EMO Kadın Bülteni · Sayı 8 · Nisan 2019
Yalnızca Bir Cumartesi Günü
Kadın ve toplumsal cinsiyet Kültür ve eğlence
- Yıl
- 2019
- Sayfa
- 2
- Okuma süresi
- 4 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Toplum, demokrasi ve emek
Anahtar kelimeler
- taciz
- cinsiyetçilik
- Cumartesi Anneleri
- kadın mühendis
- toplumsal cinsiyet ayrımcılığı
Özet
Bir kadın mühendisin bir gün içinde toplu taşımada, iş yerinde ve haberlerde karşılaştığı cinsiyetçi tutum ve söylemleri anlatan öykü; Cumartesi Anneleri'ne yönelik aşağılayıcı bir ifade üzerinden kadına yönelik dilin ve ayrımcılığın sorgulandığı bir kurgu metindir.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
YALNIZCA BİR
CUMARTESİ GÜNÜ...
Şule Aslan
EMO Ankara Şubesi
Metronun kapısı açıldı ve her zamanki gibi kalabalıkla sürük-� lenerek içeriye girebildi. Bugün şanslı günüydü galiba, oturacak bir yer bile bulmuştu. Sağ yanında yorgun ve yaşlı bir kadın, sol yanında genç bir erkek oturuyordu. Daha yolculuğun ilk dakikalarında solundaki erkeğin koltuğunda kaykılarak oturmasından ve kendi koltuğuna doğru yayılmasından rahatsız olmaya başladı. Adam yayıldıkça önce refleks olarak büzüldü kendi koltuğunda, ama hayır dedi kendi kendine, rahatsızlığını hissettirmeliydi. Bunu önce bakışlarıyla hissettirmeyi seçti. Iıhhh, adam oralı bile olmamış, habire üzerine doğru yaslanmaya başlamıştı. Bir kaç kez yerinde kıpırdandı. “Hahh, fark etti nihayet.”dedi içinden. Fakat ne yazık ki bu fark ediş umduğu gibi sonuçlanmamıştı; “Ne o, rahatsız mı oldun?” diye ağzında kelimeleri yayarak konuşan adamın saygısızca kurduğu cümle çarptı suratına… Yüz ifadesi, bakışları da bir o kadar saygısız, hatta aşağılayıcıydı. “Evet, rahatsız oldum!” dedi. “Tipe bak yaaa!?” dedi karşıdaki adam; aşağılamanın dozu arttırılmalıydı ki, bir daha rahatsız oldum bile diyemesindi… Hatta dediğine pişman edilmeliydi. “Konuşmanıza dikkat edin beyefendi! Sürekli benim koltuğuma doğru yayılıp duruyorsunuz, düzgün oturun!” “Şundaki tipe bak yaaa, sana ne bakacaaaeemmm ben yaaeeaa!” diyordu hala adam. “Bana bak, şimdi metroyu durdurup seni şikayet ederim, saygılı ol!” diyebildi öfkeyle. O sırada metrodaki yolcular olaya müdahil olmaya başladılar. “Gerginlik” çıkmaması için rahatsız olmak gibi çok doğal bir hakkını kullanan kadını susturmak “en kolay, en doğru” yol gelmişti ki yolculara, kadına “sen de uzatma artık!” deyiverdiler hep birlikte… Hatta sağ tarafta oturan yaşlı kadın kendince daha “etkili” bir çözüm buluvermişti; hemen yerinden kalktı ve “araya ben oturayım da susun artık” dedi. Öylece kalakalmıştı…
Ofisin kapısından içeri girdi ve “günaydın” dedi herkese. Yaşadığı saygısızlığa inat gülümsedi iş arkadaşlarına. Çayını aldı ve bilgisayarının başına geçti. Sabah muhabbetlerini çok uzun tutma lüksü yoktu, her gün, günlük imalat raporu yazıp yetiştirmesi ge-� rekiyordu. En az iki saat süren bu sabah rutinini gerçekleştirdikten sonra ofisin önüne çıktı. Biraz nefes almak, rahatlamak istiyordu. Birkaç iş arkadaşı da sigara molasına çıkmıştı. Günlük işlerden başlayan muhabbet, yollar, toplu taşıma araçları, trafik vb. konulara geldi. Sabahtan beri içinde tuttuğu, yolda yaşadığı ve canını sıkan tartışmayı paylaştı arkadaşlarıyla. Toplu taşıma araçlarında bu şekilde oturan ve davranan erkeklere çok öfkelendiğini söyledi. Ama ne yazık ki çok da umursanmadığını hissetti. Bakışlar, mimikler “abarttığı” yönündeydi. Yine öylece kalakaldı. Çabucak toparlandı ve yetişecek işlerini bahane edip odasına geri döndü.
Can sıkıntısı ile de olsa çalışmaya devam etti. Haftanın son iş günü olan cumartesi günüydü bugün, biraz daha erken çıkacaklardı işten. Öğle yemeğine giderken bir günlük tatili ne kadar çok özlediğini hissetti. Yolda amiri ile karşılaşınca birlikte ofisin en alt katındaki yemekhaneye gitmek üzere asansöre geçtiler. İşten güçten konuşurlarken amirinin ağzından “Koskocaman elektrik mühendisi garısın!” cümlesini duydu. “Ne biçim konuşuyorsunuz siz!” diye tepki gösterdi. Başından sanki kaynar sular dökülmüştü. “Ağzımdan kaçtı işte, sen de çok tepki gösteriyorsun!?” “Nasıl yani? Benim tepkim değil, sizin konuşmanız yanlış!” derken asansör kapısı açılmış ve amiri dinlemeden yürüyüp gitmişti bile… Yine öylece kalakaldı…
Bu konuşmadan sonra pek de rahat geçirmediği birkaç saatlik mesaisini tamamlayıp evin yolunu tuttu. Eve diğer günlerden daha erken gelebildiği için yemek ve çay için daha uzun bir vakti vardı. Diğer günler haber saatine yetişemiyordu. Cumartesi günü ana
14 EMO KADIN BÜLTENİ
haberler başladığında çayını bile içmiş, hatta haftanın yorgunluğu, o da yetmezmiş gibi gün boyu yaşadıklarının yüreğinde yarattığı ağırlıkla yavaş yavaş televizyon karşısında uyuklamaya başlamıştı bile. Ta ki TV den gelen gürültüyle gözü açılana kadar… Sürüklenen insanlar gördü TV’de, birbirine kenetlenen insanlar, en çok da kadınlar vardı, anneler vardı… Çabucak algıladı izlediklerini; Cumartesi Anneleri’nin 700. Hafta Galatasaray Meydanı’na çıkma isteği karşısında yaşananlardı bunlar… Haber sadece bu görüntülerle sonlanmıyordu. “Paçoz” kelimesini seçebildi konuşmaların içinden, Sanki TV’den üzerine doğru bir acı hücum etmişti, burnu sızlıyor, gözleri yanıyordu… Galatasaray Meydanı’na ellerinde evlatlarının fotoğraflarıyla çıkan annelere, onların yanı başında duran insanlara söylenmişti bu söz… Diğer TV kanallarını gezdi bir bir, evet doğru duymuştu, yanılmıyordu… Paçoz, paçozlar!… Eli telefonuna uzandı ve Google’a “paçoz” yazdı. Açılan sayfada ilk sırada Türk Dil Kurumu vardı, tıkladı:
paçoz isim, hayvan bilimi Rumca
• İsim, hayvan bilimi Kefal türünden bir balık (Mugil cephalus)
• Fahişe
• “Onların aftosuna hanımefendi derler, bizim paçozumuzun adı ya alüftedir ya şıllık”-A. Gündüz
• Uyumsuz, özensiz giyinmiş kimse
Bir süre öylece kalakaldı. Sonra düşünceler üşüştü kafasına. Cumartesi Anneleri’nin kim olduğunu biliyordu az ya da çok. Öyle ya, bu ülkede tam 700 haftadır bir kentin meydanına çıkan bu anneleri duymamak pek mümkün değildi. Anneler ve ellerinde ölüsüne dahi ulaşamadıkları evlatlarının fotoğrafları… “Ölü ya da diri, evladım nerede” diyorlardı… Kaybolan bir eşyadan, paradan, puldan değil, insandan bahsediyorlardı!... O “kayıp” insanların kızları, oğulları da vardı aralarında, “babamı, annemi arıyorum” diyorlardı. “En son evimizin sokağından bir arabaya zorla bindirip götürürlerken gördüm babamı, o zaman çok küçüktüm” diyorlardı…Kaç kez duymuş, izlemişti bu haberleri TV ekranlarında, gazetelerde, sosyal medyada…Durdu, hafızasını yokladı, çok şey duymuştu evet onlara dair, evet, acılarına rağmen susmadıklarını görmüştü… Ama “paçoz” denildiğini duymamıştı…
O gün ve ondan önceki günlerde de yaşadıklarıyla iyice yoğunlaşan kafasına sorular üşüşüyordu bu kez. Hani kadınlar “çiçekti!”. Tam da koparmak, ezip çiğnemek içindi bu söz galiba. Hani kadın en çok anne olunca “yüceltiliyordu”, hani anne olmayan kadın “yarım” idi??? Oysa paçoz denilen annelerdi işte…Çok değil daha birkaç yıl önce aynı annelere aynı merciler “acıları acımızdır” demişlerdi, hatta yetmemiş, “kendini onlara yakın hissettiğini” söyleyen bile olmuştu…
Bu kelimenin -ve aslında daha birçok kelimenin- küçümsemek, aşağılamak için kullanıldığını biliyordu. Ama o akşama kadar hiç sözlükten anlamına bakmamıştı. Ve o kelime söylenirken aslında sözlükte yazan anlamından çok daha başkaca anlamları olduğunu çok iyi anlamıştı…
SAYI : 8 | Nisan 2018 15