Elektrik Mühendisliği · Sayı 459 · Aralık 2016
459. SAYI TÜMÜ
- Yıl
- 2016
- Sayfa
- 80
- Okuma süresi
- 218 dk
- Görüntülenme
- 0
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası adına
SAHİBİ Yönetim Kurulu Başkanı
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ Hüseyin Önder
YAYIN KURULU Hüseyin Yeşil Hüseyin Önder Kübülay Özbek Bahadır Acar İbrahim Aksöz Yusuf Gündoğan Kadir Özkan İrfan Şenlik Musa Çeçen Cem Kükey Belgin Türkay Hacer Şekerci Tayfun Akgül E. Orhan Örücü Kemal Bekir Ulusaler Necati İpek Tarık Öden Olgun Sakarya Onur Koçak Emre Metin Mustafa Serdar Çınarlı Nedim Bülent Damar
YAYIN YÖNETMENİ Banu SALMAN
YAYINA HAZIRLAYANLAR Bahar TANRISEVER Kahraman YAPICI
Necla DULKADİROĞLU
REKLAM SORUMLUSU Münevver ÇAY TURGUT
EMO İstanbul Şubesi Tel: +90 (212) 259 11 50-Faks: +90 (212) 258 36 55 e-posta: [email protected]
YÖNETİM YERİ Elektrik Mühendisleri Odası Ihlamur Sokak No: 10 Kızılay-Ankara Tel: +90 (312) 425 32 72 (PBX)
Faks: +90 (312) 417 38 18 e-posta: [email protected] http://www.emo.org.tr
Yayın Türü: Yerel Süreli Yayın İki ayda bir yayımlanır
BASIM TARİHİ ve SAATİ 16 Aralık 2016-15:00 SAYI: 459
BASIM ADEDİ 10000
DİZGİ ve TASARIM PLAR
Planlama Yayıncılık Reklamcılık Turizm İnşaat Tic. Ltd. Şti.
Yüksel Cad. No: 35/12 Yenişehir-Ankara Tel: +90 (312) 432 01 83-93 • Faks:+90 (312) 432 54 22 e-posta: [email protected]
BASKI YERİ GOLDEN Medya Matbaacılık Hizmetleri 100 Yıl Mas-Sit 1.Cad. No: 88 Bağcılar-İstanbul Tel: (0212) 629 00 24 Pbx Faks: (0212) 629 20 13 e-posta: [email protected]
Dergide yer alan yazılar EMO’dan izinsiz yayınlanamaz ve alıntı yapılamaz. Yayınlanan yazılardaki görüşler, yazarın sorumluluğundadır.
Kapak görseli https://tr.pinterest.com/ pin/570831321492942676/ adresinden alınmıştır.
EMO üyelerine parasız dağıtılır.
İÇİNDEKİLER
EMO’dan.................................................................................................................. 5 Hüseyin Yeşil
EDİTÖRDEN.............................................................................................................. 7 SÜT SİPARİŞ EDEN BUZDOLABI Özgür Tamer
ENDÜSTRİ 4.0: BİR TEKNO-POLİTİK DEĞERLENDİRME......................................... 8 Osman Coşkunoğlu
SANAYİ GERİYE DOĞRU GİDERKEN ENDÜSTRİ 4.0 İDDİASI .............................. 14 Aslı Aydın
ENDÜSTRİ 4.0, İNSAN EMEĞİ ve MÜHENDİS...................................................... 18 Hayri Kozanoğlu
HER ŞEY İNSAN YARARINA ................................................................................... 20 E. Orhan Örücü
AKILLI MAKİNELER ve GELECEK.......................................................................... 23 Gürcan Banger
NESNELERİN İNTERNETİ’NDE NFC’NİN YERİ....................................................... 28 Ali Batur
ENDÜSTRİ 4.0 FIRSAT MI, TEHDİT Mİ?................................................................. 30
ENDÜSTRİ 4.0 ve OTONOM ROBOTLAR.............................................................. 39 Ahmet Yazıcı
TÜRKİYE’DEN DÜNYAYA LAZER UYGULAMASI..................................................... 40
YERLİ MÜHENDİSLİK ÇABALARININ ÖNÜ AÇILMALI......................................... 41 Hüseyin Halıcı
“TEKNOLOJİK MALİYET ZAMANLA TELAFİ OLUR”.............................................. 43 Banu Salman
İLERİ DEĞİL, GERİ GİDİYORUZ.............................................................................. 45 Bahar Tanrısever
SIEMENS’İN ENDÜSTRİ 4.0’A BAKIŞI ve ÇALIŞMALARI....................................... 48 Ali Rıza Ersoy
THE CONNECTED ENTERPRISE İÇİN ENDÜSTRİYEL AĞLARI GÜVENLİK ALTINA ALMAK................................................................................... 49 Gregory Wilcox
ENDÜSTRİ 4.0 DEVRİM DEĞİL EVRİM.................................................................. 51 Schneider Electric
TÜRKİYE’DE AFET GERÇEĞİ .................................................................................. 53
“ELEKTRİKLİ ARAÇLAR JENERATÖR OLABİLİR”................................................... 56
KESİNTİSİZ İLETİŞİM İÇİN YENİ TEKNOLOJİLER.................................................. 58
BURSA’DA ELEKTRİĞİN TARİHSEL GELİŞİMİ........................................................ 60 Mümin Ceyhan
“SELAM OLSUN TÜRKİYE’NİN AYDINLIK GELECEĞİNE”...................................... 65
ELEKTRİK İSTATİSTİKLERİ...................................................................................... 67 Hazırlayan: EMO Enerji Birimi
ELEKTRİK ALANINDA YENİ YAYIMLANAN MEVZUAT.......................................... 68 Hazırlayan: EMO Enerji Birimi
KİTAP TANITIMI..................................................................................................... 69 Hazırlayan: Necla Dulkadiroğlu
FENNİKARİKATÜRLER............................................................................................ 76 Tayfun Akgül
SES, IŞIK ve GÖRÜNTÜDE PROFESYONEL ÇÖZÜMLER
MİMARİDE AKUSTİK TASARIM ve UYGULAMALAR
Profesyonel Seslendirme Sahne Işık Sistemleri
Projeksiyon Görüntü Sistemleri Simultane Sistemleri
Başkan Delege Sistemleri Kamera Kayıt Sistemleri Genel Seslendirme Sistemleri
Konferans Salonları Kültür Merkezleri Tiyatro Salonları Sinema Salonları Amfi Tiyatrolar Oteller Fuar Alanları
Eğitim Salonları Spor Salonları Eğlence Merkezleri Alışveriş Merkezleri Üniversiteler
Okullar Hastaneler Fabrikalar
Piyale Paşa Mahallesi Baruthane Caddesi Stad Sokak No: 27/3 Okmeydanı 80380 - İstanbul / Türkiye T: +90 (212) 253 66 95 - 235 74 56 - 253 39 81 - 256 35 33 - 253 79 88
F: +90 (212) 256 55 98 www.sessan.com.tr
EMO’dan...
Hüseyin Yeşil EMO 45. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı
Değerli meslektaşlarım,
Her dergimizin başyazısını hazırlarken Türkiye’nin içinde bulunduğu durumu özetlemek için “Sözün bittiği yerdeyiz” ifadesini kullanıyoruz. Bunu kaç kez kullandığımızı hatırlamıyorum.
Adana’nın Aladağ İlçesi’nde 29 Kasım 2016 tarihinde Süleymancılar’a ait olduğu belirtilen özel bir yurtta çıkan yangında; 11’i çocuk, 1’i görevli olmak üzere 12 kişi yaşamını yitirdi. Yangın, bir kader değil, elektronik algılama ve söndürme sistemleriyle önlenebilen bir felakettir. Bu ölümlerin sorumlusu iktidarın aymazlığıdır.
EMO olarak defalarca uyarmamıza rağmen okullar ve yurtlar Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik ile 2007 yılında yangın önlemlerinden muaf kılınmıştır. Açtığımız davada İdari Dava Daireleri Kurulu yürütmeyi durdurmuştur. Bu yürütmeyi durdurma kararı uygulanmamış; 12 Eylül’de yapılan Anayasa değişikliği ile yargının yetkisinin sınırlandırılmasının ardından yerindelik denetimi anlamına geleceği iddiasıyla mahkeme tarafından davamız reddedilmiştir. İdari Dava Daireleri Kurulu ise “yerindelik denetimi” olmadığına ve muafiyet sağlayan düzenlemenin iptal edilmesi gerektiğine karar vermiştir. Halen karar düzeltme isteyerek idarenin muafiyet ısrarını sürdürmesi facianın ana nedenidir.
Gerçekten ülkemizde durum giderek vahim bir hal almaktadır. Her sabah; bir belediyeye kayyum atandığı; şu kadar kamu personelinin açığa alındığı, ihraç edildiği; rektörlük seçimlerinin ortadan kaldırıldığı; şu kadar gazete, şu kadar televizyon ve radyonun kapatıldığı; yılların Cumhuriyet Gazetesi’nin 10 yazar ve yöneticisinin PKK/FETO örgütlerine yardım ettikleri gerekçesi ile tutuklandığı haberleriyle uyanıyoruz. Bunlar son günlerde karşılaştığımız antidemokratik uygulamaların çok az bir bölümüdür.
Çok sayıda ilerici, demokrat, aydın, akademisyen bu uygulamalara maruz kalmakta. Bu yazı hazırlandığında 22 Kasım 2016 tarihinde çıkarılan yeni bir KHK ile Odamız Üyesi olan, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nden demokrat iki akademisyen; Doç. Dr. Özgür Öztürk ve Yrd. Doç. Dr. Melda Yaman görevlerinden alınmıştır. OHAL’in arkasına sığınılarak yapılan, terörle mücadele değil, muhalif olan tüm kesimleri ayıklamaya yönelen, yeni hak gaspları yaratan bu uygulamalardan derhal vazgeçilmelidir.
OHAL sürecinde çok sayıda sendika, meslek odası ve demokratik kitle örgütü de iktidarın ağır baskısına uğramaktadır. İşte bu kuruluşlardan biri de TMMOB ve bağlı odalarıdır. 12 Eylül rejiminin bir ürünü olan 66 ve 85 sayılı kararnamelere eklenen bir madde ile TMMOB ve bağlı odaları üzerinde o günkü Bayındırlık Bakanlığı’nın idari ve mali denetim yapabileceği kuralı getirilmişti. Anayasa’nın 135. Maddesi’nde de “…denetime ilişkin kurallar kanunla düzenlenir” denilmektedir. O gün bugün bu kanun çıkartılmamıştır. Ayrıca 12 Eylül dahil bugüne kadar hiçbir hükümet böyle bir denetime gerek görmemiştir.
AKP iktidarı ise 17 Aralık 2013 tarihinde hangi odaya hangi bakanlık tarafından idari ve mali denetim yapılacağına ilişkin kararname yayımlamıştır. Kimya Mühendisleri Odası’nda (KMO) 2015 yılı başında denetim yapmak istemişlerdir. Oda Genel Kurulu’nda alınan karar doğrultusunda, ilgili bakanlık müfettişlerine denetimin hangi kurallara göre yapılacağına dair bir yasa olmadığı için denetim yapamayacakları bildirilmiştir. Süreç devam etmektedir.
Geldiğimiz noktada Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Elektrik Mühendisleri Odası’nın da içinde olduğu TMMOB’ye bağlı 11 oda için aynı uygulamayı yapmak üzere girişimde bulunmuş ve odalara yazı göndermiştir. TMMOB’de yapılan oda başkan ve yazmanları toplantılarında ortak bir karar alınarak, KMO’nun müfettişlere verdiği yanıt doğrultusunda yazılar hazırlanarak gönderilmiştir.
Şunu belirtmek gerektiğine inanıyorum: Bizler denetimden kaçmıyoruz. Genel kurullarımızda ve demokratik işleyişimizde oluşan denetleme kurulları vasıtasıyla bütün iş ve işlemlerimiz, idari ve mali olarak denetlenmektedir. Dönem sonlarında yapılan genel kurullara bütçelerimiz, bilançolarımız ve aldığımız her türlü karar sunulmaktadır. Yönetim kurulları, Genel Kurul tarafından aklanmaktadır. Ayrıca idari ve mali kararlarımız Odamızın İnternet Sitesi’nde yayınlanmaktadır. İsteyen her kişi ve kuruluş, bu sitelerden her türlü bilgi ve belgeye ulaşabilme olanağına sahiptir.
Odalarımız ve birliğimiz üzerindeki baskılar bununla da bitmemekte, antidemokratik uygulamalara yapılan en ufak itiraz bile çirkin saldırılara malzeme olarak kullanılmaktadır. TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz’ın milletvekillerinin tutuklanması üzerine diğer emek ve meslek örgütlerinin temsilcileri ile birlikte HDP Meclis Grubu’na yaptığı destek ziyareti üzerine yandaş basın ve sosyal medyanın fedailiğini yapan troller, TMMOB ve odaları hedef tahtasına koymuşlardır. Birliğimiz, odalarımız ve yöneticilerimiz hakkında çirkin saldırı ve iftiralarda bulunmaktadırlar. Bütün bunlara örgütlülüğümüz içinde gerekli yanıtlar verilmektedir ve verilecektir.
Odamız örgütlülüğü içinde uzunca bir süredir tartışılan A Tipi Muayene Kuruluşu (ATMK) ve Personel Belgelendirme Kuruluşu (PBK) ile ilgili Genel Kurul bir karar almıştır. Odanın kurumsal yapılarına düşen görev; Genel Kurul’un bu kararlarını hayata geçirmektir. Kararlar beğenilmeyebilir. Örgüt geleneğimiz ve iç hukukumuz; katılmasak da bunları hayata geçirmektir. Çözüm ise bir sonraki genel kuruldur.
Oda Yönetim Kurulu’nun Genel Kurul kararını uygulamasına karşı kampanya düzenlemek ise örgütsel tarihimiz içinde ilk defa yaşanılan bir durumdur.
Genel Kurul geçmişimizde belki de hiç olmayan bir biçimde delegelerin yüzde 40’ının katıldığı bir oylama ile ATMK ve PBK kararları alınmıştır. Yönetim Kurulu, Genel Kurul kararını uygulamasa, bu karara “Evet” diyen delegelerin hukukunu kim koruyacaktır?
ATMK ile ilgili olarak 43. Dönem Yönetim Kurulu’nda bir oylama yapılmış ve çalışmalara başlanılması kabul görmemişti. 45. Genel Kurul’da bu kuruluşlara “Evet” diyen arkadaşlar, o günden bu yana 43. Dönem’deki kararın düzeltilmesi için yan yollar arayışına girmediler ve örgütümüzün kurumsal yapısı içinde sürecin devam etmesine gayret ettiler.
Sorunun esas düğümlendiği yer PBK olarak görünüyor. Esasen Odamız içinde 2004 yılından beri uygulanan MİSEM çalışmalarında yer alan belgelendirmeye itiraz edilmektedir. Çünkü PBK, MİSEM çalışmalarının doğal bir sonucudur.
Yıllardır aynı şeyler söyleniyor: “MİSEM ve PBK mühendislik diplomasını yok sayacak. Diplomalar bir işe yaramayacak.” 12 yıllık MİSEM uygulamaları sonucunda böyle bir durum var mı?
12 yıllık MİSEM belgelendirme çalışmalarında toplam 2 bin 615 eğitim yapılmış ve bu eğitimler sonucunda 44 bin 258 belge verilmiş. Üyelerimizin birkaç belge aldığı düşünülürse tekil olarak 22 bin üyemizi belgelendirmişiz.
30 Eylül 2016 tarihine göre yaklaşık 55 bin 500 faal üyemiz var, bunun 3 bini emekli. Yine 30 Eylül 2016 tarihine göre toplam 4 bin 114 SMM üyemiz var. Dökümü şöyle: Asansör: 120, Asansör ücretli: 352, Elektrik 1 KV altı: 117, Elektrik 1 KV üstü ve altı: 3.523. En genel anlamda tartışmanın kapsamı bu 4 bin 114 üyemiz. Diğer üyelerimiz bir biçimde bu tartışmanın dışında.
Mühendisler diplomalarını aldıktan sonra kamuda, özel sektörde ve kendi işlerinde (serbest piyasada) çalışıyorlar. Kamu ve özel sektör; diploma ve unvan sorununu bir biçimde çözüyor. Serbest piyasa! Tamamen başıboş. Bize düşen kamu yararı açısından adına serbest piyasa denilen bu garabet duruma bir müdahalede bulunmak, bazı kurallar dahilinde mesleğimizin; en doğru şekilde ve meslektaşlarımızı da en iyi koruyacak şekilde uygulanmasını sağlamak üzere müdahil olmak. İstesek de istemesek de dünyadaki hızlı teknolojik gelişmeler; sürekli eğitim hayatını ve her meslek erbabının belge sahibi olması ve belgelendirilmesini zorluyor.
Odamızın kendi hukuksal yapısı da dahil olmak üzere, var olan düzenin bir sürü kurumuna muhatabız. Bir kısmının da içinde yer alıyoruz. Neden bazıları bizi rahatsız ediyor da bazıları etmiyor? TÜRKAK kötü de, diğerleri çok mu güzel? Var olan düzenin içinde yer alıyorsak ikili bir mücadele sürdürmek zorundayız. İtiraz edeceğiz, yasal haklarımızı arayacağız; ama var oluş nedenimiz üzerinden de barikatlarımızı oluşturacağız. Tek cepheli mücadele eksik ve yetersiz kalacaktır. Mücadelemizde var olan bu ikili yapıyı kavrayamazsak yalpalamamız ve kafa karışıklığına düşmemiz kaçınılmazdır.
Sonuç olarak EMO kendi kurumsal organlarında alınan kararları uygulamak zorundadır. Bu uygulama çabaları genel olarak verilmekte olan demokrasi, özgürlük ve barış mücadelemizin neden karşısında olsun?
Herkesi örgütümüz, örgütümüzün iç işleyişi, kurumsal yapılarımız, alınan kararlar, alınan kararların uygulanması, iç hukukumuz ve oluşturduğumuz gelenekler üzerinde düşünmeye ve buna uygun davranmaya çağırıyoruz.
Sevgili arkadaşlar,
Türk Telekom’un yüzde 55 hissesinin imtiyaz sözleşmesiyle 21 yıllığına Oger Grubu’na devredilmesinin üzerinden 11 yıl geçti ve EMO olarak söylediklerimizde yine haklı çıktık. Kamunun malı olan Türk Telekom’u cüzi bir peşinat ödeyip devralan Oger Grubu, 10 yılda 6 milyar dolara yakın kar payını cebine koyup götürdü, borçlarını ise Türk Telekom’un sırtına yıktı. Özelleştirme bedeli için aldığı krediye Türk Telekom hisselerini teminat gösterdi ve bu kadar sürede bu bedeli ödemediği gibi şimdi de borcunu ödeyemez duruma düştü. Bugün Oger’in ödeyemez duruma düştüğü krediler nedeniyle Türk Telekom’un yüzde 55 hissesi bankalarda, kreditörlerde rehin ve bir başkasına satışı bekliyor. Yani ülkemizin iletişim altyapısı ipotekli ve ortada kaldı. Şimdi iktidar “rekor özelleştirme” diye şov yaptığı Türk Telekom’u nasıl bu hale düşürdüğünü açıklamalı. Bu gidişat karşısında hiçbir önlem almamasının, imtiyaz sözleşmesinin kendisine verdiği görev ve yetkileri kullanmamanın hesabını vermeli.
Odamıza yönelik her türlü baskıya karşı mücadelemizi sürdürürken, mesleki alanlarımızla ilgili güncel gelişmeleri de takip etmeye, bilimsel etkinlik ve çalışmalarımızı aksatmadan devam ettirmeye çabalıyoruz. İşte bunlardan birisi İstanbul Şubemiz tarafından düzenlenen “Afetlerde Haberleşme ve Elektrik Paneli.” Bu panelde, EMO’nun mesleki alanları ile ilgili göz ardı edilen, iktidarın fıtrat anlayışıyla sorumluluktan kaçtığı bir konu ele alındı. Dergimizin bu sayısında panelde dile getirilen görüşleri ayrıntılarıyla okuyabileceksiniz.
Son sayımızdan bu yana EMO olarak destek verdiğimiz etkinliklerden birisi de Biyomedikal Mühendisliği alanında ülkemizde yapılan en kapsamlı çalışmalardan birisi olan Biyomedikal Mühendisliği Ulusal Toplantısı (BİYOMUT) oldu.
EMO ve MMO İzmir şubeleri, artık gelenekselleşen Asansör Sempozyumu’nu Ekim ayında gerçekleştirdiler.
Yine bu sayımızda yer verdiğimiz önemli bir etkinliğimiz de Eskişehir Şubemizin düzenlediği “Yeni Nesil Sanayi Endüstri 4.0” Paneli. Dergimizin dosya konusunu da bu sayıda Endüstri 4.0 ile ilgili gelişmelere ayırdık. Son dönemde kamuoyunda çokça tartışılan bu konuyu EMO olarak teknolojik gelişmeleri takip eden yapımız içerisinde kamu yararı ilkesini odağımıza alarak değerlendirmeye çalışıyoruz. Sektör dergilerinde bulamayacağınız bakış açıları ve değerlendirmeleri içeren kapsamlı yazıları bu sayımızda okuyabileceksiniz. Bu kapsamda böylesine güncel ve algı yönetimi olarak kullanılan bir konuyu gerçekçi bir şekilde ele alarak tartışılmasını sağlayan hem Eskişehir Şubemize, hem panelin katılımcılarına hem de dergimizin bu sayısına yazılarıyla destek veren herkese teşekkür ederim.
Saygılarımla.
kullandığımız birçok uygulamada başlangıçta onay verdiğimiz pek çok işlev için aslında aydnosı dişulerummolgaerçaekrlbi.akHtıeğrıhmaınzgivebiçroğuuyngluulkamlaaayyırıknutılllıanomlaaradkaEnoLköEunmKceTadRyaeİnKrionMneaÜgyeHvtieErrdNdiğiDğimiİmSiziLzİsĞbıurİadişalnevbleirr
kişisel birçok verinin paylaşımına izin vermekte. (Şekil 1)
Her ne kadar uygulamalar bu bilgileri, kendi işlevleri için kullanmak için istiyor
EDİTÖRDEN olsalar da bu durum, söz konusu bilgilerin ticari değerinin son derece yüksek olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Yukarıda kullandığımız örnekten devam edersek, yön bulma amaçlı olarak paylaşılan konum bilgisi, aynı zamanda markaların mağazalarının yakınında olan gezgin
kullanıcılarDiçri.nÖdzegküulrlaTnaabmileecreği bir ticari değer içeriyor. Bu nedenle zaman zaman bir alış veriş merkezine girdiğinizde ya da sokakta bir markanın mağazasının önünden geçerken o
SÜT SİPARİŞ EDEN BUZDOLABI markanın promosyonları ile ilgili mesajlar alabiliyorsunuz. Gezgin cihazlar gibi kişisel araçların sahip olduğu Nesnelerin İnterneti kapsamında
incelenebilecek uygulamalar, doğaldır ki, kişisel hayatımızı etkilerken, güvenlik alanındaki
Nesnelerin İnterneti kavramını tanımlamuaykgiçuilnamonalyaırllairsdeırkişisel vbeirlgmileemrimenizizi hdaeliniçdeereisne pueykgulçaomka vkeurrinuilnmuyyinoer voetoyönnombulsmistaemler
şu ifade kullanılmaktadır:
tarafından elde edildiği veişdleeğveinrlienkduilrlialndiağmi sıyisotresmulneurzo.laBrairk aöçnıedaçnıkmbaakkttıağ.ımızda bu tip
“Dolapta sütünüz bittiğinde İnternet üzerindenŞeahlrıişnvhereirşyerine kbuirruuluygkualmameraanlaınr, içhetşiiytaliçidçuişyldeuvğleur bilier sviezrei doaliarrapkekdeçoğkervleenridyii-kayıt ÖrtyNgtrBaeiaüinunenrmldmsmıİucabsmnneeyiiubüettlglşleeiaalşuktetsrbzmialinlrdpıaunenieaimenleşiıkthuğşlmiİael’bieinnençllvnaad,urtilerenelüğabydedrrlozkuianaakunrunninebuuğirlutıuliorzluipallnakt.knayoilşogşaanıanmltivuşaıoorabllonammaaamitkmmngroaalbemzitıadünkiiotrkavaterereşetühlmuoeibüanknNlkeiayrüdirlüaylerdamtotanasaıeplmnlkbkaüeayeriarızenrsalzl.rgiekmıpBiobörneİailraiitnenmrrrükyçtiglideşaoİamlçgödbmaİoeenrnokcmılöürulvtnyktüaettnalizılşaeeeraeemsyanumeküleenrprrıteaskanstnnbeenalknılsbıelacpeüieknneebüedlrnaeatmiletBrtanınaaşydkaldziinğıalanuedüNü;oçpa.rÇrlosc”drığğenzıaybyaraeileaşevüahğdm.oösuydsienğlrnmıaıaylntdkaiHndaaılzbdtnleı’aiüdsrıieerlniedelfrraalüıcemnklıe.raaaerğade--sig.ı,,nsnınöanıBöaldzierhauçyıentriknaaksmnldpouraoaeınnatrdaltğuksulaırkskokHHolrpaaöeağnktsniırnkıuaaalrrnzuısee,aevyulmaracıbrmrüerlbdtkydmvhüvapinaslınbiuiraaşazekevtalmldşlaeunaemığkerniliimsdkeinsscrurıkagbniiaeenraiteddssnmaıileiiivlsntğdnteagirnndlbeiğiiariuiasayiyaminmbeioöşmçturozmtreeikliniazçallrzueezlmaue;vlbeoraiaismoyıgaeşrzlnyykikşbanlglilüarngeansijakdupuocvvvklmornuöaruaıeeaelliçelallrnalanoşeağalkrarmaanr“rlmmenmsdnrıalmlabçdıımaiainadskaşaübkoieğekyağomçdlyavoylkksbilaltııisemaıaatüeyybntraayğkerier.b,uakksuşiıvakıiu.zğzımzdiblttelBlerudsı(iıvsieblurğnloŞvlanıbuiudeğımreuzıdsnsmebumriroeitlyeçbiğmmkbueeiurlv”lakliüıüliidimaimgnnezenüllşariyryiirnmlçdm1iıvblş,üaieazçeomdel)alsskuvnveıukeirkinöklçllbleırrlemiüıyeeünzuio,itnudiöronnlrılğkiğenmlkdnyygrlkaüeuoekg.agoaaicorieannrNnlniuünenırasnişlaidlnnglusupiobiyenyeuagsaiüoneasnlsidmkeneublimruruyknıeşellizgişualyuanetlcndbütagüemnebdolueliaeuşzieilvvmyuikryalrnaıadrlrrggelumnretnlçueeibeıniieolanrcnlroğımlmatllerim.iayikiiitsİışlhgrrğiyrıaaanklçlidıgeaialikpıvnatinellizeneonetıdeldğavdatllçarrlgaakiiiaa.bekinienmcğiıcşnrlrşç.uÖraıeailidaalnilteiçrltenkikzraao-iniiıe.nnngçrrmoeoeitednarğllkeiaeeydğitsknnnaaeii günlük etkinliklerimizde sürekli etkileşimde olvdeurğiluemrinuzdceiğhearzilanre.deni ileddeığşesrainldiınrıslaorna dçoekredcaehyaüfkaszelka omldaruuğzukgaelmrçaekğtiandiırdevğeişvteirrlmeriiynodr.önem Örneğin akıllı şehir uygulamaları sayesinde trafdikönkeavmşaskılzadrıırİınlatebri-ldiği yakYınukdaörnıedma dkeulmlaenddyıağdıma oızldöurknçeakftaeznladgeüvanmdemedeegreslemk,işytöirn. bulma
net üzerinden haberleşerek trafik sıkışıklığını giderecNeeksnşeekleilrdine İnterneatmi auçylgı uollaarmakalpaarıylailşeılahnaykaotnımumızabilggiirsein, ayontoı znaommancdihaamzlaarrkınalakruınllanım
sinyalizasyon zamanlamalarını ayarlayabiliyora,labnölyalerıcneınö,zgeiltltiikkleçe erişilmmeasği avzealgaerlıinşıtniriylamkeınsiınkdoalaoyllaanşagnezugyignuklaumllaandıcoınlaarnıimçinlardıeilkeuçlloak- hızlı
büyük şehirlerde oldukça fazla zaman harcabniranşeykoillcdueluarktlaacraınğını öngönrambielkecyeağnilbışirotlimcaaryiadceağketırr.içYearkiyıonr.geBluecneekdteenhlaeyaztalmaraımn ızzaımetaknileyen
süresi kısaltılabiliyor. Benzer şekilde, İnternetebbiarğçloıkgekzogninudciahbazu-tip cihabzliarradlaışnvedreisştmekearklmezainoelagniarğdıiğbiunliuzpdehyaayadtalasroımkaıkztıakboilramylaşrtkıarmnıanlarına
lardan aldığı hız verisini yön bulma algoritmasizınina verirken, arka planda toplanan vemrilaeğrianzadseınfıanrkölınüişnledvelnerigeoçlaebriklecneğoinmi aarkkıladnaıntutup,
ekleyen uygulamalar kullanarak, gideceğimiz ykeurlelanımında azami özeni göstermekte yparraormbousluyonnmlarkıtial.e ilgili mesajlar alabiliyorsunuz.
sadece en kısa ya da en konforlu yolu değil; anlık olarak en kısa sürecek yolu da öğrenebiliyoruz. Ya da giyilebilir cihazlar (bileklik, kıyafet vb.) üzerine bütünleştirilmiş sistemler sayesinde özellikle yaşlı ya da kronik hasta insanların sağlık verileri sürekli takip edilerek önleyici tedavilere olanak sağlanabiliyor.
Gezgin cihazlar gibi kişisel araçların sahip olduğu Nesnelerin İnterneti kapsamında incelenebilecek uygulamalar, doğaldır ki, kişisel hayatımızı etkilerken, güvenlik alanındaki uygulamalar ise kişisel bilgilerimizi de içeren pek çok verinin yine otonom sistemler tarafından elde edildiği ve değerlendirildiği sistemler olarak öne çıkmakta.
Nesnelerin İnterneti kavramı on yıllardır dile ge-
Şehrin her yerine kurulu kameralar, çeşitli iç
tirilmesine rağmen son yıllarda hayata geçebilmeişlevler ile size dair pek çok veriyi kayıt altına
sindeki en önemli etken, donanım sektöründeki
alıp sınıflandırmakta ve anlamlandırmakta. Bu
hızlı gelişme olarak ortaya çıkmakta. Özellikle
verilerin insan emeğiyle işlenmesi mümkün olmagömülü mikrodenetleyiciler, hiç olmadığı kadar
dığı için arka planda çalışan “büyük veri” işleme
çeşitli ve ucuz bir şekilde bulunabiliyor. Bu
algoritmaları ile işlenerek olası senaryolara göre
mikrodenetleyicilerin kullanıldığı geliştirme
değerlendirilerek; karar destek sistem çıktıları
kartlarını ise yapacağınız uygulamanın seviyesine göre birkaç dolardan birkaç yüz dolara kadar
Şeekil 11:: AAkkılıllılıKKoonntrtorloilçiiçnin cihaozlıunşıztuüruzelmriankdtea.nÖerrnişeiğmineİinztienrnvetrüdziğeirninizdevneryialpeırcihazınız üzerinden erişime lan kişisel mesajlaşmalar, sosyal medya paylaşımedinmek mümkün. Fakat hepsinden önemlisi bu izin verdiğiniz veriler
ları vb. içinde bulunan çeşitli anahtar sözcüklerin
donanımların kullanımına izin veren geliştirme
taranması ve değerlendirilmesi bunun ilk akla
yazılımlarını artık ilköğretim çağındaki çocukların
gelen örneklerindendir. Bununla birlikte özellikle
dahi kullanabilmesi. Bu sayede giderek katlanan sayıda geliştirici
sosyal medyanın günümüzde geldiği nokta düşünüldüğünde söz
birey, çeşitli paylaşım ortamlarında deneyimlerini paylaşarak
konusu verinin ulaşacağı boyutun büyüklüğü nedeniyle yapılacak
bilginin katlanarak artmasını sağlamaktalar. Nesnelerin İnterneti
olan gözetleme yukarıda anlattığımız sistemlerin çalışması ile
konusundaki hızlı değişimin arkasında, en önemli dinamizm
mümkün olabilecektir.
olarak bu mekanizma yer alıyor. Günlük hayata dair uygulamalar
kadar fark edilmese de Nesnelerin İnterneti birçok sektörde
Burada asıl sorun, bu sistemlerin içeriğindeki verilerin güvende kendine uygulama alanları bulmakta. Örneğin bir ürünün
liğinde ortaya çıkmaktadır. Her ne kadar üst seviye güvenlik
tedariği sırasında geçtiği tüm aşamalardaki konumu ile birlikte
yazılımları ile korunuyor olsa da içerdiği verilerin değeri nedeni
sarsıntı, sıcaklık, nem gibi verileri lojistik firmaları tarafından
ile dış saldırılara çok daha fazla maruz kalmaktadır ve verilerin
gerçek zamanlı olarak takip edilerek; bozulma, kırılma gibi
dönem dönem sızdırılabildiği yakın dönemde medyada oldukça
istenmeyen durumları kaydetme ya da zamanında önlem alma
fazla gündeme gelmiştir.
şansı bulabiliyorlar. Endüstriyel üretim, tarım, lojistik, güvenlik
Nesnelerin İnterneti uygulamaları ile hayatımıza giren otonom
gibi pek çok alanda örnekleri artırmak mümkün.
cihazların kullanım alanlarının, gittikçe erişilmesi ve geliştiril-
Bu tip uygulamalar beraberinde birçok tartışmayı da getiriyor. Öncelikle yukarıda tarif ettiğimiz trafiğe göre yön bulmayı kolaylaştıran uygulama, aralarında bizim cihazımızın da bumesi kolaylaşan uygulama donanımları ile çok hızlı bir şekilde artacağını öngörmek yanlış olmayacaktır. Yakın gelecekte hayatlarımızı etkileyen birçok konuda bu tip cihazlardan destek alma
lunduğu (çünkü o uygulamayı kullanıyoruz) pek çok gezgin
olanağı bulup hayatlarımızı kolaylaştırmalarına izin verirken,
cihazın konum verisinden yararlanarak çalışmakta. Bu bilginin
arka planda toplanan verilerin de farklı işlevleri olabileceğini
paylaşımı için uygulama kurulurken onayı bir kez istiyor ve
akılda tutup, kullanımında azami özeni göstermekte yarar
bundan sonraki tüm çalışmasında da bu onayı kullanıyor. Onay
bulunmakta.
ENDÜSTRİ 4.0: BİR TEKNO-POLİTİK DEĞERLENDİRME
Prof. Dr. Osman Coşkunoğlu 22. ve 23. Dönem Milletvekili
Almanya’da 2011 yılında Hannover Sanayi Fuarı’nda ortaya atılan Endüstri 4.0 ya da Dördüncü Sanayi Devrimi
açıkça belirtiliyor. Dolayısıyla Endüstri 4.0 kavramının gündeme girmesi için Almanya ve Alman teknoloji şirketleri
kavramı, hızla dünyada ve ülkemizde gündeme yerleşti.
yoğun ve etkin bir çaba gösterdi.
Kavramın dikkat çekmesinde ve yaygınlaşmasında, biri teknolojik üçü daha çok politik nitelikte olan dört önemli unsur rol oynadı.
Üçüncüsü; 20-23 Ocak 2016 tarihinde Davos’da gerçekleşen Dünya Ekonomik Forumu’nun teması olarak Endüstri 4.0 seçildi ve dünyanın çeşitli ülke ve şirketlerinin katılımıyla
Birincisi; başta Moore Kuramı gereği, yongaların hesaplama gücünün üssel artış ile İnternet’in sağladığı küresel ağ kapasitesindeki artış sonucu günümüzde bir teknolojik patlama
yoğun bir şekilde tartışıldı. Böylece kavram dünya gündemine olduğu kadar ülkemiz gündemine de yerleşti.
yaşıyoruz. Yakın geçmişe kadar bilimkurgu konusu olan yeni
Dördüncüsü; Endüstri 4.0 teknolojilerini dünyada pazarlateknolojiler bir yandan günlük yaşamımızda yer alırken,
yanlar içinde önde gelen Siemens ve Bosch gibi şirketler ile
diğer yandan iş dünyasında yıkıcı etkiler ortaya çıkardı.
bu konuda danışmanlık hizmeti sunan Boston Consulting
İkincisi; Alman Hükümeti 14 Temmuz 2014 tarihinde, Endüstri 4.0 kavramını da içeren teknoloji politikasını yayımladı: “İleri Teknoloji Stratejisi 2020.” Bu stratejinin, Endüstri 4.0 bağlamındaki teknolojileri sadece geliştirmeyi ve kullanmayı değil, dünyada pazarlamayı da hedeflediği
Group, Accentura, McKinsey gibi uluslararası kuruluşlar etkin bir kampanya ile kavramın yaygınlaşmasına ve gündemlere yerleşmesine yardımcı oldular. başlayan üçüncü devrim, son yıllarda ortaya çı
Dolayısıyla, Endüstri 4.0 kavdröarmdüınnıcnü gdeüvnrdimem…e Eontudürmstrais4ı.0 kavramı arkasın sadece sayısal teknolojilerde görmektÖetoeldyuanğduamnu, zsapyaıtslaalmtaeknolojiler ve onla
kitaplardan birisi olan, Massachussets Institute
Brynjolfsson ve Andrew McAfee‟nin yoğun
Dördüncü mü, Yoksa İkinci mi?
Machine Age” (İkinci Makine Çağı) başlıklı d
yaşıyoruz.
18. Yüzyıl’da buhar gücü ile başlayan Sanayi Devrimi, 19. Yüzyıl sonunda elektrik ve seri
üretimle başlayan ikinci devrim, 1960’larda yaygın bilgisayar kullanımı ve otomasyon ile
başlayan üçüncü devrim, son yıllarda ortaya çıkan akıllı makineler ve İnternet ile başlayan
dördüncü devrim… Endüstri 4.0 kavramı arkasındaki iddia budur.
Öte yandan, sayısal teknolojiler ve onların yarattığı yaşadığımız çağı en iyi anlatan kitaplardan birisi olan, Massachussets Institute of Technology (MIT) akademisyenleri, Erik Brynjolfsson ve Andrew McAfee’nin yoğun bir araştırma sonucu yazdığı “The Second Machine Age” (İkinci Makine Çağı) başlıklı değerli ve önemli kitaba göre İkinci Devrimi yaşıyoruz.
Brynjolfsson ve McAfee’ye göre, düne kadar bilim kurgu kitaplarında sözü geçen teknolojilerin şimdilerde ortaya çıkıp yıkıcı etkiler yaparak yaşamımıza girmeye başlamasının
arkasında sayısal teknolojilere özel niteliklerin yarattığı üç neden var:
1. Teknoloji üssel bir gelişme içerisinde. (Moore Kuramı) Üssel büyümeyi sadece yonga
teknolojisinde değil; örneğin yapay zeka, insansız hava aracı, robotik, nano-teknoloji
alanlarında da görüyoruz. Bu teknolojiler yeni değil. Fakat minyatürleşmeyle beraber
bilgi-işlem gücündeki üssel artış, bu teknolojileri genel ve endüstriyel kullanıma uygun
hale getirdi. 2. Ortaya çıkmış olan sonsuz bilgi parçacıklarından bazılarını yaratıcı bir şekilde fikir veya uygulama ortaya çıkartılabilir oldu. (rekombinan inovasyon) Örneğin
bbiilrdlietkşetkiornteoormleokoBjiblryieylernpimnjyooeşltnfiomsirsbudoini,rlebüvridrerçeüoMnok,rctaAyfaeeç‟ıykeıp
göre, düne yıkıcı etkil
algılayıcı, hızlı yongalar ve sayısal haritalar ile cadde bilgileri bir araya getirilince, ortaayraka-syınadkaınsabyirısgaelçtmekinşeolkoaji-lere özel niteliklerin y
dar bilim kurgu konusu olan- sürücüsüz otomobil çıkıyor. Rekombinan inovasyon ile yenilikle1r .sadecTe eükrnüonlloejridüessel bir gelişme içerisi
ve imalatta değil, hizmet sektöründe, işletme modellerinde ve imalat süreçlerinde de ortayyoangçaıktıeykonro: lUojbiseirn,dAeirdbenğbil,; örneğin yapay zeka
sosyal ağlar, akıllı kentler gibi.
alanlarında da görüyoruz. Bu teknolojiler yeni
3. Her enformasyonun ve mecranın bitlerle ifade edilip sayısallaşması, hem bilginin doliaşşleımm vgeüciülentdişeikmi üzsasmelaanrıtnışı, bu teknolojileri gene
saniyelere indirerek inovasyonu (yenileşim) ve bilimsel gelişmeyi hızlandırıyor hem de sayısal2b.ir ürüOnürta(yöarnçeığkimn ış olan sonsuz bilgi p
e-kitap veya bir yazılım) çoğaltmanın marjinal maliyetini sıfıra indiriyor. Ayrıca bulbuirtleteşktinreorleokjileyreipysaenyiesbinirdeürün, fikir veya uygu
yazılım sahibi olmak yerine, hatta veri merkezleri sayesinde donanım sahibi olmak yeriinneovbausnyloanr)ı kÖirranleağminakbgilidbiik otomobil motoru,
seçenekler ortaya çıkıyor.
haritalar ile cadde bilgileri bir araya getirilince,
Tüm bunların yıkıcı etkileri yaşamın ve iş dünyasının çok yerinde görülüyor ve hızla devam edkeorenkusyuaygoılnalna-şıysoürr.üYcüaşsüamz ıotomobil çıkıyor. R
ve iş dünyasını dönüştüren bu yıkıcı etkinin benzerini sadece 18. Yüzyıl’da başlayan Sanayi Düervürnilmerid’nedveegiömraelbaitltiayodreuğzil., hizmet sektöründe, i
Endüstri 4.0 kavramının içerdiği ikinci ve üçüncü sanayi devrimlerinde benzer bir etki görüolrmtayeamçiışktiıry.or: Uber, Airbnb, sosyal ağlar, akıllı
Dolayısıyla İkinci Makine Çağı daha doğru bir kavramdır. Fakat bu yazının amacı kavramsal bir tart3ış.ma olHmeardıeğnı fioçirnm,asyonun ve mecranı
yaygınlaşmış olan Endüstri 4.0 kavramı kullanılmaktadır.
bilginin dolaşım ve iletişim zamanını saniyelere gelişmeyi hızlandırıyor hem de sayısal bir
çoğaltmanın marjinal maliyetini sıfıra indiriyor.
sahibi olmak yerine, hatta veri merkezleri say
kiralamak g2i0b1i6sAerçaelnıke•klSearyoı-4rt5a9ya çıkıyor.
Tüm bunların yıkıcı etkileri yaşamın ve
devam ederek yaygınlaşıyor. Yaşamı ve iş dün
sadece 18. Yüzyıl‟da başlayan Sanayi Devrimi
ile ilgili değildir. Nitekim ülkemizde bu konuda öncü rolünü TÜSİAD oynadı. Eylül 2015’de TÜSİAD tarafından bir açıklama yapıldı, daha sonra Mart 2016’da Boston Consulting Group ile beraber “Türkiye’nin Küresel Rekabetçiliği İçin Bir Gereklilik Olarak Sanayi 4.0” başlıklı raporu yayımlandı. Aynı anda Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık da konuya sahip çıktığını açıkladı. Daha sonra bakanlığı devralan Faruk Özlü de aynı anlayışı açıkladı.
Böylece Endüstri 4.0 kavramı ülkemiz gündemine şirket bakış açısı ve siyasi söylemle yerleşti. Oysa konu çok boyutludur ve daha derindir. Bireyi, toplumu ve üniversiteleri de ilgilendiren bir konudur.
Teknolojiler
Boston Consulting Group’a göre Endüstri 4.0’ı tetikleyen teknolojiler: Nesnelerin İnterneti, büyük veri analitiği, yapay zeka ve makine öğrenmesi, akıllı ve insanla beraber çalışabilen robotlar, bulut bilişim, yatay ve dikey yazılım bütünleşmesi, benzetim (simülasyon), artırılmış gerçeklik, 3 boyutlu yazılım (katmanlı üretim), siber güvenlik. Bunlara duyargalar (sensörler), insansız hava araçları, genetik ve blok zinciri teknolojileri de eklenebilir.
Bu teknolojilerin nerede ve nasıl kullanılabileceği ile hangileri üzerinde anlamlı Ar-Ge yapılabileceği sorularını yanıtlamak için, şu anda hangi durumda olduklarını bilmek yararlı olur. Saygın araştırma ve öneri geliştirme kuruluşu Gartner’ın geliştirdiği Hype Döngüsü Kuramı işte bu bilgiyi kısmen sağlıyor.
Gartner kuruluşu, henüz olgunluğa erişmemiş teknolojilerin Hype Döngüsü içindeki yerini her yıl yayımlar. (Şekil-1)
Gartner’ın Hype Döngüsü
Önemli bir teknoloji ilk ortaya çıktığında, genellikle magazin nitelikli, heyecan verici ütopik veya distopik beklentiler yaratır. Örneğin “Endüstri 4.0 sayesinde, insansız fabrikalar çalışırken, elektrikleri de kapatıp gideceğiz ve akıllı robotlar bize hizmet ederken keyfimizeTbekankoalocjialeğrız” türü ütopik veya “İnsansız fabrikalar İnnteerdneetBin,obisüytoylnüekCvionenrsisuaaltninanlglitaiGğrri,ouyişapp‟saaiygzözrekekaEanvladeücmsatarkki i4n.ev0‟eöığteraetinkkmlıeleylseıin, artkeoıklbnlıoovloetjliinalesrra:ınNnlaesbneeralebreinr ç(esaislmışiüarbliaisloeynolnaro)r,baaorkttlıarryıl,mabşuışlaugytebarçicleikşailmikk,”, y3atbtüaoyyruvüteluddiykiaeszyıtloyımapz(ıiklkıamtmöbayüntkülınüülerleşemtirmesy)i,a,sbyibegnerzıengtüi-mvenlik. Blaunşlıarra. dGuyearrgçaleark(çseinsaönrlear)l,iiznsvanesızyoharvua maraçlalarrı,ogekneatidk averbdlorkazminciarittiekknolojileri de eklenebilir.
ve heByueteckanonlojvileerrinicneireodlemveandasıılğkıulilaçniınlabiyleecteeğiriilenhcaengimlerieüdzeyraintdiekanlamlı Ar-Ge oyoalulprmı.laSbaaiylzeg,cınedğaiirskaoşkrtıuralmatraeınvıeaylöaınnneıtrlmiagmeaalizkştiiçvrimen,ebşkuuearkunldluaeşuhnaGtniaglritednruerr‟utımnırdgmaeloişaltdinrudkıirlğa.irıHnıypbeilmDeökngyüasrüarlı KZuarammıGaişantreltbanuerbb’iıulngiHyöiyykpıkesmüDeölnengsraüğsglüıyeorrç. ekleşmeyince, beklenti ve ühtoapyikavlÖleneyearmddliiesbtoibrpiitkerkbnçeokölloekjniütiillşkeroyyrataaşryaaatınrç.ııkÖrtrı.ğnıAenğdnina,c“gaEeknndeülolsinktrlide4ma.0nagsaasyzoiensninnridtaeel,iakinlnis,a-hnesıyzecfaanbrvikearliacri çlaalımşırlkıena,nelaelkitzrikvleeriydoerkuapmatılpagridöenceğpizlavne aakçılılıkraorbovtleartbeizkenhoizlmoejtinedienrken keyfimize bakacağız” türü ütopik veya “İnsansız fabrikalar nedeniyle insanlar işsiz kalacak ve akıllı rgobeortlçareınkçesiiridoelağraekrlyeaşnaydaciarki”lmtüreüsdiisstoüpirkeöcyiknüleer gyairygiılnilra.şırD. Gaehrçaekçi analiz ve aysloıornunmmarlzaarvdeo abkeatkdelaerkndtnirlaeomrltaoırtijmkianvneiınrh. evyeecrainmvelriicki uolmllaadnığıımiçindyöenteerinmceimbeadyşaltaikr.olmaz, dikkate
Zamanla bu öyküler gerçekleşmeyince, beklenti ve hayallerde bir çöküş yaşanır. Ancak ondan sonra anlamlı analiz ve yorumlar ön plana çıkar ve teknolojinin gerçekçi değerlendirilmesi sürecine girilir. Daha sonra da teknolojinin verimli kullanım dönemi başlar.
Gartner kuruluşu, henüz olgunluğa erişmemiş teknolojilerin Hype Döngüsü içindeki yerini her yıl yayımlar. (Şekil-1)
Tasarımcıya Not: Burada ġekil 1 Kullanılacak Endüstri 4.0 Teknolojilerinin Olgunluk Düzeyi Şekil-1‟deki durumlarına bakarsak, Endüstri 4.0 bağlamında sözü geçen teknolojilerin çoğu henüz verimli kullanım dönemine girmemiştir. Akıllı robotlar (smart robots) hala tırmanışta. Akıllı büyük veri analitiği (smart data discovery), ticari kullanımda insansız hava
Şekil 1- Hype Döngüsü-Gartner Araştırma Kuruluşu
Endüstri 4.0 Teknolojilerinin Olgunluk Düzeyi
Şekil-1’deki durumlarına bakarsak, Endüstri 4.0 bağlamında sözü geçen teknolojilerin çoğu henüz verimli kullanım dönemine girmemiştir. Akıllı robotlar (smart robots) hala tırmanışta. Akıllı büyük veri analitiği (smart data discovery), ticari kullanımda insansız hava araçları (drones), Nesnelerin İnterneti platformları (IoT platforms), akıllı robotlar (smart robots) ve blok zinciri (blockchain) teknolojilerinde beklentiler hala tırmanışta. Makine öğrenmesi (machine learning), siber güvenlik için önemli olan yazılım-tanımlı güvenlik (software-defined security) ve sürücüsüz otomobil teknolojileri, beklentilerin zirvesine ulaşmış. Sanal gerçeklik (augmented reality) teknolojisi aydınlanma sürecine girmiş, artırılmış sanal gerçeklik de (augmented virtual reality) yaklaşıyor.
Şekilde yer almayan benzetimin Bulut bilişimin, yatay ve dikey yazılım bütünleşmesinin zaten verimli kullanım aşamasına ulaşmış olduğunu biliyoruz. Şekil-1’de yer almayan 3 boyutlu yazılım teknolojisini yorumlamak zor. Hala “3 boyutlu yazılım sayesinde artık herkes evinde bile üretici olabilecek” gibi hayaller (hype) sürerken -her ne kadar roket veya takı gibi özel bazı ürünlerde kullanılıyor olsa dabu teknolojinin olgun ve verimli kullanım sürecine girmiş olduğu sonucuna varmak zor.
Yukarıdaki analize iki tür itiraz gelebilir. Birincisi, yukarıda hala bir hayal aşamasında olduğu iddia edilen bazı teknolojilerin kullanımda olduğu ileri sürülebilir. Örneğin Endüstri 4.0’ın omurgası diyebileceğimiz Nesnelerin İnterneti’nin, Şekil-1’de hala bir hayal olarak gösterilmesine itiraz edilebilir. Fakat İnternet’e bağlı nesnelerin sadece siber-saldırılar karşısında yeterli güvenliği olmadığını değil, bu nesnelerin bir siber-saldırıda botnet olarak kullanılabileceğini 21 Ekim günü, ABD’de Dyn sunucu firmasına yapılan dev DDoS saldırısından sonra öğrenmiş olduk. Bu durumda, bir işletmenin, fabrikanın Nesnelerin İnterneti ile güvenli bir şekilde çalışacağını iddia etmek mümkün değil.
Yukarıdaki analiz, Endüstri 4.0’ın henüz bir hayal olduğunu ve verimli bir kullanımdan 5-10 yıl uzakta olduğunu gösteriyor. Bu analize ikinci itiraz, bazı şirketlerin insansız fabrikaları daha şimdiden kurup etrafa gösterdiği yönünde olabilir. Endüstri 4.0 kavramını ve ilgili teknolojileri pazarlama çabasında olan bazı dev imalatçı şirketlerin vitrinlerine koydukları insansız fabrikaları prototip olarak değerlendirmek daha doğru olur. Ayrıca Endüstri 4.0 insansız fabrika ile özdeşleştirilmemeli.
Güvenilirlik, Etik ve Hukuki Sorunlar
Söz konusu teknolojilerin henüz bir hayal döneminde olması, sadece teknik boyutlardaki gelişmelerinin tamamlanamamış olması ile de ilgili değildir. Bu teknolojilerle ilgili güvenilirlik, etik ve hukuki konularda gerekli standartlar ve mevzuat altyapısı da eksiktir.
Karmaşık büyük veri, yapay zeka ve makine öğrenmesi algoritmalarının (Harezmi Yolu) -kasten veya yanlışlıkla- yanlı veya sakıncalı sonuçlar verebildiği, güvenilir olamayabileceği biliniyor. Bunun çok yeni iki örneği, Facebook ve Microsoft ile yaşandı. Facebook’un karmaşıkbir büyük veri algoritması ile çalışan haber akışının yanlı olduğu iddiası ciddi eleştirilere neden oldu. Microsoft’un Twitter’da sohbet amacıyla gururla ortaya çıkardığı, yapay zeka içeren Tay botunun ırkçı, küfürbaz ve seksist bir bota dönüşmesi sonucu, 24 saat içerisinde geri çekildi. Kapalı kutu olan karmaşık algoritmaların
güvenilirlik sorunu olabileceğinin farkında olan Obama, 2014 yılında bir çalışma grubu kurdu. Bu çalışma grubu, sorunu inceleyen ve çözüm arayışları içeren yıllık raporlar yayınlar. Karmaşık algoritmaların güvenilirliği hala ciddi bir sorundur.
Yapay zeka araştırmalarının ve ortaya çıkan ürünlerin toplumsal sorumluluk açısından etik bir anlayıştan yoksun olabileceği uzun süredir dillendirilen bir konudur. Ancak sürücüsüz bir Tesla otomobilinin ölümcül bir kaza yapması sonucu, geçtiğimiz Eylül ayında, yapay zeka araştırma ve uygulamalarında etik denetleme ve standartlar geliştirme amacıyla Google, Microsoft, Facebook, Amazon ve IBM bir araya geldiler. O kazadan hukuken kimin sorumlu olacağı sorusu ise henüz yanıtlanamadı.
TÜSİAD’ın Yaklaşımına Kısa Bir Eleştirel Bakış
Ucuz işgücü ile rekabet gücü elde etmiş olan Çin, “inovasyon süngeri” olmaktan “inovasyon lideri” olmaya evrilmeyi hedeflerken, ülkemizde inovasyon yerine işgücü maliyeti hala önde gelen unsur olmaya devam ediyor. TÜSİAD ve Boston Consulting Group (BCG) işbirliği ile hazırlanmış “Türkiye’nin Küresel Rekabetçiliği İçin Bir Gereklilik Olarak Sanayi 4.0” başlıklı raporda, inovasyon üzerinde hiç durulmamış. Endüstri 4.0’ın sağlayacağı yararlar arasında inovasyon yer almıyor. Raporun başlığı dikkatli seçilmiş, sadece “gereklilik” ifade ediliyor, “yeterlilik” değil. Fakat inovasyonun da gerekli olduğu ifade edilmiyor. Türkiye’nin Endüstri 4.0 Stratejisi’ne yön vermesi beklenen bu önemli rapordaki şu cümleler, rekabet gücü için hala sadece maliyete odaklanıldığı izlenimi veriyor (sayfa 36):
“Türkiye 98 ortalama birim maliyet ile üretim yaparken, ABD 100, Almanya ise 121 ortalama birim maliyetle üretim gerçekleştirmektedir. Diğer bir deyişle, Türkiye’deki ortalama doğrudan üretim maliyetleri Almanya’nın yüzde 23, ABD’nin ise yüzde 2 altındadır. Bu analiz, Türkiye’nin küresel değer zincirinden pay almak ve ihracat platformunu güçlendirmek için sahip olduğu rekabet avantajının altını çizmektedir.” TÜSİAD, Samsung, Deloitte ve GFK imzalı “Türkiye’deki Dijital Değişime CEO Bakışı” raporuna göre, katılan CEO’ların yüzde 21’i verimliliği artırmak, yüzde 19’u rekabet avantajı, yüzde 19’u müşteri talebini hızlı yanıtlamak, yüzde 12’si karlılık için sayısal teknolojilere önem verdiklerini belirtmişler. Ayrıca sayısal teknolojilerin operasyonel verimlilikte (yanıtların yüzde 22’si), müşteri deneyiminde (yüzde 16) ve stratejik karar verme süreçlerinde (yüzde 12) değer yarattığı görüşü ortaya çıkmış.
Burada yine dikkat çekici bir eksiklik var: inovasyon. Oysa Deloitte Üniversitesi ile MIT Sloan Management Review ortaklığıyla yapılan, dünya çapında 4 bin 800 yönetici ve analist ile görüşmeleri kapsayan benzer bir araştırmada, sayısal teknolojilerin değer yaratan en önemli alanları arasında inovasyon da yer alıyor.
oluşturuyor. Başka bir deyişle, SFS, fiziksel gerçeklikler ile bilgisayar ve iletişim
teknolojilerinin bağlantı içerisinde olmasını sağlayan sistemlerdir. Sanal dünya ile gerçek
dünya arasındaki zaten giderek bulanıklaşmış sınırı yok eden bu etkinleştirici teknolojiler, çok ysaöynılsüalvçeaçğedşaitlyiayşeandiılğikımçiızuydgeuvlraimmabvuedusrürdeiçyleebriinliroizrt.aByaizçimıkmfiazsikınsıelsadğülnamyaayilıeveataktileedşidiymoosirm. İişztdee, devrim niteliğinde -dolayısıyla yıkıcı- değişiEkLlikElKerTyRapİmKaMpoÜtaHnsEiyNelDi oİrStaLyİaĞçıİkmıştır.
Hizmet veya imalat sektöründeki üretim bağlamında, akıllı makineler, lojistik
sistemler, üretim tesisleri ve hepsinden kaynaklanan verilerin yatay ve dikey bütünleşmesi ile
oluşturdukları ağ ise siber-fiziksel üretim sistemlerini (SFÜS) oluşturuyor.
Tanımlamalar Neyi Anlatıyor?
Gömülü sistemlerden SFÜS‟lere giden teknolojik evrime, Endüstri 4.0 diyebiliriz.
Kredi kartından cep telefonuna, ABS frenlerine kadar, içiKnU- TU KUTU KUTBU iKrUTEU-n2 düstri 4.0 Örneği de bilgisayar (yonga) olan cihazlar, yani gömülü sistemleTra,sarıma not: AĢağıdakiOkultuabruraayka veAya kyakıılnlınıa yKerleeĢtniritlmeli.
yaşamımızın hemen her yerinde önemli bir görevi gizlice
BĠR ENDÜSTRĠ 4.0 ÖRNEĞĠ OLARAK AKILLI KENT
yerine getiriyor. Geleneksel olarak, bunlar programlandıktan
sonra bağımsız ve kendi başına işlevini gören sistemlerdi.
Fakat Nesnelerin İnterneti gibi teknolojilerle oluşan küresel
ağ sayesinde, gömülü sistemler hem birbirleriyle hem de
insanlarla iletişim içerisine girebilir oldular.
Küresel ağ sayesinde çevrim içi erişilebilir veri ve hizmetler
ile beraber çalışabilen gömülü sistemler, siber-fiziksel sistemler (SFS) diye isimlendirilen etkinleştirici teknolojileri
oluşturuyor. Başka bir deyişle, SFS, fiziksel gerçeklikler ile
bilgisayar ve iletişim teknolojilerinin bağlantı içerisinde olmasını sağlayan sistemlerdir. Sanal dünya ile gerçek dünya
arasındaki zaten giderek bulanıklaşmış sınırı yok eden bu
etkinleştirici teknolojiler, çok yönlü ve çeşitli yenilikçi uygulama ve süreçlerin ortaya çıkmasını sağlamayı vaat ediyor.
İşte, sayısal çağda yaşadığımız devrim budur diyebiliriz. Bizim
fiziksel dünya ile etkileşimimizde devrim niteliğinde -dolayısıyla yıkıcı- değişiklikler yapma potansiyeli ortaya çıkmıştır.
Tek başına çipli bir kart, kapalı bir gömülü sistemdir. Bu kart, POS teknolojisiyle
Hizmet veya imalat sektöründeki üretim bağlamında, akıblelıraber bir ağ teTkneoklobjiasşiıonluarç, iapklıillbı ikravkşaarkt,skisatepmallıerbiyirlegböemrabüelrübsiirsStFeSmodluirr.. Bu SFS, diğer
makineler, lojistik sistemler, üretim tesisleri ve hepsindkeennt veri ve hizmBeutlkerairitl,ePbeOraSbeter,knneosnloeljeirsiinylİentberenreatibteekrnboilrojaiğsintei kkunlolalnoajriaski, bir akıllı kent
kaynaklanan verilerin yatay ve dikey bütünleşmesi ile oludşe-nen SFÜS ortoayluarç,ıkaakrıılrl.ıİkştaevyşuakkarsıidsatkeimşelkeirldiyelbeabsietlreaşbtireirlmbiişroSlaFraSkoglöusrte.rilen bu süreç,
turdukları ağ ise siber-fiziksel üretim sistemlerini (SFÜbSi)r Endüstri 4.0BuyuguSlaFmSa,sıdniığtaenrımkleıynotr.veri ve hizmetleri ile beraber,
oluşturuyor.
Gömülü sistemlerden SFÜS’lere Endüstri 4.0 diyebiliriz.
giden
teknolojik
Nesnelerin İnterneti teknolojisini kullanarak, bir
evrime, geri
kalÜEmnlakdmeülasetkrr,idşare4eke.kkEı0lailnlbıkddekaeütvesgbrntüaratmcisüd4ıinte.0külneubeşlultnaintrSeıikllFsmnıÜnoilşoSvjoeiolylearartrlaeakyukgalelgaçlöinışskıtlitamremrraıesirlık.enİn,hşestbraeuyüyılsuskaüeklnraitenreçıköd,nnabodklieorijgileelrenkobniruasumnadcaı
haline geldi. EEnndüdsütrsitr4i.04.0taunıytgımuılnaımvaesınsaıvtuannmımasılnııyoyra.pan teknoloji ve danışmanlık
Ülkelerde Endüstri 4.0
Endüstri 4.0 kavramı kullanılsın veya kullanılmasın, sayısal teknolojiler konusunda geri kalmamak, rekabet gücünü bu teknolojilerle geliştirmek her ülkenin önde gelen bir amacı haline geldi. Endüstri 4.0 tanıtımını ve savunmasını yapan teknoloji ve danışmanlık şirketlerinin etkisiyle, akıllı teknolojilere ve üretim sistemlerine ilgi yoğun. Akıllı teknolojilere ilgi ve amaçlar benzer de olsa, ülkelerin yaklaşımlarındaki ve teknoloji politikalarındaki farklılıklar dikkat çekici.
ABD
Genel olarak sayısal teknolojilerde dünyadaki lider konumunu koruyan ABD’de, Endüstri 4.0 değil, “Endüstriyel İnternet” kavramı yaygın. Bu alanda iki ulusal kuruluş öne çıkıyor. Birincisi, makineler arası iletişim ağı ve akıllı analitik alanlarında gelişmeleri hızlandırmak ve teknolojik öncelikleri belirlemek amacıyla 2014 yılında Cisco, General Electric, AT&T, IBM ve Intel tarafından kurulan, 2016 itibariyle irili ufaklı 237 şirketin üyesi olduğu Endüstriyel İnternet Konsorsiyumu (Industrial Internet Consortium). İkincisi, özel endüstriyel şirketleri, üniversiteleri ve devlet kuruluşlarını içeren Ulusal İmalatta İnovasyon Ağı (National Network of Manufacturing Innovation). Almanya’daki Fraunhofer Institutes’ı model alarak, 2012’de Obama’nın girişimiyle kurulan ve kısaca İmalat ABD (Manufacturing USA) diye anılan bu kuruluş, imalat teknolojilerinin gelişmesine odaklanıyor.
Başkan Obama bu sene Endüstri 4.0’ın doğum yeri olan ve hala önemli bir merkezi olan Hannover Sanayi Fuarı’na katıldı. Fakat orada yaptığı açıklamalarda bu kavramı kullanmadı. Wired Dergisi’nin Kasım sayısına misafir editör olarak bir yazı yazan ve uzun bir söyleşi yapan Obama, devletin müdahaleci olmadan sayısal teknolojilerin geliştirilmesi için uygun ortam yaratan politikalar geliştirmesini savundu.
Demokrat Parti başkan adaylığı kesinleştikten hemen sonra Hillary Clinton, beş maddelik teknoloji ve inovasyon politikalarını, seçim vaadi olarak açıkladı. Birinci ve en önemli madde, beşeri sermayenin geliştirilmesine odaklanıyor. Eğitim konusunda yeni kaynaklar ve projeler vadediyor. Sayısal teknolojilerle ilgili, sürücüsüz araba, makine öğrenimi ve blok zinciri gibi teknolojilerde dünya liderliğini korumayı hedefleyen somut ve ilginç projeler sunuyor. Diğer dikkat çekici vaatler şöyle: İnovasyon ortamı için özgür ve altyapısı güçlü İnternet, açık devlet.
Birleşik Krallık
Endüstri 4.0 kavramına ilgi göstermese de, Birleşik Krallık sayısal teknoloji eğitiminde, 2014 yılında dünyada bir ilki başlattı: Bilgisayar kodlamasını 5 yaşından itibaren öğrencilere öğreten bir eğitim müfredatı geliştirdi ve okullara yerleştirdi.
Geçtiğimiz Eylül ayında ise ilginç bir şekilde Endüstri 4.0 gündeme geldi. Brexit Referandumu’ndan sonra ve sayısal teknolojilerin dikkat çekici yükselişi karşısında, Birleşik Krallık Hükümeti yıllardır ilk kez, somut bir sanayi veya teknoloji politikası oluşturma seçeneğini düşünmeye başladı. Bu konuyu tartışmak niyetiyle, önce Endüstri 4.0 üzerine Parlamento üyelerini bilgilendirmeye yönelik bir rapor hazırladı. Sonra Parlamento’yu sadece Endüstri 4.0 gündem maddesiyle, bir genel görüşmeye davet etti. Milletvekilleri bir yandan rekabet gücü bağlamında, diğer yandan ortaya çıkabilecek işsizlik gibi toplumsal sorunlar hakkında görüşlerini bildirdi. Böylece Hükümet bu görüşler çerçevesinde Endüstri 4.0 ve ilgili teknolojiler üzerine politikalar geliştirme çalışması içerisine girdi.
Almanya
Güçlü bir imalat sektörü sahibi ve Endüstri 4.0 kavramının doğum yeri olan Almanya, doğal olarak bu konuda en atılgan ülke. Ekonomi ile ilgili açıklamalarında konuyu sürekli dile getiren Angela Merkel, Ocak ayında Davos Dünya Ekonomik Forumu’nda yaptığı konuşmada, Avrupa Birliği’ni de Endüstri 4.0’ı benimsemeye ısrarla davet etti.
Almanya’nın Endüstri 4.0 promosyonu yapması doğal. Hükümetin “İleri Teknoloji Stratejisi 2020” belgesinde, Endüstri 4.0 teknolojilerinin geliştirilmesi ve kullanılması yanında bunların ihracatı da hedef olarak belirtiliyor. ABD’dekine benzer konsorsiyum ve ağlar da kurulmuş durumda. Ayrıca, teknoloji ihracatı hedefine yönelik olarak, Siemens ve Bosch, Endüstri 4.0 teknolojileri ile çalışan fabrikalarını dünyaya tanıtıyor.
Çin
Ucuz işgücü ile ün yapmış olan Çin, sayısal teknolojilerde iddialı bir atılım içerisine girdi. Hükümet geçen yıl yayımladığı “Made in China 2025” Strateji Belgesi’nde, endüstriyel altyapıyı tamamen daha üst düzeye çıkarmayı hedeflediğini belirtiyor. McKinsey Global Institute’un bu stratejiyi değerlendiren “The China Effect on Global Innovation” (Küresel İnovasyonda Çin Etkisi) başlıklı raporu özetle şöyle diyor:
“Ufukta Endüstri 4.0 görünmeye başlarken, küresel rekabette önemli bir güç olmaya devam edebilmek için, Çin bir ‘inovasyon süngeri’ olmaktan, bir ‘inovasyon lideri’ olmaya evrilmeyi hedefliyor.”
Bu yıl yayımlanan “13. Beş Yıllık Plan,” Almanya’nın Endüstri 4.0 Stratejisi’nden ilham alarak, bu hedefi daha somutlaştırıyor ve bu plan çerçevesinde Almanya ile stratejik bir işbirliği anlaşması yapılıyor.
Bu işbirliğinin somut sonuçlarından birisi özellikle anlamlı ve dikkat çekici! Haziran ayında Çin, Almanya ile ortaklaşa dev bir yatırım başlattı: Shenyang Bölgesi’nde “Çin-Alman Ekipman İmalatı Endüstriyel Parkı.” Burada yenileşim odaklı Alman ve Çin firmaları, otomobilden akıllı makinelere, robotlara kadar akıllı ve yenilikçi üretim yapacaklar. Sadece akıllı fabrikalar inşa edilmiyor. Bu fabrikalardaki üretimi gerçekleştirebilecek yetenekleri yetiştirmek için, Çin ve Alman firmaları ortaklığıyla bir meslek yüksekokulu da oluşturuldu.
Bunlara paralel olarak, Çin Hükümeti kişi başına 300 dolar olan Ar-Ge kaynaklarını hızla artırıyor, uluslararası inovasyon sıralamalarında hızla yükseliyor ve dünyanın en iyi üniversiteler listesine çok sayıda üniversitesiyle giriyor.
Türkiye
TÜSİAD, ülkemizde Endüstri 4.0 kavramını gündeme ilk getirenlerden. Geçen sene bu konuyu vizyon olarak sahiplendiklerini açıkladı. Bu yılın Mart ayında da Boston Consulting Group (BCG) ile beraberce hazırladıkları “Türkiye’nin Küresel Rekabetçiliği İçin Bir Gereklilik Olarak Sanayi 4.0” başlıklı rapor, TÜSİAD Başkanı Cansen Başaran-Symes ile Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın yaptığı konuşmalarla kamuoyuna açıklandı. Daha sonra bakanlığı devralan Faruk Özlü de konuyu sahiplendiğini ve yakında bir Endüstri 4.0 Platformu oluşturulacağını açıkladı. Bu arada, Bilim Teknoloji Yüksek Kurulu ile TÜBİTAK da Endüstri 4.0 üzerine çalışmalara başladı.
Henüz ortada somut bir proje veya program yok. Fakat gerek sanayi kuruluşlarının gerekse hükümetin Endüstri 4.0 ile ilgili söylemlerinde, akıllı teknolojiler üzerine odaklanıldığı görülüyor. Konunun yenileşim ve eğitim yönünün yeterince dikkate alınmadığı, İnternetteki kesintilerin ve siber-güvenlik yetersizliğinin görmezden gelindiği izlenimi ortaya çıkıyor.
Türkiye’deki Temel Yanlışlar
İnternet ve diğer bazı sayısal teknolojilerden söz ederken sık yapılan yanlışlardan üçü; bu teknolojilerde Türkiye’nin nereden nereye geldiğine bakmak, genç nüfusumuzun göreceli olarak büyük olmasını bir avantaj olarak görmek ve bu teknolojilerin yaygın bir şekilde kullanılmasıyla övünmek.
Türkiye’nin nereden nereye geldiği değil, diğer ülkelere göreceli olarak nerede olduğu önemlidir. Aşağıdaki tablo, uluslararası karnemizin parlak olmadığını gösteriyor. Dolayısıyla, doğru yaklaşım, tablodaki alt indeksleri inceleyerek, bunları göreceli olarak daha iyi yapma stratejisini belirlemektir.
TÜİK verilerine göre, her üç gençten birisinin ne çalışıyor ne de okuyor olduğu gerçeği ışığında, genç nüfus bir avantaj olmuyor. Dolayısıyla çağa uygun bir eğitim programı yaygın bir şekilde yerleştirilmeden, göreceli olarak büyük genç nüfus bir avantaj olamaz.
İnternet ve cep telefonunun yaygın olarak kullanılıyor olması değil, nasıl kullanıldığı önemlidir. Aşağıdaki tabloda, Web indeks, İnternet’in kişisel ve mesleki gelişim
için ne kadar kullanıldığını ölçüyor. Sosyal ağlar veya cep telefonu ile iletişimde ülkemiz insanı dünyada ön sıralarda yer alırken, İnterneti kişisel ve mesleki gelişim için kullanmada çok geride kalıyor. Dolayısıyla gençlerle beraber anne babaları da eğiten, toplumsal ve kültürel sermayeyi yükseltecek, bilinçlendirecek kültürel ve eğitsel politikalar ve kampanyalar geliştirilmeli.
Endüstri 4.0’ı kaçırma lüksümüz yoksa en az akıllı teknolojiler kadar yukarıdaki konuların da odakta olması gerekir.
Türkiye Gerçeği: Uluslararası Karnemiz • İnovasyon (WIPO): 58/141 • Yaratıcılık (Toronto Ü.): 88/139 • Rekabet Gücü (WEF): 51/140, 2016-2017: 55/138 • BT Indeks (WEF): 48/143 • Bilgi Toplumu (ITU): 69/167, 2016-2017: 70/175 • İnternet Hızı (Akamai): 54/136 • Web Indeks: 38/86 • İleri teknoloji ihracatında, 2012’de hala 1992 düzeyindeyiz (TEPAV)
Ülkemizin Endüstri 4.0 konusunda iddiası üzerine daha
yor. Floridi, 2014’de yayımlanan “The Fourth Revolution”
somut değerlendirmeler yapmak için, kurulacak Endüstri
kitabında, bireyin evrensel konumunun önemini azaltan
4.0 Platformu yapısına ve gündemine bakmak gerekir.
üç devrimden geçtiğini iddia ediyor: Önce Kopernik, evrenin merkezinde değil kenarda bir gezegende yaşadığımızı
Yeni Teknolojiler Karşısında İnsan
kanıtladı; sonra Darwin özel bir yaratık değil, hayvandan
ordvEsnaeeleonadlğlk,roigisaikjşmeakiailnymellıteirsbak,lannikalr(eıan(ymddybaleaaeladağmncdraiiaaşsıyynialismelkkiaatia,neEbgrbalaeinoluk)lçyda)viuryü.reıetmsntnbtadreiiyaeisdokl4ieüli.ko0snaajıilykçnkıaanıındarvallrıabaalamnribmllbiiaarrıuzr:neıl.İynıaşBi-nnfzuüıkadztleyaeoşnanynue-Knmfiiozetpiekrke-k-renÖziiknn,cdeeevebrdveereliinlrğdrliioenilğnlüimmzoeeilzdskidiuangüğdBvönueesiçncl,tgaümeuklirıoÇiadşbdınkiiayd;ritğonridıradoeabalFehüiörtrlambtoğeiresry.üioeiŞdnzinnilieme.mrdayıdköeşFainsırirdeebşlenuiıikleadikdnfk,aeeıçdrllnaslşaıeliıvtyyrfrıleaoae.dbgn,üoDeıbştlriloiltşaarültrerail,ıyryemymırsdaiııpnezöyyaıirlnneaykenarda bir gezegende
Akıllı üretim sistemlerinin ciddi bir işsizlik yaratacağı bekleniyor. Endüstri 4.0 gündemi ile Ocak ayında Davos’ta toplanan Dünya Ekonomik Forumu’nda, gelişmiş ve gelişmekte olan 15 büyük ekonomide yeni teknolojiler ve iş modelleri nedeniyle 2020 yılına kadar
yaşadığımızı kanıtladı; sonra Darwin özel bir yaratık değil, hayvandan evrildiğimizi gösterdi; daha sonra Freud, davranışlarımızın belirlenmesinde, kontrolümüz dışı bilinçaltı
yaratılması beklenen işsizlik üzerine dürtülerinin rolü olduğunu iddia
bir araştırma yayımlandı. Araştırmaya
etti. Şimdi de akıllı robotlar,
göre, bu ülkelerde çoğunluğu beyaz yakalı
yapay zeka ve makine
olmak üzere 7.1 milyon birey işini kaybe- öğrenmesi nedeniyle, birey
decek. Bu arada 2.1 milyon yeni iş olanağı
dördüncü bir darbe ile
Birey ile ilgili üçüncü saptama ise bireyin giderek insan ve robot karışımı sibernetik bir organizmaya (cyborg) dönüşme yolunda olduğu iddiası. Türkiye’de de çok satanlar listesine giren “Sapiens: İnsanlığın Kısa bir Tarihi” kitabının son bölümünde bu iddiayı ileri süren Yuval Noah Harari, bugünlerde yayımlanan (henüz okumadığım) “Homo Deus: A Brief History of Tomorrow” kitabında bireyin geleceğini daha geniş bir şekilde ele alıyor.
çıkacak. Sonuçta; net olarak 5 milyonluk bir iş kaybı olacağı öngörülüyor.
karşı karşıya.
Ülkemizde, bireyi bekleyen işsizlik konusuna yetersiz bir şekilde değinilirken, bireyin kimlik
İşsizlik sorunu üzerine, dünyada üç farklı görüş
değişimi konusu ise tümden göz ardı ediliyor.
belirdi: 1- İşsizlik sigortasından farklı olarak, her bireye “Evren-
sel Temel Gelir” adı altında makul bir maaş bağlanması
Her ne kadar gerek Endüstri 4.0 ve ilgili teknolojiler henüz
veya maaşlı toplumsal hizmet görevleri yaratılması.
hayal dönemini geçip, verimli kullanım dönemine girme-
2- Yeni iş olanakları yaratacak sürekli bir eğitim
diyse de, sayısal teknolojilerde bir patlama olduğu ve bunun
3- Piyasanın görünmez elinin bir şekilde yeni iş olanaksüreceği bir gerçek.
ları yaratacağı inancı.
Dolayısıyla sadece teknolojiye değil, birey ve topluma da
Türkiye’de, Endüstri 4.0’ın önde gelen iki savunucusunun
odaklanan gerçekçi stratejilerin, ülkemizde farklı topda -TÜSİAD ve Siemens- üçüncü görüşe yatkın olduğu
lumsal kesimlerin -akademisyenler, STK’lar, iş dünyası,
görülüyor. TÜSİAD ve BCG’ın ortak çalışması sonucu
kamu kuruluşları ve siyasiler- temsil edildiği, katılımcı
yayımlanan raporda şöyle deniyor:
bir platformda tartışılması gerekiyor. Endüstri 4.0 pazar-
“Türkiye’nin küresel rekabet gücündeki ve katma değerli
lama odaklarının bilgi ve birikimlerinden yararlanılmalı,
üretimdeki payında yaşanacak olası artış, ekonomik büyümeyi ve dolayısıyla istihdamı önemli ölçüde arttıracak.”(s.46)
fakat gündemi belirleyici olmamaları sağlanmalı. Konu sadece sayısal teknolojilerin kullanımı değildir. Hatta geliştirilmesi ve üretilmesi ile de sınırlı değildir. Konu-
Siemens Sözcüsü de yaşadığımız devrimin istihdam kaynun hukuki, etik ve güvenilirlik boyutları da şimdiden
nağı olacağını iddia ediyor. Bu iki görüşü destekleyen bir
gündeme alınmalıdır.
araştırma ise ortada yok. Hükümet ise bu konuda şimdilik bir açıklama yapmadı.
Ünlü bilim kurgu yazarı William Gibson’un ifadesiyle, teknoloji insanlar kullanıncaya kadar nötrdür. Teknoloji-
Çalışan veya işsiz bireyin geçirmekte olduğu değişimin ikinci
nin toplumsal gönenç ve bireysel mutluluk için kullanılıp
boyutu ise kimliği (ya da niteliği) ile ilgili. Bu konuda genel
kullanılmayacağına, teknoloji değil, başta politikaları belirolarak teknolojiyle insanlığın uyum içerisinde evrilmesi için
leyenler olmak üzere insanlar karar verir.
gerekli politikaların geliştirilmesi gerektiği üzerine görüşler belirtiliyorsa da somut öneriler henüz şekillenmiş değil.
Somut öneri içermese de bireyin radikal değişimi üzerine üç ilginç saptama ve iddia dikkat çekici. Birincisi; araştırmacı Nicholas Carr’ın 2008’de yayımlanan “Google bizi aptallaştırıyor mu?” makalesiyle başlayan ve İnternet ile akıllı aygıtların bireyin yeteneklerini olumsuz etkilemekte olduğu iddiasını savunduğu kitaplarıyla devam ettirdiği görüş. Bu görüş ve karşıtları arasında yaygın bir tartışma süregidiyor.
Dünya Ekonomi Forumu Başkanı olan Klaus Schwab, Endüstri 4.0’a odaklanan Davos 2016 toplantısından önce bir yazısında şöyle diyor:
“Sonunda, her şey insan ve değerlerine bağlanıyor. İnsanı ön plana alan ve güçlendiren bir gelecek şekillendirebilmeliyiz. En kötümser ve insana aykırı şekliyle 4. Endüstri Devrimi’nin, insanı ‘robotlaştırarak’ yürekten ve ruhtan yoksunlaştırma tehlikesi taşıdığı da bir gerçek. Fakat insanlığı, yeni bir kolektif ve ortaklaşa sahiplenilen
İkincisi; Oxford Üniversitesi Felsefe Profesörü ve Google’ın
değerler bilincine de yükseltebilecektir. Bizim üzerimize
etik konularda Danışmanı Luciano Floridi’den kaynaklanıdüşen bunun gerçekleşmesinin sağlanmasıdır.”
SANAYİ GERİYE DOĞRU GİDERKEN ENDÜSTRİ 4.0 İDDİASI
Aslı Aydın Birgün Gazetesi Köşe Yazarı
Düşük büyümede takılı kalmış, düşük enflasyon, düşük talep ve yatırım iştahsızlığının kalıcı hale geldiği dünya ekonomisinde yeni bir devinim, “yeni teknolojiler” ile hayata geçirilebilir mi?
Dünya ekonomisi; 2008’de başlayan ve şiddeti tüm dünyada hissedilen bir kriz sürecinin ardından bugün uzun süreli durgunluk dönemini yaşıyor. Derinliği ve boyutları 1929 Büyük Buhranı ile karşılaştırılan içinde bulunduğumuz kriz, tarihsel deneyimleri ve yapısal sorunlarıyla tarih sahnesinde yeni bir dönüşüm ihtiyacını ortaya koyuyor. Kuşkusuz bu “yeni” dönüşüm ihtiyacı, kapitalizmin krizlerine içkin sermayenin yeniden yoğunlaşma ve yeni birikim olanakları inşa etme ihtiyacından bağımsız değil. Bu ihtiyacın karşılanmasında ise tarihsel deneyimlere de sarılarak yeni teknolojilerin oluşturulması ve yeni pazarların yaratılması, kapitalizmin geleneksel kriz süreçlerinin bir özelliği olarak bugün yeniden gündeme taşınıyor. Bundan birkaç yıl önce Almanya’da uluslararası kamuoyuna sürülen Endüstri 4.0 olarak adlandırılan ve 4. Sanayi Devrimi olarak tanıtılan teknoloji hamleleri de bu sürecin bir parçası olarak karşımızda.
Bilindiği gibi endüstri esas alınarak ilk üç devrim; sırasıyla buhar gücünün üretimde kullanılması, elektriğin kitlesel üretimi sağlayacak biçimde kullanılması ve bilişim ile elektroniğin üretimin otomatikleştirilmesinde kullanılması olarak tanımlanmaktadır (Akyos, 2016). Bugün ise reel birikim olanaklarının tıkanmış olduğu kriz-sonrası dönemin aşılmasına yönelik “devrim” gibi ifadeler eşliğinde büyük iddialarla ortaya atılan Endüstri 4.0 kavramı, birçok ülke ve iktisatçı tarafından uzun süredir tartışılan bir konu. “Krizin yol açtığı uzun süreli durgunluk döneminden çıkışı sağlar mı?” “İşsizlik yaratır mı?”, “Farklı sanayileşme evrelerinde olan ülkeler açısından sonuçları ne olur?” vb. birçok başlık altında tartışılan bu büyük iddia, bu yazıda dünya ekonomisinde mevcut olan yapısal özellikler dikkate alınarak sahip olduğu iddiaları gerçekleştirebilme olasılıkları ve olanakları ile tartışılacaktır. Yazının savunduğu nokta; dünya ekonomisindeki kapitalist yapının iflas etmesi ile ortaya yeniden çıkan aşırı birikim/talep eksikliği sorununun yanı sıra özel olarak finansallaşma sürecinin sonuçları, eskimiş teknolojilerin yerini yeni teknolojilerin almasını, krizin aşılmasında etkin olmayacak bir hamleye dönüştürüyor. 1980 itibari ile finansallaşan sermaye, üretici birikim dinamiklerini büyük oranda tahrip etmiş; üretici birimler gerilemiş ve tüm bu süreçlerin hem bir parçası hem de bir sonucu olarak kaynak ve işgücü tahsisi finansal alanlarda ve ilişkili hizmet alt kollarında yoğunlaşmıştır. Bu nedenle Endüstri 4.0 tartışmasında, bu iddiayı gerçekleştirebilecek bir üretici alanın varlığı, en önemli tartışma başlıklarından biri olarak bugün karşımızda durmaktadır.
Ekonomik Aktivitelerin Sessizliği
Ekim 2016 IMF Dünya Ekonomik Görünüm Raporu’na göre dünya ekonomisinin 2016 yılında yavaşlayarak 3.1 büyümesi bekleniyor. (Bir önceki öngörü 3.2 idi.) Büyüme tahminleri daha karamsarlaşırken, potansiyel büyüme oranlarındaki öngörüler üretim imkanlarındaki tahribatı ortaya koyuyor. Potansiyel büyüme hızı, IMF tarafından enflasyonu artırmayacak düzeydeki bir işsizlik oranı öngörüsü ile “Phillips Eğrisi” ile tanımlanmış enflasyon-işsizlik ilişkisinden yola çıkılarak hesaplanıyor. Potansiyel üretim düzeyi; “bir ülkede verili sermaye, emek ve diğer doğal kaynakların tam istihdam düzeyinde kullanılarak elde edilebilecek en yüksek çıktıyı” temsil ediyor. Buradan yola çıkarak; geçtiğimiz yıl yayımlanan IMF raporunda, sanayileşmiş ekonomilerin potansiyel büyümelerinin 2008-2014 döneminde yüzde 1.3 olan ortalama düzeyinin 2015-2020 döneminde yüzde 1.6’ya düşeceği belirtilirken, kapitalizmin merkez ekonomilerinin 2008 öncesi 2.25 düzeylerine artık geri dönüş yapma imkanlarının kalmadığının altı çiziliyordu. Gelişmekte olan ülke (GOÜ) ekonomilerinde ise daralmanın boyutları yüzde 2 olarak gözlenirken; 2001-2007 döneminde yüzde 7.4, 20082014 döneminde yüzde 6.5 potansiyel büyüme hızına sahip GOÜ’lerin 2015-2020 döneminde yüzde 5.2’lik potansiyel büyüme hızına sahip olacakları belirtiliyor.
Öncelikle bu veriler ve tahminler; dünya ekonomisindeki uzun süreli bir durgunluğa, bu krizin merkez ekonomileri de içine alan büyük çapta yarattığı gelir düşüşlerine işaret etmektedir.
Diğer bir yandan dünya ekonomisinin bugünkü evresini, ekonomik aktivitelerin suskunlaştığı kronik bir sendrom olarak da tanımlamak mümkün. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) tarafından yapılan araştırmalar, ana ticaret bölgelerindeki durgunluğun kalıcılığına işaret ediyor. DTÖ, dünya ticaretindeki büyüme tahminini 2016 yılına ilişkin yüzde 2.8’den 1.7’ye indirirken, 2017 için ise 1.8 ila 3.1 aralığında bir büyümeyi öngörüyor. Krizden önce dünya ticaretindeki büyüme hızı, ekonomik büyüme hızının 2 katı düzeyinde seyrederken; 2008 krizi ile birlikte 1.5 katına gerilemiş, 2016 yılının ilk 4 ayında da tarihsel bir daralmayla eksiye dönüşmüştür. (Yıldızoğlu, Eylül 2016) Küresel ticaret büyüme hızındaki düşüşün arka planında gerekçe olarak emtia ve ürün fiyatlarındaki düşüş gösteriliyor. İşlenmiş, sanayi üretiminden geçmiş ürünlerin fiyatında 2015 yılında yaklaşık yüzde 7’ye yakın bir düşüş gözlenirken, yakıt fiyatlarındaki
düşüş yüzde 46’ya yaklaşmıştır. Fiyatlardaki gerilemenin
rinde petrol fiyatlarındaki düşüş ve özellikle Avro Bölgesi
ardındaki nedeni ise küresel büyüme ve talep düzeyindeki
açısından döviz kurunun lehte değişmesi sonucu -son
yavaşlama ile açıklayabiliyoruz.
çeyrekte gözlenen yukarı dalgalanmayı saymazsak- dünya
Peki, düşük büyümede takılı kalmış, düşük enflasyon, düşük talep ve yatırım iştahsızlığının kalıcı hale geldiği dünya ekonomisinde yeni bir devinim, “yeni teknolojiler” ile hayata geçirilebilir mi?
imalat sanayisinde bir bütün olarak daralma gözleniyor. Şekil 1’den de gözlenebileceği gibi uzun dönemli eğilim hala negatif yönlü olmakla birlikte imalat sanayi üretimini en fazla aşağı çeken ülkelerin de gelişmekte olan ülkeler olduğu izlenmektedir.
Dünya ekonomisinin İkinci Dünya Savaşı sonrasında ilk kez
Dünya sanayi üretimindeki daralmanın önemli bir nedeni,
böylesi bir çapta daralma ve yavaşlama dönemine girdiği
finansal kârların sinai kârlar üzerine geçmiş olması ve
bu dönemde Endüstri 4.0’ı tartışırken, ekonominin yapısal
sermaye birikiminin finansal alanlarda yoğunlaşmasıdır.
zeminleri belirleyici olmaktadır. Yukarıda bahsedilen eko-
Tarihsel sürece bakıldığında, bu çarpık birikim dağılımına
nomik görünüme yol açan etmenler göz önüne alındığınneden olan faktörlerin 1980-90 dönüşümleriyle inşa edilen
da, Endüstri 4.0’ın ortaya attığı oldukça muğlak kalmaktadır.
iddiaları
karşılayabileceği Dünyahiımzlaı lfaitnsaannsaaylliavşmerialesrüi,rdeücinnyian ismoanluatçlsaarnıaoylidsiunkdleakrıi dguörrgüulen-luğun işaret ederkenc,ekgteirli.ş1m9e7k0t’elerodlaensıvneırlyaürkınsaeleunlaşpainyaİskaineckioDnoümnyilaerSinadveaşısüren
devam e uzun dö
Bu muğlaklığı ortaya çıkaran etmenleri, üç lamak mümkün.
(I)Yatırım Sorunu Küresel yatırımların belirleyici göstergesi doğrudan yatırımlar, 2007 yılından sonra
mkorlaiazdrdaskeüdrbedegaügsiaçclööaraieyıirrzçnstamelııieilek,nmlmnaen-dszieaaansbnynaiiaakledye-niöcişlevdfaeadçsrddğiürşazozeeiüüümnllntkznmzykagiireeeaşyuliaaamdbyyarşsüseiiuiiaıneymıelnntkğukosigaunaaıezioreşnl.,uçvnanıleneienB1tolkeşkem9mstdiosdheira7anerlanötin0eniensosnlşa’üaieımlednmyoyelnymkiedliireimlsğkeişeFerlinliiâinrueşoMünridmernşsrlreiağedtiodenelursinietlslısbederkiniut.mtripeeılrnsmenneüogdtrbhranrefaaüeoEiaylulnittaellnycşüiaannmemufdnnilinnü-yanesiesorabsaktghıotlltitrnlaçeaeıinkazryitkdrâaomileçınfarkalnlelaoifadyybnGnldiröaornüialeenüknjaayrilklilnaülikbüvteşldeskeeemmraüollsgçeleşetallaöreemüapÖbkznlşgoaatlniömlrenarkvdgoznlleuedüllüaaeoesğartösnnjüiaub-tiz,iiyey(iruzUlollilkrikeNk.atnlreIŞemıDeidAeOmkakiv)laltgrelvoaa1detl’iabrrd
birlikte adım adım geriledi ve tarihi dip olarak yorumlanan
2014 yılında 150 trilyon dolar seviyesine indi. 2015 yılında sanayileşmiş ülkelerin başını çektiği bir iyileşme gözükse
Şekil 1: Dünya İmalat Sanayi Üretimi, Çevrek Dönem. Bir Önceki Yılın Aynı Dönemine Göre % Değişim
de, bu iyileşmenin üretken alanlara gitmediği tespit ediliyor. Özellikle Amerika ve AB ülkelerinde (Kuzey ülkeleri)
gözlenen canlanma, başta iyimser bir havanın yeniden
canlanmasına yol açsa da yatırımların niteliğine bakıldığında
olumsuz havanın devam ettiği bir kez daha anlaşılıyor. 2015
yılında küresel doğrudan yatırımlarda gözlenen yüzde 15’lik
büyümenin büyük oranda birleşme ve devralmalar yoluyla
oluşan yatırımlar oldukları gözlendi. Bu büyümenin çok
küçük bir kısmı yeşil alan yatırımları olarak tarif edilen,
istihdam ve gelir yaratıcı yatırımlara dönüştü. Yatırımların
büyük bir kısmının şirketlerin ödemeler dengesi-finans
hesaplarını gözeten yeniden yapılandırmalara gittiğinin
anlaşılması; 2008 öncesine de uzanan yatırımsızlık, kaynakların üretken alanlardan çekilmesi sorunsalının devamının
bir işareti olarak okunabilir.
Veriler de göstermektedir ki, tüm genişleyici para politikaları ve sıfır düzeyine çekilmiş faizlere rağmen bugün dünya
ekonomisinin üretken yatırımları canlandırmaya yetecek
kapasitesi kalmamış durumdadır. Rakamsal olarak şişkinlik
Kaynak: UNIDO
iksbpgolkskadatalâöauonoadllrlsldnmkdraiitataaıuelaıirlaanğnkrkanankıetılnacunnatlnvlaıaanrıaekgrdıoyrtdsdeealbııbaanrraümtiun.rçırnşragebsaDüöıkyküimyuzkleiolnehg-eenlkllüaaüaşdliamridlmryntekaıeımeenctsetgneoveıiasnyöncmkriüldruitn,aytarmetaieodeysğEllkdeeatatieksiğnkdenhrukeiiğdill,dğnaioneiüklrhaiynddasıümdianultizbrnaurrrdmei.nivl.ğraaseSBlieu4eşanyetiü.ılrer0clraöarmtitimlkaeneaoçklitralnealemioelkamyiıkbşmrntehmauiaaiannlaldklayeeçiloıyennerkeraeln,l.tkagdanbeineserldiuaenıbtdensinraeareknımdşmeşüssd1vdnlrüfaaiüeaıkimzeö9üarşrnncerryroen7nekyımıetaalnaalrnses0üeyaiacnğniyinıeoaykran’şnneeza--lllıiüymneeieemkD2orkingdbl0lsolüeoieeiae1nrnnnjçkri4isoiyminıhnıydlmanıdrliüzeışeysıirzlbğseaıalseioilıaulnnnınıylfrngabüfşmdTiıdiRyıdüynnnarekaureaianaaiaüa,tneüsanügidtuıdmk,rmsrpüegıliCbe1aüvaarlteetulea9nkeeşiılzmgnmv7aacemdsselncen0iediahiçeğhs’tnynrlaaıİrnliüeaeazdekmelrlitaealiperinntlrsışnaairlnikınaıikşeyycolblbieaaieicçüksadlarmroDçyeayınaababnknfaüereidrüiiinaciludrrmndnlamkkilinamilaakmkyeakdiKoniiapeyblamamasnmfhsneünaSaşimiyaindylıozainlrnrveaiüşavariıdşnemanınkoşrrköaşaisamuşsmnğfçiarftpıaibanedıeaailsvnlnsimkpoiıa1luioeasamzntinslrlüyynankrioelieıirristeatnkdlunbeanaaokigatacisrrlökmjbaryraıiiöeürnraialfnagerlelınilsadermnenarlertebrdtllandetaıediaeaüemsenlaşretsoadnytbığcnrıneiınkrnüinirıed,nmerumivraefalfkç.üinyeoieoennnlnensalylaseadtapaoinrdnFunnnıdığeslğosiüauoannaurnzlnldlf,deoalkikyauavlskamamşeçtketrrmaöllüultpaalararşaıbirrlerşşrteısluıumıitaınrnkigrdrimaambn.öısbdrdeir.ainbaüasrslai1Tlıeççei9
(II) Üretim(sizlik) Dünya imalat sanayi
Sorunu verileri,
dünya
imalat
ile anlatılmaktadıyr.atÖırnıemmlliarteınspintleitr eilçiğerie,nkübureçsaelılşmtaadlea,bifninansal sektördeki
büyümenin sanayissinekdteökriünün
dtüoşpülakmyüerefnatkkiedtönerlinğüercestaakhneinpllaiiğnnişdaüaıztğeaırnlianındıetyelaomlyuamskisılnuezbdibreiirclişeektkkiyi,yee(tasmahaimp laoyldıcuığbui,r
durgunluğun devam ettiğine gelişmekte olan ve yüksasheilepnolduğu ortayiastkiohydulammaktvadeır.üÇraelıtşimmadiaykei nöniedmelni bairybauğlgau, sermaye birikimi
piyasa ekonomilerinde süren uzun dönemli daralmayaisiştiahrdeatmın ediyor. Birleşmiş Milletler Endüstriyel Gelişme Örgütü
bu
sekktöarlledrdıreaycoağkunlbaşimr aösızneınllsikantaeyinüyreotikmsiuünzedriundre.
dışsal
bir
etkiye
(UNIDO) verilerine göre, sanayileşmiş ülke ekonomile-
1 Why does financial sector growth crowd out real economic growth?, Bank for International Settlements
Working Paper 2015.
2014 yılında Cecchetti and Kharroubi* tarafından yapılan ça-
Dolayısıyla bugünkü tablo, sanayi alanını yeniden canlışmada dünya ekonomisinin bugün geldiği aşamada finansal
landırmaya yönelik Endüstri 4.0 gibi iddiaların hayata
sektör büyümesinin ve burada oluşan şişkinliklerin reel üregeçirebilmesine dönük elverişli altyapıyı sunmamaktadır.
time ve reel büyümeye zarar veren bir etmen olduğu, ampirik
Bugünkü öncelikler ve tercihler üretimi değil, üretilmişlebir çalışma ile anlatılmaktadır. Önemli tespitler içeren bu çarin yeniden değerlenmesiyle oluşan yüksek finansal kârları
lışmada, finansal sektördeki dışsal büyümenin toplam faktör
göstermektedir.
üretkenliği üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olduğu, finans
sektörünün düşük üretkenliğe sahip inşaat alanıyla yakın bir
(III) İstihdamın Dağılımı Sorunu
ilişkiye (tamamlayıcı bir ilişki) sahip olduğu ortaya koyulmak-
Endüstri 4.0’ın, Siber Fiziksel Sistemler (CPS-cyber-phytadır. Çalışmadaki önemli bir bulgu, sermaye birikiminin ve
sical system) ve Nesnelerin İnterneti (İnternet Of Things)
istihdamın bu sektörlerde yoğunlaşmasının sanayi üretimi
ilkelerine dayanarak, akıllı üretimi amaçladığı belirtiliyor.
üzerinde dışsal bir etkiye neden olduğudur. Vasıflı işgücünün
Üretim bandı içindeki her bir bileşenin bir İntranet/İnternet
bu sektörlerde istihdam edilmesi, yine bu dışsallığın içinde
ağıyla birbirlerine ve yerel işletmeciye veya bağımsız yönetici
yer almaktadır. Finansçılar ve girişimciler olarak iki aktörlü
bilgisayara bağlanması yoluyla, üretimde hız ve esneklik sağlabir ekonomi varsayımı altında kurulan basitleştirilmiş modelyacağı, maliyetleri ciddi oranda düşüreceği ve rekabet gücünü
de; bulgular girişimcilerin, gelişmekte olan ve gelişmiş bir
arttıracağı öngörülüyor (TOBB, 2016). Dolayısıyla böylesi bir
finans sektörü karşısında yüksek üretkenlik içeren işlerden
sistem aynı zamanda bu makineleri kontrol edecek, doğru
uzaklaştıklarıonlıdguöğsutedrumre. kVteadsiırf.lıDiaşhgaükcaürnmüanşıbkubisrekmtoödrleelrde istkihardaarmlar evedrielmbileescie,kyvienebubumadkıişnseallelrıiğnınbaikçıimndıneı üysetrlenecek
çerçevesinde ayalmpılaakntaamdıpri.rikFainnaalnizsdçeıliasre 1v5egeglişirmişişimülckielneirn olarakvasikıfilı iaşkgütöcrülnüe bgeirekeskioninmomduiyuvyaorrs.aByöıymleısiablitrınişdgaücünün
bOfriüunEnaiCnkrsDieemstleaokerdttaökefriılsnüfkDtidinabunaariürnaanhuyfnaüsıolnsuamludnnksmeauaenolrbskamrudanatzöesnaisimrlşottaülıleraedkkılşukailntetğabincsurrieaieşr,llnnımgesamneıtyinlemişiosşdüdepearmknieettltieyov,kdeüdfeçyiinkeenra.llsraiÇdgçekneeekasvl;vlaeiışlşreükbimssrlieeuienankrltnigtbkdövıiueener-nlalyriakpgıiilçravtsieeanüşrmriremeonaicnlmcuiniiipşdplienldioerrilibriamnkdilar,aerdsnaıgoıniğenluaeılulzisuicşoazyumrkduuloeeşsalmkuaşitrt,aseıaidkeksıtloğisa1hılarad5yhıannainpmıgıvtoeıglnellaödirş4suıgmn0tğeeıuyirloışmildrşltıameükağyklfıikaltişıneeçmadnıbknıiiniarnsr.rabılyluaoşrsm.isafinans sektörüOnEüCnDözetallrikalfeınAdra-nGesuynoğuulannbirmyaalpaıtdasaünraetyimi üretkenKliakpivtaelirzilmerini vgeelifşimnaenssürseeckitnöinrübibrüpyaürçmaseı oolraarnaklasreıktörler olanaklarını tıiknacdeılğeınşmekelikntdeeddiirr.. Çalışmanın bu iki model tarafaırnadsaı ndednegsetdeeklmeneeyndatneaspgietlie,nfidneağnişsiaml ,seişkgtüöcrüünküonmpozisÜretim alanı rveeeflineatnksiaslianninındoalkuimbisruikzimolddeunğgue,singienlifşineannsveya geeyoklinoşunknoinmunibddierakifdi1ne9ğa7in0şsimönsiecnkeistsöiarağürltnaamünnapkaötyazıdneıılrnl.ikS1l9aen80aAysiro-ünGrreaetsiımhiınzilna alanında yoğuynolağşumnabsıirolyaraapkıda tüareifteimdileoblailneacekkla“rfıinıantıskaal-dığı şekdlüişnmdeedyeir.başlayarak, yerini finans sektörüne bırakması, laşma” kavramı, reel bÜirriektimimalaanlaınnıınvereimfiensai nolsaraalkaşneıknidllaek- i birikişimgücdüennügnedsienbinu yfeinniadnesngaelayneıgnödrae yyeonğiduennlataşhmsaissiıni oluşk2n0âer1nl6as)ro.inBçiu4n0sdüyeırklşoeliıelckpakinatriaaylbrlıkeniihrnıdnsseeoan2ln0but0saicr8oru’isnefüokrl4eaeadr0cdaieaklyreıfşıboiılnkillalıaitkğnnuastentaucaülyerksoikâthrürs(l“aLyefrülaiıknnpbsaateiovnrlipmstlssaaeaülmlssrai,eşcmeaı”şıtÜkkuarrvetmutritaumumşyitnuıo,rrr.ore(bLeolatlpabşaimrviikatssimıa,sy,aap2laa0yn1ız6ne)ıkn.anBeırnuimgseüelisrşeiicmoinil,aürbaçikrboyutlu (Şekil 2), 200s8oknruizciuileoblairrlaikktefdinuarnakssaalmkaayralşaarmınastıovpelagme- karlayraziıçciınladrelak“iakpıallyı ıfnabınrik2a0la0r8”’veb. kpaedkaçrokoyleanğiatneüksntoüloji içenişleme pakeytlüekrisnedlme keüsire(sŞelekpiyla2sa)l,ar2a0s0a8lınkarnizlikildeitebirlelikte durreanksEanmdüastyrai ş4a.m0’aa,ssıavneayigealnainşılnedmaeerpitaiklmetilşerbiinrdiestihdam
büyük çapta eksükriedsinelampiizymasinaelaurlaaşsmaalısnı,aynaplıiskaildbiitresüirleecibnüyük çyaapptıasıyelaskhiazdırilnaanmanizdmüninyea, ubluaşümstatseık,nyoalopjıinsainl ubzirman işdevam ettiğinsüi rgeöcsitneridyeovr.amBuestütirğeiçniaygnöı sztaemriaynodr.a Bbuugsüünreç ayngıüczüamihatinyadcaınbaungaüsnıl ysaenrımt vaeyreecsetkotkiru?nBduaksoi raur,taışrıaneleman fsienramnasy-keasğtıotğprueinyeadls-aaüklriaeraıtrnktıdeşanınbsrierekiektltö-iüğrlrieneretdkdeeendiseşeağkrietlö,trfelietnmradeneksdt-eekdğaiiğrl,.ıt piyasiişhastliiazyrlaıicknıdbnaaınşblımiğrıiakaklttiiınğneidlneaerbditraeçroaişkfıaynredenatinestodmreuevnrkaitlleeıdnymiarn.aıstlıanyöanbüilencdeeğni
Şekil 2: Finans Sektörünün, GSYH İçindeki Payı, Amerika Verileri, %
Kaynak: Has the U.S. Finance Industry Become Less Efficient? On the Theory and Measurement of Financial Intermediation, 2014
Kaynak: Has the U.S. Finance Industry Become Less Efficient? On the Theory and
* Why does financMial seeactsour grroewmthecnrotwdoofuFt rienalaecnoncoimailc Igrnotwethr?m, BaendkifaortIinotenrn,a2tio0n1al4Settlements Working Paper 2015.
Dolayısıyla bugünkü tablo, sanayi alanını yeniden canlandırmaya yönelik Endüstri 4.0
gibi iddiaların hayata geçirebilmesine dönük elverişli altyapıyı sunmamaktadır.20B16uAgrüanlıkk•üSayı-459
öncelikler ve tercihler üretimi değil, üretilmişlerin yeniden değerlenmesiyle oluşan yüksek
finansal karları göstermektedir.
(III) Ġstihdamın Dağılımı Sorunu
Kapitalizmin gelişme sürecinin bir parçası olarak sektörler arası dengede meydana
gelen değişim, işgücü kompozisyonun da değişimini sağlamaktadır. Sanayi üretiminin
ekonomideki 1970 öncesi artan payının 1980 sonrası hızla düşmeye, yerini finans sektörüne bırakması, işgücünün de bu yeni dengeye göre yeniden tahsisini oluşturmuşturE. LEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ
Şekil 3: 1980 Sonrası İşgücü Dağılımındaki Değişim, Toplam İstihdamda Sektörel Paylar, %
Kaynak: KDaüynnayk:aDBünaynakBaansık,as“ıB, “eByeoyonndd EEccoonnomomic GicroGwrtho,w20t0h0, 2000
gibi, uzman işgücüÜihrteityiamcıina draobyaontlıat şvmeraesbıi,lecyeakpüalykelzeeriknanın gmelaişyiemniin, , yüaçtırımbolayruıntl,uistiyhadzaımcıılnarylöanü“naüknılülıretken olmayan
Almanya, Afmaberriikkaalvaer”Javpbo.nypaebkaşçtoakolymeanki ützeekrneo,liolejiriitçeekr-en Endaülsatnrliar4d.a0’yao,ğusannlaaşymi aaslıa, nbıungdüanüerditüilnmdieşn baiyrıran önemli bir
noloji hattıinsdtiahdüaremtimyabpiıçsiımylianihuazyuırmlalnualnaştdıürmnyışa,üblkuelüesrtleteknolofjaikntiönrduüzrm. Banugiüşgnükücüsüihreticyiadciığnear knraiszıldöynaenmıtlerinden ayrışsınırlı olacavğeıresocreukntilra?rınBıuorstaoyrau,çıakraarmealekmtadanır. iBhutiygaüccıünnın makitnırealnerfaktatröarfleınrddeannedneövnreamlınlimsi aişsgıücyüönveünsadneanyi kaynaklarının dytFbaeüearnlşkaliüifadıktnbenadieşşatgBlknıüialüyciybbüteşoıülaielr’skçkrynliimuelianezımilmtldlekaeivierlkabrlnianeiyyaenibndreşteiamötıulrnrlbıştayiıaelilfDuılmeıküğenmlstolcıiaadaknğeldanaeçuduklıalaltremeaüıyb.üknrişlalenikdtksrıieeaırekanlmtloveerbelazr“aıiarişifrn4irnlıçne.atnüioaşkndİAljkmlkıadeenleyelmarilselnmeyçeainrd,eemnelieşnebrysikekiutaodssileg,iırieazn”üuAçvniınnaelromenvelBliışrtaleemadaeorrljteaieıleıyknakk’rsaacyina,avığtebılkauJasnagyoaüödbypüdrbanürüuonıkiercynznellıtüeealllykeamcşkyaemdrıeankıaçebğpndak4aiaııpeçsl0şgaaatotandyyilabrbıeüldtaltaiianlaşesl,ırykieühğıaudarkrikzçşeioiüpçiemnltmaıkerikşeaerikyllgdaasneamneükrirpolmillcemıeşlllesüdogaamişiajüşn,kmiycümdtkahçeeümıadnearaysıişlıtiknlühirtimütyı.tartenlnieekiıBkydtşcnolavauiçiloeoceiaüllılgvceoDpnmrüarjeoagikeocaltteeltiüğadseırmrnırunairdi.sndıiröys.enülDürinüşoümlyaezüynoınsirddıbyeelinnar
tmonyaoliancıyşreuıamliikşkklgaaysünareşnclaıünıomtthynllaabaaıaürzrnunzanaamııfkrtsıçyldnüaaaıaaykdrznnıFeaaamsıbcralntammeekanvykayaeahalotısrkeyarıimbtli,pueiadebtmdehekkvukınaeillrtlaezr.feeuniemıBkdrrzmmidrieunareaekakd.ysktilUseleeaetaindcaşnşznektdimaaıröğiırr.ynraiyıti.leUnodmgö,ezünmsınçmçeşaoülmnuüakihaşznlebgiysanmıiükibnrndlciaıüisirürnsşehlnltsıneeıüor“arnbnrıi4rdilnur--.iysaİlelnerıritnlevmnK-gneriarCaecoitpsyeiweoinlc”tivncahkeahksolrceeçelSrtlaamoteroiwtaelGtkdaylere.omactSukae.ent,ğnaıKrizmtesahöallnaWlamreneromaacorsonuklıni,binobbbimguiuErPi,fcssiaWüokgprrrhreeueoyrcwsoiedltliDoahşherk9?asa,i2lknf,BiiEnana2nk2c,fiEoarl4s4Ien, ctOetor4r-, mühendis gilüeçylüetinbiirlecseeknadrüyzoeyyudekbairrşıümrıeztaimçımkaikrtmaraıkntıandır. BuFesbernuaarryyo2,01ç5o.k sınırlı bir mühendis ile
yeterli görüyledtiünğiülencüekgödsützeerymdeekbteirdiürr.eMtimerkmeizkilteaşrımnıinş ybeirterli gö-rüPldhüilğipüpnoüng, öTs.te,rHmaeskttehdeirU. M.S.eFrkinezainlceeşmInişdustry Become üretime gebriirdüönreütşim, beelglierüilkdeölneür şe,libnedleli iülelrkietleekrneollionjdineinileri tekLneoslosjEinffiinciteenkte?lOlenşmtheesTi bhueosreynaanrdyMoneuansubrierment of Finantekelleşmesi bu senaryonun bir parçasıdır. Dolayısıyla bu
cial Intermediation, NYU, September 2014.
sorun, bir yanıyla kapitalizmin geleneksel kriz-tekelleşme sorununun bugün için tekrarını ortaya koymaktadır. Diğer bir yanıyla söz konusu yeni teknolojinin ölçek üretimine dayalı karlılığa sahip olduğu anlaşılmaktadır. Yetişmiş-uzman mühendislerle sınırlı kalması, olası bu yeni teknolojinin bu
- Lapavitsas, C., The Profits of Financialization, Monthly Review, Volume 68 Issue 03, July-August 2016.
- Akyos, M., Bilimkurgudan Yaşamın Gerçeğine: Endüstri 4.0, herkese bilim teknoloji dergisi, sayı:13, Mayıs 2016.
açıdan da olanaklarını zorlaştırmaktadır.
- Ekonomik Forum, TOBB Yayını, 2016, Ankara.
- Soubbotina, T, Sheram, K., Beyond Economic Growth,
Kapitalizm, kendi doğası gereği genişleme-kriz-daralma süreçlerinin birbiri ardınca takibinden oluşur. Kriz ile birlikte izlenen kriz-sonrası daralma döneminin aşılması eskinin yıkılıp yeninin inşa edilmesi süreci ile aşılmaya çalışılır.
Meeting The Challenges of Global Development, WBI Learning Resources Series, 2000.
- Aydoğuş, O., Türkcan, B., Çalışkan E., Kopurlu B., Kriz Teorileri: Kondratieff, Schumpeter ve Wallerstein, Ege Universitesi, 2009.
Bu yeninin çoğu zaman yeni teknolojiler, kurumlar, yeni siyasi örgütlenmeler şeklinde meydana geldiğini tarihsel
- World Employment and Social Outlook: Trends 2016, World Employment and Social Outlook: Trends 2016.
deneyimlerden biliyoruz.
-World Economic Forum, The Future Availability of Natural
Kapitalizmin kendisini yeniden üretme girişimi, üretim ve tüketim kalıplarını yenileyerek kendisini yeniden üretmeyi hedefler. Oysa bugün sermaye stoğundaki her bir artışın ya-
Resources, November 2014.
- World Manufacturing Production, Statistics for Quarter III, 2015.
tırıma dönüştüğü alan finans sektörü olarak öne çıkmaktadır.
- World Investment Report, Investor Nationality: Policy
Yahut genişleyici para politikalarından piyasaya sürülen her
Challenges, The Division on Investment and Enterprise
bir birim fonun da gittiği alan finans sektörü olmaktadır. Serof UNCTAD, 2016.
ENDÜSTRİ 4.0, İNSAN EMEĞİ ve MÜHENDİS
Prof. Dr. Hayri Kozanoğlu
Endüstri 4.0 çağdaş otomasyon, veri değişimi ve imalat sanayini içeren jenerik bir ifadedir. “Siber Fiziksel Sistem, Nesnelerin İnterneti, İnternetlerin İnterneti, Hizmetlerin İnterneti” oldukça yakın ve bağlantılı kavramlar olarak kullanılıyor.
Endüstri 4.0; 4. Sanayi Devrimi’ni, genellikle mekanizasyon, seri üretim, otomasyon olarak sıralanan önceki üç sanayi devriminden sonraki yeni bir aşamayı vurgulamak amacıyla dolaşıma sokuldu. Hatırlanırsa Birinci Sanayi Devrimi su ve buhar gücü kullanımıyla üretimi makineleştirdi. İkincisi ise elektrik gücüyle kitle üretiminin yolunu açtı. Üçüncüsü de, elektronik ve enformasyon teknolojisi aracılığıyla üretimde otomasyonu gerçekleştirdi. Dünya Ekonomik Forumu’na göre; Dördüncü Sanayi Devrimi, üçüncüsünün temelleri üzerinde, fiziksel, sayısal (dijital) ve biyolojik alanlar arasındaki çizgiyi bulanıklaştırarak teknolojilerin füzyonunu (kaynaşma) sağlıyor. Üçüncünün devamı olmaktan ziyade, yeni bir döneme adım atılmasının gerekçesi de hız, kapsam ve sistemsel etkide sıçramayla açıklanıyor. Öncekilerle karşılaştırıldığında ise, bu 4. aşamanın doğrusal (lineer) değil, üssel bir tempoda evrim geçirmek noktasında da ayrıldığı vurgulanıyor. Böylelikle her sektörde yıkıcı etkiler yaratarak tüm üretim, yönetim ve yönetişim sistemlerini değişime zorluyor.
Endüstri 4.0’ın Merkez Üssü: Almanya
Endüstri 4.0 kavramının 3 yıl önce Almanların iş ve üretim mekanlarının köklü bir değişime uğrayacağı öngörüsüyle Alman imalat sanayi çevreleri tarafından türetildiğini söyleyebiliriz. Giderek bu terim Almanya’da üniversiteler, şirketler, sendikalar ve hükümet tarafından da benimseniyor.
Endüstri 4.0’a paralel olarak gelişen Ekonomi 4.0 ise geniş bir kapsamla sadece sanayi üretimine değil, hizmet sektöründeki değişimlere, giderek yaşamın her alanındaki dönüşüme odaklanıyor.
Ekonomi 4.0 kavramını kullananlar, dünya ekonomisinin tarihte görülmemiş bir hızla değiştiğini öne sürüyorlar. Birinci Sanayi Devrimi’nin beşiği İngiltere’de 18. Yüzyıl’da buharlı makinelerin icadından tam 154 yıl sonra kişi başına gelir iki katına çıkarken; Hindistan ve Çin’de bu hedefin 16 ve 12 yılda tutturulduğuna dikkat çekiyorlar.
Dünya ekonomisini dönüşüme uğratan 5 yıkıcı güç şöyle sıralanıyor:
1) Hızlı şehirleşme 2) Sayısal (dijital) dönüşüm ve sayısal ekonomi 3) Yeni ve rafine malzeme, gen, biyo, yenilenebilir enerji ve nanoteknolojiler 4) Gelişme ve yükselen ülkelerde demografik değişim 5) Ekonomik şebekeler, malların, hizmetlerin, finans ve insanların akışı anlamında küreselleşme.
Konuya “Teknolojinin insanlığa sunduğu tüm olanaklar acaba ekonomide de sade vatandaşın yaşamını iyileştiriyor mu? Yoksa sömürü mekanizmalarını daha sofistike (karmaşık) hale getirerek kötüleştiriyor mu?” anlayışıyla yaklaşmak gerekiyor.
Almanya’da Endüstri 4.0 kavramını yaygınlaştıran Siemens, Thyssen Krupp gibi devlere göre, siber fiziksel sistemlerin
uygulanması özellikle halk talebinden kaynaklanıyor. Ne var ki araştırmalar, Almanya’daki Endüstri 4.0 hamlesinin tüketici taleplerini karşılamaktan ziyade, çok uluslu sanayi devlerine sunacağı potansiyel yararlardan kaynaklandığını gösteriyor. Ekonomisinin yüzde 22’sini imalat sanayinin oluşturduğu Almanya, 2020’ye kadar sanayi İnternet altyapısına 40 milyar Avro yatırım yapmayı planlıyor.
Almanya sanayide yeniden yapılanmanın öncü ülkesi olarak, dünyanın en yüksek cari işlemler fazlası veren ekonomisi sıfatını kaybetmek istemiyor. Örneğin Siemens, siber fiziksel sistemlere dayalı üretimde lider rolüne soyunuyor. Bu uygulamanın yapıldığı fabrikada 1000 kişilik istihdamda bir gerileme yaşanmadan, mevcut işçilere bilgisayarlı makinelerle izleme görevleri veriliyor. Ama asıl endişe, Endüstri 4.0’ın şirketlere yeni istihdam yaratmadan operasyonlarını genişletme fırsatı yaratması.
Enformasyon Teknolojisi
Özellikle enformasyon teknolojisindeki gelişmelerin Apple, Google, Microsoft benzeri şirketler tarafından tekelleşmek, karlarını en yükseğe çıkarmak için kullanılmasını sorgulamadan, Endüstri 4.0’ın borazanını çalmak eksik bir yaklaşım olur. Teknolojik gelişmelere böyle eleştirel bir bakışla yaklaşan, Yordam Kitap’dan “Kapitalizm Sonrası” çalışması yayımlanan Paul Mason enformasyon teknolojisindeki 3 temel değişikliği şöyle sıralıyor:
1) Çalışma gereksinimini azalttı; iş ve boş zaman arasındaki çizgiyi flulaştırdı; çalışma ve ücretler arasındaki ilişkiyi gevşetti. 2) Dev teknoloji firmaları tekelleşiyorlar. Toplumsal olarak üretilmiş enformasyonu özelleştiriyorlar. İnsanlığın en temel ihtiyacı bilginin serbestçe kullanımını engelliyorlar. 3) İşbirliğine dayalı üretimin kendiliğinden yükselişine tanık oluyoruz. Mallar, hizmetler ve örgütler piyasanın ve yönetim hiyerarşisinin dayatmalarına prim vermiyorlar.
Teknolojinin, dolayısıyla da Endüstri 4.0’ın insan yaşamını nasıl etkileyeceği konusundaki iki ayrı tutum, tekno-kötümser ve tekno-iyimser diye adlandırılıyor. İyimserler dünyanın teknoloji çekişli bir Rönesans yaşadığını ileri sürüyorlar. Kötümserler ise, teknoloji şirketlerinin kârları mükemmel, ama ekonominin genel performansı hiç de parlak değil değerlendirmesi yapıyorlar. Bu kampta “sürekli durgunluk” tezini gündeme getiren Harvard Üniversitesi’nden Larry Summers, George Mason Üniversitesi’nden Tyler Cowen gibi “ana akım” ünlü ekonomistler de bulunuyor.
Teknoloji konusundaki çalışmalarıyla önemli bir otorite kabul edilen Northwestern Üniversitesi’nden Robert Gordon ise yeni basılan kitabı “Amerikan Büyümesinin Yükselişi ve Düşüşü”nde, daha karamsar bir tablo çiziyor. Gordon’a göre IT devrimi, İkinci Sanayi Devrimi’ndeki elektrik, motorlu arabalar, uçaklar gibi yaşamımızı derinden değiştiren buluşlara göre ikincil önemde. Sadece yaşamımızdaki sınırlı kapsamdaki aktivite bu süreçten etkileniyor.
Endüstri 4.0 ve Emek
Konuyu Endüstri 4.0 kavramı çerçevesinde değerlendiren bazı yorumcular, insan emeğinin tanımını tümden değiştirecek bir gelişmenin eşiğinde bulunduğumuz fikrindeler. Makineler rutin, tekrara dayalı işleri insanlardan daha et-
Bize şirin varlıklar olarak sunulan robotların ve süper bilgisayarların gerçek dünyada Facebook, Google, Amazon gibi büyük kapitalist şirketler tarafından yönlendirildiğini unutmamak gerekiyor.
kin ifa edecek bir kapasiteye kavuştuğu ölçüde otomasyon yaygınlaşacak. Bu gelişme çalışanların kapıya konmasını değil, aksine onların daha özgürce daha yaratıcı, daha yüksek beceri gerektiren işlere odaklanmasının önünü açacak.
Gelgelelim daha sistematik araştırmalar, örneğin 2009’da Martin Ford’un, siber fiziksel sistemler ve bilgisayar teknolojisinin giderek yaygınlaşmasının insanlara sunduğu istihdam olanakları ve işin düzenlenmesi üzerindeki etkilerine ilişkin kapsamlı senaryo çalışması farklı sonuçlara işaret ediyor. Bu analize göre, yapay zeka, öğrenen makineler ve yazılım otomasyonu uygulamaları artık düşük ücretli, eğitimsiz işçilerden daha fazla, eğitim ve donanım düzeyi yüksek, mühendisler dahil üniversite mezunlarını etkileyecek. Giderek, ticari robotlar da düşük becerili işçilerin önündeki fırsatları azaltacak.
Bize şirin varlıklar olarak sunulan robotların ve süper bilgisayarların gerçek dünyada Facebook, Google, Amazon gibi büyük kapitalist şirketler tarafından yönlendirildiğini unutmamak gerekiyor.
Tarihe bakınca, teknolojik ayıklanmaya karşı sistemin farklı iş kapıları açmayı başardığını görüyoruz. Aksi takdirde artan gelir ve servet dağılımı bozukluğu tüketim talebini kısar. Kapitalist mal ve hizmetine alıcı bulamaması şeklinde ortaya çıkan gerçekleşme sorunu yaşanır ve sistem krize sürüklenir.
Son tahlilde, mühendisler dahil tüm emeğiyle geçinenlerin teknolojik gelişmelerin insanlığın ortak ürünü olduğunu hatırlaması; Endüstri 4.0 dahil, kâr için değil insan ihtiyaçlarını karşılamak üzere seferber edilebilmeleri için mücadele etmesi gerekiyor.
HER ŞEY İNSAN YARARINA
E. Orhan Örücü Elektrik Mühendisliği Dergisi Yayın Kurulu Üyesi
Bir süredir gündemde olan Endüstri 4.0 tartışmalarının önemli bir boyutu olması gereken insan, iş ve işsizlik konuları es geçiliyor. Yazımızda Endüstri 4.0 ile ilgili konunun bu boyutunu anlatmaya çalışacağız.
Yazımıza Endüstri 4.0 uygulamasının öncüsü gibi görülen Almanya’nın resmi haber ajansı DeutscheWelle Türkçe’de 22 Ekim 2016 tarihinde yayımlanan “Endüstri 4.0 İstihdamı Azaltacak” başlıklı bir haber ile giriş yapalım:
“Araştırmacılar, Alman fabrikalarında hayata geçecek Endüstri 4.0 adlı dijitalleşmenin 60 bin kişilik istihdama mal olacağı uyarısında bulunuyor. İstihdam Piyasası ve Meslek Araştırmaları Enstitüsü’nün (IAB) araştırmasına göre dijital dönüşüm önümüzdeki birkaç yıl içerisinde Almanya’da üretim alanında yaklaşık 430 bin yeni istihdam alanı oluşturacak. Ancak 490 bin istihdam alanını ise yok edecek. İstihdam piyasası araştırmacıları, bu kesintiden çoğunlukla bugün makine ve çeşitli ekipmanları kullanan işgücünün etkileneceğini kaydetti. Uzmanlar özellikle rutin üretim hatlarında çalışanlara, işsiz kalmamaları için vaktinde gerekli meslek içi eğitimi almaları tavsiyesinde bulundu.”
Bu gelişmenin arkasındaki itici gücü ise Ali Akurgal’ın Herkese Bilim Teknoloji Dergisi’ndeki köşesindeki yazısında buluyoruz. Akurgal, Almanya’nın Endüstri 4.0 ile verimliliği de içine katarak toplam maliyetini, Uzakdoğu’daki bedeller ile karşılaştırılabilir noktaya getirmeyi amaçladığına dikkat çekiyor. “Bizde de birçok alanda üretim durdu, hazır ürünleri Çin’den getirtmeye başladık. Dolayısıyla ABD’nin Almanya’nın peşinden gidip ‘Onlar Endüstri 4.0 ile Uzakdoğu’ya kayan üretimi geri getirecekse, biz de getiririz’ demek mantık dışı değil. Peki, bu Türkiye’de gerçekten mümkün mü?” diye soran Akurgal, istihdama yönelik sorgulamasını şöyle sürdürüyor:
“TÜSİAD’ın bir yabancı uzman kuruluşa yaptırdığı incelemenin sunuşunda Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı dâhil hemen tüm konuşmacıların vurguladığı husus: ‘İşi robotlar yapınca istihdam düşecek sanmayın. İstihdam hem nitelik olarak hem de nicelik olarak artacak’ idi. Sanayinin, hem robota yatırım yapıp, hem de istihdamı, üstelik işçiye göre nitelikli elemanlarla artırması çifte ek yük. Peki, bu firmalar bu üretimi nasıl sürdürebilecek? O yatırımı nasıl geri kazanabilecek?” (Ali Akurgal, Herkese Bilim Teknoloji, 22 Temmuz 2016)
TÜSİAD Raporu’na Bir Bakış
Prof. Dr. Erinç Yeldan da Cumhuriyet Gazetesi’ndeki 30 Mart 2016 tarihli köşesinde TÜSİAD’ın “Türkiye’nin Küresel Rekabetçiliği İçin Bir Gereklilik Olarak Sanayi 4.0” raporunu değerlendiriyor. Rapordaki Türkiye’ye yönelik düşük işgücü maliyeti ve lojistik avantajının kaybolacağı uyarısına dikkat çeken Yeldan, kalkınmacı okulun temel argümanını içeren bir noktaya denk düşen TÜSİAD’ın raporundaki Sanayi 4.0 önündeki atılım engellerini şöyle özetliyor:
“- Yapısal olarak ucuz işgücü maliyetleri sonucunda sermaye yoğun sistemlere yatırım yapma iştahının azalması;
- Sınırlı nitelikli işgücü ve ekosistemler yüzünden yeni üretim teknolojilerinin yaygınlaşmasının geciktirilmesi; - İşgücünün sanayiden hizmet sektörüne kaymasıyla birlikte çalışanların işten ayrılma hızının artması ve deneyimli bir işgücünün oluşumunu geciktirmesi.” Yeldan’ın yazısının sonu ise bilimden ve akıldan giderek uzaklaşma noktasında yaşadığımız derin sancıya dikkat çekiyor: “Türkiye Sanayi 4.0 metaforu ile betimlenen bu stratejik dönüşüme hazır mı? 4+4 diye anılan medrese sistemi dayatması altında, inançlı nesiller ve ucuz işgücü deposu yaratma projesi ile TÜSİAD’ın öngördüğü Sanayi 4.0 stratejisi nasıl bağdaşacak?” Evet, bu noktada eğitim ve insana verilen değeri ön plana çıkarmamız gerekiyor. Zaten 2. ve 3. Sanayi Devrimi arasında kalmış olarak tanımlanan Türkiye’nin içine sokulduğu siyasal ve ekonomik açmaz içerisinde, dünya ile kopuşunun hızlanacağı görülüyor. Çünkü Endüstri 4.0 denilen olgu içerisinde robotların istihdamı azaltarak, insanın yerini alacağı iddia edilse de, tüm bu teknolojik gelişmelerin temelinin insan olduğu ve insansız bir sürecin var olamayacağı da vurgulanan noktalardan biridir. Emre Arslan, endustri40. com İnternet Sitesi’nde yer alan “Endüstri 4.0 Yolunda: Nesnelerin İnterneti” yazısında, tam da bu konuya değinerek, şöyle diyor: “Her ne kadar üretimin ve sistemlerin akıllanması sonucunda ‘insana gerek kalmayacak’ gibi bir düşünce oluşsa da, daha geniş bir açıdan düşündüğümüzde insanın öneminin daha da büyüdüğünü ve üretimde daha aktif ve verimli bir rol alabileceğini görebiliriz. İşgücünün, gelişen bu teknoloji yönünde eğitimi ve gelişmesi oldukça önemli, çünkü üretim sürecindeki neredeyse bütün iş ve birimlerdeki görevler ve sorumluluklar, hem insanın eğitiminden hem de insanın profesyonelleşmesinden etkilenecek. Çünkü Endüstri 4.0 ve IoT’un (Nesnelerin İnterneti) en uygun bir şekilde entegre olması insan zekasının ve bilgisinin elinde.”
Mehmet Saim Bilge
Teknolojik İlerlemede Eğitimin Yeri
Endüstri 4.0 önündeki engellerden söz ederken, aslında en önemli sorunun bu noktada düğümlendiğini görmek gerekiyor. Örneğin Almanya bizden 10 yıl önce ileri teknoloji için düşük ücret yerine insan ve fikre değer veren bir strateji benimsemiştir. Alman Hükümeti’nin 2006 yılında hazırladığı Almanya İçin İleri Teknoloji Stratejisi’nden “Rekabet üstünlüğü yarışını düşük işçilik ücretlerine dayanarak kazanamayız. Bu yarışı ancak fikirlere, ama en iyilerine dayanarak mutlaka kazanırız” saptamasını anımsatan Prof. Dr. Bilsay Kuruç, 2015 Sanayi Kongresi’nde şu bilgileri ve öngörülerini paylaşmıştı:
“Bunun üzerinde bunlar çalışmaya devam ettiler ve orada bu çalışmalar ve bunun gerektirdiği araştırmalar Federal Almanya Eğitim ve Araştırma Bakanlığı’na verildi. Eğitim ve Araştırma Bakanlığı, diğer bakanlıklarla işbirliği halinde bu Yüksek Teknoloji Stratejisi’ni yürütecek. Çünkü geleceğin sanayisi, geleceğin insanıyla beraber oluşacak. ...2010’un Temmuz ayında bu Yüksek Teknoloji Stratejisi’ni Alman Hükümeti gözden geçirmiş, 2020 hedefi koymuş, 2020’de gerçekleştirilecek hedefler koymuş ve bunun 2 yıl sonra, 2012 Martında eylem planını ortaya çıkarmış. Bu eylem planında 10 proje var. Bu 10 projeden en önemlisi, siber fizik; yani gerçek dünya ile sanal dünyanın birleştirileceği bir sistemi kurmak, Nesnelerin İnterneti dünyasını kurmak. Çünkü buradaki hâkim fikir şu: ‘Almanya olarak biz zaten klasik sanayi üretiminde bir numarayız. Ama siber sistemler, sanal sistemlerde de öncü düşünceye sahibiz. Yani siber fizik sistemlerin bilgi hazinesi, bu da bizdedir. O zaman, bu ikisini birleştirelim. Bu ikisini nasıl birleştiririz? Yüksek nitelikli insanlarla. Emek yüksek nitelikli olacak ve yüksek ücret ekonomisi olacak. Ekonominin bir kesiminde değil, yayılacak, bütün topluma yayılacak. Yeni sanayi devrimi böyle oluşur, dördüncü sanayi devrimi böyle oluşur’ diyor Almanlar ve ‘Biz dördüncü sanayi devriminin öncüsüyüz’ diyorlar. Evet, dördüncü sanayi devrimi gelmektedir. Gerçek üretim dünyası ile sanal dünyanın birleştirileceği bir sistem. O halde, yeni insan, bütün bunlara hâkim olan ve mutlaka yaratıcı olan; insan robot olmayan, fakat mutlaka yaratacağı yeni robotlara hâkim olan, yenilerini yaratabilen, yüksek akla, yepyeni yaşama biçimlerine sahip, dolayısıyla ücretlerde esneklik değil, ama yaşama biçiminde esneklik getirebilen yeni bir dünyayı kurgulamak üzereyiz.” (TMMOB Makine Mühendisleri Odası Sanayi Kongresi 2015. 11-12 Aralık 2015)
Endüstri 4.0’da İnsan Nerede?
Endüstri 4.0 yapısı olarak hemen her sunumda önümüze çıkan Grafik-1’e dikkat edersek, 9 ana bileşen bulunmaktadır. Nedense burada insan unsuruna hiç yer verilmemektedir. Ya tüm bu süreci hazırlayan ve kontrol eden beyin olarak insanı tüm bu 9 unsuru kapsayan daireyi çevreleyen üst bir dairede görmek gerekiyor ya da odağına yani dairenin tam ortasına insanı yerleştirmek gerekiyor. İşte ancak bu yapıldığında Endüstri 4.0’ın insani değerlerle uyumlu olarak gelişmesi ve uygarlığa hizmet etmesi beklenebilir. Yani insanları dışlayan tamamen robotlarla üretim gerçekleştirilen bir noktaya varıldığında dahi insanı odağına yerleştirmeyen bir gelişmenin “güven” duygusu yaratması mümkün değil.
Büyük Veri
Artırılmış Gerçeklik
Eklemeli Üretim
Otonom Robotlar
Endüstri 4.0
Benzetim (Simülasyon)
Sistem Bütünleşmesi
Nesnelerin İnterneti
Bulut İletişim
Grafik 1: Boston Consulting Group
Siber Güvenlik
Nitekim gelinen noktada, bu durumu kapitalizmin sürükleyici kurumları dahi kabul etmek zorunda kalmaktadırlar. Dünya Ekonomik Forumu’nun Kurucusu ve Başkanı olan Profesör Klaus Schwab, 4. Endüstri Devrimi isimli kitabında bu süreci değerlendiriyor ve sonunda önceliği insan olan bir düzenden bahsetmek zorunda kalıyor. Schwab’ın kitabı ile ilgili tanıtım yazısında şöyle deniyor:
“Bununla birlikte Schwab’ın -Endüstri 4.0 ile ilgili- çok ciddi endişeleri de var. Bu endişeler, organizasyonların adapte olamaması, hükümetlerin yeni teknolojileri devreye alma ve düzenleme konusunda başarısız olması, değişen güç odakları sonucu oluşacak yeni güvenlik sorunları, eşitsizliğin büyümesi ve topluluklar arası mesafenin artması olarak özetlenebilir. Prof. Schwab, özellikle tüm liderlere ve yurttaşlara sesleniyor: Önceliği insan olan, insanı aksiyon alma konusunda yetkili kılan ve bu yeni teknolojilerin insanı daha iyi yapmak için yine insanlar tarafından geliştirildiğini her fırsatta tekrarlayan bir düzen ile herkes için iyi bir gelecek inşa edebiliriz.” (http://www.digitaltalks.org/2016/01/19/ dorduncu-endustri-devrimi-yazar-klaus-schwab/)
Türkiye Ekonomisi ve Endüstri 4.0
Türkiye bir moda gibi esen bu rüzgarın neresinde olacak? Bunun için önce mevcut durumumuzu anlamakta fayda var. Dünya Bankası’nın ileri teknoloji ihracatı rakamlarına bakalım. (Emin Çapa sunumundan; 12 Haziran 2015/https:// www.youtube.com/watch?v=__yTofXY-Kg)
Ülkeler/Yıl Çin Kore Malezya Hindistan Polonya Brezilya Türkiye
2000 41,7 54,3 47,0 2,0 0.8 5,6 1,0
2013 560,0 130,5 60,4 16,7 12,0
8,4 2,2
Yine aynı sunum içinde yer alan bir bilgiyi de paylaşalım: “Ülkemizin 500 büyük firması içinde (İstanbul Sanayi Odası) 186 firma en düşük teknolojili mal üretiyor; 163 firma düşük teknolojili mal üretiyor; 109 firma orta teknolojili mal üretiyor; 12 firma yüksek teknolojili mal üretiyor.”
Teknoloji dışı mal üretenlerin, madencilik gibi alanların yer almadığı bu tabloda toplam 500 firmaya ulaşılamıyor. Sanayimizin durumu bu. Bu yapı ile 4. Endüstri Çağı’nda değil, 1. Endüstri Çağı’ndayız.
Yetişmiş İnsan Gücü Açmazı
Türkiye’nin teknolojik üretimdeki yerini gördükten sonra yetişmiş insan gücüne bakalım. Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından gerçekleştirilen Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) kapsamında 15 yaşındaki öğrencilere yönelik anket çalışması uygulanıyor. Değişmez birinci olan Finlandiya bir ara ikinci olunca ülkede nerede ise kıyamet kopmuş, ama 40’lı sıralarda yer almak bizim karar vericilerimizi hiç rahatsız etmiyor. PISA’nın yeni açıklanan 2015 yılı verilerine göre 70 ülke içinde matematikte 48, okuyup anlamada 49 ve fende 51. sıradayız. Adına ne dersek diyelim, bir noktadan sonra dışında kalamayacağımız teknolojik gelişimi bu eğitim düzeyi ile ıskalayacağımız çok açık.
Ülkemiz karar vericilerinin eğitim ve yetişmiş insan gücü hakkındaki perspektifleri de gazetelere “Müslüman ülkeyiz, bizden mucit çıkmaz” (Vatan Gazetesi-6 Ağustos 2013/Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın Trabzon Of İlçesi’nde yaptığı açıklamalar) başlığı ile yansıyan haberlere bakarsak, umutsuz görünüyor.
Endüstri 4.0’ın Altyapısını Bile Sunamıyoruz
Bu süreci ıskalama riskini görünür kılan önemli bir açmaz da hukuk sistemimizin garabeti. Endüstri 4.0 denilen bu sürecin en önemli bileşeni olarak Nesnelerin İnterneti denen ve şu anda IPv4 üzerinden 5 milyar olan bağlantının, IPv6 ile 50 milyara ulaşabileceği öngörüsü bulunuyor. Arçelik Firmasının ifadesine göre ürünleri arasında 1 milyon bağlantı var. Güvenlik gerekçesiyle ne zaman kapanacağı, ne zaman açılacağı belli olmayan hukuksuz İnternet altyapımız ile bu maceraya hiç atılmasak daha iyi. İnternet altyapımız derken yetersiz fiber optik yatırımlarını da söylemek gerekiyor. Bu altyapı ile değil nesneleri birbirleri ile konuşturmak en temel İnternet hizmetlerini sunabilmek bile şüpheli.
Son olarak iş dünyasının bakış açısını görmeye çalışalım. Türk İşadamı Jan Nahum, Turkishtime Dergisi’nde 15 Nisan 2015 tarihinde yayımlanan söyleşisinde, Endüstri 4.0 savaşının Japonya, ABD; İngiltere, Almanya gibi küresel ihtiyaçlara yanıt veren ülkeler arasında olacağını belirtirken, Türkiye’ye ilişkin görüşlerini özetle şöyle dile getiriyor:
“Türkiye son 20 yılda üretim merkezi olma politikası güttü. Başkalarının üretim merkezi
oldu. Bu nedenle de yaşanan bu süreç aslında bir tehdit. Gelişen ülkeler artık üretimlerini bize vermek istemiyorlar. 2009 krizi bunun bir sonucuydu. Eğer gelişen dünya üretim teknolojilerini vermeyecekse diğer ülkeler ne yapacak? Bu noktada Türkiye’nin teknoloji oyununda yer alması gerekiyor. Bardak üretmek, otomobil üretmek geçer akçe değil. Bunun için küresel ihtiyaçları anlayacak, küresel bir ihtiyaca cevap verecek hizmet ve ürünlere odaklanmamız gerekiyor. Kanser ilacı, iletişimde yepyeni ürün, Microsoft sistemini daha da iyileştirecek yeni bir altyapı. Bu konuda uçmak gerekiyor. Bunu yapmadığınız zaman orta gelir tuzağında debelenir kalırız. Türkiye 2023 hedefi ile bu konuda iddialı olduğunu söylüyor, İhracatçılar Birliği gibi kurumlar da bu konuda bilimsel çalışmalar yapıyor. Ancak Türkiye’nin hâlâ bu konuda dört dörtlük bir stratejisi var mı diye soracak olursanız bence yok. Türkiye’nin refah toplumu olma yolunda en büyük engel bu.” Endüstri 4.0 elbette sermaye ve altyapı yatırımı gerektiriyor. Bu noktada Nahum, yerli sermayenin teknolojik yatırımlara bakış açısına yönelik içten bir eleştiriyi şöyle dile getiriyor: “Türk işadamları en üst teknolojiyi kullanma ve alma konusunda mükemmel. Bu konuda sıkıntı yok. Ancak teknolojiyi yaratma konusunda ürkek. Çünkü teknolojiyi yaratmak para kaybetmek demek, meşakkat demek. Kimse bu zor ve meşakkatli sürece girmek istemiyor. Dünya şu anda Richard Bransen’i izliyor. Uzaya çıkmak için yıllardır deniyor, olmuyor. Ama Right Kardeşler de uçmaya başladığında böyle olmuştu. Bu konuda elbette bir sermaye sorunu var. Sermaye derken hem devletin hem de özel sektörün bu iş için ayırabildiği her türlü sermayeden bahsediyorum. Genç nüfusu, inadı ile Türkiye’nin yaratıcı ve üretken bir ülke olması gerekiyor. Şu anda boş olan taraf inovasyon (yenileşim) ve yaratıcılık. Türkiye şu anda içeride yaşananlarla çok vakit kaybediyor. Ekonomisi zayıflıyor ve kaybediyor.” (http://www.turkishtimedergi.com/genel/endustri-4-0/) Ülkemizin konuya bir bütün olarak yaklaşıp, öncelikle özgürlükçü bir anlayış içerisinde Endüstri 4.0 gelişmesine ayak uydurabilecek bir nesil yetiştirmek üzere eğitim sistemini gözden geçirmesi, gelir eşitsizliğini en aza indirmesi, teknolojik okur yazarlık düzeyini yükseltmesi, sanayisini geliştireceği alanlara yönelik stratejik bir planlama yaparak buna yönelik eğitim ve işgücü ihtiyacını belirlemesi ve teknolojik gelişmelere kaynak ayırması gerekmektedir.
AKILLI MAKİNELER ve GELECEK
Gürcan Banger Raylı Sistemler Kümelenmesi Koordinatörü [email protected]
Akıllı makine; tasarımı sırasında öngörülen fonksiyonları yerine getirmesi yanında donanım ve yazılım olarak gömülü halde yapay zekâ (karar otonomisi) içeren, kendi durumunun farkındalığına sahip olan, ağ üzerinden çalışan ve diğer sistemlerle iletişim kurabilme özelliği bulunan makine türüdür.
Düşünce olarak kökeni geçmişe uzansa da akıllı makine olgusunun gerçekleşmesine yol açan unsurlardan birisi 20. Yüzyıl’ın son çeyreğinden başlayıp sürekli hızlanarak yol alan bilim ve teknolojideki gelişmelerdir. İkinci unsur ise hem tüketici hem de sınai mal ve hizmetler pazarlarında oluşan ihtiyaç, talep ve beklentilerdir. Tüketiciler tahammülsüz biçimde ürün ve hizmetlere “şimdi ve burada” erişmek isterken, işletmeler de rekabetçi pazarda bu taleplere daha hızlı ve tatmin edici yanıt verebilmek için akıllı teknolojilere ve makinelere ihtiyaç duyuyor. Bu ikili etki; daha hızlı, esnek, kendi durumunun farkında, öğrenebilen, giderek artan oranda otonomiye sahip, kablolu veya kablosuz ağlar üzerinden iletişebilir makinelerin ortaya çıkışını sağlıyor.
İşletme ortamındaki özelde makineler genelde diğer nesneler akıllı ve iletişebilir hale gelirken, bunların İnternet’le olan bağlantısının sağladığı bütünleşme (entegrasyon) ile hem işletme hem de müşteri tarafında daha yüksek değer imkânları yaratıyor. Akıllı nesnelerin derlediği verileri ağ üzerinden bulut bilişim ortamına iletmeleri, verilerin gene bulutta yer alan analizci yazılımlar tarafından enformasyona dönüştürülerek işletme merkezine iletilmesi işletmenin bir bütün olarak yönetim ve denetim şartlarını iyileştiriyor. Bu sayede maliyet azaltma, arıza sürelerinin kısaltılması, kalite ve çıktı artışı sağlanarak rekabetçi üstünlükler sağlanabiliyor. Bu kazanımlara ilişkin başarılı örnekler yaygınlaştıkça akıllı makine tercihlerinin sektör ve işletmelerdeki artışına tanık olacağız.
Akıllı makine olgusunu daha sağlam kavrayabilmek için bunların kendilerine atanmış işlev ve görevler dışında hangi temel özellikleri taşıdığına göz atmak yararlı olur. “Standart” akıllı makinenin ilk özelliği kendi durumu hakkındaki farkındalıktır. Kendisine atanmış parametrelerden herhangi bir sapma olması durumunda bunun farkına varır ve ağ
üzerinden ilgili işletmeciyi bilgilendirir. Bu tür bir makine durum tespiti için farklı “duyu” özelliklerine sahip duyargalarla (sensör) donatılmış olup gömülü donanım ve yazılım aracılığı ile yapay zekâ (yetkilendirildiği ölçüde “rasyonel” karar üretme ve karar verme becerisi) sergileyebilirler. Böylece “rasyonel” karar ve seçim için insan işletmeciye ihtiyaç duyulmayan durumlarla sınırlı olmak üzere makineye bir otonomi niteliği sağlanmış olur.
Akıllı Makine Olgusu
Akıllı makinelerin tipik özelliklerden birisi işletmeciler ve diğer makinelerle iletişim kurabilme olarak söylenebilecek “bağlantılılık” becerisidir. Bu tür makineler, endüstriyel İnternet ağı üzerinden IP temelli olmak üzere çevre ile doğrudan iletişim kurabilir. Bu özellik sayesinde akıllı makine geleneksel cihazların ve otomasyonun yapabildiklerinin çok ötesine geçerek veri paylaşımı gerçekleştirir, üretim planlamasında etkin olarak yer alır. Akıllı makineler sayesinde yeni teknolojik dönemin en önemli unsurlarından birisi olan işlevsel ve hareketli bir şekilde bilişim-iletişim teknolojilerinin birbirine eklemlenmesi meydana gelir. Böylece üretimde oluşan verilerin kurumsal yönetim süreçlerine yansıması ve katkı yapması imkânı oluşur. Olumlu etkilenecek yönetim fonksiyonları arasında stok denetimi, işletmeci çizelgelemesi, bakım yönetimi, enerji yönetimi ve ürün ikamesi gibi alanları sayabiliriz.
Akıllı makine için “standart” olması beklenen özellik, bu tür cihazların “tak-kullan” fonksiyonudur. Sisteme dâhil edilecek yeni akıllı makinenin farklı imalatçılar tarafından üretilmiş cihazlardan oluşan mevcut sistemle uyumlu olması ve kolay bütünleşmesi istenen bir durumdur. Yeni makinenin sisteme eklenmesinde geçecek zamanın kısa olması ve bu konuda kaynak israfının oluşmaması akıllı makine teknolojisinin bir özelliği olmalıdır. Keza; bakım-onarım hızı ve kolaylığı da yeni teknolojilerin tercih nedenlerinden bir başkasını oluşturacaktır.
Akıllı makine teknolojisinin yaygınlaşmasına yol açacak yönelimlerin başında hareketliliğin (mobilite) ve gezgin (mobil) cihazların çoğalması yer alacak. Her iş-işletme temel fonksiyonunda giderek daha fazla ağırlığa sahip olması beklenen gezgin
cihazlar akıllı makineler tarafından üretilen verilerin toplanması ve analiz edilmesi süreçlerine aktif olarak katılacak. Gezgin cihazların sanayi sektörlerinde ve işletmelerde kullanımı hızla yaygınlaşıyor. Bu nedenle işletmeciler bir makinenin veya cihazın fiziksel olarak yakınında olmadan da onu yönetme, denetleme, performansını ölçme ve durumunu öğrenme imkânlarına sahip olabiliyor. Böylece işletmeciler akıllı makinenin problemlerini uzaktan teşhis etmek ve gerekli önlemlerin alınmasını sağlamak gibi bir üstünlüğe erişiyor.
Akıllı makineler kendi durumlarını içlerine yerleştirilmiş duyargalardan elde ettikleri büyük miktardaki veriler sayesinde biliyorlar. Buna karşılık toplanan veriler, yönetilmesi mümkün olmayan boyutlara ulaşarak gerçek zamanlı, hızlı karar verme süreçlerini olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle akıllı makinenin belirlenmiş oranda otonomiye sahip olarak duyargalardan gelen verileri kendi başına değerlendirebilmesi gerekir. Tüm verilerin değerlendirilmeden merkezi bilişim sistemine gönderilmesi, hızlı kararları engelleyerek gecikmelere yol açabilir. Makine tarafından verilerin denetlenerek kendi üzerinde önceden belirlenmiş parametreleri ihlal eden verilerin merkezi sisteme gönderilmemesi yığılmayı önleyici ve kolaylaştırıcı etki yapar. Özetle; merkezi sistemde, örneğin bulut bilişim ortamında yedeklenen veriler, meydana gelmiş olayları daha sonra incelemek açısından yararlı olacaktır; ama kritik olmayan verilerin gereksiz depolanması da kaynak israfı anlamına gelir.
Geçmişin “Sanayi Devrimi” olarak sözü edilen değişim ve dönüşümlerine baktığımızda; neredeyse tümünün arka planında belli bir teknolojinin varlığından söz edebiliriz. Günümüzde ise sosyal ve ekonomik yaşamı etkileyeceğini beklediğimiz çok sayıda geliştirilmiş veya yeni teknoloji aynı anda sahneye çıkıyor. Bu kez tek bir teknoloji, henüz erken dönemini yaşadığımız yeni sanayi devriminin itici gücü olarak ortaya çıkmıyor. Bilişim, iletişim ve İnternet teknolojileri değişimde baskın gibi durmakla birlikte dikkati çeken nokta, mevcut ve yeni teknolojilerin birbirine eklemlenerek daha karmaşık birleşimler oluşturmalarıdır. Bu eklemlenme yönelimi ile birlikte çok farklı sektör ve yaşam alanları dönüşüm sürecinin öznesi veya nesnesi oluyor.
Yaşanan bu karmaşık süreç, kullanılan farklı kavramlar nedeniyle zihinsel karışıklığa neden oluyor. Bu kavramlar farklı tanımlansa da sonuçta birbirleri ile kesişen alanlar oluşturduğu da bir başka gerçektir. Endüstri 4.0 veya akıllı üretim kavramları genel olarak üretim alanı başta olmak üzere tüm tedarik zinciri boyunca artan otomasyon ve esnekliği, altyapının sayısallaşması (dijitalleşmesi), fabrika hiyerarşisinde operasyonel üretimde farklı otonomi türlerinin oluşması, üretim hatlarının ve parti büyüklüklerinin farklılaşması vb. gibi konuları ifade eder. Halen bir evrimleşme gibi görünen bu sürecin ekosistemi ile birlikte fabrika olgusunu tümden değiştireceğini öngörebiliriz. Diğer yandan Nesnelerin Endüstriyel İnterneti olgusu, öncelikle tedarik zinciri boyunca –ürün dâhil olmak üzere– her aşamadaki sistemlerin, cihazların, makinelerin ve artifaktların yapay zekâlı ve iletişebilir olmasını anlatır. Bu nesneler donandıkları algılayıcılar aracılığı ile kendileri veya çevreleri ile ilgili durum verileri toplayabilirler. Aynı zamanda İnternet üzerinden birbirleri, işletmeciler ve merkezi yönetim sistemi (örneğin ERP) ile iletişim kurabilirler. Verinin akış yolları üzerinde bulut bilişim platformları, büyük veri yığınları ve bu yığınsal verileri enformasyona dönüştürecek çözümleyici (analitik) yazılımlar yer alır.
Yukarıda sözü edilen yeni kavramların hiçbiri, sadece teknolojik veya teknik bir değişim veya ikame gibi yorumlanamaz. Sözü edilen tüm ileri teknolojiler, yaşamın her alanını dönüştürmeye aday bir vizyon anlamına gelir. Bu vizyonun yol göstericiliğinde üretim alanlarındaki makineler daha kaliteli öngörüler içeren planlama ve pazar-müşteri ihtiyaçlarını daha iyi tatmin eden çözümler üretmek üzere dönüşüme uğruyor.
Akıllı makine olgusu, basit olarak söylendiğinde birbirine eklemlenmiş teknolojiler toplamıdır. İşletmeleri bu tür yeni teknoloji birleşimlerini kullanmaya teşvik edecek olan ise pazardaki sert rekabetin oluşturduğu yenileşim (inovasyon) ve düşük maliyet baskısıdır. Akıllı makine yapısının payandaları, kolon ve kirişleri olan teknolojilerin başında “bağlantılılık” ile ilgili olanlar ilk sıraları alır. Örneğin bir bilişim-iletişim ağ teknolojisi olan Ethernet, elektronik nesneler arasında sağlıklı veri akışına imkân veren bağlantıyı
sağlar. Hizmet temelli modeller ve güvenlik yönetimi için
Akıllı makine ile bağlantılı bir diğer teknoloji ise giyilebilir
bir zemin oluşturur. Gene bu bağlamda; hızlı veri girişicihazlar eşliğinde “artırılmış gerçeklik ve biyometrik tanıne imkân tanıyan RFID, Zigbee, Bluetooth gibi kablosuz
ma” alanıyla ilgilidir. Biyometrik tanıma, akıllı makine ile
bağlantı türlerinden de söz edebiliriz. Ayrıca Ethernet
işletmeci arasında kullanım, kimi zaman makineye atanmış
tabanlı cihazlardaki bağlantı noktalarının sayı ve tür olarak
programı dışında zorunlu bir iş yaptırma yetkisinin onayçoğalması akıllı cihazların çevre donanımı ile daha gelişmiş
lanma aracıdır. Diğer yandan giyilebilir cihazlarla birlikte
bağlantılar yapabilmesine olanak sağlıyor.
artırılmış gerçeklik ise makine ile işletmeci arasındaki işbir-
Akıllı makine olgusunu destekleyen unsurlardan birisi bu tür sistemlerle iletişim kurmayı sağlayacak olan hareketliliğini ve etkileşimi kolaylaştırır ve işletmecinin güvenliğini artırırken onun performansını iyileştirici etki yapar.
liktir. Akıllı telefon, tablet, taşınabilir bilgisayar, giyilebilir
Sosyo-ekonomik yaşamda İnternet kullanımının artması,
teknoloji ürünleri günümüzde ve gelecekte akıllı
insanların her alanda bu yönlü taleplerinin ve kullamakinelerle iletişim kurmakta ve veri alışnım beklentilerinin artmasına neden oluyor.
verişi yapmakta önemli cihazlar olmayı
Gezgin cihazlar ve giyilebilir teknoloji
sürdürecek. Gerek akıllı makinelerin gerekse gezgin cihazların teknolojik olarak güçlenip fiyat olarak ucuz-
Gerek işlemci gerekse
ürünleri verilere erişmek için giderek daha yaygın biçimde kullanılacak. Bu cihazların kullanımındaki kolaylığın
layarak yaygınlaşmalarının altında elektronik sektöründeki iki
bellek alanındaki
işletmeciler ve sistem kullanıcısı çalışanlar tarafından akıllı makiönemli gelişme var. Bunlardan birincisi; merkezi işlemcilerin
ilerlemeler ve
neler için de talep edileceği söylenebilir. Günümüzde bilgisayar
işlem yapma güç ve hızlarının artması, farklı amaçlara yönelik yeni işlemci türlerinin geliştifiyat düşüşleri akıllı makinelerde “akıl ve
ve İnternet konusunda fazlaca bilgisi olmayan birçok kişi, sosyal medya platformlarının kolay kulrilmesi ve işlemci fiyatlarının düşmesidir. İkincisi ise daha iyi
iletişim” özelliklerinin
lanım imkânlarından yararlanıyor. İşletme ortamında akıllı makine,
veri yönetimi, hız ve güvenlik sağlayacak olan yeni bellek yongaları ve depolama cihazlarının geliştirilkullanımını mümkün kılıyor.
yönetim paneli vb. sistemlerin kullanımına ve gezgin cihazların işletme sistemlerine bağlantılanmamesidir. Gerek işlemci gerekse bellek
sına yönelik olarak eşdeğer kullanım
alanındaki ilerlemeler ve fiyat düşüşleri
kolaylıklarının geliştirilmesi gerekiyor. Yeni
akıllı makinelerde “akıl ve iletişim” (durum
teknolojiler söz konusu olduğunda bir başka
bilgisi algılama, bunları iletme, atanmış parametzorunlu değişim, mevcut veya yeni çalışanların eğirelere aykırı durumlarda işletmeci müdahalesi olmadan
timinde oluşur. Dolayısıyla yeni teknolojiler, hem içerik
karar üretme ve yerine getirme) özelliklerinin kullanımını
hem de yöntem ve materyal olarak yeni eğitim ihtiyaçları
mümkün kılıyor.
ve çözümleri anlamına da gelir.
Geçmişte makine teknolojisinin en önemli problemlerinden birisi “enerji tüketimi” idi. Elektrik, elektronik, mekanik ve otomasyon alanlarındaki gelişmeler makinelerin enerji tüketimlerini azaltan tasarımların yaratılmasına imkân veriyor. Günümüzde ve gelecekte enerji tüketiminin azaltılması makine tasarımının en önemli kriterleri arasında yer almaya devam edecek. “İyi tasarım” anlayışının yaygınlaşması ile başta aşırı ısı yayımı –bir başka deyişle, enerjinin ısı olarak çevreye atılması–olmak üzere gürültü, radyasyon, çeşitli atıklar vb. gibi çevre kirliliği yaratacak olumsuz faktörler hızla azalacak.
Henüz erken dönemine tanık olduğumuz değişimin en önemli unsurlarından birisinin “sayısallaşma” olduğunu söyleyebiliriz. Bu yönelimin bir başka boyutu, işletme ortamında fiziksel iş akışına paralel olarak yürüyen bir sayısal akışın varlığıdır. Yeni işletmede iş birimleri yeni bilişim-iletişim ağı sayesinde bir dikey bütünleşme içinde yer alırlar. Bir diğer bütünleşme ise işletmenin kendi tedarik zinciri ile kurduğu yatay bütünleşmedir. Böylece işletme iç ve dış bağlantılarıyla “yaygın işletme” haline dönüşür. Yaygın işletmede fiziksel süreçlerin, faaliyetlerin ve iş adımlarının sanal kopyaları benzetim (simülasyon) halinde ağ ortamında akar, işlenir, depolanır. Bilişim-iletişim ağı işletme yönetiminin toplam performansını yükseltmek için önemli bir teknolojik yardımcıdır. Anlaşılacağı gibi; akıllı makineler de bağlantılı biçimde bu ağda yer alırlar.
İşletmelerin akıllı makine teknolojisinden beklentileri arasında “esneklik” özelliği ilk sıralarda yer alır. Dolayısıyla esneklik, akıllı makine tasarımının öncelikli ve temel ilkeleri arasında yer alır. Esneklik kavramı; üretim hattında hızlı ürün değiştirebilme, tek bir ürüne kadar düşebilen veya çok büyük miktarlara çıkabilen parti büyüklüğü veya aynı hatta birden fazla ürün imal edebilme vb. gibi farklı anlamlara gelebilir. Yenileşimin giderek daha önemli hale geldiği günümüzde ürünün pazara çıkışındaki gerçek zamanlı hız yeni kârlılık kaynaklarından birisidir. Keza akıllı makinelerin katılımıyla oluşturulmuş üretim sistemi bireyselleştirilmiş ürün konusunda da esnek ve becerikli olmak durumundadır.
Akıllı makine sistemleri ürünün, üretim ve veri akışının izlenmesi için gerekli şartları sağlamalı; geleneksel yaklaşımlara oranla maliyet düşüşüne imkân vermelidir. Keza varlık yönetimi açısından toplam sahip olma maliyetini iyileştirebilmelidir. Tedarik zinciri yönetimini iyileştirmeyi de sağlayacak biçimde gerçek zamanlı veri yönetimine imkân vermelidir. Yeni ile mevcut teknolojilerin birbirleriyle bütünleşmesi kolayca gerçekleştirilebilmelidir. Yeni teknoloji sayesinde ürün kalitesi yükselmeli; çevreye olan olumsuz etkiler azalmalıdır. Kendi durumuna ve hikâyesine ilişkin ilettiği veriler sayesinde bakım-onarım işlerini kolaylaştırmalıdır. Makinenin kendisini ve işletmecinin veya çevresindeki diğer çalışanların güvenliğini sağlayacak biçimde tasarlanmış olması gerekir.
Geleneksel Makine, Akıllı Makine
Akıllı makine kendinden önceki türlerden kısmi otonomi, etkinlik (verimlilik), güvenlik, esneklik ve bağlantılılık yönlerinden ayrılır.
Akıllı makine; gömülü halde içerdiği donanım ve yazılım imkânları ile yapay zekâ fonksiyonlarının bir kısmını yerine getirme potansiyeline sahiptir. Bu imkânlar sayesinde kendi durumunu ve önceden belirlenmiş parametreleri ihlal eden bir durumun oluşup oluşmadığını tespit edebilir. Çoğunlukla operasyonel düzeyde olmak üzere bazı karar seçenekleri üretip işletmeci müdahalesine ihtiyaç kalmadan karar verip uygulayabilir. Karar verme yeteneği önceki nesil makineler gibi dar çerçeveli, yerel otomasyona bağlı değildir. Endüstriyel İnternet ağı üzerinden akan enformasyona bağlı olarak yerel ölçekte operasyonel olmanın ötesine geçerek daha “rasyonel” kararlar verebilir. Yapay zekâya zemin oluşturan elektronik donanım ve yazılım teknolojilerinin gelişmesi ve işletme için bütünleşme performansının artışı ile akıllı makinenin kendi başına “karar zekâ yaşının” daha ileri düzeylere yükseleceğini öngörebiliriz.
Akıllı makinenin önceki makine teknolojilerine oranla farklılık yaratan yanları enerji, zaman ve malzeme tasarrufu, toplam ekipman verimliliği artışı, üretim hattında kendinden önceki ve sonraki cihazların durumuna göre yük atma ve kalite parametrelerini düzenleme olarak sayılabilir. Otonom düzenleme, makinenin yerel yapay zekâ özellikleri yanında ağ üzerinden gelen merkezi, analitik enformasyona göre gerçekleştirilir.
Akıllı makinenin kendi durumunu izliyor olması, önleyici bakım konusunda ihtiyaç duyulan verileri sağlar. Böylece makinenin kendisinde veya işlemekte olduğu malzemede bir arıza oluşmadan işletmeciye ve bakım-onarım takımına gönderilen durum iletileri ile gerekli önlem girişimi yapılmış olur. Sonuçta; zamanında gerçekleştirilen bakım planlama ve çizelgelemesiyle hem makinenin durma süresi azaltılır, hem de üretim kesintiye uğramaz. Akıllı makinelerin üretiminde kullanılan çeşitli teknolojik malzemelerin giderek ucuzlaması sayesinde fiziksel ve bilişsel olanı bütünleştiren bu tür cihazların daha fazla yaygınlaşmasına tanık olacağız.
Akıllı makine ile birlikte hatırlamamız gereken bir diğer konu yerelleşme (desantralizasyon) kavramıdır. Bu tür makineler içerdikleri yapay zekâ sayesinde veriyi kolayca ve yerinde değerlendirirler. Duyargalardan veya başka kaynaklardan elde ettikleri tüm verileri otomatik bir şekilde bir merkeze gönderip değerlendirilerek kendilerine karar şeklinde dönmesini beklemeleri gerekmez. Programlanmalarına bağlı olarak bazı durumlar ve olaylar karşısında kendi kararlarını üretme ve eyleme geçme otonomisine sahiptirler. Böylece zaman açısından gecikmelerin önüne geçilirken aynı zamanda gereksiz veri depolama maliyeti ile veri trafiği de meydana gelmemiş olur.
Akıllı makine olarak isimlendirilen teknolojik donanımda gömülü olarak bulunacak fonksiyonlardan birisi “mah-
remiyet ve güvenlik” ile ilgili olacak. Teknolojik verileri koruyacak ve güvenliği sağlayacak donanım ve yazılımın akıllı makinede gömülü olarak tasarımlanması, bu cihazın açık İnternet ağı üzerinde güvenle çalışmasını sağlayacak. Ayrıca işletmeci güvenliğini artırıcı bir rol oynayacak. Böyle bir bütünleşik teknoloji seviyesinde makine ve işletmeci güvenliği veya üretim hattında iş akışı risk edilerek toplam sahip olma maliyetinin azaltılması yoluna gidilemez. Makinede içsel olarak yer alan bu özellik hem işletmecilerin güvenliğini sağlama alırken hem de ağa bağlanmanın risklerini en aza indirecektir. Endüstriyel İnternet ortamında siber güvenlik mikro düzeyde akıllı makine, makro düzeyde ise sistemlerin sistemi tarafından sağlanır. Akıllı makine üreticileri, makine-işletmeci-enformasyon güvenliğini sağlamak amacıyla bir kısmı makine üzerinde hazır halde bulunan, diğer kısmı ise ek seçenekler listesinde yer alan bir dizi güvenlik desteği sunabilirler.
Nesnelerin İnterneti gibi ağ bağlantıları söz konusu olduğunda güvenlik değişik biçimlerde ele alınmak durumundadır. Güvenlik konusu donanım, yazılım ve hizmetler alanlarında ayrı ayrı ve çok katmanlı olarak ele alınmalıdır. Güvenlik konusu akıllı makine donanımı, bu cihazın üzerindeki yazılım, ağ bağlantısı ve kullanım yeterliliği düzeylerinde üreticiden kullanıcıya kadar geniş bir perspektifte söz konusu olacaktır. Dolayısıyla güvenlik konusunun özellikle işletmeci açısından bir eğitim ihtiyacı anlamına geldiğini de söylemeliyiz.
Yukarıda sözü edilen güvenlik riskinin önemli bir kısmı, akıllı makinelerin geniş ağa bağlanıyor olmasından kaynaklanır. Diğer yandan bir cihazın akıllı makine olarak üstün nitelenmesinin dayanaklarından birisi iletişim yapabilme becerisidir. Bunun anlamı envanter denetimi, operatör çizelgeleme, bakım planlama, enerji yönetimi, ürün değiştirme gibi işletme beklentilerinin yerine gelmesidir.
2000’li yıllarda bilişim ve iletişim alanındaki en önemli gelişmelerden birisi “tak-kullan” özelliğine sahip donanımın tasarlanıp üretilmesi oldu. Akıllı makinelerin büyük ağa bağlanmasında veya ağdan çıkarılmasında kolaylıklar olması zaman ve kaynak kaybını önler. Bu tür “ekle-çıkar” özelliği Endüstri 4.0 olgusunun birincil özelliklerinden birisidir.
Esneklik bağlamında akıllı makineler için iki özellikten daha söz edebiliriz. Akıllı makinelerin gömülü veya yüklenebilir yazılım özelliklerine dayalı olarak bu özelliklerden ilki bu makinelerin modüler (parçalı) yapıda ve ikincisi yeniden kullanılabilir tasarımlı olmalarıdır. Bu üç özellik (“tak-kullan”, modülerlik ve yeniden kullanılabilirlik özellikleri) çağdaş makine tasarımının temel ilkeleri arasında sayılır.
Günümüzün akıllı cep telefonlarının üzerlerine yüklenebilen uygulama yazılımları sayesinde çok farklı fonksiyonları yerine getirebildiğini görüyoruz. Uygulama yazılımına bağlı olarak akıllı telefon bir oyun makinesine, bir ısıölçere, bir adımsayara, bir yöngüdüm (navigasyon)
cihazına veya bir başkasına dönüşebiliyor. Bu esnekliği ve uyum yeteneğini sağlayan yazılımın ve onu destekleyen donanımın gücüdür. Yazılımın makine teknolojisinde yarattığı fark ve itici güç, mikroişlemcilerin pazara çıkışından bu yana her zaman var oldu; bundan sonraki yıllarda da bu yönelim geçerli olmaya devam edecek. Önümüzdeki dönemde teknolojik gelişimde izleyeceğimiz eğilimlerden birisi donanımın giderek daha fazla oranda yazılım tarafından ikame edilecek olmasıdır. Akıllı makine tasarım sürecinde, yapısında ve işleyişinde yazılımın yerinin büyüyüp yoğunlaşabileceğini söyleyebiliriz. Yazılımın yetenekleri sayesinde birbirinden farklı mekânlarda bulunan ve farklı özelliklere sahip makinelerin birlikte ve uyumlu işleyişi mümkün oluyor. Ayrıca Nesnelerin İnterneti bağlantılı teknolojilerin oluşturduğu zeminde yazılım sayesinde bilişsel ve fiziksel uzaylarda bir paralel iş akışı oluşuyor.
Paralel iş akışı konusuna biraz daha değinelim. Fabrika ortamındaki kontrol sistemlerinin, gösterge ve kumanda panellerinin sayısallaşması yazılımın yarattığı değişim etkilerinden birisidir. Yazılım sayesinde fiziksel ürünün ve iş akışının bilgisayar ortamındaki paraleli anlamına gelen benzetim ve ilkörnekleme (prototipleme) uygulamaları ile eşdeğer sanal modeller yaratılma imkânı oluşur. Böylece ürün geliştirme ve tasarım işleri kolaylaşır. Bilgisayar donanımının ve yazılım araçlarının sağladığı kolaylıklar sayesinde yazılım geliştirme sürecinin pek çok tehlikeli engelleri sorunsuz biçimde aşılabilir. Yazılımın akıllı makineler için ne denli önemli olduğu hatırladığında bu kolaylaştırmaları daha iyi kavramak mümkün olur. Yazılımın makine ile kolay bütünleşmesi, farklı yazılım uygulamalarının geliştirilerek (yukarıda akıllı telefonlar için verdiğim örneğe benzer biçimde) akıllı makinenin yeteneklerinin artırılması anlamına geliyor.
Yazılımın makine ile eklemlenmesinin bir başka uygulanışını bulut bilişim alanında görüyoruz. Sınai işletmelerin buluttan yararlanma konusunda ofis işleri kadar hızlı olduğunu söyleyemeyiz. Başarılı örnekler bu konuda bir teşvik yönelmesi yaratacaktır.
Diğer yandan fabrika ortamında, üretim alanlarında üretilen ve derlenen verilerin büyük bir hızla çoğalması sınai işletmeleri de bulut bilişimden yararlanmaya yönlendirecek faktörlerden birisidir. Bu arada depolama ve işleme olarak bulut uygulamalarının diğer seçeneklere göre düşen maliyetlerinin bu yönelimi hızlandırması beklenir. Ayrıca bulut hizmetlerinin özellikle donanım harcamalarını azaltması
yanında mahremiyet ve güvenlik yönlerinden artan kaliteleri bu yönlü tercihler için olumlu etkiler yaratıyor. Mühendislerin ve işletmecilerin eğitimle elde edecekleri yeni beceriler de sürecin doğru gelişmesine imkân sağlar. Sonuç olarak; bulut bilişim, akıllı makine bağlamında işletmenin pazardaki rekabet gücünü pekiştirecek seçeneklerden birisi olarak ortaya çıkıyor.
Bitirirken
Geleneksel makine teknolojisini günümüzdeki düzeye göre düşük otomasyon ve iletişim becerileri yanında toplam sahip olma maliyetindeki yükseklik olarak tanımlayabiliriz.
Endüstri 4.0 Çağı’nın akıllı makineleri; yapay zekâ donanım ve yazılımları, iletişim protokolleri, Nesnelerin İnterneti cihazları, bulut bilişim hizmetleri sayesinde maliyetleri azaltma ve performansı iyileştirme potansiyeli yaratıyor. Ayrıca işletmenin farklı konumlarda çalışanları arasında yeni iş yapma temelli etkileşimlerin oluşumuna imkân sağlıyor.
Nesnelerin İnterneti’nin de evrimleşmeye devam ettiği bir teknolojik dönüşümün erken dönemini yaşıyoruz. Geçiş süreciyle birlikte çalışanların yeni eğitim içerik ve yöntemleriyle kendilerini geliştirmeleri gerekecek. Eğer yöneticiler teknolojik dönüşümün yarattığı yeni fırsatlardan yararlanmak istiyorlarsa bu durumda kendi çalışanlarının gelişimine yatırım yapmak zorunda olacaklar. Buna karşılık teknolojik değişimin yaygınlaşması iş-işletme dünyasında yöneticileri ikna edecek başarı öykülerinin oluşması ile yakından ilgili olacak.
Pazar konumlarını korumak veya iyileştirmek isteyen makine üreticileri yapay zekâ ve iletişim özelliklerini içeren makine tasarımlarına yatırım yapmak zorundalar. Yeni teknolojilerden yararlanmak makine performansını ve verimliliğini artırırken üretim sisteminin duruş sürelerini azaltacak, enerji tüketimini düşürecek ve pazarın rekabet şartları açısından ihtiyaç duydukları farklılaşmayı yaratacak. Ayrıca akıllı makinelerin ortaya çıkışına paralel olarak etkin ve verimli sonuçlara yol açacak olan yeni hizmetlerin, süreçlerin, sistemlerin ve iş modellerinin üretilmesi mümkün olacak. Yeni makine teknolojilerinde yazılım giderek daha büyük oranda donanımı ikame ederken bilişim-iletişim teknolojileri ile operasyonel teknolojilerin bütünleşmesine tanık olunacak. Sonuç olarak; buzdağının suyun altında kalan kısmının sürekli büyüyüp şekil değiştirdiği, tümüyle öngörülmesi çok zor olan bir dönem yaşanıyor.
Kısa Mesafeli Kablosuz İletişim Standardı Yeni Bir Dünyaya Pencereye Açıyor…
NESNELERİN İNTERNETİ’NDE NFC’NİN YERİ
Ali Batur Elektronik Mühendisi
Near Field Communication (NFC) kısa mesafeli bir kablosuz iletişim standardıdır. İki elektronik cihaz arasında basit bir iletişim kurar. Çalışma frekansı 13.56 MHz’dir. 10 cm mesafeye kadar 424 Kbps hızında iletişim kurabilir.
Üç çeşit çalışma biçimi vardır:
1- Kart Taklidi (Card Emulation): Bu iletişim ayarı sisteminizin ISO/IEC 14443 uyumlu temassız akıllı kart olarak çalışmasını sağlar. Bu NFC uyumlu cihazınızın mevcut temassız kart altyapısında çalışabilmesi demektir. Birçok kullanıcı çeşitli sebeplerden dolayı çeşitli temassız kartlar taşır. Bu sahip olduğunuz kredi kartı olabilir, üye olduğunuz bir spor merkezinin kartı olabilir veya ulaşım için kullanılan biletler olabilir. Kullanıcı akıllı telefonundaki NFC sistemini kullanarak bütün bu kartları telefonuna aktarabilir ve kartları taşımak yerine sanal cüzdanında (telefonunda) bunları tutabilir.
Bu ayarda, pasif bir iletişim kullanarak düşük güç tüketir; akıllı kart veya NFC cihazınız, temassız okuyucunun başlattığı radyo dalgalarını kullanarak çalışır. Bu yüzden pille çalışan cihazlarda tercih edilen bir yöntemdir.
2- Okuma/Yazma (Read/Write): Herhangi bir elektronik etiketten veri okuyabilir veya etikete yazabilir. Bu iletişim ayarı sisteminizin temassız bir okuyucu/yazıcı olarak çalışmasını sağlar. NFC cihazınız, diğer bir NFC cihazıyla (temassız kart, NFC etiket veya diğer bir kart taklidi ayarında çalışan bir NFC cihazla) iletişim başlatır. Diğer cihazdan ya veri okur veya diğer cihaza veri yazar. İletişimi başlatan NFC cihaz, RF alanını üretir ve diğer cihazdan veri okur veya veriyi diğer cihaza yazar. Diğer cihaz kendi RF alanını kullanmadığı için sadece iletişimi başlatan cihaz güç tüketmiş olur. Diğeri güç tüketmez. Bu iletişim ayarında güvenliği arttırmak için Gizli Erişim Modülü (Secure Access Module-SAM) kullanılır. Bu modüller, veriyi şifreleme amacıyla kullanılan yardımcı işlemcilerdir. Veriyi şifrelerler veya iletişime başlamadan önce şifrelenmiş verinin doğruluğunu kontrol ederler.
3- Eşlerarası Bilgi Paylaşımı (Peer-to-Peer): NFC cihazları arasında bilgi paylaşımını sağlar. Bu iletişim ayarı iki tane NFC cihazın karşılıklı iki yönlü iletişim kurmasını sağlar. Her iki taraf da iletişimi başlatabilir. Bu ayarda pasif veya aktif iletişim kullanılabilir. İki taraflı iletişim daha ayrıntılı protokoller yapılabilmesine olanak sağlar.
Pasif İletişim: Pasif iletişimde, iletişimi başlatan cihaz 13.56 MHz taşıyıcı RF alan üretir. Hedef cihaz bu alanı kullanarak enerjiyi alır. Aktarımı başlatan cihaz bu alanı kipleyerek (modulation) istediği bilgiyi yollar. Hedefteki cihazda antenine bağlı bir direncin açık-kapalı (on-off) yapılmasıyla oluşan yük-kipleme tekniğini kullanarak istediği bilgiyi yollar.
Aktif İletişim: Aktif iletişimde, hem iletişimi başlatan hem de hedefteki cihaz RF alanı üretir. Her iki taraf da Genlik Aktaran Anahtar (Amplitude Shift Key-ASK) kipleme tekniğini kullanarak kendi yarattığı RF alanını değiştirerek istediği veriyi yollar. Çarpışmaları önlemek için sadece veriyi yollayacak taraf, RF alanı üretir. Alıcı taraf bu sırada RF alanını kapatır ve dinlemede bekler. Hedefteki cihaz bilgi göndermek istediği zaman da bu işlemin tersi gerçekleşir.
Aktif İletişim: Aktif iletişimde, hem iletişimi başlatan hem de hedefteki cihaz RF alanı üretir. Her iki taraf da Genlik Aktaran Anahtar (Amplitude Shift Key-ASK) kipleme tekniğini kullanarak kendi yarattığı RF alanını değiştirerek istediği veriyi yollar. Çarpışmaları önlemek için sadece veriyi yollayacak taraf, RF alanı üretir. Alıcı taraf bu sırada RF alanını kapatır ve dinlemede bekler. Hedefteki cihaz bilgi göndermek istediği zaman da bu işlemin tersi gerçekleşir.
Aktif İletişim: Aktif iletişimde, hem iletişimi başlatan hem de hedefteki cihaz RF alanı üretir. Her iki taraf da Genlik Aktaran Anahtar (Amplitude Shift Key-ASK) kipleme tekniğini kullanarak kendi yarattığı RF alanını değiştirerek istediği veriyi yollar. Çarpışmaları önlemek için sadece veriyi yollayacak taraf, RF alanı üretir. Alıcı taraf bu sırada RF alanını kapatır ve dinlemede bekler. Hedefteki cihaz bilgi göndermek istediği zaman da bu işlemin tersi gerçekleşir.
NFC’nin Kullanım Alanları Ödeme Sistemleri: Ödeme sistemleri günümüzde birçok sistemle bütünleşmiş durumdadır. Benzin istasyonlarındaki benzin pompalarını, ön ödemeli sayaçları, otomatik satış makinalarını bunlara örnek olarak verebiliriz.
Taşınabilir ödeme sistemleri sayesinde satış sırasında anında nakit kullanmadan ödeme işlemleri gerçekleştirebilir. NFC sayesinde ödeme işlemi çok kolaylaşıyor. Kartınızı veya NFC içeren akıllı telefonunuzu POS makinasına yaklaştırıyorsunuz ve ödeme işlemi gerçekleşiyor. Şifre girilmesi veya kartınızın manyetik okuyucuda okunması gibi işlemlere gerek kalmıyor.
NFC sadece ödeme işlemlerini gerçekleştirmekle kalmıyor. Aynı zamanda akıllı kart ve akıllı telefondan aldığı bilgi sayesinde, kişiye özel pazarlama kampanyalarından haberdar edilmesi ve puan kazanma programlarının gerçekleştirilmesine yardımcı oluyor. Ödeme sistemi kağıt kullanmadan faturayı müşterinin e-posta adresine yolluyor. Otomatik olarak kazanılan alışveriş puanını kullanıcının hesabına ekliyor. Bu sayede ödeme sistemi, müşteri hizmetinin bir parçası haline geliyor.
NFC akıllı ön ödemeli sayaçlarda kullanılabiliyor. Kullanıcı enerji dağıtım şirketinden ön ödeme yapmak suretiyle kredi satın alıyor. Bu kredi akıllı karta yükleniyor. Kullanıcı sayacın yanına gelip kartı sayaca dokunduruyor. Bu sayede satın alınan krediler sayaca yükleniyor.
Erişim Yönetimi: Mevcut anahtar sistemleri kolaylıkla kopyalanabilirler. Köşedeki bir anahtarcıya gidip hemen kopyalatabilirsiniz veya 3 boyutlu bir yazıcıdan kopyasını çıkarabilirsiniz. Plastik akıllı kartlar hem metal anahtarlardan daha ucuzdur, hem de yüksek güvenlikli erişim sağlayabilirler.
NFC içeren akıllı kilitler sayesinde, akıllı telefonunuzu kullanarak kilidi istediğiniz gibi ayarlayabilirsiniz. Ev sahibi, bazı kişi ve gruplara geçici erişim hakkı tanıyabilir. Temizlik servisinin sadece belirli saatlerde eve giriş yapmasına izin verebilir.
Otel müşterileri, otele ilk ulaştıklarında birçok valize sahip olduklarında oda kapısını açmakta zorlanırlar. Eğer NFC içeren bir akıllı kart kullanırlarsa bu işlem oldukça kolaylaşır. Yapmaları gereken tek şey kartı kilide dokundurmaktır. Ne metal anahtarı kullanmaya gerek vardır, ne de kartı bir kart yuvasına, deneyip doğru yönü bulup, sokmaya gerek vardır. Müşteriler anahtarı e-posta, kısa mesaj veya İnternet üzerinden alıp NFC içeren akıllı telefona aktarırlar. Bu sayede kayıt yapmadan doğrudan odalarına giriş yapabilirler.
Eğlence parklarında, NFC içeren bileklikler sayesinde çocuklar parkta özgürce dolaşıp oynayabilirler. Çeşitli etkinliklere katıldıklarında puanlar kazanabilirler. Aynı bileklikler sonraki ziyaretlerinde defalarca kullanılabilir, bu sayede israf olmaz.
Akıllı Evler: NFC ev aletlerine bir seviye akıl ekler. Bu sayede ev aletleri, sahipleri için daha fazla şey yapabilir.
Mutfaktaki dondurulmuş gıdayı fırına dokundurduğunuz zaman, fırın otomatik olarak ayarlarını bu ürüne göre programlar. Şarap saklama kabininde, saklayacağınız şarabı kabine dokunduğunuzda, kabin şarabın en uygun hangi sıcaklıkta saklanacağına İnternet’ten ulaşıp, ayarlarını ona göre yapabilir.
NFC içeren ev aleti, üreticiye ilk çalışma kaydını yollayıp garanti süresini başlatabilir. Makineler sahiplerine e-posta veya kısa mesaj yoluyla periyodik bakım, servis ihtiyacı, garanti yenilemesi gibi hatırlatmalar yollayabilir.
Servis yetkilileri; NFC içeren akıllı telefonları cihaza dokundurarak, seri numarası, model numarası, kullanım durumu, mevcut problemler, ihtiyaç duyulabilecek yedek parça gibi birçok bilgiye ulaşabilir. İlgili modelin servis kitapçığına ulaşabilir. Kullanıcı NFC sayesinde yukarıdaki bilgileri kendi akıllı telefonu sayesinde okuyabilir ve servis çağrısını yaparken bu bilgileri yollayabilir. Bu sayede servis gelirken ihtiyaç duyulabilecek yedek parçasıyla gelir.
Bugünlerde daha fazla sayıda ev eşyası İnternet’e bağlanıyor. İklimlendirme sistemleri, termostatlar İnternet tabanlı protokoller ile kontrol edilebiliyor. İnternet’e bağlı nesneler kavrayışı, daha fazla sayıda cihazın İnternet’e bağlanmasını sağlıyor. Akıllı ev cihazları da bundan faydalanıyor. Bu sayede evlerde konforumuz artıyor, eğlencemiz genişliyor, enerji verimliliği artıyor.
NFC akıllı evin önemli bir parçasını oluşturuyor. Satın aldığınız cihazların ev ağına bağlanması gerekli. Ancak satın aldığınız cihazlar farklı farklı işlevlere ve üreticilere sahip. Bunları ev ağına bağlamak teknik bilgi ve beceri gerektirebiliyor. NFC sayesinde satın aldığınız cihazı, NFC okuyucu
içeren bir yönlendiriciye (router) dokundurabilirsiniz. Bu sayede cihazınızdaki bilgiler yönlendiriciye aktarılabilir, yönlendiricideki ağ bilgileri de cihazınıza aktarılabilir ve cihazınız bir dokunuşla ağa eklenir. NFC içeren akıllı bir telefonla da bir uygulama kullanarak cihazınızın ayarlarını yapabilirsiniz.
Üreticiler, NFC yardımıyla sadece izin verdikleri aksesuarların kullanılmasını sağlayabilirler. Farklı aksesuarlar kullanıldığında, cihaz kullanıcıyı uyarabilir.
Akıllı Fabrikalar: Yeni bir eğilim olan Endüstri 4.0, fabrikalara yeni bir otomasyon sistemi getiriyor. NFC, makinalarla iletişime geçen ve üretim sırasında karar verme mekanizmasına katkı sağlayan akıllı, otonom objeler yaratılmasına yardımcı oluyor.
Tipik bir uygulama da, NFC okuyucu üretim makinasında bulunuyor. Üretim hatlarından geçen ürün ise NFC etiketine sahip oluyor. NFC etiketi sayesinde ürün kendini tanıtabiliyor veya üretim hattından geçerken bir takım bilgileri hafızasında tutabiliyor. Hangi ürünün geçtiğini anlayan üretim makinası, ürün üzerinde yapması gerekeni anlıyor ve ona göre işlem yapıyor. NFC etiketleri ürüne akıllı bir hafıza sunuyor. Bu sayede fabrikalarda çeşitli üretim bantlarından geçerken, depoda veya daha sonra kullanıcıya ulaşana kadar bazı bilgiler bu etikete yüklenebiliyor. Üretim personeli; elinde NFC okuyucusu bulunan bir tablet ile bu bilgileri okuyup karar verebiliyor. Bazı NFC etiketleri üzerlerinde ısı algılayıcıları da bulunduruyor. Bu sayede soğuk zincir gerektiren ürünlerde soğuk zincir üretimden kullanıcıya ulaşana kadar izlenebiliyor. Etiket belli aralıklarla ısı değişimlerini ölçüyor ve bunu saklıyor. NFC içeren akıllı bir telefonla içerideki bilgiyi okuyup, soğuk zincirin kırılıp kırılmadığını, kırıldıysa ne zaman kırıldığını anlayabiliyorsunuz.
NFC sayesinde bir ürün, müşteriye özel bir şekilde özelleştirilebiliyor. Örneğin belli bir ülkeye gidecek ürünlerdeki kullanıcı arayüzü, o dille yazılmış olarak ayarlanabiliyor. O ürüne uygun hale getirilmiş yazılım yüklenebiliyor.
Fabrikalarda herkes her bölüme giremez veya her makinayı kullanamaz. NFC sayesinde bir üretim personelinin belli bir bölgeye girip giremeyeceği, bir makinayı kullanıp kullanamayacağını belirleyebilirsiniz. NFC etiketi olan bir kişi, etiketi makinaya okuttuğunda eğer yetkisi varsa makinayı kullanabilir, yoksa kullanamaz.
Güvenlik: NFC sistemleri birbiriyle çalışabilen, bir standardı olan açık sistemlerdir. Eğer uygulamamız güvenlik gerektiriyorsa, dışarıdan kişilerin bu bilgileri ve iletişimi görmesi istenmiyorsa o zaman bazı şifreleme yöntemleri kullanmak gerekir. Bu yöntemlerin güvenli çalışması için, iki cihaz arasındaki iletişimin anahtar bilgilerinin, dışarıdan ulaşılamayan bir bölgede saklanması gerekir. Buna uygun MIFARE DESFire teknolojisi gibi teknolojilere sahip ürünler kullanabilirsiniz.
Sonuç olarak NFC kullanımı sayesinde, akıllı şehirler, akıllı evler, akıllı fabrikalar, akıllı araçlar, akıllı mağazalar, akıllı spor merkezleri gibi birçok akıllı ve verimli uygulamalar ya da sistemler kurabilirsiniz. Yapmanız gereken, NFC’nin size sunabileceklerini anlayıp, işinizi nasıl daha verimli hale getirebileceği, müşteri memnuniyetinizi nasıl daha arttırabileceği konusunda düşünmek olacaktır.
EMO Eskişehir Şubesi ile ESOGÜ’nün Düzenlediği Yeni Nesil Sanayi ‘Endüstri 4.0’ Paneli’nden…
ENDÜSTRİ 4.0 FIRSAT MI, TEHDİT Mİ?
Hüseyin Önder
Rifat Edizkan
Sıddık Binboğa
Hasan Gönen
Savaş Özaydemir
Ahmet Ataç
EMO Basın- Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Eskişehir Şubesi’nin, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) ile birlikte düzenlediği Yeni Nesil Sanayi ‘Endüstri 4.0’ Paneli’nde, dünyada yeni gelişen teknolojiler, geleceğin fabrikaları, Türkiye’nin durumu ve yapılması gerekenler masaya yatırıldı. Endüstri 4.0 ile gündeme gelen; müşteri isteğine göre kendi kendine şekillenecek yeni üretim bantları, insanlarla etkileşim halinde çalışacak robotlar, büyük veri analizi ve eğitim çalışmalarının önemine dikkat çekilirken, Türkiye’nin düşük olan ileri teknoloji seviyesini mutlaka artırması gerektiği vurgulandı.
Yeni Nesil Sanayi ‘Endüstri 4.0’ Paneli, 14 Ekim 2016 tarihinde Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Büyük ilgi gören panelin açılışında konuşan EMO Eskişehir Şube Başkanı Hakan Tuna, “Endüstri 4.0 düşük üretim maliyeti avantajını kullanan Doğu ülkelerinin elindeki rekabet avantajının, akıllı sistem ve araçlar ile yeniden Batı ülkelerinin eline geçişini amaçlamaktadır” dedi. Günümüzde inanılmaz hızda gelişen teknolojinin, Endüstri 4.0 Devrimi’nin kaçınılmaz olduğunu gösterdiğini belirten Tuna, bu dönüşümün ortaya çıkaracağı farklı nitelikteki insan kaynağını yetiştirme görevinin eğitim kurumlarına düştüğünü, üniversitelerin de burada önemli bir role sahip olduğunu vurguladı.
EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Hüseyin Önder, tüm dünyada aralıkları sıklaşan ve neredeyse süreğenleşen bir ekonomik kriz ortamı bulunduğuna dikkat çekerek, “Endüstri 4.0 da bu kapsamda ekonomik verimlilik kriterini bir üst düzeye çıkarma arayışı olarak görülmektedir. Yani ucuz işgücü ve beyin göçünün ardından yerel olarak yeni ve iyi fikirlerin patentlerine sahip olmaya dayalı kapitalist sistem, bunu bir adım öteye taşımak istemektedir” diye konuştu.
Teknolojiye düşman olunamayacağını, ancak teknolojinin toplum yararına kullanılması gerektiğini vurgulayan Önder, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“İş dünyasının fırsat olarak gördüğü Endüstri 4.0’ın istihdam üzerinde yaratacağı olumsuz etki üzerinde durulması gereken bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Teknolojinin insanlar için olduğu temelinden hareket edildiğinde çalışma saatlerinin kısaltılması gündeme getirilmelidir. Bu öneri özellikle mavi yakalı olarak kavramlaştırılan çalışan kesim için önemlidir. Beyaz yakalılar, mühendisler için ise bu sorun karşısında çok daha boyutlu çözüm önerileri geliştirilmesi gerekmektedir.”
Gelişen teknoloji karşısında Türkiye’nin üreten değil tüketen bir ülke, yani pazar olarak görüldüğüne dikkat çeken Önder, “Bu kapsamda mühendislik mesleği de ülkemizde tasarımcılık ve yaratıcılıktan uzak bir şekilde; büyük ölçüde satış, pazarlama, montaj ve bakım süreciyle ilişkili olarak sürdürülmektedir. Öncelikli olarak Endüstri 4.0 sürecine yönelik hem teknolojik gelişmelerin gerisinde kalınmaması, hem de istihdam sorununu içerecek şekilde bütüncül bir yaklaşımla strateji ve planlamalar yapılması zorunludur” dedi.
“10 Yıl İçinde 500 Bin Mühendise İhtiyaç Olacak”
ESOGÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği Bölümü Başkanı Prof. Dr. Rifaz Edizkan, Endüstri 4.0 ile ilgili gelişmelerin kendilerine sorumluluk yüklediğini belirtirken, bu alanda çalışacak akademisyen ve öğrencileri desteklerini kaydetti.
Türk Elektronik Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Sıddık Binboğa Yarman, yazılım, araştırma ve yeni ürünlerde görev almak üzere 10 yıl içinde 500 bin kişilik mühendis ordusuna ihtiyaç olduğunu söyledi.
ESOGÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Gönen de üniversitelerin toplumdaki gelişmelerin öncüsü olması ve her alanda rehberlik etmesi gerektiğine işaret etti.
Eskişehir Sanayi Odası Başkanı Savaş Özaydemir, bilgi teknolojilerinin tufan gibi geliştiğini, verimliğin arttığını ve Batı’nın üretimi kendisine çektiğini kaydetti. Türkiye’nin proses tasarlaması ve imal etmesi gerektiğini savunan Özaydemir, “Temel olarak da gençleri süratle seçip, eğitmeliyiz” dedi.
Eskişehir Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç, akıllı şehirler ile ilgili olarak yürüttükleri projeler hakkında bilgi verirken, “Teknoloji son derece önemli, ama bir şeyleri mekanize ederken insanı da unutmayalım. Engellisi olur, sağlamı olur; kadını olur, erkeği olur ama insanın varlığını hep hissedelim” diye konuştu.
Buzdağının Altı Sürekli Değişiyor
Açılış konuşmalarının ardından “Yeni Nesil Teknoloji” başlıklı ilk oturumu Raylı Sistemler Kümelenmesi Koordinatörü Gürcan Banger yönetti. Banger, Endüstri 4.0 için “Suyun üzerinde bir buzdağı var, ama altında ne olduğunu bilmiyoruz, o buzdağının altı sürekli yeniden oluşuyor. Bu erken sürecin henüz başındayız. Bir sosyoekonomik devrim mi, yoksa bazı kesimlerin iddia ettiği gibi teknolojik bir evrimleşme mi sonuçlarını ileride göreceğiz” ifadelerini kullandı. Küresel ölçekteki hızlı ve yoğun değişim sürecinin, devrim ve evrim tanımlarının da gözden geçirilmesine neden olduğunu anlatan Banger, “İnsanların bu yeni konjonktürü korku, gerginlik ve tedirginlikle karşıladıklarını görüyorum; olumsuz duygu ve düşünceleri yok edecek olan bilgidir.
Gecikmeden bilgi yoluna çıkmak ve hazırlanmak gerekiyor” diye konuştu.
“İletişim Hızımız Endüstri 4.0’a Yetmez”
NETAŞ İnovasyon ve Ar-Ge Stratejileri Direktörü Rıza Durucasugil, Endüstri 4.0 açısından duyargaların (sensör) önemine dikkat çekerek, “Artık neredeyse her şey makineler tarafından hissedilebiliyor ve gün geçtikçe daha da hassaslaşıyor. Tabii bunların fiyatları da günden güne ucuzluyor ve aldığımız aletlerin üzerine monte edilmiş biçimde geliyor” dedi.
Endüstri 4.0’ın ana bileşenlerinden birinin 5. Nesil (N=G-Generation) iletişim olduğunu kaydeden Durucasugil, Türkiye’nin de 4.5N’ye geçmesiyle erişim hızı ve İnternet üzerinden yapılabileceklerin her geçen gün arttığını söyledi. “Ama bu Endüstri 4.0 için yeterli bir hız değil” diyen Durucasugil, tüm dünyanın 5N üzerinde çalıştığını, NETAŞ’ın da bunlardan biri olduğunu bildirdi. Durucasugil, 5N ile hedeflenen gelişmeleri şöyle sıraladı:
“Bu hedeflerden biri İnternet’in kapasitesini en az bin kat artırmak, 7 milyar kişinin birbiriyle konuşabilir olması, 7 trilyon cihazın birbiriyle aynı anda konuşabilir olması; yüzde 90’a varan enerji tasarrufu sağlamak ve en önemli yönlerinden biri de uçtan uca gecikmeyi sıfırlamak ya da sıfıra çok yakın bir yere çekmek. Böylece pek çok şey yapılabilir ve kontrol edilebilir olacak.”
Durucasugil, satış yaklaşımlarının artık değiştiğini, ürünlerin müşteri isteğine göre şekillenmesi gerektiğini ve bunu yapabilen şirketlerin hayatta kalabileceğini kaydetti. Yeni nesil üretim sistemlerinin zorunlu olduğunu anlatan Durucasugil, şöyle devam etti:
“Fabrikanın üretim sistemleri buna göre dizayn edilmiş olmalı, bütün bilgi bulutta tutulmalı ve bütün diğer fabrikalar tarafından eş zamanlı olarak erişilebilir olmalı. Sensörlerden gelen bilgi, transportation (taşımacılık) bilgileri bulutta toplandıktan sonra birilerinin bu kadar datayı analiz etmesi lazım. Tabii bu kadar data ortalıkta gezerken burada güvenlik açıkları var. Pek çok siber atağa maruz kalıyoruz. Bunu engelleyecek hem kendi sistemleriniz olmalı, hem de bunları dünyaya satabiliyor olmalıyız.”
Ölü Zamanı Sıfırlamak…
Endüstri 4.0 ile her cihazın bozulmak üzere ya da bakım zamanı gelmiş, değiştirilmesi gereken parçalarına ilişkin bilgileri anında merkeze haber vereceğini ve buna göre harekete geçileceğini anlatan Durucasugil, şunları söyledi:
“Endüstri 4.0’ın getirdiği şeylerden biri planlanmamış, ölü zamanı sıfıra indirmek… Mesela havaalanını örnek verirsek, uçak havadayken bir arıza tespit ettiğinde yere direkt olarak haber verecek, yer ekipleri otomatik olarak gerekli ekipleri oraya yönlendirilecek, olası parçaları almasını sağlayacak ve uçak yere iner inmez bakım başlayacak. Dolayısıyla havaalanlarında bekleme süreleri son derece düşecek. Bunu bütün fabrika ekipmanlarına böldüğümüzü düşünürsek, olayın ne kadar önemli olduğunu herhalde gözünüzde canlandırabilirsiniz.”
Üretim Sürecine Kullanıcı Katılacak
Google’ın sürücüsüz arabasının sokaklarda kendi başına gezdiğini, bu teknolojinin fabrikalarda da geçerli olduğunu ve dar alanda daha kolay uygulanabileceğini belirten Durucasugil, “Bir üretim hattı düşünün, bu hatta müşteri isteklerine göre üretimi değiştirmeniz gerekiyor. Şu anki sabit bantlarda bu değişimi yapmak mümkün değil, neredeyse aylar alan bir süreç. Ama yeni Endüstri 4.0 ile üretim bandındaki bütün ekipmanlar kendi kendilerine gelen siparişle orantılı olarak yer değiştirebilir ve bandı tekrar organize edebilir olacaklar” diye konuştu.
Üç boyutlu yazıcılarla yeni ürün tasarımının çok daha hızlı hayata geçirilebileceğini belirten Durucasugil, “Robotlar birçok işi bizim yerimize yapıyorlar ama robotlar aynı zamanda insanlarla da interaktif olmak zorundalar. Otomatik gelen mesajlara göre yaptıkları işleri değiştirmek zorundalar” diye konuştu.
Bütün mühendislik bilimlerinin birbirinin içine girmiş durumda olduğunu, tek bir mühendislik biliminden söz edilemeyeceğini, mühendislik alanlarının birlikte çalışması gerektiğini anlatan Durucasugil, “Hayal etmemiz lazım, ancak hayaller gerçek olur, hayal etmediğimiz sürece hiçbir zaman gerçekleştirme şansımız yok” görüşünü dile getirdi.
44 yıldır Ar-Ge yapan NETAŞ’ta 800’den fazla mühendis çalıştığını kaydeden Durucasugil, Türkiye Futbol Federasyonu için stadyumlarda yüz tanıma sistemi, AFAD için de afet anında ilgili ekiplere iş emirleri gönderilerek onların sahada yer almasını sağlayan akıllı sistem geliştirdiklerini bildirdi. Durucasugil, 5N’de de Türkiye’nin ilk Ar-Ge laboratuvarına sahip kurum olarak ürün geliştirdiklerini belirtti.
‘Türkiye Yol Ayrımında’
Savronik Yönetim Kurulu Başkanı Kenan Işık, dünyada maliyetlerin düşmesi, kalifiye işgücü ve teknolojik gelişmeler nedeniyle üretimin Doğu’dan Batı’ya doğru kayma eğiliminde olduğuna dikkat çekerek, “Biz burada neredeyiz?
Endüstri 4.0’ın Yakıtı: Veri
EMO Basın- STM Genel Müdür Yardımcısı Ömer Korkut; sayısallaşma sürecinin olmazsa olmazı olarak nitelediği veriyi, Endüstri 4.0’ın yakıtı olarak tanımladı. Siber saldırılara dikkat çeken Korkut, endüstriyel kontrol sistemlerindeki eski protokollerin zayıf olduğunu, İnternet’e bağlandıkları anda saldırıya açık hale geldiklerini kaydetti.
Yeni Nesil Sanayi ‘Endüstri 4.0’ Paneli’nde “Yeni Nesil Teknoloji” başlıklı oturuma katılan STM Genel Müdür Yardımcısı Korkut, endüstrileşme aşamalarını su ve buhar, elektrik ve bilgi teknolojilerinin kullanılması olarak sıralarken, “Şimdi tamamen bilgisayar kontrollü seri üretime ve aslında 4.0 ile beraber sayısal dönüşüme geçiyoruz. Konsept açısından bunlar belki çok yeni değil ama teknolojik olarak imkan dahiline girdiği için biz bunu şimdi devrimmiş gibi gösteriyoruz ama benim kanaatim son 2025 senedir bir evrimleşme içindeyiz” görüşünü dile getirdi.
Endüstri 4.0’ın sağlayacağı esnek ve yalın üretimle gelecek 5 yılda verimliliğin ve kaynak etkinliğinin yüzde 18 artacağı, stokların ve maliyetlerin ise yıllık yüzde 2.6 azalacağının öngörüldüğünü belirten Korkut, istihdam tartışmalarına ilişkin de şunları söyledi:
“Tabii ki mavi yakalı işgücü istihdamında daralma olacağı aşikar. Makineleşme, otonomi ne kadar artarsa sahada bu işleri yapan işgücünün azalması kaçınılmaz. Mesela otonomiden bir örnek verecek olursak, şu anda dronlar var. Yerde dronu kontrol eden kişiye pilot dersek, dronu bir pilot yönetiyor. Ama dronların sayısı arttıkça, pilot maliyetleri, yani bir drona bir pilot artık
gereksiz olacak o yüzden dronların artık otonom hareket etmesi yerden programlanması, kalkıp kendi işini görüp tekrar gelmesi söz konusu.”
Endüstri 4.0’ın 9 teknolojik yapı taşını “otonom robotlar, simülasyon (benzetim), bulut bilişim, büyük veri ve analitik, artırılmış gerçeklik, siber güvenlik, üç boyutlu üretim, yatay ve dikey entegrasyon (bütünleşme) ve endüstriyel Nesnelerin İnterneti” olarak sıralayan Korkut, “Bilgi Çağı’nda yaşıyoruz. Daha önce Sanayi Devrimi ile beraber aslında içten yanmalı motorlar derken, o zamanın yakıtı petroldü. Petrol maalesef her yerde çıkmıyordu. Şu anda Bilgi Çağı’nın ve dolayısıyla Endüstri 4.0’ın yakıtı ‘veri’ diyebiliriz ve veri her yerde var” dedi.
Korkut, sayısallaşma ile birlikte kimi zaman ihtiyaçtan fazla veri üretildiğini, ancak Endüstri 4.0 ile artık veriyi anlamlandırma ve karar destek süreçlerinde kullanma aşamasına geçildiğini kaydetti. “Dijitalleşme sürecinde eğer kurumlarda başarılı uygulamalar görmek istiyorsak bunun olmazsa olmazı veri analitiği” diyen Korkut, sadece duran değil, akan verinin de işlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Korkut, “Farklı kaynaklarda, farklı maksatlarla üretilen veriler var. Bunlar zaman zaman bir araya geldiklerinde daha önemli anlamlar ifade ediyorlar. Bunları bir araya getirip yorumlama, anlamlandırma ihtiyacı var. Bir de maalesef kurumlar arasında bile her zaman veriyi kararlı elde etmek ve muhafaza etmek mümkün değil. Dolayısıyla çok farklı, bütünlüğü sağlanmamış, eksik kalmış veri var ama yapacağımız yorumlarda, anlamlandırmalarda bunlara da ihtiyacımız var” diye konuştu.
Korkut, 24 farklı ülkeden Endüstri 4.0 konusunda yatırım yapan 2 binden fazla kurumsal katılımcıyla gerçekleştirilen
Türkiye’nin imalat sektörüne baktığımızda ciddi bir pay alıyor milli gelirimizde; ama ihracatta ileri teknoloji seviyemiz çok düşük. Yani katma değerli ürünlerimiz ve teknolojik seviyelerimiz çok düşük. Esas değer katacak faktörler bunlar. Türkiye gerçekten yol ayrımında” uyarısında bulundu.
Endüstri 4.0 ile Almanya’da 10-15 yıl içinde yüzde 15-25 verimlilik artışı ve yıllık 90-150 milyar Avro’ya varan maliyet azalımı planlandığını bildiren Işık, “Almanya ile Türkiye arasındaki işçilik avantajı 10 yıl içinde yüzde 15-18 azalıyor olacak. Bu bizim için ciddi risk demek, işgücü avantajımızı kullanamıyor olacağız” dedi. Işık, istihdam alanında Türkiye’nin yapması gerekenlere ilişkin olarak şunları söyledi:
“İşgücü yetkinlikleri sınırlı, bunları mutlaka geliştireceğiz. Ne yazık ki çok hızlı iş değiştirme oluyor ülkemizde, daha ziyade gençlerimiz hizmet sektörüne kayıyorlar ve bir yerde uzun süreli çalışmayı da çok önemsemiyorlar; bu nedenle tecrübe ve bilgi birikimi oluşturamıyoruz. Endüstri 4.0’da hep şu konuşuluyor; işgücünde azalma olacak... Aslında işgücünde azalma beklenmiyor, genel toplamda baktığınızda yeni çıkacak alanlarla birlikte aslında işgücünde artışlar bekleniyor ama önemli olan nitelikli işgücünü yaratıyor olmak ve kullanıyor olmak. Bizim önümüzdeki en temel problem bu. Peki; bunu Türkiye için nasıl bir fırsata çevirebiliriz? Önce biraz dönüşmek için yatırımları artıracağız, az nitelikli işgücünde bir azalma yaşanacak doğal olarak, ondan sonra küresel rekabette konumumuzu güçlendireceğiz sonra
yeni istihdam alanları, ekosistem ve kalite artışıyla tekrar döngüyü tamamlayarak, pozitife geçme şansı çok yüksek görünüyor. Gerçekten bu açıdan bir yol ayrımındayız.”
Ne Yapmalı?
Kenan Işık, dünyadaki hızlı değişime ayak uydurabilmek için yapılması gerekenlere ilişkin olarak da görüşlerini şöyle aktardı:
“Hızlı prototipleme (ilkörnekleme) yapmalıyız, ürünü çok hızlı pazara sunmalıyız. Dijital (sayısal) müşteri deneyimini çok iyi değerlendirmeli, iş modellerini çok hızlı aktive etmeliyiz. Mutlaka performans analizleri yapacağız. Ekosistem yönetimi olmazsa olmaz; çünkü ekosistemler bütün sanayi ve iş dünyasının vazgeçilmez bileşenleri ve bunun için mutlaka inovasyon (yenileşim) yapmamız lazım. Yetenek yönetimine geçmeliyiz. Büyük veriden, büyük karışıklıklardan değer yaratabilmek, küçük detayları yakalayıp bunları değere çevirebilmek çok önemli.”
Yenileşim konusunda Türkiye’nin sıkıntısı olmadığını, ama bunun satış noktasına getirilemediğini belirten Işık, konuşmasını şöyle tamamladı:
“Bölgesel avantajlarımız var, hala ucuzuz ve bu dönüşümü yakalamamız lazım. Bunu yapamazsak ne olur? Orta yaşlılar çok iyi bilir biz milli maçları kaydeder, yenildik ama ezilmedik diye geri gelirdik. Bu maçın sonu eğer gerekeni yapmazsak, Endüstri 4, Türkiye 0 olur. Türkiye buna layık değil, bence gereğini yapacağız.”
bir anket çalışmasına göre, büyük veri analitiğinin şu anda en çok kullanıldığı alanın yüzde 56 oranıyla “iş planları ve kontrollerinin optimizasyonu (en uygun hale getirilmesi)” olduğunu kaydetti. Korkut, “Artık sadece verimlilik değil cironun artırılması için de kurumlar büyük veri ve analitiği kullanma hedefi taşıyorlar” dedi.
Siber Saldırılarda 3 Trilyon Dolar Zarar Siber güvenliğin önemine dikkat çeken Korkut, 2015 yılında küresel saldırıların 3 trilyon dolar zarara yol açtığını, bu zararın 2021 yılında iki katına çıkıp 6 trilyon dolara ulaşmasının beklendiğini kaydetti. Endüstriyel kontrol sistemlerindeki eski protokollerin zayıf olduğunu, bu nedenle İnternet’e bağlandıkları anda saldırıya açık sistemler haline geldiklerini belirten Korkut, “En belirgin zafiyetler; kurumların bilgi güvenliği politikası yok, personel eğitimsiz, korumasız ağ bağlantıları var ve risk-zafiyet analizi yapılmıyor. Etkin uç nokta koruması eksikliği var, yazılımlarımız maalesef güvenli değil. Önce işlevselliğe sahip oluruz, ondan sonra güvenliğe bakarız mantığıyla çalışılıyor” diye konuştu. Siber ortamda da belirli olaylar öncesinde istihbarat sağlanabileceğini, ancak bunun için tehdit unsurları ve küresel ekosistemin teşhis edilmesi ve sürekli izlenmesi gerektiğini belirten Korkut, şunları söyledi:
“Eğer bunların kim olduğunu bilmez ve izlemez isek haberdar olamayız. Bizler coğrafi veriyi, metin mesajlarını, medyayı, sosyal ağ verisini, müşteri verisini, anlık kayıtları birleştirerek ve bunları toplayıp verileri işleyerek, saklayarak ve gerçek zamanlı uyarılar üre-
terek verilen karara gitmeye çalışıyoruz. Burada makine öğrenme teknikleri, istatistik bilimi, doğal veri işleme, ontoloji bilimini ve elbette yapay zeka tekniklerini kullanıyoruz. Bunların hepsini bir araya getirdiğimiz bir siber füzyon merkezimiz var. Bu merkezde istihbaratı birleştirip, analiz laboratuvarında saldırılarda ele geçirilen zararlıların analizini yapıp bunlarla ilgili tedbirleri geliştirme konusunda çalışmalar yapıyoruz.”
ESOGÜ Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Başkanı Doç. Dr. Ahmet Yazıcı* da yapay zeka ve robot uygulamalarındaki gelişmeleri anlatırken, üniversite bünyesindeki Yapay Zeka ve Robotik Laboratuvarı’nda kapsamlı çalışmalar gerçekleştirdiklerini bildirdi.
“Ucuz Değil; Farklı ve Kaliteli Üretim”
FESTO Müşteri Çözümleri Müdürü Fikret Kemal Akyüz, Endüstri 4.0’da Avrupa ve özellikle Almanya’nın yol haritası olduğuna dikkat çekerek, “Almanya’nın uğraştığı şey daha ucuz üretmek değil; daha kaliteli, daha esnek, daha hızlı üretmek. Zaten ucuz üreten var, farklı isteklere cevap verebilen, son derece dinamik ama yine yüksek kaliteli üretim yapılmak isteniyor” diye konuştu.
Akyüz, Endüstri 4.0’da yatay ve dikey bütünleşme, bütüncül mühendislik ve insan odaklı bir yapının söz konusu olduğunu kaydetti. Akyüz, Endüstri 4.0 ile ilgili şunları söyledi:
“Siber fiziksel sistemler ile üretim yapılmak isteniyor. Yani her zaman bir fiziksel sistem var, içinde bir işlemci, hafıza ve gömülü bir yazılım var. Bu sistem kendi üzerindeki ethernet çıkışıyla bulut ile haberleşebiliyor, diğer aygıtlarla konuşabiliyor, insanlarla haberleşebiliyor, bu şekilde de kendi kendine yapay zeka ile karar verebiliyor ve faaliyetlerini sürdürüyor.”
Kişiye Bağlı Yazılım Açmazı
Türkiye’nin de kendine yol haritası çizmesi gerektiğini belirten Akyüz, veri ve verinin işlenmesinde yazılıma dikkat çekti. Akyüz, “Bazı sektörlerde yazılım yapısal duruma gelmiş, nispeten daha iyi durumda. Ama otomasyona baktığımızda yazılımın çok da profesyonel olmadığını görüyorum. Özellikle makine üreten firmalarda yazılım kişiye bağlı, kişi gittiğinde yeniden başlama şeklinde devam ediyor” dedi. Yazılım konusunda okullarda eğitim verilmesi, hatta nasıl ekip halinde yazılım yapılacağına dair adımlar atılması gerektiğini belirten Akyüz, “Bir insanın çalışma hayatı boyunca başlayıp biten bir proje yok, devam eden projeler var. Birinin yaptığının üzerine diğeri eklemeli, onun üzerinden devam etmeli, sil baştan yapmamalı. Bu anlamda teorik bazı eksikliklerimizin olduğunu düşünüyorum özellikle endüstriyel otomasyon alanında” diye konuştu.
Endüstri 4.0 konusunda; “akıllı üretim için akıllı bileşenler, modülerlik (bölünebilirlik), tüm sistemlerin ağa bağlanması ve yenilikçi entegrasyon (bütünleşme)” ilkeleriyle çalışmalar yaptıklarını anlatan Akyüz, Endüstri 4.0 ile iş tanımlarının değişeceğini, hatta bazı sektörlerde çalışma saatleri kavramının ortadan kalkabileceğini söyledi. Akyüz, “Endüstri 4 ortamında insanların, çalışanların karmaşık durumlarda karar verebilme
kabiliyetine sahip olmaları gerekiyor; görselleştirme ve aksiyon gerekiyor; adaptif arıza arama, önleyici bakım öne çıkıyor. Daha önce basit görevler, tekrar eden işler vardı” diye konuştu.
Endüstri 4.0 Yeniden Eğitim Gerektiriyor
Almanya’da 2020 yılına kadar 490 bin kişinin “işe artık uygun olmadığı ya da gerekli olmadığı” için işini kaybetmesinin beklendiğini, ancak bunun yerine 430 bin yeni insana da gereksinim duyulacağını bildiren Akyüz, “Üniversitelere çok önemli görevler düşüyor. Ama herkes dönüp üniversiteye gidemeyeceğine göre ve insanlar zaten çalıştığı için çok yoğun bir şekilde insanların yeniden eğitilmesi lazım. Ülkemizdeki en büyük eksiklerden biri bu. Almanya’da eğitim yaşam boyu devam ediyor, bitmiyor. Bizde de var ama derinlik ve miktarı aynı yerde değil” görüşünü dile getirdi.
Uyguladıkları Biyonik Öğrenme Ağı hakkında bilgi veren Akyüz, şunları söyledi:
“Örneğin doğada karıncalar tek başına güçlü değil, ama koloni haline geldiklerinde çok güçlüler. FESTO’nun karıncalardan esinlenerek oluşturulmuş bir biyonik karıncası var. Üzerinde kamerası, haberleşmek üzere anteni, içinde bir yazılım, bir hafıza şeklinde oluşturulmuş bir karıncadan bahsediyoruz, bir el büyüklüğünde bu. Satış anlamında hiçbir anlamı yok. Sadece öğrenme anlamında bir anlamı var. İçinde bir yazılım var, yapay zeka konusunda araştırma geliştirme çalışmaları yapıyor FESTO, daha sonra bunları alıp, üretmiş olduğu ürünler içerisinde uygulamaya çalışıyor.”
Nitelikli İnsan Gücüne İhtiyaç Var
Yeni Nesil Sanayi Endüstri 4.0 Paneli’nin, “Dijital Dönüşüm ve Etkileri” konulu ikinci oturumunu EMO MİSEM Komisyon Başkanı Orhan Örücü yönetti. Örücü, bu yeni dönemde gerçek dünya ile sanal dünya arasında bağ kurmanın önemli olduğunu belirtirken, “Şunun altını çizmekte fayda var; Endüstri 4.0 veya ismine ne dersek diyelim, özellikle yetişmiş, nitelikli insan gücüne çok ihtiyaç var” diye konuştu.
Gençlere, “Kendinizi büyük endüstri ile sınırlamayın” diye seslenen Örücü, akıllı diş fırçası örneğini vererek, “Dişinizi fırçaladığınızda bir problem varsa, akıllı diş fırçası İnternet üzerinden bağlantı kurarak diş hekiminizi uyarıyor. Diş hekimine gittiğinizde, dişinizi yanlış fırçaladığınızdan diş macununa kadar her türlü bilgi elinde oluyor. Bu iş, akıllı üretimlerin gideceği boyutlar açısından çok önemli. Sadece büyük endüstri ile sınırlı değil, daha küçük kendi başına iş olanakları da var” görüşünü dile getirdi.
* Doç. Dr. Ahmet Yazıcı’nın konuya ilişkin yazısını dergimizin bu sayısında sayfa 39'da okuyabilirsiniz.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Raporu’na (PISA) göre Türkiye’nin 65 ülke arasında yıllardır 45. sırada yer aldığına dikkat çeken Örücü, bu düzey ile istenilen çalışmaların gerçekleştirilemeyeceğine işaret etti. Türkiye’nin 1960’lı yıllardan beri dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olduğunu anımsatan Örücü, eğitim öğretim kurumlarına da bu konuda büyük görevler düştüğünü, eğitim programlarının elden geçirilmesi gerektiğini kaydetti. Hukuk sisteminin önemine işaret eden Örücü, siyasi kararlarla İnternet sitelerinin kapatılmasını eleştirerek, hukukun olmadığı yerde sayısal dönüşümün de gerçekleştirilemeyeceğini vurguladı. Örücü, “Türkiye’nin mutlaka özgür, demokrat bir hukuk sistemine sahip olması bu işin olmazsa olmazı. Teknoloji,
yetenek ve hoşgörü… Bunların olmadığı yerde ekosistemden bahsedilemez” diye konuştu.
Türkiye 2 ile 3. Sanayi Devrimi Arasında
Siemens’ten Çağlar Özer, Endüstri 4.0’a gereksinim duyulmasının nedenlerini bazı ülkelerin endüstriyel üretim rakamlarından örnekler vererek anlattı. Özer, 2006-2011 yılları arasında Avrupa Birliği ülkelerinin toplam endüstri ürünü satışı 550 milyar Avro’dan 620 milyar Avro’ya çıkarken, Çin’in tek başına 170 milyar Avro’dan 580 milyar Avro’ya ulaşan bir atılım gösterdiğine işaret etti. Çin’in bu hakimiyetinden en çok Almanya’nın etkilendiğini belirten Özer, aynı dönemde Almanya’nın satış rakamının 190 milyar Avro’dan, 220 milyar Avro’ya çıktığını kaydetti.
Eskişehir’de Endüstri 4.0 Adımları
EMO Basın- Eskişehir Tepebaşı Belediyesi Bilgi İşlem Müdürü Suat Yalnızoğlu, “Yaşayan Labarotuvarlar”dan, düşük karbon ayak izi için enerji etkin bina projesi uygulamasına, Deprem İzleme ve Kayıt Ağı Projesi’nden akülü engelli araçlar için şarj istasyonlarına varıncaya kadar akıllı şehir kapsamında yürüttükleri çalışmalar hakkında bilgi verdi.
Yeni Nesil Sanayi ‘Endüstri 4.0’ Paneli’nin “Dijital Dönüşüm ve Etkileri” Oturumu’na katılan Eskişehir Tepebaşı Belediyesi Bilgi İşlem Müdürü Suat Yalnızoğlu, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği kurucu üyesi olduklarını, Avrupa Yaşayan Laboratuvar Ağı’na (Livinglabs) katıldıklarını ve 2013 yılında Brüksel’de Belediye Başkanları Sözleşmesi’ne (Covenant of Mayors) imza attıklarını kaydetti. Yalnızoğlu, şöyle konuştu:
“Nasıl başladık? Binamızın oldukça yüksek enerji maliyetleri vardı. Kışın ısıtamıyorduk, yazın soğutamıyorduk. Düşük Karbon Ayak İzi İçin Enerji Etkin Bina Projesi’ne başvurduk. Buradan 600 bin TL’lik hibe kazandık. Binanın da müsait olmasıyla beraber projeyi hayata geçirdik. Çatısında 396 tane 240 vatlık güneş paneli mevcut. İçindeki ısıtma otomasyon sistemini de yeniledik. Şu anda bina enerji tasarrufu konusunda yüzde 20’ye ulaştı. Çift yönlü sayacı var binanın, kullanılmadığı zamanlarda üretilen enerjiyi TEDAŞ’a geri satıyoruz, mahsuplaşıyoruz. Bu yönde de belediyeye katkı sağlamış oluyor. 7 yılda sistem kendisini amorti ediyor.”
Suat Yalnızoğlu, Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı hazırlayarak, 2020 yılına kadar bölgedeki karbon salınımını yüzde 20 azaltacakları taahhüdünde bulunduklarını belirtti. Tasarımı ve üretimi tamamen belediyeye ait olmak üzere 60 vatlık güneş paneli ile çalışan 3 adet cep telefonu şarj istasyonu kurduklarını, bazı köylerin su sorununa güneş enerjili çözüm sağladıklarını ve tarımda güneş enerjisi ile sulama sistemi projesi hazırladıklarını bildirdi. “Akıllı bina” olan Tepebaşı Belediyesi Mustafa Kemal Atatürk Su Sporları Merkezi’nin çevre dostu ve enerji etkinliği alanında öncü bina uygulamaları ile uluslararası LEED Sertifikası aldığını anlatan Yalnızoğlu, Eskişehir’deki tek elektrikli otomobil şarj istasyonunun da bu binada bulunduğunu belirtti.
Yalnızoğlu, “Yaşayan Laboratuvarlar”da gençlerle sanayicileri ve kamu kuruluşlarını bir araya getirerek, proje aşamasındaki fikirlerin hayata geçirilmesine yardımcı
olduklarını kaydetti. Artırılmış-sanal gerçeklik üzerine projeler ürettiklerini bildiren Yalnızoğlu, “İlk projemizi kendi belediyemizde 10 Kasım Atatürk’ü Anma Haftası’nda yapmıştık. Anıtkabir Komutanlığı’nın talebi oldu, oraya bir yazılım yaptık. Anıtkabir’in 5 noktasındaki bu uygulama, Atatürk’ün üç boyutlu görüntüsü ile fotoğraf imkanı sağlıyor” diye konuştu.
Akıllı Şehir İçin 5 Milyon Avro
Akülü engelli araçları için şarj istasyonları kurduklarını, Anadolu Üniversitesi ile birlikte Deprem İzleme ve Kayıt Ağı Projesi yürüttüklerini anlatan Yalnızoğlu, tüm bu çalışmalar sonucunda 2015 yılında Yaşam Köyü Projesi ile Avrupa Komisyonu Akıllı Şehirler ve İnovasyon Projesi’nden 5 milyon Avro hibe almaya hak kazanıldığını belirtti. “Bu kazanılan Türkiye’deki en büyük hibe” diyen Yalnızoğlu, 7 ülkeden 22 ortak ile 60 ay sürecek bu projenin toplam bütçesinin 23 milyon 800 bin Avro olduğunu kaydetti. Yalnızoğlu, Tepebaşı Belediyesi, İspanya Valladolid Belediyesi ve Birleşik Krallık Nottingham Kent Konseyi’nin uygulayıcı olarak yer aldıkları projenin, Belçika ve Macaristan tarafından da izleneceğini anlattı. Proje kapsamında Alzheimer Merkezi’nin dönüştürüleceğini bildiren Yalnızoğlu, “Binaların kabloları değişecek, ısı sistemleri yenilebilir enerji ile çalışacak. Güneş panelleri ile elektriğin üretilmesi sağlanacak. Led armatür tercih edilecek. Proje bittiğinde o bölgede 150 kilovatlık güneş enerji santralı hayata geçmiş olacak” diye konuştu.
Yalnızoğlu, projenin ulaşım ayağı için 4 adet elektrikli otobüs ve 22 adet hibrit araç alındığını, ayrıca 50’si elektrikli olmak üzere 150 adet bisiklet alınarak, Yaşam Köyü ve Anadolu Üniversitesi arasında 7 kilometrelik bisiklet yolu kurulacağını ve proje verilerinin izlenmesi, yönetilmesi ve paylaşılması için bir portal hazırlanacağını bildirdi.
Tablo: 2006-2011 Yılları Arasında Ülkelerin Endüstriyel Ürün Satışları (Milyar Avro)
Ülke EU (27) China USA Germany Russia
Kaynak: VDMA
2006 550 170 280 190 10
2011 620 580 280 220 15
Türkiye’nin 2. ile 3. Sanayi Devrimi arasında değerlendirildiğini anlatan Özer, “Resim birazcık ağır olabilir, ama gerçekte bunun ötesinde değiliz. Ama ileriye doğru umutla bakıyoruz. Endüstri 4.0’ın yaygınlaşması için hükümet ciddi destek veriyor, ülke stratejisi hazırlanıyor” diye konuştu.
Endüstri 4.0 noktasında pazara hızlı yanıt verileceğini anlatan Özer, otomotiv endüstrisinden örnek verirken bugün Türkiye’de yeni üretilen bir araç için 2 yıl önceden çalışmalara başlandığını belirtti. Özer, şunları söyledi:
“Hatların, revizyonların yapılması, var olan hatların sökülmesi zaman alan süreçler. Şu anda BMW ile yürüttüğümüz bir çalışma var Almanya’da. 9 tane farklı model ve farklı şekilde kişiselleştirilmiş aracın -birinin koltukları kırmızı, diğerinin sarı, biri elektrikli, vs.- daha hızlı bir şekilde üretilmesini sağlayarak, öncelikle pazara çıkış süreçlerinin kısaltılması, arkasından da esnekliğin sağlanması düşünülüyor. Hatta birbiri ardı sıra giren, farklı modeldeki araçların kişiselleştirilmesi ile daha farklı ürünlerin üretilebileceği ve daha hızlı satılabileceği düşünülüyor. Nike’ın bir sitesi var, kendi zevkinize göre ayakkabıyı dizayn edip, sağ ve sol tekin arkasına yazı yazılabilecek bir alan bırakıyor size. Kişiselleştirilmiş, tamamen kendi zevkinize uygun bir ürüne sahip olabiliyorsunuz. Bunun için sizden standart 115 dolar iken 135 dolar gibi bir ücret talep ediyor. Türkiye’den de pek çok kişi bunu tedarik ediyor. Sadece 4 hafta içinde bu ürünlere sahip olmayı taahhüt ediyor. Artık hiçbir ürünü katma değer olmadan daha fazla satamayız noktasından hareket ediliyor.”
“Devrim, Yapay Zekayla Gelecek”
Masrafların azaltılması ve verimliliğin artırılmasına yönelik çalışmaların da sürdüğünü belirten Özer, bir hattın ya da makinenin benzetimlerle (simülasyon) 3 boyutlu tasarlanıp daha sonra çalıştırılabilir olacağını kaydetti. Günümüzde tasarlanan bir makinenin parçaları ayrı ayrı yapıldıktan sonra birleştirildiğini ve görülen eksiklikler giderildikten sonra ilkörneklerinin hayata geçtiğine işaret eden Özer, “Ama bu çalışmayla birlikte sanal ortamda fabrikanın dizaynını yaparak, nereye neyi yerleştireceğimizi önceden planlayarak, tasarımını yaparak, her şeyi önceden görebiliyor ve zamandan kazanarak hızlı bir şekilde üretime başlama şansına sahip oluyorsunuz” diye konuştu.
Nesnelerin birbiriyle konuşabilmesi ve uzaktan erişimin sağlayacağı faydalara değinen Özer, şu an için 7.7 milyar insanın birbiriyle haberleşme halinde olduğu göz önüne alındığında, 2020 yılına kadar 28 milyar cihazın hayatımıza gireceğini kaydetti. Endüstri 4.0’ın temel taşının robotlar olduğunu, devrim niteliğini de yapay zekanın getireceğinin düşünüldüğünü belirtti.
Yeni Meslekler Ortaya Çıkacak
Özer, 2020-2025 yılına kadar 10 ile 16 arasında yeni mesleğin ortaya çıkacağını vurgularken, “Çalışan insan gücünün daha fazlasına ihtiyaç duyulacağı, hatta yüzde 6 oranında
artacağı öngörülüyor, ama yüksek kalitede. Bu bahsettiğimiz işleri, programları yapabilecek nitelikli işgücüne ihtiyacımız olacak” dedi. Işığa ihtiyaç duymayacak insansız fabrikaların gündeme geleceğine dikkat çeken Özer, “Yıkıcı bir inovasyondan bahsediyoruz, belki insanlar için, belki makineler için. Yapay zekanın gelmesiyle insanlar için farklı noktalar olacak. Robotlar robot üretebilecek, düşünen robotlar hayatımıza girecek” diye konuştu.
‘Yıkıcı Bir Yenilik’
Turkcell M2M Servisleri Çözüm Pazarlama Yöneticisi Aykut Ayaş, Endüstri 4.0 ile gelişen bütünleşme için gerçek zamanlı ve kesintisiz iletişim sağlanması gerektiğine dikkat çekti. Dünyada “yıkıcı bir yenilikten” bahsedildiğini ve bunun çok hızlı gittiğini anlatan Ayaş, bazı firmaların marka değerine ulaşması uzun yıllar alırken, Uber, Airbnb, Alibaba ve Facebook gibi uygulamaların buna ihtiyaç duymadığına dikkat çekti. Ayaş, “Bu dört markanın birbiriyle benzerliği var. Uber’in hiçbir aracı yok, Airbnb’nin hiçbir gayrimenkulu yok, Alibaba’nın hiç stoğu yok, Facebook hiç içerik üretmiyor. İşte buna yıkıcı yenilik diyoruz. Artık insanlar bir malı satın almak istemiyor; ihtiyacını o an için karşılayıp, sadece servisi, hizmeti satın almak istiyor. Bu 4 firma da ihtiyaç ile arzı belirleyip, doğru noktada bir platform ile müşteriye sundu” diye konuştu.
Dünyayı değiştiren 5 teknoloji olduğunu savunan Ayaş, bunları “Mobil (gezgin) İnternet, Dijital (sayısal) Servisler, Nesnelerin İnterneti (IoT), Bulut Teknolojisi ve Büyük Veri Analizi” olarak sıraladı. Artık bilgisayarların yerini gezgin akıllı telefonlar ve tabletlerin aldığını, her şeyin uzaktan ölçülerek yönetilmesinin gündeme geldiğini vurgulayan Ayaş, şunları söyledi:
“10 yıl önce insanlar, ‘Aracım nerede, haritada görmek istiyorum’ diyordu. 10 yıl üzerine 2 yıl koyduk; ‘Haritada gördük artık aracımdaki kullanım verilerini almak istiyorum.’ Geçmiş 5 yıla gidiyoruz; ‘Haritada aracımı gördüm, kullanım bilgilerini aldım artık yakıt tüketimini nasıl düşürebilirim, etkin rota planlamasını nasıl yaparım’ diye soruyordu. Günümüzde artık aracı görmekten, rota planlamasından çıktık, taşınan yükün durumunu öğrenmeye çalışıyoruz. İnsanlar farklılaşmaya başlıyor, dünya değişiyor ve gelişiyor.”
IoT uygulamaları hakkında bilgi veren Ayaş, “Akıllı sayaçlarla konuşan modeller ile elektriği kaç kilovat tükettiğinizi; örneğin bir süpermarket zinciri düşünün, fırın ne kadar tüketti, aydınlatma ne kadar tüketti, soğutucular ne kadar tüketiyor anlık olarak yorumlayabiliyor, buradan da dataya ulaşarak yeni yatırım modelleri veya tasarruf yöntemlerini kurgulayabiliyorsunuz” dedi.
“Fiberde Hedef 50 Bin Km”
Panele gelmeden önce yaptıkları analize göre, Eskişehir’de kaç Turkcell abonesi olduğu; telefon, İnternet ve kısa ileti kullanımları, hatta yazın Eskişehir’den en çok gidilen ülkelere kadar uzanan çeşitli verileri paylaşan Ayaş, “Biz datayı nasıl okuyoruz? Eskişehir’de Turkcell aboneleri yurtdışına çıkarken havaalanında gideceği yeri biliyor, ona göre yurtdışı tarifeleri sunuyoruz. Şebekemizi güçlendirmek için yatırım yapıyoruz. SMS kullanımındaki paketleri ona göre yönlendiriyoruz” diye konuştu.
Fiber optik altyapıya değinen Ayaş, bu alanda ilk sırada yer alan Türk Telekom’un 150 bin km uzunluğundaki altyapısına karşılık Turkcell’in Superonline ile birlikte geçen yıl 37 bin km olan fiber optik altyapısının bu sene 45 bin km’ye çıkarıldığını bildirdi. Ayaş, “Kasım ayında kazı yasakları başlayana kadar amacımız 50 bin km’ye ulaşmak” dedi.
Kaotik Bir Ortama Doğru…
ENOSAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Sedat Sami Ömeroğlu, Harezmi’den El Cezeri’ye, Tesla’dan Einstein’a uzanan bir yelpazede bilim adamları ve buluşlarına değinirken, “Prof. Dr. Aziz Sancar’ı da saygıyla anıyorum, konumuzla ilgisi yok ama bu topraklardan fırsat ve imkan verildiği zaman böyle insanların çıkacağını da göstermek için… Bilim evrenseldir, kimsenin malı değildir” diye konuştu.
Sanayi devrimlerinin nasıl geliştiğini anlatan Ömeroğlu, bugün yaşanan süreci “evrim” olarak nitelerken, “Çünkü bilinmedik hiçbir şey kullanılmıyor, hep bildiğimiz şeyleri şimdi ‘Nasıl kullanırız’ın hesabını yapıyoruz” dedi. Teknolojinin yükseldiğini ve verimliliğin geldiğini ancak Türkiye’nin halen ikinci ile üçüncü Endüstri Devrimi arasında ölçümlendirildiğini belirten Ömeroğlu, “Beşinci devrimin ne olduğunu kimse bilmiyor, ben diyorum ki kaos geliyor” diye konuştu.
ENOSAD’ın Endüstri 4.0 konusunda Almanya’dan hemen sonra 2013 yılında çağrı yaptığını vurgulayan Ömeroğlu, “Pek çok insanla bu konuyu konuşmaya başladık, inanın 2 yıl içinde pek çok şey değişmiş gibi görünüyor, umarım değişmiştir” diye konuştu. Endüstri 4.0 ile yenileşim, esnek üretim, insandan bağımsız sistemlerin gündeme geleceğini anlatan Ömeroğlu, “Müşteri kaybetmek çok ciddi bir problem, o sebeple artık her şey kaotik bir ortama doğru gidiyor” dedi.
2020’ye kadar 50 milyar yeni nesil cihazın ortaya konulacağını belirten Ömeroğlu, “İnsan gücüyle 8 bin, robotla 21 bin parça yapabilirsiniz. İnsan yüzde 25 hata, robot yüzde 5 hata yapıyor. Hangisini çalıştıracaksınız, rekabet ve hayatta kalmak için?” sorusunu yöneltti.
“Siber Saldırılar Silah Haline Gelecektir”
Her şeyin benzetimlerle gerçekleştirileceğini, akıllı fabrikalardaki siber fiziksel sistemlerin birbiriyle konuşacağını, akıllı şehirler ve temiz enerjinin olacağını belirten Ömeroğlu, siber güvenliğin önemine işaret ederek, şunları söyledi:
“Eğer biri gelip de günün birinde, barış zamanında bile turn off (kapatma) yaptığında sizin fabrikanız çalışmaz hale gelir. Bu yeni bir silah haline gelecektir önümüzdeki günlerde. Onun için bizim kendi milli bulutumuzu, big datamızı yaratmamız lazım. İhracatta ithalata bağımlılık oranımız yüksek. 11 bin şirketimiz var, ama doğru düzgün bir verimimiz yok. 12 tane yüksek seviye teknoloji satan şirket var ilk 500 içinde. Bu çok ciddi bir problemdir. Katma değeri yüksek ileri teknoloji tabanlı üretimin ihracatımızdaki payı yüzde 4. Çin’in üretimi 560 milyar dolar, Türkiye 2.2 milyar dolarda kalmış. Endüstri 4.0 fırsat olabilir peki ne yapmalıyız? Biz ENOSAD olarak bu kadar üyeyiz, yapabiliriz diyoruz.”
Türkiye’nin malzeme konusuna önem vermesi gerektiğini kaydeden Ömeroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
“Dünyada robotlar her yıl yüzde 15 artıyor. İnsansı robotlar devreye giriyor. Artık biyonik insan yarıştırıyoruz. Beyin okuma üzerinde çalışıyoruz. Yapay zeka dünyanın sonunu getirecek diye söyleniyor. Hizmetkar mı robotlar, yoksa rakip mi olacaklar, yoksa günün birinde devrim mi yapacaklar bize karşı… Üstün marifetlerle donanıyor ve hızla sayısallaşıyoruz. Anlayışlarımız hızla değişiyor. Makineleri insanlaştırırken büyük hızla kendimiz de makineleşiyoruz. Teknolojiye bağımlılık artıyor, insan bağımlığımız azalıyor, birbirimizin gözüne bakmaz olduk. Başarı hedefi ekipten tekile indirgeniyor. Dünyanın yeni hedefi, neoliberalizmin ana hedefi bugün bu.”
Türkiye İçin Endüstri 4.0 Uyarıları
EMO Basın- Akurgal Danışmanlık Kurucusu, Herkese Bilim Teknoloji Yazarı Ali Akurgal, insandan vazgeçilemeyeceğine, yoksa robotların getirdiği bütün faydayı geri götüren kaymalar yaşanabileceğine dikkat çekti. Akurgal, maliyeti azaltıcı etkisi gündemde tutulan Endüstri 4.0’ın da yatırım ve nitelikli işgücü için maliyet yaratacağını, bunların karşılığında ise daha fazla para kazandıracak ürünleri üretme zorunluluğunun ortaya çıkacağını ifade etti. Türkiye’nin Endüstri 4.0’a ayak uyduramazsa dışsatım pazarlarını kaybedip, 3. Dünya ülkelerine satış yapabilir hale düşeceğini, eğer yabancı ortaklıklarla devam etme yolunu izlerse yabancı şirketlerin üretim üssü olup, orta gelir eşiğinde kalacağını anlattı. Yeni Nesil Sanayi ‘Endüstri 4.0’ Paneli’nin “Dijital Dönüşüm ve Etkileri” Oturumu’na katılan Akurgal Danışmanlık Kurucusu ve Herkese Bilim Teknoloji Yazarı Ali Akurgal, Endüstri 4.0’ın başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinin Çin’e kayan üretimi tekrar AB’ye çekme girişiminin bir sonucu olduğuna dikkat çekti. Endüstri 4.0 ile üretim tekniklerinin hem kalite, hem hassasiyet açısından üstünlük getireceğini, maliyetlerin düşeceğini ve üretimin büyük oranda robotlar tarafından yapılacağını anlatan Akurgal, şöyle devam etti:
“Ama hemen söyleyeyim insandan vazgeçemezsiniz, insana hala gerek var. Ne zamana kadar? Makineler insan kadar akıllanana kadar. Robotlar genellikle beklenen durumlar için programlanmıştır, beklenmeyen bir durum olduğu vakit ne yapacaklarını bilemezler. Halbuki insanın doğal zekası bu beklenmeyen durumlarda ne yapabileceğine ilişkin bazen yanlış, bazen doğru kararlar üretmesine imkan tanır. Dolayısıyla robotlar bir fabrikanın çoğunluğunu oluştursalar bile robotların arasına, kilit noktalara yerleştirilmiş insan işçilere halen ihtiyaç var. Aksi takdirde bir yerde üretim yanlış gitmeye başlarsa, siz fark edene kadar binlerce adet yanlış ürün sahibi olursunuz, bu da robotların getirdiği bütün faydayı geri götüren bir kayma olur.”
Karı Artıracak mı, İflas mı Getirecek?
Robotların bakım, onarım ve kurgulama işlerinde çalışacağının dile getirildiğini belirten Akurgal, “Endüstri 4.0’a geçenler makinelere büyük yatırım yapacaklar, o masrafı yazın bir tarafa, daha fazla sayıda ve daha nitelikli işçi çalıştıracak, demek ki onlara daha fazla ödeyecek, onu da yazın gider olarak. Peki, nereden para kazanacaklar? O zaman bugün yaptıkları ürünü yapmaya devam etmemeleri gerektiği, daha fazla para kazandıracak ürünlere yönelmeleri gerektiğini de bir tarafa yazmak gerekiyor. Aksi takdirde yatırım yaparız, nitelikli insanları da işe alırız ve hep birlikte batarız” diye konuştu.
Endüstri 4.0’ı uygulaması gereken büyük şirketlerin, üretimin tamamını kendilerinin yapmadığına, tedarikçilerden de malzeme aldıklarına işaret eden Akurgal, “Ara malı istenilen hassasiyette olmazsa, ne olacak rekabet?” sorusunu yöneltti. Alt yüklenicilerin (yan sanayi) çoğunluğunun KOBİ olduğuna dikkat çeken Akurgal, bunların da Endüstri 4.0’ı uygulaması gerektiğini vurguladı.
Küresel Sermayeye Mahkumiyet
Türkiye’nin büyük firmaları Endüstri 4.0’ı başaramazsa, en çok dışsatım yapılan Almanya ve diğer ileri ülkelerdeki pazarın kaybedileceği ve üçüncü dünya ülkelerine mal satabilen bir ülke konumuna düşeceği uyarısında bulunan Akurgal, şunları söyledi:
“Küresel pazara ulaşmak için çeşitli şekillerde yabancı ortaklar almak zorunda kalırsak, yerli ve milli tanımından da giderek uzaklaşırız. Türkiye el emeğine dayalı yalın işçilik sağlayan bir ülke durumuna gelir. Bu durumda en iyi olasılıkla yabancı şirketlerin üretim üssü oluruz. Eğer üretim üssü olarak kalmayı sürdürürsek orta teknoloji eşiğini aşamayız. O zaman da orta gelir eşiğinin üzerine çıkamıyorsunuz ve aynı nitelikteki işi yapan başka ülkelerin belirlediği küresel bedele mahkum oluyor, o gelir düzeyinde kalıyorsunuz.”
Akurgal, eğer KOBİ’ler Endüstri 4.0’a geçmek için gerekli üretim miktarını bulamaz ve yatırımı başaramazsa da, büyük şirketlerin küresel rekabette söz sahibi ürünlerindeki yerli oranının azalacağını ve ara malların yabancı şirketlerden ithal edilmek zorunda kalınacağını belirtti. Ali Akurgal, “Ürettiği ara malını büyük şirketlere satamayan KOBİ küçülecek ve eğer kabuk değiştiremezse, bir evrim gösteremezse kapanacak. Bu neye benziyor? Zincir mağazaları açıldıktan sonra mahalle bakkalları birer ikişer kapattılar. Buna benzeyen bir etki ile karşı karşıya kalacağımızdan korkuyorum” dedi.
Tekelleşme, Tekelleşmeyi Zorlayacak
Endüstri 4.0 için yatırımın, ancak makul sürede geri kazanılacak kadar üretim yapılacaksa mantıklı olduğunun altını çizen Akurgal, şunları söyledi:
“Miktar nasıl sağlanır? Ara malını kullanan büyük şirket eliyle, o şirketin dünyadaki diğer kardeş üretim
yerlerine de satış olanağı bulursunuz. Mesela Toyota burada üretim yaptırıyor, alt teknolojisiniz, kapı kolu yapıyorsunuz, dünyadaki bütün Toyotalar’ın kapı kolu buradan çıkarsa olur. Bunu çok denedik, çok az sayıda başarılı sonuç aldık. Yabancı sermayeli, dünya pazarında önemli yüzdeye sahip bir firmanın şemsiyesi altına girilir. Yani şirket satılır veya ortak alınır. Yabancı sermaye bu durumda aynı işi daha düşük bedelle başka bir ülkedeki iştirakine yaptırabiliyorsa, sizi boş verir oraya gider sizi burada öldürür.”
“Az Ama Öz Üretim”
Devletin stratejik gördüğü alanlarda Endüstri 4.0 yatırımını destekleyebileceğini vurgulayan Akurgal yatırım yapmaya uygun olmayan işin değiştirilmesi gerektiğini kaydetti. KOBİ’lere üretim sayısı az, fakat getirisi yüksek işlere yönelmeleri önerisinde bulunan Akurgal, “Bunlar neredeyse tek tek yapıldıkları için çok yüksek kar oranları ile satılacaklardır. Dolayısıyla o zaman esnek olmak kaydıyla 4.0 yatırımını yapmak mümkün olur. Az ama öz üretim yaparsınız. Örnek; yakın gelecekte olacak bir şey, kişiselleştirilmiş ilaç üretimi. Sizin falanca hastalığınız için kanınızdan filanca hücrelerinizi alacaklar, onları deyim yerindeyse eğitime tabi tutup, tekrar size yükleyecekler ve o sizin hastalığınızı iyileştirecek şekilde vücutta yayılacak. Yani sipariş üzerine acil ilaç üretimi. Tek kişilik, tek seferlik, getirisi çok yüksek” diye konuştu.
Akurgal, bunun gibi birçok iş alanı olabileceğini ancak çabuk davranılması gerektiğini belirtirken, “Başkası o alanı ele geçirmeden siz oraya dükkân açın” dedi. Kısmen AB fonlarıyla desteklenen ve KOBİ’ler için yönderlik yapabilecek insanların yetiştirilmesini hedefleyen Kobimen adlı programları hakkında bilgi veren Akurgal, pazar geliştirmenin önemine işaret etti. Akurgal, şu görüşleri dile getirdi:
“Bizde rakiplerim benim teknolojimi alır da, bana rakip olur düşüncesiyle ser verilir, sır verilmez özellikle KOBİ’lerde. Hayır; fikri mülkiyetine sahip olduğunuz bir ürünü pazara çıkartıp 1.5 sene kendiniz sattıktan sonra üretim için telif almak kaydıyla, birine verin bırakın onlar üretsin. 2 senenin sonunda da fabrikanızı tümüyle üçüncü dünya ülkesine satın, onlar kendi ülkesinde üretsin, oradan da para kazanın. Bu mantık henüz Türkiye’de oturmadı.”
Akurgal, gençlere seslenerek konuşmasını şöyle tamamladı:
“Eğer Endüstri 4.0 içinde aktif rol almayı düşünüyorsanız ve elektronikçiyseniz bu yetmiyor. Endüstri 4.0’ı Türkiyeli bir firmayla burada üretip, kendi ürünlerimizi pazara süreceksek, o zaman gidin makineden ders alın ya da çift anadal yapın. Endüstri mühendisliği de yetmez, gerçek makineci olmanız lazım.”
ENDÜSTRİ 4.0 ve OTONOM ROBOTLAR
Doç. Dr. Ahmet Yazıcı, [email protected] Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Bilgisayar Mühendisliği Bölümü ve Yapay Zeka ve Robotik Laboratuvarı
Endüstri 4.0’ın gerçeklenmesinde “Otonom Robotlar, Büyük Veri, Artırılmış Gerçeklik, Nesnelerin İnterneti” gibi farklı disiplinler önemli yere sahiptir. Bunlardan “Otonom Robotlar”, otomatik iş yapma özelliği olan robotlardan çok, belli zekaya sahip robotik sistemler olarak tanımlanabilir. Otonom robotların robotik sistemler içindeki yeri ve günümüzde gelinen teknoloji düzeyi, bize Endüstri 4.0’da üstlenebileceği görevleri hakkında önemli ipuçları verecektir.
Robotik Sistemlerin Kısa Tarihçesi ve Otonomluk
Bilim tarihine bakıldığında robotik sistemlere altyapı oluşturacak birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalardan, yazılı kayıtları olan öncül çalışmalar olarak 1100’lü yıllarda yaşamış olan El-Cezeri tarafından gerçeklenen robotik sistemler gösterilebilir. Fakat, bugün kullandığımız anlamda robot kelimesi ilk olarak 1920 yılında yazılan “Rossum’s Universal Robots” adlı oyunda geçmektedir. Bu tarihten sonra 1940’lı yıllarda otomatik kontrol ile çalışan boya makinesi ve daha sonrasında ise robot olarak ağırlıklı olarak endüstriyel robotların farklı türleri geliştirilmiş ve sanayide de kullanılmıştır. Otomatik olarak iş yapan makineler olarak robotlar, mevcut durumda sanayi üretiminde önemli bir yere sahiptir.
Robotik sistemler yanı sıra 1956 yılında, John McCarthy Yapay Zeka’nın (Artificial Intelligence) bir bilim olarak ortaya çıkmasını sağlayan tanımlamayı yapmıştır. Bu tanıma göre yapay zeka ile zeki makineler yapılması mümkün olacaktır. Bunun ilk örneği olarak ise 1966 yılında geliştirilen, etrafını algılayan ve algılamalar ile karar vererek hareket eden SHAKEY adlı gezgin robot sayılabilir.
1980 yılında ise 3. nesil robotlar “çevresini algılayan, algılamaları ile bir plan üreten ve bunlara uygun davranan” olarak tanımlanmıştır. Bu tanım aslında otonom robotların da temel çerçevesini oluşturmaktadır. Bu tanıma rağmen, 90’lı yıllara kadar robotik alanındaki ağırlıklı olarak bilinen uygulamalar endüstriyel robotlardır.
Endüstriyel Robotlar
Yapay Zeka
Robotik Sistemlerin Yaygınlaşması ve Bazı Güncel Çalışmalar
Günümüze bakıldığında robotik; bilgi ve iletişim teknolojileri gibi bir alt alan olarak ilan edilmiş olup; ülkeler yol haritalarını oluşturmuşlardır. Robotlar önceleri insanlar için kirli ve tehlikeli işler için kullanılsa da günümüzde sağlıkta ameliyat ve hastaya refakat etme, tarım uygulamaları ve üretim sistemlerinden, eğlence ve ulaşım sektörüne kadar 40’tan fazla alt alanda kullanılmaktadırlar. Bu alanların hepsinde otonom uygulamalar gözümüze çarpmaktadır. Artık akıllı temizlik robotları birçoğumuzun evinde yerini almış, insansız hava araçları ile kargolar evlere gönderilebilmekte veya otonom araç
ile işe gidilebilmektedir. Bu alt alanlara bakıldığında geleceğin üretim sistemlerinde Endüstri 4.0 kapsamında kullanılabilecek otonom robotlar aslında büyük ölçüde geliştirilmiştir. Bu robot gruplarından en önemlileri otonom arabalardır.
Otonom Arabalarda Kullanılan Teknolojiler ve Fabrikalarda Kullanımı
Dünya otonom araba ile ilk olarak 1982’de “Kara Şimşek” ile tanışmıştır. Bir vizyon ile başlayan bu serüven; 1990’daki bazı çalışmalar ve sonrasında 2004-2005 insansız araç çöl yarışları ve 2007 akıllı şehir içi araba yarışı ile önemli mesafe kat etmiştir.
Özellikle 2007’deki yarışmadan sonra, yük ve eşya taşımacılığında kullanılabilecek taşıtların otonom hale getirilmesi için aşılması gereken kritik aşamalar geçilmiştir. Bu çalışmaların sonucunda 2012 yılında otonom araba ehliyet almış, yeni model arabalarda otonom aracın bir ön teknolojisi olarak İleri Sürüş Destek Sistemleri (ADAS) yerini almıştır. Günümüzde bu teknoloji; birçok araç üreticisi tarafından kendi araçlarına yerleştirilmektedir. Aslında burada geliştirilen çevrenin algılanması, yapay zeka, karar verme, haritalama, konumlandırma vb. kritik teknolojiler; üretim sistemlerinde çok rahat şekilde uygulanabilecek hale gelmiştir. Burada kullanılan geliştirme ortamları, çok rahat şekilde iç ortam robotik sistemler için de geçerlidir.
Geleceğin fabrikalarında ise olması beklenen gelişmeler şöyle sıralanabilir:
i- Sabit üretim tezgahları ve robot kolları yerine talebe bağlı fabrika içinde herhangi bir noktada konumlanabilen otonom üretim tezgahları ve robot kolları. ii- AGV, TGV gibi tanımlı bir rotada taşıma yapan sistemler yerine kendi konumunu bilen ve etrafı algılayarak otonom olarak hareket eden otonom robot taşıyıcılar. iii- Sabit iş planları yerine birbirleri etkileşimi ve olası arızaları dikkate alarak iş planları üretebilen ve problem durumunda birbirlerinin yerini kendi kendine alacak otonom robotik sistemler.
Aslında otonom robotlar, Endüstri 4.0’ın kritik noktalarından biri olan esnek üretim sistemleri için anahtar teknolojidir. Otonom robot sistemlerinin üretimde tam verimli kullanımı, mevcut yaklaşımlarda köklü değişiklikler oluşturacaktır. Otonom robot uygulamaları gelinen teknoloji seviye ve yaygınlık açısından değerlendirildiğinde; sadece Endüstri 4.0 ve geleceğin fabrikalarının gerçeklenmesi açısından değil, üretimden eve kargolamaya kadar tüm süreçlerin otonom robot teknolojileri ile mümkün olacağı görülmektedir.
Kamera
Ana GPS
Görüntü işleme sistemi
İkincil GPS IMU
Ibeo Alasca XP Lazer Telemetre
MA Com SRS Radar
Sick LMS-221
Lazer mesafe ölçer MA Com
SRS Radar
2007 OSU-ACT Otonom Arabası
TÜRKİYE’DEN DÜNYAYA LAZER UYGULAMASI
EMO Basın- EMO Üyesi Orhan Ersönmez tarafından üretilen bir sistem, ülkemizde pek bilinmese de, bir yıldan beri yürüyen robotlarda ve insansız hızlı çekimler için fotoğrafçılıkta kullanılmak üzere yurtdışına ihraç edilmektedir.
Cihaz; askeri teknolojinin sivildeki uygulaması olarak görülüyor. Çok dar hüzmeli optik bir radar gibi çalışan sistem; insan kontrolü olmadan fotoğraf çekimi dışında başka amaçlar için de kullanılabilmektedir. Bu cihaz, üzerindeki tripottan etkili olacağı alan belirlendikten sonra sadece bu aralıkta aktif olup uyarı vermekte; bu mesafenin ileri ve gerisindeki nesneler için duyarsız kalmaktadır.
Cihazın Çalışma Prensibi
Cihazdan çıkan 980 nanometre infrared lazer ışığı, eğer bir nesneye çarparsa yansıma yaparak belirlenmiş olan açı içinde ışık hızında etrafa yayılacaktır. Bu yayılan ışığın küçük bir bölümü de cihaza geri gelecektir. Sistem öncelikle bu yansımanın geldiği uzaklığı kontrol ederek, “ayarlanan” mesafeden gelip gelmediğine karar verir. Eğer ayarlanan mesafe aralığından yansımış ise yine ışık hızı ile elektronik olarak tetikler. Aslında cisimden yansıyıp geri gelen bir lazer ışığını bir objektif vasıtası ile yakalamak çok da zor değildir. Cihazın en büyük özelliği ayarlanan metre için “seçiciliği” sağlayan, kendi imalatları olan elektronik bağlantı ve objektifindedir. Cihazın algılama alanı; 1-30 m. aralığında bulunmaktadır. Aşağıdaki grafikte görüldüğü gibi etkili olduğu mesafelerdeki aralık, uzaklık ile değişmektedir. Yani fotoğrafçılıktaki kullanılan “net netlik” aralığına göre dizayn edilmiştir.
Cihazın Kullanım Alanları
Cihaz, güvenlik, robotik çalışma ve fotoğrafçılık alanlarında kullanılabilmektedir.
Güvenlik: Belli bir bölgeyi kontrol ederek uyarı yollayabilmektedir. Örneğin sınırlarda ve ev güvenliğinde kullanılabilmektedir. Karşısında devreyi tamamlayan bir nesne bulunmaksızın, uzun mesafede geçen herhangi bir cisim olması durumunda bu cisimden yansıma yoluyla fotosel olarak cihaz işlev görebilmektedir. Ayrıca çizgisel radar olarak kullanabilmektedir.
Robotik çalışma: Yürüyen robotun önünde bir perde oluşturarak bir nesneye çarpmadan bilgisayarına dönüş yönü ve bilgi aktarımı sağlayabilmektedir.
Fotoğrafçılık: Gece ayarlanan bölgeye giriş olursa flaş ile net fotoğraf çekmektedir. Uçan canlıların ya da nesnelerin havada insan kontrolü olmadan fotoğrafı bu cihazla çekilebilmektedir. Örneğin vahşi hayvan fotoğrafçılığı alanında kullanılmaktadır.
Kısa mesafelerde pencere gibi bir camın arkasındaki nesneleri de kontrol etmek mümkündür. Cihazın üzerindeki potansiyometre vasıtası ile mesafe ayarı yapıldıktan sonra insan kontrolü olmadan, şarj edilebilen bataryası ile günlerce çalışabilmektedir.
EMO Üyesi Orhan Ersönmez tarafından üretilen bir sistem, ülkemizde pek bilinmese de, bir yıldan beri yürüyen robotlarda ve insansız hızlı çekimler için fotoğrafçılıkta kullanılmak üzere yurtdışına ihraç edilmektedir.
Cihaz; askeri teknolojinin sivildeki uygulaması olarak görülüyor. Çok dar hüzmeli optik bir radar gibi çalışan sistem; insan kontrolü olmadan fotoğraf çekimi dışında başka amaçlar için de kullanılabilmektedir.
Türkiye İlk Kez Bir Sanayi Devrimi’ne Dünya İle Aynı Anda Başlama Şansına Sahip…
YERLİ MÜHENDİSLİK ÇABALARININ ÖNÜ AÇILMALI
Dr. Hüseyin Halıcı Endüstriyel Otomasyon Sanayicileri Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
2008 yılında karşılaştığımız ve özellikle gelişmiş ülkeler başta olmak üzere dünyamızı derinden sarsan global ekonomik kriz; kimilerine göre bir kavram, kimilerine göre bir evrim, kimilerine göre ise bir devrim olarak adlandırılan Endüstri 4.0 olgusunun oluşmasının nedeni olarak görülebilir. Başta Almanya ve Amerika gibi işçiliğin daha yüksek olduğu gelişmiş ülkelerde küresel krizin etkisi ile işçiliğin en aza/en uygun düzeye indirilmesi için çalışmalar yapılmış ve ilk defa 2011 yılında Hannover Fuarı’nda “Endüstri 4.0” terimi kullanılmıştır. Daha sonra ise Alman Hükümeti’nin desteği ile 2012 yılında özel sektörde bir çalışma grubu oluşturulmuş ve 8 Nisan 2013 tarihinde ise bu çalışma grubunun Hannover Fuarı’nda Endüstri 4.0 Raporu’nu sunuşuyla dünyamızın gündemine bir devrim olarak girmiştir.
Günümüzde modern imalat sektöründe insan faktörünün en az/en uygun düzeyde olduğu bir üretim amaçlanmaktadır. Bu da artık gelişmiş üretim teknolojilerine daha basit bir dille imalat sanayine ve makinelere akıl katma döneminin başladığını göstermektedir. Özellikle bilgisayar teknolojilerinin olağanüstü hızla gelişimine paralel olarak akıllı fabrika dönemi başlayacaktır. Yani makinelerde her bileşenin birbiriyle haberleştiği, kendi kendine karar veren ve denetleyen üretim tesisleri devrinden söz edilmektedir. “Siber Fizik Sistemler” olarak tanımlanan ya da “Her Şeyin İnterneti (IoE-Internet of Everythings)” olarak da tariflenen yapay zekaya sahip üretim sistemleri hayal edilmektedir.
Özetle akıllı makineler dönemi yaygınlaştığında ki yaygınlaşmanın başladığı görüyoruz, o zaman en az adamla en az enerji ile en yüksek verim ve kalitenin yaratılması sonucu, işletme karının en yüksek düzeye çıkarılmasının yolu
açılmış olacaktır. Bunu en çabuk yapan üreticiler, rekabette yalnız kalacaklardır. Geleneksel yöntemlerle yapılacak üretimler ise muhtemelen bu durumda girdileri açısından rekabet üstünlüklerini kaybedeceklerdir. Bu durumda satış olanaklarını kaybetme riski doğacaktır.
Bugün dünyada olağanüstü bir teknoloji savaşı yaşanmaktadır. Bu konuda öne geçenler özellikle Amerika, Almanya ve Uzak Doğu’nun gelişmiş ülkeleridir. Artık emek yoğun ağırlıklı işler yerini akıllı makinelerin yönetimine bırakmaktadır. Gün geçtikçe artan rekabet koşulları bir malın olabildiğince uygun maliyetlerde, kaliteli, verimli, hızlı ve sürdürülebilir üretilmesini gerektirir. Bu da maliyet girdilerini sürekli olarak kontrol etmek ile mümkün olacaktır.
Bir üretimin “hammadde, enerji ve işgücü” olarak ayırabileceğimiz 3 ana girdisi mevcuttur. Hammaddeyi azaltmak çok fazla mümkün değildir. Ancak belli oranda enerji girdisi azaltılabilir ve insan gücü neredeyse tamamen ortadan kaldırılabilir. Üretimi etkileyen ana girdilerin yanında bakım ve üretim hızı da önemli bir etkendir. Üretim hızını arttırmak ve arıza kaynaklı duruşları azaltmak için, kendi bakım ihtiyacını bildiren cihazlar ile önleyici bakım şansı ve bakım planlamalarından ve hızlı haberleşme etkin ölçme metotları ile ürün kalitesini kararlı (birbiri ile yüzde 100 aynı kalitede ürünler üretilmesi) tutmak Endüstri 4.0 bakış açısıyla mümkün kılınmaktadır. Bu durum sadece gelişmiş ülkelerde değil aynı zamanda gelişmekte olan ve işgücüne dayalı üretim yapan Çin gibi ülkelerde bile algılanmış ve onlar da bu konuda gerekli adımları atmaktadırlar. Bu durumu dünyadaki robot kullanımı dikkate alarak örneklemek istersek dünyada en çok robot kullanım oranı artan ülke Çin’dir. Dünyada şu anda Avrupa, Japonya, Güney
Kore ve Amerika gibi gelişmiş ülkelerde robot kullanımı en yüksek düzeyde iken, 2018 yılında ise dünyada kullanılacak robot miktarının yarısından fazlasının Asya ülkelerinde kullanılması beklenmektedir. Bu durum Endüstri 4.0 kavramına gelişmekte olan ülkelerin ne kadar önem verdiklerinin bir göstergesidir.
“Endüstri 4.0”, peki Türkiye için ne kadar gerçekçi olabilir? Bunun yanıtı basit; bugüne kadar, geçmişteki 3 sanayi devriminde de hiç fırsat bulamadığımız kadar dünya ile aynı zamanda aynı teknolojiyi üretmek, geliştirmek ve uygulamak fırsatı ile karşı karşıyayız. Çünkü 1. Sanayi Devrimi’ni hiç bilmeden yaşadık, 2. Sanayi Devrimi’ni ise sadece izledik, sadece 3. Sanayi Devrimi’ni kullanabildik. Bugün ise dünyada yeni başlayacak ve henüz bir kavram olarak geliştirilen 4. Sanayi Devrimi için şansımız var ve dünya ile beraber yaşayabilme, üretebilme, geliştirebilme ve uygulayabilme imkanımız var. Dolayısıyla sadece yurtdışından sağlanabilecek bir anlayış olarak görülmemesi ve bu konuda yerli imalat ve mühendislik çabalarının önünün açılması gerekmektedir.
Endüstri 4.0 ülkemizin orta gelir tuzağından kurtulabilmesi için yapısal dönüşümde anahtar konumdadır. Ülkemizde yaratıcılık ve yenilikçiliği tetikleyeceği çok açıktır. Ülke kaynaklarının hedeflere doğru yönlendirilebilmesi ve bu çabaların devamlılığı açısından bir ülke projesi olarak görüp, Endüstri 4.0 ile ilgili olarak kamuoyu algısını doğru bir şekilde oluşturmak ve gelecekteki olası etkilerini tartışmamız lazım. Çünkü başlangıç noktası olarak doğru zamanda yani nerede ise dünya ile aynı zamanda bu konu konuşulmaya başlandığı için bunun olanakları kullanılarak doğru adımlar atılmalıdır. Bu konuda gereken adımlar atılmaz ve gelişme sağlanmaz ise uzun vadede neler ile karşılaşılabileceği, rekabet gücümüzün çok zayıflayacağı tüm kamuoyuna doğru şekilde anlatılmalıdır.
Teknolojiyi sadece kullanan değil, mutlaka üreten ve geliştiren bir ülke olmamız hedeflenmelidir. Endüstri 4.0 ise bu amaca yönelik çok iyi bir fırsattır. Dolayısıyla diğer ülkeler ile karşılaştırmalar yapılarak Endüstri 4.0 yol haritasının hazırlanması ve bu haritada kısa ve uzun vadeli adımların çok net olarak belirlenmesi gereklidir.
Yerli cihaz üretimleri devlet tarafından desteklenerek, Endüstri 4.0 anlayışına uyan ürünlerin üretilmesine yardımcı olmak gereklidir. Bu sayede dünya ile rekabet eden bir üretici yapısına sahip olabiliriz. Aksi halde kesinlikle rekabet edemeyerek zaten fazla etkin olamadığımız bir pazarda tamamen yok olmamız söz konusudur. Ayrıca Türkiye’nin küresel rekabet üstünlüğü sağlayabileceği sanayi dalları seçilerek bu alanlara yönelik özel çalışmalar yapılması gereklidir.
Yıllarca dile getirilen üniversite-sanayi işbirliğinin ise kesinlikle oluşturulması gerekiyor. Çünkü henüz üniversite-sanayi işbirliği kurulabilmiş değil sadece konuşulmaktadır. Üniversiteler, sanayinin gerçekten bir parçası olmalıdır. Pratik uygulamalar da en az bilimsel makaleler kadar öğretim üyelerinin kariyerlerine etki sağlamalıdır. Pratik eğitim üniversitede oluşmalıdır. Örneğin Almanya’da şirketler ile birlikte ürün geliştiren üniversiteler, bizde meslek liselerinde olduğu şekilde belli sayıda öğrencisini yıl boyunca şirketlere gönderiyor. Bu yapıyı harmanlayan üniversitelerde
hayata uygulanabilen bazı alt bölümlerin oluşması gerekiyor. Bilgisayar altyapısını endüstriye uygulamak için bilgisayar mühendisliği ile elektronik mühendisliği arasında başka tanımların ortaya çıkacağına eminiz.
Endüstri 4.0 ve otomasyon konusu için nitelikli eleman mutlaka bulunmalıdır. Meslek lisesi, yüksekokul ve üniversite düzeyinde pratiğe dayalı eğitim teşvik edilmelidir. Bu amaçla eğitim alanında atılması gereken temel adımları şöyle sıralayabiliriz:
- Eğitim politikalarını ve içeriklerini buna göre düzenlemek; kısaca Endüstri 4.0 uyumlu, çok disiplinli mühendislik eğitimi oluşturmak; bilgi ve beceri temelli eğitim programları oluşturmak. - Çalışma hayatı içerisinde “profesyonel gelişim, izinli akademik öğretim, çok disiplinli uzmanlık eğitimleri oluşturmak, iş garantili örgün ya da uzaktan (on-line) uzmanlık eğitimleri gerçekleştirmek. - Son zamanlarda çok sık konuşulmaya başlanan “kodlama” konusunu, ilköğretim müfredatından başlayarak ders programlarına koymak.
Endüstriyel Otomasyon Sanayicileri Derneği (ENOSAD) olarak, Endüstri 4.0 konusunda en önemli önerimiz; adı değişebilir ancak Ulusal İleri Teknoloji Kenti (İLTEK) Projemizde önerdiğimiz gibi bir Teknolojik Platform oluşturulmasıdır. Bu platformda, içinde firmaların ENOSAD yeterliliklerinden faydalanarak Ar-Ge yapabilecekleri bir alan, bir bütçe ve bir ekipman olanağı olmalıdır. Yarışmayla belli sayıda genç araştırmacı/girişimci bu platformdan belli bir süre destek alabilmelidir. Endüstriyel otomasyon alanında ürünleri ve imalatı olan firmalara öncelik verilmelidir. Bu platform bünyesinde yapılan faaliyetlerin üretimin ve araştırmanın dünyaya açık kapıları olmalı; İLTEK eşdeğeri yabancı örgütlenmeler ve teknoloji merkezleriyle bağlantı kurulup, proje ortaklıkları içinde olunmalıdır. İLTEK içindeki firmaların malzeme ve teknoloji teminine kolaylık sağlanmalı; gümrük mevzuatları, gümrük komisyoncuları İLTEK kapılarını kapamamalı. İLTEK kapsamında eğitime de önem verilerek, bir akademik platform oluşturulmalı. İLTEK yönetimi teknik kişilerin ağırlığında olmalıdır.
Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ilgili bakanlıklar ve (Kalkınma Bakanlığı pilotajında) TÜBİTAK, KOSGEB katılımı ile öncelikli hedefler belirlenerek, kalıcı kadrolar ile özel görev niteliğinde konuya özel çalışma grupları oluşturulması, hedefler konulması, bu hedeflere dönük girişimcilerin katılım ve eşgüdümü (teşvik için bu bir koşul olabilir) sağlanmalıdır. Bu amaçla meslek örgütleri, iş dünyası örgütleri ve konu ile ilgili kuruluşların da katılımı, hatta yönlendirici olmaları sağlanmalıdır.
Son olarak söylemek gerekirse, ülke olarak sadece teknolojiyi kullanan değil, aynı zamanda üreten ve geliştiren bir ülke olmak için çaba göstermeliyiz. Bu da gerek jeopolitik avantajımız gerekse genç ve dinamik bir nüfusa sahip ülkemiz için ancak ve ancak Endüstri 4.0 içinde olmak, geliştirmek ve uygulamak ile mümkün olacaktır. Çünkü Endüstri 4.0 Devrimi henüz daha başlamamış ve dünya ile aynı zamanda başlamamızın mümkün olacağı, hala kaybettiğimiz veya geciktiğimiz bir durumun olmadığı, ülkemizi gelişmiş ülkeler seviyesine çıkartacağı eşsiz bir fırsattır.
KOSGEB Başkanı Biçer, Elektrik Mühendisliği Dergisi’nin Endüstri 4.0 ile İlgili Sorularını Yanıtladı…
“TEKNOLOJİK MALİYET ZAMANLA TELAFİ OLUR”
Banu Salman
KOSGEB; Ar-Ge, İnovasyon ve Endüstriyel Uygulama Destek Programı kapsamında 2010 yılından bu yana 2 bin 800 KOBİ’ye 289 milyon TL destek verdi. KOSGEB Başkanı Recep Biçer, 2016 yılında KOBİGEL-KOBİ Gelişim Destek Programı,
Uluslararası Kuluçka Merkezleri ve Hızlandırıcı Destek Programı ve TEKNOPAZAR (Teknolojik Ürün Pazarlama ve Tanıtım Destek Programı) olmak üzere 3 yeni destek programı geliştirdiklerini belirtirken, 4. Sanayi Devrimi kapsamında da yeni mekanizmaların geliştirileceğini söyledi.
EMO Basın- Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi (KOSGEB) Başkanı Recep Biçer, KOBİ’lerin orta yüksek ve yüksek teknoloji alanlarındaki üretimlerini daha fazla desteklemeye başladıklarını belirterek, bu kapsamda son 6 yılda 2 bin 800 işletmeye 289 milyon TL destek sağladıklarını bildirdi. Endüstri 4.0’ın daha üstün ve kolay üretim hatlarının kurulması aşamasında KOBİ’lere ek maliyet getirse de, bunun kısa zamanda telafi edilebileceğini savunan Biçer, “Günümüz sanayisinin gelişim sürecinde de çeşitli sektörlerde yaşanan sıkıntılar muhakkak olacaktır, ancak olası istihdam sorunları zaman içerisinde yeni istihdam alanlarının açılması ile çözülecektir” görüşünü dile getirdi.
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ilgili kuruluşu KOSGEB Başkanı Recep Biçer, Endüstri 4.0’ın KOBİ’leri nasıl etkileyeceği ve bu alanda yaptıkları çalışmalar konusunda Elektrik Mühendisliği Dergisi’nin sorularını yanıtladı.
- Dünyada Endüstri 4.0 diye adlandırılan gelişmelerle birlikte robotlar, yapay zeka, duyargalar, verileri toplayıp analiz eden sistemler gibi pek çok teknolojik yeniliğin üretim sektörüne girmesi ve belirleyici konuma gelmesinden söz ediliyor. Endüstri 4.0 hakkında ne düşünüyorsunuz? Endüstri 4.0’a ilişkin gelişmeler Türkiye’yi, sanayinin
gelişimini, küçük ve orta ölçekli işletmeleri nasıl etkiler?
Biçer: Dünyada her alanda gelişim ve değişimler yaşanırken, sanayi alanındaki gelişim süreci de Sanayi Devrimi ile başlamış olup, bu gelişim süreçleri zamanın, insanların, sektörlerin ve teknolojinin ihtiyaçlarına göre günümüze kadar yeni değişim ve dönüşümlerle devam etmiştir. Dünyada sanayi alanındaki gelişim süreci, 18. Yüzyıl’ın başlarında, kas gücünün hâkim olduğu üretim şeklinden makine gücünün hâkim olduğu üretim şekline geçiş ile yani Sanayi Devrimi ile en önemli değişimini yaşadı. 18. Yüzyıl’da başlayıp 19. Yüzyıl’ın ortalarına kadar (1870’ler) süren bu endüstrileşme süreci, demir ve kömürün asıl enerji kaynağı ve hammaddeyi oluşturduğu “Makineleşme Çağı” olarak adlandırılmıştır.
Sanayi Devrimi’nin ikinci aşamasında (1870’ler sonrası) temel hammadde ve enerji kaynaklarında değişiklik ortaya çıktı. Kömür ve demirin yanında çelik, elektrik, petrokimyasal maddeler de üretim sürecine sokulunca endüstrileşme bugün etrafımızda görülen biçimini almış oldu. Bilgisayarın keşfi ve 1970’li yıllardan itibaren yaşanan ileri teknolojik gelişmelerin ise Sanayi Devrimi’nin üçüncü aşamasını oluşturduğu varsayılmaktadır.
Yine son günlerde 4. Sanayi Devrimi diye adlandırılan, üretim ve endüstrinin teknoloji ile bütünleşmesi olarak dillendirilen yeni gelişim süreci de Sanayi Devrimi’nin dördüncü
aşaması olarak tanımlanmaktadır. 4. Sanayi Devrimi temel olarak bilişim teknolojileri ile endüstriyi bir araya getirmeyi hedeflemektedir. Şu anda 4. Sanayi diye adlandırılan sanayi gelişim süreci ile robotlar, yapay zeka, duyargalar, verileri toplayıp analiz eden yeni sistemler gibi pek çok teknolojik yeniliğin üretim sektörüne girmesinden söz edilmektedir.
Dünyada ve Türkiye’de yaşanan sanayi alanındaki gelişimler, küçük ve orta ölçekli işletmeler açısından hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar doğurmuş, ancak yaşanan bu gelişmelerden doğan olumsuz sonuçlara ilişkin zaman içerisinde alternatif çözümler üretilmiştir. 4. Sanayi Devrimi, özellikle üretim süreçlerine daha avantajlı ve daha kolay üretim hatlarının kurulması aşamasında KOBİ’lere belki ek maliyet getirecektir. Yalnız iş gücünün azaltılması, zaman tasarrufu ve enerji maliyetleri gibi üretim kalemlerindeki giderlerin azaltılması bunu kısa zamanda telafi edebilecektir.
- Endüstri 4.0 kapsamında insanın yapabildiği pek çok işin mekanik olarak gerçekleştirilmesi mümkün olabilecek. Bu durumun istihdam üzerindeki etkilerine yönelik görüşleriniz nelerdir?
Biçer: Sanayi Devrimi’nin ilk döneminde, sanayide makine kullanımının yaygınlaşması sonucu büyük fabrikaların ortaya çıkması ile özellikle Avrupa’da tarım işçilerinin istihdamında sıkıntılar yaşanmaya başlamış ve zaman içerisinde bu işçi toplumunda, fabrikalarda eşya üreten nüfusa doğru düzenli bir değişim olmuştur. Günümüz sanayisinin gelişim sürecinde de çeşitli sektörlerde yaşanan sıkıntılar muhakkak olacaktır, ancak olası istihdam sorunları zaman içerisinde yeni istihdam alanlarının açılması ile çözülecektir.
- KOSGEB olarak Endüstri 4.0’a yönelik araştırma ve hazırlık çalışmalarınız var mı?
Biçer: Bakanlığımız bu devrimin ve dönüşümün ilgili tüm paydaşlarla işbirliği içerisinde ve sağlıklı bir şekilde gerçekleşmesi adına çeşitli politika ve stratejiler belirlemekte ve bu hususta özel sektör ve sivil toplum kuruluşları tarafından gerçekleştirilen her türlü faaliyete gerekli desteği vermek amacıyla bir çalışma grubu oluşturmuş olup, KOSGEB olarak orada yer almaktayız.
Öncelikle şunu belirtmeliyim ki KOSGEB olarak, biz sürekli yenilik içerisindeyiz. Teknolojinin gelişmesi ile KOBİ’lerimizde oluşan yeni ihtiyaçlara göre destek mekanizmalarımızı sürekli güncellemekteyiz. Son dönemde özellikle Ar-Ge, inovasyon (yenileşim) ve endüstriyel ürün geliştirilmesi konularındaki destek programlarımızda üst limitlerde artış yaparak, KOBİ’lerimizin orta yüksek ve yüksek teknoloji alanlarındaki üretimlerini daha fazla oranlarla desteklemeye başladık.
Ar-Ge ve inovasyon (yenileşim) bazlı bir ürünün prototipinin (ilkörnek) ortaya konulması aşamasından o ürünün ticarileştirilmesine kadar olan süreçleri destekliyoruz. Mevzuat revizyon çalışmaları ile program kapsamındaki destek üst limitlerini artırarak 800 bin TL geri ödemeli, 768 bin TL geri ödemesiz olmak üzere 1 milyon 568 bin TL’ye kadar destek sağlamaktayız. 119 üniversite ile yaptığımız işbirlikleri ile Ar-Ge, İnovasyon ve Endüstriyel Uygulama Destek Programı kapsamında 2010 yılından bu yana toplamda yaklaşık 2 bin 800 KOBİ’ye 289 Milyon TL’den fazla destek sağladık.
2016 yılında KOBİGEL-KOBİ Gelişim Destek Programı, Uluslararası Kuluçka Merkezleri ve Hızlandırıcı Destek Programı ve TEKNOPAZAR (Teknolojik Ürün Pazarlama ve Tanıtım Destek Programı) olmak üzere 3 yeni destek programı daha geliştirdik. Aynı şekilde 4. Sanayi Devrimi kapsamında KOBİ ve girişimcilerimizin ihtiyaçlarına binaen daha farklı ve yeni destek mekanizmaları geliştirilecektir.
İLERİ DEĞİL, GERİ GİDİYORUZ
Bahar Tanrısever
EMO Basın- Türkiye’nin son 15 yıllık dışsatım rakamları, yüksek teknolojili ürünlerin toplam dışsatım içindeki payının giderek azaldığını, buna karşılık orta-yüksek ve orta-düşük teknolojili ürünlere yönelim olduğunu gösterdi. Dışsatımda katma değerli ürünlerin payının düştüğünü ortaya koyan bu veriler aynı zamanda küresel sermayenin dayattığı işbölümünün Türkiye’de giderek yerleştiğini ve dışalıma bağımlı bir ülke konumunun kalıcılaştığını gözler önüne serdi.
Elektrik Mühendisleri Odası’nın (EMO) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri üzerinden yaptığı araştırma, Türkiye’nin teknolojik üretiminin tehlike sinyalleri verdiğini ortaya koydu.
Dış ticaret verilerine göre, 2001 yılında 28.8 milyar dolar olan imalat sanayi toplam dışsatımı, 2015 yılı itibariyle 134.4 milyar dolar olarak gerçekleşti. İmalat sanayi dışsatımı değer olarak artarken, toplam dışsatım içindeki yüzde 90’lar düzeyindeki payını korudu. Ancak 2014 yılında 147 milyar dolara kadar çıkan imalat sanayi dışsatımı, 2015 yılında düşüş eğilimine girerek 134.4 milyar dolara geriledi. 2016’nın ilk 9 aylık rakamları düşüşün bu yıl da devam edeceğinin sinyallerini vermektedir.
Teknoloji yoğunluğuna göre imalat sanayi dışsatımı; “Yüksek, Orta-Yüksek, Orta-Düşük ve Düşük Teknolojili Ürünler” olmak üzere 4 ayrı grupta değerlendirilmektedir. Yüksek Teknoloji Grubu’nda, “Hava ve uzay taşıtları imalatı; Eczacılıkta ve tıpta kullanılan kimyasal ve bitkisel kaynaklı
ürünler; Büro, muhasebe ve bilgi işleme makinaları; Radyo, TV, haberleşme teçhizatı ve cihazları; Tıbbi aletler, hassas ve optik aletler ve saat imalatı” yer almaktadır.
Dışsatımda asıl katma değeri yaratan bu grupta, son 15 yıldır ilerleme değil, tersine bir gerileme yaşanmaktadır. 2001 yılında 1.9 milyar dolar olan yüksek teknolojili ürün dışsatımı, 2015 yılında 4.9 milyar dolar olmuştur. Rakamsal olarak bir artış görülmekle birlikte bu artış, hem imalat sanayindeki dışsatım, hem de Türkiye’nin toplam dışsatımındaki artışların oldukça gerisinde kalmıştır. Aynı dönemde imalat sanayi dışsatımı yüzde 366, toplam dışsatım yüzde 359 yükselmiş; yüksek teknolojili ürün dışsatımı ise sadece yüzde 157’lik bir artış kaydetmiştir.
Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi dışsatımı içindeki payı da neredeyse yarı yarıya azalarak, 2001’deki yüzde 6.6 düzeyinden, 2015 yılında 3.6’ya inmiştir. Yüksek teknolojili ürün dışsatımının en son 2005 yılında yüzde 6 düzeyinde olması ve bu tarihten sonra sürekli bir düşüş eğilimine girmesi dikkat çekicidir.
Dışsatım düşerken, yüksek teknolojili ürünlerin dışalımında olağanüstü artışlar olmuştur. 2001 yılında 5.9 milyar dolar olan dışalım, 15 yılda 4 kat artarak 2015 yılında 26.2 milyar dolara ulaşmıştır. Aynı dönemde dışsatımdaki artış ise 2.5 kat olarak gerçekleşmiştir. Yüksek teknolojili ürün dışsatımındaki artışın düşük kalması, dışsatımda katma değer yaratılamadığını ortaya koymaktadır.
Tablo 1. Teknoloji Yoğunluğuna Göre İmalat Sanayi Ürünleri Ticareti - Dışsatım (Milyon Dolar)
YIL 2001
1.901
6,6
6.610
22,9
6.552
22,7
Düşük Teknolojili Ürünler
13.763
47,7
İmalat Sanayi Dışsatımı
28.826
2.077
6,2
8.184
24,3
7.683
22,8
15.757
46,8
33.702
2003 2004
2.877
6,5
11.540
10.046
22,6
19.915
44,9
4.010
6,7
16.620
27,9
15.341
25,7
23.608
39,6
44.378 59.579
4.122
19.593
18.515
26,9
26.583
38,6
68.813
2006 2007
4.457
5,6
24.691
30,8
23.298
27.799
34,6
4.498
4,4
32.875
30.669
33.040
80.246 101.082
3.920
38.704
30,9
47.145
37,7
35.419
125.188
2009 2010
3.339
3,5
28.976
32.850
34,4
30.285
31,7
3.600
33.933
32,2
33.537
34.397
32,6
95.449 105.467
3.931
40.315
40.969
40.747
32,3
125.963
2012 2013
4.795
3,3
40.729
28,4
54.205
37,9
43.465
4.789
44.540
31,5
43.329
30,7
48.700
34,5
143.194 141.358
5.015
46.503
31,6
42.934
29,2
52.607
35,8
147.059
2015 2016*
4.899
3,6
42.725
39.696
29,5
47.070
3.347
32.111
28.173
28,7
34.568
35,2
134.390 98.198
Toplam Dışsatım
31.334 36.059 47.253 63.167 73.476 85.535 107.272 132.027 102.143 113.883 134.907 152.462 151.803 157.610 143.839 104.227
hem imalat sanayindeki dışsatım, hem de Türkiye’nin toplam dışsatımındaki artışların oldukça gerisinde kalmıştır. Aynı dönemde imalat sanayi dışsatımı yüzde 366, toplam dışsatım yüzde 359 yükselmiş; yüksek teknolojili ürün dışsatımı ise sadece yüzde 157’lik bir artış kyaayYdüektmseikştitre.knolojili ürünlerin imalat sanayi dışsatımı içindeki payı da neredeyse yarı yarıya azalaEraLk,EK20T0R1İ’dKekMi ÜyüHzdEeN6D.6İSdLüİzĞeyİinden, 2015 yılında 3.6’ya inmiştir. Yüksek teknolojili ürün dışsatımının en son 2005 yılında yüzde 6 düzeyinde olması ve bu tarihten sonra sürekli bir düşüş eğilimine girmesi dikkat çekicidir.
dos Değer
Grafik 1. YükGsreakfikT1e. kYnüoksloejkilTieÜknrüolnojDiliıÜşsrüantımDışvseatDımışvaelıDmışıa(lMımiıl(yMoinlyoDnoDlaorla) r) 35.000
30.000
25.000
20.000
15.000
10.000
5.000
2016 *
Dışalım 5.89 6.77 8.36 12.8 13.4 15.7 17.4 18.8 16.3 21.1 23.6 22.5 24.2 26.3 26.2 21.1
Dışsatım 1.90 2.07 2.87 4.01 4.12 4.45 4.49 3.92 3.33 3.60 3.93 4.79 4.78 5.01 4.89 3.34
*Ocak-Eylül dönemine ait 9 aylık veridir. *Ocak-Eylül dönemine ait 9 aylık veridir.
Dışsatım düşerGkerna,fikyü2k.sYeküktsekenkolToejilkinoürlüonjlieliriÜn rüdnışlaelırmdıendDaışoalalığmanınüstDüışasratıştılmar ı omlmilyuaşrtudro. lG2a0rra0a1ufilykaışl2mın. ıdYşatüır5k..s9AekmyniTılyedakörnndeoomlloadjreiloidlaÜışnrsaüdKtınışamlareldşırmadıkle,ai1mDa5rıtaşıyşsıDlaidstüaıemz42eı.kny5aiDtk(aa%ıtrştaoa)llrıaamrkaık2K0g1ae5rrçşyeıılklaılnmedşmaa iD2ş6tüi.r2z. eyi (%)
Yüksek tek4n0olojili ürün dışsatımındaki artışın düşük kalması, dışsatımda katma değer
yaratılamadığını ortaya koymaktadır. Türk3i5ye’nin yüksek teknolojili ürün dışsatımı ile dışalımı arasındaki makas giderek
aarrttmaraakk,ta2d0ır0.310Yyüıklısnedka
teknolojili 4 milyar
ürün bazında dolarken, 2015
dış ticaret açığı, 15 yılında 21.3 milyar
yılda 5 katın üzerinde dolara kadar çıkmıştır.
sBüöryelkelci edüyşüe2kr5seekk,
teknolojili ürün yüzde 32.2’den
bazında 18.7’ye
dışsatımın dışalımı karşılama oranı gerilemiştir. 2015 yılı itibariyle bu
son 15 yılda alandaki dış
ticaretin yüz2d0e 84’ünü dışalım oluştururken, dışsatımın payı sadece yüzde 16’dır.
Düşük teknolojili ürünlerin dışsatımdaki payı azaltılırken, bu payın orta teknolojili gruplara çekilmesi ileri bir adımdır. Ancak yüksek teknolojili ürünlerin payından orta teknoloji lehine geri adım atılması, Türkiye’nin ekonomik gelişimi için açmaz yaratmaktadır.
**OOccaakG-kEr-yaElfüiylkldü2ö.nl YedmüöiknnseeeakmitT9iKenakyaelnrıkşoaıvliloeatrjmii9dliairaÜ.Dyrüülınzkeleyvride(e%riDd) ıişra. lımın Dışsatımı
35 Türkiye’nGirnafyiükk3s.ekYütekksneokloTjeilki nüorülonjildiıÜşsraütnımDıışileTidcıaşarelıtmi Dı ağılımbı-ü2y0ü1k5ölçüde Endüstri 4.0 denilen iletişim ve bilişim teknolo-
arasındaki makas giderek artmaktadır. Yüksek teknolojili ürün bazında dış ticaret açığı, 1D5ışsyaıltdıma 5 kDatışıanlımüzerinde
jileri ile bu teknolojilerin reel sektöre uygulanmasına yönelik alana kaymaktadır. Ne yazık ki TÜİK verileri, Türkiye’nin bu
25 artarak, 2001 yılında 4 milyar dolarken, 2015 yılında 21.3
yarışa oldukça geriden katılmakta olduğunu göstermektedir.
20 milyar dolara kadar çıkmıştır. Böylece yü1k6s%ek teknolojili 15 ürün bazında dışsatımın dışalımı karşılama oranı son 15 yılda sürekli düşerek, yüzde 32.2’den 18.7’ye gerilemiştir. 10 2015 yılı itibariyle bu alandaki dış ticaretin yüzde 84’ünü 5 dışalım oluştururken, dışsatımın payı sadece yüzde 16’dır.
Yüksek teknolojili ürünler, Türkiye’nin toplam dışsatımı içinde yüzde 3.4 paya sahipken; Eurostat 2011 verilerine göre, Hong Kong’un dışsatımının yüzde 38.7’sini, Singapur’un yüzde 36.5’ini, Güney Kore’nin yüzde 28.2’sini, Çin’in yüzde 26.6’sını ve ABD’nin dışsatımının yüzde
0 Yüksek teknolojili katma değerli ü84re%tim yoluyla ekonomik
19.2’sini bu gruptaki ürünler oluşturmaktadır.
gelişmişliklerini korumak ve artırmak için tüm dünyada yoğun
bir arayış sürmektedir. Ülkeler arasındaki ekonomik yarış,
Orta Teknolojiye Yönelim Artışı Orta-yüksek ve orta-düşük teknolojili ürünlere baktığımızda
ve artırYmGüraaGkkfsirkaeifçk3iki.nYt3e.ükYtkünüsmkoeskleoTdkjiüeTlkneinkyknoaaolDdotlıoşmjaisjlailiatiyıÜmÜodrrğeüüunğnnDeDDırşılşaıbişlıTimTrüiciracaerarteraitmeiytDıişaDyğoasılğlüımuırlyımı-ml2ae0ı-k12e5t0ke1od5niro. mÜilkkyşdiegsüüıleeşkekslsrdiateşetıakmşıkmrsntaiaeşıostlk5ılıimonn.k5jdoildeklaüaorakrjitiaüinlarinirteülıtkkeşırşlrooüalirnanrnuo2lkmiem0sare1aiyin5dkk6’e.t25ed0im40ld21i.i’l7ğdyaiemrkgiidölyo6raül.ra6lrmdmooellikaalyrntaear;ddoıidşrros.taalOatdrırmlütıka-ı
yarış, büyük ölçüde Endüstri 4.0 de1n6i%len iletişim ve bilişim teknolo5jkilaetrai ritlıeşlabu39t.e7kmnoillyoarjidleorlianra varmıştır.
reel sektöre uygulanmasına Türkiye’nin bu yarışa oldukça
gyeörindeelnikkaatıllamnaaktkaaoylmduağkutanduırg. ösNteermyB2ea2köz.yt9ıelkedoclieark.noirttoaTpylÜüakmİsKedkıtşvesekarntiıomlelorjiiiç,liinüdreüknilepraiynı
2001 yılında yüzde 2015 yılında yüz-
Yüksek teknolojili ürünler, Türkiye’nin toplam dışsatımıdeiç3i1n.8d’ee; yoürtzaddeüş3ü.k4 tepkanyoalojili ürünlerin payı ise yüzde
sahipken; Eurostat 2011 ve84r%ilerine göre, Hong Kong’un dışsa2t2ım.7’ıdneınn yüyzüdzede28.37’8e.7ç’ıksimnıiş,tır. Düşük teknolojili ürünler
Singapur’un yüzde 36.5’ini, Güney Kore’nin yüzde 28.2’sini, Çgirnu’binunuyünztodpela2m6d.6ış’ssaıntıımvdeaki payında ise son 15 yılda yüz-
ABD’nin dışsatımının yüzde 19.2’sini bu gruptaki ürünler oluşturmadket4a7d.ı7r’.den yüzde 35.2’ye gerileyen bir tablo söz konusudur.
Orta Teknolojiye Yönelim Artışı
O46rta-yüksek ve orta-düşük teknolojili ürünlere baktığımızda ise dışsatımda artışlar
vyaerıkdaşr,aıtşıybrsYümdayüetaüıkdkmksieliöıçdkliiçn5tğüe.idk5tüengmokEöloanrdjtüdiülülniamsyrktrateaiıdtkşm4alt.ae0aydodd2iğeer0uğn.1neilOr5elbn’irittrüeialreaet4rtyiaiş2müyi.mık7şysovesmleükuribymltilyelaeiakkşeirtnmkeooddnitloreoo.klmjanÜilrioilkalko;eügjlieroellüerirrşntiamalrieailşedrsliıüibnnkşudleüa2trkke0iink0inte1eokk’klooodrnnjueioolmkmelrioaiikknj6i .6ürmünilleyrairn
dolarlık ise 6.5
reelmsielykatörredoulaygruolalannmadsıışnsaatyımönıel5ikkaatlaanratışklaay3m9a.k7tamdıirl.yaNredoylaazrıka vkairmTıÜşİtKır. verileri,
AKP’nin iktidarda olduğu son 14 yıllık dönemde Türkiye’nin dışsatımında yüksek ve düşük teknolojili ürünlerin payı azalırken, orta-yüksek ve orta-düşük teknoloji ürünlerin payının artırıldığı görülmektedir. Bu durum Türkiye’yi bulunduğu noktadan ileri taşıyacak yüksek teknolojili ürünlerde geri plana çekilirken, orta düzeye çapa attığını göstermektedir. Düşük teknolojili ürünlerin dışsatımdaki payı azaltılırken, bu payın orta teknolojili gruplara çekilmesi ileri bir adımdır. Ancak yüksek teknolojili ürünlerin payından orta teknoloji lehine geri adım atılması, Türkiye’nin ekonomik gelişimi için açmaz yaratmaktadır. Türkiye’nin yüksek teknolojide gelişim sağlayabilmesi için daha çok Ar-Ge çalışmasına ve yatırıma ihtiyaç olduğu açıktır.
Orta-yüksek ve orta-düşük teknoloji ile düşük teknoloji grubunun kapsamı ise şöyledir:
• Orta-Yüksek Teknoloji Grubu: Başka yerde sınıflandırılmamış elektrikli makine ve cihazların imalatı; Motorlu kara taşıtı, römork ve yarı-römork; Demiryolu ve tramvay lokomotifleri ile vagonları; Başka yerde sınıflandırılmamış ulaşım araçları; Kimyasal madde ve ürünleri; Başka yerde sınıflandırılmamış makine ve teçhizat imalatı. • Orta-Düşük Teknoloji Grubu: Deniz taşıtlarının yapımı ve onarımı; Plastik ve kauçuk ürünleri imalatı; Kok kömürü, rafine edilmiş petrol ürünleri ve nükleer yakıt; Metalik olmayan diğer mineral ürünler; Ana metal sanayi; Makine ve teçhizatı hariç metal eşya sanayi. • Düşük Teknoloji Grubu: Mobilya ve başka yerde sınıflandırılmamış diğer imalat; Yeniden değerleme; Ağaç ve mantar ürünleri (mobilya hariç), hasır vb. ürün imalatı; Kağıt ve kağıt ürünleri; Basım ve yayım, kayıtlı medya çoğaltılması; Gıda ürünleri ve içecek imalatı; Tütün ürünleri; Tekstil ürünleri; Giyim eşyası ve deri ürünleri.
Dışalıma Bağımlılık Hiç Değişmedi
İmalat sanayi ürünleri toplam dışalımın yüzde 80’ini oluşturmaktadır. Son 15 yılda orta yüksek teknoloji ürün dışalımı 13.7 milyar dolardan, 73.9 milyar dolara; orta düşük teknolojili ürün dışalımı 8 milyar dolardan 44.2 milyar dolara; düşük teknolojili ürün dışalımı ise 4.9 milyar dolardan 15.8 milyar dolara yükselmiştir. Geçen yıl itibariyle imalat sanayi ürünleri dışalımında; yüksek teknolojili ürünlerin yüzde 15.7; orta yüksek teknolojili ürünlerin yüzde 44.3; orta düşük teknolojili ürünlerin yüzde 26.5; düşük teknolojili ürünlerin yüzde 13.5 payı bulunmaktadır.
Bu yılın ilk 9 aylık verilerine bakıldığında ise; yüksek teknolojili ürünlerin yüzde 17.1, orta yüksek teknolojili ürünlerin yüzde 45.1, orta düşük teknolojili ürünlerin yüzde 24.9, düşük teknolojili ürünlerin ise yüzde 12.8 imalat sanayi dışalımında pay sahibi oldukları görülmektedir.
İmalat sanayi toplam dış ticareti değerlendirildiğinde ise dışsatım ile dışalım arasındaki makasın giderek açıldığı görülmektedir. TÜİK rakamlarına göre, imalat sanayinde 2001’de toplam 28.8 milyar dolarlık dışsatıma karşılık 32.7 milyar dolarlık dışalım yapılırken; 2015’te 134.4 milyar dolarlık dışsatım, 166.8 milyar dolarlık da dışalım gerçekleştirilmiştir. Böylece imalat sanayi dış ticaretinde 2001 yılında 3.9 milyar dolar olan açık, 2015 yılına gelindiğinde 32.4 milyar dolara çıkmıştır. Yani imalat sanayinde dışsatım 4.7 kat, dışalım 5.1 kat artarken; dış ticaret açığı 8.3 kat artış göstermiştir.
Sonuçta son 15 yıllık süreçte; Türkiye’nin imalat sanayinde dışa bağımlılığı ve dış ticaret açığı artmıştır. Yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi dışsatımında etkisi daha da azalmış; yüksek teknolojiden boşaltılan yerler orta-yüksek ve orta-düşük teknoloji ile doldurulmaya çalışılmıştır.
Tablo 2. Teknoloji Yoğunluğuna Göre İmalat Sanayi Ürünleri Ticareti - Dışalım (Milyon Dolar)
Düşük Teknolojili İmalat Sanayi
YIL
Dışalımı
5.898
13.755
8.084
24,7
4.950
15,1
32.686
6.778
16,4
17.931
43,3
9.955
24,1
6.719
16,2
41.383
8.368
25.513
45,8
13.366
8.441
15,2
55.690
12.866
37.473
46,6
19.482
24,2
10.626
80.447
13.479
43.216
45,9
25.424
12.090
94.208
15.769
49.139
44,5
31.451
14.020
110.379
17.453
58.400
43,6
40.726
17.359
133.938
18.809
12,5
62.400
41,5
49.645
19.400
150.252
16.348
14,7
47.517
31.379
15.787
14,2
111.031
21.115
14,5
62.226
41.598
28,6
20.428
14,1
145.367
23.673
79.450
43,2
55.925
24.883
183.930
22.571
73.775
41,9
56.598
32,1
23.290
176.235
24.258
12,3
81.012
41,2
66.504
33,8
25.049
196.823
26.364
79.120
56.914
25.344
187.742
26.246
15,7
73.904
44,3
44.215
26,5
22.456
166.821
2016*
21.112
17,1
55.673
45,1
30.758
24,9
15.856
123.399
Toplam Dışalım
41.399 51.554 69.340 97.540 116.774 139.576 170.063 201.964 140.928 185.544 240.842 236.545 251.661 242.177 207.234 146.254
SIEMENS’İN ENDÜSTRİ 4.0’A BAKIŞI ve ÇALIŞMALARI
Ali Rıza Ersoy Siemens Türkiye İcra Kurulu Üyesi ve Dijital Fabrika Direktörü
4.Sanayi Devrimi olarak adlandırdığımız Endüstri 4.0 kavramı, pazar gereksinimlerini hızlı, esnek ve verimli bir anlayış ile karşılamaya çalışan endüstrinin, hızlı gelişen teknoloji olanakları sayesinde gerçekleştirdiği yeni bir sanayi reformu olarak nitelendiriliyor. Endüstri 4.0 ile endüstriyel üretimle ilgili tüm birimlerin birbirleriyle haberleşmesi, büyük verilere gerçek zamanlı ulaşılabilmesi ve bu veriler sayesinde en uygun (optimum) katma değerin sağlanması hedefleniyor. İlk olarak Almanya’da ortaya çıkan bu kavram sayesinde artık sadece Almanya değil tüm dünya yeni bir endüstriyel sistem kurmak adına Endüstri 4.0’ı mercek altına alıyor.
Endüstri 4.0’ı sadece bir üretim hattının, bir faaliyetin değil, bir şirketin bütün çalışma süreçlerinin sayısallaşması olarak tanımlıyoruz. Özellikle teknolojinin, İnternet’in bambaşka bir boyut kazandığı günümüzde, iletişim kuran nesnelerin veri toplayıp üretim sürecini tamamen değiştirdiği ve makinelerin insanlarla etkileşimini öne çıkaran bir dönemden bahsediyoruz.
Teknolojinin hayatımızı ne kadar değiştirdiği, yaşamımızı kolaylaştırarak bizleri nasıl bambaşka bir boyuta yönlendirdiğini fark ettiğimiz şu günlerde, yakın bir zamanda hızla hayatımıza girecek olan “Nesnelerin İnterneti” (Internet of Things) düzeni, Endüstri 4.0 ile fabrikalara girerek üretim ortamlarımızı daha akıllı hale getirerek, üretimi karmaşık olan ürünleri daha kısa sürede ve yüksek kalitede üretmeyi sağlıyor. Firmaların değişen dinamiklerle birlikte yol alarak bu sürece uyum sağlaması adına bir an önce gelişmeleri yakalaması ve adım atması gerekiyor. Gelişmeleri zamanında yakalamak ve zamanı doğru değerlendirmek firmalar açısından oldukça önemli hale geliyor.
En önemli konu, firmaların ihtiyacı olan ileri görüş (vizyon) ve yol haritasına sahip olması. Öncelikle firmaların bu yol haritasını kendi dinamiklerine göre oluşturması, mevcut koşulların farkında olması, beklentileri ve sektör dinamiklerini iyi analiz etmesi gerekiyor. Aynı zamanda gelişen teknolojiyle birlikte “İnternet”, birbirine bağlı ürünler, makineler, insanlar, işletmeler ve sanallaştırma kavramlarının bütününden oluşan Endüstri 4.0’ın getirdiklerini gelecek fırsatları olarak da görüp iyi anlamak gerekiyor. Belirsiz bir yolda kaybolmak yerine doğru adımları zamanında atmaları, firmaları bir adım öne taşıyacak olan en önemli unsur.
Ürünlerin Pazara Çıkış Süresi Kısalacak
Yapılan araştırmalara göre; Endüstri 4.0 ile birlikte,; yeni ürünleri pazara sunma süresi yüzde 25 ile yüzde 50 arasında azalabiliyor. Mühendislik giderleri yüzde 30’a kadar düşebilecekken yüzde 70’e kadar enerji tasarrufu da sağlanabiliyor.
Nesnelerin İnterneti ile birlikte çok geniş bir iletişim ağı yaratılarak gerçek ve sanal dünyalar arasındaki sınırların da kaldırılması hedefleniyor. “Siber Fiziksel Sistemler” adını verdiğimiz sistemlerle, Endüstri 4.0’ın temel güçlerinden biri ortaya çıkıyor. Tıpkı akıllı telefonlardaki İnternet bağlantısıyla çeşitli içeriklere ulaşılması gibi, Endüstri 4.0’da da siber fiziksel dünyalar arasındaki iletişim, makinelere yansıyor. Bu iletişimin en belirgin örneklerinden biri de, “Akıllı Fabrikalar”.
Siemens olarak geliştirdiğimiz “Dijital Fabrika” kavramını akıllı fabrikalara örnek verebiliriz. Bir fabrika kurulmadan önce, tüm bileşenlerinin bilgisayar ortamına uygun yazılımlarla tasarlanarak fabrikanın çalıştırılması ve sonuçlarının değerlendirilmesi olarak tanımlayabileceğimiz Dijital Fabrika sayesinde, fabrikanın kendisi ortada yokken fabrikanın nasıl çalıştığı öğreniliyor ve en iyi çalışma sisteminin kurulması için gerekli önlemler alınabiliyor.
Dünyada Endüstri 4.0
Endüstri 4.0, ilk olarak Almanya’da 2011 yılında Hannover Fuarı’nda gündeme geldi. Almanya’nın bu konuda öncü olduğu ve hızla ilerlediğini söyleyebiliriz. Almanya’da 200 milyon Avro bütçe ayrılan bu süreç, devlet tarafından da büyük destek görüyor. Kısacası Almanya’da yükselen Endüstri 4.0, gelişmiş ülkeler için yeni bir umut ve iyi bir örnek olarak konumlandırılıyor. Ayrıca Çin de Almanya’yı örnek alarak, mekanik, elektrik, ev, otomotiv sektörlerinde ilerleme kaydediyor. Özellikle robot teknolojilerinde yaşanan gelişmeyle birlikte robot üretiminde de büyük atılımlar yapan Çin, 2017’de fabrikalarını devreye sokmayı planlıyor. ABD’de kurulan “Akıllı Üretim Liderlik Koalisyonu” ile endüstriyel üretimin geleceğine odaklanılıyor. Ar-Ge platformu oluşturmak üzere çalışmalarını sürdüren ABD, Endüstri 4.0 çerçevesinde akıllı üretim sistemleri kurmayı hedefliyor.
Türkiye’de Endüstri 4.0
Türkiye, Endüstri 4.0’ın oldukça önemli olduğunun farkında olan bir ülke. Türkiye’de ilk olarak otomotiv sektöründe kullanılmaya başlayan Endüstri 4.0 için oldukça önemli adımlar atılıyor. Siemens, Endüstri 4.0’ın anlaşılması için Türkiye’ye rehber olmak adına “Endüstri 4.0 Platformu”nu kurdu. Bu platform ile akademisyenlerden sektör profesyonellerine, karar vericilerden öğrencilere kadar endüstriyle ilgili tüm kesimleri tek çatı altında bir araya getirmeyi hedefliyoruz. Bu platformun ilk adımı olarak www.endustri40. com adresinde yayına başlayan portal ile ülkemizin Endüstri 4.0’a geçiş sürecinde rehber olmaya hazırlanıyoruz. Endüstri 4.0’ın yol haritası, üretim teknolojilerindeki gelişmeler, Endüstri 4.0’a geçiş sürecinde yaşanabilecek zorluklarla ilgili pek çok yararlı bilgi, bu portalda yer alıyor.
THE CONNECTED ENTERPRISE İÇİN ENDÜSTRİYEL AĞLARI GÜVENLİK ALTINA ALMAK
Gregory Wilcox Rockwell Automation Küresel Ağlar İş Geliştirme Müdürü
Bugünlerde çoğumuz bir ülkenin en büyük satıcılarını ve finans kurumlarını etkileyen büyük veri sızıntılarından haberdarız. Ancak kamuoyunda iyi bilinen bu saldırılar, madalyonun yalnızca bir yüzü. Bilgisayar korsanları ve kötü niyetli şahıslar, kredi kartları ve banka hesap bilgilerinden daha fazlasının peşinde; artık üreticileri ve endüstriyel işletmecileri de hedef alıyorlar.
Örneğin Havex, özellikle enerji sektörü ve diğer sektörlerdeki endüstriyel kontrol sistemlerini hedef alan zararlı bir yazılım. 2014’te güvenlik firması F-Secure; çoğu Avrupa’da bulunan Havex’ten etkilenmiş sistemler saptadı ve kurbanlardan birini “Alman endüstriyel uygulama veya makine üreticileri”, diğerini de “Fransız bir makine üreticisi” olarak tanımladı.
ABD’de Ulusal Güvenlik Bakanlığı’nın Endüstriyel Kontrol Sistemleri Siber Acil Durum ekibi; BlackEnergy adıyla bilinen bir başka zararlı yazılımın, çok bölümlü şirketlerde internete bağlı insan-makine arayüzlerine bulaştığını belirtti. Güvenlik firması CyberX; bu zararlı yazılımın üçüncü türevi olan BlackEnery 3’ü inceledi ve “saldırganların ilk bulaşmayı, bu ağların iç kısımlarından sızdırdıkları verileri işlemek üzere geliştirebildiklerine ilişkin ipuçları bulunduğunu” bildirdi.
Endüstriyel ağdaki bu sızıntılar, akşam haberlerine konu olmayabilir. Ancak işletmenizde geniş çaplı bağlanabilirlik ve artmış bilgi paylaşımı modeline yönelirken endüstriyel güvenliğe öncelik vermeniz gerektiğine ilişkin ikna edici bir kanıt olarak görülmelidir.
“Connected Enterprise” İçin Güvenlik
Üreticiler ve diğer endüstriyel işletmeler; işlemlerindeki görünürlüğü artırmak, gezgin teknolojileri işletmeye yerleştirmek ve uzaktan erişimin üstünlüklerinden faydalanma arayışında oldukları için bilgi teknolojileri (Information Technology-IT) ve işlemsel teknolojilerdeki (Operational Technology-OT) yakınsamayı giderek artan bir şekilde benimsiyorlar. Buna; Rockwell Automation “The Connected Enterprise” diyor.
İşletme katından fabrikaya kadar ağlar bağlanmış olsa ve daha çok giriş noktası oluşturulsa bile bu ağların güvenliği-
nin sağlanması gerekiyor. Endüstriyel ağlar, teknoloji birlikteliğini ve aygıt işbirliğini başarmaya hizmet etmek üzere açık kalıyorlar. Bundan dolayı, işletmeler, hem yapılandırılma hem de mimari tasarım aracılığıyla güvenliği sağlamak zorundalar.
ISA, NIST ve DHS/Idaho Ulusal Laboratuvarı standartları; bir ağın tüm sınırlarında savunulabilmesi için, endüstriyel arındırılmış bölge (Industrial Demilitarized Zone-IDMZ) kullanılarak yapılandırılmış bir altyapı öneriyor. IDMZ; endüstriyel bölge ile işletme bölgesi arasında bir engel yaratır. Bu engel; iki bölge arasında doğrudan dolaşımın yarattığı trafiği önlemeye yardımcı olurken, veri paylaşımı ve hizmetler için kullanıma izin verir.
Ayrıca bunlara benzer standartlar; derin savunma (defense-in depth-DiD) güvenliği ile daha sıkılaştırılmış bir altyapı kullanmayı önerir. DiD, hem dış saldırılara hem de daha yaygın görülen içsel tehditlere karşı koyan bütünsel ve çok katmanlı bir yaklaşımdır. DiD güvenliği; güçlendirilmiş araçlar ve güvenli hale getirilmiş bağlantı kapılarından ağların bölümlenmesine, ağlara erişimi yalnızca yetkili kullanıcı ya da trafikle sınırlamayı sağlayacak tamamlayıcı politika ve yöntemlere varıncaya kadar her düzeyde koruma gerektirir.
Katmanlı Güvenlik
Bir ağın fiziksel katmanının güvenli hale getirilmesi; fiziksel erişimin yetkili personel ile sınırlandırılmasıyla olur. Makineler, takozlar ile kontrol odaları gibi alanlara girişin kısıtlanması ve kontrol paneli, cihaz ve kablolara erişimin sınırlandırılması için kilitler, kapılar ve biyometri gibi güvenlik ölçütlerinin kullanımı bu kapsamdadır.
Bilgisayarı güçlendirmek için yama yönetimi ve Anti-X yazılımlar gibi önlemler gerekir. Yamanması ve yönetilmesi gereken sistemlerin sayısını azaltmak için; kullanılmayan uygulamalar, protokoller ve hizmetleri kaldırmanız önerilir. Kapı girişlerini daha iyi kontrol etmek için; gerekli olmayan kapıları kapatın ve kilitleme sistemleri ya da anahtarlanmış bağlantı parçalarını kapatarak fiziki kapıları koruyun. Ayrıca çalışanların, gözlem ve tanılama amacıyla bakım noktaları gibi farklı kapılardan geçmek için sistemde oturum açmasını zorunlu kılın.
Bilgisayar ağları, çoğu işletmede zaman içinde büyürler ve savunulması zor, yatay ağlar haline gelirler. Daha küçük güvenli alanlar oluşturmak; erişim kontrol politika ve yöntemlerinin uygulanmasını basitleştirmek için genel ağı sanal yerel ağlara (LAN) ayırmak bir çözümdür. Çoğu iletişim engellenirken, istisnai olarak birkaçına izin vermek temel bir kuraldır. (Özel olarak izin verilmemiş olan iletişim engellenecektir.) Belli kullanıcılara, kaynaklara, hedeflere ve protokollere ayrıca izin verilebilir ya da engellenebilir. Uygulanan politikalar ve güvenlik mekanizmaları işletmeden işletmeye değişecektir. Ancak her işletmenin uyması gereken bazı temel ilkeler vardır:
• IT ve OT grupları arasında iletişim kurmak ve işbirliği sağlamak. • Endüstriyel otomasyon kontrol sistemi (IACS) güvenlik standartlarına uyum sağlamak. • ISA, NIST ve DHS standartlarını takip etmek ve uygun endüstrilerce geçerli kabul edilmiş referans modelleri ve mimarileri kullanmak. • İşletme güvenlik politikasına ek olarak ayrıca bir endüstriyel güvenlik politikası geliştirmek. • Endüstriyel otomasyon ve güvenlik konularında uzman ortaklarla çalışmak. Endüstriyel Kablosuz Ağ Güvenliği Kablosuz ağ teknolojisi imalat ve diğer endüstriyel çevreler için yeni bir şey değildir. Uzun süredir noktadan noktaya veri aktarımında, yönetsel kontrol ve veri ediniminde kullanılmaktadır. “Connected Enterprise” içindeki yaşamsal önemdeki uygulamalar ve gerçek zamanlı kontrol misyonu ile ilgili kablosuz teknoloji üzerinde artan inanç, yeni teknolojik talepler oluşturmaktadır. Artık endüstriyel firmalar, kesintisiz kontrol ve veri erişimini sürdürmek için gecikme düzeyi ve sapması düşük seviyede olan, sağlam kablosuz bağlantılara ihtiyaç duyuyor. Araya girip veriyi gözetleme, kimlik sahtekarlığı ve hizmet engelleyici saldırılar gibi risklerden kablosuz ağı korumak için de güvenlik konusu hayati önem taşıyor.
Endüstriyel WLAN uygulamaları için önerilen güvenlik mekanizması; Gelişmiş Şifreleme Standardı (Advanced Encryption Standard-AES) seviyesinde şifreleme ile Wi-Fi Korumalı Erişim (Wi-Fi Protected Access 2-WPA2) güvenlik standardıdır. WPA2 bugün endüstriyel ortamlarda kullanılabilecek en gelişmiş güvenlik standardını sunarken; AES şifrelemesi donanım düzeyinde uygulanır ve böylece uygulamaların performansını etkilemez.
IACS ortamlarında otonom ve birleşik olarak bilinen iki farklı WLAN mimarisi kullanılıyor.
Genellikle küçük ölçekli düzenlemelerde ve bağımsız kablosuz uygulamalarda kullanılan otonom mimaride, WPA2 hem önceden paylaşılan anahtar doğrulamasını hem de 802.1X/ Genişletilebilir Doğrulama Protokolü’nü (Extensible Authentication Protocol-EAP) destekleyebilir. Bu iki doğrulama yönteminden hangisinin en uygun yöntem olduğuna karar vermek; işletmenin güvenlik politikası, altyapı desteği ve uygulama kolaylığına bağlıdır.
Önceden paylaşılan anahtar doğrulama; mimaride yer alan tüm cihazlarda geçerli aynı parolayı kullanır. Bunun sonucu olarak, belirli kullanıcılar için erişim sınırlaması yapılamaz ve parolaya sahip olan herkes WLAN ağına giriş yapabilir. Bundan dolayı önceden paylaşılan anahtar doğrulaması; daha çok müşterilerin sıkı bir şekilde kontrol edildiği küçük WLAN ağlarına daha uygundur.
802.1X/EAP doğrulama yönteminde; WLAN ağına erişimi sağlamak için bir EAP yapısı kullanılıyor. Bağlantı kapısını esas alan erişim kontrolü için 802.1X IEEE standardına bağlı olan bu doğrulama yöntemi; kullanıcı kimliklerine dayalı olarak veriye erişim için sağlam bir kontrol getirir ve önceden paylaşılan anahtar doğrulamanın, güvenlik gerekliliklerini karşılayamadığı durumlarda kullanılabilir.
Genellikle büyük ölçekli, daha fazla müşteri ve uygulamanın yer alacağı fabrika çapındaki ağlarda kullanılan birleşik mimarilerde; EAP Taşıma Katmanı Güvenliği (Transport Layer Security) türü doğrulama yöntemi, fabrika çapındaki WLAN ağının güvenliğinin sağlanması için kullanılmalıdır. Bu yöntem; Endüstriyel Bölge Düzeyi 3’de yer alan bir RADIUS sunucusuna ihtiyaç duyar. Yerel EAP sertifikaları ise kontrolör üzerinde bulunmalı.
Bir WLAN mimarisi için seçilen donanım; özellikle işletmenin güvenliğini ve güvenilirlik hedeflerini desteklemelidir. Bunun için geniş ölçüde kabul gören IEEE 802.11 a/b/g/n standartlarına uyumlu ve bir dizi işletim gereksinimini karşılayacak 2.4 GHz ve 5 GHz spektrumu sağlayabilen kablosuz erişim noktası (WAP) ve çalışma grubu köprüsü (Workgroup Bridge-WGB) gerekir.
Birleşik bir mimaride, WLAN kontrolü gerçekleştirmek; erişim noktasından kontrol şifrelemesine kadar tam bir Kablosuz Erişim Noktası Yapılandırması ve Kontrolü (Control and Provisioning of Wireless Access Points-CAPWAP) sağlar. Bu; sahte erişim noktalarını ve hizmet engelleme saldırılarını önlemeniz için yardımcı olacaktır.
Güvenlik için bu çözümleri uygulamak işletmelerin bir yandan kablosuz teknolojinin gücünden faydalanabilmelerini, diğer yandan işlemlerini ve fikri mülklerini kablosuz ağlardan gelen tehditlere karşı koruyabilmelerini sağlayacaktır.
ENDÜSTRİ 4.0 DEVRİM DEĞİL EVRİM
Schneider Electric
Schneider Electric olarak Endüstri 4.0’ı bir teknolojik devrim olarak değil, daha ziyade bir evrim olarak görüyoruz. Endüstri 4.0’a temel teşkil edecek teknolojiler, son 20 yıldır kullanılıyor. Ancak bunlar bir bütünlük içinde birbirleriyle iletişim ve etkileşim halinde değildi. Endüstri 4.0 kavramını; işletmelerin tedarikten imalata, toplam değerler zincirinin tek bir platform üzerinde bütünleşmesi ve bu bütünleşmenin yaratacağı süreç iyileştirmesi olarak görüyoruz. Bu doğrultuda Schneider Electric tüm ürün ve çözümlerini bu kapsamda geliştiriyor.
Schneider Electric olarak, içinde bulunduğumuz dönemin Endüstri 4.0’ı anlatmak, bu yaklaşımın getireceği rekabet avantajları ve üretim esnekliği konusunda farkındalık yaratmak için uygun olduğunu düşünüyoruz.
Endüstri 4.0 evrimi ile birlikte; büyük düşünen büyük işletmelerde; akıllı makinelerin ve akıllı fabrikaların tam olarak bütünleşmesi tamamlanacaktır. Türkiye, büyük işletmelerin ve büyük makine üreticilerinin dışında, bu evrimin henüz ilk aşamasında. Kendi başına karar veren mekanizmalar ve bütünleşmiş fabrikalar Türkiye’de bulunmuyor. Genleri birleştirilmeyi ve teknolojik çoğalmayı bekleyen birçok bilim dalı ve disiplinler arası çalışma askıda bekliyor.
Türk sanayicisinin Endüstri 4.0’a yönelik olarak gözle görülür bir ilgisi var. İşletmeler, konuyla ilgili çalıştaylar ve panellere; konu ve gelişmeler hakkında bilgi sahibi olmak, ayrıca deneyim sahibi işletmeleri örnek almak üzere katılım gösteriyor. Hatta bu tür çalıştaylar sonucunda hazırlanan “Sanayi 4.0” Raporu Mart 2016’da TÜSİAD bünyesinde yayımlandı. Tüm bu çalışmalar, sanayiciden uzakta yürümüyor. Konunun tarafları da bu dönüşümün öncüsü, bir parçası olmak istiyor.
TÜSİAD’ın yayımladığı rapora göre; rekabet gücü yüksek ekonomiler kümesi içinde yer almak isteyen Türkiye için, küresel düzeydeki bu gelişmeleri takip etmek ve bunun ötesinde Endüstri 4.0’ın uygulayıcı öncü ekonomileri arasında yer almak kaçınılmaz bir önemde. Özellikle rekabet gücü
göstergelerinin çeşitlilik ve hızlı bir değişkenlik gösterdiği bu dönemde düşük iş gücü maliyetleri ve lojistik avantajı gibi Türkiye sanayinin rekabetçiliğinin temelini oluşturan etkenlerin artık önemli baskılara maruz kalacağı bekleniyor. Schneider Electric olarak uluslararası deneyimimiz ile destek verdiğimiz “TÜSİAD Sanayi 4.0” Raporu’nda vurgulandığı üzere, Endüstri 4.0 yaklaşımı ile Türkiye’nin rekabet gücü avantajlarının sürdürülebilirliğini sağlamak ve artırmak, ancak bunun ötesinde katma değeri yüksek ve dünya üretim değer zincirinden çok daha fazla pay alan bir Türk sanayisi yaratmak hedeflenmeli. Bunun, Türkiye’nin içinde bulunduğu ülke grubundan bir üst seviyeye yükselme hedefine ulaşılmasına sağlayacağı katkı da göz önünde bulundurulmalı.
Dünyanın 20 yıl önce başladığı bir konuda rekabet içinde kalabilmek için teknolojiye yatırım yapmak önemli şart. Türkiye’nin acil olarak teknoloji yatırımlarını yapmaması durumunda küresel ekonomi ile rekabet etmesi mümkün değil. Bu doğrultuda, teknoloji ile birlikte insan kaynağına ve Türk şirketlerinin kendisini geliştirmesi için eğitim yatırımına öncelik verilmesi gerekir. Endüstri 4.0 Türkiye’nin daha önce yakalayamadığı sanayi devrimleri trenini yakalayabilmesi için son vagon. Aksi durum Türkiye’nin küresel rekabette geri kalmasına neden olacaktır.
Türkiye’nin acil olarak teknoloji yatırımlarını yapmaması durumunda küresel ekonomi ile rekabet etmesi mümkün değil. Endüstri 4.0 Türkiye’nin daha önce yakalayamadığı sanayi devrimleri trenini yakalayabilmesi için son vagon.
ENDÜSTRİ 4.0 ve AKILLI İŞLETME
Yazar: Gürcan Banger Yayımlayan: Dorlion Yayınları ISBN: 978-605-9317-85-6 Baskı: 1. Baskı, Bil Ofset, Ankara, 2016
Son dönemde güncel yayınlarda daha sık rastlamaya başladığımız “Endüstri 4.0 nedir, neleri kapsamaktadır, nasıl bir değişimi getirmektedir” sorularının yanıtlarını merak edenler için başucu niteliğinde yeni bir kitap yayımlandı. Hem alanın içinde bizzat çalışan, hem de akademik olarak çalışmalar yapan EMO Eskişehir Şube eski yöneticilerinden; Eskişehir Raylı Sistemler Koordinatörü Gürcan Banger, uzun yıllara dayanan mesleki birikimini, teknolojik ilerlemeler ve geleceğe yönelik öngörülerle harmanlayarak Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme kitabını hazırlamış.
Üretim süreçlerine ilişkin değişim ve beklentilerin de ortaya konulduğu “Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme” kitabının “Başlarken” bölümünde, günümüz iş dünyasında ayakta kalabilmek ve ekonomik büyümeyi sürdürebilmek için yaşamı etkileyen yeni yönelimleri doğru kavramak gerektiği uyarısı yapılıyor. Banger, bu yönelimleri de yenileşim (inovasyon), uluslararasılaşma, işbirliği, iş ağları, kümelenmeler ve teknolojinin giderek baskın hale gelişi olarak sıralıyor.
Önümüzdeki dönemde niteliksiz emeğin yerini makinelerin (yarı ve tam nitelikli robotlar) dolduracağını belirten Banger, ucuz işgücü kavramının hızla gündemden düşeceğini, bu nedenle içerik ve biçim açısından eğitime daha çok önem verilmesi gerektiğini ifade ediyor. Gelişmiş ülkelerden edinilen üretim teknikleri, yeni teknoloji ve iş yapma modeli üretmeye dönüşmedikçe tıkanma yaşanacağını anlatan Banger, bu nedenle kendi alanında Ür-Ge ve Ar-Ge yapmayan bir işletmenin eninde sonunda pazarını iç veya dış rakiplere kaptıracağı uyarısında bulunuyor.
Günümüz iş dünyasında ürünlerin ortalama yaşam süresinin kısaldığına işaret eden Banger, “Ürün piyasaya büyük bir hızla girmekte, buluşçu firmanın yüksek katma değer elde etmesine imkan bırakmadan pazara yeni üretici ve satıcılar dahil olmakta. Yeni tasarımlar üretmekte geciken firmaların pazar payları hızla azalıyor. Bu sürekli tasarlama ve ürünün hızlı tükenmesi süreci, bugünün iş dünyasının kısır döngülerinden birisidir” görüşünü dile getiriyor.
Bilgi büyük bir hızla eskirken, üretilen bilginin hacmi ve çeşitliliğinde olağanüstü bir artış yaşandığını kaydeden Banger, müşterinin de büyük bir hızla “ihtiyacını’ giderecek “doğru” ürüne “en kısa
zamanda” ulaşmak istediğini vurguluyor. Banger, “Bunu sağlayabilmek için müşterinin mevcut ve gelecekte var olabilecek ihtiyaçlarını doğru anlamak gerekiyor” diyor.
Büyüme, gelişme ve yenileşimin her zaman olumlu sonuçlar doğurmadığına da dikkat çeken Banger, ilk iki sanayi devriminin ardından dünya kaynaklarının hızla tükenmekte olduğunu ve sürdürülebilirliğin zorlaştığını anımsatıyor. Banger, şu saptamalarda bulunuyor:
“Bu çerçeve; çevrenin korunması, kirlilik yaratan endüstrilerden vazgeçilmesi, yenilenebilir enerji kaynaklarının tercihi ve enerji tüketiminin teknolojik gelişmeler aracılığı ile azaltılmasını gündeme getirdi. Üçüncü Sanayi Devrimi noktasına bu ve benzeri şartlar altında gelindi. Özellikle otomasyonun öne çıktığı Üçüncü Sanayi Devrimi’ni ‘üretimin sayısallaşmasına’ doğru ilk adımlar olarak kabul edebiliriz. Teorisyenler bu dönemi, bilişim ve iletişim teknolojilerindeki gelişme ile İnternet’in yaygınlaşmasının başlattığını ifade ediyorlar. Dördüncü Sanayi Devrimi, pek çok başka gelişmenin yanında etkilerini şu unsurların karşılıklı etkileşmeleri ile sürdürecek gibi görünüyor: Yenilenebilir enerjinin yaygın ve ekonomik kullanımı, binaların kendi enerjilerini üretmeleri, hidrojen enerjisinin kullanımının yaygınlaşması ve enerji depolama teknolojilerinin gelişimi, İnternet altyapısının enerji altyapısı ile birlikte çalışması olanaklarının gelişmesi, taşıma sistemlerinin elektrikli hale gelmesi ve bu yönlü geliştirilmesi…”
Banger, robotlu otomasyon sayesinde önümüzdeki dönemde ucuz istihdam sorunu yaşamayacak fabrikaların kendi gelişmiş ülkelerine geri dönmelerinin beklendiğine işaret ediyor.
Kitabının “Son Söz” bölümünde, sadece işletmelerin değil, yerel yönetimlerin de bilim, teknoloji ve sanayinin yükselen yeni durumuna uyum sağlaması gerektiğinin altını çizen Banger, “Bu değişimi doğru kavramayan kentler geleceğin yükselişini düşük yaşam kalitesi bataklığında ancak uzaktan izleyebilirler. İleri teknolojinin gelişmiş ülkelerde yoğunlaşması ‘gelişmekte’ olanları oyunun dışına (düşen gelir bataklığının kıyısına) itekleyici etkiler yaratabilir” uyarısında bulunuyor.
Dorlion Yayınları’ndan çıkan toplam 504 sayfalık kitap, “Yeni Teknolojiler, Endüsti 4.0, İşletme Ekosistemi ve Teknoloji, Akıllı Üretim, Akıllı İşletme, Teknoloji ve Ürün Geliştirme, Akıllı İşletme ve Yeni İnsan Kaynakları, Takım Çalışması, İnovasyon, ARGE ve İletişim” bölümleri yer alıyor. Ayrıca kitabın sonunda yer alan “Endüstri 4.0: Yol Haritası” bölümünde yeni teknolojik gelişmelere uyum sağlamak için rehber niteliğinde görüş ve önerileri de bulabilirsiniz.
“Endüstri 4.0 ve Akıllı İşletme” adlı eseri, kitapçılardan ya da İnternet üzerinden edinebilirsiniz.
EMO İstanbul Şubesi Tarafından “Afetlerde Haberleşme ve Elektrik” Paneli Yapıldı…
TÜRKİYE’DE AFET GERÇEĞİ
EMO Basın- EMO İstanbul Şubesi’nin düzenlediği “Afetlerde Haberleşme ve Elektrik” Paneli’nde, elektrik tesisatlarında sismik korumanın önemine vurgu yapılırken, deprem ve tsunami uyarı sisteminin yaygınlaştırılması gerektiği belirtildi. Afet toplanma yerlerinin hazır halde olmaması eleştirilerek, Türkiye’de afetlerin etkisini ölçüp önlem alınmasını sağlayacak işler bir yazılımın kurulmasının önemi üzerinde duruldu.
“Afetlerde Haberleşme ve Elektrik” konulu panel, 1 Ekim 2016 tarihinde Şişli Kent Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi. Açılışta konuşan EMO İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı Erol Celepsoy, erken uyarı sistemleri ve afet sonrasında can ve mal kaybının en aza indirilmesi açısından büyük önem taşıyan haberleşme ve elektrik konusunun ihmal edildiğine dikkat çekti. Çağdaş afet yönetiminin topyekun bir mücadele gerektirdiğini ve herkese sorumluluk düştüğünü vurgulayan Celepsoy, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ancak üniversiteler, bilim çevreleri, meslek odaları ve konuya duyarlı medya organlarının gerek Marmara Depremi’nden gerekse diğer afetlerden sonra yıllardır ısrarla gündeme getirdiği sorunların çözümü doğrultusunda adım atmayan siyasi iktidarların, kaçak yapılaşmadan, sağlıksız kentleşmeden, mühendislik hizmeti almadan yapı üretilmesinden, afete hazırlık bilincinin güdük kalmasından birinci derecede sorumlu olduğunu hatırlatmak gerekiyor.”
Tüm girişimlere, yazışmalara ve defalarca başvurmalarına karşın İstanbul Valiliği, AFAD İl Müdürlüğü, AYEDAŞ, BEDAŞ, Telekom ve Turkcell gibi kurumlardan panele katılım olmadığını belirten Celepsoy, TEİAŞ temsilcilerinin de son anda katılmaktan vazgeçtiklerini kaydetti. Celepsoy, “Böyle toplumsal ve yaşamsal bir konuda bizim bilemediğimiz nedenlerle geri durmayı seçen bu kurum ve kuruluşların olumsuz tutumunu tarihe bir dipnot olarak düşmeyi de görev olarak kabul ediyoruz” dedi.
Felaketleri Piyasalaştırılmış Sistem Yaratıyor
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, “Afetleri engellenemez ve önlem alınamaz olarak görmek; toplumu da buna ikna etmeye çalışmak bilimsel bir yaklaşım olmadığı gibi sorumluluk almamak anlamına gelmektedir. Biz mühendisler her zaman bilimsel yaklaşımlarla insanlığın ihtiyaçlarına, sorunlarına çözüm üretmek üzere bilimsel gücümüzü kullanmakla sorumluyuz” dedi. İnsan eliyle yaratılan, göz göre göre gelen ölümlerin “felaket, Allah’ın takdiri, bu işin fıtratı” olarak sunulmasına tepki
gösteren Yeşil, “Bugün yaşadığımız pek çok felaketin arkasında hesapsız kitapsız kesilen ağaçlar, doldurulan denizler, akışı değiştirilen sular, yani kâr hırsı yer almaktadır. Toprak Ana elbette hesap sormaktadır” diye konuştu.
Elektrik alanında yapılan özelleştirmeler ve elektrik üretiminin piyasaya bırakılmasının pek çok felaketi beraberinde getirdiğini kaydeden Yeşil, kar hırsı değil can ve mal güvenliğinin esas alınması noktasında son 10 yıldır büyük bir geriye gidiş olduğunu bildirdi. Yeşil, “Özellikle yenilenebilir enerji alanı tamamen piyasasının insafına terk edilmiş, bu durum Karadeniz başta olmak üzere pek çok yerde yapılan hidroelektrik santralı inşaatlarında doğa katliamını beraberinde getirmiştir” dedi. Yeşil, Türkiye’nin 31 Mart 2015’te hiçbir doğal felaket olmadan bile karanlığa gömüldüğünü, piyasalaştırılmış sistemin yarattığı karanlığa mahkum olduğunu anımsattı. Doğal afetler sırasında elektrik arz güvenliğini sağlayabilmek için üretimin ve tüketimin dağılımının büyük önem taşıdığını anlatan Yeşil, elektrik kadar haberleşmenin de doğal afetler sırasında özellikle insan hayatının kurtarılması açısından birincil öneme sahip olduğuna dikkat çekti.
“Türkiye Afet Ülkesine Dönüştürüldü”
TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Cengiz Göltaş, “Özellikle maddi ve siyasi rantı öne alan, aklı, bilim ve mühendisliği, planlamayı dışlayan, siyasal sosyal ve yönetsel anlayışların ve ulusal bir afet politikasından yoksunluk nedeniyle, jeolojik yapısı gereği deprem, su baskını, heyelan, kaya ve çığ düşmesi ya da kuraklık gibi doğa olaylarının sıkça yaşandığı ülkemiz aynı zamanda maalesef bir afet ülkesine dönüştürülmüştür” dedi. Nüfus artışı ve gelişme hızına bağlı olarak sürecin böyle devam etmesi durumunda gelecekteki afetlerde can ve mal kayıplarımızın öncekilerden çok daha fazla olacağını söylemenin bir kehanet olmayacağını ifade eden Göltaş, şöyle konuştu:
“Hızlı kentleşmemiz, imar planlarına uyma ve denetim konusundaki yetersizliğimiz, yerel yönetimlerdeki kapasite noksanlığımız, kamuda zarar azaltma ve hazırlık faaliyetlerinden ziyade kriz yönetimine odaklanma, kentsel planlama ve yapı üretim süreçlerinde mühendislik hizmetlerinin göz ardı edilmesi ve mesleki denetimin yok sayılarak meslek odalarının yetki ve sorumluluklarının daraltılması çabaları bu alanlardaki sorunlarımızı daha da büyütmektedir. Her felaketten sonra, yaşanan olaylarda hiç sorumluluğu yokmuş gibi, büyük bir pişkinlikle yaraların sarılacağını söylemek ülkemizin siyasal iktidarlarının ayırt edici
Cengiz Göltaş
Hayri İnönü
özelliğidir ve bizce doğa olaylarını felaket haline getiren yaklaşımın asıl nedeni tam da budur. Ülkemiz insanı aslında yara sarmakla sınırlı bir yaklaşım yerine, önleyen, zararı en aza indirgeyen, insan hayatını korumayı başlıca amaç sayan, insanın sağlıklı yaşamasını asli amaç haline getiren, odağında insan olan bir yaklaşıma ihtiyaç duymaktadır.”
Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü de, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nde “insan eliyle yapılmış bir afet” yaşandığına işaret etti. Haberleşmenin önemine dikkat çeken İnönü, “İşin esası haberleşme, haberleşmeyi bitirdiğiniz zaman her şey duruyor” dedi.
Türkiye’de Beklenebilecek Tsunami Yüksekliği 6 Metre
Açılışın ardından EMO İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı H. Ergun Doğru tarafından yönetilen ilk oturum yapıldı. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü’nden Jeofizik Mühendisi Yavuz Güneş, enstitüye bağlı Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi’nin (BDTİM) çalışmalarını anlattı. Güneş, Gölcük Depremi’nin olduğu 1999’da 30 istasyon ile ölçüm yapılırken bugün ülke çapında 225 adet deprem kayıt istasyonu ve 8 adet deniz seviyesi ölçüm istasyonu bulunduğunu bildirdi.
Doğu Akdeniz, Ege ve Karadeniz Tsunami Uyarı Merkezi olan BDTİM’in deniz seviyesindeki yükselme bilgisini değerlendirip tsunaminin bir sonraki gideceği yere ne zaman ulaşacağı konusunda bilgilendirme yaptıklarını anlattı. Güneş, “Bölgemizde olabilecek büyük bir depremde oluşabilecek tsunamiyi 6 metre yüksekliğinde bekliyoruz. Tsunaminin denizde ilerleme hızı saatte 700 kilometredir” bilgisini verdi.
15-20 Yıl İçinde Kırılma Bekleniyor
Türkiye’de 1900’den günümüze dek 7’nin üzerinde 33 deprem kaydedildiğini ve 90 bin kişinin bu depremlerde hayatını kaybettiği belirten Güneş, “En son olan deprem Van Depremi, 7.1. Bilim insanları da söylüyor, yani ‘Şu gidişata göre, burada bir sismik boşluk var’ diyor. Gölcük Depremi oldu, 1912 Şarköy Mürefte Depremi var. Bilim insanları buranın bir ya da iki seferde kırılacağını ve bunun da çok yakın bir zamanda olacağını söylüyor, yani bu 15-20 yıl içerisinde” diye konuştu. Kuzey Anadolu Fayı’nın 1200 km, Doğu Anadolu Fayı’nın da 900 km olduğunu belirten Güneş, şöyle devam etti:
“Asıl tahribatı yapan yıkıcı depremler buralarda oluyor. Türkiye’de 2015’te 15 bin 350 deprem kaydetmişiz, günde ortalama 42 deprem olmuş. 1900’den günümüze kadar baktığımız zaman, bir günde ortalama 3 tane 3 büyüklüğünde deprem oluyor. 4’lük depremler haftada 2 tane oluyor. 5’lik deprem 2 ayda bir oluyor ülkemizde. 6’lık depremler yılda bir tanedir, 7’lik depremler de 34 ayda bir oluyor ortalama.”
Yavuz Güneş, her depremden sonra “daha büyük deprem olacağı” yönünde söylentiler çıktığına işaret ederek, “Bunlar asılsız söylentiler… Kırılan yer aynı yerde kırılmaz. Düzce Depremi diyelim ki 20 sene sonra olacaktı, ama Marmara Depremi olunca o depremin tarihini biraz daha öne çekti ve 3 ay sonra o deprem meydana geldi. Depremlerin bu şekilde birbirini tetikleme olayı var” diye konuştu.
Elektrik Tesisatlarında Sismik Koruma
EMO İstanbul Şubesi’nden Sabri Günaydın, ülkemizin yüzde 92’sinin deprem kuşağında yer aldığını vurgularken, “Deprem tehlikesi sadece nüfusu 1 milyonun üzerinde olan 11 büyük ilimizi tehdit etmekle kalmıyor, bu bölgeler
Afetlerde Haberleşme ve Elektrik Paneli 1. Oturum nüfusumuzun yüzde 70’ini ve kurulu büyük sanayi potansiyelimizin de yüzde 75’ini barındırmaktadır” uyarısını yaptı.
İstanbul’un yüzölçümünün yaklaşık yarısının 1 ve 2. derece, diğer yarısının da 3 ve 4. derece deprem kuşağında yer aldığını; ayrıca 35 ilin 1. derece, 22 ilin de 2. derece deprem kuşağında olduğunu anlatan Günaydın, yine de bütün dikkatin İstanbul’a verilmesinin diğer illerde özensizliğe yol açmaması gerektiğini vurguladı.
Elektrik tesisatlarında sismik koruma gerekliliğinin 1906 yılındaki San Fransisco Depremi’nden sonra ciddi olarak ele alınmaya başladığını belirten Günaydın, dünyada yürürlükte olan en geçerli deprem standardının Uluslararası Kod Konseyi tarafından yayımlanmış ve birçok kez güncellenmiş olan Uluslararası Bina Kodu (International Building Code-IBC) olduğunu kaydetti. Türkiye’de deprem yönetmeliklerinin hazırlanmasında da IBC’den yararlanıldığını ifade eden Günaydın, Yönetmeliğin ilgili bölümlerinde mekanik ve elektrik donanıma etki eden deprem yüklerinin nasıl hesaplanacağıyla birlikte, hangi durumlarda deprem koruması yapılması gerektiği ve uygulanacak yöntemlere dair bilgiler yer aldığını anlattı. Tesisatlarda yaşanan deprem hasarlarını fotoğraflarla örnekleyen Günaydın, “Bunlar gereken tasarım önlemlerinin alınmaması, gereken cihazların doğru kullanılmaması ve montaj önlemlerinin alınmamasından kaynaklanıyor” dedi.
Özellikle hastane, haberleşme ve elektrik üretim merkezleri gibi yapılardaki elektronik ve mekanik sistemlerin sismik korumasının hayati önem taşıdığını vurgulayan Günaydın, “Elektrikli cihazların sismik montaj önlemleri alınarak montajlarının yapılması, sismik hareketlerde sismik koruma sağlanarak çalışabildikleri anlamına gelmez. Sismik deneylerden hangi montaj şekli ile geçtiyse o şekilde montaj yapılmalıdır” uyarısında bulundu.
Türkiye’de yapıların denetim sisteminin yeterli olmadığını, ilgili yasa, yönetmelikler ve sistemin düzenlenmesi gerektiğini belirten Günaydın, şöyle konuştu:
“Elektrik tesisatlarındaki sismik dayanım gerektiren cihazların, sismik koruma için kullanılan tüm malzemelerin sismik dayanım deneyleri EN 60068-3-3 standardı gerekleri doğrultusunda can ve mal güvenliği göz önüne alınarak kesinlikle bağımsız uluslararası akredite bir laboratuvarda gerçekleştirilmiş olmalıdır. Elektroteknik sektörümüze hizmet edebilecek nitelikte bağımsız uluslararası akredite bir laboratuvar kurulmalıdır. Sertifikası olmayan ürünler kullanılmamalıdır.”
Toplanma Alanlarında AVM’ler Yükseliyor…
Mimarlar Odası Büyükkent Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Ürün Biçer Özkun, Yedek Yönetim Kurulu Üyesi Sezgin
Bilgin ile birlikte hazırladıkları sunumunda, afet sonrasında toplanma alanlarının afet türüne göre değişebileceğini, iklim ve fizyolojik koşulların belirleyici rolü olduğunu anlattı. İstanbul’da belirlenen toplanma alanlarının güncel durumlarını fotoğraflarla gözler önüne seren Özkun, şu tespitlerini paylaştı:
“Afet toplanma alanı olarak parklar belirlenmişken, herhangi bir afet durumunda siz bu alana yöneleceğiniz zaman bir bakıyorsunuz oraya bir AVM dikilmiş veya başka bir amaçla kullanılıyor. Bu alanların anında erişilebilir ve çadırların kurulabilir şekilde düzenlenmiş olması gerekir. Sanki her an bir felaketle karşılaşacakmışız gibi o toplanma alanlarının sürekli hazır tutulması ve o alanlara kullanıcıların en etkin şekilde ulaştırılmasının sağlanması zorunludur.”
“Yasak savma” mantığıyla önlem alındığını ve yeterli denetim yapılmadığını anlatan Özkun, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra boşaltılan askeri alanlara da ciddi rant talepleri oluşmaya başladığına dikkat çekti. Acil durum eylem planı eğitimlerinin önemine işaret eden Özkun, “Deprem, sel, yangın gibi afetlerde insanın öncelikli hedefi o yapıdan kendini bir an önce atmaktır. Dolayısıyla eğitimler önemli, çünkü izdihamlar çok daha büyük felaketlere yol açabilir” diye konuştu.
‘En Büyük Risk Küresel İklim Değişikliği’
İTÜ Afet Yönetim Merkezi’nden Yrd. Doç. Dr. Hikmet İskender, insan kaynaklı afetlerin, doğal afetlerden fazla olduğunu belirtirken, acil durum/afet yönetimin “önleme, hazırlık, müdahale, iyileştirme ve zarar azaltma” olmak üzere 5 aşamadan oluştuğunu kaydetti. BOTAŞ Ceyhan Petrol Pompalama Tesislerinde yaptıkları bir çalışmaya değinen İskender, şunları söyledi:
“Oradaki vanalar uzaktan kumanda ile çalışıyor. Siber saldırı dedik ya birileri bu vanayı kapatabilir, gaz akışını engelleyebilir. Bu çalışmayı yaparken Rusya’nın Avrupa’ya 6 ay doğalgaz veremediğini öğrendik, hackerler nedeniyle. Gaz veremiyorsun bunun bir de ekonomik faturası var. Geçen sene 31 Mart’ta elektrikler kesiliyor. Acaba bir savaş tehlikesi mi var, bilgi alamıyoruz. Dolayısıyla birden bire gözünüzü farklı bir dünyaya açabilirsiniz. 15 Temmuz’da hepimiz farklı yerlerdeydik, birdenbire bir baktık, farklı bir şeyler olabiliyor.”
İskender, 32 çeşit tehlike olduğunu belirterek, “32 çeşit tehlikenin şu anda risk arz eden en önemlisi küresel iklim değişikliği. Depremi ölçemedik başımıza geldi tamam ama seli ölçebiliriz, kuraklığı da ölçebiliriz” diye konuştu.
Afetlerin Etkisini Ölçen İşler Bir Yazılımımız Yok
Doğal afet veya kazalarda; yangın, patlama, kimyasal yayılma, yıkıntı/enkaz ve enerji kesilmesi gibi tehlikelerle karşılaşıldığına dikkat çeken İskender, özellikle hastane, hapishane, bakımevleri gibi özel tesisler ile itfaiye istasyonları, su ve elektrik hizmeti veren birimler gibi kritik tesislerin risk altında olduğuna işaret etti. Devlet müdahale planının aşamalarını; erken saptama, izleme, değerlendirme ve tahmin/model olarak sıralayan İskender, Türkiye’de ABD’den alınmış bir model olan HAZTÜRK’ün söz konusu olduğunu belirtti. İskender, “Fakat hala kullanabileceğimiz geçerli bir model yok. Bir şeyleri girdiğimiz zaman işte bina, insan, nebatat, otoyol yoğunluğu, vb ile düğmeye bastığımızda belli yüzdelerde hatayla bize afetin etkisini verecek, şu kadar ton, bu kadar metreküp enkaz ortaya çıkar, sen bunu nasıl yok edersin gibi bir hesap yapmamız lazım. Maalesef şu anda
Afetlerde Haberleşme ve Elektrik Paneli 2. Oturum ulusal manada böyle bir yazılımı işler duruma getirmedik. AFAD’ın görevlerinden biri bu olmalı” diye konuştu.
Arama, kurtarma, sağlık hizmetleri, ulaştırma, arıtma ve belediye hizmetlerinin tümünün elektriğe muhtaç olduğuna dikkat çeken İskender, elektrik afet/acil durum eylem planı yapılması gerektiğini kaydetti.
Binalarda Deprem Yalıtımının İşlevi
İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi’nden Dr. Bahadır Şadan, binaların genel olarak 6-7 büyüklüğündeki depremlere göre tasarlandığını belirtirken, “En büyük depremde de -Allah göstermesin, çok çok büyük bir depremdir bu- aslında mevcut Yönetmeliğimize göre tasarlanan binalar bu depremlere göre tasarlanmaz, göçme aşamasına geçer” dedi.
Özel deprem teknolojilerinin uygulandığı binalarda hasar seviyesinin azaldığına dikkat çeken Şadan, özellikle Japonya’da bilinen ancak Türkiye’de yeni yeni yaygınlaşmaya başlayan deprem yalıtımı ile güvenliğin arttığını ve binayı etkileyen kuvvet ve ivmelerin azaldığını kaydetti. Şadan, deprem yalıtımında binanın temeline konulan deprem yalıtım birimleriyle zemin üzerinde bir rijit kütle hareketiyle binanın yüzer gibi hareket etmesinin öngörüldüğünü anlatırken, “Sadece binamızı değil, binamızın içindeki muhteviyatı da koruyoruz. Hiçbir şekilde binamızın içindeki yapısal olmayan bir hasardan dolayı ölümler olmuyor. Bir de ne istiyoruz; fonksiyon sürekliliği, depremden sonra o binanın hemen kullanımına devam etmesi” diye konuştu.
Bu alanda Türkiye’de yapılan uygulamalara örnek olarak İstanbul Atatürk Havalimanı’nın çatısı ve Sabiha Gökçen Havalimanı’nı gösteren Şadan, Marmara Üniversitesi Başıbüyük Hastanesi’nin de deprem yalıtımlı hale getirildiğini ve önümüzdeki günlerde hizmete açılmasının planlandığını bildirdi.
Afetlerde Haberleşme ve Elektrik Paneli 4. Oturum
Deprem ve Tsunami Uyarı Sistemi Yaygınlaştırılmalı
Jeofizik Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Yrd. Doç. Dr. Savaş Karabulut, afetlerde fiziksel altyapının tahrip olmaması için ilgili etütlerin yapılması gerektiğini belirtirken, ancak zemin etütleri dışındaki özel etütler ve uygulamaların çoğunun yasal mevzuatta yer bulamadığını ya da masraflı olduğu için uygulanmadığını ifade etti.
Karabulut, erken uyarı sisteminin sağladığı 3 saniyenin aktif bir şekilde kullanılması gerektiğini kaydetti. Türkiye’de şu anda sadece Marmara-İstanbul’da bu sistemin olduğunu anlatan Karabulut, “Dünyada bu sistemi bütün ülke sathına yayan tek ülke Japonya. Deprem erken uyarı sistemi ve tsunami erken uyarı sistemi birbirinden farklı sistemler. Bunlar Japonya’da her yerde var; fakat Tayvan’da, Romanya’da, Meksika’nın büyük bir kısmında, Amerika’nın özellikle batı kıyılarında… Türkiye’de de bu sistemi her yere yaymak gerekiyor; çünkü sorun sadece Marmara’da değil, başka yerlerde de sorunlar var” dedi.
“Akkuyu’daki Fay Sistemi Kilitlendi, Risk Büyük”
Akkuyu’ya nükleer santral yapılmak istendiğine işaret eden Karabulut, “2009 yılında Japonya’ya gittiğimde, oradaki Japon bilim insanları bile soruyorlardı; ‘Niye buraya kuruyorlar?’ diye. Çünkü orada bir fay hattı var. Bu fay sistemi şu anda kilitlenmiş durumda, 7.5 büyüklüğünde deprem üretmiyor uzun yıllardan beri. Doğu Anadolu da şu anda çok büyük risk altında” uyarısında bulundu. Büyük radyasyon sızıntısına yol açan Fukuşima Felaketi’nde tsunaminin etkisini anımsatan Karabulut, şöyle devam etti:
“36 metreye kadar yayıldığı söylendi. Bu dalgaların Akdeniz’de oluşacak büyük bir depremde de aynı şekilde olması söz konusu. Ne oldu orada? Enerji kesildi, nükleer santralın bulunduğu yerdeki jeneratörler devre dışı kaldı ve soğutma işlemi sağlanamadı, patlamalar meydana geldi. Aynı şey Akkuyu’da kurulan santral için de geçerli.
Kandilli Rasathanesi, TÜBİTAK, burasıyla ilgili proje yaptı. Sinop için de TÜBİTAK proje yaptı, oranın deprem riskini belirlediler. Fakat ne üretecek, orası soru işareti. Yani bu sistemin Türkiye’de kurulması önemli.”
Marmaray çalışmalarına değinen Karabulut, “Marmaray’ın olduğu yerde 11 tane tüp var, bu tüplerin olduğu yerlerde birçok zemin problemi var. Sıvılaşma sorunları vardı; geoteknik mühendisleri kazıklarla planlayıp yaptılar ve birçok kısmında çözdüler, fakat küçük sorunların beklendiği alanlar var” diye konuştu. Karabulut, 1 milyon dolarlık yazılım harcaması yapılarak, herhangi bir deprem olduğunda sistemin trenleri engelleyecek sistem kurulduğunu anlattı. Karabulut, önerilerini de şöyle sıraladı:
“Enerji üretim tesisleri, nükleer santral, baraj, HES, termik santral, güneş, rüzgar ve benzeri, yer seçiminden önce deprem ve zemin etütlerinin jeofizik mühendislerince yapılması; haberleşme altyapısının zarar görmemesi için, denizde ve karada bulunan fay hatlarının jeofizik yöntemlerle belirlenmesi gerekiyor. Özellikle İstanbul’da heyelan olan bölgelerin çoğunda çok büyük sıkıntılar var. Denizin içinde de heyelanlar var, özellikle Marmara’nın kuzey kıyı şeridinde olanlarda. Bu heyelanların olduğu alanlarda fiber optik kablolar ve bağlantıları kurulmuşsa, bunlar deprem olduğunda çökecekler veya açığa çıkan gazdan yanacaklar. Özellikle büyük, önemli kabloların geçtiği yerlerin de etütlerinin mutlaka yapılması gerekiyor. GSM firmalarında jeofizik mühendislerinin çalıştırılmasının sağlanması gerekiyor. Depremler sırasında açığa çıkan elektromanyetik dalgalardan etkilenmeyecek sinyallerin üretilmesinin sağlanması için, jeofizikte kullanılan elektrik, elektromanyetik sistemlerin tesisi; yıldırımlardan kaynaklı etkilerin ortadan kalkması için elektrik yöntemlerin uygulanması, maden sahalarında afetlerin yaşanmaması için düzenli yeraltı suyu kontrollerinin yapılması gerekiyor.”
YTÜ’den Dr. Boynueğri’den Afetlerde Enerji İhtiyacının Karşılanmasına Yönelik Öneri…
“ELEKTRİKLİ ARAÇLAR JENERATÖR OLABİLİR”
EMO Basın- Yıldız Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Fakültesi’nden Dr. Ali Rıfat Boynueğri, deprem, sel gibi afetler ya da savaş durumlarında ortaya çıkacak enerji ihtiyacı için elektrikli araçların, jeneratör gibi kullanılması önerisinde bulundu. “Bu sayede kaos ortamının önüne geçilebildiği gibi hayatların kurtarılmasında da önemli rol alabileceklerdir” diyen Boynueğri, bunun için de çeşitli düzenlemeler yapılması gerektiğine dikkat çekti.
Afetlerde Haberleşme ve Elektrik Paneli’nde sunum yapan Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Dr. Ali Rıfat Boynueğri, elektrikli araçların afet durumunda jeneratör gibi kullanılabileceğine ilişkin görüşünü şöyle ortaya koydu:
“Elektrik kesintilerinde kullandığımız UPS’ler afet durumunda bazen yerini büyük jeneratörlü araçlara bırakıyor. Bunların işlevini elektrikli araçlarla sağlayabiliriz. Her bir elektrikli araç aslında bir jeneratör gibi; içinde depolanmış büyük miktarlarda enerji var. Bir elektrikli
aracın tam dolu bataryasıyla bir apartmanı bütün gün lüks yaşam koşullarında besleyebilirsiniz. Koca cihazlar yerine her evin otoparkında duran arabalarımız afet durumunda bize enerji sağlayabilirler. Bu teknik
Ali Rıfat Boynueğri
olarak kolay ve mümkün; düşük gerilimli bir şekilde de bağlayabiliriz, bildiğimiz 220 voltla şebeke üzerinden de bağlantı sağlayabiliriz. Bunlar için çeşitli şarj istasyonları var; ancak bu şarj istasyonları standartlar gereği, üretildiğinde çift yönlü çalışmaya müsait değiller. Şu an daha standartlar o noktaya gelemedi. Aracımızı şarja taktığımızda, aracımızla evimizi besleyemiyoruz. Bunun standardı henüz daha çıkmadı.” Elektrikli araçların yaygın kullanımının da bir afet sebebi olabileceğini anlatan Boynueğri, şöyle konuştu: “Eve bir-iki tane araç bağlandığı zaman bir sıkıntı yok, çok rahat şebekemiz bunu karşılar; ancak herkesin elektrikli araç kullandığını düşünürsek, bir arabanın bir binadan daha çok elektrik tükettiğini düşündüğünüz zaman, bunun enerjisini biz nereden sağlayacağız? Bunun için de akıllı dağıtım merkezlerine ihtiyaç var. İnsanların bilinçli şarj etmesine veya bilinçsiz şarj edecek kişilerin önlenmesine ihtiyaç duyuluyor.” Afet sırasında enerji kesintisinin evlerde kullanılan diyaliz ya da nefes ünitesi gibi sistemlerde sorun yarattığına dikkat çeken Boynueğri, şu bilgileri verdi. “Şu an kullanılan sistemlerde, UPS’lerde batarya teknolojisi kullanılıyor. Evlerde kullandığımız UPS’lerdeki aküler çok ucuz, belirli bir ömürleri olan, sürekli bakım yapılması ve değiştirilmesi gereken cihazlar. Üstelik her zaman çalışacaklarının garantisi yok. Ancak elektrikli araçlarda kullanılan bataryalar son derece pahalı ve yüksek güçlü. Elektrikli aracı çalıştırmayacak güçteki bir batarya bile bir evi çok rahat bir gün besler. Bu durumu biz bir avantaj haline çevirebiliriz. Ancak varlığı bir dert haline gelmemesi için dikkat edilmesi gereken sistemler var. Elektrikli aracı kaynak olarak kullanacağımızda, elektrikli aracın şebekeden ve diğer sistemlerden güvenli şekilde ayrılıp, sadece evdeki acil durum cihazlarını besleyecek şekilde bir transfer ünitesine monte edilmesi lazım. Transfer ünitesi çok karmaşık bir şey değil, küçük bir evde el kadar bir kutu bile olabilir bu.” Boynueğri, evlerde acil ihtiyaç olan cihazlara enerji verilmesi sağlanıp diğer enerji kullanımlarının kesilmesinin elektrik sisteminde yük atmayı sağlayarak enerji kesintisinin de önüne geçebileceğini anlattı. “Bunları tabii afet durumlarında saniyeler mertebesinde yaparsak, bütün ülkenin elektriğini inanın bir buzdolabını kapatarak kurtarma şansına sahipsiniz” diyen Boynueğri, şöyle konuştu:
“Yurtdışında olanlar bunu araştırmışlar, bunun çözümünün bu olduğunu kabullenmişler. Artık literatürde kabul edilmiş bir yöntemdir. Yükleri kontrol ettiğimiz zaman -biz şu anda yükleri kontrol etmiyoruz, insanlar evlerinde her şeyi açıp kapatabilirler, özgürler- acil durumlarda yüklere müdahale etme şansımız olduğu zaman, elektrik şebekesinde büyük kesintiler yaşanmasının kesinlikle önüne geçeriz. Mesela geçen sene Türkiye çapında elektriğin kesilmesi, belki birkaç evdeki veya birkaç bölgedeki elektriğin kesilmesiyle önüne geçilebilecek bir durumdu; ancak henüz böyle bir sistem mevcut olmadığı için bunun önüne geçilemedi.”
“Uzaktan Enerji Nakledilebilir”
Sistemde akıllı bir şebeke varsa elektrikli araçlarla bir mahallenin de beslenebileceğini, hatta bir hastanenin ihtiyacı varsa uzaktan enerjinin hastaneye nakledilebileceğini kaydeden Boynueğri, “Afet durumunda sağlamlığı garantilenmiş bir hat üzerinden enerjiyi ihtiyacı olan bölgelere aktarabiliriz. Yani burada kastettiğim uzun iletim hatları değil, bir mahalleden diğer mahalleye gibi” diye konuştu. 1999’daki depremde ulaşımın uzun süre sağlanamadığını anımsatan Boynueğri, “Bu durumda, sizin böyle büyük bir afette yan mahalleye enerji sağlamanız tekerlekli bir jeneratörle çok kolay” diye konuştu.
“Kritik Binalara Ünite Konulabilir”
Teknik konulardaki belirsizlikler ve birlikte hareket edilmemesinin elektrikli taşıtlar alanında gelişmeyi engellediği gibi, bu taşıtların afet durumlarında jeneratör olarak kullanılmasını da engellediğini belirten Boynueğri, şu önerilerde bulundu:
“Şebekenin elektrikli taşıt yüklerine tepkisi mutlaka önceden incelenmelidir. Taşıtların ve şarj noktalarının tasarımında verimlilik gibi şebeke üzerine etki edecek faktörler mutlaka göz önüne alınmalıdır. Elektrikli araçlar akıllı şebeke sistemleri ile birlikte değerlendirilmelidir. Elektrikli araçların şarjında değişken güç ile şarj büyük avantaj getirebilmektedir. Bu sayede şebeke üzerindeki yüklenmeler kontrollü hale getirilebilir. Gerekirse elektrikli araçlar kaynak olarak kullanılabilir. En azından kritik binalara ünite konularak sistemin güvenliği sağlandıktan sonra elektrikli araçların jeneratör olarak kullanılmasını tavsiye ediyorum.”
İçten yanmalı araçların da içlerinde birer küçük jeneratör barındırdığını anlatan Boynueğri, “Bunların sadece güçleri düşük. Halk arasında şarj dinamosu, alternatör olarak geçen bu üniteler aslında bize elektrik üretiyor. En azından stand-by, acil durum lambalarını aydınlatabilecek güçlere fazla fazla sahipler. Bunları çok basit bir kabloyla şebekeye, yani binanın altyapı tesisine bağladığımız zaman, bunları enerjilendirerek yine hayat kurtarabiliriz. Bunların göz önüne alınabileceği Ar-Ge çalışmaları olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.
KESİNTİSİZ İLETİŞİM İÇİN YENİ TEKNOLOJİLER
EMO Basın- “Afetlerde Haberleşme ve Elektrik Paneli”nde, yeni gelişmeler ışığında kesintisiz iletişim sağlayabilecek teknolojiler ve sıfır altyapı iletişim imkanları ele alındı.
EMO Bilgi ve İletişim Teknolojileri Komisyonu Başkanı Tayfun İşbilen’in yönettiği oturumda söz alan Vodafone Kıdemli İş Sürekliliği Yöneticisi Mustafa Komut, 2011 Van Depremi’nde gezgin baz istasyonları kurduklarını, kriz masası oluşturduklarını, kapalı hatları çalışır hale getirdiklerini anlatırken, şöyle konuştu:
“Network şebekemizi güçlendirdik, yeni yeni alanlar açtık, sinyal takibi yaptık. Yasalar nezdinde bir operatör olarak insanları kurtarma yükümlülüğümüz yok. Ama konum bilgilerini, mahkemeler ya da yasal merciler istediğinde verme yükümlülüğümüz var. Aldığımız sinyaller ile göçük altında kalan insanların konumlarını tespit ettik. En azından 7 kişiyi kurtardığımızı ben biliyorum Zaten bunları yapmak zorundayız ama önemli olan planlı bir model üzerinden yapabilmek. Kaosun olduğu yerde hiçbir şeyi yönetemezsiniz.”
Bir afet sırasında önce ses iletimini sağlamak üzerine yoğunlaştıklarını, ancak Van Depremi’nden sonra sesin yeterli olmadığını, veri iletişiminin de sağlanmasının zorunluluğunu anladıklarını ifade eden Komut, Soma Faciası’nda da iletişimin sürekliliği için şarj istasyonu kurulması gerektiğini öğrendiklerini anlattı.
31 Mart Kesintisi Uzasaydı…
Komut, dünya tarihine yedinci büyük elektrik kesintisi olarak geçen 31 Mart’a ilişkin olarak şunları söyledi:
“Kritik binalarda sorun yok, çünkü elektrik kesintisine karşı 3 gün kendine göre yakıtı var, ekstra enerji kaynakları var, ancak sorun sahalarda. İlk önce olayın ne kadar derinlere inebileceğini anlamaya çalıştık; kesintinin çok uzun olacağını söylediler bize. Amacımız iletişimin sürekliliğini sağlamak. Frekanslarla oynadık BTK izniyle; belli noktalarda, frekansı güçlü olan yerlerden frekansı düşük olan yerlere çevirdik, böylelikle servis kesintisini azaltmaya çalıştık. Ne kadar tahammül edebilirdik; taş çatlasa bir gün daha tahammül edebilirdik. Elektrik olmadığı için birleşik çözüm
ortakları sürekli gidip yakıt alıp akülerini desteklemeye çalışıyorlar. Fakat kriz daha da uzamış olsaydı, gerçekten geri dönüşü olmayan yollara gidebilirdik.”
Daha önce hiçbir şekilde böyle bir olay olacağını düşünmediklerini, ancak 31 Mart’tan sonra hazırlıklı olmak için çalıştıklarını anlatan Komut, Türkiye’yi bölgelere ayırdıklarını ve bölgelerdeki frekans değişikliklerine göre 1-2 gün ne şekilde idare edilebileceğine dair testler yapmaya başladıklarını bildirdi. Komut, “Tedarik yönetiminin çok önemli olduğunu gördük; enerji şirketleriyle, yakıt, vb. ne şekilde anlaşma yapılabilir? Aküler çok önemli, ama akülere de çok yatırım yapmak istemiyoruz; çünkü hem bir akünün ömrü taş çatlasa 5 yıl, hem de çevreye verdiği zararlar nedeniyle akülere bağımlı çalışmak istemiyoruz. Ankara’da konuşan bir insan Adana üzerinden de, İstanbul üzerinden de konuşabilir, yani bir lokasyonu kaybetmek çok önemli değil, başka yerler üzerinden konuşturabiliyoruz” diye konuştu.
Afetlerde Eşgüdümün Şartı İletişim
Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti (TRAC) Genel Başkanı Aziz Şasa, afetlerde gönüllülüğü ilk başlatanın TRAC olduğunu kaydetti. Afetlerin karmaşık olmaları nedeniyle çok taraflı bir müdahaleyi ve işbirliğini gerektirdiğini anlatan Şasa, “Koordinasyonun şartı ise sağlıklı haberleşmedir. Sağlıklı haberleşme tek kaynaktan sağlanamaz. Yani bir tane sistemle bütün herkesin işini görecek, herkesin sorununu çözecek bir seçenek yok maalesef” dedi.
TRAC’ın haberleşme için Uludağ’a kurduğu röle sisteminin Marmara’daki risk alanının büyük kısmını kapsadığını bildiren Şasa, cemiyet olarak yön bulma, yazılım temelli radyo, uydu haberleşmesi/geliştirmesi (OSCAR), meteor yansıtmalı haberleşme, düşük sinyal haberleşmesi gibi konularda yetkinlikleri olduğunu kaydetti. Şasa, “TRAC’ın afet çalışmaları emek yoğun. Biz teknolojiyle yapmıyoruz. Elinde el telsizi olan bir insan, bilinçliyse, belli bir eğitimi aldıysa, çok faydalı olabiliyor bu tür şeylerde. Basit ve güvenilir teknolojiyle yürütülen dayanıklı haberleşme teknikleri, bizim temelimiz bu. Dolayısıyla başarılı olmamız, bilinçli ve bilgili, eğitimli, gönüllü insan kaynağının yeterli sayıda olmasına koşut. Bu konuda EMO ile işbirliği yapmayı çok istiyoruz” diye konuştu.
Kurtarmada İlk Adım Bilgi Alabilmek
Arama Kurtarma Derneği (AKUT) Temsilcisi Gizem Erdoğan, ilk çağrı alındıktan sonra operasyona çıkmak için sahadan gerçek bilginin en hızlı şekilde gelmesi gerektiğini vurguladı. “İlk çağrıyı aldınız, bölgede çok fazla arama kurtarma ekibi varsa ve size ihtiyaç yoksa o bölgenin kaynaklarını tüketiyorsunuz” diyen Erdoğan, toprak ağırlıklı bir enkaz ile beton ağırlıklı bir bina için gerekli malzemenin farklı olduğunu, bu malzemelerin belirlenmesi noktasında gelecek bilginin çok önemli olduğuna dikkat çekti.
Eşgüdüm içinde ve ortam şartlarına göre bütün haberleşme sistemlerinin kullanılması gerektiğini anlatan Erdoğan, bu sistemleri karasal telefon, hücresel telefon, uydu telefonu analog telsiz ve dijital haberleşme olarak sıraladı. Erdoğan, “Teknolojik yatırımların biraz afet yönetimine, biraz acil durum yönetimine ve arama kurtarmaya yönelmesi gerektiğini düşünüyorum” dedi.
“KA Bandı Önemli Kapasite Sunuyor”
İstanbul Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Berk Üstündağ, afet yönetimini “kaynak ve talep arasındaki denge yönetimi” olarak tanımladı. Analog telsiz, orta dalga radyo, FM radyo, karasal televizyon yayın altyapısı, uydu televizyon yayını, gezgin küçük hücreli baz istasyonu uygulamaları, GSM ağı, geniş alan sayısal telsiz ağlar, Ad Hoc (bluetooth) geniş alan sayısal alıcı-vericiler, fiber ve KA bant uydu iletişimini, “güncel ve güncelliğini kaybetmeyen çözümler” olarak niteleyen Üstündağ, şöyle konuştu:
“Kamuya özel sayısal telsiz omurgası yerine afet ve acil durumlara da özelleştirilmiş GSM omurgası daha etkindir. 2G’de yönetilebilirlik yoktu, şimdi 5G’ye gidiyoruz ve teknoloji tedarikçilerinin altyapı ortaklıkları açısından samimi olması gerekir. Depremde kablolu haberleşme çok kesintiye uğruyor, ama fiber omurgalar belirli standartlarda yapıldığı zaman en az etkilenen ya da etkilendiğinde geri dönüştürülebilen önemli bir bileşen.”
Geçen sene Kasım ayında uydu iletişiminde TÜRKSAT KA bandının devreye girdiğini anımsatan Üstündağ, bu bandın afet haberleşmesinde çok önemli bir kapasite sunduğunu kaydetti. Üstündağ, 2018 yılında bir tane daha KA bandı haberleşmesinin gündeme geleceğini belirterek, şunları söyledi:
“Bu aslında uydu haberleşmesinin bireyler açısından 2G’den 3G’ye atlaması ile aynı anlama geliyor. Eskiden uydu haberleşmesinde yaygın olarak KU bandı varken 300-500 kilobitler ancak elde edilebiliyordu. Şimdi araç üzerine bile sürekli olarak uyduya bağlı olan sistemleri yurtdışındaki bir cihazın aynısını yerli üreticilerden 20’de 1’i fiyatına alabiliyorsunuz. Aylık 150 dolar ve 6’da 1 maliyetle 20 megabite kadar sürekli İnternet bağlantısı sağlayabiliyorsunuz ve bunlardan da GSM baz istasyonu dâhil olmak üzere, başka diğer sistemlerin tümüne ağ geçidi sağlayabiliyorsunuz. Şu anda bir deprem olsa, bu bina yere olan açısını bile kaybetse, bunlar 150 derece/ saniye hıza kadar titreşime de dayanıklı olduğu için deprem anında dahi uyduyla iletişimi yüksek hızlı olarak devam ettirebiliyorlar. O yüzden bu tür yeniliklere açık olmak, hatta onların getirdiği özellikle ekonomik avantajlardan da hızlıca faydalanmak lazım.”
Sıfır altyapı iletişim imkanlarının teknolojik olarak geliştiğine işaret eden Üstündağ, “Ama biz var olanın imkanları da yeterli kullanmıyoruz. Dronlar da dahil olmak üzere altyapısız olarak veri toplama fonksiyonlarını yerine getiren çok sayıda teknoloji var” dedi.
Kesintisiz İletişim İçin Uygulama Örnekleri
İstanbul Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ethem Görgün, depremlerde haberleşme altyapısının bütünüyle devre dışı
kalabildiğini, altyapı zarar görmese bile güç ünitelerinin devreden çıkabildiğini, bu olumsuzluklar yaşanmasa bile hat yoğunluğunun haberleşmeyi etkileyebileceğini anlattı.
Görgün, Çin’de 12 Mayıs 2008’de meydana gelen deprem ve Japonya’da 11 Mart 2011’de 27 bin kişinin yaşamını yitirmesine ve Fukuşima Nükleer Santralı’ndaki patlamalar sonucu radyoaktif serpintiye neden olan 9 büyüklüğündeki deprem sonrasındaki iletişim alanında yaşanan sorunlara değindi. Afetler sırasında alınabilecek önlemlere dair dünyadan örnekler veren Görgün, “ABD’nin kurduğu The US Government Emergency Telecommunications Service (GETS) afet durumlarında öncelikli ve kesintisiz iletişim sağlarken, Wireless Priority Service (WPS) acil kablosuz network yoğunluklarına karşı ek bant genişliği ve spektrum sağlamaktadır. Bu sistemler 11 Eylül Saldırısı’nda, Katrina Kasırgası’nda ve 7 Temmuz 2005 Londra’daki bombalama olaylarında kesintisiz iletişim sağlamıştır” dedi.
Özellikle ulaşımın çok zor olduğu bölgelerde uydu iletişiminin kurulmasını öneren Görgün, Çin Depremi’nde yolların çökmesi ve kötü hava koşullarından dolayı sadece uydu bazlı sistemlerin çalışabildiğini anımsattı. Kablosuz iletişimde frekans alanlarının önemli olduğunu anlatan Görgün, “Örneğin ABD herhangi bir afet anında o bölgedeki iletişimin kesintisiz olması için 700 MHz genişliğinde bir spektrum kullanmaktadır” dedi.
3B Coğrafi Bilgi Sistemleri Kurulmalı
Yeni iletişim teknolojilerine yatırım yapılması ve acil durum ekiplerinin kurulmasının önemine dikkat çeken Görgün, gelecek için şu önerilerde bulundu:
“Afet bölgesindeki insanlar için acil uyarı mesajlarını gönderebilen mobil terminaller kurulmalı. Network altyapılarının hem inşaatlarına, hem de sonrasında güvenliklerine çok dikkat edilmeli. Eğer yer istasyonları devre dışı kalırsa, hava ekipleri (özellikle helikopterler ve İHA’lar) 7/24 ve her hava koşulunda kablosuz iletişimi sağlamak için çalışır olacak şekilde hazır olmalıdır. Özellikle afet anında networklerdeki bilgi paylaşımı otonom olmalıdır. Afetle ilgili fotoğrafların ve sayısal bilgilerin anında depolandığı ve dağıtılabildiği 3B Coğrafi Bilgi Sistemlerinin kurulması gerekmektedir.”
ABD’nin 11 Eylül’den sonra şarj süresi çok uzun olan ve elle taşınan kesintisiz iletişim özellikli teknolojilere büyük yatırımlar yaptığını anlatan Görgün, “Depremlerde erken uyarı sistemleri özellikle depremin yakınlığına bağlı olarak, stratejik tesislerde yangın çıkmaması için doğalgazı kesmektedir. Bunun için makine-makine (M2M) iletişimine yatırım yapılmalıdır” dedi.
Genel Aktarmalı Telefon Şebekesi (Public Switched Telephone Network-PSTN) kurulmasını öneren Görgün, şöyle devam etti:
“Bunlar ekseriyetle ordu, emniyet ve yargının kullandığı özel devrelerdir. Bu devreler Telekom bünyesinde genel PSTN ağından ayrılarak özel olarak uçtan uca bağlanır. Türkiye’deki en büyük PSTN operatörü bilindiği kadarıyla Türk Telekom’dur. Hemen hemen her köye ve mezraya ulaşan büyük TT Network’ünün çok büyük bir bölümü son 5 yılda dijitalleştirilmiştir. Özellikle bir depremden sonra, depremden direkt etkilenen bölgeler tam anlamıyla bilgi izolasyonuna uğramaktadır. Bu izolasyonu kırmak için, PSTN altyapısının geliştirilerek afetlere göre şekillendirilmesi gereklidir.”
En önemli hedefin kablosuz teknoloji yatırımları olduğunu ve afet anında iletişimde meydana gelen yoğunlukları önlemek için planlama yapılması gerektiğini anlatan Görgün, “Kesintisiz ve otonom bir haberleşme öncelikli ARGE desteği almalıdır” dedi.
BURSA’DA ELEKTRİĞİN TARİHSEL GELİŞİMİ*
Mümin Ceyhan Elektrik Mühendisi [email protected]
Teknolojiyi ihtiyaçların mı yoksa merakın mı geliştirdiği başlı başına ayrı bir konu olmakla birlikte baş döndürücü bir hızda teknolojik gelişmelerin yaşandığı ve yaşamımızı yeniden biçimlendirdiği açık bir gerçek. Şüphesiz elektriğin keşfi de, insanın hem ihtiyacının, hem de sonu gelmez merakının sonucu olarak gerçekleşmiştir.
Günümüzde teknolojik gelişmelerin motor gücünün elektrik olduğu yadsınmaz bir gerçek. Elektriğin keşfedilmesinden bu yana teknolojide büyük gelişmeler olmuştur. Elektriğin özellikle günlük yaşam üzerindeki etkisi büyük bir hızla artmış ve artmaya da devam etmektedir. Artık elektriksiz bir yaşamın düşünülemediği bir noktadayız. Örneğin iletişimin günümüzde ulaştığı aşamanın arkasındaki gizli güç hiç şüphesiz elektriktir. Bugün gelişen hangi sanayi dalını alırsanız alın, elektriğin önemli payını yok sayamazsınız. Dev makinelerin, santralların, haberleşme şebekelerinin, mikroişlemci ve bilgisayar gibi çağdaş tüm teknolojik araçların çalışmasında elektrik başrolü oynamaktadır.
Ama şüphesiz günlük yaşamda en çok etkilendiğimiz “aydınlatma”dır. Elektrik enerjisi; kullanım kolaylığı, istenildiği anda diğer enerji türlerine dönüştürülebilmesi gibi temel özellikleri nedeniyle de günlük hayatta vazgeçilmez bir konumda yer almaktadır. Bunların yanında enerjinin verimli kullanılması için önemli bir gösterge olan enerji yoğunluğu kavramı ile birlikte tüketim miktarı halen ülkelerin gelişmişlik düzeyinin en önemli göstergelerinden biri kabul edilmektedir. Bu yazıda, insanlığın en önemli harika buluşunun genel bir tarihçesi, kronolojisi ve Bursa’daki gelişim süreci incelenecektir.
Elektriğin Tarihsel Gelişimine Genel Bir Bakış
Bilindiği kadarıyla uygulamada elektriği ilk kullanan Fransız bir askeri mühendistir. Peturs Peregrinus, 1269 yılında yerkürenin manyetik özelliklerini kullanarak kuzey ve güney kutuplarının yerlerini belirledi. Malzeme konusunda karşılaşılan zorluklar ve konuya ilginin sadece manyetizma ile sınırlı kalması elektrik kullanımının, 16. Yüzyıl’a kadar gecikmesine neden olmuştur. İlk bilinen elektrik makinesi sayılabilecek buluş, 1672’de Guericke’nin geliştirdiği sürtünme yoluyla elektrik üreten üreteçtir.
* Makale Dr. İrfan Şenlik tarafından güncellenerek düzenlenmiştir.
Merinos Santral Binası Enerji Müzesi 2016 Aralık • Sayı-459
Genelde bütün ilk dönem çalışmaları “statik elektrik” üzerinedir. Özelikle insanın Ortaçağ karanlığından kurtularak aydınlanma ve özgürleşme dönemine girmesiyle, her alanda olduğu gibi elektrik alanında da artık buluşlar arka arkaya birbirini izleyecektir.
1733’te Fransız Charles Du Fay’in (+) ve (-) yükleri keşfetmesinin ardından elektrikle ilgili buluşlar teorik ve pratik alanlarda hızlanmaya başlar.
1794’te İtalyan Fizikçi Alessandro Volta, çinko ve gümüş plakalar arasına tuz karışımlı sıvı koyarak elektrik akımı elde eder.
1800’de Volta’nın tasarımı geliştirilerek ilk ticari piller üretilir.
1831’de Faraday (İngiltere) ve Henry (ABD), elektromanyetik indiksiyonu bulup, ilk elektrik jeneratörü ve motorunu icat ederler.
1832’de Pixi (Fransa), elle sürülen 1 magnet, 2 sarım, dönen magneti bulur; bir yıl sonra 1833’te Saxton (İngiltere), Pixi’nin buluşunu perçinler.
1834’te Clavhe (İngiltere) elle sürülen magnetoların ilk ticari üretimini yapar.
1851’de Millword (İngiltere) bir başka makine (muhtemelen buhar makinesi) ile sürülen magnet imal eder.
1851’de Heinrich Ruhmkorff, çift kat sarımlı indüksiyon bobinini bulur. Bu buluş transformatörün gelişimine önderlik etmiştir.
1863’te Holmes (İngiltere), dinamo-elektrik makinesine patent alır.
Elektrikle aydınlatmanın ilk belirtileri 19. Yüzyıl’ın ortalarına doğru başlar. 1840’larda pillerin de geliştirilmesi ile ilk lamba yapma girişimleri ortaya çıkar. Bu alanda ilk patent 1841’de, ikincisi de 1845’te alınır. Bu buluşların kullanılır hale gelip ticari nitelik kazanması ise 1870’leri bulur ve sonrasında artık potansiyel bir piyasa oluşuyor. 1873’te elektrik enerjisinin enerji iletim hatları ile iletilebileceği ispat ediliyor.
İlk bilinen Avrupa sistemi lamba olan Jablochkoff kandili, Paris’teki bir Rus ordu mensubu olan Paul Jablochkoff’a ait.
1876 yılında ilk merkezi güç istasyonu (iki fırçalı dinamo) San Francisco’da hizmete giriyor ve bu güç kaynağı 22 lambaya akım veriyor.
1879’da Edison karbon flamanlı ilk lambayı buluyor ve patent başvurusunda bulunuyor.
1880’de ilk genel kapalı yer aydınlatması Glasgow Postanesi’nde gerçekleştiriliyor.
1882’de dünyanın ilk merkezi güç üretim tesisi doğru akım (DC) güç sistemli The Pearl Street Station New York’ta Edison tarafından açılır.
1882’de Wisconsin’de ilk hidroelektrik santralının açılışı yapılır.
1883’de Nikola Tesla, Tesla bobinini bulur. Bu, elektriğin gerilimini dönüştürebilecek ve uzak mesafelere iletmeyi kolaylaştıracak bir transformatör olup Tesla’nın alternatif akım projesinin önemli bir ayağıdır.
1887’de Nikola Tesla, alternatif akım jeneratörünü icat eder. Böylece elektrik enerjisi uzun mesafelere kolaylıkla iletilebilir hale gelir.
1900’lerin başlarından itibaren büyük şirketlerin işe el atmaları ve elektriğin aydınlatmada kullanımının başlamasıyla, elektrik gücü artık tam anlamıyla ticaret konusu olmaya başlar.
Bursa’da Elektriğin 1906’da Başlayan Öyküsü
Avrupa ve Amerika’da uzun yıllar süren bir gelişim süreci sonunda kullanılabilir hale gelen elektrik enerjisinin üretimine, Bursa’da ilk olarak 1906’larda girişilmiştir.
Bursa’da elektrikle aydınlatma sisteminin tesisi ve tramvay işletilmesine ait bir imtiyaz 24 Haziran 1906 tarihli sözleşme esasına göre 28 Haziran 1906 tarihinde, 75 yıl süreyle Bursa Belediyesi’ne verilmiştir. Sözleşme gereği, belediye imtiyaz tarihinden itibaren 28 ay içinde ya doğrudan doğruya bir şirket kurarak elektrikle aydınlatmayı sağlayacak ya da sahip olduğu imtiyazı bir “anonim şirket”e devredecekti. Sonuç olarak belediye, gerekçeleri açıkça bilinmeyen bir nedenle sahip olduğu bu imtiyazı, birtakım kayıt ve koşullara bağlı olarak İşkodra eşrafından Mehmet Ali Ağa isminde birisine vermiştir. Bu şahısla Nafia Nezareti (Bayındırlık Bakanlığı) arasında 28 Temmuz 1906 tarihinde bir mukavele imzalanmıştır. Bilinmeyen ve belgelenemeyen bir başka nedenle bu imtiyaz devri ya uygun bulunmamış ya da hayata geçirilememiştir.
Daha sonra Bursa Belediyesi, gerek ilan vermek suretiyle gerek doğrudan yapılan başvuruları değerlendirme yoluyla, sahip olduğu imtiyazı uygun bir şirkete devredebilmek için
Sözleşme gereğince, 19 Mayıs 1916 tarihinde Cilimboz Köprüsü dolayında bir yerde, kömürle çalışan bir buharlı makinenin döndürdüğü 110 voltluk bir dinamo ile şehrin aydınlatılması için ilk çalışmalar başlatılmıştır.
çalışmalar yapmıştır. Bu süreçte, daha önceden “Bursa Elektrik Şirketi” adıyla kurulmuş bulunan firma uygun görülerek, Murahhas Aza Mösyö Kosta Lode’ye 4 Mart 1911 tarihinde devir işlemi yapılmış ve sözleşme imzalanmıştır. Ancak bu sözleşme de yine ülke gerçeklerine ve çıkarlarına uygun bulunmadığı gerekçesiyle bir süre sonra Nafia Nezareti’nce iptal edilmiştir.
Daha sonra Galata İnayet Hanı’nda oturan Oripidi Mavromatis Efendi adında bir şahıs imtiyazın devrine talip olmuş, belediye ile görüşme sonucu 12 Temmuz 1913 tarihli sözleşme ile imtiyaz hakkı bu şahsa devredilmiş; sözleşme tarihinden itibaren 28 ay içinde Bursa elektrik tesisatının plan ve projelerinin hazırlanarak Nafia Nezâreti’ne sunulacağı belirtilmiştir. Bu arada süreç içinde karşılaşılan güçlükler, çeşitli aşamalardan geçilmesi ve yapılan değişiklikler dolayısıyla, öngörülen süre içinde bir şirket kurulamamış ve işletmeye geçilememiş olması göz önünde bulundurularak, 20 Haziran 1914 tarihli Padişah iradesi ile imtiyaz süresinin iki yıl daha uzatılması kararlaştırılmıştır.
Bursa Belediyesi ile Mavromatis Efendi arasında bağıtlanan sözleşmede, imtiyaz hakkı devredilmiş bulunan çekme (tramvay) ve aydınlatma hizmetleri için gerekli olan elektrik gücünün üretiminde şehir içindeki akarsulardan yararlanabilme izni de verilmiştir. Bu akarsuların başlıcaları Yenice, Nilüfer, Aras, Deliçay olup; İznik Gölü de yararlanılabilecek kaynak olarak yer almıştır. Bu akarsulardan yararlanma hakkı tanınmış olmasına karşın, yüklenici dilerse hizmetler için gerekli olan elektrik gücünü kömür, havagazı, petrol gibi yakıtlardan da elde edebilecektir.
Ne var ki, daha sonra Nafia Nezareti’nce yapılan inceleme sonucu, akarsular arasında İznik Gölü ile Nilüfer Çayı’nın da bulunması bazı teknik nedenlerden dolayı sakıncalı görülerek bu iki su kaynağı ile ilgili kullanım hakkının kaldırılması yoluna gidilmiş ve anlaşmaya varılmış olmalı ki, 30 Temmuz 1914 tarihinde Mavromatis Efendi tarafından Nafia Nezareti’ne, bu iki su kaynağından (Nilüfer Deresi, İznik Gölü) feragat ettiğini belirten bir başvuru yapılmıştır. Bu anlaşma da sağlanınca, bu kişinin imtiyazı devrettiği “Bursa Osmanlı Anonim Elektrik Şirketi”nin Müdürü Mösyö Şarl Marşal Bursa’ya gelerek fabrika ve depo arsaları satın almıştır.
Bu arada Birinci Dünya Savaşı çıktığından boğazlar kapanmış, Avrupa ile ulaşım kesilmiştir. Bu durum karşısında şirketin savaş sonuna kadar sözleşmenin uzatılmasına ilişkin istemi uygun bulunarak, Nafia Nezareti’nce imtiyaz hakkının, süre tayin edilmeksizin Avrupa yolu açılana dek ertelenmesine karar verilmiştir.
Ancak daha sonra, savaşın sona ermesi beklenmeksizin 19 Mart 1916 tarihinde, Belediye tarafından şirketin Vekili Mavromatis Efendi’ye noter kanalıyla, “derhal işe başlanmadığı takdirde sözleşmenin feshedileceği” ihbarı yapılmıştır. Buna karşılık şirketin Fransız avukatları, savaşın devam ettiğini ve yatırım için finansman sağlaması beklenen “Periye” Bankası’nın da bu yatırıma ilgisini sona erdirdiğini bildirmiştir. Bu durum nedeniyle sözleşme karşılıklı olarak feshedilmiştir.
İlk Elektrik Motorları ve İlk Şebeke
Savaş nedeniyle baş gösteren petrol buhranı, belediyenin büyük zorluklarla gerçekleştirmeye çalıştığı şehir aydınlatmasını olanaksız hale getirmiştir. Bunun üzerine Belediye Meclisi 3 Nisan 1916 tarihinde şehrin elektrikle aydınlatıl-
ması işini görüşmek üzere bir kez daha toplanmış ve aldığı bir kararla bu konuda uzman olarak kabul ettiği Elektrik Mühendisi Refik Bey’i davet ederek onunla bir sözleşme yapmıştır. Sözleşme gereğince, 19 Mayıs 1916 tarihinde Cilimboz Köprüsü dolayında bir yerde, kömürle çalışan bir buharlı makinenin döndürdüğü 110 voltluk bir dinamo ile şehrin aydınlatılması için ilk çalışmalar başlatılmıştır. Ancak çalışmalar ilerleyince, tesisin kurulduğu bölge ile şehrin uç yerleşim bölgeleri olan Çekirge ile Emirsultan arasındaki mesafenin uzak oluşu yüzünden, bu gerilim seviyesindeki bir dinamo ile aydınlatmanın yapılamayacağı ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine heykeldeki valilik binalarının bulunduğu yere yakın bir noktaya ikinci bir buhar makinesi kurularak, dağıtım iki noktadan yapılmaya çalışılmıştır. Şehir aydınlatması 1921 yılı Kasım ayına kadar bu şekilde devam etmiştir. Ancak sistem yeterli olmayınca, belediye yeni bir girişimde bulunmuş ve 13 Kasım 1921 tarihinde Yani, Sideris ve Sivastopulos adlarındaki kişilerle, sahip oldukları buz fabrikasında üretilecek elektriği şehre dağıtmak için sözleşme imzalamıştır. Sözleşmeye göre fabrika içindeki motor, dinamo ve gerekli tesisatın yapımı bu kişilere ait olacak; fabrikayı şehre bağlayacak enerji nakil hatları belediye tarafından tesis edilecektir. Belediye bu sözleşme kapsamında, 40 bin kilovat saat (kWh) gücünde elektrik tüketimini taahhüt ediyordu. Bu sınıra kadar tüketilecek elektriğin kWh’ne 19 kuruş ödenecektir. Eğer tüketim bu sınırın üstüne çıkacak olursa, kWh başına ödenecek miktar 17 kuruş olacaktır. Düzenlenen bu sözleşme 7 Mart 1926 tarihine kadar devam etmiştir.
Cumhuriyet’le Birlikte Yeniden Başlamak Savaşın sona ermesinin ardından, 1906 yılı Haziran ayından itibaren çeşitli aşamalardan geçen ve sonuç olarak belediye kararı ile tekrar feshedilmiş bulunan “Bursa Osmanlı Elektrik Şirketi”nin imtiyaz hakkı yeniden gündeme gelmiştir. Şirket yetkililerinden Mösyö Kostan Lode, yeniden belediyeye başvuruda bulunarak, savaş dolayısıyla başarılı olamadıklarını, eski sözleşmenin bazı maddeleri yeni şartlara göre değiştirilecek olursa derhal işe başlayacaklarını belirtmiştir.
Başvuru hükümetçe incelenmiş ve 23 Haziran 1924 tarihinde sözleşmenin esasında ve eklerinde bazı değişiklikler yapılmak sureliyle yeni bir uzlaşma metni imzalanmıştır. Bu uzlaşmadan sonra şirketin adı “Bursa Cer, Tenvir ve Kuvve-i Muharrikiye-i Elektrikiye Türk Anonim Şirketi” olarak değiştirilerek tescil edilmiştir. Şirket 17 Şubat 1924 tarihinde fiilen işe başlayarak bir elektrik santralı tesis etmiştir. Muradiye İstasyonu’na yakın bir yerde inşa edilen betonarme fabrika binası (TEDAŞ’ın restore ettirdiği eski bina), biri “elektrik gücü üretim merkezi”, diğeri “tramvay depoları”, üçüncüsü de “tamirhane” olmak üzere üç kısmı kapsamakta idi. Santral; ikisi 500 beygir gücü (BG), biri 200 BG büyüklüğünde, İtalyan “Franko Tozo” Şirketi’nin dizel motorlarıyla döndürülen ve her biri kendi güçlerine uygun Fransız “Fiu-Lil” Fabrikası’nın alternatörleriyle donatılmıştır. Alternatörlerin her biri üçer fazlı ve dakikada 50 devirli olup, 5500 volt elektrik üretmekte idi. Üretilen elektrik, şartname gereği şehrin çeşitli mahallelerinde yapılan 12 adet trafo merkezinden yeraltı kablolarıyla taşınmış ve buralarda 190 ve 110 volta düşürülerek tüketiciye verilmiştir. Şirket aynı zamanda tramvay imtiyazına da sahip bulunmaktaydı. Belirlenen tramvay güzergâhlarının dördü zorunlu ve beşi gerektiğinde yapılmak üzere dokuz hattan oluşması düşünülmüş ancak gerçekleştirilememiştir. Tramvay inşaatı hariç olmak üzere, şirket tarafından elektrik motorları, şebeke ve trafo binaları yapımı için 600 bin liradan fazla masraf yapılmıştır.
Çağdaş Döneme Geçiş 18 Haziran 1939 tarihli Bursa Gazetesi’nde yer verilen habere göre, “Bursa Cer, Tenvir ve Kuvve-i Muharrikiye-i Elektrikiye Türk Anonim Şirketi”, Nafia Vekaleti’nce 585 milyon 414 bin 824 liraya satın alındı. Belediye ile şirket arasında var olan 121 bin 919 liralık pürüzlü hesap da tasfiye edilince Bursa Belediyesi, sonuç olarak 707 bin 915 liraya şirketin tüm mal varlığını devraldı. İhtiyaç duyulan finansman, borçlanma yoluyla Belediyeler Bankası’ndan 15 yıl vade ile sağlandı. Böylece Bursa’daki elektrik üretim ve dağıtım tesisleri 1939 yılında kamulaştırılmış oldu.
Bursa’nın giderek büyümesi sonucu sistem yetersiz kalınca, 1938’de Atatürk’ün işletmeye açtığı “Merinos” Fabrikası’nın kendi iç ihtiyacını karşılayan 3.15 MVA gücünde iki türbinli jeneratör grubuna 1953’te iki dizel jeneratör grubu daha ilave ederek, toplam güç 6.3 MVA’ya çıkartıldı. Bursa’nın elektrik ihtiyacı 1973 yılına gelinceye kadar, “puant saatlerde (en fazla elektrik tüketilen saatler)” Merinos’un jeneratörleri de devreye alınmak suretiyle karşılandı.
Fransız şirketi taralından kurulan ilk santral 1970’li yılların başlarına değin korundu. 1973’te dinamo ve motorları sökülerek Kastamonu Erciş’te yararlanılmak üzere götürüldü.
Elektrik enerjisi ihtiyacı süratle artınca, artık daha yüksek gerilimlerde çalışma zorunluluğu ortaya çıktı ve 25 Ekim 1956 tarihinde 154/34.5 kV’luk güçte o zamanki adıyla “Etibank Kuzeybatı Anadolu Elektrik İstihsal ve Tevzi Müessesesi Transformatör İstasyonu” oluşturuldu. Bugünkü adı 1 No.’lu Trafo Merkezi (TM) olup, bu da Paşalar TM’den gelen 154 kV’luk iletim hattı ile ulusal elektrik sistemine bağlanmıştır.
Ayrıca Bursa İli’nde küçük su santralları da kuruldu. Bunlara, İnegöl/Cerrah (1950), Mustafakemalpaşa/Muradiyesarnıç (1952) ve İznik/Dereköy (1954) hidroelektrik santralları örnek gösterilebilir. Bu santrallar günümüzde de üretime devam etmektedir.
Bursa’nın nüfus artışı ve sanayileşmesindeki gelişmeler sonucu elektrik enerjisi ihtiyacında da önemli artışlar oldu. Bu ihtiyacı karşılamak amacıyla 154 kV’luk Sanayi TM’nin sahası genişletildi ve “Bursa Sanayi” adıyla 380/154/34.5 kV’luk (600 MVA) gücünde bir trafo merkezi tesis edildi. Soma ve Tunçbilek termik santrallarının, Adapazarı 380 TM aracılığıyla bağlanması ile, 1983 yılı başlarında Bursa İli 380 kV’luk ulusal elektrik sistemine dahil edildi.
Tüketimin Türkiye ortalamasının üzerinde olması ve hızla yükselişi nedeni ile sonraki yıllarda ikinci bir 380 kV’luk trafo tesisi gündeme geldi. 1994 yılında işletmeye giren 154 kV Bursa IV (Demirtaş) TM’nin yanına, TEAŞ Genel Müdürlüğü’nce 1993’te planlanan ve büyük tartışmalara neden olan “1400 MW Bursa Doğalgaz Çevrim Santralı’nın Ovaakça’ya kurulması kesinleşti. Bunun üzerine Demirtaş’ta kurulması düşünülen 380 TM’den vazgeçildi; bu trafo merkezinin bir bölümü 1998 yılı Aralık ayında işletmeye alınan Doğalgaz Çevrim Santralı’nın içine alındı.
Güncel Durum
Günümüzde toplam 38 adet elektrik enerji santralı bulunan Bursa’nın elektrik santralı kurulu gücü 2 bin 795 MW olup, bu santralların türlerine göre dağılımı Tablo-1’de verilmiştir.
Tablo-1 Bursa’da Kurulu Elektrik Santralı Türleri ve Güçleri
Santral Türü Doğalgaz Kömür Hidrolik Rüzgar Biyogaz Güneş Diğer TOPLAM
Kurulu Güç (MW) 2.327,07 210,00 179,82 50,00 18,05 1,19 9,00 2.795,13
Tablo-2 Bursa’da Üretim Yapan Elektrik Santralları
Sıra Santral Adı
Ovvakça Doğalgaz Santralı
Doğalgaz Termik Santralı
Bosen Doğalgaz Santralı
Orhaneli Termik Santralı
Uluabat HES
Zorlu Enerji Doğalgaz Santralı
Harmanlık RES
Devecikonağı Barajı ve HES
Egemen HES
10 RB Karesi Kojenerasyon Santralı
11 İnegöl Doğalgaz Santralı
12 Akbaşlar Doğalgaz Santralı
13 Boğazköy Barajı ve HES
14 Hamitler Çöplüğü Biyogaz Santralı
15 Bursa Çimento Atık Isı Enerji Tesisi
16 Küçükçalık Doğalgaz Santralı
17 Akdere HES
18 Suluköy HES
19 Trakya Yenişehir Cam Atık Isı Santralı
20 Özdilek Bursa Kojenerasyon Tesisi
21 Gözede 2 HES
22 Teksmak Makine Kojenerasyon Santralı
23 Gözede HES
24 Mustafakemalpaşa Suuçtu HES
25 Karacabey Biyogaz Tesisi
26 Oylat HES
27 Bursa Acıbadem Hastanesi Santralı
28 Hilton Hampton Otel Kojenerasyon Tesisi
29 Burkay Tekstil Kojenerasyon Santralı
30 Bursa Derhan Tekstil Doğalgaz Santralı
31 Altınsu Tekstil Doğalgaz Enerji Santralı
32 İnegöl Cerrah HES
33 Beybi Plastik Bursa Güneş Enerjisi Santralı
34 İznik Dereköy HES
35 Özlüce Atıksu Arıtma Güneş Santralı
36 Cargill Tarım Bursa Bioenerji Santralı
37 Gürsu Belediyesi Güneş Enerji Santralı
38 İnegöl Mediha-Hayri Çelik Fen Lisesi Güneş Santralı
Türü Doğalgaz Doğalgaz Doğalgaz Linyit Hidroelektrik Doğalgaz Rüzgar Hidroelektrik Hidroelektrik Doğalgaz Doğalgaz Doğalgaz Hidroelektrik Biyogaz Atık Isı Doğalgaz Hidroelektrik Hidroelektrik Atık Isı Doğalgaz Hidroelektrik Doğalgaz Hidroelektrik Hidroelektrik Biyogaz Hidroelektrik Doğalgaz Doğalgaz Doğalgaz Doğalgaz Doğalgaz Hidroelektrik Güneş Hidroelektrik Güneş Biyogaz Güneş Güneş
Firma EÜAŞ Bis Enerji Bosen Enerji Çelikler Enerji Akenerji Zorlu Enerji Borusan EnBW Enerji Bükköy Madencilik Zaf Grup RB Karesi Sanko Akbaş Enerji Burgüç ITC Katı Atık Enerji Bursa Çimento Küçükçalık Tekstil Afe Elektrik Üretim Du Elektrik Üretim Trakya Yenişehir Cam Özdilek Tekstil Temsa Elektrik Üretim Teksmak Makine Temsa Elektrik Üretim Kent Solar Elektrik Sütaş Süt Enfaş Enerji Etken Elektrik Üretim Acıbadem Sağlık Hilton Hampton Otel Burkay Tekstil Derhan Tekstil Altınsu Tekstil Enerji Kent Solar Elektrik Beybi Plastik Kent Solar Elektrik Büyükşehir Belediyesi Cargill Tarım Gürsu Belediyesi Mediha-Hayri Çelik Fen Lisesi
Güç (MW) 1.432,00 486,00 264,00 210,00 100,00 90,00 50,00 23,00 20,00 13,00 11,00 10,00 10,00 9,80 9,00 8,00 7,48 6,92 6,00 4,30 4,00 2,68 2,40 2,30 2,13 1,90 1,29 1,29 1,19 1,19 1,19 1,18 0,85 0,72 0,22 0,12 0,093 0,023
Bugün ulusal elektrik sistemine katkı sağlayan Bursa’daki santrallar yıllık yaklaşık 8 bin 260 Gigavat saat (GWh) elektrik üretimi yapmakta olup, bu santrallar Tablo-2’de verilmiştir.
2. İletim Tesis ve İşletme Grup Müdürlüğü verilerine göre 2 bin 795 MW kurulu gücün Bursa’da iletimi için 380 kV, 277 bin 839 m ve 154 kV, 731 bin 754 m olmak üzere toplam 1 milyon 9 bin 593 m enerji iletim hattı kullanılmaktadır.
Bursa’nın elektrik enerjisi ihtiyacı, toplam 44 adet 154/34.5 kV 3625 MVA kurulu güçteki trafo merkezlerinden karşılanmaktadır. TEDAŞ’ın 2014 yılı verilerine göre ilde 18 bin 581 km havai, 2 bin 432 km yeraltı olmak üzere toplam 21 bin 13 km dağıtım hattı ve 1 milyon 426 bin 342 elektrik abonesi vardır. Bu abonelerin tarife gruplarına göre dağılımı ve net tüketimi Tablo-3’de verilmiştir.
Bursa’nın yıllık elektrik enerjisi tüketimi 9.6 milyar kwh’dir. Bu tüketimin yüzde 60’ı sanayinindir. İldeki toplam tüketim Türkiye üretiminin yüzde 3.6’sı dolayında olup, kentte hala önemli oranda 6.3 kV eski şebeke kullanılmakta ve kayıp-kaçak oranı yüzde 5.5 oranında bulunmaktadır.
Tablo-3 Abonelerin Tarife Gruplarına Göre Dağılımı ve Net Tüketimi
Tarife Grupları
Mesken Ticaret ve Kamu Hizmeti Sanayi Tarımsal Sulama Aydınlatma Diğer TOPLAM
Abone Sayısı
1.147.090 258.628 4.177 8.846 6.961 640
1.426.342
Net Tüketim (MWh) 1.649.403 1.965.144 5.816.763 59.866 124.023 16.298 9.631.496
Kaynaklar
1. 1927 Bursa vilâyeti sâlnâmesi. (1927). Bursa Vilâyet Matba’ası. 2. 1927-1928 Türkiye Cumhuriyeti devlet sâlnâmesi. Matba’aMüdîriyyet-i Umûmîyyesi 3. http://www.elektrikrehberiniz.com/author/admin/ 4. www.emo.org.tr/ekler/ 5. www.teias2bursa.gov.tr
6. www.uedas.com.tr
7. http://www.enerjiatlasi.com/
“SELAM OLSUN TÜRKİYE’NİN AYDINLIK GELECEĞİNE”
Ülkemiz bilim ve demokrasi tarihine önemli katkıları bulunan Hocaların Hocası Güney Gönenç’in bu yıl yokluğunun beşinci yılı.
İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Mühendisliği Bölümü’nden 1955 yılında mezun olan ve 1963 yılında ODTÜ’de öğretim üyesi olarak göreve başlayan Güney Gönenç, ABD’de yüksek lisansını, İngiltere’de doktorasını tamamladı. 1983 yılında 1 yıllık sürgün hayatının ardında 12 Eylül Askeri Darbesi ile çıkartılan 1402 sayılı Yasa’ya dayanarak görevine son verildi. Güney Gönenç’in bu dönemde yaşadıkları ve tanıklıkları bugün içinden geçmekte olduğumuz ve giderek daha da koyulaşan karanlığa karşı mücadeleye ışık tutuyor. Faşizm ortamının insanların hayatlarında nasıl yıkıcı bir etki yarattığını ve aydınlık geleceğin taşıyıcısı olan beyinlerin nasıl örselendiğini göstermesi açısından Gönenç’in anlatıları ibret verici. Ne acıdır ki ülkemiz 36 yıl sonra aynı şeyleri daha baskıcı ve yoğun yaşıyor. FETÖ ve 15 Temmuz Darbe Girişimi ile ilgisi olmayan demokrat ve yurtsever öğretim üyeleri görevlerinden uzaklaştırılıyor.
Kendisi de 1402’liklerden olan demokrasi ve insan hakları savunucusu Harita Mühendisi Dr. Haldun Özen’in “Entellektüelin Dramı 12 Eylül’ün Cadı Kazanı” kitabında Güney Gönenç’in de tanıklığına başvuruluyor. Özen’in kitabından Gönenç’in kendi sözleriyle aktardığı 12 Eylül mücadelesine, dergimizin bu sayısında O’nun anısına yer veriyoruz.
Dergimizin 1963 yılında Yayın Kurulu Üyeliği’ni ve 1964 yılında Yazı İşleri Müdürlüğü’nü de üstlenen Gönenç, bilimsel çalışmalarının yanında örgütlü ve siyasi mücadeleye katkılar koymuş unutulmaz bir isim. Barış Derneği Onur Kurulu Üyeliği yapan Gönenç, çeşitli derneklerin yanı sıra Türkiye İşçi Partisi Üyesi olarak da önemli çalışmalarda yer aldı. EMO’da 1963-1964 yıllarında Yönetim Kurulu Üyesi ve 1961 yılında EMO İstanbul Şubesi’nin kurucularından olan Güney Gönenç, EMO Onur Kurulu’nda da çeşitli dönemlerde görev yaptı.
Güney Gönenç Hocamız, umudunu hiç yitirmeden, gelecek güzel günler için ömrü boyunca sürdürdüğü çabalarından ve mücadelesinden vazgeçmedi. Yatağa bağımlı olarak geçirdiği en zor günlerinde bile “Karanlık Günlerin Şarkısı”nı söylemeye devam etti. O, 3 Aralık 2011 tarihinde aramızdan ayrıldı, ama gerek bilimsel çalışmalarıyla, gerek yetiştirdiği öğrencileriyle, gerekse ödünsüz duruşu, insanlığa olan inancı ve katkılarıyla ardında derin izler bıraktı.
İlk kitabının adını “Hep Aranızda Olacağım” koymuştu. Biliyoruz ki, o şimdi de burada, aramızda. Ve boşuna yaşamadığı hayatının bıraktığı izlerle hep aramızda olacak…
Hocamızı çok sevdiği ve ömrünü adadığı sloganı ile anıyoruz: “Selam Olsun Türkiye’nin Aydınlık Geleceğine!”
1402’likler “1402” ile Tanışıyor*
- Sürgün nasıl gündeme geldi? Neler oldu? Çok ilginçtir, iki faşist kafalı adam, biri Ankara Üniversitesi’nden (AÜ), öteki ODTÜ’den; AÜ’lü ODTÜ’ye, ODTÜ’lüsü AÜ’ye rektör olarak atandı. ODTÜ Rektörü Sayın Mehmet Gönlübol, yeni YÖK Yasası’ndaki (mealen) “Rektör, öğretim üyelerini üniversitenin uygun gördüğü birimlerinde görevlendirebilir” maddesi uyarınca hareket etti. Gaziantep, ODTÜ’nün bir fakültesiydi. Gaziantep Elektrik Bölümü ihtiyaç göstermiş, talepte bulunmuş: (tahminen söylüyorum, doğru olmayabilir, ama genelinde doğru) “İki bilim dalında hoca eksiğimiz var, bu eksiğin Ankara’dan giderilmesini isteriz” diye... Bu bilim dalları (tahminen, ama mealen doğru) elektrik makineleri ve enerji sistemleri... Ve Sayın Rektör’ün yazısı şöyleydi:
“Gaziantep’ten gelen talep üzerine Güney Gönenç ve Yurdakul Ceyhun’un Gaziantep Kampusumuzda geçici görevle görevlendirilmesine…”
Oysa ben bilgisayar, Y. Ceyhun ise devreler-sistemler bilim dalında idik. Yani, hani hepimizin bildiği masal: Evet, su aşağı doğru akıyor ama ben seni yine de yiyeceğim... Elbet
bu, istifa edelim diyeydi... Nitekim Y. Ceyhun istifa etti. Ben gittim. Şimdi tam anımsayamıyorum, 11-12 hoca vardı, bunların tam yarısı takunyalı ya da “ülkücü”, geri kalan yarısı kendi halinde, çalışkan, düzgün, Atatürkçü, laik hocalardı. Doğalıkla benim gidişim dengeleri etkiledi.
Bölüm başkanı Atatürkçü, çalışkan, efendi adamdı; Ankara’dan öğrencimizdi, İngiltere’de lazer konusunda kitabı yayımlanmış, değerli bir bilim adamıydı. “Biz elektrik makineleri ve enerji sistemleri dalında hoca istemiştik, oysa sizi gönderdiler” dediler, yani bana ihtiyaç yoktu... Benim için yeni ders kondu programa: Sayısal Çözümleme... Ayrıca Mantık Devreleri de verecektim... Bölümde bana “sürgün” muamelesi yapmadılar, tersine beni el üstünde tuttular. Ama fakültenin genelinde sağcılar acayip egemendi... Örneğin akşam olunca toplu zikir törenlerine gidiliyordu... Bunu da herkes biliyordu. Lojmanlarda kalan hocalar hangi gazeteleri istediklerini belirterek sabah o gazetenin gelmesini sağlıyorlardı. Bütün hocalar içinde Cumhuriyet’i isteyen bir (evet, tek, bir) kişi vardı!
* Haldun Özen, Entellektüelin Dramı 12 Eylül’ün Cadı Kazanı içinde “1402’likler ‘1402’ ile Tanışıyor”, İmge Kitabevi, 1. Baskı, Mart 2002, s.77.
Bu, ben değildim; ben, her gün 5-6 kilometre yolu servis otobüsleri saatlerini yakalayıp giderek kente inip gazeteyi bakkaldan almayı “tercih” ediyordum ve bir saat sonraki servisle okula dönüyordum.
O günlerde Nazif de (Tepedelenlioğlu) Elazığ Üniversitesi’nde görevliydi. Onun oraya sürülmesinin öyküsü ciltler tutar... Ben, yukarda belirttiğim gibi YÖK Yasası kullanılarak sürülmüştüm. Oysa Nazif, bambaşka bir “muamele”ye tabi tutuldu. “Muamele” şuydu: Nazif “kura” ile Elazığ’a atandı. Yani öyle dendi, öyle açıklandı. Elazığ’a ODTÜ Elektrik Bölümü’nden bir tek kişi gönderilecekti, ad çekiminin Nazif’in adı çıkana kadar sürdürüldüğü o günlerin kulaktan kulağa yayılan bilgileri arasındaydı. Nazif de istifa etmedi, Elazığ’a gitti. Sonra -tam anımsayamıyorum, ya aynı gün, ya bir iki gün arayla- ikimiz de 1402’lik olduk.
Nazif, Ankara-ODTÜ’de Bölüm Başkanı iken bölüm içi bir uygulama başlatmıştı; öğretim üyelerinin kendilerini ve verdikleri dersleri öğrenci gözüyle değerlendirebilmeleri için yarıyıl sonunda anket yapma uygulaması. Anketin sonuçlarını yalnızca ilgili öğretim üyesi (sonradan bir de bölüm başkanı) görebiliyor, anketten çıkan genel istatistik sonuçlar ise tüm hocaların bilgisine sunuluyordu. Başlangıçta bu anketi isteyen hoca yapıyordu, sonradan bölüm çapında genişletildi. Derken Mühendislik Fakültesi’nin bütün bölümlerinde uygulanmaya konuldu. Bugün rektörlük kanalıyla ve tüm üniversitede yapılıyor. Bu ankette 20-25 soru var; dersin içeriği, yararlı olup olmadığı, sınavların niteliği, verilen notların hakça olup olmadığı, hocanın derse ilgisi, öğrenciye yaklaşımı, konuya egemenliği gibi konularda. Ben Gaziantep’e sürüldüğümde orada da benzer bir anket uygulaması yapılıyordu. Yarıyılın sonunda bir sandığa öğrenciler anketleri atıyorlar, bunları bölüm başkanı evine götürüp değerlendiriyor ve her öğretim üyesine şu bilgileri veriyordu: -Diyelim- “derse ilgi” konusunda, sizin puanınız (10 üzerinden) 7.50; bu konuda bölümün 4’üncü sırasındasınız. Bu sonuçlar gelip de biz yakın arkadaş hocalar “Falanca konuda ben 3’üncü olmuşum, sen kaçıncı olmuşsun?” muhabbetleri yürütürken bölüm başkanına Ankara’dan rektörlükten bir yazı gelmiş; “Ekteki ihbar yazısı dolayısıyla hakkınızda tahkikat açılmış olup tahkikatın yürütülmesine profesör falanca ile profesör filanca memur edilmişlerdir, bilginize...” gibilerden. Ekteki yazıda ise bölümün bir öğretim üyesi bölüm başkanının bu anketi bölümde anarşiyi körüklemek, anarşist öğrencileri teşvik etmek amacıyla düzenlemekte olduğunu iddia (ihbar?) ediyor, buna kanıt olarak da Gaziantep’e Ankara’dan gönderilmiş bulunan komünist Öğretim Üyesi Güney Gönenç’in ankette en yüksek puanı almış olmasını gösteriyordu. (Böylece ben de hem ankette aldığım dereceyi, hem de siyasal kimliğimi öğrenmiş oldum) Bu tahkikatın sonucu ne oldu, tam bilemiyorum. Soruşturma heyeti gelmeden önce ben görevden atılıp Ankara’ya döndüm, bölüm başkanı “İllallah” deyip istifa etti. (Bu değerli hocamız o günlerden bu yana bir Uzak Doğu üniversitesinde dekan ya da rektör olarak görev yapıyor) İhbarcı hoca da Ankara’da bir üniversitede bölüm başkanı oldu.
- Görevden alma günlerini nasıl anımsıyorsunuz?
1402 ile öğretim yaşamından çıkartıldığımda -arada kesintiler olsa da- 28 yıldır o yaşamın içindeydim. O nedenle olsa gerek, son dersimi verirken gözlerimin yaşarmasını engelleyemediğimi belirtmeliyim. Hocalıktan nasıl olsa atılacağımı tahmin ettiğimden, bari emeklilik hakkını kazanayım diye çok uğraştım, bunu da başardım! Çoğu öğretim üyesi arkadaşım 25 yıl koşulunu sağlayamadan (ve yasadaki “bir daha kamu hizmetlerinde çalıştırılamazlar” hükmünden dolayı bunu sağlama olanağı da ellerinden -sonsuza dek- alınmış olarak)
atıldıkları için Emekli Sandığı’ndan emekli olma hakkını hepten kaybetmişlerdi, bu hakkı onlar ancak bir işyerinde işçi olarak çalışıp emekli olarak kazanabildiler. (Böylece emekli ikramiyesini de otomatik olarak kaybetmiş oluyorlardı) Ben onlardan biraz daha yaşlıydım. Yurtdışında doktora yaparken geçirdiğim süreyi (yasanın bunu sağlayan bir maddesi gereğince) borçlanıp saydırarak kıl payıyla emeklilik hakkını kazandım. Şunu da ekleyeyim ki emeklilik hakkımı kazanmamı ben İngilizce-Türkçe Redhouse Sözlüğü’ne borçluyum! Yurtdışında doktora yaptığımı belgelemek için Emekli Sandığı’na bir yakınım tarafından verilen dilekçenin ekindeki doktora diplomamda (bir İngiltere üniversitesinden) bana verilen unvan “Philosophia Doctoris”=Ph.D. olarak belirtiliyordu. Emekli Sandığı -sağolsun- buna itiraz etmiş: “Bu adam Elektrik Mühendisliği Bölümü’nde hoca imiş, ama felsefe doktorası yapmış... Bu sayılmaz” demiş. Oysa dilekçenin ekinde ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü’nün “Bize bağlı öğretim üyesi iken İngiltere’de doktora yapmıştır” yazısı var. Bu, elbet şu demek: Ben ODTÜ Elektrik Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi olduğum sürede İngiltere’de felsefe doktorası yapmışsam demek ki bölümüm bu doktorayı beğenmiş, geçerli saymış ki benim görevimi buna göre sürdürmüş. Öyleyse Emekli Sandığı’nın buna karşı çıkma hakkı olabilir mi? Kaldı ki ben felsefe doktorası yapmadım (keşke bunu yapabilecek yetenekte olsaydım). Bunun çözümünü o yakınım gerçekleştiriyor: Redhouse’un 723. sayfasında ‘Ph.D.=Doctor of Philosophy=doktorluk payesi’ yazılı. Evet, ben bu sayfanın fotokopisi sayesinde emeklilik hakkımı kazandım! Görevden alınma günleri... Görevden resmen 5 Mayıs 1983 günü alındım. İki gün önce Ankara’dan bir yakın arkadaşım telefon edip “Güney, bu pazartesi senin işin tamam” demişti. Pazartesi sabahı erkenden bölümdeydim, bilgisayar teknisyeni arkadaşlara beş-on boş ambalaj kutusu getirmelerini rica ettim. Hizmetliler de geldi, kitaplarımı o paketlere doldurmaya başladık. Saat 9 oldu. Emeklilik yasasını bilmiyordum; atılırsam emeklilik hakkımı belki kaybederim düşüncesiyle “Emekliliğimi talep ediyorum” diye bir dilekçe yazdım, hademeyle gönderdim, kayıt numarası da alarak geldi. Saat 11 dolayında Sayın Dekan geldi, “bir daha kamu hizmetinde çalıştırılmamak” kaydıyla görevime son verildiğini bana tebliğ etti. Buna ilişkin evrakın fotokopisini istedim, “Veremem” dedi. Ben de tebellüğ ettiğim emri el yazımla yazarak kopya ettim. Yazının sonunda “ve elinden ODTÜ hüviyeti alınarak…” diye bir ibare vardı (evet, aynen böyle yazıyordu!) Öğretim Üyesi hüviyetini de verdim. Onon beş gün sonra Ankara’da Emekli Sandığı’nda işlemleri izlerken Gaziantep’te verdiğim dilekçeyi gördüm dosyada. Dilekçeye -bir namussuzluk anıtı olarak- “Görevine son verildiği kendisine tebellüğ edildikten sonra bu dilekçeyi vermiştir” şerhi düşülmüş ve imzalanmıştı Antep’teki en yetkili kişi tarafından.
ELEKTRİK
İSTATİSTİKLERİ
ELEKTRİK ALANINDA YENİ YAYIMLANAN MEVZUAT
RESMİ GAZETE RESMİ GAZETE KURUM KONU
TARİH
SAYI
03.08.2016
29790
GENEL AYDINLATMA
AÇIKLAMA
Genel Aydınlatma Giderlerine İlişkin Olarak İlbank Tarafından Yapılacak Kesintiler
04.08.2016
29791
Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
09.08.2016
29796
ENER.TEMİNİ
TETAŞ Tarafından Yerli Kömür Yakıtlı Elektrik Üretim Santrallarını İşleten Özel Şirketlerden Elektrik Enerjisi Teminine İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Karar
24.08.2016
29811
PİYASA İŞLETİM Piyasa İşletim Gelir Tavanının Karşılanması İçin Uygulanacak Bedel
GELİRİ
ve Komisyonlar hakkında
10.09.2016
29827
EPDK RES
Rüzgar Enerjisine Dayalı Önlisans Başvuruları hakkında
22.09.2016
29835
TETAŞ ANA STATÜ
Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt Anonim Şirketi Ana Statüsü
30.09.2016
29843
HİZMET BEDELİ 2016 Yılı 4. Çeyreği için Primer Frekans Kontrol Birim Hizmet Bedeli hakkında
01.10.2016
29844
01.01.2016 Tarihinden İtibaren Uygulanacak Olan Tüketici Tarifeleri
04.10.2016
29847
İLETİM EK ÜCRETİ
İletim Ek Ücreti hakkında
09.10.2016
29852
Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları Yönetmeliği
EPDK DUY
Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliği Uyarınca Uzlaştırma Hesaplarında Kullanılacak Profillerin Belirlenmesine İlişkin Usul ve Esaslar
Elektrik Piyasası Tüketici Hizmetleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Karapınar Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) Yurtiçinde Üretim Karşılığı Tahsisi (YÜKT) Yarışma İlanı
Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Elektrik Piyasası Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
Elektrik Piyasası Lisanssız Elektrik Üretimine İlişkin Yönetmeliğin Uygulanmasına Dair Tebliğde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ
Dağıtım Lisansı Sahibi Tüzel Kişiler ve Görevli Tedarik Şirketlerinin (Çok Zamanlı) Tarife Uygulamalarına İlişkin Usul ve Esaslar hakkında
Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Belgelendirilmesi ve Desteklenmesine İlişkin Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
30.10.2016
29873
Elektrik Piyasası Dengeleme ve Uzlaştırma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik
08.11.2016
29882
Rüzgar Kaynağına Dayalı Elektrik Üretimi Başvurularının Teknik Değerlendirilmesi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik
11.11.2016
29885
Karapınar Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) Yurtiçinde Üretim Karşılığı Tahsisi (YÜKT) Yarışma İlanında Düzeltme
KİTA
Hazırlayan: Necla Dulkadiroğlu
P TANITIMI Elektrik Mühendisleri Odası yayını olan kitaplara elektronik ortamda; http://kitap.emo.org.tr adresinden ya da EMO Yayın Birimi’nden ulaşabilirsiniz.
A TİPİ MUAYENE KURULUŞU VE PERSONEL BELGELENDİRME KURULUŞU SORULAR VE YANITLAR
Hazırlayan: EMO Yayımlayan: EMO Yayın No: GY/2016/564 ISBN: 978-605-01-0903-0 Baskı: 1. Baskı, Ankara Eylül 2016
EMO, “A Tipi Muayene Kuruluşu ve Personel Belgelendirme Kuruluşu Sorular Yanıtlar” kitapçığı hazırladı.
45. Olağan Genel Kurulu’nda alınan A Tipi Muayene Kuruluşu ve Personel Belgelendirme Kuruluşu olma kararı doğrultusunda çalışmalarını sürdüren EMO, konuyla ilgili soru işaretlerini gidermek amacıyla en çok yöneltilen 13 soru ve yanıtlarını bir kitapçıkta topladı. EMO’nun günün ihtiyaçlarına uygun olarak meslek alanının düzenlenmesi ve korunması amacıyla bu yapılanmaya gittiği belirtilen kitapçıkta, “Muayene ve personel belgelendirme kuruluşu kararı kamu yararı, ülke, meslek ve meslektaş yararı gözetilerek alınan ideolojik ve politik bir karardır” değerlendirmesi yapılıyor.
Kitapçığın “A Tipi Muayene Kuruluşu” başlığı altındaki ilk bölümünde; “Akreditasyon Nedir, A Tipi Muayene Kuruluşları Nedir, EMO A Tipi Muayene Kuruluşu Üyelere Rakip mi Olacak, EMO Şirket mi Kuruyor, Holding mi Olacak, EMO Para Kazanmak İçin mi A Tipi Muayene Kuruluşu Olacak, A Tipi Muayene Kuruluşu Kararı İdeolojik-Politik Bir Karar mı, EMO’nun A Tipi Muayene Kuruluşu Olması Hizmet Kapsamındaki Konular Hakkında Söylemlerini, Basın Açıklamalarını Etkiler mi, A Tipi Muayene Kuruluşu ve Personel Belgelendirme Mevzuatı Ne Zaman Yürürlüğe Girdi?” sorularına yanıt veriliyor.
“Personel Belgelendirme” başlığı altında kaleme alınan ikinci bölümde de; “EMO Belgelendirme Kapsamında Hangi Belgeleri Düzenleyecek, EMO Belgelendirme Faaliyetleri İçin Ayrı Bir Eğitim mi Düzenleyecek, Belgelendirme Eğitimleri Üniversite Eğitimini mi Tamamlayacak, Personel Belgelendirme Kuruluşu Hangi İhtiyaçtan Doğdu, ETKB’nin PUS Belgesi Düzenlemesiyle EMO’nun PBK Kararı Aynı İçerikte mi?” soruları ayrıntılı olarak yanıtlanıyor.
Kitapçığa elektronik ortamda, http://kitap.emo.org.tr adresinden ulaşabilir veya EMO Yayın Birimi’nden edinebilirsiniz.
ELEKTRİK-ELEKTRONİKBİYOMEDİKAL MÜHENDİSLİĞİ HİZMETLERİ EN AZ ÜCRET TANIMLARI 2017
Hazırlayan: EMO Yayımlayan: EMO Yayın No: TY/2016/567 ISBN No: 978-605-01-0917-7 Baskı: 1. Baskı, Ankara
“Elektrik-Elektronik-Biyomedikal Mühendisliği Hizmetleri En Az Ücret Tanımları 2017” kitabı yayımlandı. EMO meslek alanlarına ilişkin güncellenmiş yönetmelikler, sözleşmeler, raporlar, belgeler ve en az ücret tanımlarının yer aldığı kitap kaynak niteliği taşıyor.
Kitabın ilk bölümünde, elektrik-elektronik ve biyomedikal mühendislerinin faaliyet alanlarına ilişkin yönetmelikler yer alıyor. İkinci bölümde “Sözleşmeler”, üçüncü bölümde de “Tip Ölçüm ve Muayene Raporları” sunulu-
yor. Kitabın dördüncü bölümünde, “En Az Ücretlerin Belirlenmesi ve Uygulama Esasları”, beşinci bölümde “Yapı Sınıfları” altıncı bölümde de “Bölgesel Azaltma Katsayıları” yer alıyor.
“2017 Yılı En Az Ücret Tanımları” başlıklı yedinci bölümde, çeşitli hizmetlere ilişkin uygulanacak ücretler çizelgelerle aktarılıyor. Bu bölümde “Yapı İçi Elektrik Tesisatı Mühendislik Hizmetleri ve Asgari Ücretleri, Ayrı Çizilen Kuvvetli Akım Projeleri, İşyeri Ruhsat Projeleri, 36 kV Enerji Nakil Hatları ve Trafo Merkezleri Projeleri, Yerleşim Alanları AG Dağıtım ve Aydınlatma Projeleri, Test ve Ölçüm Hizmetleri, Elektrik Dağıtım Kuruluşları Tarafından Yaptırılan Proje ve Diğer Hizmetler, Elektrik İletim Kuruluşu ve Üretim Şirketleri Tarafından Yaptırılan ENH ve TM Etüt ve Projeleri, Elektrik Enerji Üretim Santralları Elektrik Projeleri, Ayrı Yapılan Zayıf Akım Projeleri, Jeneratör Uygulama Projeleri, Diğer Projeler ve Hizmetler” için en az ücretler yer alıyor.
Elektrik-Elektronik-Biyomedikal Mühendisliği Hizmetleri En Az Ücret Tanımları 2017 kitabına; http://kitap.emo. org.tr/ adresinden ya da EMO Yayın Birimi’nden ulaşabilirsiniz.
GÖZETİM TOPLUMU: PANOPTİKON
Derleyen: Barış Çoban, Bora Ataman Yayımlayan: EMO İstanbul Şube Yayın No: GY/2016/562 ISBN No: 978-605-01-0901-6 Baskı: Ege Basım, İstanbul, Ekim 2016
Gelişen yeni teknolojiler insanların iletişimini artırırken, diğer yandan bu iletişimin izlenmesi ve denetlenmesine yönelik uygulamalar kaygıları da beraberinde getiriyor. EMO İstanbul Şubesi tarafından basılan Barış Çoban ve Bora Ataman tarafından hazırlanan “Gözetim Toplumu: Panoptikon” kitabı, korku toplumu yaratılan ülkemizde iletişim olanakları ve yeni teknolojilerin nasıl insanların özgürlüklerine müdahale ettiğini gözler önüne seriyor. Diğer taraftan karşı mücadeleye ilişkin önemli ipuçları sunuyor.
Kitap, Ali Ergur, Sevgi Kesim Güven, Bora Ataman-Barış Çoban, Görkem Kutluer, Ahmet A. Sabancı ve Yasin Özel-Şevket Uyanık tarafından kaleme alınan 6 makaleden oluşuyor.
EMO İstanbul Şube 40. Dönem Yönetim Kurulu imzalı önsözde kitaba da adını veren Panoptikon kavramının doğuşu şöyle anlatılıyor:
“…1785 yılında Mimar Samuel Bentham’dan bir yapı tasarlaması istendi. Tasarımı Samuel Bentham’a, içinde yer alacak sistemleri temellendiren düşüncelerin de kardeşi Jeremy Bentham’a ait bu yapı Panoptikon adıyla anıldı. Panoptikon’un en önemli özelliği çok sayıda insanın gözetim altında tutulmasını amaçlamasıydı. Michael Foucault, 1975 yılında yazdığı ‘Hapishanenin Doğuşu’ adlı kitabında Panoptikon’u bir iktidar metaforu olarak kullanır. Merkezinden bütün hücrelerin rahatlıkla görüldüğü, ama gözetleyen gardiyanların hiçbir zaman hiçbir noktadan görünmediği asimetrik, tek yönlü bir gözetleme sistemi…”
Galatasaray Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Ergur, kitaba, “Finans Kapitalizmin İçselleştirilmiş Mantığı Olarak Gözetim” adlı makalesiyle katkı koymuş. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Sevgi Kesim Güven ise “Gözetimin Toplumsal Meşruiyeti” konusunu sorguluyor. Doğuş Üniversitesi İletişim Bilimleri Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Barış Çoban ve Doç. Dr. Bora Ataman, iletişim olanaklarının karşıt bir mücadeleyi örgütlemesi üzerinde durarak, “Alternatif Medya ve Anti-Gözetim” konusunu ele alıyor. Giresun Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.
Dr. Görkem Kutluer “Panoptisizm ve Sanat” başlığı altında sanatın direnişini örneklendiriyor. Yazar, Araştırmacı ve Dijital Aktivist Ahmet A. Sabancı “Dijital Gözetime Karşı Savunma Rehberleri, Neden İhtiyacımız Var? Nasıl Daha İyi Kullanılabilirler?” başlığı altında insanlara yeni teknolojileri kullanırken nasıl korunabileceklerine ilişkin ipuçlarını sergiliyor. Yasin Özel ve Şevket Uyanık ise “Karakutu Bir Bilgi Sızdırma Platformu” yazısıyla kitapta yer alıyor. Karakutu Projesi, “Karakutu bilgi sızdırma arayüzü olarak SecureDrop isimli özgür projeyi kullanan bir şeffaflaştırma projesidir” diye tanımlanıyor.
“Gözetim Toplumu: Panoptikon” kitabına, EMO İstanbul Şubesi’nden ya da elektronik ortamda http://kitap.emo. org.tr/ adresinden ulaşabilirsiniz.
YÜKSEK YAPILARDA ELEKTRİK VE MEKANİK SERVİS KILAVUZU, TASARIM VE KESTİRİMLER
Yazarı: A. K. Mittal Çeviren: Korhan Gerçek, Aydın Bodur Hazırlayan: Aydın Bodur Yayımlayan: Elektrik Mühendisleri Odası Yayın No: GY/2013/549 ISBN No: 978-605-01-0910-8 Baskı: Ankara Ekim 2016, Elektronik Baskı
EMO; Hintli Mühendis A. K. Mittal’ın “Yüksek Yapılarda Elektrik ve Mekanik Servis Kılavuzu, Tasarım ve Kestirimler” adlı kitabını Türkçeye çevirterek, e-kitap olarak yayımladı.
Hindistan Bayındırlık ve İmar Dairesi Elektrik ve Mekanik projelerden sorumlu Başmühendisi A. K. Mittal’ın yazdığı, asıl adı “Electrical and Mechanical Services in Highrise Building: Design and Estimation Manual” olan kitap, yüksek binalara yönelik dünyada yayınlanan tek kitap olma özelliği taşıyor. Kitapta, yüksek binalarda elektrik ve mekanik servislerin gerektirdiği tasarımcı mühendislere dönük kavramlar irdelenirken, “yeşil bina” için gerekli temeller de paylaşılıyor. Kitapta, daha etkin enerji kullanan, kullanıcı ve çevre dostu binaların enerji gereklilikleri, güvenlik yönü, bakım koşulları ve yeterli alan ihtiyaçlarına dair bilgiler aktarılıyor.
EMO’nun 43. Dönem çalışmaları içinde, 2013 yılında telifini aldığı ancak yayın hazırlıkları yeni tamamlanabilen kitabın sunuş yazısında 43. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, mühendislik eğitimi sırasında oldukça kuvvetli teorik dersler alan öğrencilerin, pratik uygulamalarda yetersiz kaldıklarına işaret ediyor. Sürekli eğitim ve yaşam boyu öğrenimin önemine dikkat çeken Göltaş, bilim, teknoloji ve mühendislik uygulama alanlarındaki hızlı gelişimin, üretim süreçlerindeki mevcut bileşenlerin kendilerini sürekli yenilemeleri ve geliştirmelerini zorunlu kıldığını vurguluyor.
Meslek içi eğitimleri düzenlerken, yayın konusundaki eksikleri saptadıklarını, yabancı dilde birçok kaynak bulunurken, Türkçe kaynak sıkıntısı çekildiğini anlatan Göltaş, bu ihtiyacı karşılamak amacıyla tercüme ve telif eserlerin EMO’nun gündemine alındığını kaydediyor.
EMO’nun bu kapsamda yayımladığı Yüksek Yapılarda Elektrik ve Mekanik Servis Kılavuzu, Tasarım ve Kestirimler kitabı 12 bölümden oluşuyor. Bu bölümler “Başlangıç Giderlerinin Tahmini: Önkeşif, Elektrik ve Mekanik Hizmetler İçin Alan Gereksinimi, Isı Yükü Hesabı, Kanal Boyutlarının Hesabı, Soğuk Su Sisteminin Tasarımı, Soğutma Makinasının Seçimi, Yangın Uyarı Sistemi, Otomatik Fıskiye Sistemi, Asansör Tasarımı: Önemli Unsurlar
ve Trafik Sınırlaması, Trafo, Elektrik Dağıtım Sistemi ve Kablolama, Elektrik Jeneratörü” olarak sıralanıyor.
Toplam 310 sayfa olan kitap elektronik ortamda, http:// kitap.emo.org.tr/ adresinden edinilebilir.
EEMKON 2015 MÜHENDİSLİK EĞİTİMİ SEMPOZYUMU BİLDİRİLER KİTABI
Hazırlayan: EMO İstanbul Şube Yayımlayan: EMO İstanbul Şube Yayın No: SK/2016/566 ISBN: 978-605-01-0913-9 Baskı: 1. Baskı, İstanbul, Kasım 2016
EMO İstanbul Şubesi tarafından 19-21 Kasım 2015 tarihleri arasında Elektrik Elektronik Mühendisliği Kongresi (EEMKON-2015) kapsamında gerçekleştirilen etkinliklerden birisi olan Mühendislik Eğitimi Sempozyumu bildiriler kitabı yayımlandı. Kitapta, mühendislik eğitimindeki sorunlar, üniversite-sanayi ilişkileri, akreditasyon ve teknik yayın dili gibi birçok konu ele alınıyor.
Kitabın ilk bölümünde, “Eğitimde Akreditasyon” panelinden; MÜDEK’ten Engin Arıkan, EMO’dan Orhan Örücü ve Emre Metin ile Boğaziçi Üniversitesi’nden Gaye Yılmaz’ın görüşleri aktarılıyor.
“Mühendislik Eğitimindeki Sorunlar” başlıklı ikinci oturum kapsamında; Haliç Üniversitesi’nden Yrd. Doç Dr. Figen Özen; Şişecam’dan Dr. Levent Kılıç; Piri Reis Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mehmet Tahir Özden, Yrd. Doç. Erkul Başaran, Uzman Ergin Şahin; Mersin Üniversitesi’nden Doç. Dr. Mehmet Zile’nin sunumlarını okuyabilirsiniz. Ayrıca İdea Teknoloji Anonim Şirketi’nden Özcan Kamışlı’nın konuyla ilgili ek bildirisi de okuyucuya aktarılıyor.
“Üniversite-Sanayi İlişkileri” Oturumu kapsamında; Uran Tiryakioğlu (ENTES), Oğuz Çitçi (ERA) ve Dr. Hayrettin Karcı’nın (TEGEV) sunumları yer alıyor.
“Elektrik Mühendisliğinde Unvan Sorunları”nın ele alındığı oturumda; 19 Mayıs Üniversitesi’nden Prof. Dr. Güven Önbilgin, EMO’dan Sırdaş Karaboğa ve Karadeniz Teknik Üniversitesi’nden Prof. Dr. İsmail Hakkı Altaş’ın değerlendirmeleri paylaşılıyor.
“Mühendislik Eğitiminde Devlet Üniversiteleri, Vakıf Üniversiteleri, Teknoloji Fakülteleri” başlıklı beşinci oturumda da; İstanbul Kültür Üniversitesi’nden Prof. Dr. Oruç Bilgiç; TUYAD’dan Prof. Dr. B. Koray Tunçalp, Öğretim Görevlisi Lütfi Bilgiç; Çukurova Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hamit Serbest ve Doğuş Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Aslı Vatansever’in sunumları yer alıyor.
“Mühendislik Eğitiminin Durumu” başlıklı panel kapsamında; EMO’dan Yrd. Doç. Dr. İrfan Şenlik; İTÜ’den Prof. Dr. Duran Leblebici ve Prof. Dr. Mithat İdemen’in sunumlarını okuyabilirsiniz.
Kitap, “Mühendis-Öğrenci Buluşması ve Mühendislik Öğrencileri” konulu panel ve ardından düzenlenen forum ile devam ediyor. Panelde, Ahmet Tarık Uzunkaya (ENTES); Erhan Kaya (SCHNEİDER ELECTRİC); Berrin Çelik (BORUSAN) ve Prof. Dr. Ahmet L. Orkan’ın (EKOS Group) görüşleri paylaşılıyor.
Kitapta yer alan “Eğitim ve Teknik Yayın Dili” konulu son oturum kapsamında da, 19 Mayıs Üniversitesi’nden Prof. Dr. Güven Önbilgin; Boğaziçi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Bülent Sankur ve İTÜ’den Prof. Dr. Ahmet Dervişoğlu’nun sunumları aktarılıyor.
Toplam 231 sayfadan oluşan kitaba, EMO İstanbul Şubesi yayın biriminden ya da http://kitap.emo.org.tr/ adresinden ulaşabilirsiniz.
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI 45. DÖNEM KURULLARI
EMO YÖNETIM KURULU
HÜSEYİN YEŞİL
BAŞKAN YRD. BAHADIR ACAR
HÜSEYİN ÖNDER
İBRAHİM AKSÖZ
YUSUF GÜNDOĞAN
KADİR ÖZKAN
KÜBÜLAY ÖZBEK
EMO ONUR KURULU
EMO DENETLEME KURULU
NAZMİYE RAHİME TİĞREK GİYASİ GÜNGÖR
İRFAN ŞENLİK
MUSA TAŞ
TMMOB YÖNETIM KURULU ÜYESİ CENGİZ GÖLTAŞ
SUAT YILMAZ
ERDAL ARSLAN
İSA GÜNGÖR ERHAN KARAÇAY
AHMET YILMAZ BARIŞ ÇORUH
TMMOB YÜKSEK ONUR KURULU ÜYESİ YUSUF BOZKURT
AHMET TURAN AYDEMİR NACİ BASMACI
TMMOB DENETLEME KURULU ÜYESİ MUSTAFA ASIM RASAN
ADANA BAŞKAN YAZMAN SAYMAN BAŞKAN YARDIMCISI Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MEHMET MAK İLHAN YILDIRIM İBRAHİM EFDAL ÇİÇEKDEMİR DERYA OLPAK KADEŞ BİLAL TANBUROĞLU TURGAY KÖKTEN MEHMET ÇAĞRI ÇETİNER ALİ ERASLAN ŞÜKRÜ SARIMSAKCI MEVLÜT BULGUR
DİYARBAKIR BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MEHMET ORAK NEVAL ŞİMŞEK MEHMET CEYLAN ALİCAN ÇETİNKAYA ARMANC EŞİN MEHMET TANRIKULU VAHDETTİN YETKİN MEHMET VEYSİ ÇEVRİM YUSUF KEMAL IŞIK MEHMET GARİP AY
KOCAELİ
AHMET SÖZEN
BAŞKAN YARDIMCISI EMRULLAH ÇEVİRME
KAMİL ERBAY
ÇİĞDEM GÜNDOĞAN TÜRKER
Yönetim Kurulu Üyesi YASİN ARIKAN
Yönetim Kurulu Üyesi KAZİM POLAT
Yönetim Kurulu Üyesi MUSTAFA AYDIN
ANKARA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
FATİH KAYMAKÇIOĞLU ŞAKİR AYDOĞAN ALAATTİN ALİ YOLCU GÖKHAN HÜZMELİ ŞULE ARSLAN ONUR KOÇAK BARÇA GÜNEY İBRAHİM SARAL SADRETTİN EREN ATİLA DEMİRCİ
ESKİŞEHİR BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MERSİN
ENDER KELLECİ
CUMHUR BURAK ÇIRAKOĞLU YAZMAN
ONUR OLUKLULU
ALKAN ULUKOCA
ZELİHA AZİRET
AYKUT KADİR KOZANDAĞI Yönetim Kurulu Üyesi
İRFAN SATIR
MAHMUT UĞUR KOLCA
FERHAT TABAK
SEYFETTİN ATAR ALKAN ALKAYA HASİP SELÇUK İSMAİL ALKAYA HANİFİ YAYICI AHMET SERT UMUT TEMİZKAN SAFFET ÖZDEMİR CANER DOĞRU VEYSEL BAYSAL
ANTALYA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
İLHAN METİN ŞABAN TAT ÇİĞDEM IŞIKYÜREK MURAT SÖNMEZ FERHAT YAMAK ÖZLEM TEMEL BIYIKLI EROL YALÇIN ERTUĞRUL GAZİ ÜNAL SUAT KAŞ TARIK ATAKUL
GAZİANTEP BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
İSLİM ARIKAN MUZAFFER ÖZTURAN MUSTAFA ÇELİKKOL BÜLENT DAŞOLUK HALİL İRFAN TUZCU BÜNYAMİN SAĞLAM KEMAL TANKUT HALİL UĞUR KALENDER KORKMAZ MEMİK DEMİR
MEHMET ÖZDAĞ
BAŞKAN YARDIMCISI ADNAN KORKMAZ
MURAT KARDAŞ
TARIK TARHAN
Yönetim Kurulu Üyesi ERCAN İŞCİ
Yönetim Kurulu Üyesi TAMER BİLAL
Yönetim Kurulu Üyesi İBRAHİM DENİZ SAYGILI
ALİ KOÇ
HASAN KABLAN
GÜL GÜNEŞ HÜLYA YALIN
BURSA BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
REMZİ ÇINAR TUNÇ ALADAĞLI AYTAÇ SEVİM BURAK ÖZGEN SEDAT GÖKMENOĞLU OSMAN AYKUT BAŞKAN MUTLU YILMAZ SABİHA CESUR HALİL İBRAHİM BAKAR KEMAL RODOPLU
İSTANBUL BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
HÜSEYİN ERGUN DOĞRU
TUĞÇE ÇAKIRCA EKŞİOĞLU YAZMAN
HASAN ECE
DAĞISTAN BEKİROĞLU
TAYFUN İŞBİLEN
OĞULCAN GÜLDEREN
MEHMET ÇAĞDAŞ
GANİ AKSU
GÖKHAN SERDAR ÖZCANLAR ŞUBE DENETÇİSİ
HASAN KARAL HALİL İBRAHİM OKUMUŞ ADEM YARDIM EMRE AKYÜZ HÜSEYİN KARASOY TUNCAY DEĞERMENCİ ÖZER ÖZTÜRK VOLKAN ÇOLAK MURAT GÜNAYDIN MUHAMMET BAKİ
DENİZLİ
BÜLENT PALA
BAŞKAN YARDIMCISI EYLEM ÖLMEZOĞLU POYRAZ
ARİF DÖNMEZ
FATİH MARDİNOĞLU
Yönetim Kurulu Üyesi BURCU CEREN SARIOĞLU
Yönetim Kurulu Üyesi MUSTAFA DEVECİ
Yönetim Kurulu Üyesi MAHMUT KAYA
HAKAN ETHEM DEMİRHAN
ŞUBE DENETÇİSİ-YEDEK ERDEM DURMAZ
ŞUBE DENETÇİSİ-YEDEK TURAY VOLKAN AYANOĞLU
İZMİR BAŞKAN BAŞKAN YARDIMCISI YAZMAN SAYMAN Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi Yönetim Kurulu Üyesi ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ ŞUBE DENETÇİSİ
MAHİR ULUTAŞ MÜKREMİN ZÜLKADİROĞLU MURAT KOCAMAN HASAN ŞAHİN CEVAT ŞAHİN MEHMET GÜZEL SEMRA YAMİŞ ALİ FUAT ÖZBAY AHMET ÖZTÜRK HÜRRİYET ŞİMŞEK
ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI ŞUBELERİ
ADANA ŞUBE
ADRES: Reşatbey Mah. Cumhuriyet Cd. No: 35/C Asmakat Asmakat Seyhan-Adana TELEFON: +90 322 4583838 FAKS: +90 322 4582450 GSM: +90 533 7228001 E-POSTA: [email protected]
ANKARA ŞUBE
ADRES: Ihlamur Sokak No: 10/1 Kızılay Çankaya- Ankara TELEFON: +90 312 2314474 FAKS: +90 312 2321088 GSM: +90 530 7730937 GSM: +90 530 7730938 E-POSTA: [email protected]
ANTALYA ŞUBE
ADRES: Meltem Mah. 3. Cd. 3808 Sk. No: 20 Antalya TELEFON: +90 242 2376045 FAKS: +90 242 2376047 GSM: +90 530 7730944 GSM: +90 530 7730943 E-POSTA: [email protected]
BURSA ŞUBE
ADRES: Bursa Akademik Odalar Birliği Yerleşkesi (BAOB) Odunluk Mah. Akademi Cad. No: 8 16040 Merkez-Bursa TELEFON: +90 224 4511212 FAKS: +90 224 4519899 E-POSTA: [email protected]
DENİZLİ ŞUBE
ADRES: Atatürk Blv İn-Ba İş Mrk. K6 No: 32 Denizli TELEFON: +90 258 2425555 FAKS: +90 258 2418832 E-POSTA: [email protected]
DİYARBAKIR ŞUBE
ADRES: Aliemiri 4. Sokak Müge 6 Apartmanı Kat:1 No: 2 Yenişehir-Diyarbakır TELEFON: +90 412 2284620 GSM: +90 530 7730942 E-POSTA: [email protected]
ESKİŞEHİR ŞUBE
ADRES: İstiklal Mah. Şair Fuzuli Cad. Özkal İşm. No:36 K:2 D:1 Odunpazarı-Eskişehir TELEFON: +90 222 2319447 FAKS: +90 222 2319447 GSM: +90 530 7730947 GSM: +90 541 2319447 E-POSTA: [email protected]
GAZİANTEP ŞUBE
ADRES: Emek Mah. 19019 Sk. No: 34/B Şehitkamil-Gaziantep TELEFON: +90 342 3219080 FAKS: +90 342 3229977 GSM: +90 533 5713550 E-POSTA: [email protected]
İSTANBUL ŞUBE
ADRES: Ergenekon Mah. Cumhuriyet Cad. Adlı Han 173/3 Harbiye 34367 Şişli-İstanbul TELEFON: +90 212 2591150 FAKS: +90 212 2583655 GSM: +90 530 7730925 GSM: +90 530 7730926 E-POSTA: [email protected]
İZMİR ŞUBE
ADRES: 1337 Sk. No: 16 Kat:8 Ashan Çankaya-İzmir TELEFON: +90 232 4893435 FAKS: +90 232 4454949 GSM: +90 530 7730952 GSM: +90 530 7730953 E-POSTA: [email protected]
KOCAELİ ŞUBE
ADRES: Ömerağa Mah. Naci Girginsoy Sk. No: 15/3-4 İzmit-Kocaeli TELEFON: +90 262 3254122 FAKS: +90 262 3245456 GSM: +90 530 7730954 GSM: +90 530 7730955 E-POSTA: [email protected]
MERSİN ŞUBE
ADRES: Limonluk Mah. 2417 Sk. No: 5 Yenişehir-Mersin TELEFON: +90 324 3276871 FAKS: +90 324 3276873 GSM: +90 530 7730956 E-POSTA: [email protected]
SAMSUN ŞUBE
ADRES: Bahçelievler Mah. Gazanhan Sokak No: 6 Kat: 2-3 Samsun TELEFON: +90 362 2311977 FAKS: +90 362 2315131 E-POSTA: [email protected]
TRABZON ŞUBE
ADRES: İskenderpaşa Mah. Bayraktarlar İş Merkezi Kat:3 No: 64 Trabzon TELEFON:+90 462 3221395 FAKS:+90 462 3265092 E-POSTA: [email protected]
Temsilcilik Adı
Şubesi
Temsilci ve Yardımcıları
Adıyaman Temsilciliği Afyon İl Temsilciliği Ağrı Temsilciliği Akhisar İlçe Temsilciliği Aksaray İl Temsilciliği Akşehir İlçe Temsilciliği Alanya Temsilciliği Alaşehir İlçe Temsilciliği Aliağa İlçe Temsilciliği Amasya Temsilciliği Anamur Temsilciliği Artvin Temsilciliği
Gaziantep Ankara Diyarbakır İzmir Ankara Ankara Antalya İzmir İzmir Samsun Mersin Trabzon
Mustafa Murat Ertürk, Derya Demir, Vahap Yıldırım, Mustafa Öztürk, Rıza Durmuş Çetin İnce, Cihan Şahin Mahmut Özhan, Çağlar Kılıç, Ferhat Özkan Çapar, Hamit Sönmez, Muhammed Onur Polat Sedat Özcan Faruk Bozkurt, Ramazan Koçak, Volkan Yüksel, Yılmaz Öngün Cihan Demiral, Taner Somuncu, Mustafa Aykut Başoğlu Umut Mirioğlu, Ali Aras Akif Çınar, Hüseyin Cahit Kılınç Murat Kuzumoğlu, Ferhat Lek Metin Ahsen Durusoy Ufuk Katık, Ahmet Onur Kırılmaz, İbrahim Çağdaş Arıcı Ahmet Faruk Açıkgöz, Fatih Yaşar
Aydın İl Temsilciliği Ayvalık Temsilciliği Bakırköy Temsilciliği Balıkesir Temsilciliği Bandırma Temsilciliği Bartın Temsilciliği Batman Temsilciliği Bayburt Temsilciliği Bergama İlçe Temsilciliği Biga Temsilciliği Bilecik Temsilciliği Bitlis Temsilciliği
İzmir Bursa İstanbul Bursa Bursa Kocaeli Diyarbakır Trabzon İzmir Bursa Eskişehir Diyarbakır
Haluk Demirci, Halil Yorgalı, Orhan Arslan, Salih Eğerci, Ergün Evran Mesut Nail Akın, Erol Kınık Rasim Doğan, Yüksel Mengünoğul, Reşat Murat Görgü, Ziya Torun Mehmet Nazmi Kacar, Selçuk Savaş, Mehmet Faik Şenergin, Yahya Tosun, Özer Doğmuş Murat Yazıcı, Nergis Güney, Mutlu Onganar, Melike Dönmez, Tayfun Tutar Mahmut Demirok, Necmettin Samancıoğlu, Mustafa Dinçer, Cahit Bilal İbrahim Yıldız, Seyithan Kaya, Çidem Cansağ, Bilal Altunç, Fırat Altun Ozan Özkan, Fatih Korkusuz, İsmail Kelleci Nadir Gergin, Ali Bayram Serkan Yılmaz, Selin Nehir Suat Zafer Meriçelli, Erdem Gedik Umut Selçin, Abdullah Aktaş, Mehmet Sakin Yılmaz
Bodrum Temsilciliği Bolu Temsilciliği Burdur Temsilciliği Çanakkale Temsilciliği Çankırı İl Temsilciliği Çerkezköy Temsilciliği Çorlu Temsilciliği Çorum Temsilciliği Didim İlçe Temsilciliği Düzce Temsilciliği Edirne Temsilciliği Edremit Temsilciliği Elazığ Temsilciliği Elbistan Temsilciliği Ereğli İlçe Temsilciliği Erzincan İl Temsilciliği Erzurum İl Temsilciliği Fethiye Temsilciliği Finike Temsilciliği Gebze Temsilciliği Gemlik Temsilciliği Giresun Temsilciliği Gölcük Temsilciliği Gümüşhane Temsilciliği Hakkari Temsilciliği Hatay Temsilciliği Iğdır Temsilciliği Isparta Temsilciliği İnegöl Temsilciliği İskenderun Temsilciliği Kadıköy Temsilciliği Kahramanmaraş Temsilciliği
Denizli Kocaeli Antalya Bursa Ankara İstanbul İstanbul Samsun İzmir Kocaeli İstanbul Bursa Diyarbakır Gaziantep Ankara Ankara Ankara Denizli Antalya Kocaeli Bursa Trabzon Kocaeli Trabzon Diyarbakır Adana Trabzon Antalya Bursa Adana İstanbul Gaziantep
Karabük Temsilciliği
İsmail Sever, Hikmet Arslanparçası, Tanın Sanlı, Mehmet Ali Timurhan, Temel Özenmiş İsmail Doğandor, Erman Esentepe, Murat Armutcu Mehmet Çığrı, Meltem Güler Erkan Güçyetmez, Görkem Arslan, Yücel Yaşar, Ali Rıza Sağcan, Mehmet Köşkeroğlu İsmail Ulutaş Ahmet Çuhadaroğlu, Erol Çetinkaya, Cemal Demir, Zafer Tokuç Muharrem Okur, Doğan Turgut, Seyit Ahmet Bak, İsmail Bul, Adnan Haluk Erkan Aydın Taşkın Nuran Aslan, Yakup Erkan Erol Topuz, Hakan Çelik, Okan Eren Kuru, Ahmet Serdar Erdem, Abdurrahman Güneş Tarık Etker, İsmail Arda, Özgür Mercanlı Veysel Çağlar, Işık Çoban Selçuk Albayrak, Mehmet Emir Abdurrahman Şakalar, Turgut Taşolar, Hüseyin Bayır Ali Turhan, İsmail Yalçın Ayhan Uytun, Recep Karakoç, Ümit Aykan Namiye Sınırkaya, Emre Doğan, Halil Yalçınkaya, Ömer Yaşa Veli Önver, Sermet Mustafa Ünel, Muzaffer Lük, Damla Olgun Doğan Yıldırım, Ramazan Oktay Veysel Suludere, Murat Korkmaz, Murat Çiftçi, Mehmet Cüneyt Tüfekçioğlu, Pınar Demir Aziz Cem Erbakan, Fatih Ulamış, Mustafa Öztürk, İsmail Hakkı Carus Tacettin Özkılıç, Beytullah Özbayram Hayri Saral, Recep Vasfi Sıvış, Gürcan Deniz Hakan Bilgiç Adem Çatal, Özgen Canan, Hamdullah Temel, Evren Taş Ali Doran, Hasan Horoz, Mustafa Temiz, Cem Hüzmeli, Adnan Orukoğlu İbrahim Akkuş Güner Merdan, Melahat İnci Alay, Yavuz Büyükbayram Doğan Temizkan, Sinan Özen, Metin Balaban Ahmet Bülent Bozdoğan, Kenan Sapmaz, Cemil Reyhaniye, İlter Tellioğlu Recep Cem Erkanlı, Mahmut Serhat Demirhan, Saadet Nuruilah Güleç, Nermin Verdi Kartal Bahattin Uylukçu, Bünyamin Sağlam, Mustafa Şekkeli, Kalender Korkmaz, Ahmet Serdar Yılmaz Mehmet Erol, Ahmet Bürümcek, Sadık Ketenci
Temsilcilik Adresi
Yavuz Sultan Selim Mah. Mehmet Akif Cad. No:7 Dumlupınar Mah. 2. Cad. No:23/3 Tokman Apt Cumhuriyet Cad. Ağrı Ticaret Merkezi K:3 No:22 Paşa Mah. 28. Sokak No:12/B 3. Nolu Belediye İşhanı Sarraflar Cad. K:2 Cevdet Köksal Cad. No:7 Kadıpaşa Mah. Sugözü. Cd. Yılmaz Apt. No:87/1 Beşeylül Mah. Hanlar Cd. No:75 Kurtuluş Mah. Fevzipaşa Cd. No:108/A Ziyapa Cad: Özkök İşmerkezi No:17/8-4 Yeşilyurt Mahallesi Kıbrıs Caddesi Cumhuriyet Apt. No:58/C Orman Bölge Müdürlüğü Makine İkmal Şb Müdürlüğü Çarşı Mah İnönü Cad No:71 Merkez Kurtuluş Mah. 32. Sok. No:35/A Sural Pasajı No:48 İncirli Cad. No:6 Akbulut İş Merkezi Kat:4 Daire:114 Dumlupınar Mh. Yazıcı-Sunak Sk. Emir İşhanı K:4 No:11 Paşakent Mahç Şehit Şener Köksal Cad. Pervin Sitesi No:6/A-31 Kırtepe Mah. Cumhuriyet Cad. Ağah Bey İş Merkezi 1.Kat No:12 Meydan Mah. 2000 İş Merkezi K:4 No:410 Türk Telekom A.Ş. Bayburt İl Müdürlüğü Yeni Belediye İşhanı Zemin Kat No:12 Hamdibey Mh. İnönü Cd. No:60 Biga/Çanakkale Gazipaşa Mah. Atatürk Bulv. No:3 K:2 D:22 Bilecik/Merkez An Teiaş 17. İletim Tesisi Ve İşletme Grup Müd. Tatvan Bakım Ve İşletme Fatih Mah. Yeni Sanayi Yanı Temel Yapı İş Mkz. Toplu Konut Alanı K:2 No:1 Tabaklar Mah. Ferit Talay Cad. Turisa Apt.61/1 Burç Mh. 2. Tuna Sok. Sıla Apt. No:6/B Barbaros Mahallesi Troya Caddesi Yaşam Evleri D Blok No:2 Buğday Pazarı Mah. İş Kur İş Hanı No:7/69 Meydan Plaza İş Merkezi G.O.P Mahallesi K:3 No: 307 Eski Hükümet Cad. Kurtgöz İşhanı No:2/28 Gazi Cd. Mahmut Akaydın İş Merkezi No:17 K:7/23 Cumhuriyet Mah. İnönü Bulv. No.150/A Kültür Mh. İstanbul Cd. Spor Sk. İbrahimoğlu İş Merkezi N.129 Kat.2 Mithatpaşa Mh. İnönü Cad. Erdi Apt. K:1 No:1 İnönü Cd. 1. Sk. No:9 Kat:1 İzzetpaşa Mh. Şehit Binbaşı Sabri Sk. No:1/2 Güneşli Mah. Mevlana Cad. Kale İş Merkezi No:1/11 K:2 Rasim Erel Cad. Kılıçhan İşhanı Kat:2 No:25 Ordu Cad. Selimoğlu İşhanı No: 222 Vani Efendi Cad. Fırat İşmerkezi No:4 Daire:1 Yakutiye/Erzurum Tuzla Mah. 557. Sokak Emelim Yapı Koop. No:9 D:3 Cumhuriyet Cad. Sarıbey İşhanı K: 1/2 Tmmob Binası Adliye Cad. No: 25 0262 6444825 İstiklal Cad. Irmak Sk.Batum İşh.K.1 No:8 Gemlik/Bursa Hacımiktat Mah. Cemal Gürsel Cad. No:77/B Merkez Mh. 19 Mayıs Cd. N.2/D Gölcük Karaer Mah. Atatürk Cad. No:60 K:2 Telekom İl Müdürlüğü Tekre Kavşağı Armutlu Mah. Ufuk Sokak No:28 Söğütlü Mah. Rıza Yalçın Cad. Mevlana Sok. No:8 Yayla Mah. 130. Cad. No :10 Gürcan Apt. Kat 1 Osmaniye Mh. Şebboy Cd. Orkide Sokak No: 3 Çay Mah. Tayfur Sökmen Bulvarı İskenderun Plaza No:19 K:1 D:41 Kozyatağı Mah. Çardak Sok. Şaşmaz Sitesi B1 Blok No:2 Daire 10 İsmetpaşa Mah.Yeni Hükümet Cad. No:18 Fatih İşhanı K:3/11
Hürriyet Cd. Mako İşhanı Kat: 3/1
Temsilcilik Telefon 416 2131603 272 2140555
Temsilcilik Faks 416 2140975 272 2142730
236 4137368 382 2127176 332 8133159 242 5119377 236 6537665 232 6165856 358 2122067 324 8148088 466 2126661
332 8133637 242 5119377 236 6537665 232 6165857
324 8148088 466 2126619
256 2124762 266 3124658 212 5612101 266 2442297 266 7136251 378 2278075 488 2133230 458 5553000 232 6320481 286 3165028 228 2127570
266 3121251 212 5438434 266 2390450 266 7136251 378 2278095
458 5551015 232 6332878 286 3167950 228 2127570
252 3171501 374 2123435 248 2331116 286 2123399 376 2132405 282 7267017 282 6531666 364 2240406 256 8111838 380 5247404 284 2136915 266 3739589 424 2386557 344 4132244 332 7134454 446 2142212 442 2384077 252 6123040 242 8555434 262 6432805 224 5133177 454 2168870 262 4123865 456 2131678 438 5551000 326 2253300 476 2261853 246 2183352 224 7123659 326 6136382 216 3899595 344 2259609
252 3171501 374 2123435 248 2331116 286 2183252 376 2132405 282 7267017
364 2240406 256 8111838 380 5247404 284 2122680 266 3737806 424 2380272
332 7134454 446 2142212 442 2384077 252 6123040
262 6444826 224 5133177 454 2160488 262 4133215 456 2131678 438 5551000 326 2251300
246 2183352 224 7123651
216 3896464 344 2219955
370 4131055 370 4247764
Karadeniz Ereğli Temsilciliği Karaman Temsilciliği Kars Temsilciliği Kartal Temsilciliği Kastamonu İl Temsilciliği Kayseri İl Temsilciliği Kemalpaşa İlçe Temsilciliği Keşan Temsilciliği Kırıkkale İl Temsilciliği Kırklareli Temsilciliği Kırşehir İl Temsilciliği Kilis Temsilciliği Konya İl Temsilciliği Kuşadası İlçe Temsilciliği Kütahya Temsilciliği Lüleburgaz Temsilciliği M.Kemalpaşa Temsilciliği Malatya Temsilciliği
Kocaeli Mersin Trabzon İstanbul Ankara Ankara İzmir İstanbul Ankara İstanbul Ankara Gaziantep Ankara İzmir Eskişehir İstanbul Bursa Diyarbakır
Manavgat Temsilciliği
Antalya
Manisa İl Temsilciliği
Mardin Temsilciliği
Marmaris Temsilciliği
Milas Temsilciliği
Muğla Temsilciliği
Nazilli İlçe Temsilciliği
Nevşehir İl Temsilciliği
Niğde Temsilciliği
Ordu Temsilciliği
Ortaca Mesleki Denetim Bürosu Denizli
Mehmet Ali Karanfil, İbrahim Etem Özdemir, Hüseyin Nail Zobu Bünyamin Selvi, Ümit Şimşek Nizamettin Kara, Demirel Öncül, Yusuf Turna, Göksel Ubiç Ali İyikan, Harun Baş, Kenan Atasoy, Tuncay Özkoç, Nizamettin Demirci Metin Uzunkara, Ertuğrul Durna, İsmail Hakkı Özcebeci Mehmet Erdoğan, Ahmet Kemaleddin Gülcüoğlu, Özden Koparan Mükremin Zülkadiroğlu, Levent Özcan Ömer Bağcıoğlu, Şahin Gökhan Kara, Mustafa Kemal Tezcan, Can Meriç Niyazi Çopur, Fahriye Günaydın, Özgür Karagülle Can Yazıcı, Hüseyin Ören, Hasan Karacan, Nilgün Elçi, Aytekin Özturhan Mustafa Akgül, Barış Ordu Mehmet Aşkın, Halil İbrahim Yeşildal Ali Kemal Başaran, Sait Şahin, Hacı Mehmet Azizoğlu, Mehmet Karabacak Ergun Sakarya, Burak Nalbantoğlu, İbrahim Kovancı Yaşar Varmaz, Sadettin Ayman Yaman Uçar, Mustafa Arı, Bülent Zafer Seber, Emrah Yiğit, Erhan Büyükyılmaz Kemal Şenışık, Necmi Kenar, Fikret İlter Hatice Bilge Aksoğan, Mehmet Zeki Hedekoğlu, Mehmet Bölükoğlu, Didem Ağdağ, Murat Köseoğlu Abdullah Cengiz, Abdullah Aydın Demirhan Gözaçan, Mehmet Zafer Önceyiz, Melih Cem Kara, Erdoğan Koldaş, Doruk Yavaş Neslihan Çiçek, Serhat Ceylan, Murat Taş Fahri Erdinç Ünal, Ozan Eryavuz, Hayrettin Yalçın Yaylalı Emrullah Tuna, Gürcan Özer Muhsin Tarık Madran, İsmail Orkun Yılmaz, Filiz Danış, Mehmet Kürşad, Buğra Dursun Mustafa Gürhan Şenbak Tamer Kaçak, Ali Babaoğlu, Özlem Bahadır, Yüksel Duruer Işık Öztürk, Cihan Ekebaş, Sibel Songur Volkan Türkmen, Barış Türker, Mehmet Akçiçek Reşat Kundakçı
Osmaniye Temsilciliği
Adana
Ödemiş İlçe Temsilciliği
Polatlı İlçe Temsilciliği
Rize Temsilciliği
Sakarya Temsilciliği
Salihli İlçe Temsilciliği
Silifke Temsilciliği
Sinop Temsilciliği
Sivas İl Temsilciliği
Soma İlçe Temsilciliği
Söke İlçe Temsilciliği
Şanlıurfa Temsilciliği
Şereflikoçhisar Mesleki Denetim Ankara Bürosu
Şırnak Temsilciliği
Şişli Temsilciliği
İstanbul
Tarsus Temsilciliği Tekirdağ Temsilciliği Tire İlçe Temsilciliği Tokat İl Temsilciliği Torbalı İlçe Temsilciliği Tunceli Temsilciliği Turgutlu İlçe Temsilciliği Uşak Temsilciliği Van Temsilciliği Yalova Temsilciliği
Mersin İstanbul İzmir Ankara İzmir Diyarbakır İzmir Denizli Diyarbakır Bursa
Yozgat İl Temsilciliği Zonguldak Temsilciliği
Ankara Kocaeli
Fatma Aki, Arda Candemir, Hasan Döner Mete Önbaşlı, Hüseyin Seçen, Erkan Acar Ahmet Konuk, Ümit Çeliker Mehmet Aygün, Ali Göktürk, Mehmet Aydın, Serkan Birben Hidayet Barbaros Akyüz, Halil Atay, Erkan Tırmıkçı, Dinçer Macazoğlu Azim Şahin, Teoman Abrak Ekrem Onur Kozan, Doğan Sayar, Emin Ümit Gür Koray Keseroğlu, Saygın Doğan Ahmet Şenyurt, Sevgi Yörük, Hüsnü Özdamar, İsmet Çağlayan Taylan Onur Zeybekoğlu, Cem Tabak, Cumhur Çakır Mustafa Usluyüz, Tamer Dirmilli Necati Kırmızıtoprak, Mehmet Fatih Can, Ömer Bozdal, Hülya Tuğalan, Mehmet Emin Göllü Rüstem Koçak
Goman Sarıyıldız, Ahmet Açar, Rıdvan Erkul Mustafa Aydın, Hüseyin Özcan, Ahmet Cem Yazıcı, Alparslan Karaaslan, Elif Ertikmen, Bilge Özkan, Egemen Kılıç Nuri Bayülgen Tamer Özdemir Nejat Bozkurt Doğan Atay, Süleyman Engin, Tuncay Arslan, Mustafa Zahid, Serkan Bilgiç, Özcan Alabaş, Hüsamettin Güner Yılmaz Gök, Cengiz Şimşek, Ali Şevket Sönmez Ercan Arslankeçecioğlu Birol Yıldırım, İrfan Yaşar Dukul, Devrim Helvacıoğlu, Aslı Demir, Burcu Naçar Süleyman Balkan, Sunullah Canbey, Mehmet Nuri Yavuz, Murat Aydıncioğlu, Yalçin Tokgöz Engin Çetinbaş, Ercüment Ekrem Bozkurt, Feridun Toparlak, Rezan Dikici, Gökhan Kaya, Volkan Çelik, Metin Aydın Selcen Göksel Taşdan, İsa Köker, Recep Avcu Bülent Özgümüş, Hakan Kaya, Nuri Özel
Müftü Mah. Yemeniciler Sok. No:22 Kat:3 No:15 Tahsin Ünal Mah. Faik Kayserilioğlu Cd. Çakırlar İşh. K: 3 Aras Edaş Kars İl Müdürlüğü Üsküdar Cad. Uras İş Merkezi No:18/4 Topçuoğlu Mah. Belediye Cad. Ekmekçiler İş Merkezi K:1 No:16/5 Serçeönü Mah. Ahmet Paşa Cad. Mühendisler İşhanı K:7 No:702 İzmir Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi Gazi Bulvarı No:15 Kemalpaşa / İzmir Şehitlik Cad. Şehitler Geçidi Beyazoğlu Apt. No:10 K:3 Yenidoğan Mah. Barboros Hayrettin Cad. Özak Pasajı No:8 K:3 Karakaş Mah. Yeni Gürpınar Pasajı K:2 No:48 Ahi Evran Mahallesi M.Ali Yapıcı Bulvarı Kırşehir Apt. Kat:5 N:23
Nişantaşı Mah. Nüve İş Mkz. B Blk. K:7 No:704 Cumhuriyet Mah. Minare Sokak No:22 Kat:1 D:2 Atatürk Bulvarı Ali Kalfa Çarşısı 2 Blok K:3/1 Yeni Mah. Fatih Cad. No:35 K:2 Sabribey Mh. Demirciler Cd. No:2 Kat:2 Niyazi Mahallesi Mısri Cad. Topçuoğlu Apt. No:201/1 No:11
Atatürk Caddesi Eryıldız İş Merkezi K:3 No:44 1.Anafartalar Mh. 1701 Sk. No:9/A Karayolları Arkası Kültür İş Merkezi K:4 No:15 Yunus Nadi Cad. No:86 Armutalan Hacı İlyas Mahallesi Ulusal Egemenlik Caddesi Tuna İş Merkezi No:14/8 Şeyh Mahallesi İsmet İnönü Caddesi Zihni Derin İşhanı No: 6/101 Altıntaş Mahallesi 147. Sokç No:5/B Yeni Kayseri Cd. Sahil İşhanı K:5 No:66 Esenbey Mh. Giray Sk.Bahadır İş Merkezi K:1 No:6 Bahçelievler Mah. Yunus Emre Cad. No:50/A Yerbelen Mahallesi Muğla-Fethiye Karayolu Caddesi Tem Elektrik Blok No: 190 İç Kapı No: 3 Raufbey Mh. Alparslan Türkeş Cd. Görücüler Sitesi Zemin Kat No:95 Akıncılar Mah. Kültür Cad. Yağcı İşhanı No:4/Z-13 Cumhuriyet Mah. Eti Cad. No:63/1 Çoruh Elektrik Dağıtım A.Ş. Rize İl Müdürlüğü Karaağaç Cad. Özkaynak İşhanı No:60 K:2 Mithatpaşa Mah. 18. Sok. No:4 K:2 Saray Mah. Sanatçılar 2 Sk. Mazhar Tol İş Hanı No:2/105 Sakarya Cad. Batur Sok. No:36 Sirer Cd. Çitil Apt. K:2 No:8 E.L.İ. Ege Linyitleri Müessese Müdürlüğü Kemalpaşa Mh. Ömer Koyuncu Cd. No:3/205 Bamyasuyu Mah. 147. Sok. Stad Apt. B Blok K:7 No:14 Ekici Tekke Çeşme Cd. Nevzat Tekin İşh. No:5/4
Şah Mahallesi Hökenek Caddesi Sarıyıldız Pasajı No:27 Perpa İş Merkezi A Blok Kat: 5 No: 130
Atatürk Cad. Yeni Ömerli Mah. Eliyeşil Apt. A Blok K:1 No:7 Belediye İşmerkezi N:604 Yeni Mah. Fevzipaşa Cad. No:9 K:2 Ali Paşa Mah. Mithatpaşa Cad. No:9 K:3 Tepeköy Mh. İnönü Cd. No:58 Tunceli İl Özel İdaresi Müdürlüğü Yılmazlar Mah. Güneş Sok. No. 29/A Köme Mh.Belediye İş Hanı K:3 No:161 Hastane Cad. 1438 Çavuşbalı Sok. Nedimodabaşı Ticaret Merkezi B Blok K:5 No:63 Cumhuriyet Cd. İpekyıldız İş Mrk. No:4/7 Yalova
Aşağı Nohutlu Mah. Bahattin Çokdeğerli Cad. Zafer İş Merkezi No:11/3 Tahirkaraoğuz Sokak Birlik İşhanı No:203
372 3230838 338 2149494 474 2251119 216 5175005 366 2147030 352 2318181
372 3235600 338 2133000 474 2251102 216 3877033 366 2147630 352 2318294
284 7149832 318 2254046 288 2142701 386 2125858 505 2947891 332 2338453 533 6005543 274 2160042 288 4128043 224 6134679 422 3259320
284 7148595 318 2253777 288 2122701 386 2125858
332 2388799
274 2160042 288 4128043
422 3259320
242 7430006 236 2345809 482 2124165 252 4135999 252 5130532 252 2148069 256 3154438 384 2127670 388 2328553 452 2338252 252 2820520
242 7430006 236 2391860 482 2132158 252 4135999 252 5130532
256 3154438 384 2136996
452 2338252 252 2820520
328 8137011 232 5087878 312 6238207 464 2130596 264 2777530 236 7139720 324 7148325 368 2613033 346 2230933 236 6132326 256 5120111 414 3164527 312 6879736
232 5087878 312 6238207 464 2130607 264 2777531 236 7139719 324 7148325
346 2237429
256 5182871 414 3164527 312 6879736
486 6169597 212 2205773
212 2207198
324 6136888 282 2625097 232 5116247 356 2120575 232 8564490 428 2132120 236 3133775 276 2232005 432 2152725 226 8113701
324 6139833 282 2625097
356 2120576 232 8554867
236 3140566 276 2232005 432 2152725 226 8113701
354 2128687 372 2524561
354 2129355 372 2524561
FfEeNnNn İi Kk aA Rr iİkKaAtTüÜr Rl eLrE R
tayfun akgül