Fuat Tekçe
Yirmi yıl önce, 26 Nisan 1986'da, Ukrayna'nın Çernobil kentindeki nükleer enerji santralında cehennemi bir patlama otmuştu. Aradan geçen uzun zamana rağmen yalanan felaketin boyutları bugün dahi yeterince bilinmiyor. Hemen ardından Avrupa kıtası üzerine yayılan radyoaktif bulutun gelecek içİn arz ettiği tehlike de şimdiye kadar tam olarak saptanamadı.
Kazaya ilişkin tartışmalar gerek Avrupa kamuoyunda, gerek de uluslararası alanda sürüp gidiyor. Ne patlamanın nedeni açıklanabildi ne de "Patlamayı izleyen kriz süreci doğru yonetildi mi?"sorusu yanıtlanabildi. Patlamanın yakın çevre ve uzak bölgeler ile buraların sakinleri üzerindeki etkisi bilim dünyasında bugün bile hararetle tartışılmakta!
Kazadan on yıl sonra Avrupa kıtası Üzerine yağan sezyum yağmurunun bir haritası çıkartıldı. Harita, ciddi surette etkilenen Avrupa ülkelerinin hem birbirlerine, hem de "ilk tehlike bölgesi" denilen patlama yerine çok uzak olduklarını gösterdi. Yani. nükleer bir patlamada uzaklık doğa ve insanlar için bir koruma oluşturuyor. Nitekim Avusturya, Fransa, İngiltere, İtalya, Norveç ve Yunanistan'da bazı yerler, reaktörün bulunduğu Ukrayna ve komşusu Beyaz Rusya kadar etkilendiler ki radyoaktif bulutun yüzde 70'i Ukrayna'ya kuzeyden komşu, 10 milyon insanın yaşadığı Beyaz Rusya üzerine inmişti. Demek ki geri kalan yüzde 30 çok uzaklardaki birkaç mil yon kilometrelik alanın radyoaktif kirlenmesine yetiyor! Nitekim radyasyon 26 Nisan ilt 9 Mayıs 1986 taıiiılerİ arasında Atlantİk üzerinden Grönland ve Kanada'nın kuzeyine, doğuda da Sibirya üzerinden Japonya'ya kadar perde perde yayıldı. 3 Mayıs 1986'da da Doğu ve Orta Karadeniz'den gelip Anadolu üzerinden, İsrail ve Kuveyt'e kadar uzandı."
Nükleer felaketin gerçek sonuçlan ile radyasyon artıklarının insan organizması, doğa ve beslenme zinciri üzerindeki etkileri, yirmi yıl sonra, günümüzde acaba ne kadar biliniyor? Yanıt ne yazık ki hiç hoşdeğil.
Atmosfere yükselen radyoaktif gazlardan iki bin metrede üç bulut oluşmuş; ve bunların radyoaktif yükü daha çok İskandinavya ile Orta Avrupa ve Balkanlar üzerine boşalmıştı. Norveç'te liken otuyla beslenen ren geyiklerinde çok yüksek sezyum oranları saptandı. Orada yasayan Samlar başlıca bu geyiğin etini yediklerinden, söz konusu etnik grup sezyumdan en aşağı Çernobil ve çevresindeki insanlar kadar etkilendi. Beyaz Rusya ormanlarının yüzde 26'sı ile Dinyeper, Pripyet ve Soş nehirleri boyunca uzanan geniş çayırlık ve meralarda yoğun nükleer kirlenme var. Bu nedenle ormanlara girmek, mantar ya da böğürtlen gibi yenilecek diğer bitkileri toplamak ve akarsularda balık avlamak kesinlikle yasak! Ama kırsal bölge insanı fakirlik nedeniyle bu yasaklara pek aldırmıyor, aldıraınıyor. Kısacası, buraların yasam ve ekonomisinde istikrar kalmadığı gibi ekolojik denge de iyiden iyiye bozuldu! Kaç zamanlığına Bilen varsa beri gelsin-kimse birşey söyleyemiyor. Sanki umudun lanetlendiği sonsuz bir savaş yaşanmakta! Mağdur insanlar bu savapa bir ad da koydular; Nükleer AİDS! On gün süren santraldaki yangını söndürmek için eski Sovyetler Birliği'nin her yanından Çernobil'e "tasfiyeciler" denilen onbinlerce ama onbinlerce korumasız asker ve itfaiyeci gönderilmişti. Bunlardan 100.000 kadarı çoktan öldü, 900,000'İ ölümcül hasta ya da sakat ve pek çoğu da İntihar ediyor. Bu fedakar insanlar olmasalardı, insanlığın hali acaba şimdi ne olurdu?
Radyoaktif ışınlanma ve kirleıuneye maruz kalmış insanların genetik yapısı ile kendilerinden gelecek kuşaklara geçecek genetik miras konusunda da çok büyük endişeler var. Çernobil ve çevresi ile Beyaz Rusya'da yasayan milyonlarca insan sinsi bir trajedinin kurbanı oldu. Bu insanları 3 milyon Buro'luk bir yatırımla nükleer kirlilikten temizlemek halâ daha mümkün. Toprağın arındırılması ve radyoaktif sezyumun da yeraltı sularına karışmaması için bundan daha da az bir para lazım. Ama zengin ülkeler hem kör, hem sağır! Üstüne üstlük, Uluslararası Atom Ii,iiwjisi Örgülü (IAEO) ile Dünya Sağlık Örgütü (WHO), nükleer radyasyon ve hızla artarak yaşanan hastalıklar arasında sistematik bir ilişki olduğu yolundaki iddiaların doğrulanamayacaklarını söylüyorlar.
Beyaz Rusya'dan Prof. Dr. Med. Vladimir Nesterenko'ya göre, bölgedeki çocuk nüfusunun yüzde 84'u değişen oranlarda nükleer radyasyona maruz kalmış. Bu çocuklarm hepsi ileride ciddi surette hastalanacaklar. Pek çoğu daha şimdiden guatr kanseri ya da mide ülserinden muzdarip. İnsanda sıfır olması gereken radyasyon 1 kilogram vücut ağırlığı için azami 1 bekerel iken. bu çocuklarda ortalama 37 bekerele varıyor. İlerlemiş vakalarda vücut ağırlığının neredeyse tamamı kadar! Çocuk başına yılda 33 ve toplam olarak 16 milyon Euro ile 500.OOO çocuk nükleer kirlilikten temizlenebilecek! Bu biliniyor bilinmesine de mahud ve maruf Avrupa Birliği yıllardır duymazlıktan geliyor. Oysa, 25 üyesinden 15'ini hali vakti yerinde; kimisi de zengin! Bunlar birer milyon Euro verseler, herhalde iflas etmezler. Ama yağmak yerine bol bol gürlüyorlar.
Dünyada 440 nükleer enerji santralı var. Bunlardan 60 tanesi Avrupa'da. Hepsine birden yılda 62.000 ve yalnızca AB'ye yılda 20.000 ton uranyum lazım. Uluslarası Atom Enerjisi Örgütüne Üye Nükleer Enerji Ajansı'nın 1999 yılında ortaklaşa saptadıklarına göre, toplam 1,25 ile 4 milyon ton arasında değişen uranyum cevheri mevcut. Bunun 60 yılda tükenecek büyük bölümünün çıkartılıp işlenmesi çok paha ekonomik değil! Görece ucuz olan küçük bölümü ise 20 yılda bitecek! Bu nedenle atom enerjisi çevre ve insan sağlığı kadar uluslararası güvenliği de tehdit ediyor. Gittikçe azalacağı için ileride daha da pohallı olacak uranyum savaşa yol açabilir. Petrol için Körfez ve Irak Savası'nda olduğu gibi.
Batı'nın nükleer santraI teknolojisi eski Sovyet teknolojisinden kat kat üstün olmakla beraber Avrupa, Amerika ve Japonya'da uzmanlar yüzde 100 güvenilir bir teknoloji olmadığını söylüyorlar. Kurulup isletilmesi çok pahalı ve ömrü de 30 yıl olan bu: atom safralından çıkacak kullanılmış uranyum yakıt çubuklarının ilerisi için artık radyasyon tehlikesinden anndırılıp nihai olarak bertaraf edilmeleri sorunu da henüz daha yeterince çözülebilmiş değil! Yıllardır yararlandıkları nükleer enerjiyi bırakmak isteyen ülkelerin bulundukları hir ortamda düşünmek, yine düşünmek ve bir daha düşünmek lazım!
(Dünya 18.08.2006)