Çeşitliliğin ve yeniliğin önemi
Türkiye'de kamuda enerji konusuyla doğrudan ilgili kurum bir hayli fazla. Enerji Bakanlığı ve EPDK'nın yanı sıra, BOTAŞ tan DSİ ye. Elektrik Üretim AŞ'ye birçok kurum hem enerji politikalarının yürütücüsü hem de politikalarının tayin edicisi olarak kendi pencerelerinden bakarak değerlendirmeler yapıyorlar.
Doğaldır ki Enerji Piyasaları Düzenleme Kurulu, temel stratejileri tayin eden ve regülasyon görevini üslenen bir kurum olarak konuyu ele alıyor. O nedenle de zaman zaman Enerji Bakanlığı'yla zaman zaman da diğer kurumlarla tartışmalar yaşıyor. Son olarak EPDK 13 ilde yaşanan elektrik kesintisinin ardından bakanlığı, elektrik zammı yapmamak için hidroelektrik santrallarına yüklenerek aşırı çalıştırdığını, bunun bu santrallarda rehabilitasyonu önlediğini bir raporla ortaya koydu. Raporda aşırı çalıştırılan 7 HES ve termik santralda rehabilitasyonun şart olduğu, aksi halde bu santralların çalışamaz hale geleceği öne sürüldü.
Raporda aynca Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün yeni santralların devreye girmesi konusunda verdiği tarihlerin ve yapılan fizibilite çalışmalarının da yetersiz olduğu iddiasına yer verildi. Raporda çözüm olarak DSİ altyapısının yetersiz olduğu ve santralların Elektrik Üretim AŞ'ye terk edilmesi istendi.
Türkiye belli dönemlerde enerji sorununu tartışma gündemine alıyor. Ancak, bu tartışmalarda hep dar alanlı ve tarafların katı tutum sergilediği, kolay sonuç vermeyen bir yapı sergileniyor. Nükleer enerjinin gerekli olduğuna inananlarla nükleer karşıtları, doğalgaza bağımlılığımızın arttığını iddia edenlerle doğalgazcılar. temiz enerjiciler güneş ve rüzgardan yararlanmayı artırmak isteyenlerle bu enerjinin pahalı olduğunu iddia edenler hep çözüme ulaşılmayan tartışmalar yapıyorlar.
Oysa, biliyoruz ki, Türkiye hem enerji üretimini çeşitlendirmek zorundadır. Hem de enerji üretimi içersinde mümkün olduğu kadar yerli payını artırmak durumundadır. Onun için hidroelektrik santrallarınm da güneş ve rüzgarın da büyük önemi vardır. Bunun yeterli olmadığı alanda doğalgaz çevriminin devreye gireceğini deneyler ortaya koymuştur. Güvenliği tam olarak sağlanabilirse nükleerin gerekli olup olmadığı da Türkiye'nin gelecek enerji portföyü açısından tartışılmaktadır.
Burada bir başka konu daha gündemin önemli tartışma konularından birisidir. O da açıklık ve şeffaflık ilkesinin enerji piyasasında yer alabilmesidir. Oysa BOTAŞ'ın hiçbir uluslararası doğalgaz fiyat anlaşması bilinmemektedir. Bu da bu alandaki fiyatlandırmanın ne kadarının doğalgaz alımına ödendiğini, ne kadarının BOTAŞ işletme giderlerini karşıladığını, ne kadarının vergi yükü olduğunu bilmememiz sonucunu getirmektedir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz. Türkiye hızla sanayileşen, sanayisi Anadolu'ya yayılan bir ülkedir. Ve enerji ihtiyacı her geçen gün artmaktadır. Bu artan ihtiyacı mümkün olduğu kadar yerli kaynaklarla kapatmanın yollan aranmalı, yetişilemeyen alanlarda ise en ucuz çözümler esas alınmalıdır. Çünkü biliyoruz ki. uzun bir süreden beri zam yapılmasa da Türk sanayicisi hâlâ dünyada pahalı enerji kullanmaktadır. Bunu rekabet edebilir bir fiyatta sağlayabilmenin en önemli ayağı ise yerli üretimi artırmak ve çeşitlendirmekten geçmektedir.
(Dünya 15.08.2006)