arın Cengiz yeterli iş olanağı bulunmadığını, şartların insanların talepleri ve ihtiyaçlarını yeterli miktarda karşılayamaması nedeniyle işsizlik yaşandığını düşünüyor.
Ömer Faruk Çiçek ise “deneyim kuralı” ve “az işçi ile çok iş yapılmaya çalışılmasının” işsizliğe neden olduğunu savunuyor. Çiçek, “Bunun dışında da en temel nedenlerden biri işçinin iş bulma konusunda biraz armut piş ağzıma düş kafasında olup, yattığı yerden iş aramaya çalışmaları” diye konuşuyor.
“Mühendislik Bireysel Yapılamaz”
Mühendislerin sıkıntısı iş bulmakla da bitmiyor; çalışma hayatında da birçok sorun yaşıyorlar. Çalışanın sağlığına gereken özenin gösterilmemesi ve insan ilişkilerindeki problemlerden yakınan Ezgi Koç, “disiplinsizlik” olarak ifade ettiği sorunu şöyle açıklıyor:
“Disiplinden kastım insanların ‘alnının ortasında ciddi bir devlet asabiyeti’ taşıması değil, bilakis bu durum zaten hassas ve kırılgan motivasyon kaynaklarına sahip toplumumuzun motivasyonunu daha da zayıflatan bir yaklaşım olur. Disiplin yapılan işlerin, sarf edilen çabanın hakkını verip özenle yapılmasıyla var olmalıdır. Aynı şekilde, ülkemizde çalışan sağlığına verilen (!) önemin acı sonuçlarını ve bu faciaların yine ciddiyetsizlik ve özensizlikten kaynaklandığını görüyoruz maalesef.”
Gizem Kulaklı da ekip çalışmasının anlaşılamamasından şikayetçi:
“Bireysel olacak iş değil mühendislik. Ekip olarak çalışmanın önünü hangi durum kesiyorsa, ego mu, hırs mı, para mı, bunlar ilk 3 soruna girer.”
Ferhat İnal işyerlerindeki kalıplaşmış ezbere düzeni, sistematik hale getirme ve belirli ölçütlere uydurma konusunda mühendislerin zorluk yaşadığını anlatıyor.
“İşyerinde Kadın Yok”
Meslek alanında cinsiyet ayrımcılığı da önemli bir sorun. Arın Cengiz, “Kadınların mühendislikte iş bulma olanakları oldukça sınırlandırılırken, işe girdikten sonra da kendilerini iş yerinde rahatça ifade edebilmeleri konusunda oldukça
sıkıntı yaşadıklarını veya baskıya maruz kaldıklarını biliyorum” sözleriyle bu ayrımcılığı dile getiriyor.
Ezgi Koç, cinsiyet ayrımcılığının “tanığı ve sanığı” olduğunu söylüyor. Koç, başından geçen bir olayı şöyle aktarıyor:
“Staj yaparken fabrikanın üretim kısmına girmenin sırf kadın olduğum için sakıncalı olabileceğini ve çok girmemem gerektiğini söyleyen staj amirim olmuştu. Dinlemedim, pişman değilim; teknik, teorik ve sosyal ilişkilere dair çok şey öğrendim. Ekstrem bir durum değil üretimde bir kadın mühendis adayının olması ama öyle görüyorlar. Radikal olmak gerekir, orada bulunmak radikal bir karar almak değildi; ama onlar öyle biliyor.”
Bu yargı ve zihniyeti yine kadınların değiştirebileceğini vurgulayan Ezgi Koç, “Kadınlar olarak kendimize güvenmeliyiz, var olduğumuzu önce kendimiz hissetmeliyiz ve toplumun her düzleminde bunu hissettirmeliyiz” mesajını veriyor.
Ferhat İnal, eğitim ve iş alanında birebir karşılaşmasa da toplumun ataerkil yapısı nedeniyle sadece mühendislik değil tüm alanlarda cinsiyet ayrımcılığı olduğunu belirtiyor.
Elektrik mühendisliğinin diğer pek çok mühendislik disiplini gibi eril olarak algılanmasını eleştiren Gizem Kulaklı ise “Eğer fikren, beden kuvveti olmadan bilginizi ortaya koyuyorsanız aynısınızdır” diyor.
Ömer Faruk Çiçek ise mesleki alanlarında yaşanan cinsiyet ayrımcılığını tek bir cümleyle ortaya koyuyor: “İşyerinde kadın çalışan yok! Sanırım bu açıklayıcıdır.”
“Mühendislik Hakları Üniversitede Öğretilsin”
Arın Cengiz, mühendislik haklarıyla ilgili problemlerin özellikle kurumsal olmayan yerlerde çalışan mühendislerin haklarının yeterince koruma altında olmaması veya mühendislerin zor koşullarda çalışmak zorunda bırakılmasıyla ortaya çıktığını belirtiyor. Cengiz’e göre bunun çözümü kontrol mekanizmasının doğru çalışması, güvence altına alınan hakların çalışan lehine korunması ve uygulanmasıyla sağlanabilir.
Ezgi Koç, her çalışanın hak ve yetkilerinin bilincinde olması gerektiğini vurgulayarak, şunları söylüyor:
“Her fırsatta, hatta fırsatları ve sınırları da zorlayarak emek sömürmeye yatkın bir devlet anlayışına ve iktisadi güçlere maruz kalıyoruz. Hukuksuzlukların çoğu yerde karşımıza çıktığı mevcut dönemde, en azından iş hukukuna hâkim olup iş yaşamında bu sömürü ve olası haksızlıkların minimuma indirgenmesini amaçlayan bir çalışma grubumuz var, Elektrik Mühendisleri Odası bünyesinde. Fırsat buldukça farkındalık yaratmak adına elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.”
Mühendislik fakültelerinde yetkiler ve özlük haklarını kapsayan derslerin müfredata eklenmesini öneren Ezgi Koç, meslek odaları veya sendikalarda oluşturulan çalışma grupları ve iletişim ağının güçlenmesinin de fayda sağlayabileceğini düşünüyor.
Mesleki Örgütlenmenin Önemi
Ferhat İnal, mühendislerin hak ve yetkilerinin sahada açık bir şekilde karşılık bulamadığını ancak kendilerinin bunu düzelteceğine inandığını belirterek, “İşin ehli olan biz mühendislerin iş sahalarında çoğalması ile beraber haklarından güvencelerinden bahsetmeye başlayacağız” diyor. İnal, mesleki hakların korunması için odalarda belli kurullar oluşturularak denetimin sağlanabileceğini; ayrıca
firma, denetleyici organ, kurum ya da bakanlıklarla iletişim ve işbirliği içerisinde yol alınabileceğini ve çözüm üretilebileceğini savunuyor.
Gizem Kulaklı, mühendislerin “beyaz yaka” çalışan sıfatıyla yeterince hakka sahip olmadıklarını; olan hakların da bilinmediği ve yaptırımların bu bilgisizlikten uygulanmadığını ve bireysel kaldıkları için sömürüye açık olduklarını anlatıyor.
Ömer Faruk Çiçek mühendislerin haklarını bilmediklerini, ancak EMO’nun bu konuda “hakkı ödenmeyecek” şekilde çaba harcadığını aktarıyor. Öncelikle mühendisin bilinçlendirilmesi gerektiğini belirten Çiçek, “Yani suçu işverene atmadan önce bir işçiye bakmak lazım. Bir laf vardır; ‘Ağlamayana meme verilmez’ diye. Gerçekten de öyle. Siz hakkınızı savunmazsanız kimse size hakkınızı vermez. Siz koyun olmayı seçiyorsanız, güdülmeyi kabul etmişsiniz demektir” diye konuşuyor.
TMMOB’nin mühendislere ilişkin asgari ücret belirlemesi genel olarak olumlu bulunsa da, denetime yönelik eleştiriler dile getiriliyor. Gizem Kulaklı, bütün olarak denetleme olmaması nedeniyle uygulamanın yetersiz kaldığını ifade ediyor. Asgari ücretin olması gereken bir uygulama olduğunu ve olumlu geri bildirimlerin alındığını kaydeden Ferhat İnal, “Mühendislerin iş yaşamında keyfi ücretlendirilmesi ve düşük maaş verilmesinin önüne bu şekilde geçileceğini zaman içerisinde göreceğimizi umuyorum” diye konuşuyor.
Ferhat İnal, önümüzdeki süreçte özellikle elektronik yazılımın gelişeceğini düşündüğünü belirtirken, “Ancak ülkemizi düşünecek olursak; gelişme ya da medeniyetin sadece beton yığınları yapmak olarak dikte edildiği bu dönemlerde inşaat ve inşaatı tamamlayıcı sektörlerde gelişme yaşanıyor ve devam edecektir” görüşünü dile getiriyor.
Gizem Kulaklı mühendislik geliştikçe, teknolojinin de gelişeceğini vurgularken, Ömer Faruk Çiçek de yazılım alanında daha büyük gelişmeler olmasını beklediğini aktarıyor.
Dışa Bağımlılık Varsa Mühendislik Yoktur
Genç mühendisler Türkiye’de mühendislik mesleğinin gelişmesi için neler yapılabileceğine ilişkin önerilerini de dile getirdiler. Ezgi Koç, akademik çalışmaların teşvik edilmesi ve Ar-Ge’ye daha fazla önem verilmesi gerektiğini belirtirken, şu görüşleri aktarıyor:
“Ancak 1 yıldır içinde bulunduğum lisansüstü eğitim hayatımda akademik camianın geneline baktığımda yapılan çalışmaların nitelikten ziyade nicelik kaygısı taşıdıklarını fark ediyorum. İnsanların emeklerini eleştirmek hoşuma gitmiyor ama neticede birbirine benzeyen çalışma ve makalelerle karşılaşıyorum. Bu durum bazen hayal kırıklığına neden oluyor. Umarım özgün ve kaliteli çalışmalar yapıp mesleki birikimimizi efektif kullanabiliriz.”
Gizem Kulaklı, “Bir konuda dışarıya bağımlılık varsa o konuda mühendislik yapılamıyor demektir. Mesleğin gelişimi için kaynakların analiz edilip geliştirilmesi gerekir” diyor.
Ferhat İnal, teknolojik gelişmelerin kullanılan teknik ve uygulamaların klasik yaklaşımlardan farklılaşmasına ve bilimsel temel kurallarda değişikliğe neden olduğuna dikkat çekerek, “Teknolojinin bu gelişim hızı ortalama bir insan ömrü boyunca bile birçok değişimin yaşanmasına ve mühendislik çözüm olanaklarının çoğalmasına neden olmaktadır. Bundan dolayı ülkemiz de bu standartları baz alarak aynı süreci izleyerek yol almalıdır” önerisini dile getiriyor.
TMMOB’NİN ASGARİ ÜCRET MÜCADELESİ
EMO Basın- TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz, TMMOB
TMMOB ve SGK
yal güvencelerini korumak üzere ilgili usul ve esasları düzenlemek olan SGK’nın
ve Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)
arasında kayıtdışı çalışmayı
mevzuattaki yetersizliğe sığınarak işarasında kayıtdışı istihdamı ön- önlemek üzere imzalanan ve ancak birliğinden kaçınması değil, meslek
lemek amacıyla 31 Temmuz 2012’de imzalanarak günümüze dek sürdürülen Asgari Ücret Protokolü’nün, SGK tarafıniki taraflı anlaşma ile kaldırılabilecek olan Asgari Ücret Protokolü, SGK tarafından tek taraflı olarak feshedildi. Bu
kuruluşları ile birlikte çalışarak bu eksikliği gidermeye yönelik çalışmalar yapmasının beklendiğini vurgulayan Koramaz,
dan 9 Haziran 2017’de tek duruma tepki gösteren TMMOB; mühendis, şunları söyledi:
taraflı olarak feshedilmesi nedeniyle basın toplantısı düzenledi. Koramaz, TMMOB’nin ağırlıklı olarak kamu kurumlarında yeni işe
mimar ve şehir plancısına yönelik Asgari Ücret Protokolü’nün kaldırılmasına karşı kampanya başlattı. Olmayan mevzuat değişikliklerini ileri sürerek TMMOB’nin asgari ücret belirleme ve bu
“Patron ve Hükümet Baskısına Boyun Eğildi” “TMMOB bu süreçte SGK ve Çalışma ve Sosyal Gübaşlayan mühendis, mimar asgari ücretin altında bildirim yapılmamasına venlik Bakanlığı yetkilileri ile
ve şehir plancılarının ücretini
yönelik protokol hükümlerinin kaldırılmak
görüşmeler yaparak kurumu
esas alarak belirlediği asgari ücreti, her yıl Aralık ayında SGK’ya ilettiğini ve uygulanmak
istemesine tepki gösteren TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin
bu son derece yanlı ve yanlış kararından döndürmeye çalışmış, ancak başarılı olamamıştır.
üzere bağlı meslek odaları ile ka-
Koramaz, bu yanlış adımdan
Zira görüşülen yetkililer, işveren
muoyuna duyurduğunu anımsattı.
dönülmesi için çağrı yaptı.
kesimleri tarafından kuruma büyük
SGK’nın imzalandığı tarihten bugüne
bir baskı uygulandığını, bakanlık üst
sorunsuz olarak uygulanmakta olan protokolü,
düzey bürokrasisinin bu durumdan rahatsız
“yürütülen iş ve işlemlere esas teşkil eden mevzuatta
olduğunu açıkça söylemektedir. SGK, maalesef
önemli değişiklikler yaşandığı” gerekçesiyle revize etmek
bizlerin yani emekçilerin taleplerini dikkate almak yeistediğini belirten Koramaz, şöyle konuştu:
rine, patronların ve Parlamento’daki temsilcileri olan
“Aslında, protokolün imzalandığı 2012 yılından gühükümet yetkililerinin, bakanların baskılarına boyun
nümüze, protokol değişikliğini gerektirecek herhangi
eğerek, yüzbinlerce mühendis, mimar şehir plancısının
bir mevzuat değişikliği bulunmamaktadır. Tarafımıza
almış oldukları eğitim ve verdikleri hizmetin niteliğini
iletilen revize protokol taslağı incelendiğinde, mevcut
hiçe saymıştır. Mühendis, mimar ve şehir plancılarını
protokolün esasını oluşturan ‘TMMOB’nin asgari ücret
düşük ücretlerle çalışmaya ve sigorta primlerinin eksik
belirlemesi’ ve ‘kurumun mühendis, mimar ve şehir
yatırılması nedeniyle güvencesiz bir geleceğe mahkûm
plancılarına ödenecek ücretlerin bu asgari seviyenin
etmiştir.”
altında olmaması için gerekli tedbirleri alması’ hükümleri çıkarılarak protokolün içinin boşaltılmaya çalışıldığı görülmüştür. Bu nedenle revize protokol taslağı Birliğimizce kabul edilmemiştir. SGK’nın yazısında yer alan ‘Kurumumuzun amacı, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 39’uncu Maddesi gereğince belirlenen zorunlu asgari ücrete alternatif bir ücret seviyesi belirlemek veya arz-talep ilişkisi sonucunda piyasa tarafından belirlenen ücret seviyelerine müdahale etmek değil, sigortalıların kurumumuza gerçek ücretleri üzerinden bildirilmesini sağlamaktır’ ifadesi esas niyeti açıkça ortaya koymaktadır. Böylece SGK, kendisi ile TMMOB arasında belirlenen asgari ücreti değil, işveren/sermaye piyasasının serbestçe belirlediği farklı ve ‘gerçek’ yani ‘düşük’ ücretleri esas almayı; kamu yararı ve meslektaşlarımızın korunması gerekliliklerinden uzaklaşmayı tercih etmiştir.”
Koramaz, kuruluş amacı “sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak” olan SGK’nın bu kararının, kendi tarihinde “kara bir leke” olarak yer alacağını belirtti. SGK’nın kayıtdışılığın yalnızca sigortasız işçi çalıştırmak olmadığını, çalışanların aldığı gerçek ücret üzerinden sigorta pirimi ödememenin de bir çeşit kayıtdışılık olduğunu çok iyi bildiğini kaydeden Koramaz, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu protokolün feshi nedeniyle devlet ciddi bir gelir kaybına uğratılacak ve vergi kaçakçılığı teşvik edilecektir. TMMOB ve diğer kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile yürütülen işbirliğini geliştirerek daha ileriye götürmesi gereken SGK yetkilileri protokolü feshederek suç işlemektedir. ‘Protokolün Feshi’ başlıklı protokolün 6. Maddesi ‘İş bu Protokol maddelerinde belirtilen hükümleri, yasal ve idari işleri düzenleme gerekçesiyle yeni bir protokol yürürlüğe girdiğinde kendiliğinden feshedilmiş sayılacaktır.
Koramaz, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 39. Maddesi gereğince
Ancak taraflar anlaşarak da bu protokolü feshedebilirler’
belirlenen zorunlu asgari ücretin, lisans düzeyinde eğitim
şeklindedir. Gelinen aşamada taraflar arasında yeni bir
almış mühendis, mimar ve şehir plancısı meslek mensupprotokol yürürlüğe girmemiştir ve protokol feshi konusunda
larının almakta oldukları ücret bağlamında gerçek durumu
Birliğimiz ile bir anlaşmaya varılmamıştır. SGK imza attığı
yansıtan ve insani gereksinimleri karşılayan bir rakam olmaprotokolün hükümlerini de çiğneyerek, hukuksuz biçimde
dığına dikkat çekti. Asli görevi çalışanların haklarını ve sostek taraflı olarak protokolü feshetmiştir.”
Üyelere Mücadele Çağrısı
TMMOB’nin SGK’nın bu kararını kabullenmeyeceğinin altını çizen Koramaz, “tek taraflı fesih” kararını tüm üyelere duyurarak, bu yanlış adımdan bir an önce dönülmesi için tüm örgüt birimlerini mücadele etmeye çağırmayı bir zorunluluk olarak gördüklerini belirtti. Koramaz sözlerini şöyle tamamladı:
“Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na ve Sosyal Güvenlik Kurumu’na sesleniyoruz; sosyal güvenlik toplumun tüm bireyleri için temel bir haktır. 500 bini aşkın mühendis, mimar ve şehir plancısının ekmeği ile oynamayın, geleceklerini karartmayın. Bu yanlış karardan bir an önce geri dönün. TMMOB, başta yeni mezun üyelerimiz olmak üzere ücretli çalışan tüm üyelerimizin kazanılmış haklarını geri dönülmez biçimde yok edecek “tek taraflı fesih’ işleminin geri alınması ve gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için mücadele edecektir. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz!”
SGK’ya İtiraz Dilekçesi
TMMOB, işbirliği protokolünün feshedilmesi nedeniyle başlattığı kampanya kapsamında EMO da tüm üyelerine mektup göndererek, SGK’ya itiraz dilekçesi vermeleri çağrısında bulundu. Ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıları için önemli bir kazanım olan protokolün, SGK’nın kayıt dışı ekonomiyi önlemek için yürüttüğü çalışmalar kapsamında TMMOB’ye yaptığı davet üzerine bir dizi toplantılar sonucu çerçevesi ortaklaşa belirlenerek 2012 yılında imzalandığı kaydedilen mektupta, şöyle denildi:
“Protokol; mühendis ve mimarların ücretlerinin, TMMOB tarafından belirlenerek SGK’ya iletilen asgari ücretlerin altında olmaması için kurum tarafından gerekli tedbirlerin alınması esasına dayanmaktaydı. Protokolün fesih nedeni mevcut protokolün içini tamamen boşaltacak ve anlamsızlaştıracak yeni bir protokol taslağını kabul etmeye zorlanmamız ve imzalamayı reddetmemizdir. SGK, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 39. Maddesi gereğince belirlenen zorunlu asgari ücrete alternatif bir ücret olarak algılandığı gibi bir gerekçeye sığınarak Birliğimizin bildirdiği asgari ücret üzerinden denetim yapmayı bırakmak istemiştir. Gerekçe inandırıcı değildir, zira protokolün imzalandığı 2012 yılında da 4857 sayılı Kanun’un ilgili hükmü yürürlüktedir. Bilindiği üzere feshedilen protokol uyarınca, bir işyerinde mühendis kodu ile girişi yapılan bir kişinin prime esas ücretinin TMMOB tarafından belirlenen ücret seviyesinin altında olduğunun görülmesi durumunda SGK için bu işyeri denetlenmesi gereken işyeri olarak değerlendirilmekteydi. Kurumun sunduğu protokol taslağında ilgili maddedeki asgari ücretin sınır değer olduğuna ilişkin ifadeler kaldırılmak suretiyle mühendis kodlarını işlevsiz hale getirmek ve denetime esas eşik değer ortadan kaldırılmak istenmiştir.”
İşbirliğinin korunması ve geliştirilerek devam etmesi için SGK ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı nezdinde görüşmeler yapıldığı aktarılan mektupta, asgari ücretin “İşçilere bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım, kültür vb. gereksinimlerini günün fiyatları üzerinden en az düzeyde karşılamaya yetecek ücret” olarak tanımlandığı anımsatıldı. Zorunlu asgari ücretin, lisans düzeyinde eğitim almış mühendis, mimar ve şehir plancısı meslek mensuplarının almakta oldukları ücret bağlamında reel durumu yansıtan bir rakam olmadığına dikkat çekilerek, şu görüşlere yer verildi:
“Sosyal Güvenlik Temel Haktır” “Ancak kuruluş amacı ‘sosyal sigortalar ile genel sağlık sigortası bakımından kişileri güvence altına almak’ olan SGK, kendisi ile TMMOB arasında belirlenen asgari ücreti değil, işveren/sermaye piyasasının serbestçe belirlediği farklı ve ‘gerçek’ yani düşük ücretleri esas almayı; kamu yararı ve meslektaşlarımızın korunması gerekliliklerinden uzaklaşmayı tercih etmiştir. Sosyal güvenlik toplumun tüm bireyleri için temel bir haktır. Devletin asli görevi sırf birtakım işveren kesimleri rahatsız oluyor diye doğru ve yerinde bir uygulamayı kaldırmak değil aksine sosyal güvenlik hakkının korunması için gerekli düzenlemeleri yapmaktır. Ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancısı siz değerli üyelerimizin ücretlerinin SGK’ya eksik bildirimi kayıt dışı istihdama ve emeklilik haklarınızın gaspına yol açacaktır. TMMOB ve bağlı odaları 500 bini aşkın mühendis, mimar ve şehir plancısı çalışanın piyasa tarafından belirlenmiş düşük ücretlerle çalışmaya mahkum ederek bugününü, reel ücret yerine asgari ücret üzerinden prim yatırılmasına olanak verdiği için geleceğini karartacak olan bu tavrını sessizce kabullenmeyecektir.”
TMMOB Yönetim Kurulu’nun, başta yeni mezun üyeler olmak üzere ücretli çalışan tüm üyelerin kazanılmış haklarını geri dönülmez biçimde yok edecek olan “tek taraflı fesih” işleminin geri alınması için üye kampanyası yapma kararı aldığı belirtilen mektupta, TMMOB örgütlülüğünün bunun için gerekli tüm girişimlerde bulunacağı vurgulandı. Mektup ekindeki dilekçe örneğinin SGK’ya faks ya da e-posta yoluyla gönderilmesi istenerek, “Şimdi tüm örgüt yöneticilerimize, örgüt birimlerimize ama en önemlisi siz değerli üyelerimize düşen görev, Çalışma ve Sosyal Bakanlığını ve Sosyal Güvenlik Kurumu’nu bu yanlış kararından bir an önce geri dönmeye zorlamak ve bu kapsamda yürütülecek mücadeleye omuz vermektir” denildi.
Kampanya kapsamında il koordinasyon kurulları da, 6 Temmuz 2017 tarihinde SGK önleri ve kent merkezlerinde kitlesel basın açıklamaları gerçekleştirdi.
TMMOB Tarihinden Aldığı Güçle Meslek Alanlarına ve Topluma Karşı Sorumluluklarını Yerine Getirmeyi Sürdürüyor…
DEMOKRATİK TÜRKİYE MÜCADELESİNDE TMMOB
Cengiz Göltaş TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi
Antidemokratik uygulamalar ve baskıcı süreç tüm toplumu olduğu gibi mühendisleri ve mühendislerin meslek örgütlerini, TMMOB ve odaları, doğrudan etkilemektedir. TMMOB, son dönem karşı karşıya kaldığı sorunlar ile tarihsel bir sınavdan geçiyor. Bu sınav TMMOB’nin odaları ve odalarını var eden üyeleri ile birlikte kurumsal kimliğinin savunulması sınavıdır.
Hiç kuşku yok ki kurulduğu 1954 yılından günümüze ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve siyasal dönüşümlerde TMMOB’nin mevcut durumu ve kırılma noktalarındaki tavır alışı başta kendi üyeleri olmak üzere toplumun hemen her kesiminde değerlendirme konusu yapılmıştır.
Bu değerlendirmelerde TMMOB’ye ait en temel vurgu, kendi özgün kimliğinin yıllar içerisinde genel kurul kararları ve çalışma programlarının içerisinden kolektif bir irade ile oluşturulmasının yarattığı bağımsız ve demokratik tavır alışına dair duyulan saygıyla ilgilidir.
TMMOB; odaları ile birlikte örgütlü yapısı içerisinde aktif olarak yer alan her insan için aynı zamanda bir okul işlevi görmüştür. Bu okul, mühendis ve mimarların mesleki demokratik kitle örgütü içerisinde kendilerini geliştirebilecekleri yetkin bir alan olmuştur.
Yetkinliği ise bilimsel akla, çağdaş düşünceye ve toplumsal yaşama verdiği değere ilişkindir. 1940’lı yıllarda başlayan ve 1954’te kapatılan Köy Enstitüleri Projesi’nde hayali kurulan aydınlanma, çağdaşlaşma ve birlikte üretme yaklaşımı yok edilirken, Köy Enstitüleri’nin kapatıldığı tarihte TMMOB’nin kurulmuş olması, kendi içinde benzerlikler taşımasa da ülkemizin demokratikleşme serüveninde farklı ve yeni bir alandan filizlenmenin adımını oluşturmuştur.
TMMOB’nin kurulduğu yıllarda kendisine biçilen misyon ile bugün geldiği nokta arasındaki temel farkı ise 1968’li yıllarda gelişen devrimci demokrat yurtsever gençlik hareketlerinin yarattığı dinamizmin TMMOB’nin dönüşümüne verdiği katkı ile tanımlamak doğru olacaktır.
1970’li yıllarda TMMOB’nin toplumcu kimliğini oluşturan kadrolar, bilimi, tekniği ve mesleğin uygulama alanlarını ülkenin gerçekleri ve halkın temel talepleri üzerinden ifade etmiş, dar meslekçi bir yaklaşım yerine bilimsel aklı ve toplumsal yararı savunmuşlardır.
İşte böylesi bir anlayışın ayak izlerinden bugüne gelen TMMOB, her dönem siyasal iktidarların ve çıkar odaklı sermaye çevrelerinin hedefi haline gelmiş ve etkisizleştirilmeye çalışılmıştır.
Bugün de karşılaştığımız meselenin özü budur. 12 Eylül’de kamuda çalışanlar için odalara üye olmanın zorunlu olmaktan çıkarılması, oda yöneticileri için açılan hukuki temeli olmayan davalar, baskı, gözaltı ve tutuklamalar ile süren baskı ve yasaklarla dolu tarihsel süreç, AKP iktidarları döneminde de artarak sürüyor. Özetle 1980’li yılları aratmayan yeni bir dönemin içerisindeyiz.
Her gün meslek alanlarımıza dönük yeni düzenlemeler adı altında mühendis ve mimarların yetkileri biraz daha daraltılırken, odaların mesleğin düzenlenmesindeki rolü ve denetim görevi yok sayılmaya devam ediyor. Bu girişimlerden bir kaçını kısaca şöyle özetleyebiliriz:
- Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu’nun (DDK) 2009 yılında bütün meslek kuruluşlarıyla ilgili hazırladığı raporda en çok sayfayı TMMOB’ye ayırarak, TMMOB’nin siyaset yaptığı ve ideolojik davrandığını belirtmesi, raporda meslek örgütleri ile ilgili büyük değişiklikler istenmesi, - Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Hizmetler Genel Müdürlüğü’ne odaların mevzuatını hazırlamak da dahil TMMOB’nin yetkileri devredilerek odalar ve TMMOB’nin doğrudan Bakanlık bünyesine bağlanmak istenmesi, - Uluslararası İşgücü Kanun Tasarısı ile sınır ötesi hizmet sunumu kavramının içeriği genişletilerek mühendislik ve mimarlık hizmetlerinin, yurtdışından vergiden muaf ve kontrolsüz biçimde alınmak istenmesi, yine bu tasarı ile akademik ve mesleki yeterliliğini kanıtlamayan, diploma denkliği aranmayan yabancı ülke çalışanlarının “nitelikli işgücü” sayılma girişimleri, bu anlayış ile TMMOB’ye bağlı 102 meslek disiplinini ve diğer tüm akademik meslek disiplini mensuplarının işsizlik tehdidi ile karşı karşıya bırakılmak istenmesi, - Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın odaları idari ve mali denetim adı altında baskılama girişimleri; Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın Kimya Mühendisleri Odası yöneticilerinin görevden alınmasına dönük dava açma süreci; çıkarılan KHK, çıkarılan torba yasalara ilave edilen onlarca yönetmelik ile mühendislik mimarlık mesleğinin kuralsızlaştırılması çabaları ve tekrar tekrar gündeme getirilen TMMOB Kanunu’nda değişiklik yapma girişimleri.
Elbette bunların hiçbiri tesadüf değil.
TMMOB susturulmak, etkisizleştirilmek, siyasal iktidarın arka bahçesi haline getirilmek isteniyor. Nedeni çok açık, ülkesine, mesleğine ve halkına duyduğu sorumlulukla geçmişte olduğu gibi bugün de TMMOB;
• Yaşamın tüm alanlarında ve meslek odalarında emperyalizme, faşizme ve şovenizme karşı emek, barış ve demokrasi mücadelesi saflarındadır. • Ülkemizin bağımsızlığına vurgu yapar. Ön koşulsuz demokrasiyi ve bu anlayış ile demokrasi mücadelesi içerisinde ödünsüz yer almayı savunur. Düşünce özgürlüğünün her koşulda takipçisidir. • Tüm çalışanların grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakkını savunur. • Her türden ırkçı-gerici, çağdaş yaşamı tehdit eden laiklik karşıtı düşünce ve eylemlere karşı Cumhuriyet’in demokratik kazanım ve haklarına sahip çıkar ve geliştirilmesini hedefler. • Savaşa karşı barışı savunur. Kürt sorununda demokratik ve barışçı bir çözümün sağlanması için siyasal, demokratik ve kültürel hakların geliştirilmesini ön koşulsuz savunur. • Kadın emeğinin sömürülmesine, kadına yönelik, şiddet, taciz ve tecavüzlere karşı toplumsal güçlerle birlikte ortak tavır geliştirir. • İş kazalarına ve işçi cinayetlerine dönen çarpık çalışma yaşamına karşı işçi sağlığı ve iş güvenliği uygulamalarının takipçisidir. • Özelleştirmelere karşıdır. Ülkemizde kamusal hizmet alanlarının doğru bir planlama ve yönetim anlayışı ile korunması ile geliştirilmesi için çözümler üretir. • Üniversitelerin bilimsel demokratik ve akademik özerkliğini savunur. Herkese eşit ve parasız eğitim, sağlık ve sosyal güvence hakkı için mücadele eder. • Enerji kullanımının en temel insan haklarından biri ve sağlanmasının zorunlu bir kamu hizmeti olduğu gerçeğinden hareketle enerji üretiminde yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilmesini ve potansiyelimizin gerçekçi yaklaşımlarla ortaya konulmasını savunur.
Ulusal ve uluslararası tekellerin dayattığı nükleer santral kurma girişimlerine karşı mücadele yürütür. • Enerjide dışa bağımlılığın en aza indirilmesi için doğalgaz, ithal kömür ve nükleer gibi dışa bağımlı kaynaklarla santral kurma girişimlerine karşı durur. Yeni ve yenilenebilir enerji kaynaklarının yerli iş gücü ve mühendisler tarafından değerlendirilmesini, bu amaçla Ar-Ge çalışmalarının desteklenmesini savunur. • Bütün ülkenin imar rantına açılmasına, inşaat sektörünün iktidarın rant tekeli olarak biçimlendirilmesine karşı mücadele eder. • Kentsel, kırsal, kültürel, tarihi, doğal, kamuya ve halka ait varlıklara arazi, mülkiyet, imar düzenlemeleri üzerinden el konulmasına, imar borsası girişimine karşıdır. • Kıyılarımızın yağmalanmasına, derelerimizin kurutulmasına, sularımızın ticarileşmesine, meralarımızın yok edilmesine, üretim ve yaşam alanlarımızın enerji ihtiyacı bahanesiyle yok edilmesine karşıdır. • Her türlü kentsel, kırsal ranta, orman ve tarım arazilerimizin ranta açılmasına, maden kaynaklarımızın talanına “Hayır” der. • Uzmanlık alanlarımızın yok sayılmasına, bilimin ve tekniğin gereklerinin yadsınmasına, mühendislik, mimarlık, şehir planlama hizmetlerinin taşeronlaşmasına, meslek örgütlerimizin işlevsizleşmesine, örgütümüzün parçalanmasına, bölünmesine karşı örgütlü gücüyle direnir.
TMMOB; Türkiye’nin her yerinde eşit, özgür, demokratik bir Türkiye için emek ve demokrasi güçleriyle birlikte omuz omuza. Bugün TMMOB’yi savunmak demek; “AKP diktası ve gericiliğine, ülkemizin talanına, halkımızın sömürülmesine, haklarımızın gasp edilmesine karşı mücadele” demektir.
EMO’NUN MESLEK ALANINDAKİ ÜNİVERSİTELER, ÖĞRENCİLER ve RAKAMLARLA BARAJ UYGULAMASININ
SONUÇLARI
Bahar Tanrısever
EMO Basın- Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) bünyesinde yer alan mesleki alanlarda eğitim veren yükseköğretim kurumları, ilgili bölümler ve geleceğin mühendisleri olacak öğrencilerin durumuna mercek tutan bir çalışma yaptı.
EMO’ya üyeliğin temelini oluşturan eğitim sürecine yönelik olarak KKTC ve dış ülkeler hariç olmak üzere ülke genelindeki üniversiteler, ilgili bölümler, mezun sayıları ve halen okuyan öğrencileri kapsayan çalışmada, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) ile Yükseköğretim Kurumu (YÖK) verileri incelendi. Buna göre Türkiye’de halen 81 devlet, 43 vakıf olmak üzere toplam 124 üniversitede; elektrik, elektronik, elektrik-elektronik, elektronik ve haberleşme, kontrol ve otomasyon ile biyomedikal mühendisliği bölümü bulunmaktadır.
Devlet ve vakıf üniversitelerinde elektrik-elektronik mühendisliği bölümünün yoğunluğu dikkat çekicidir. Buna göre 124 üniversiteden 114’ünde elektrik-elektronik mühendisliği bölümü vardır. Bu üniversitelerin 74’ü devlet,
40’ı vakıf üniversitesidir. Ayrıca devlet üniversitelerinden 7’sinde mühendislik fakültesinin yanı sıra teknoloji fakültesi altında ayrıca elektrik-elektronik mühendisliği bölümü yer almaktadır.
Elektronik ve haberleşme mühendisliği bölümü 6 devlet, 2 vakıf olmak üzere toplam 8 üniversitede bulunmakta; elektrik mühendisliği 4; kontrol ve otomasyon mühendisliği 2; elektronik mühendisliği eğitimi de 1’i vakıf, 1’i devlet olmak üzere 2 üniversitede verilmektedir. Biyomedikal mühendisliği bölümü ise 13 devlet, 12 vakıf olmak üzere toplam 25 üniversitede yer almaktadır.
Devlet üniversitelerinde bazı mühendislik dallarının ikinci öğretimleri (İÖ) bulunmakta, ayrıca normal öğretimin (NÖ) yanı sıra yabancı dilde eğitim veren bölümler yer almaktadır. Bu durum da üniversitelerde aynı dalda eğitim veren bölümlerin sayısını artırmaktadır. 2016-2017 eğitim-öğretim döneminde öğrenci alan devlet ve vakıf üniversitelerindeki bölüm sayıları eğitim şekline göre Tablo 2’de verilmiştir.
Tablo 1: EMO’nun Mesleki Alanlarına Giren Bölümlerin Üniversitelere Göre Dağılımı (2016)*
Mühendislik/ElektrikElektronik Fak.
Teknoloji Fak.
Kontrol ve Otomasyon Müh.
Toplam Bölüm Sayısı
*Aynı fakültede normal öğretimin yanı sıra ikinci öğretim ve yabancı dilde eğitim veren bölümler tek bölüm olarak kabul edilmiştir.
4 2 121 8 2 25 162
Tablo 2: Devlet ve Vakıf Üniversitelerinde 2016 Yılında Öğrenci Alan Bölümlerin Eğitim Şekline Göre Dağılımı (2016)
Bölüm Elektrik Müh.
Devlet
NÖ
İÖ İngilizce
İngilizce İÖ
Vakıf
Toplam NÖ İngilizce Toplam
65 36
Kontrol ve Otomasyon Müh. 2
11 4
88 44
Tüm Üniversiteler Toplamı
5 2 162
3 29 213
Tablo 2’de görüldüğü gibi devlet üniversitelerinde 122, vakıf üniversitelerinde ise 40 adet olmak üzere toplam 162 elektrik-elektronik mühendisliği bölümü bulunmaktadır. Devlet üniversitelerindeki elektrik-elektronik mühendisliği bölümlerinin 65’i NÖ, 36’sı İÖ, 18’i İngilizce, 3’ü İngilizce İÖ olarak eğitim vermektedir. Vakıf üniversitelerinde ise 14 bölümde NÖ, 26 bölümde İngilizce eğitim gerçekleştirilmektedir.
Elektronik ve haberleşme mühendisliği bölümü; 10’u devlet, 2’si vakıf üniversitelerinde olmak üzere toplam 12 adettir. Devlet üniversitelerindeki bölümlerden 5’inde NÖ, 3’ünde İÖ, 2’sinde de İngilizce eğitim verilmektedir. Vakıf üniversitelerinde ise 1 normal, 1 İngilizce eğitim yapan bölüm bulunmaktadır.
Biyomedikal mühendisliği bölümünün sayısı; 17’si devlet, 12’si vakıf üniversitelerinde olmak üzere toplam 29’dur. Bu alanda devlet üniversitelerinde 11 NÖ, 4 İÖ ve 2 İngilizce olarak eğitim verilmektedir. Vakıf üniversitelerinde ise 6 NÖ, 6 İngilizce eğitim gerçekleştirilmektedir.
Toplamda 2 adet olan elektronik mühendisliği bölümü, 1’i devlet ve 1’i İngilizce eğitim olmak üzere vakıf üniversitesinde yer almaktadır.
Devlet üniversitelerinde ayrıca 1’i İÖ olmak üzere 5 adet elektrik mühendisliği; 1’i İngilizce olmak üzere 3 adet kontrol ve otomasyon mühendisliği vardır.
Ülkemizde Öğrenci Seçme Yerleştirme Sistemi (ÖSYS); Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) olmak üzere iki aşamalı olarak uygulanmaktadır. YGS’ye girerek herhangi bir puan türünden 180 puan alan adaylar LYS’ye girmeye hak kazanmaktadır. Tablo 3’te son 3 yılın istatistikleri verilmiştir. Buna göre 2014 yılında ÖSYS’ye 2 milyon 86 bin 115 kişi başvurmuş olup; 1 milyon 423 bin 127 kişi LYS’ye girmeye hak kazanmıştır. 2015’te başvuran 2 milyon 126 bin 670 kişiden 1 milyon 368 bin 941 aday; 2016 yılında da 2 milyon 256 bin 377 kişiden 1 milyon 600 bin 31 aday, 180 ve üzeri puan alarak LYS’ye girme hakkını elde etmişlerdir.
Kontenjanlar Boş Kaldı
2014 yılında devlet üniversitelerinin lisans programlarında açılan 337 bin 584 kontenjandan 327 bin 977’si dolarken, 9 bin 607’si boş kalmıştır. 2015 yılında 340 bin 197 kon-
Tablo 3: LYS’ye Girmeye Hak Kazanan Aday Sayıları
ÖSYS’ye Başvuran Aday Sayısı
LYS’ye Girmeye Hak Kazananlar
2.086.115 2.126.670 2.256.377 1.423.127 1.368.941 1.600.031
tenjandan 335 bin 760’ına yerleştirme yapılmış, boş kalan kontenjan sayısı 4 bin 437 olmuştur. 2016 yılına gelindiğinde ise devlet üniversitelerinde boş kalan kontenjan sayısı olağanüstü artmıştır. Buna göre 358 bin 880 kontenjandan 345 bin 579’una yerleştirme yapılırken, 13 bin 301 kontenjan boş kalmıştır.
Vakıf üniversitelerinde ise 2014 yılında 74 bin 670 kontenjandan 12 bin 413’ü; 2015’te de 79 bin 959 kontenjandan 11 bin 469’u boş kalmıştır. 2016’da ilan edilen kontenjanlar 75 bin 390’a düşerken, boş kalan kontenjan sayısı da 7 bin 103 olarak gerçekleşmiştir.
2016’da Yerleştirme Oranı Azaldı 2016 yılında sınava katılanlar ve devlet üniversiteleri kontenjanları artmasına karşın herhangi bir lisans programına yerleşenlerin oranı önceki yıllara göre düşmüştür. ÖSYM verilerine göre, 2014’te LYS’ye girenlerin yüzde 27’sine karşılık gelen 397 bin 216 kişi devlet ve vakıf üniversitelerindeki 4 yıllık lisans programlarına yerleştirilmiştir. Bu oran 2015’te yüzde 30’a çıkarken, 2016’da sınava giren adayların yalnızca yüzde 26’sı bir lisans programına girebilmiştir. 2016 yılında yerleştirmelerin azalarak, birçok kontenjanın boş kalmasında, YÖK’ün mühendislik bölümleri için 240 bin başarı sırası barajı uygulaması ve 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından 15 vakıf üniversitesinin kapatılması gibi nedenlerin etkili olduğu düşünülmektedir.
Elektrik-Elektronikte 2016’da Kontenjanlar Dolmadı ÖSYM’nin 2016 yılı lisans programlarına yerleştirme verileri incelendiğinde, EMO’nun mesleki alanlarına giren bölümler arasında en büyük kontenjanın 10 bin 270 kişi ile elektrik-elektronik mühendisliği bölümüne ayrıldığı görülmektedir. Bu bölümü 1437 kişi ile biyomedikal mühendisliği, 870 kişi ile elektronik ve haberleşme mühendisliği, 470 kişi ile elektrik mühendisliği, 165 kişi ile kontrol ve otomasyon mühendisliği, 77 kişi ile elektronik mühendisliği bölümü izlemektedir.
2016 yılında sınava katılanlar ve devlet üniversiteleri kontenjanları artmasına karşın herhangi bir lisans programına yerleşenlerin oranı önceki yıllara göre düşmüştür.
Tablo 4: Örgün Yükseköğretim Programlarının Kontenjanları ve Yerleşen Aday Sayıları*
337.584 327.977
9.607 340.197 335.760
4.437 358.880 345.579
74.670
62.257
12.413
79.959
72.927
7.032
75.390
68.287
412.254 390.234
22.020 420.156 408.687
11.469 434.270 413.866
* KKTC, diğer ülkelerdeki üniversiteler, önlisans ve AÖF hariç, devlet ve vakıf üniversitelerinin 4 yıllık lisans programları kontenjanlarıdır.
Boş 13.301
7.103 20.404
Devlet ve vakıf üniversitelerindeki bölüm kontenjanları Tablo 5’te verilmektedir.
Tablo 5: Bölümlere Göre Devlet ve Vakıf Üniversitelerindeki Kontenjanlar (2016-2017)*
Devlet Vakıf Toplam
Elektrik Müh. Elektronik Müh.
Elektrik-Elektronik Müh. Elektronik ve Haberleşme Müh.
8.169 762
2.101 108
10.270 870
Kontrol ve Otomasyon Müh. Biyomedikal Müh.
165 1.437
10.613 2.676 13.289
* NÖ, İÖ, İngilizce eğitim veren bölümler ile aynı üniversitedeki birden fazla bölümlerin hepsi dahil edilmiştir. Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’ne giriş sırasında bölüm ayrımı yapılmadığı için bu okulun kontenjanları dikkate alınmamıştır.
Elektrik-elektronik mühendisliği için tüm ülke genelinde 2014’te 7 bin 329 olan devlet üniversiteleri kontenjan sayısı 2015’te 580 kişi artırılarak 7 bin 909’a çıkarılmıştır. Her iki yıl da tüm kontenjanlar dolmuştur. 2016 yılı kontenjanı ise bir önceki yıla göre 260 kişi artırılarak 8 bin 169 olarak belirlenmiştir. 2015’e göre çok daha az artış olmasına rağmen elektrik-elektronik mühendisliği için ayrılan 8 bin 169 kontenjandan 7 bin 927’si dolmuş, 242’si boş kalmıştır.
Elektrik-elektronik mühendisliği bölümü kontenjanları dolmayan üniversiteler ağırlıklı olarak Doğu Anadolu Bölgesi’nde bulunmaktadır. Bu üniversiteler Batman, Bingöl, Bitlis Eren, Erzincan, Fırat, Iğdır, Osmaniye Korkut Ata, Siirt ve Tunceli üniversiteleri olarak sıralanmaktadır. Bu üniversitelerin 20132016 yıllarına ilişkin kontenjan, yerleştirme, başarı sırası ve taban puan bilgileri Tablo 7’de verilmektedir. 2013-2016 dönemi değerlendirildiğinde, söz konusu programların taban puanlarının düşüş eğilimi gösterdiği, özellikle 2015 ve 2016 yıllarındaki
Tablo 6: Devlet Üniversitelerinde Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Kontenjanları ve Yerleşenler
Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü
Boş
8.169
7.927
Tablo 7: 2016’da Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü Kontenjanları Boş Kalan Programların Taban Puan, Kontenjan ve Yerleşen Sayıları-(2013-2016)
Üniversite ve Bölüm*
OSMANİYE KORKUT ATA ÜNİVERSİTESİ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği (İkinci Öğretim)
ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği
ERZİNCAN ÜNİVERSİTESİ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği (İkinci Öğretim)
BATMAN ÜNİVERSİTESİ Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği
BİTLİS EREN ÜNİVERSİTESİ Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği
SİİRT ÜNİVERSİTESİ Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği
Taban Puan Başarı Sırası Kontenjan Yerleşen Boş Taban Puan Başarı Sırası Kontenjan Yerleşen Boş Taban Puan Başarı Sırası Kontenjan Yerleşen Boş Taban Puan Başarı Sırası Kontenjan Yerleşen Boş Taban Puan Başarı Sırası Kontenjan Yerleşen Boş Taban Puan Başarı Sırası Kontenjan Yerleşen Boş
2013 249,1808
41 41 262,711
47 47 252,4076
47 47 266,695
31 31 250,9739
41 41 254,2617
2014 251,9237
41 41 263,3683
47 47 250,2158
47 47 267,0302
31 31 250,7366
41 41 255,8377
2015 250,1463 184.868
47 47 258,5732 169.131 47 47 247,7493 189.519 47 47 254,0763 177.286 41 41 246,2429 192.523 41 41 246,1884 192.656 41 41 -
2016 240,46226 238.108
57 45 12 239,78727 239.617 57 53 4 239,81538 239.551 57 35 22 239,72437 239.756 82 66 16 241,36238 236.069 52 24 28 240,21957 238.622 52 21 31
kontenjan artışlarının da bu düşüşü artırdığı ve 2016 yılında kontenjanların önemli oranda boş kaldığı görülmektedir.
Örneğin Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nin İÖ olarak eğitim veren bölümünün kontenjanı 47’den 57 kişiye çıkartılmış, ancak 45 kişi yerleştirilirken, 12 kontenjan boş kalmıştır. Erzincan Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nde de (İÖ) 10 kişilik kontenjan artışı yapılmış, 57 kişilik bölüme 35 kişi yerleşirken, boş kalan kontenjan sayısı 22 olmuştur. Bitlis Eren Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi’nin 52 kişi kontenjanlı Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’ne 24 kişi yerleştirilirken, 28 kontenjan boş kalmıştır. Siirt Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi’nde hem NÖ, hem de İÖ olarak eğitim veren Elektrik-Elektronik Bölümü’nün toplam 104 kişilik kontenjanına ise sadece 30 kişi yerleştirilmiş, 74 kişilik kontenjan boş kalmıştır.
Elektrik-elektronik mühendisliği dışında devlet üniversitelerinde EMO’nun meslek alanlarına giren diğer bölümlerin kontenjanları tamamen dolmuştur.
15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından bazı vakıf üniversitelerinin kapatılması nedeniyle vakıf üniversitelerinin kontenjan ve yerleştirmelerine yönelik geçmiş yılları dikkate
alarak karşılaştırma yapılmamıştır. Ancak 2016-2017 öğretim dönemi için kontenjan ve yerleştirmeler incelenmiştir. Vakıf üniversitelerinde elektrik-elektronik mühendisliği için açılan 2 bin 101 kontenjandan 1692’sine yerleştirme yapılırken, 409’u dolmamıştır. Elektronik ve haberleşme mühendisliği için açılan 113 kontenjandan 38’i; biyomedikal mühendisliğine ayrılan 467 kontenjandan 87’si boş kalmıştır.
Tablo 8: Vakıf Üniversiteleri Kontenjanları ve Yerleştirmeler (2016-2017)*
Kontenjan Yerleşen Boş
2.101
1.692
* Sabancı Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi’ne giriş sırasında bölüm ayrımı yapılmadığı için bu okulun kontenjan ve yerleştirmeleri dikkate alınmamıştır.
Halen Okuyan Öğrenciler ve Mezunlar
YÖK’ün İnternet sayfasında yayınlanan son istatistiklere göre 2016-2017 öğretim yılında EMO’nun mesleki alanlarındaki bölümlerde okuyan öğrenci sayısı toplam 70 bin 335 kişidir. Bu öğrencilerin 13 bin 712’si kadın, 56 bin 643’ü erkektir. Öğrencilerin bölümlere göre dağılımı Tablo 9’da verilmektedir.
SİİRT ÜNİVERSİTESİ Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği (İkinci Öğretim)
FIRAT ÜNİVERSİTESİ Teknoloji Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği (İkinci Öğretim)
FIRAT ÜNİVERSİTESİ Teknoloji Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği(M.T.O.K.) (İkinci Öğretim)
BİNGÖL ÜNİVERSİTESİ Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği
TUNCELİ ÜNİVERSİTESİ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği
IĞDIR ÜNİVERSİTESİ Mühendislik Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği
* En düşük başarı sırası dikkate alınmıştır.
Taban Puan Başarı Sırası Kontenjan Yerleşen Boş Taban Puan Başarı Sırası Kontenjan Yerleşen Boş Taban Puan Başarı Sırası Kontenjan Yerleşen Boş Taban Puan Başarı Sırası Kontenjan Yerleşen Boş Taban Puan Başarı Sırası Kontenjan Yerleşen Boş Taban Puan Başarı Sırası Kontenjan Yerleşen Boş
245,6713
66 66 249,456
28 28 -
248,4513
236,6288
31 31 245,4114
66 66 239,3506
28 28 244,0624
52 52 246,3701
235,741 215.626
41 41 245,2308 194.643 66 66 238,6419
28 28 244,3724 196.487 52 52 242,2731 201.011 57 57 -
243,09549 232.280 52 9 43
239,80767 239.571 75 63 12
239,71335
19 12 7 240,51712 237.982 52 27 25 239,81787 239.545 41 32 9 240,29421 238.460 62 29 33
Tablo 9: Bölümlere Göre Okuyan Öğrenci Sayısı (2016-2017)*
3.285
3.661
Elektrik-Elektronik Müh. Elektronik ve Haberleşme Müh. Kontrol ve Otomasyon Müh. Telekomünikasyon Müh.
1.056 44.746
4.195 895 39
2.427
1.227
8.761 53.507
1.150
5.345
1.058
3.088
5.515
56.643 13.712 70.355
YÖK istatistiklerine göre 2015-2016 öğretim yılında EMO’nun mesleki alanlarındaki bölümlerden 1721’i kadın, 7 bin 168’i erkek olmak üzere toplam 8 bin 889 kişi mezun olmuştur. Mezun olanların bölümlere göre dağılımı Tablo 10’da görülmektedir.
Tablo 10: Bölümlere Göre Mezun Sayısı (2015-2016)*
Elektrik-Elektronik Müh. Elektronik ve Haberleşme Müh. Kontrol ve Otomasyon Müh. Telekomünikasyon Müh.
398 5.208
661 79 10
43 1.110
260 29 1
441 6.318
921 108
11 358
7.168
EMO’nun Meslek Alanında 110 Bin Mühendis
ÖSYM ve YÖK kayıtlarına göre bugüne kadar EMO’nun mesleki alanlarında toplam 110 bin 84 kişi mezun olmuştur. Mezun sayısındaki artışlara Tablo 11’de yer alan veriler üzerinden 10’ar yıllık dönemler halinde bakarsak; 1986 yılında 14 bin 886 olan mühendis mezun sayısı, 1996 yılında ikiye katlanarak 32 bin 128’e ulaşmıştır. 2003 yılından itibaren ilk mezunlarını vermeye başlayan biyomedikal mühendislerinin de dahil edilmesiyle 2006 yılında yüzde 82.8 artışla 58 bin 744’e çıkan mezun sayısı, 2016’ya gelindiğinde yüzde 84.6 artışla 110 bin 84’e çıkmıştır.
Tablo 11: ÖSYM ve YÖK Kayıtlarına Göre Mezun Sayıları
Yıllar
Elektrik, Elektronik
Bölümü
Bölümü Mezunu
1982 öncesi
10.915
Toplam 10.915
2.704
2.716
3.013
3.028
3.361
3.385
3.208
3.254
3.346
3.399
3.637
3.690
3.510
3.591
3.668
3.720
4.047
4.096
4.403
4.468
2013*
5.282
5.423
6.162
6.380
7.469
8.531
108.702
1.382
110.084
* ÖSYM 2013 mezun sayılarını açıklamadığından tahmini ara değer hesaplanmıştır.
MESLEK ALANIMIZDA YÜKSEK LİSANS ve DOKTORA EĞİTİMİ
İrfan Şenlik Elektrik Mühendisleri Odası Onur Kurulu Üyesi [email protected]
E. Orhan Örücü Elektrik Mühendisliği Dergisi Yayın Kurulu Üyesi [email protected]
Hızla sanayileşen dünyamızda ülkeler, ancak bilim insanlarının yaptığı çalışmaların teknolojiye
Yükseköğretimin aşması gereken en önemli sorun; başarılı öğrencileri çekme, yetenekli araştırmacı ve
aktarılması, üretime geçilmesiyle ilerlemekte ve
Türkiye’de
öğretim üyelerini istihdam etmek için öğretim,
gelişmişlik düzeylerini arttırabilmektedirler.
son yıllarda
araştırma ve yönetim düzeylerinde niteliğin
Bu bağlamda üniversiteler, özgür düşünen, duyarlı, öğrenen, çalışan, üreten, değişime
üniversite sayısının
sağlanmasıdır.
ve gelişmelere açık, çağdaş, demokrat inplansız bir biçimde
Yüksek Lisans ve Doktora Eğitimi
sanların yetiştirilmesini sağlamalıdır. Bir çok hızlı artması yeterli
üniversitenin temel görevleri; araştırma yapmak, bilim üretmek, üst düzeyde eğitim sağlamak, üretime, uygulamaya ve
ve nitelikli öğretim elemanı ihtiyacını ortaya
Yüksek lisans kişinin lisans düzeyinde aldığı temel ve genel meslek bilgilerinin ışığı altında ilgisini çeken bir konuda
gelişen teknolojiye uyum sağlayabilecek
çıkarmıştır. Bu açıdan
sınırlı, ama ayrıntılı derinlemesine ininsan gücünü hazırlamak şeklinde özetlenebilir. Üniversitenin bu yöndeki eğitimi, yalnız günümüz koşullarına uymakla kalmayıp, gelecekteki ilerleme ve gelişmeleri
yükseköğretimin öncelikle aşması gereken en önemli sorun, yeterli
celemeler yaparak beceri kazanmasını sağlamalıdır. Bu eğitim sırasında öğrenci merak, istek ve ilgisine göre seçeceği bir konuda kuramsal veya uygulamaya yönelik
de kapsayacak biçimde oluşturulmalıdır.
sayıda ve uluslararası
kendisini geliştirmeye çalışmalıdır.
ryGsgbesktBttaüeıaaiğeaiulslürkynnailletntgiannnlekpişgebaımüommonküşavlmpnlmaeocelleaaeuıyüjüoşlkerinirmemnnllaziaaernvnelsda,nkeraeaiüeilsslytnsinaefaıolaoabrnlgudthpahlkkiiıdsaeirlyliipüahuirıokpilmnaerığmaitozksmeiraklrhlastlavlae.eateheıenonığnzrÖklrillıdilpdmüttaentızeeıirilşremndkkıagümmyşlnekiiellaterikleıolgıpk.be,rişedleşlı.rüaİ,oelselmB,yerijiyıniieşansüruyetğşsodeeaımniltainrğlneeıutvanmreiinrienntmymlkiabeııbltsldenrimaileoiirğaadylasdnvgriihetrasşietdueitarükaiyeamm.csigirernıTueeeisl-eltcleeiooeiktzerrşltpkiaiiitnligşşirullriiaiiemmmrsmkşööiailüeilnmmyğlaçylsverrke,iüüedşeetbsatatlitüiteykşlrüier--it.mirrdiülemyneeçimytbliçüsaetoeiurrieknnrdanzdlçiryiindeaeakrmsralr.iaıl,ntaşaiğokarmddlrrelaaıittsanmıaeo-şloyaskalıoaamallnrouazlobaapçrkişçlivbskıayaltYiokeıiaukişrnrblaküli,adrb.asdcikukriBaieaöadğsllnlkiinöaüeiöilmnliçcnyekzağoşclıameycerklekekalaeyeiaiknblrniynslrindaaeaaiictyrkdnersdoniküa,ğaeilisiıbrlkmğlğ,iaielşsuysşlaçiniuaaeekldnaklumkytnkiaalmenınıommdnpşarlimnaiüımsnn,slaşsiuaşıaazzmıöbannüdns.gğlvudnaıaaseedrlnırgcrueırçvıdeeeşınanenalkırlarralnedcmeiınairrrişdakmsnaı.iamiaışnkYmirynsmn.aeiatdbyzaoÖsnraaaisaıapoirnpnıyralslliuılurıkdaukaçlnımmrtdunçaynid.euflirmtBasılaucvımşiaslnukeea--ııl
eğitim sürelerini uzatmış, yüksek öğretim olanaklarını da
Doktora çalışmasında birçok danışman öğretim üyesi
genişletmişlerdir.
öğrenciye, kendi çalışma konuları içinde olmak koşulu
Ülkemizde son yıllarda üniversite sayısının plansız bir biçimde çok hızlı artması, yeterli ve nitelikli öğretim elemanı ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu açıdan yüksek öğretimin özelikle lisansüstü eğitim boyutunun özel olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durum ülkenin yetişmiş uzman eleman ihtiyacı yanında akademisyen ve araştırmacı ihtiyacının karşılanması açısından da önemlidir.
ile istediği bir alanda ön çalışma yapmasını önerir. Bazı danışmanlar ilgilendikleri konuda birkaç makaleyle ya da sorumlu olduğu ve yaptığı bir proje kapsamında doktora öğrencisini yönlendirir. Bugün ülkemizde ve diğer ülkelerde doktora çalışmaları bunlardan birine göre yönlendirilmektedir. Bunun yanında konuyu tam kavramadan sadece hazır bir yazılımı eldeki sayısal verilere uygulayarak ya da yabancı dillerdeki çalışmaların derlemesini çok da işe
Üniversitelerimizde yapılan araştırmaların, yüksek lisans ve
yaramayabilecek bir uygulama ile birleştirerek de doktora
doktora çalışmalarının uluslararası nitelik kazanamaması
çalışması yapılabilmektedir. Sonuç olarak sıradan, topayrıca sorgulanması gereken bir durumdur. Bunda nitelikli
lumsal yarardan uzak, bilimsel yayın üretmeyen, standart
öğretim üyesinin yetersizliği ve akademisyen kalitesinin
yöntemlerle yapılmış doktora çalışmaları ortaya çıkabilsadece akademik unvanlara bağlanmış olmasının etkisi
mektedir. Ülkemizdeki bu sorun; temel olarak öğretim
bulunmaktadır. Bunun yanında akademik eleman seçiminde
üyelerinin niteliği, kişisel ve politik tercihleri nedeniyle
çoğunlukla bilim dışı ölçütlerin ve yerine göre dünya görüşü,
maalesef aşılamamaktadır.
çıkar ilişkilerinin ön plana çıktığı görülmektedir.
Nitelikli, etkin, verimli uluslararası düzeylerde bir doktora
Türkiye’de bugün bağımsız ve özgür bilimsel düşünceye
çalışmasında mutlaka yeni bir görüş, bakış, kuram veya
izin verecek özerk kurumsal yapı yok gibidir. Üniversiteler
yararlı bilimsel çıkarımları olan sunuşların bulunması
biçimsel olarak uluslararası görünümde, ama akademik
gerekir. Doktora sürecinde öğrencinin ulusal veya uluslaolarak idareciler ile kişilerin güdümünde bir yapıya sahiptir.
rarası bilimsel toplantılarda çalışmalarını sunarak, tezini
bilim insanlarının değerlendirmesine açması çok yararlıdır. Bunun yanında taranan hakemli bilimsel dergilerde makale yayımlamak, tezin niteliğini ortaya koyar. Gelinen süreçte yapılan tezlerin uluslararası nitelikte yayına dönüştürülebildiği ile ilgili tam bir veri yoktur.
Bilimsel çalışmaların doğasında süreklilik ve daha önce yapılan araştırmalardan yararlanmak ya da bilgilenmek gereği vardır. Yapılan çalışmalar daha önce yapılmış araştırmalar üzerine geliştirilir. Bu çalışmaların yayına dönüşümünde bazı kurallara uyulması, yararlanılan kaynakların yine belirli kurallara göre belirtilmesi esastır. Bilimsel araştırma yapma ve araştırma sonuçlarını yayma sürecinde bilerek veya bilmeden yapılan hatalar araştırmanın güvenilirliğini azalttığı gibi ilgili bilim dalına da zarar vermektedir.
Akademik yaşamda amacı bilgi ve düşünce üretmek olan bilim insanı, bilimin genel kurallarına uymanın yanı sıra problemlerin çözümüne yönelirken mutlak doğru sonucu elde etme ve uygulamaya koymada “etik” olmak zorundadır. Bu çerçevede bilim alanında bilim etiği veya bilim ahlakı kuralları söz konusudur. Etik kurallara uymayan bir bilimsel çalışma, bilimin kurallarına tam olarak uysa bile elde edilen sonuç geçersiz olacaktır. Bu nedenle geleceğin bilim insanı olmaya aday lisansüstü öğrencileri araştırma ve yayın etiği konularında doğru ve etkili bir biçimde bilgilendirilmelidir.
Ülkemizde yapılan bilimsel çalışmalarda ve yayınlarda bilim etiğine uymayan durumlarla sıkça karşılaşılmaktadır. Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Politikaları Araştırma ve Uygulama Merkezi tarafından 2007-2016 yılları arasında yapılmış 600 tez üzerinde gerçekleştirilen incelemede, tezlerin yüzde 34’ünde “ağır intihal” yapıldığı ortaya konulmuştur. Buna göre doktora tezlerinin yüzde 26’sında, yüksek lisans tezlerinin ise yüzde 36’sında açık intihal
olduğu, bu oranın devlet üniversitelerinde yüzde 31, vakıf üniversitelerinde yüzde 46 düzeyinde olduğu belirlenmiştir.
Bilimsel çalışmaların “orijinal” olup olmadığını gösteren benzerlik indeksinde de dünya ortalaması yüzde 15 iken, Türkiye’de bu oranın yüzde 28.5 düzeyinde olması ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur. Bu bize Türkiye’de yapılan çalışmalarda ortaya yeni bir şey konamadığı ve çalışmaların sıklıkla birbirini tekrar eden araştırmalar olduğunu göstermektedir. Ülkemizde bilerek ya da bilmeyerek önemli boyutlara ulaşan bir intihal sorunu olduğuna işaret eden araştırma ciddi bir ahlak sorununu da ortaya koymaktadır.
Bunun yanında YÖK Ulusal Tez Merkezi istatistiklerine göre, ülkemizde bulunan 181 üniversitenin 12’sinde yüksek lisans ve doktora tezi bulunmadığı görülmektedir. Ülkemizde sınırlı sayıda da olsa yüksek lisans tezine sahip ama hiç doktora tezi olmayan 44 yükseköğretim kurumu olduğu, 38 üniversitenin doktora tez sayısının 1 ile 10 arasında değiştiği görülmüştür. Yeni kurulan üniversitelerin akademik yayın sayısının az olduğu gözlenirken yıllar önce kurulmuş birçok yükseköğretim kurumunun da durumunun çok farklı olmadığı belirlenmiştir.
Türkiye’de Yüksek Lisans ve Doktora Eğitimi Öğrenci Dağılımı
Ülkemizde yüksek lisans eğitimi alan öğrenci sayısı 417 bin 84 kişi olup; Tablo-1’de 2015-2016 eğitim öğretim döneminde bu eğitimin öğrenim alanının (örgün, ikinci, uzaktan öğretim) dağılımı verilmiştir. Aynı tabloda doktora eğitimi yapan öğrenci sayısı 86 bin 94 kişi olup; bu eğitim sadece örgün öğretimde yapılmaktadır.
2015-2016 eğitim-öğretim döneminde yüksek lisans eğitimi için kayıt olanların sayısı 113 bin 759 olup; Tablo-2’de bu
Tablo 1: 2015-2016 Eğitim Öğretim Dönemi Yüksek Lisans ve Doktora Öğrenci Dağılımı
YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA ÖĞRENCİ SAYILARI
206.977
26.082
16.439
249.498
Kadın 151.590
12.208 3.788
167.586 35.702 35.702
Toplam 358.567
38.290 20.227 417.084 86.094 86.094
Tablo 2: 2015-2016 Eğitim Öğretim Dönemi Yüksek Lisans ve Doktora Öğrenimine Kayıt Olan Öğrenci Dağılımı
YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA ÖĞRENİMLERİNE YENİ KAYIT OLAN ÖĞRENCİ SAYILARI
52.286
36.380
11.249
4.452
7.693
1.699
71.228
42.531
Toplam 88.666 15.701 9.392
113.759 14.192 14.192
eğitime kayıt olan öğrencilerin (örgün, ikinci, uzaktan öğretim) dağılımı verilmiştir. Aynı tabloya göre doktora eğitimine yeni kayıt olan öğrenci sayısı 14 bin 192’dir.
Ülkemizde 2014-2015 eğitim-öğretim dönemi sonunda yüksek lisans mezun sayısı 43 bin 713 kişi olup; Tablo-3’de mezun olan öğrencilerin dağılımı verilmiştir. Aynı tabloya göre doktora eğitimi toplam mezun sayısı ise 5 bin 192’dir.
Bu tablolar değerlendirildiğinde; yüksek lisans eğitiminde kayıt olan öğrencinin yaklaşık yüzde 38’inin mezun olduğu görülmektedir. Bunda akademik yaşama katılmak isteyenlerin dışında iş ve meslek hayatına atılmak için yeterli özgüveni olmayan lisans mezunlarının öğrenciliğe devam etmeleri; istihdam olanaklarının azlığı; işsizlik; bölüm programları ile beklentilerin örtüşmemesi; erkek öğrenciler için askerliğin bir süre ertelenmesi; iş ve meslek hayatına atılınca genellikle girilen programın işe yaramaması gibi etmenler etkili olmaktadır.
Benzer biçimde doktora eğitiminde kayıt olan öğrencinin yaklaşık yüzde 36’sı mezun olmaktadır. Bunda akademik yaşam dışındakiler için doktora eğitiminin zor olması, ülke ekonomisinin doktoralı meslek sahiplerine yönelik bir ihtiyaç yaratamaması nedeniyle bir süre sonra bu eğitimin amaçsız olması, iş ilanlarında bazı alanlarda doktora sahiplerinin aranmasına karşılık, ülkemizde yaygın bir uygulama olmaması etkili olmaktadır.
Yükseköğretim Bilgi Yönetim Sistemi 2015-2016 eğitim-öğretim dönemi verilerine göre üniversitelerimizde 22 bin 416
profesör, 23 bin 15 doçent ve 35 bin 301 yardımcı doçent doktor olmak üzere toplam 80 bin 732 öğretim üyesi bulunmaktadır. Bu verilere göre öğretim üyesi başına yaklaşık 5 yüksek lisans öğrencisi ve 1 doktora öğrencisi düşmektedir. Üniversitelerimizde bazı alanlarda yüksek lisans ve doktora eğitiminin yapılmadığı dikkate alınırsa öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı çok daha fazladır.
Meslek Alanımızda Yüksek Lisans ve Doktora Öğrenci Dağılımı ve Eğitimin Durumu
Günümüzde EMO’nun sorumluluk alanına giren elektrik, elektrik-elektronik, elektronik, elektronik ve haberleşme, kontrol ve biyomedikal mühendisliği lisans programlarında toplam 162 bölüm bulunmaktadır. Bu bölümlerin 95’i devlet üniversitelerinin mühendislik fakültelerinde, 55’i vakıf üniversitelerinin mühendislik fakültelerinde ve 12’si teknoloji fakültelerindedir. Bu bölümlerin büyük bir çoğunluğunda yüksek lisans eğitimi, önemli bir bölümünde de doktora eğitimi yapılmaktadır.
Ülkemizde meslek alanımızda 2015-2016 eğitim-öğretim yılında yüksek lisansa yeni kayıt olan sayısı 2 bin 188 öğrenci olup; bölümlere göre dağılımı Tablo-4’de verilmiştir. Aynı tabloda doktoraya yeni kayıt olanların sayısı ise 564 öğrencidir.
Tablo-4’deki verilere göre meslek alanımızdaki bölümlerin yüksek lisans ve doktora programlarına kayıt olan öğrencilerin oransal dağılımları Grafik-1’de verilmiştir. Bu
Tablo 3: 2014-2015 Eğitim Öğretim Dönemi Yüksek Lisans ve Doktora Mezun Olan Öğrenci Dağılımı
YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA MEZUN OLAN ÖĞRENCİ SAYILARI
18.114
15.231
3.973
2.945
2.148
1.302
24.235
19.478
Toplam 33.345 6.918 3.450 43.713 5.192 5.192
Tablo 4: Meslek Alanımızda 2015-2016 Eğitim Öğretim Dönemi Yüksek Lisans ve Doktora Öğrenimine Kayıt Olan Öğrenci Dağılımı
YÜKSEK LİSANS ve DOKTORA YENİ KAYIT SAYILARI
1.249
1.709
2.188
grafiklerden de görüldüğü gibi meslek alanımızda bölüm sayısı ile orantılı olarak yaklaşık yüzde 55 yüksek lisans ve doktora öğrencisi elektrik-elektronik mühendisliği bölümlerine alınmaktadır.
Meslek alanımızda 2015-2016 eğitim-öğretim yılında yüksek lisans öğrenimi gören öğrenci sayısı 9 bin 58 olup; bölümlere göre dağılımı Tablo-5’de verilmiştir. Aynı tabloya göre doktora öğrenimi görenlerin sayısı ise 3 bin 82 öğrencidir.
Tablo-5’deki verilere göre meslek alanımızdaki bölümlerin yüksek lisans ve doktora programlarında öğrenim gören
öğrencilerin oransal dağılımları Grafik-2’de verilmiştir. Bu grafiklerden de görüldüğü gibi meslek alanımızda yüzde 55’den fazla yüksek lisans ve doktora öğrencisi elektrik-elektronik mühendisliği bölümlerinde öğrenim görmekte, bunu yaklaşık yüzde 12 ile elektronik mühendisliği bölümü izlemektedir.
Meslek alanımızda 2014-2015 eğitim-öğretim yılında mezun olan yüksek lisans öğrenci sayısı 648 olup; bölümlere göre dağılımı Tablo-6’da verilmiştir. Aynı tabloda doktora mezunu sayısı ise 147’dir.
Grafik 1: Meslek Alanımız Bölümlerinin Yüksek Lisans ve Doktora Programlarına 2015-2016 Döneminde Kayıt Olan Öğrencilerin Dağılımları-%
Tablo 5: 2015-2016 Eğitim Öğretim Dönemi Yüksek Lisans ve Doktora Öğrenimi Gören Öğrenci Dağılımı
YÜKSEK LİSANS ve DOKTORA ÖĞRENİM GÖREN ÖĞRENCİ SAYISI
1.046
4.265
5.154
1.502
7.411
1.647
9.058
2.587
1.719
3.082
Grafik 2: Meslek Alanımız Bölümlerinin Yüksek Lisans ve Doktora Programlarında 2015-2016 Döneminde Öğrenim Gören Öğrencilerin Dağılımları-%
Tablo 6: 2014-2015 Eğitim Öğretim Dönemi Mezun Olan Yüksek Lisans ve Doktora Öğrenci Dağılımı
YÜKSEK LİSANS ve DOKTORA MEZUN SAYISI
Grafik 3: Meslek Alanımız Bölümlerinin Yüksek Lisans ve Doktora Programlarından 2014-2015 Döneminde Mezun Olan Öğrencilerin Dağılımları-%
Tablo-6’daki verilere göre meslek alanımızdaki bölümlerden 2015 yılında mezun olan yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin oransal dağılımları Grafik-3’de verilmiştir. Bu grafiklerden de görüldüğü gibi meslek alanımızda yaklaşık yüzde 60’dan fazla yüksek lisans ve doktora öğrencisi elektrik-elektronik mühendisliği bölümlerinden mezun olurken, bunu elektronik mühendisliği ve elektrik mühendisliği bölümleri izlemektedir.
Bu tablolara göre meslek alanımızda yüksek lisans eğitiminde kayıt olan öğrencinin yaklaşık yüzde 29’u mezun olmaktadır. Benzer olarak doktora eğitiminde kayıt olan öğrencinin yaklaşık yüzde 26’sı mezun olmaktadır. Meslek alanımızda başarılı ve seçkin öğrencilerin yüksek lisans ve doktora öğrenimine yönlendiği ya da yönlendirildiği düşünülürse başarı oranlarındaki bu düşüklük ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
Meslek alanımızdaki bölümlerde 2015 yılı verilerine göre 375 profesör, 290 doçent ve 747 yardımcı doçent doktor olmak üzere toplam 1412 öğretim üyesi bulunmaktadır. Bu verilere göre öğretim üyesi başına yaklaşık 6 yüksek lisans öğrencisi ve 2 doktora öğrencisi düşmektedir. Üniversitelerimizde bazı bölümlerde yüksek lisans ve doktora eğitiminin yapılmadığı dikkate alınırsa öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısı çok daha fazladır.
Ülkemizdeki Mühendislik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Kuruluşu (MÜDEK) mühendislik
lisans ve yüksek lisans eğitim programlarının değerlendirme ölçütlerini belirlemiştir. Bu kapsamda 2016 yılı kayıtlarına göre meslek alanımızda lisans eğitimi yapan bölümlerin yüzde 22’si akredite edilmiş durumdadır. Buna karşılık akredite olmuş yüksek lisans eğitim programı görülmemektedir. Bunun nedeni üniversitelerimizdeki mühendislik programları yüksek lisans ve doktora eğitimlerinin fen bilimleri enstitülerine bağlı olarak yapılması ve kurumsal yapıların fen bilimleri enstitüleri olmasıdır. Bu yapıda bölümler, ilgili enstitünün anabilim dalı (Elektrik Mühendisliği Anabilim Dalı, Elektronik Mühendisliği Anabilim Dalı ya da Elektrik-Elektronik Mühendisliği Anabilim Dalı gibi) olup, enstitü yönetimlerinin gerekli koşulları yerine getirerek ilgili anabilim dalının akreditasyonu için başvurmaları gerekmektedir.
Değerlendirme ve Sonuç
Türkiye’de son yıllarda üniversite sayısının plansız bir biçimde çok hızlı artması yeterli ve nitelikli öğretim elemanı ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu açıdan yükseköğretimin öncelikle aşması gereken en önemli sorun, yeterli sayıda ve uluslararası ölçütlerde nitelikli öğretim üyelerinin yetiştirilmesidir.
Ülkemizde, “akademik unvan yükseldikçe nitelik ve bilimsel düşünce artmaktadır” diye yanlış bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Bu durum biçimsel olarak doğru görünmesine
rağmen uygulamada çoğunlukla bilim dışı ölçütlerin ön plana çıktığı görülmektedir. Üniversitelerimizde nitelikli öğretim üyesi sayısı unvanlara bağlı olmaksızın arttıkça yapılan araştırmaların, yüksek lisans ve doktora çalışmalarının uluslararası nitelik kazanması sağlanabilir. Özelikle doktora çalışmalarının niteliği için danışman öğretim üyelerinin niteliği artırılmalıdır. Aksi durumda bu sistemle yapılan yüksek lisans ve doktora çalışmaları akademik unvanlar dışında pek işe yaramayacaktır.
Yüksek lisans ya da doktora eğitimiyle bilim insanı yetiştirirken araştırma teknik yeterliklerinin, bilimsel tutum ve davranışların kuramsal ve uygulamalı eğitimle kazandırılmasına özel bir önem vermelidir. Bilimde etik dışı davranışın önüne geçmek için; bilimsel araştırma nasıl yapılır, sonuçlar bilimsel yayına nasıl dönüşür, bilimsel yayın nasıl yapılır, bilim etiği nedir, kapsamı, incelikleri, sonuçları nelerdir, etik yanıltmalar bilim dünyasını ve toplumu nasıl etkiler gibi konularda yeterli eğitim verilmelidir.
Yükseköğretimde, başarılı öğrencileri akademik yaşama çekmek, yetenekli araştırmacı ve öğretim üyelerini istihdam etmek için öğretim, araştırma ve yönetim düzeylerinde niteliği sağlamak gerekir.
Ülkemizde lisans ve lisansüstü programlarını birlikte yürüten öğretim üyelerinin ders yüklerinin fazlalığı, tez danışmanlığı yapan öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısının çokluğu en önemli sorundur. Bunun yanında hazırlanan tezlerin bilim ve teknolojide yenilik ve katkıdan daha çok tekrara girmesi, bilimsel yayınlara alınan atıf sayısının gelişmiş ülkelerin gerisinde kalması, intihal sayısı üzerinde düşünülmeli ve gereken tedbirler bir an önce alınmalıdır.
Meslek alanımız bölümlerinde yüksek lisans ve doktora programları açılırken sadece öğretim üyesi sayısı gibi basit nicel kriterlere göre değil, donanım, laboratuvar altyapısı ile birlikte öğretim üyelerinin yayın, atıf ve projeleri göz önüne alınarak belirlenmelidir.
Yüksek lisans ve doktora programlarının kalitelerinin iyileştirilmesi için “akreditasyon” süreci bağımsız bir kuruluş tarafından gerçekleştirilmeli ve alana göre başarılı üniversite sıralamaları oluşturulmalıdır.
Ülkemizde yükseköğretime ilişkin kararların ülke ihtiyacına yönelik ve planlama dahilinde alınması gereklidir. Meslek alanımızda iyi eğitimli, nitelikli, bilgili, yetkin mühendisler ile ülkemizin gelişmesine katkı sağlayacak politikalar oluşturulmalı, mühendislik eğitimi veren üniversitelerimizde özgür bilimsel düşünceye izin verecek özerk kurumsal bir yapı kurulmalıdır.
1. Şenlik, İ., “Elektrik-Elektronik-Biyomedikal-Kontrol Mühendisliği Eğitim Süreci ve Gelinen Durum”, Elektrik Mühendisliği Dergisi, 2016, Sayı: 456, s. 32-37. 2. Şen, Z., “Türkiye’de Yüksek Lisans v e Doktora Eğitimi Kalitesinin İyileştirilmesi için Öneriler”, Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, 2013, Cilt: 3, Sayı: 1, s. 10-15. 3. Bozan, M., “Lisansüstü Eğitimde Nitelik Arayışları”, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, 2012, Cilt: 4, No: 2, s. 177-187. 4. Uzbay, T., “Bilimsel Araştırma Etiği”, Sağlık Bilimlerinde Süreli Yayıncılık. 4. Ulusal Sempozyumu, Ankara, 2006, s. 19-26. 5. Uçak Ö. N. ve Birinci G. H., “Bilimsel etik ve intihal”, Türk Kütüphaneciliği 22, 2008, s. 187-204. 6. Orer, Hakan S. “Türkiye’nin Bilimsel Yayın Performansı”, ANKEM Dergisi, 2011, s. 134-138. 7. Erdem, A.R., “Bilim İnsanı Yetiştirmede Araştırma Eğitimi”, Yükseköğretim ve Bilim Dergisi, 2012, 2(3), s. 166-175. 8. https://istatistik.yok.gov.tr/ 9. https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/ 10. http://www.mudek.org.tr/tr/ana/ilk.shtm 11. http://www.hurriyet.com.tr/yok-ulusal-tez-merkezi-verilerinegore-44-universitenin-doktora-tezi-yok-40152276 12. http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/egitim/559487/ Akademide_intihal_depremi.html
OSMANLI’DA SİVİL MÜHENDİS YETİŞTİRMEK ÜZERE AÇILAN HENDESE-İ MÜLKİYE MEKTEBİ*
Şinasi Acar Y. Müh., Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümü konuk öğretim üyesi
Atilla Bir Prof. Dr., Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Bilim Tarihi Bölümü [email protected] [email protected]
Mustafa Kaçar Prof. Dr., Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Bilim Tarihi Bölümü, [email protected] [email protected]
Sanayi Devrimi öncesinde dünyadaki hızlı değişimin farkına varan Osmanlılar, 18. Yüzyıl sonlarından başlayarak önce askeri, daha sonra sivil alanda eğitim odaklı reformlar başlattılar. Bu reformların ilki ve en başarılı olanı mühendislik alanında kendini göstermiştir. Günümüzde başarılı teknik üniversitelerimizin tarihi temellerini oluşturan bu reformlar, aynı zamanda Türkiye’deki modernleşme tarihini de yansıtır. Deniz ve kara askeri mühendislik eğitimi konusunda yapılan araştırmaların sayısına karşılık, sivil mühendislik alanındakiler oldukça azdır. Bütün bunlara karşın mühendislik tarihimizin halen tam olarak aydınlatılamamış ya da tarih karmaşası yaşanan dönemleri bulunmaktadır.
Askeri ya da sivil olsun, mühendislik tarihimizin yolu, günümüzde Türkiye’de mühendislik eğitimi veren en önemli üniversitelerin başında gelen İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) kesişir. Bu yazımızda iki farklı tarih taşıyan İTÜ rozetlerinden hareketle, Türkiye’deki sivil mühendislik eğitimi, ders konuları ve eğitim seviyeleri hakkında yaptığımız araştırma ve incelemelerin sonuçlarını okuyucularla paylaşmak istiyoruz.
İstanbul Teknik Üniversitesi’nin 1920’li yıllarda kabul edilip kullanılmaya başlanan1 “arı” amblemli ilk rozeti 1883 tarihlidir (Resim 1). Bu tarih, sivil mühendislik yüksekokulunun (Hendese-i Mülkiye Mektebi) öğrenime açıldığı yıldır. Daha sonraları 1773 tarihli yeni bir rozetin kullanılmaya başlandığı görülür ki bu da askerî mühendisliğin tedrisata başladığı yıl olarak kabul edilen tarihtir.
Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin açılışına ilişkin kayıtlar, 1883 tarihli rozetin kuşkuya yer bırakmaksızın dayanağını oluşturmakta iken, 1773 tarihli rozetin tarihinde bazı tutarsızlıkların varlığı söz konusudur. Zira ilk askerî mühendislik eğitim kurumu 1773 tarihinde değil,2 Fransız devlet arşivlerinde yapılan son araştırmalarda gün ışığına çıkan belgelere göre 29 Nisan 1775 tarihinde Tersâne-i Âmire’de açılmıştır ve adı ‘Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn’ değil, ‘Hendese Odası’dır3 (Resim 2). Sultan III. Selim (saltanatı: 1789-1807) tarafından 1793 yılında Haliç’te Halıcıoğlu semtinde inşa edilen Humbaracılar Kışlası içinde, istihkâm ve topçu sınıflarından oluşan ‘Mühendishâne-i Cedîde’ adıyla askerî kara mühendisliği yüksekokulu kurulmuştur (Resim 3 ve 4). Kara ve deniz mühendis okullarının sırasıyla ‘Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’ ve ‘Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn’ olarak adlandırılması da, ancak 1806 tarihli Mühendishâne Kanunu ile gerçekleşmiştir.4
a
b
c
Resim 1. 1883 ve 1773 tarihli İTÜ rozetleri: a. 1 Kasım 1928 Harf Devrimi’nden önceki döneme ait 1883 tarihli rozet, uzun çapı 24 mm (Murat Hazinedaroğlu koleksiyonu); b. 1960’lı yılların ortalarına kadar kullanıldığı bilinen 1883 tarihli rozet, 11 mm x 17 mm (Burak Barutçu koleksiyonu); c. Günümüzde kullanılan 1773 tarihli rozet, 10 mm x 16 mm
* Dergimizin bu sayısında; İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Bilim Tarihi Bölümü’nce çıkarılan Osmanlı Bilimi Araştırmaları Dergisi’nin Cilt XVII, Sayı 2, 2016 nüshasında yayımlanan “Osmanlı’da sivil mühendis yetiştirmek üzere açılan Hendes-i Mülkiye Mektebi” başlıklı makalenin ilk 14 sayfasına yer veriyoruz. Tıpkıbasım olarak sunulan makale toplam 26 sayfadan oluşmaktadır. Makalenin dergimizde yayımlanması için Prof. Dr. Atilla Bir aracılığı ile izin alınmıştır.
1 Gökdoğan, Mukbil; “Arı Rozetinin Tarihçesi”, Bilgiye Yatırım Birlikteliğin Gücü/ İTÜ Mustafa İnan Kütüphanesi, İTÜ Rektörlüğü, 2008, s.96.
2 Hendesehâne’nin kuruluş tarihi hakkında biri 1773, diğeri 1776 olmak üzere iki farklı görüş ileri sürülmüştür. Son araştırmasında Kemal Beydilli, bu müessesenin kuruluşu sırasında Reisü’l-küttap Râif İsmail Bey’in (daha sonra paşa) bu vazifeye tayin tarihinin 1774 olduğuna dayanarak, bu müessesenin kuruluş tarihinin 1773 olamayacağını, doğru tarihin 1797 tarihli Küçük Hüseyin Paşa lâyihasında (tasarı) Hendesehâne’nin açılış tarihi olarak verilen Hicrî 1190 (Milâdî 1776) olması gerektiğini belirtmiştir. Kuruluş tarihi olarak 1773 senesinin verilmesi nedeninin ise Toderini’den kaynakladığını ve Toderini’nin (De la Literatüre des Turcs, c. I, Paris 1789, s. 159-167) Baron de Tott’un hatıratındaki anlatım karmaşasının kurbanı olduğunu söylemektedir (Kemal Beydilli, Türk Bilim ve Matbaacılık Tarihinde Mühendishâne, Mühendishâne Matbaası ve Kütüphânesi [1776-1826], İstanbul, Eren Yay., 1995, s. 23).
3 Fransız arşivlerindeki belgelere göre Hendesehâne’nin açılış tarihi 29 Nisan 1775’tir.
4 Mustafa Kaçar, Tuncay Zorlu, Burak Barutçu, Atilla Bir, C. Ozan Ceylan, Aras Neftçi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mühendislik Eğitimimiz, ed. Mehmet Karaca, İTÜ Vakfı yay. İstanbul, 2013, s. 128-129.
Resim 2. Mühendishânelerin, Fransız Harita Mühendisi F. Kauffer tarafından 18. Yüzyıl sonlarında çizilen harita üzerindeki yerleri: Üstteki daire içinde 1806’da çıkarılan kanunnâmede Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn olarak adlandırılan Kara Mühendishânesi ve alttaki daire içinde
Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn olarak anılacak olan Tersane Mühendishânesi binaları.
Bu tarih karmaşası günümüzde de devam etmektedir: Deniz Harp Okulu gibi, İstanbul Teknik Üniversitesi de geleneksel İTÜ Günü’nde kuruluş yılını 1773 olarak kabul etmektedir. Ancak İTÜ’den mezun olan mühendislerin diploma numaraları ‘Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn’dan değil, ‘Hendese-i Mülkiye’den mezun 1 numaralı diploma sahibi öğrenciden başlatılmaktadır. Yeni belgelere dayalı
Resim 3 ve 4. Hicrî 1306 ve 1307 yılı (Milâdî 1889 ve 1890) sınav çizelgelerinin kapak tasarımları (Atilla Bir koleksiyonu). Her iki tasarımın ortasında sülüs yazıyla Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn Şâkirdânmın İmtihân-ı Umûmî Cedvelidir yazıyor. En üstte Sultan II. Abdülhamid’in El-gâzi tuğrası var. İkinci kapakta ek olarak
“Sene-i Hicriyye 1307” yazılmış (İlkinde 1306 yılı yazısı arka kapaktadır). Risâlelerin boyutları 32 x 23 cm’dir. Yılsonu sınavlarının yapıldığı Şaban ayı 1889’da 2-30 Nisan’a, 1890’da ise 22 Mart-19 Nisan tarihlerine isabet etmektedir.
bilgiler ile eski kabullerin arasında kalan ve hâlâ bir çözüme kavuşturulamayan İTÜ kuruluş tarihi ile ilgili tartışmalar, bu karmaşadan kaynaklanmaktadır.
Bir başka sorulması gereken soru, neden bir sivil mühendislik yüksekokulunun, Askerî Kara Mühendisliği Yüksekokulu’na mülhak (bağlı) olarak kurulduğudur. Bunun o gün için haklı nedenleri olsa bile, bağlandığı askerî okul yönetimi nezdinde bir ölçüde ikinci planda kalması, askerî ve sivil kadrolar arasında uyumsuzlukların yaşanması kaçınılmazdır. Özellikle sivil kadroların askerî disipline tâbi olması ve bu sıkı disiplini uygulayan askerlerin kimi zaman ölçüyü kaçırması, sivil kadroları bunaltacak düzeye ulaşabilmiştir. Nitekim 26 öğretim yılı süren bu mecburiyet, sivil mühendislik yüksekokulunun, askeriyeden ayrılarak gerçek anlamda sivil bir okul hâline dönüştüğü 1909 yılına kadar sürmüştür. İTÜ tarihine ilişkin yayınlarda da sivil mühendislik yüksekokulu ‘askeriyeye bağlı olarak kurulduğu için’ askerî mühendishânelerin tarihçesi kapsamında ele alına gelmiş olup, hâlen onların gölgesinde kalmaktadır.
Bir süre önce elimize geçen iki küçük kitapçık bu çalışmayı hazırlamamıza vesile oldu (Resim 3 ve 4). 1889 ve 1890 yıllarına ait, Kara Mühendisliği Yüksekokulu öğrencilerinin genel sınav çizelgelerini içeren bu risâlelerin, daha önce yayımlanmış tarihçelerde yer almadığını gördük. 1888 yılı için hazırlanan risâleye de Ankara’daki Millî Kütüphane arşivinden ulaştık. Hem risâlelerdeki ayrıntılı notlardan hem de diğer yayınlardaki bilgilerden yararlanarak, sivil mühendislik yüksekokuluna ilişkin bağımsız bir yazı hazırlamanın yararlı olacağı kanısıyla bu makaleyi kaleme almaya karar verdik. Makalenin İTÜ hoca, öğrenci ve mezunları kadar, mühendislik camiası için de yararlı olacağına inanıyoruz.
Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin, kuruluşunda ve sonrasında uzunca bir süre Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’a bağlı bulunması, çok kısa da olsa askerî mühendislik okullarının tarihçesinden bizim de söz etmemizi zorunlu kılmaktadır.
Askerî Mühendislik Okullarının Kısa Tarihçesi Yukarıda da belirttiğimiz gibi ülkemizdeki resmî mühendislik eğitimi ‘Hendesehâne’de başlamıştır.5 Hendesehâne, Kapudan-ı Derya Gazi Hasan Paşa’nın matematik ve istihkâm eğitimi veren bir okulun kurulmasını istemesiyle, 29 Nisan 1775 tarihinde, o sırada İstanbul’da padişahın hizmetinde bulunan Baron de Tott’un nezaretinde ve yine bir Fransız mühendisi olan Kermorwan’ın yönetiminde “Tersâne’nin Darağacı mevkiinde, eski kadırgaların çekildiği gözlerden birinde” açılmıştır. M. Saint Priest’in 3 Mayıs 1775 tarihinde Paris Dışişleri Bakanlığı’na göndermiş olduğu 10 numaralı raporda geçen “L’Ecole de Théorie a été ouverte le 29 Avril dernier à l’Arsenal sous la direction du Sr. de Kermorwan et d’un Renégate anglais nommé Mustapha Aga, avec la surveillance de M. de Tott. On lui a envoyé ce qui se trouvait d’instruments de Mathématique au Sérail en assés mauvais ordre pour la plus part; mais il les a très aisément remis en état. Les élèves au nombre de dix commencent à tirer des lignes et marquent de la bonne volonté (Hendese Odası, geçen 29 Nisan’da Tersâne-i Amire’de Sr. Kermorwan’in ve İngiliz asıllı Mustafa Ağa’nın idaresinde Baron de Tott’un nezaretinde açılmıştır. Kendisine, Saray’da mevcut bir kısmı kötü durumda bulunan matematik âletleri yollanmış ve o da bunları bizzat kolayca onararak kullanılabilir hâle getirmiştir. On kadar hevesli talebeyle derslere başlanmıştır)” ibaresi, hiçbir şüpheye yer bırakmadan, Mühendishâne’nin 29 Nisan 1775 tarihinde Baron de Tott’un nezaretinde Tersâne-i Âmire’de açıldığını ve Sr. Kermorwan’ın ve İngiliz asıllı Mustafa Ağa’nın idaresinde derslere başlanıldığını kanıtlamaktadır6 (Resim 5). Baron de Tott, Eylül 1776’da İstanbul’dan ayrılmış olsa da eğitime Tersâne-i Âmire’deki Hendese Odası’nda (Resim 6), devam edilmiştir. 1781 yılından itibaren de Hendese Odası’na “Mühendishâne” denmeye başlanmıştır.
Resim 5. Raporun ilk sayfası (solda) ve Mühendishâne ’nin açılışı ile ilgili paragraf (sağda). (Archives des Ministère des Affaires Etrangères
[Paris] Correspondance Politique Turquie, vol. 161/ 171R).
Resim 6. 1795’te açılan “Mühendishâne-i Cedîde” (Yeni Mühendishâne [Kara Mühendishânesi]) binasının ilk hâlini gösteren gravür (Mahmoud Rayf Efendi, Tableau des Nouveaux Reglemens de l’Empire Ottoman, A Constantinople 1798, Levha 15). Gravürün sağındaki bahçe duvarı Humbaracı ve Lağımcı Kışlası’na aittir. Giriş kapısı ve kışla günümüzde mevcut değildir. Bina ise değişikliğe uğramış şekliyle günümüze ulaşabilmiştir (Resim 8 ve
Resim 10’da D Blok)
1782 yılında sadrâzamlığa getirilen Halil Hâmid Paşa, orduda başlattığı reform hareketi kapsamında Fransa’dan yeni mühendisler ve askerî uzmanlar talep etmiştir. Fransa, Rusya’ya karşı Osmanlı ittifakı çerçevesinde 1783 yılından itibaren İstanbul’a çok sayıda mühendis ve uzman göndermiştir. Gelenler arasında J. Gabriel Monnier ve Lafitte-Clavé adlı iki Fransız mühendis de bulunmaktadır. Bunlar Mühendishâne talebelerini istihkâm konusunda yetiştirmekle görevlendirilmiş ve Aynalıkavak Kasrı eğitim mekânı olarak belirlenmiştir. Burada ilk ders, 28 Ekim 1784 tarihinde verilmiş ve bu derse 10-12 öğrenci katılmıştır. Ancak 1786 yılında Fransa-Rusya ittifakı sonucunda Fransa hükümetinin çağrısı üzerine Fransız hocalar ülkelerine dönmüştür. Buna rağmen Mühendishane’deki eğitim, Osmanlı hocaları nezaretinde kesintisiz sürdürülmüştür. Fransız ve Osmanlı hocalarından istihkâm dersleri almış olan bu talebeler, Lafitte-Clavé’nin Fransa’ya dönüşünden 6 yıl sonra 1793’te Sultan III. Selim tarafından Halıcıoğlu’nda Humbarahâne’de açılan Yeni Mühendishâne’nin ilk Türk mühendis hocaları olmuşlardır. Bunların arasında Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’un ilk başhocası olacak olan Hüseyin Rıfkı Tamanî de bulunmaktadır7.
Sultan III. Selim döneminde kara ordusundaki mühendis boşluğunu gidermek için de yeni bir okul açılması uygun görüldü. Eyüp’te “Mühendishâne-i Sultânî” adı altında bir okul açıldı. Burada öğrencilere daha çok temel eğitim mahiyetinde kuramsal dersler verilmekteydi. Bir yandan da Hasköy taraflarında yeni bir okul binasının inşasına başlandı. Ve inşaatın önemli kısımlarının tamamlanmasıyla birlikte, 1795’te, kara ordusunun topçu ve istihkâm mühendis-subaylarını yetiştirmek amacıyla ‘Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’ (Devlet Kara Mühendisliği Yüksekokulu) törenle öğretime açıldı8 (Resim 8 ve 9). Öğretim sürdürülmekle birlikte ikincil inşaat işleri 1796 yılına kadar devam etti. Okul iki katlı olup her katta iki oda ve iki derslik bulunuyordu. Bir
5 Osmanlı yazınında Hendese Odası, Hendesehâne ya da Mühendishâne olarak geçen bu müessesenin adı, Fransızca belgelerde École de Mathématique (Matematik Okulu) ya da École de Théorie (Kuram Okulu) olarak zikredilmektedir.
6 Fransa, Archives Ministère des Affaires Etrangères [Paris] Correspondance Politique Turquie, vol. 161/171R.
7 İstanbul Teknik Üniversitesi ve Mühendislik Eğitimimiz, s. 77-78.
8 Zamanın Galata Mevlevîhânesi şeyhi olan ünlü şâir Şeyh Galib’in (1757-99) yazdığı manzum kitâbe, mermere oyularak giriş kapısının üzerine konulur. Kitâbenin tarih mısraı “Mühendishâne-i nev resm-i vâlâ” (Yeni Mühendishâne’nin büyük [açılış] töreni) ebced hesabına göre Hicrî (816+356+38=) 1210 (Milâdî 1795) yılını vermektedir.
de kütüphanesi vardı. Her dersliğe üçer sıra9 konulmuştu. Sıralarda kitap defter koymak için çekmeceler vardı. Hocaların ders verdiği kürsülere üçer basamaklı merdivenle çıkılıyordu. Öğretim süresi dört yıldı. Öğrenciler 10’ar kişilik gruplara ayrılarak dört sınıf oluşturulmuştu. Kuramsal dersler Hendesehâne’de, “tatbikat” (uygulamalı dersler) Humbaracı ve Lağımcı ocakları kışlasında görülüyordu (Resim 7). 1796’da okulun matbaası da faaliyete geçmiş ve derslerde okunan telif ve tercüme ders kitapları burada basılmaya başlanmıştı. Dönemin en yetkin ve tanınmış kişileri arasından seçilen hocaların hem maddî açıdan hem de iş güvencesi açısından tatmin edilmelerine özen gösterilmiş; ayrıca memur ve öğrencilerin de dönemin rayicine göre iyi maaş almaları sağlanmıştı. Temelde askerî birer okul olan mühendishânelerin disiplini de doğal olarak askerî disipline dayanmaktaydı.
Resim 7. Halıcıoğlu’ndaki Humbaracı kışlası gravürü (Mahmoud Rayf Efendi, Tableau des Nouveaux Reglemens de l’Empire Ottoman, A Constantinople 1798, Levha 11). Sultan III. Selim tarafından 1793-97 yıllarında yaptırılan kışlanın Hasköy’e bakan sağ bloğu Humbaracı Ocağı, Sütlüce’ye bakan sol bloğu Lağımcı Ocağı tarafından kullanılmaktaydı. Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin sağ ön tarafında yer alan kışla binası günümüzde mevcut değildir.
Resim 9. Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn binası, Humbaracı kışlası ve arka planda -avlusundaki- Vâlide Sultan Camisi’nin Ayvansaray sahilinden görünüşü (Kartpostal, A. Bir Koleksiyonu). Vâlide Sultan ya da öteki adıyla Humbarahâne Camisi, Sultan III. Selim’in annesi Mihrişah Vâlide Sultan adına 1803-04 yıllarında inşa edilmiştir.
Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn, gerek araç ve donanım, gerekse kütüphane ve sair olanakları açısından, 20 yıl önce Tersane’de açılmış bulunan Mühendishâne’den çok daha zengin ve mükemmeldi. Matbaası, dökümhanesi, modern sınıflarda her türlü teknik ve ders araçlarına sahip bulunuyordu. Bu nedenledir ki Denizcilik Yüksekokulu “halife” (kalfa)10 ve öğrencileri, haftada iki gün Tersane’den Hasköy’e gelerek ders görüyorlardı (Resim 10).
Bu arada padişah III. Selim’in Hasköy’deki yeni mühendishâne ile özel olarak ilgilendiği, yetenek ve bilgisine güvendiği kimseleri okula hoca veya halife olarak görevlendirdiği ve onları sık sık ödüllendirdiği, dahası kimi zaman sınavlarda bulunup öğrencileri teşvik ettiği bilinmektedir.
1807’de vuku bulan Kabakçı Mustafa isyanı sonucunda Sultan III. Selim tahttan indirilir ve bütün yenilik hareketleri durdurulur. Âsiler, Sultan IV. Mustafa’yı tahta çıkarırlar. Ancak kısa bir süre sonra Alemdar Mustafa Paşa’nın desteğiyle Sultan II. Mahmud (1808-39) Osmanlı padişahı olur.
Resim 8. Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn binasının (Resim 10’da D Blok) -sahil yolunun henüz açılmadığı dönemde- Haliç’ten görünümü (Osmanlı Mektepleri: Fotoğraf ve Planlar, Derl. O. Doğan, İstanbul 2007). Sultan III. Selim tarafından 1795’te yaptırılan Kara Mühendishânesi binası, Sultan Abdülmecid (183961) ve Sultan II. Abdülhamîd (1876-1909) dönemlerinde yapılan yenileme ve genişletme çalışmaları sonucu değişerek günümüze ulaşabilmiştir. Hicrî 1264 (Milâdî 1847/48) tarihli tamir kitâbesi binanın avlusuna açılan kapısının, Hicrî 1307 (Milâdî 1889/90) tarihli tamir kitâbesi ana giriş kapısının üzerinde bulunmaktadır. İkinci tamir kitabesinin başında Eylemişdi Hân-ı Selîm -i sâlis rahmetnişîn / Sâha-i pirâyende inşâ Mühendishâne’yi (Rahmetli Sultan III. Selim Mühendishâne’yi [bu] güzelleştirilmiş alana kurmuştu) denilerek yapının kurucusu da anılmaktadır.
Resim 10. Günümüzde Fatih Sultan Mehmet Vakfı Üniversitesi (FSMVÜ) yerleşkesi içinde yer alan kimi eski mühendishane binalarının yerleşim planı. A ve B Blokları: Humbarahâne kışlası yıkıldıktan sonra yapılan yeni binalar. C blok: Hendese-i Mülkiye Mektebi. D Blok: Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn. Günümüzde
Milli Savunma Bakanlığı, İstanbul Askeralma Bölge Başkanlığı olarak kullanılmaktadır (Yazarlar tarafından bilgisayarda çizilmiştir).
9 Okulda öğrenciler, medrese öğrencileri gibi yerde oturmuyor, dersleri sandalyeler üzerinde izliyor, ödev ve sair çalışmalarını masa üstünde yapıyorlardı. Öğrencilerin ‘Avrupa’da olduğu gibi’ sıra ve sandalyelerde oturtulması ve sınıflarda karatahta kullanılması, ilk kez bu okulda uygulanmıştır.
10 Hoca deyimi, “profesör veya doçent”, kalfa ya da halife ise “hoca yardımcısı, asistan” anlamındadır. Ayrıca sınıf düzenini ve disiplini sağlamak amacıyla sınıfın en iyi öğrencilerinden biri mülâzım olarak ayrılmakta ve ön sıranın başına oturtulmaktadır.
1826’da Yeniçeri Ocağı ortadan kaldırılır, yerine ‘Asâkir-i Mansûre-i Muhammediyye’ (Muhammed’in muzaffer askerleri) adıyla yeni bir ordu kurulur. Sivil ve askerî okullarda yeni düzenlemeler yapılır. Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’da “mansûre mühendisliği” ihdas edilir11, okulun öğrenci sayısı artırılır. Yeni kurulan ordunun her taburunda iki tane “mansûre mühendisi” bulundurulması zorunlu kılınır. 1834’te, yeni açılan Mekteb-i Harbiye bu görevi üstlenir ve askerî mühendislik eğitimi bu okulun bünyesinde sürdürülür. Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn, Bahriye Mektebi olarak yeniden teşkilatlanır ve önce Kasımpaşa’da, daha sonra Heybeliada’da inşa edilen yeni binasında faaliyetini sürdürür. Yüksekokullara ve mühendishâneye hoca yetiştirmek amacıyla -Türk eğitim tarihinde ilk kez- İngiltere’ye 2 subay hoca ve 10 öğrenci gönderilir. Tedrisata çeşitli nedenlerle zaman zaman ara verilmekle birlikte, bu iki mühendishânede ordu için gemi kaptanları ile topçu ve istihkâm subayları yetiştirilmeye devam olunmuştur.
Sultan II. Mahmud sivil okullara da önem vermiş, ilk, orta ve lise okulları açtırmak suretiyle, ileride kurulması düşünülen yüksekokullara öğrenci yetiştirecek eğitim kurumlarını hazırlatmıştır.
Sanayi devrimi sonucu ortaya çıkan vapur, tren ve telgraf gibi yeni buluşlar ülkeye getirilmiş ve faaliyete geçirilmiştir. Bu arada küçük çapta da olsa kimi fabrikaların açıldığı gözlenmektedir. Bu yeni durum, ülkede sivil mühendis ve teknik eleman yetiştirme ihtiyacını da beraberinde getirmiştir.
Hendese-i Mülkiye Mektebi’nin (Sivil Mühendislik Yüksekokulu) Kuruluşu
Dönemin Nâfia Nezâreti (Bayındırlık Bakanlığı) bünyesinde karayolu, demiryolu12 ve köprü işleri teşkilâtı ile madenler ve posta-telgraf idareleri bulunmaktadır. Bakanlığın bu alanlardaki sivil teknik eleman gereksinmesi, zaman içinde, sivil mühendis yetiştirecek bir okulun açılmasını zorunlu kılmıştır. Açılacak mühendis okulu öğrencilerinin Mekteb-i Sultânî (Galatasaray) ve Dârüşşafaka liseleri mezunları arasından seçilmesi düşünülür.
Ancak Galatasaray lisesinde çoklukla gayrimüslim çocukları bulunmaktadır.13 Eğer sivil bir mühendislik okulu açılırsa, çoğunluğu onların oluşturacağından endişe edilir. Oysa gayrimüslimlerin çocukları askerî okullara girememektedir. Bu nedenle yeni açılacak sivil mühendislik yüksekokulunun askeriye bünyesindeki Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’a bağlı olmasına karar verilir. Esasen en iyi hocalar ve teknik elemanlar bu okulda bulunmaktadır.
Okulun, askerî bir görüşle hazırlanan kuruluş nizamnâmesine (tüzük) göre Hendese-i Mülkiye Mektebi, Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’a bağlı olacak, ancak tüzüğün uygulanmasına Tophâne-i Âmire Müşîriyyeti (Müşirliği) ile Nâfia Nezâreti ortaklaşa yetkili olacaktır. Okulun kuruluş tüzüğü Hicrî 25 Şaban 1301 (Milâdî 19 Haziran 1884)
tarihlidir. Tüzüğe göre okulun adı ‘Hendese-i Mülkiye Mektebi’dir14 (Resim 11, 12 ve 13). 105 kişiyle sınırlı öğrenci sayısı 7 sınıf üzerine düzenlenmiş olacak ve açılış yılından başlayarak her yıl birer sınıf oluşturulacaktır. Öğrenim parasız olduğu gibi, öğrencilerin yeme-yatma ve giyim-kuşam giderleri de okul yönetimince karşılanacaktır. Tüzük gereğince okula Mekteb-i Mülkiye-i Şâhâne, Mekteb-i Sultânî (Galatasaray) ve Dârüşşafaka liseleri mezunları ile bunlara eşdeğer okullardan diploma alanlar sınavla mühendislik bölümüne; askerî ve sivil rüşdiye okulları (ortaokul) ile onlara eşdeğer olan okullardan mezun olanlar ise yine sınavla idâdî (lise) kısmına alınacaktır. Okula başvuracak öğrencilerin yaşları 15’ten aşağı, 20’den yukarı olmayacaktır (Resim 14 a ve b, Resim 15).
Resim 11. Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn binası (solda) ile Hendese-i Mülkiye (sağda en arkada) ve ek hizmet binalarının (Hendese-i Mülkiye’nin önünde sağda ve solda) görünümü (Osmanlı Mektepleri: Fotoğraf ve Planlar, Derl. O. Doğan, İstanbul
2007). Hendese-i Mülkiye’nin önünde yer alan sağdaki binada mutfak, kiler, hamam ve revir bölümleri, sol taraftaki yapıda kütüphane, idâdî sınıfları, depo ve helâlar bulunmaktaydı. Resim, Vâlide Sultan Camisi’nin minaresinden çekilmiştir. Ön planda görülen çatı, o tarihte henüz yıkılmamış bulunan Humbaracı kışlasına aittir.
Resim 12. Hendese-i Mülkiye Mektebi için Halıcıoğlu’nda yaptırılan ve 1884’te hizmete alınan bina (Resim 10’deki C Blok) (FSMVÜ
Fotoğraf Arşivi). Bu bina günümüzde Boğaziçi Köprüsü’nden geçen İstanbul Çevre Yolu (Otoyol 1, O1) üzerindeki Haliç köprüsünün alt tarafında, Fatih Sultan Mehmet Vakfı Üniversitesi’nin Haliç Yerleşkesi içindedir. 2010 yılında Üniversiteye devredilmeden önce bir süre Beyoğlu Adliyesi olarak da kullanılmıştır.
11 Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasından sonra oluşturulan yeni taburlarda bulunmak ve askeriyenin en hassas noktalarında kullanılmak üzere, Mühendishâne’nin sınıf-ı evvel (dördüncü [son] sınıf) ve sınıf-ı sânî (üçüncü sınıf) öğrencileri arasından seçilen 16 kişiden meydana getirilen sınıf. Bu sınıf mensuplarını, günümüzdeki “kurmay subay”lar gibi düşünmek mümkündür.
12 İskoç mühendis ve matematikçi James Watt’ın buhar makinesini buluşunun lokomotif ve vapurlarda kullanılmasıyla yeryüzü ulaşımında bir devrim yaşanmıştır.
13 O yıllarda Osmanlı coğrafyasındaki toplam öğrenci sayısının üçte ikisi Müslüman, üçte biri gayrimüslimdir. Okullaşma Müslüman erkeklerde yaklaşık %8 iken, kadınlarda %4 dolayındadır. Oysa bu oranlar gayrimüslim erkeklerde %12, kadınlarda %5 mertebesindedir (Ticaret ve Nâfia Nezâreti İstatistik Umûmî İdaresi, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye’nin 1313 [Milâdî 1897] Senesine Mahsus İstatistiki Umûmîsi, İstanbul, 1316).
14 Hendese ve mühendis sözcükleri Arapça olup her ikisi de aynı köktendir ve ölçme ile ilgilidir.
Resim 13. Hendese-i Mülkiye binasının kitâbesi (FSMVÜ arşivi). Hâlen binanın ön cephe alınlığında bulunan kitâbe, özgün yerleşimde giriş kapısı üstünde yer almaktaydı. Restorasyon sırasında, buradaki sultan armasının yerine -bu kadar yüksekten okunması mümkün olmayan- kitâbe bloğu yerleştirilmiştir. Celî ta’lik yazıyla yazılmış manzum kitâbenin sol alt köşesindeki tarih mısraının ebced hesabıyla verdiği Hicrî 1302 yılı, rakamla da teyit edilmiştir.
Resim 14a ve b. Hendese-i Mülkiye öğrencilerinin haricî (okul dışı) kıyafeti (İTÜ arşivi). Yakalara takılan pirinç plakalarda sağda
Hendese-i solda Mülkiye yazıyor (Fotoğraf Aras Neftçi).
Resim 15. Hendese-i Mülkiye öğrencilerini tatbikat (uygulama) sırasında gösteren kartpostal (A. Bir koleksiyonu).
Sivil mühendis yetiştirecek bu okula halk önceleri temkinli yaklaşmıştır. İlk günler, okula çok az sayıda öğrenci kaydını yaptırır. Geniş halk kitleleri sivil okulların anlam ve önemini henüz kavrayabilmiş değildir. Öyle ki sokaklarda münâdîler (tellâl, çağırtkan) bağırtılarak okula öğrenci çekmeye çalışılır. Bu nedenledir ki öğrenime ‘birkaç aylık bir gecikmeyle’ Hicrî 1 Muharrem 1301’de (Rûmî 20 Teşrinevvel 1299, Milâdî 1 Kasım 1883) başlanabilir. (Resim 16).
Resim 16. Cerîde-i Havâdis’teki Hendese-i Mülkiye duyurusu. Cerîde-i Havâdis gazetesinin 6 Zilhicce 1300 (8 Ekim 1883) tarih ve 5466 sayılı nüshasının 1. sayfasında, yeni açılacak olan Hendese-i Mülkiye Mektebi’ne alınacak öğrencilere ilişkin bir resmî ilân yayımlanmıştır. İlân metninde “mülkçe derece-i elzemiyyeti müsellem olan (devletçe son derecede gerekli görülen) mülkiye mühendisleri yetişdirmeye mahsus bulunmak üzere, Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn dâhilinde 100 kişilik bir mektebin müstakillen ve müceddeden (bağımsız ve yeni olarak) tesisiyle Mekteb-i Sultânî ve Mülkiye ve mekâtib-i rüşdiyye-i askeriyye (askerî ortaokullar) ve Dârüşşafaka şâkirdinin (öğrencilerinin) şehâdetnâmelerini (diplomalarını) almış olanlarından ahzi (alınması)... 2. ve 3. ve 4. sınıfları ileri senelerde teşkîl olunmak üzere, bu senelik 25 şâkirdden ibâret sınıf-ı evvelin (1. sınıfın) hemen küşâd (açılması) ve tanzimiyle (...) tedrisleri kararlaşdırılmış olmağın” denilerek, anılan okullardan mezun bulunanlardan Mülkiye Mühendisi Mektebi’ne girmeyi arzu edenlerin, kayıt için hemen başvurmaları istenmektedir.
Derslik gereksinmesi için, Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn’daki eski kılıçhânelerden biri boşaltılarak sınıf hâline sokulmuş ve Hendese-i Mülkiye’ye kaydolan öğrencilere tahsis edilmiştir. Bir yandan da Halıcıoğlu’nda, Mühendishâne’nin arka tarafında yeni bir bina yapımına başlanmış ve bir yıl sonra, 8 Muharrem 1302’de (28 Ekim 1884) ikinci öğretim yılına, törenle açılışı yapılan bu yeni binada başlanmıştır15 (Resim 11, 12 ve 13).16
15 Yeni binanın öğretime açılması münasebetiyle Seraskerlik mektupçusu Giritli Muhtar Efendi’nin (1847- 1910) yazdığı manzum kitâbenin tarih mısraı: “Hendese Mekteb-i Mülkîsi kılındı inşâ” ebced hesabıyle Hicrî (124+462+170+194+352=) 1302 yılını verir. Ay ve gün için Bkz. Sadık Erdem, Mir’ât-ı
16 Makalenin tamamına http://dergipark.gov.tr/iuoba/issue/24498/259655 adresinden ulaşabilirsiniz.
ELEKTRİK
İSTATİSTİKLERİ
ELEKTRİK ALANINDA YENİ YAYIMLANAN MEVZUAT
RESMİ GAZETE RESMİ GAZETE
TARİH
SAYI
KURUM
KONU
AÇIKLAMA
14/03/2017 15/03/2017
30007 30008
15/03/2017 22/03/2017 29/03/2017 31/03/2017 31/03/2017 11/04/2017 14/04/2017 22/04/2017 28/04/2017 28/04/2017 28/04/2017 11/05/2017 11/05/2017
30008 30015 30022 30024 30024 30035 30038 30046 30051 30051 30051 30063 30063
13/05/2017 13/05/2017 15/05/2017 15/05/2017
30065 30065 30067 30067
16/05/2017 01/06/2017 09/06/2017 09/06/2017
30068 30083 30091 30091
EPDK EPDK
ETKB EPDK EPDK EPDK EPDK ETKB ETKB EPDK EPDK EPDK ÇŞB EPDK EPDK
EPDK ETKB EPDK EPDK
EPDK EPDK EPDK ETKB
YATIRIM İLERLEME Üretim Lisansı Kümülatif İlerleme Oranı Hesabında Kullanılmak Üzere Kaynak Türüne Göre Puanlama
Organize Sanayi Bölgelerinin Onaylı Sınırları İçinde Faaliyet Gösteren Lisanssız Üretimlerde Dağıtım ve Emreamade Bedeli Uygulaması
DÜZELTME
Karapınar Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) Yurt İçinde Üretim Karşılığı Tahsisi (YÜKT) Yarışma İlanında Düzeltme
TARİH DEĞİŞİKLİĞİ Rüzgar Enerjisine Dayalı Önlisans Başvurularının Tarihinde Değişiklik
TEİAŞ Primer Frekans Kontrol Birim Hizmet Bedeli
TETAŞ Tarafından Dağıtım ve Tedarik Şirketlerine Satışı Yapılan Aktif Elektrik Enerjisinin Toptan Satış Tarifesi Hakkında
Dağıtım ve Tedarik Şirketleri Tarafından 01.01.2017 Tarihinden İtibaren Serbest Olmayan Tüketicilere Uygulanacak Tarifeler
Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik
Elektrik Üretim Tesisleri Kabul Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Elektrik Şebeke Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik
GÖP Tekliflerinin Yapısı ve Tekliflerin Değerlendirilmesine İlişkin Usul ve Esaslarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Karar
Teminat Usul Esaslarında Değişiklik Yapılmasına Dair Kurul Kararı
Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Elektrik Dağıtım ve Perakende Satışına İlişkin Hizmet Kalitesi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
YÖNETMELİK
Rüzgar ve Güneş Enerjisine Dayalı Üretim Tesisi Kurmak Üzere Yapılan Önlisans Başvurularına İlişkin Yarışma Yönetmeliği
TEBLİĞ
Kojenerasyon ve Mikrokojenerasyon Tesislerin Verimliliğinin Hesaplanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ
Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Elektrik Piyasasında Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliğin Uygulanmasına Dair Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ
Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştıma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Elektrik Piyasası Bağlantı ve Sistem Kullanım Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarından Elektrik Enerjisi Üreten Tesislerde Kullanılan Yerli Aksamın Desteklenmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik
KİTA
Hazırlayan: Necla Dulkadiroğlu
P TANITIMI Elektrik Mühendisleri Odası yayını olan kitaplara elektronik ortamda; http://kitap.emo.org.tr adresinden ya da EMO Yayın Birimi’nden ulaşabilirsiniz.
BİLGİ ve İLETİŞİM TEKNOLOJİLERİ RAPORU-2016
Hazırlayan: EMO Yayımlayan: EMO Yayın No: GY/2017/677 ISBN: 978-605-01-0631-8 Baskı: 1. Baskı, Ankara, Nisan 2017
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Bilgi ve İletişim Teknolojileri Komisyonu tarafından hazırlanan “Bilgi ve İletişim Teknolojileri Raporu-2016” kitaplaştırılarak yayımlandı. Bu alanda uzun zamandır ihtiyaç duyulan dönemsel verilerle güncel değerlendirmeler içeren çalışma, Türkiye’nin bilgi ve iletişim teknolojilerindeki durumu, dünya ülkeleri arasındaki yeri, sorunlar ve yapılması gerekenlere ışık tutuyor.
EMO Bilgi ve İletişim Teknolojileri Komisyonu Başkanı Tayfun İşbilen rapor için kaleme aldığı teşekkür yazısında, iletişim teknolojilerinin serbestleşme ve özelleştirme politikaları kapsamında bütünüyle şirketlerin inisiyatifine terk edilmek istendiğini ve bu süreçte alanda gerekli düzenlemelerin yapılmaması nedeniyle önemli sıkıntıların yaşandığını belirtiyor. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun (BTK) bağımsız ol(a)maması ve bazı alanlardaki yetersizliğinin sektörün düzenlenmesinin önündeki en önemli engel olduğunu vurgulayan İşbilen, şu görüşleri dile getiriyor:
“Telekomünikasyon alanındaki Ar-Ge çalışmalarının gerektiği kadar desteklenmemesi, bilgi toplumuna dönüşümde ülkemizin geri kalmasına neden olmuştur. Telekomünikasyon hizmeti tıpkı enerji, sağlık ve eğitim gibi bir kamu hizmetidir. Bu nedenle özellikle iletişim altyapısı kamunun denetiminde olmalıdır. Telekomünikasyon alanındaki sorunların çözülmesinde EMO’nun görüşlerinin alınması zorunludur. Yaklaşık 55 bin üyesinin önemli bir kısmı sektörde hizmet veren EMO olarak mesleki ve toplumsal mücadelemizi artırarak sürdüreceğiz.”
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil de sunuş yazısında, telekomünikasyon alanındaki politikaların hem genel ekonomiyi şekillendirmesi hem de toplumsal gelişmeyi yakından etkilemesi nedeniyle, kamu yararı gözetilerek yönetilmesi gerektiğini vurguluyor. BTK’nın alanı düzenlemekte yetersiz kaldığına dikkat çeken Yeşil, şu görüşleri ifade ediyor:
“Türk Telekom’un özelleştirilmesi ile birlikte, görev süresi sonunda yeniden kamuya devredilecek olan, yeni yatırımlarla geliştirilmesi ve teknolojik yeniliklerle desteklenmesi gereken temel iletişim ağının geleceğine ilişkin kaygılarımız artmıştır. Yurttaşlara hizmet kalitesinde düşüş ve pahalılık olarak yansıyan bu süreç, ülkemizin iletişim giderlerini de artırmıştır. Ayrıca telekomünikasyon alanındaki mühendislik faaliyetlerinin gerilemesine, Ar-Ge ve bilgiye dayalı faaliyetlerin azalmasına neden olan bu süreç, cihazların yanı sıra hizmetlerde de dışa bağımlığı tetiklemiş ve bilgi toplumuna dönüşümde ülkemizin geri kalmasına neden olmuştur.”
Yeni bir telekomünikasyon politikasına gereksinim duyulduğunu vurgulayan Yeşil, “İyi yetişmiş mühendisimizi uluslararası sermayenin Türkiye’deki montajcısı pozisyonuna iten bu gidişat, iyi eğitimli yurttaşların bilgi ve iletişim teknolojilerine ulaşmasını da zorlaştırmaktadır. Bu gidişatı tersine çevirmek ve bilgi ve iletişim teknolojisi yoksulluğuyla mücadele etmek için alandaki mühendis emeğini yükseltmek dışında bir seçeneğimiz bulunmamaktadır” diyor.
Kitap, raporun özeti ile başlıyor. İlk bölümde “Bilgi Toplumu ve Bilgi-İletişim Teknolojileri” başlığı altında; Bilgi Toplumuna Dönüşüm, Ülkelerin Bilgi-İletişim Teknolojileri Geliştirme Performansı, Endekste Türkiye’nin Yeri, Ülkelerin Erişim Endeksi, BİT Kullanım Endeksi, BİT Becerileri (ICT Skills) Endeksi tablolar ile aktarılıyor. Konuya ilişkin Güney Kore, İzlanda ve Danimarka’da yaşanan gelişmeler anlatılıyor.
Kitabın ikinci bölümünün başlığını, “Ülkelerde Bilgi ve İletişim Teknolojilerine Ulaşma Maliyetleri” oluşturuyor. Bu bölümde; gezgin hücresel telefon hizmetleri, sabit genişbant hizmetleri ve gezgin genişbant hizmetlerine ilişkin bilgiler paylaşılıyor.
“Ülkelerde Gezgin Hücresel Telefon Hizmetlerinden Yararlanma” başlıklı üçüncü bölümün ardından okuyucuya sunulan dördüncü bölümün başlığını “Türkiye’de Bilgi ve İletişim Teknolojileri” oluşturuyor. Bu bölümde Türkiye’de iletişim altyapısında yaşanan sorunlar, 4.5 Nesil’in etkileri, İnternet hızı, mevcut operatör yatırımları, cihazlarda dışa bağımlılık ve pahalılık, taksit yasağının etkileri, vergi yükü ve yüksek maliyetin bilgi ve iletişim teknolojilerinin yoksulluğuna etkisi, kamunun üstlenmesi gereken roller ayrıntılı olarak ile irdeleniyor.
Toplamda 85 sayfadan oluşan Bilgi ve İletişim Teknolojileri Raporu-2016’ya, EMO Yayın Birimi’nden ve http:// kitap.emo.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.
KİRALIK İŞÇİLİK, TAŞERONLUK ve KIDEM TAZMİNATI PANELİ
Hazırlayan: EMO Ankara Şube Yayımlayan: EMO Ankara Şube Yayın No: GY/2017/680 ISBN: 978-605-01-1024-1 Baskı: 1.Baskı, Ankara-Eylül 2016
EMO Ankara Şubesi, 6, 7 ve 18. Dönem Yönetim Kurulu Üyeliği; 19 ve 24. Dönemler arasında da EMO Onur Kurulu Üyeliği yapan Halil Eker anısına düzenlediği “Kiralık İşçilik Taşeronluk ve Kıdem Tazminatı” konulu panelin kayıtları e-kitap olarak yayımladı.
EMO Konferans Salonu’nda 8 Nisan 2016’da Ankara Şube Yönetim Kurulu Yazmanı Alaattin Ali Yolcu yönetiminde yapılan etkinliğe ilişkin kitapta; panelistler DİSK Genel İş Sendikası Araştırma Dairesi Müdürü Dr. Özgün Millioğulları, DİSK Sosyal-İş Sendikası Uzmanı Onur Bakır ve KESK Eğitim-Sen Eğitim Uzmanı Dr. Erkan Aydoğanoğlu’nun değerlendirmeleri yer alıyor. Türkiye’de taşeronlaştırma faaliyetleri, kiralık işçiler, güvencesiz istihdam ve kıdem tazminatına ilişkin tartışmaları içeren kitap, 57 sayfadan oluşuyor.
EMO Ankara Şubesi 22. Dönem Yönetim Kurulu imzalı sunuş yazısında, kiralık işçilik ve taşeronluğun çalışanların bitmek bilmeyen sorunu olduğu ve her hükümet döneminde farklı şekillere sokularak karşımıza çıkarıldığı belirtiliyor.
Kitapta, önsöz yerine Doç. Dr. Aziz Çelik’in “Kiralık İşçilik: Güvencesizliğin Dibi” “10 Soruda Özel İstihdam Büroları ve Kiralık İşçilik” makaleleri okuyucuya sunuluyor. Daha sonra panelistlerin sunumları ve salondan gelen sorulara verdikleri yanıtlar aktarılıyor.
Kiralık İşçilik Taşeronluk ve Kıdem Tazminatı kitabına, http://kitap.emo.org.tr adresinden ulaşılabilirsiniz.
EĞİTİM NOTLARI
EMO, Aydın Bodur ve ODTÜ Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden Mert Çağlar’ın IDC Technologies’in eğitim notlarından Türkçe’ye çevirdikleri “Kesintisiz Güç Kaynakları ve Bataryalar” ile “Endüstriyel Veri İletişimi” başlıklı dokümanları, iki ayrı e-kitap olarak yayımladı. Kesintisiz güç kaynakları ve bataryalar ile endüstriyel veri iletişimi konusunda detaylı bilgilerin paylaşıldığı yapıtlar; mühendisler, mühendis adayları ve teknik insanlar için başvuru kitabı niteliği taşıyor. Kitaplara http://kitap.emo.org. tr adresinden ulaşılabiliyor.
EMO 45. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, “Kesintisiz Güç Kaynakları ve Bataryalar” ile “Endüstriyel Veri İletişimi” kitapları için kaleme aldığı sunuş yazısında, günümüzde birçok alanda olduğu gibi mesleki alanımızda da devasa gelişmeler yaşandığına işaret ediyor. Mühendislik eğitimi esnasında okullarda oldukça kuvvetli teorik dersler alan öğrencilerin, bu derslerin günlük hayata ya da sanayiye yansımaları konusundaki pratik uygulamalarda yetersiz kaldığına dikkat çeken Yeşil, şu görüşleri dile getiriyor:
“Meslek örgütü olarak önemli bir görevimiz, üyelerimiz olan mühendislerin meslek yaşamları boyunca edinmek zorunda kalacakları teorik ve pratik bilgiyi temin etmektir. Mühendisler mesleklerini meslek yaşamları boyunca öğrenmeye devam ederler. Bu da öğrenme alanında süreklilik demektir. Günümüzde bilim, teknoloji ve mühendislik uygulama alanlarındaki hızlı gelişim, üretim süreçlerinde mevcut bileşenlerin kendilerini sürekli yenilemelerini ve geliştirmelerini zorunlu kılmaktadır. Örgün eğitim kurumlarında verilen eğitim, zaman içinde atıl bilgi haline gelmekte ve yetersiz kalmaktadır. Bu yüzden, artan bilgi birikimine hızlı ulaşma, edinilen bilgi ve deneyimleri paylaşma ve üretim süreçlerinde değerlendirebilme becerisi için sürekli bir meslek içi eğitim şarttır.”
Meslek içi eğitimin EMO’nun temel görevlerinden biri olduğunu ve MİSEM kapsamında mühendislere yönelik eğitimler düzenlendiğini belirten Yeşil, bu alanın yapı taşlarından birisi olan yayın konusunda da gereken çalışmaların yürütüldüğünü vurguluyor. Yabancı dilde özellikle İngilizce birçok kaynak olmasına rağmen, Türkçe kaynak sıkıntısı yaşandığının altını çizen Yeşil, EMO’nun bu açığı kapatmak amacıyla çeviri ve telif eserler yazılmasını gündemine aldığını ve bu e-kitapların aynı zamanda başka eser hazırlamak isteyenlere de açık bir çağrı niteliği taşıdığını ifade ediyor.
KESİNTİSİZ GÜÇ KAYNAKLARI ve BATARYALAR
Hazırlayan: EMO Yayımlayan: EMO Çeviren: Mert Çağlar, Aydın Bodur Yayın No: GY/2017/674 ISBN: 978-605-01-0635-2 Baskı: 1. Baskı, Ankara, Şubat 2017
“Kesintisiz Güç Kaynakları ve Bataryalar” adlı e-kitap 200 sayfadan oluşuyor. Kitabın girişinde IDC Technology’nin, uluslararası alanda tanınmış, mühendis ve teknik insanlar için uygulamalı mesleki, teknik eğitimler veren bir kuruluş olduğu belirtilerek, elektrik ve elektronik sektöründe 300’den fazla uygulamalı teknik eğitim başlığının bulunduğu kaydediliyor.
Giriş bölümünün ardından kitapta, “Güç Kalitesi, Gücün Sürekliliği ve KGK Sistemleri, SSD Teknolojisi-Yarı İletkenler, Statik KGK, Bataryalara Başlangıç, Batarya Şarj ve Deşarj, Batarya Seçimi ve Boyutlandırılması, Bataryaların Kurulumu, Arızaları, Batarya Bakım ve Onarım” başlıklı bölümler yer alıyor. Konular; grafik, şekil ve tablolar eşliğinde detaylı olarak aktarılıyor. Kitabın sonundaki ekte de “Batarya ile Çalışan Personelin Güvenliği” ile ilgili bilgi sunuluyor.
ENDÜSTRİYEL VERİ İLETİŞİMİ
Hazırlayan: EMO Yayımlayan: EMO Çeviren: Mert Çağlar, Aydın Bodur Yayın No: GY/2017/675 ISBN: 978-605-01-0638-4 Baskı: 1. Baskı, Ankara, Şubat 2017
EMO tarafından e-kitap olarak yayınlanan eser toplam 468 sayfadan oluşuyor. Endüstriyel veri iletişimi kitapta; şekiller, grafikler, tablo ve modellemeler eşliğinde tüm teknik yönleriyle anlatılıyor. 21 farklı bölüm içeren kitapta konulara genel bakışın yanı sıra arıza arama ve giderme ile ilgili de bilgi veriliyor.
Kitapta işlenen konu başlıkları şöyle: “Veri İletişiminde Genel Başlıklar, Bakır Kablo, Fiber Optik, RS-232, RS-485, Akım Döngüsü, TCP/IP, Modbus, DNP3, IEC 60870-5, Endüstriyel Eternet, AS-Ara Yüzü (AS-i), DeviceNet, Profibus PA/DP/FMS, Foundation Fieldbus, Modbus Plus Protokolü, Data Highway Plus/ DH485, HART, Kablosuz Teknolojiler.”
Endüstriyel Veri İletişimi kitabına http://kitap.emo.org.tr adresinden ulaşılabiliyor.
TMMOB İŞÇİ SAĞLIĞI ve
İŞ GÜVENLİĞİ RAPORU
Hazırlayan: TMMOB Yayımlayan: TMMOB ISBN: 978-605-01-0993-1 Baskı: 1. Baskı, Ankara, 25 Şubat 2017
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Komisyonu tarafından hazırlanan rapor, iş kazalarında yaşamını yitiren emekçiler anısına kitaplaştırılarak yayımlandı. Türkiye ve dünyada işçi sağlığı ve iş güvenliği uygulamaları, özelleştirme, taşeronlaştırma ve sendikasızlaşma uygulamalarının etkileri ve AKP hükümetinin konuya yaklaşımının irdelendiği kitapta, çözüm önerileri de sıralanıyor.
TMMOB 44. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz sunuş yazısında, Türkiye’nin Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) 1932 yılında üye olmasına karşın, ILO sözleşmelerinin neredeyse üçte ikisine henüz taraf olmadığına dikkat çekiyor. Temel bir insan hakkı olan işçi sağlığı ve iş güvenliği hakkı kapsamında Türkiye’nin ILO’nun geri kalan sözleşmelerini de bir an önce onaylaması gerektiğini vurgulayan Koramaz, 2012 yılında çıkartılan İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın defalarca değiştirildiğini ve sonuçta bir taraftan eğitim ve sınav, bir taraftan ise piyasa aktörlerinin rant sağlama organına dönüştüğünü belirtiyor.
Toplu iş cinayetlerine dönüşen iş kazaları ve meslek hastalıklarının, sermayenin azami kar hırsı ve emek aleyhine politikalardan kaynaklandığını ifade eden Koramaz, “Ülkemizde ölümlü iş kazası ve iş kazası sonucu sürekli iş göremezlik sayısında giderek yükselen belirgin bir artış söz konusudur. Buna rağmen özellikle meslek hastalıklarına yönelik bir tespit ve envanter olmaması; yani meslek hastalıklarının tespitine yönelik bir veri olmaması ise kamuoyunun takdir edeceği üzere, anlaşılır bir durum değildir” diyor.
Koramaz, işçi sağlığı ve iş güvenliği ile çalışma yaşamında çalışanların sağlığına zarar verebilecek hususların önceden belirlenerek önlem alınması, rahat ve güvenli bir ortamda çalışmanın sağlanması, iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı çalışanların psikolojik ve bedensel sağlıklarının korunmasının amaçlandığını belirtiyor. Bu alanda doğal olarak tıp ve mühendislik bilimlerinin öncelikli olduğuna dikkat çeken Koramaz, şu görüşleri aktarıyor:
“İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, işçi sağlığının korunmasını, geliştirilmesini işverenden çok uzmana, hekime yüklemiştir. Uzmanın, hekimin ve diğer sağlık personelinin ayda 8 dakika, 12 dakika, 16 dakika görev yaptığı işyerlerinde iş kazaları ve meslek hastalıklarının azalmasını beklemek mümkün değildir. Yasa ile işyeri hekimi, mühendis, teknik eleman, hemşire vs. sağlık personeline verilecek eğitim hizmetleri, dışarıdan satın alma yoluyla ticari danışmanlık hizmetlerine dönüştürülmüştür.”
Kitabın Giriş Bölümü’nde; çalışma yaşamının en önemli konularından olan işçi sağlığı ve iş güvenliğine yönelik olarak, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de gerekli önlemlerin yeterince alınmadığı vurgulanıyor. Kitapta, “Dünyadaki Durum, Genel Çerçeve, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Kavramının Gelişimi, Dünya ve Türkiye’deki Gelişmeler, 4857 Sayılı İş Kanunu: Esnek Çalışmaya Yasal Dayanak, Özelleştirme, Sendikasızlaştırma, İş Kazalarının Yoğun Olarak Yaşandığı İnşaat ve Maden Sektörü, AKP İktidarı Döneminde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliğine Yaklaşım, Tespit ve Öneriler” başlıklı bölümler yer alıyor.
Sonuç Bölümü’nde AKP iktidarı döneminde yaklaşık 16 bin emekçinin iş cinayetlerinde yaşamlarını yitirdikleri belirtilerek, “İktidarın ‘Yeni Türkiye’si, emekçilerin alın teri ve ölümleri üzerinde yükselmektedir. Küreselleşme, serbestleştirme, özelleştirme, sendikasızlaştırma, taşeronlaştırma, esnek istihdam politikaları ile kamu idari yapısı, personel rejimi, kamu mülkiyeti, kamu işletmeciliği ve kamusal denetim alanlarında gerçekleşen dönüşüm ve tasfiye sonucu, ne yazık ki daha nice olumsuz gelişme ve olay yaşanacaktır” uyarısında bulunuluyor.
Toplam 45 sayfadan oluşan kitabın sonunda TMMOB İş Güvenliği Uzmanları Kurultayı Sonuç Bildirgesi’ne yer veriliyor. Kitaba, TMMOB yayın biriminden ve https:// www.tmmob.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.
KÖŞE BUCAKTA
KALANLAR
Yazan: Selçuk Esen Yayımlayan: EMO İstanbul Şube Yayın No: GY/2017/682 ISBN: 978-605-01-1033-3 Baskı: 1. Baskı, İstanbul-Mayıs 2017
EMO İstanbul Şube 23. Dönem Yönetim Kurulu Başkanlığı ve çeşitli dönemlerde Yönetim Kurulu Üyeliği yapan Selçuk Esen’in “Köşe Bucakta Kalanlar” başlığı altında kaleme aldığı anı kitabı, İstanbul Şubemiz tarafından yayımlandı. EMO’da aktif olarak görev yapan Esen’in yaşamı, meslek, meslektaş ve ülke sorunlarına yönelik çalışmaları, siyasi ve sosyal duruşunu ortaya koyan eser, ülkemiz tarihinin önemli kilometre taşları ve EMO’nun verdiği örgütsel mücadeleye de ışık tutuyor.
Kitabın sunuşunu yazan MİSEM Daimi Komisyonu Başkanı E. Orhan Örücü, EMO’nun hem teknik hem de kişisel hikayelerini anlatmaları, birikimlerini ve deneyimlerini paylaşmaları için üyelerini teşvik edip desteklediğini belirtiyor. Selçuk Esen’in, tanıştıkları 1975 yılından beri daha iyi, yaşanabilir bir dünya için aynı heyecanı, samimiyeti ve inancını koruyarak her zaman birikiminin üzerine bir şeyler eklediğini anlatan Örücü, “İyi bir devrimci olmanın yanında örnek bir aile babası olan Selçuk abinin yaşam hikayesinin bir Cumhuriyet kuşağı hikayesi olarak okunmasını isterim” diyor.
1940 ve 1950’li yıllarda doğanların oldukça zor şartlarda, kabullenmesi kolay olmayan sayısız önemli olay yaşadıklarına dikkat çeken Örücü, “Gerek Selçuk Abi gerekse onun kuşağı dolu dolu geçen yaşamlarında ülkenin her yerinde mücadeleleri ile iz bırakmışlardır. Esen’in; ilk, orta, lise, üniversite eğitimi, meslek hayatı o kuşağın adeta gerçek bir resmi gibidir” görüşünü dile getiriyor.
Selçuk Esen’in mücadelesine devam ettiğini anlatan Örücü, “Bu kitap, söyleyecek sözü ve sebebi olanlara da bir çağrıdır” diyor.
Ünlü Şair Nazım Hikmet’in “Bir silgi olsaydın ne silmek isterdin?” şiirinin dizeleri ile başlayan kitap, Selçuk Esen’in “Hatırda Kalmasın Satırda Kalsın” başlıklı giriş yazısı ile devam ediyor. Yaşadıklarına ilişkin notlar almaya lise yıllarındayken başladığını aktaran Esen, şu görüşleri dile getiriyor:
“Anılarımın önemli bir bölümü; toplumcu muhalif kimliğimin gelişmeye başladığı İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) yıllarına, EMO örgütlülüğü içinde geçen yarım yüzyıla ve sosyalist kimliğimin gelişip benim bir parçam olduğu dönemlere ait iken, aile birlikteliğim içinde yaşadıklarım da anılarımın bir parçası oldu. Yirmi beş yaşımdan bu yana her şeyin önüne 68’li kimliğimi koymuş biri olarak yaşamaya çalışıyorum ve bugünlerde yaşımı merak eden herkese ‘68’ diyorum. Yola çıkmanın, bitirmekten farklı olduğunu bilerek yola çıktım. Umarım çok uzamaz.”
Örgütlü demokrasi mücadelesinin uzun bir yürüyüş olduğunu belirten Esen, “Kimi zaman önde, kimi zaman yanında, kimi zaman arkasında olabilirsin. Ancak bu yürüyüşün mutlaka bir yerinde olmalısın!” mesajını veriyor. Gezi Direnişi’ni “21. Yüzyıl Türkiye’sinin özgürlük mücadelesinin tacı, kitlelerin birleşik gücünün göstergesi” olarak niteleyen Esen, her şeye karşın barışın, demokrasinin, özgürlüğün yaşanacağı bir Türkiye’yi göreceğine inandığını aktarıyor.
Ünlü Şair Nazım Hikmet’in “Bir silgi olsaydın ne silmek isterdin?” şiirinin dizeleri ile başlayan kitap, Selçuk Esen’in “Hatırda Kalmasın Satırda Kalsın” başlıklı giriş yazısı ile devam ediyor. Yaşadıklarına ilişkin notlar almaya lise yıllarındayken başladığını aktaran Esen, “Yirmi beş yaşımdan bu yana her şeyin önüne 68’li kimliğimi koymuş biri olarak yaşamaya çalışıyorum ve bugünlerde yaşımı merak eden herkese ‘68’ diyorum. Yola çıkmanın, bitirmekten farklı olduğunu bilerek yola çıktım. Umarım çok uzamaz” diyor.
Selçuk Esen’in özgeçmişinin de paylaşıldığı kitap, fotoğraflar, belgeler ve ünlü yazarlardan alıntılar eşliğinde anlatılan özyaşamöyküsü ile devam ediyor.
Toplam 193 sayfadan oluşan kitap, EMO İstanbul Şube Yayın Birimi ve elektronik ortamda; http://kitap.emo.org. tr adresinden edinilebiliyor.
KENT ve ELEKTRİK SEMPOZYUMU BİLDİRİLER KİTABI
Hazırlayan: EMO İstanbul Şube Yayımlayan: EMO İstanbul Şube Yayın No: GY/2017/679 ISBN: 978-605-01-1019-7 Baskı: 1.Baskı, İstanbul- Nisan 2017
EMO İstanbul Şubesi’nin 19-21 Kasım 2015 tarihleri arasında Elektrik Elektronik Mühendisliği Kongresi (EEMKON 2015) kapsamında düzenlediği “Kent ve Elektrik Sempozyumu”nda sunulan bildiriler kitaplaştırılarak yayımlandı. Kitapta, deprem ve kent, afetlerde elektrik elektronik sistemleri sorunları ve çözümleri, kent ve yapı yüzü aydınlatması, akıllı ulaşım sistemleri, aydınlatma kirliliği, dağıtım şirketleri, tüketiciler ve belediyelerin sorumlulukları gibi konularda değerlendirmeler yer alıyor.
EEMKON Düzenleme Kurulu tarafından kaleme alınan sunuş yazısında, Kent ve Elektrik Sempozyumu’nun 5 oturum, 1 forum ve 1 özel sunum olarak gerçekleştiği belirtiliyor. Sempozyumun, elektrik elektronik mühendisliği alanlarının, kent ve yaşamı doğrudan etkileyen diğer mühendislik ve sosyal alanlarla ortaklaştığı bir platform olduğu kaydedilen yazıda, şu görüşler dile getiriliyor:
“Ülkemizde yaşanan hızlı kentleşme, beraberinde kentlerde yaşanan sorunların dağ gibi büyümesini de getirmektedir. Deprem kuşağında olan ülkemizde pek çok şehrimiz doğal afetlerle sık sık karşılaşmakta, buna karşılık elektrik ve iletişim için gerekli ve yeterli tedbirler alınmakta mıdır? Aydınlatma konusunda hazırlanmış bir master plan olmaması; trafikte, güvenli yaya ulaşımında ve yapılan kötü uygulamalarla oluşan ışık kirliliği her türlü canlının yaşamını olumsuz olarak etkilemektedir. Tarihi binaların keyfi aydınlatılması da özellikle kültürel mirasımızın kent yaşamındaki yerini giderek yok etmektedir.”
Bu konularda devlet, yerel yönetimler ve ilgili dağıtım şirketlerinin görevlerinin ne olduğu, kentsel dönüşümdeki altyapı problemleri ve enerji planlaması için neler yapıldığı sorularının yöneltildiği yazıda, inşaat sektörünün hızla ve plansız büyümesinin de sahalardaki iş cinayetleri ve kazalarda büyük artışlara neden olduğuna dikkat çekiliyor. “Kullandığımız enerjinin bedelleri uygun mu? Tüketici duyarlılıkları dikkate alınıyor mu?” denilen yazıda, sempozyumda birçok soruya yanıt ve çözüm önerileri arandığı ve önemli sonuçlara ulaşıldığı belirtiliyor.
Kitap başkanlığını Yıldız Teknik Üniversitesi’nden (YTÜ) Prof. Dr. Rengin Ünver’in yaptığı, YTÜ’den Prof. Müjgan Şerefhanoğlu Sözen, Yüksek Mimar Sümeyra Çam Gün ve Arş. Gör. Yüksek Mimar Esra Küçükkılıç Özcan’ın bildirilerinin paylaşıldığı “Kent ve Yapıyüzü Aydınlatması” oturumu ile başlıyor.
Okan Üniversitesi’nden Prof. Dr. Orhan Alankuş’un yönettiği “Akıllı Ulaşım Sistemleri” başlığını taşıyan ikinci oturum kapsamında ise Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’ndan Aysu Müge Yeşil, ODTÜ’den Doç. Dr. İlkay Ulusoy, İSBAK’tan Dr. Fatih Gündoğan ve ODTÜ’den Oruç Altıntaşı’nın değerlendirmeleri aktarılıyor.
Daha sonra Doğuş Üniversitesi’nden Prof. Dr. Barış Çoban’ın yönetiminde gerçekleştirilen “Gözetim Toplumu Forumu”nun ses dökümleri okuyucu ile paylaşılıyor.
Kitap “Kent ve Elektrik Bildiri Oturumu” ile tamamlanıyor. EMO’dan İsa Güngör’ün yönettiği oturum kapsamında, Aksaray Üniversitesi’nden Yasin Bektaş ve Ankara Üniversitesi’nden Taner Dindar’ın “Işık Kirliliğine Doğru Aydınlatma Çözümleri ve Enerji Tasarrufu”; Elektrik Y. Mühendisi Hüseyin Arabul’un da “Yeni Nesil Polimer İzolatörlerin Tasarım ve İmalat Teknolojileri” konulu sunumlarına yer veriliyor.
Toplam 103 sayfadan oluşan kitabı, EMO İstanbul Şube Yayın Birimi’nden ve elektronik ortamda http://kitap. emo.org.tr adresinden edinebilirsiniz.
ELEKTRİK ve KONTROL
MÜHENDİSLİĞİ
SEMPOZYUMU BİLDİRİLER
KİTABI
Hazırlayan: EMO İstanbul Şube Yayımlayan: EMO İstanbul Şube Yayın No: GY/2017/678 ISBN: 978-605-01-1015-9 Baskı: 1.Baskı, İstanbul- Nisan 2017
EMO İstanbul Şubesi’nin 19-21 Kasım 2015 tarihleri arasında Elektrik Elektronik Mühendisliği Kongresi (EEMKON 2015) kapsamında düzenlediği “Elektrik ve Kontrol Mühendisliği Sempozyumu” kitaplaştırılarak okuyucuya sunuldu. Kitapta, Türkiye ve dünyada akıllı şebekelerin durumu ve gelecek öngörüleri, Endüstri 4.0, yeni binalarda yapısal kablolama sistemleri tasarımı, enerji verimliliği ve yönetimi, savunma sanayinin bugünü ve geleceği konularında sunulan bildiriler aktarılıyor.
EEMKON 2015 Düzenleme Kurulu sunuş yazısında, milattan önce 3. yüzyıldan itibaren geri besleme kavramı ile geçmişin ihtiyaçlarını çözen; günümüzde ise elektrik, elektronik, mekanik ve bilgisayar kapsamlı endüstriyel üretim sistemlerinin planlanan şekilde çalışmasını sağlayan teknolojileri üreten ve uygulayan mühendislik dalının, kontrol mühendisliği olarak yaşamımızda yer aldığına dikkat çekiliyor.
Kitapta, sempozyumda “Elektrik Kontrol Mühendisliği” başlığı altında yapılan 5 ayrı oturuma yer veriliyor. İlk oturumda “Üretim Entegrasyonları ve Akıllı Şebekelerin Rolü, Endüstriyel Tesislerin Elektrik Sistemlerinde Enerji Sürekliliğinin ve Güvenilirliğinin Sağlanması, Küçük Ölçekli Bir Rüzgar Türbininin Gerçekleştirilmesi” konuları işleniyor. İkinci oturumda “Transformatörlerin Sinüzoidal Olmayan Şartlarda Azami Yüklenme Oranı Hesabı, İki Dağıtım Transformatörünün Kayıplarının Analizi ve Karşılaştırılması, Elektrik Şebekeleri ve Afet, Yerel Elektrik Santrallerinin Dağıtım Sistemine Yerleştirilmesinde Duyarlılık İndisinin YAK Algoritmasına Etkisinin İncelenmesi” başlıklı sunumlar aktarılıyor.
Üçüncü oturumda, “Düşük Maliyetli Bir Stewart Platformu Prototipi, Modern Elektrik Şebekeleri İçin PTP (IEEE 1588) Zaman Sunucusu, Kocaeli’de Yenilenebilir Hibrit Enerji Kaynakları ile Beslenen DC Konutlarda Akıllı Enerji Depolama ve Yönetim Sistemi, Yeni Nesil Uçak Elektroniği ve Modernizasyonu, Kaçak Akım Rölelerinin Hatalı Çalışmalarına Etki Eden Faktörlerin Simülasyonla İncelenmesi” konulu bildiriler okuyucuya aktarılıyor.
Dördüncü oturumda “Türkiye’de Elektrik Elektronik ve Bilgisayar Mühendislik Eğitimi, Aşırı Öğrenme Makinesi ve Derin Boltzmann Makinesi Üzerine Bir İnceleme, Kurşun-Asit Batarya Şarjı için DA-DA Buck Dönüştürücü Tasarımı ve Gerçeklenmesi, Simülasyonda Robotlu Uygulama” başlıklı bildiriler yer alıyor.
Beşinci oturumda da “Enerji Yatırım ve Verimlilik Projelerinin Sıfır Noktasında Karar Vermeye Dönük Mühendislik Değerlendirme Kriterlerinin İncelenmesi, Yenilenebilir Enerji Üretiminde Gazlaştırma Teknolojisi ile Biyokütle Kullanımı, CNC Torna ve İşleme Merkezi Kontrol Sistem Tasarımı, Yük Altında Kademe Değiştirici Transformatörler İçin Çok Katmanlı Yapay Sinir Ağı Tabanlı Kontrolör Tasarımı” bildirileri sunuluyor.
Sempozyum kapsamında gerçekleştirilen “Endüstri 4.0” paneli ve “Yabancı Çağrılı Oturum”daki “Yeni Binalarda Yapısal Kablolama Sistemleri Tasarımı, Rekabetçi Ortamda Avrupa Elektrik Tedarikçilerinin İncelenip İrdelenmesi, Eve Kadar Fiber Uygulamalarında Ortak Kablolama Platformu (FTTH), Seismic Test and Analysis for 72.5kV GIS (Gas Insulated Switchgear)” konulu sunumlar da paylaşılıyor.
“Savunma Sanayinin Bugünü ve Geleceği” başlıklı panelde yapılan sunumların da aktarıldığı toplam 257 sayfadan oluşan kitaba, EMO İstanbul Şube Yayın Birimi’nden ve elektronik ortamda; http://kitap.emo.org.tr adresinden ulaşabilirsiniz.
www.misem.org.tr
2016 348EĞİTİM 6316KATILIMCI
2013 282EĞİTİM 4441KATILIMCI
2010 166EĞİTİM 2782KATILIMCI
2007 163EĞİTİM 3813KATILIMCI
43EĞİTİM 749KATILIMCI
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 45. DÖNEM KURULLARI
EMO YÖNETIM KURULU
HÜSEYİN YEŞİL
BAŞKAN YRD. BAHADIR ACAR
HÜSEYİN ÖNDER
İBRAHİM AKSÖZ
YUSUF GÜNDOĞAN
KADİR ÖZKAN
KÜBÜLAY ÖZBEK
EMO ONUR KURULU
EMO DENETLEME KURULU
NAZMİYE RAHİME TİĞREK GİYASİ GÜNGÖR
İRFAN ŞENLİK
MUSA TAŞ
TMMOB YÖNETIM KURULU ÜYESİ CENGİZ GÖLTAŞ
SUAT YILMAZ
ERDAL ARSLAN
İSA GÜNGÖR ERHAN KARAÇAY
AHMET YILMAZ BARIŞ ÇORUH
TMMOB YÜKSEK ONUR KURULU ÜYESİ YUSUF BOZKURT
AHMET TURAN AYDEMİR NACİ BASMACI
TMMOB DENETLEME KURULU ÜYESİ MUSTAFA ASIM RASAN
ADANA BAŞKAN YAZMAN SAYMAN BAŞKAN YARDIMCISI Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MEHMET MAK İLHAN YILDIRIM İBRAHİM EFDAL ÇİÇEKDEMİR DERYA OLPAK KADEŞ BİLAL TANBUROĞLU TURGAY KÖKTEN MEHMET ÇAĞRI ÇETİNER ALİ ERASLAN ŞÜKRÜ SARIMSAKCI MEVLÜT BULGUR
DİYARBAKIR BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MEHMET ORAK NEVAL ŞİMŞEK MEHMET CEYLAN ALİCAN ÇETİNKAYA ARMANC EŞİN VAHDETTİN YETKİN CENGİZ ACAR MEHMET VEYSİ ÇEVRİM YUSUF KEMAL IŞIK MEHMET GARİP AY
KOCAELİ
AHMET SÖZEN
BAŞKAN YARDIMCISI EMRULLAH ÇEVİRME
KAMİL ERBAY
ÇİĞDEM GÜNDOĞAN TÜRKER
Yönetim Kurulu Üyesi YASİN ARIKAN
Yönetim Kurulu Üyesi KAZİM POLAT
Yönetim Kurulu Üyesi MUSTAFA AYDIN
ANKARA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
FATİH KAYMAKÇIOĞLU ŞAKİR AYDOĞAN ALAATTİN ALİ YOLCU GÖKHAN HÜZMELİ ŞULE ARSLAN ONUR KOÇAK BARÇA GÜNEY İBRAHİM SARAL SADRETTİN EREN ATİLA DEMİRCİ
ESKİŞEHİR BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MERSİN
HAKAN TUNA
ENDER KELLECİ
CUMHUR BURAK ÇIRAKOĞLU YAZMAN
ONUR OLUKLULU
ALKAN ULUKOCA
ZELİHA AZİRET
AYKUT KADİR KOZANDAĞI Yönetim Kurulu Üyesi
İRFAN SATIR
MAHMUT UĞUR KOLCA
FERHAT TABAK
SEYFETTİN ATAR ALKAN ALKAYA HASİP SELÇUK İSMAİL ALKAYA HANİFİ YAYICI AHMET SERT UMUT TEMİZKAN SAFFET ÖZDEMİR CANER DOĞRU VEYSEL BAYSAL
ANTALYA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
İLHAN METİN ŞABAN TAT ÇİĞDEM IŞIKYÜREK MURAT SÖNMEZ FERHAT YAMAK ÖZLEM TEMEL BIYIKLI EROL YALÇIN ERTUĞRUL GAZİ ÜNAL SUAT KAŞ TARIK ATAKUL
GAZİANTEP BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
İSLİM ARIKAN MUZAFFER ÖZTURAN MUSTAFA ÇELİKKOL BÜLENT DAŞOLUK HALİL İRFAN TUZCU BÜNYAMİN SAĞLAM KEMAL TANKUT HALİL UĞUR KALENDER KORKMAZ MEMİK DEMİR
SAMSUN
MEHMET ÖZDAĞ
BAŞKAN YARDIMCISI ADNAN KORKMAZ
MURAT KARDAŞ
TARIK TARHAN
Yönetim Kurulu Üyesi ERCAN İŞCİ
Yönetim Kurulu Üyesi TAMER BİLAL
Yönetim Kurulu Üyesi İBRAHİM DENİZ SAYGILI
ALİ KOÇ
HASAN KABLAN
GÜL GÜNEŞ HÜLYA YALIN
BURSA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
REMZİ ÇINAR TUNÇ ALADAĞLI AYTAÇ SEVİM BURAK ÖZGEN SEDAT GÖKMENOĞLU OSMAN AYKUT BAŞKAN MUTLU YILMAZ SABİHA CESUR HALİL İBRAHİM BAKAR KEMAL RODOPLU
İSTANBUL BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
TRABZON
EROL CELEPSOY
HÜSEYİN ERGUN DOĞRU
TAYFUN İŞBİLEN
TUĞÇE ÇAKIRCA EKŞİOĞLU SAYMAN
HASAN ECE
DAĞISTAN BEKİROĞLU
MUSTAFA BULUT
MEHMET ÇAĞDAŞ
GANİ AKSU
GÖKHAN SERDAR ÖZCANLAR ŞUBE DENETÇİSİ
HASAN KARAL HALİL İBRAHİM OKUMUŞ ADEM YARDIM EMRE AKYÜZ HÜSEYİN KARASOY TUNCAY DEĞERMENCİ ÖZER ÖZTÜRK VOLKAN ÇOLAK MURAT GÜNAYDIN MUHAMMET BAKİ
DENİZLİ
BÜLENT PALA
BAŞKAN YARDIMCISI EYLEM ÖLMEZOĞLU POYRAZ
ARİF DÖNMEZ
FATİH MARDİNOĞLU
Yönetim Kurulu Üyesi BURCU CEREN SARIOĞLU
Yönetim Kurulu Üyesi MUSTAFA DEVECİ
Yönetim Kurulu Üyesi MAHMUT KAYA
HAKAN ETHEM DEMİRHAN
ŞUBE DENETÇİSİ-YEDEK ERDEM DURMAZ
ŞUBE DENETÇİSİ-YEDEK TURAY VOLKAN AYANOĞLU
İZMİR BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MAHİR ULUTAŞ MÜKREMİN ZÜLKADİROĞLU CEVAT ŞAHİN HASAN ŞAHİN MEHMET GÜZEL SEMRA YAMİŞ Z. FERYAL GEZER ALİ FUAT ÖZBAY AHMET ÖZTÜRK HÜRRİYET ŞİMŞEK
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI ŞUBELERİ
ADANA ŞUBE
ADRES: Güzelyalı Mah. 81098 Sokak No: 1 Çukurova-Adana TELEFON: +90 322 4583838 FAKS: +90 322 4582450 GSM: +90 533 7228001 E-POSTA: [email protected]
ANKARA ŞUBE
ADRES: Ihlamur Sokak No: 10/1 Kızılay Çankaya- Ankara TELEFON: +90 312 2314474 FAKS: +90 312 2321088 GSM: +90 530 7730937 GSM: +90 530 7730938 E-POSTA: [email protected]
ANTALYA ŞUBE
ADRES: Meltem Mah. 3. Cd. 3808 Sk. No: 20 Antalya TELEFON: +90 242 2376045 FAKS: +90 242 2376047 GSM: +90 530 7730944 GSM: +90 530 7730943 E-POSTA: [email protected]
BURSA ŞUBE
ADRES: Bursa Akademik Odalar Birliği Yerleşkesi (BAOB) Odunluk Mah. Akademi Cad. No: 8 16040 Merkez-Bursa TELEFON: +90 224 4511212 FAKS: +90 224 4519899 E-POSTA: [email protected]
DENİZLİ ŞUBE
ADRES: Atatürk Blv İn-Ba İş Mrk. K6 No: 32 Denizli TELEFON: +90 258 2425555 FAKS: +90 258 2418832 E-POSTA: [email protected]
DİYARBAKIR ŞUBE
ADRES: Aliemiri 4. Sokak Müge 6 Apartmanı Kat:1 No: 2 Yenişehir-Diyarbakır TELEFON: +90 412 2284620 GSM: +90 530 7730942 E-POSTA: [email protected]
ESKİŞEHİR ŞUBE
ADRES: İstiklal Mah. Şair Fuzuli Cad. Özkal İşm. No:36 K:2 D:1 Odunpazarı-Eskişehir TELEFON: +90 222 2319447 FAKS: +90 222 2319447 GSM: +90 530 7730947 GSM: +90 541 2319447 E-POSTA: [email protected]
GAZİANTEP ŞUBE
ADRES: Emek Mah. 19019 Sk. No: 34/B Şehitkamil-Gaziantep TELEFON: +90 342 3219080 FAKS: +90 342 3229977 GSM: +90 533 5713550 E-POSTA: [email protected]
İSTANBUL ŞUBE
ADRES: Ergenekon Mah. Cumhuriyet Cad. Adlı Han 173/3 Harbiye 34367 Şişli-İstanbul TELEFON: +90 212 2591150 FAKS: +90 212 2583655 GSM: +90 530 7730925 GSM: +90 530 7730926 E-POSTA: [email protected]
İZMİR ŞUBE
ADRES: 1337 Sk. No: 16 Kat:8 Ashan Çankaya-İzmir TELEFON: +90 232 4893435 FAKS: +90 232 4454949 GSM: +90 530 7730952 GSM: +90 530 7730953 E-POSTA: [email protected]
KOCAELİ ŞUBE
ADRES: Ömerağa Mah. Naci Girginsoy Sk. No: 15/3-4 İzmit-Kocaeli TELEFON: +90 262 3254122 FAKS: +90 262 3245456 GSM: +90 530 7730954 GSM: +90 530 7730955 E-POSTA: [email protected]
MERSİN ŞUBE
ADRES: Limonluk Mah. 2417 Sk. No: 5 Yenişehir-Mersin TELEFON: +90 324 3276871 FAKS: +90 324 3276873 GSM: +90 530 7730956 E-POSTA: [email protected]
SAMSUN ŞUBE
ADRES: Bahçelievler Mah. Gazanhan Sokak No: 6 Kat: 2-3 Samsun TELEFON: +90 362 2311977 FAKS: +90 362 2315131 E-POSTA: [email protected]
TRABZON ŞUBE
ADRES: İskenderpaşa Mah. Bayraktarlar İş Merkezi Kat:3 No: 64 Trabzon TELEFON:+90 462 3221395 FAKS:+90 462 3265092 E-POSTA: [email protected]
Temsilcilik Adı
Adıyaman Temsilciliği Afyon İl Temsilciliği Ağrı Temsilciliği Akhisar İlçe Temsilciliği Aksaray İl Temsilciliği Akşehir İlçe Temsilciliği Alanya Temsilciliği Alaşehir İlçe Temsilciliği Aliağa İlçe Temsilciliği Amasya Temsilciliği Anamur Temsilciliği Artvin Temsilciliği
Şubesi
Gaziantep Ankara Diyarbakır İzmir Ankara Ankara Antalya İzmir İzmir Samsun Mersin Trabzon
Aydın İl Temsilciliği Ayvalık Temsilciliği Bakırköy Temsilciliği Balıkesir Temsilciliği Bandırma Temsilciliği Bartın Temsilciliği Batman Temsilciliği Bayburt Temsilciliği Bergama İlçe Temsilciliği Biga Temsilciliği Bilecik Temsilciliği Bitlis Temsilciliği
İzmir Bursa İstanbul Bursa Bursa Kocaeli Diyarbakır Trabzon İzmir Bursa Eskişehir Diyarbakır
Bodrum Temsilciliği Bolu Temsilciliği Burdur Temsilciliği Çanakkale Temsilciliği Çankırı İl Temsilciliği Çerkezköy Temsilciliği Çorlu Temsilciliği Çorum Temsilciliği Didim İlçe Temsilciliği Düzce Temsilciliği Edirne Temsilciliği Edremit Temsilciliği Elazığ Temsilciliği Elbistan Temsilciliği Ereğli İlçe Temsilciliği Erzincan İl Temsilciliği Erzurum İl Temsilciliği Fethiye Temsilciliği Finike Temsilciliği Gebze Temsilciliği Gemlik Temsilciliği Giresun Temsilciliği Gölcük Temsilciliği Gümüşhane Temsilciliği Hakkari Temsilciliği Hatay Temsilciliği Iğdır Temsilciliği Isparta Temsilciliği İnegöl Temsilciliği İskenderun Temsilciliği Kadıköy Temsilciliği Kahramanmaraş Temsilciliği
Denizli Kocaeli Antalya Bursa Ankara İstanbul İstanbul Samsun İzmir Kocaeli İstanbul Bursa Diyarbakır Gaziantep Ankara Ankara Ankara Denizli Antalya Kocaeli Bursa Trabzon Kocaeli Trabzon Diyarbakır Adana Trabzon Antalya Bursa Adana İstanbul Gaziantep
Temsilci ve Yardımcıları
Mustafa Murat Ertürk, Derya Demir, Vahap Yıldırım, Mustafa Öztürk, Rıza Durmuş Çetin İnce, Cihan Şahin Mahmut Özhan, Çağlar Kılıç, Ferhat Özkan Çapar, Hamit Sönmez, Muhammed Onur Polat Sedat Özcan Faruk Bozkurt, Ramazan Koçak, Volkan Yüksel, Yılmaz Öngün Cihan Demiral, Taner Somuncu, Mustafa Aykut Başoğlu Umut Mirioğlu, Ali Aras Akif Çınar, Hüseyin Cahit Kılınç Murat Kuzumoğlu, Ferhat Lek Metin Ahsen Durusoy Ufuk Katık, Ahmet Onur Kırılmaz, İbrahim Çağdaş Arıcı Ahmet Faruk Açıkgöz, Fatih Yaşar
Haluk Demirci, Halil Yorgalı, Orhan Arslan, Salih Eğerci, Ergün Evran Mesut Nail Akın, Erol Kınık Rasim Doğan, Reşat Murat Görgü, Ziya Torun Mehmet Nazmi Kacar, Selçuk Savaş, Mehmet Faik Şenergin, Yahya Tosun, Özer Doğmuş Murat Yazıcı, Nergis Güney, Mutlu Onganar, Melike Dönmez, Tayfun Tutar Mahmut Demirok, Necmettin Samancıoğlu, Mustafa Dinçer, Cahit Bilal İbrahim Yıldız, Seyithan Kaya, Çidem Cansağ, Bilal Altunç, Fırat Altun Ozan Özkan, Fatih Korkusuz, İsmail Kelleci Nadir Gergin, Ali Bayram Serkan Yılmaz, Selin Nehir Suat Zafer Meriçelli, Erdem Gedik Umut Selçin, Abdullah Aktaş, Mehmet Sakin Yılmaz
İsmail Sever, Hikmet Arslanparçası, Tanın Sanlı, Mehmet Ali Timurhan, Temel Özenmiş İsmail Doğandor, Erman Esentepe, Murat Armutcu Mehmet Çığrı, Meltem Güler Erkan Güçyetmez, Görkem Arslan, Yücel Yaşar, Ali Rıza Sağcan, Mehmet Köşkeroğlu İsmail Ulutaş Ahmet Çuhadaroğlu, Erol Çetinkaya, Cemal Demir, Zafer Tokuç Muharrem Okur, Doğan Turgut, Seyit Ahmet Bak, İsmail Bul, Adnan Haluk Erkan Aydın Taşkın Nuran Aslan, Yakup Erkan Erol Topuz, Hakan Çelik, Okan Eren Kuru, Ahmet Serdar Erdem, Abdurrahman Güneş Tarık Etker, İsmail Arda, Özgür Mercanlı Veysel Çağlar, Işık Çoban Serhat Bilgi Özer, Selahattin Yıldız, Selcen Aydoğmuş Abdurrahman Şakalar, Turgut Taşolar, Hüseyin Bayır Ali Turhan, İsmail Yalçın Ayhan Uytun, Recep Karakoç, Ümit Aykan Namiye Sınırkaya, Emre Doğan, Ömer Yaşa Veli Önver, Sermet Mustafa Ünel, Muzaffer Lük, Damla Olgun Doğan Yıldırım, Ramazan Oktay Veysel Suludere, Murat Korkmaz, Murat Çiftçi, Mehmet Cüneyt Tüfekçioğlu, Pınar Demir Aziz Cem Erbakan, Fatih Ulamış, Mustafa Öztürk, İsmail Hakkı Carus Tacettin Özkılıç, Beytullah Özbayram Hayri Saral, Recep Vasfi Sıvış, Gürcan Deniz Hakan Bilgiç Adem Çatal, Özgen Canan, Hamdullah Temel, Evren Taş Ali Doran, Hasan Horoz, Mustafa Temiz, Cem Hüzmeli, Adnan Orukoğlu İbrahim Akkuş Güner Merdan, Yavuz Büyükbayram, Mehmet Çallıoğlu Doğan Temizkan, Sinan Özen, Metin Balaban Ahmet Bülent Bozdoğan, Kenan Sapmaz, Cemil Reyhaniye, İlter Tellioğlu Recep Cem Erkanlı, Mahmut Serhat Demirhan, Saadet Nuruilah Güleç, Nermin Verdi ,Bahattin Uylukçu, Bünyamin Sağlam, Mustafa Şekkeli, Kalender Korkmaz Ahmet Serdar Yılmaz
Temsilcilik Adresi
Yavuz Sultan Selim Mah. Mehmet Akif Cad. No:7 Dumlupınar Mah. 2. Cad. No:23/3 Tokman Apt Cumhuriyet Cad. Ağrı Ticaret Merkezi K:3 No:22 Paşa Mah. 28. Sokak No:12/B Nolu Belediye İşhanı Sarraflar Cad. K:2 .3 Cevdet Köksal Cad. No:7 Kadıpaşa Mah. Sugözü. Cd. Yılmaz Apt. No:87/1 Beşeylül Mah. Hanlar Cd. No:75 Kurtuluş Mah. Fevzipaşa Cd. No:108/A Ziyapa Cad. Özkök İşmerkezi No:17/8-4 Yeşilyurt Mahallesi Kıbrıs Caddesi Cumhuriyet Apt. No:58/C .Orman Bölge Müdürlüğü Makine İkmal Şb. Müdürlüğü Çarşı Mah. İnönü Cad No:71 Merkez Kurtuluş Mah. 32. Sok. No:35/A Sural Pasajı No:48 Zeytinlik Mah. Cumuriyetçi Sok. N:10 K:4-5 Dumlupınar Mh. Yazıcı-Sunak Sk. Emir İşhanı K:4 No:11 Paşakent Mahç Şehit Şener Köksal Cad. Pervin Sitesi No:6/A-31 Kırtepe Mah. Cumhuriyet Cad. Ağah Bey İş Merkezi 1.Kat No:12 Meydan Mah. 2000 İş Merkezi K:4 No:410 Türk Telekom A.Ş. Bayburt İl Müdürlüğü Yeni Belediye İşhanı Zemin Kat No:12 Hamdibey Mh. İnönü Cd. No:60 Biga/Çanakkale Gazipaşa Mah. Atatürk Bulv. No:3 K:2 D:22 Bilecik/Merkez An Teiaş 17. İletim Tesisi ve İşletme Grup Müd. Tatvan Bakım ve İşletme Fatih Mah. Yeni Sanayi Yanı Temel Yapı İş Mkz. Toplu Konut Alanı K:2 No:1 Tabaklar Mah. Ferit Talay Cad. Turisa Apt.61/1 Burç Mh. 2. Tuna Sok. Sıla Apt. No:6/B Barbaros Mahallesi Troya Caddesi Yaşam Evleri D Blok No:2 Buğday Pazarı Mah. İş Kur İş Hanı No:7/69 Gazi Mustafa Kemal Paşa Mah. Öztrak Cad. Doğramacı Apt. No:4 Daire:2 28/2:Eski Hükümet Cad. Kurtgöz İşhanı No Gazi Cd. Mahmut Akaydın İş Merkezi No:17 K:7/23 Cumhuriyet Mah. İnönü Bulv. No.150/A 2.Kat 129.Kültür Mh. İstanbul Cd. Spor Sk. İbrahimoğlu İş Merkezi N Mithatpaşa Mh. İnönü Cad. Erdi Apt. K:1 No:1 İnönü Cd. 1. Sk. No:9 Kat:1 İzzetpaşa Mh. Şehit Binbaşı Sabri Sk. No:1/2 Güneşli Mah. Mevlana Cad. Kale İş Merkezi No:1/11 K:2 25:No 2:Rasim Erel Cad. Kılıçhan İşhanı Kat Ordu Cad. Selimoğlu İşhanı No: 222 Vani Efendi Cad. Fırat İşmerkezi No:4 Daire:1 Yakutiye/Erzurum Tuzla Mah. 557. Sokak Emelim Yapı Koop. No:9 D:3 2/1 :Cumhuriyet Cad. Sarıbey İşhanı K Tmmob Binası Adliye Cad. No: 25 0262 6444825 Gemlik/Bursa 8:No 1.İstiklal Cad. Irmak Sk.Batum İşh.K Anayurt Yapı Denetim Gazi Cad.Kapu Mah.No:81/2 Merkez Mh. 19 Mayıs Cd. N.2/D Gölcük Karaer Mah. Atatürk Cad. No:60 K:2 Telekom İl Müdürlüğü Tekre Kavşağı Armutlu Mah. Ufuk Sokak No:28 Söğütlü Mah. Rıza Yalçın Cad. Mevlana Sok. No:8 1 Yayla Mah. 130. Cad. No :10 Gürcan Apt. Kat Osmaniye Mh. Şebboy Cd. Orkide Sokak No: 3 41:D 1:K 19:Çay Mah. Tayfur Sökmen Bulvarı İskenderun Plaza No Kozyatağı Mah. Çardak Sok. Şaşmaz Sitesi B1 Blok No:2 Daire 10 11/3:Fatih İşhanı K 18:İsmetpaşa Mah.Yeni Hükümet Cad. No
Temsilcilik Telefon 2131603 416 2140555 272
Temsilcilik Faks 2140975 416 2142730 272
4137368 236 2127176 382 8133159 332 5119377 242 6537665 236 6165856 232 2122067 358 8148088 324 2126661 466
2124762 256 3124658 266 5612101 212 2442297 266 7136251 266 2278075 378 2133230 488 5553000 458 6320481 232 3165028 286 2127570 228
8133637 332 5119377 242 6537665 236 6165857 232
8148088 324 2126619 466
3121251 266 5438434 212 2390450 266 7136251 266 2278095 378
5551015 458 6332878 232 3167950 286 2127570 228
3171501 252 2123435 374 2331116 248 2123399 286 2132405 376 7267017 282 6531666 282 2240406 364 8111838 256 5247404 380 2136915 284 3739589 266 2386557 424 4132244 344 7134454 332 2142212 446 2384077 442 6123040 252 8555434 242 6432805 262 5133177 224 2124032 454 4123865 262 2131678 456 5551000 438 2253300 326 2261853 476 2183352 246 7123659 224 6136382 326 3899595 216 2259609 344
3171501 252 2123435 374 2331116 248 2183252 286 2132405 376 7267017 282
2240406 364 8111838 256 5247404 380 2122680 284 3737806 266 2380272 424
7134454 332 2142212 446 2384077 442 6123040 252
6444826 262 5133177 224 2124032 454 4133215 262 2131678 456 5551000 438 2251300 326
2183352 246 7123651 224
3896464 216 2219955 344
Karabük Temsilciliği Karadeniz Ereğli Temsilciliği Karaman Temsilciliği Kars Temsilciliği Kartal Temsilciliği Kastamonu İl Temsilciliği Kayseri İl Temsilciliği Kemalpaşa İlçe Temsilciliği Keşan Temsilciliği Kırıkkale İl Temsilciliği Kırklareli Temsilciliği Kırşehir İl Temsilciliği Kilis Temsilciliği Konya İl Temsilciliği Kuşadası İlçe Temsilciliği Kütahya Temsilciliği Lüleburgaz Temsilciliği M.Kemalpaşa Temsilciliği Malatya Temsilciliği
Kocaeli Kocaeli Mersin Trabzon İstanbul Ankara Ankara İzmir İstanbul Ankara İstanbul Ankara Gaziantep Ankara İzmir Eskişehir İstanbul Bursa Diyarbakır
Manavgat Temsilciliği Manisa İl Temsilciliği Mardin Temsilciliği Marmaris Temsilciliği Milas Temsilciliği Muğla Temsilciliği Nazilli İlçe Temsilciliği Nevşehir İl Temsilciliği Niğde Temsilciliği Ordu Temsilciliği Ortaca Mesleki Denetim Bürosu Osmaniye Temsilciliği Ödemiş İlçe Temsilciliği Polatlı İlçe Temsilciliği Rize Temsilciliği Sakarya Temsilciliği Salihli İlçe Temsilciliği Silifke Temsilciliği Sinop Temsilciliği Sivas İl Temsilciliği Soma İlçe Temsilciliği Söke İlçe Temsilciliği Şanlıurfa Temsilciliği Şereflikoçhisar Mesleki Denetim Bürosu Şırnak Temsilciliği Şişli Temsilciliği
Antalya İzmir Diyarbakır Denizli Denizli Denizli İzmir Ankara Mersin Samsun Denizli
Adana İzmir Ankara Trabzon Kocaeli İzmir Mersin Samsun Ankara İzmir İzmir Diyarbakır Ankara
Diyarbakır İstanbul
Tarsus Temsilciliği Tekirdağ Temsilciliği Tire İlçe Temsilciliği Tokat İl Temsilciliği
Mersin İstanbul İzmir Ankara
Torbalı İlçe Temsilciliği Tunceli Temsilciliği Turgutlu İlçe Temsilciliği Uşak Temsilciliği Van Temsilciliği
İzmir Diyarbakır İzmir Denizli Diyarbakır
Yalova Temsilciliği
Bursa
Yozgat İl Temsilciliği Zonguldak Temsilciliği
Ankara Kocaeli
Mehmet Erol, Ahmet Bürümcek, Sadık Ketenci Mehmet Ali Karanfil, İbrahim Etem Özdemir, Hüseyin Nail Zobu Bünyamin Selvi, Ümit Şimşek Nizamettin Kara, Demirel Öncül, Yusuf Turna, Göksel Ubiç Ali İyikan, Harun Baş, Kenan Atasoy, Tuncay Özkoç, Nizamettin Demirci Metin Uzunkara, Ertuğrul Durna, İsmail Hakkı Özcebeci Mehmet Erdoğan, Ahmet Kemaleddin Gülcüoğlu, Özden Koparan ,Mükremin Zülkadiroğlu, Levent Özcan Ömer Bağcıoğlu, Şahin Gökhan Kara, Mustafa Kemal Tezcan, Can Meriç Niyazi Çopur, Fahriye Günaydın, Özgür Karagülle Can Yazıcı, Nilgün Elçi Mustafa Akgül, Barış Ordu Mehmet Aşkın, Halil İbrahim Yeşildal Ali Kemal Başaran, Sait Şahin, Hacı Mehmet Azizoğlu, Mehmet Karabacak Ergun Sakarya, Burak Nalbantoğlu, İbrahim Kovancı Yaşar Varmaz, Sadettin Ayman Yaman Uçar, Mustafa Arı, Bülent Zafer Seber, Emrah Yiğit, Erhan Büyükyılmaz Kemal Şenışık, Necmi Kenar, Fikret İlter ,Hatice Bilge Çakır, Mehmet Zeki Hedekoğlu, Mehmet Bölükoğlu, Didem Ağdağ Murat Köseoğlu ,Abdullah Cengiz, Abdullah Aydın Demirhan Gözaçan, Mehmet Zafer Önceyiz, Melih Cem Kara, Erdoğan Koldaş, Doruk Yavaş Neslihan Çiçek, Serhat Ceylan, Murat Taş Fahri Erdinç Ünal, Ozan Eryavuz, Hayrettin Yalçın Yaylalı Emrullah Tuna, Gürcan Özer Muhsin Tarık Madran, İsmail Orkun Yılmaz, Filiz Danış, Mehmet Kürşad, Buğra Dursun Mustafa Gürhan Şenbak Tamer Kaçak, Ali Babaoğlu, Özlem Bahadır, Yüksel Duruer Işık Öztürk, Cihan Ekebaş, Sibel Songur Volkan Türkmen, Barış Türker, Mehmet Akçiçek Reşat Kundakçı
Fatma Aki, Arda Candemir, Hasan Döner Mete Önbaşlı, Hüseyin Seçen, Erkan Acar Ahmet Konuk, Ümit Çeliker Mehmet Aygün, Mehmet Aydın, Serkan Birben Halil Atay, Bilgin Köroğlu, Zakir Onur Şenel, Turgay Demirgövde, Şamil Aykut Azim Şahin, Teoman Abrak Ekrem Onur Kozan, Doğan Sayar, Emin Ümit Gür Koray Keseroğlu, Saygın Doğan Ahmet Şenyurt, Sevgi Yörük, Hüsnü Özdamar, İsmet Çağlayan Taylan Onur Zeybekoğlu, Cem Tabak, Cumhur Çakır ,Mustafa Usluyüz, Tamer Dirmilli Necati Kırmızıtoprak, Mehmet Fatih Can, Ömer Bozdal, Hülya Tuğalan, Mehmet Emin Göllü Rüstem Koçak
Goman Sarıyıldız, Ahmet Açar, Rıdvan Erkul ,Mustafa Aydın, Hüseyin Özcan, Ahmet Cem Yazıcı, Alparslan Karaaslan Elif Ertikmen, Bilge Özkan, Egemen Kılıç Nuri Bayülgen Tamer Özdemir Nejat Bozkurt ,Doğan Atay, Süleyman Engin, Tuncay Arslan, Mustafa Zahid, Serkan Bilgiç ,Özcan Alabaş Hüsamettin Güner Yılmaz Gök, Cengiz Şimşek, Ali Şevket Sönmez Ercan Arslankeçecioğlu Birol Yıldırım, İrfan Yaşar Dukul, Devrim Helvacıoğlu, Aslı Demir, Burcu Naçar Süleyman Balkan, Sunullah Canbey, Mehmet Nuri Yavuz, Murat Aydıncioğlu, Yalçin Tokgöz
,Engin Çetinbaş, Ercüment Ekrem Bozkurt, Feridun Toparlak, Rezan Dikici, Gökhan Kaya Volkan Çelik, Metin Aydın Selcen Göksel Taşdan, İsa Köker, Recep Avcu Bülent Özgümüş, Hakan Kaya, Nuri Özel
1/3 :Hürriyet Cd. Mako İşhanı Kat Müftü Mah. Yemeniciler Sok. No:22 Kat:3 No:15 Tahsin Ünal Mah. Faik Kayserilioğlu Cd. Çakırlar İşh. K: 3 Aras Edaş Kars İl Müdürlüğü 4/18:Üsküdar Cad. Uras İş Merkezi No Topçuoğlu Mah. Belediye Cad. Ekmekçiler İş Merkezi K:1 No:16/5 Serçeönü Mah. Ahmet Paşa Cad. Mühendisler İşhanı K:7 No:702 Kemalpaşa/İzmir 15:İzmir Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi Gazi Bulvarı No Yukarı Zaferiye Mahallesi Paşayiğit Cad No:32-A/103 Kat:4 Yenidoğan Mah. Barboros Hayrettin Cad. Özak Pasajı No:8 K:3 Karakaş Mah. Yeni Gürpınar Pasajı K:2 No:48 Ahi Evran Mahallesi M.Ali Yapıcı Bulvarı Kırşehir Apt. Kat:5 N:23
Nişantaşı Mah. Nüve İş Mkz. B Blk. K:7 No:704 Cumhuriyet Mah. Minare Sokak No:22 Kat:1 D:2 Atatürk Bulvarı Ali Kalfa Çarşısı 2 Blok K:3/1 Yeni Mah. Fatih Cad. No:35 K:2 Sabribey Mh. Demirciler Cd. No:2 Kat:2 Niyazi Mahallesi Mısri Cad. Topçuoğlu Apt. No:201/1 No:11
44:No 3:Atatürk Caddesi Eryıldız İş Merkezi K Anafartalar Mh. 1701 Sk. No:9/A.1 Karayolları Arkası Kültür İş Merkezi K:4 No:15 Yunus Nadi Cad. No:86 Armutalan Hacı İlyas Mahallesi Ulusal Egemenlik Caddesi Tuna İş Merkezi No:14/8 101/6 :Şeyh Mahallesi İsmet İnönü Caddesi Zihni Derin İşhanı No Altıntaş Mahallesi 147. Sokç No:5/B Yeni Kayseri Cd. Sahil İşhanı K:5 No:66 6:No 1:Esenbey Mh. Giray Sk.Bahadır İş Merkezi K Bahçelievler Mah. Yunus Emre Cad. No:50/A Yerbelen Mahallesi Muğla-Fethiye Karayolu Caddesi Tem Elektrik Blok No: 190 İç Kapı No: 3 Raufbey Mh. Alparslan Türkeş Cd. Görücüler Sitesi Zemin Kat No:95 Akıncılar Mah. Kültür Cad. Yağcı İşhanı No:4/Z-13 Yeni Mahalle Eti Caddesi No:63/1 Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. Rize İl Müdürlüğü 2:K 60:Karaağaç Cad. Özkaynak İşhanı No Mithatpaşa Mah. 18. Sok. No:4 K:2 Saray Mah. Sanatçılar 2 Sk. Mazhar Tol İş Hanı No:2/105 Sakarya Cad. Batur Sok. No:36 Sirer Cd. Çitil Apt. K:2 No:8 E.L.İ. Ege Linyitleri Müessese Müdürlüğü Kemalpaşa Mh. Ömer Koyuncu Cd. No:3/205 Bamyasuyu Mah. 147. Sok. Stad Apt. B Blok K:7 No:14 Ekici Tekke Çeşme Cd. Nevzat Tekin İşh. No:5/4
Şah Mahallesi Hökenek Caddesi Sarıyıldız Pasajı No:27 Perpa Ticaret Merkezi A Blok Kat: 14-Okmeydanı
Atatürk Cad. Yeni Ömerli Mah. Eliyeşil Apt. A Blok K:1 No:7 Belediye İşmerkezi N:604 Yeni Mah. Fevzipaşa Cad. No:9 K:2 Ali Paşa Mah. Mithatpaşa Cad. No:9 K:3
Tepeköy Mh. İnönü Cd. No:58 Tunceli İl Özel İdaresi Müdürlüğü Yılmazlar Mah. Güneş Sok. No: 29/A 161:No 3:Köme Mh.Belediye İş Hanı K Hastane Cad. 1438 Çavuşbalı Sok. Nedimodabaşı Ticaret Merkezi B Blok K:5 No:63 Cumhuriyet Cd. İpekyıldız İş Mrk. No:4/7 Yalova
Aşağı Nohutlu Mah. Bahattin Çokdeğerli Cad. Zafer İş Merkezi No:11/3 Tahirkaraoğuz Sokak Birlik İşhanı No:203
4131055 370 3230838 372 2149494 338 2251119 474 5175005 216 2147030 366 2318181 352
4247764 370 3235600 372 2133000 338 2251102 474 3877033 216 2147630 366 2318294 352
7149832 284 2254046 318 2142701 288 2125858 386 2947891 505 2338453 332 6005543 533 2160042 274 4128043 288 6134679 224 3259320 422
7430006 242 2345809 236 2124165 482 4135999 252 5130532 252 2148069 252 3154438 256 2127670 384 2328553 388 2338252 452 2820520 252
8137011 328 5087878 232 6238207 312 2130596 464 2777530 264 7139720 236 7148325 324 2613033 368 2230933 346 6132326 236 5120111 256 3164527 414 6879736 312
6169597 486 2205773 212
6136888 324 2625097 282 5116247 232 2120575 356
8564490 232 2132120 428 3133775 236 2232005 276 2152725 432
2128687 354 2524561 372
7148595 284 2253777 318 2122701 288 2125858 386
2388799 332
2160042 274 4128043 288
3259320 422
7430006 242 2391860 236 2132158 482 4135999 252 5130532 252
3154438 256 2136996 384
2338252 452 2820520 252
5087878 232 6238290 312 2130607 464 2777531 264 7139719 236 7148325 324
2237429 346
5182871 256 3164527 414 6879736 312
2207198 212
6139833 324 2625097 282
2120576 356
8554867 232
3140566 236 2232005 276 2152725 432
2129355 354 2524561 372
FfEeNnNn İi Kk aA Rr iİkKaAtTüÜr Rl eLrE R
tayfun akgül