Tüm Haberlere Dön
TMMOB 49. DÖNEM GENEL KURUL KARARLARI YAYIMLANDI
TMMOB Haberleri

TMMOB 49. DÖNEM GENEL KURUL KARARLARI YAYIMLANDI

5-7 Haziran 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen TMMOB 49. Dönem Olağan Genel Kurulu'nda alınan kararlar kamuoyuyla paylaşıldı.

TMMOB 49. Olağan Genel Kurulunda aşağıda yer alan kararlar oylanarak kabul edildi.

TMMOB 49. OLAĞAN GENEL KURUL KARARLARI

  1. TMMOB Ana Yönetmeliği’nin 108. Maddesinde değişiklik yapılması ile ilgili önergenin kabulüne,

Madde 108 - Oda Genel Kurullarında yapılacak seçimler için, her üye kendisini ya da onayı alınmak kaydıyla başka bir üyeyi aday gösterebilir. Oda organlarına aday olacakların Oda Genel Kurul delegesi olma zorunluluğu bulunmamaktadır.  Aday olmak için Genel Kurula katılmak zorunlu değildir. Ancak Genel Kurulda bulunmayan adayların adaylıkları için yazılı onaylarının alınması zorunludur. Adaylık başvuruları, Genel Kurulun adayların belirlenmesi ve duyurulması gündeminde divana verilecek dilekçe ile yapılacak olup; başvurunun divana sunulması aşamasında genel kurula katılabileceklere ilişkin hükümler uygulanmaz.

2. TMMOB İl/İlçe Koordinasyon Kuruları Yönetmeliği’nin 6., 7., ve 9. Maddelerinde değişiklik yapılması ve 9.Maddeye ek olarak 9/A bendinin eklenmesi ile ilgili önergenin kabulüne

Madde 6- Şube Genel Kurulları ile Temsilcilik atanmalarının tamamlanmasından sonra, Oda Merkezleri tarafından TMMOB’ye bildirilen İKK temsilcisi bilgilerinin Birlik Genel Sekreterliği tarafından illere/ilçelere gönderilmesini izleyen ilk toplantıda kurul üyeleri kendi aralarından o dönem için Sekreter görevini üstlenecek kişi ile sekreterya hizmetini yürütecek Oda birimi ve ihtiyaç duyulması halinde Sekretere yardımcı olacak en fazla iki kurul üyesini belirler. Belirlenen kişiler ve Oda birimi önceki Sekreter tarafından TMMOB Yönetim Kurulu onayına sunulur.

Sekreter;

a.Kurul toplantısının gündemini hazırlar,

b.Toplantı duyurusu ve çağrılarını yapar,

c.Kurula çalışmalar hakkında bilgi verir,

d.Toplantı tutanaklarını hazırlar,

e.Karar defteri tutar,

f.Dönem çalışmalarına ilişkin kararları ve çalışma raporlarını her ay TMMOB‘ye iletir,

g.Tutanakların ve kararların birer örneğini ilgili Oda birimlerine ve Oda Merkezlerine gönderir,

h.Kurulun diğer kurum ve kuruluşlarla ilişkilerini sürdürür, gerekli yazışmaları yapar,

i.Çalışmalarında kurula ve TMMOB Yönetim Kuruluna karşı sorumludur.

j.İl/ilçe Koordinasyon Kurulu adına açılan sosyal medya hesaplarının ve dijital iletişim kanallarının kullanımından sorumludur. İlgili hesapların sürdürülebilirliğini sağlama, parolasının korunması ve parola devri konusunda sorumludur.

k. TMMOB Yönetim Kurulu'nun kararını gerektiren konularla ilgili çalışmaları Genel Sekreterliğe ulaştırır ve kararın uygulanmasını takip eder.

Sekreter Yardımcıları;

Kurul tarafından alınan kararların yerine getirilmesinde Sekreter ile birlikte görev ve sorumluluk alır.

Sekreterin, Sekreter Yardımcılarının ve Sekreterya görevini yürütecek Oda biriminin seçimi; ilk oylamada üye tam sayısının yarısından bir fazlasıyla gerçekleşir. İlk oylamada bu koşul sağlanamaz ise ikinci oylamada oy çokluğu yeterlidir. Sekreterin değiştirilmesi kurul üyelerinin en az beşte birinin talebi üzerine kurulun tam sayısının yarısından bir fazlasının kararı ile ve Birlik Yönetim Kurulu‘nun onayı ile gerçekleşir.

Madde 7- Koordinasyon Kurulları’na katılan Oda birimleri, Koordinasyon Kurulu faaliyetlerinde TMMOB Kanunu, Ana Yönetmeliği ve İKK Yönetmeliği’ne uymak, TMMOB Yönetim Kurulu tarafından verilen görevleri yerine getirmek zorundadır.

İl/İlçe Koordinasyon Kurulu Sekreterleri, TMMOB Kanun ve Yönetmeliklerine aykırı çalışmalar yapması, görevini kötüye kullanması ya da yapmaması durumunda, TMMOB Genel Sekreterliğinin raporu doğrultusunda, TMMOB Yönetim Kurulu tarafından görevden alınabilir ya da İl/İlçe Koordinasyon Kurulu’nun kapatılmasına karar verebilir.

Üst üste üç kez toplantıya katılmayan ya da katılamayacağını bildiren üye istifa etmiş sayılır ve 3üncü madde hükmü uygulanır.

Madde 9- Harcamalar kurul kararıyla Sekreterya tarafından yapılır ve ayda bir kurulca denetlenir. Sekreterya o yıl içinde tahmini bütçeyi hazırlar. Hazırlanan bütçenin onayında oy çokluğu esastır. Birimlerin katılım payları; her birimin görev alanındaki üye sayısının İKK sınırlarındaki toplam üye sayısına bölünmesi sonucu bulunur. Birimler katılım paylarını Sekreteryaya makbuz karşılığı yapar.

Madde 9/A- “TMMOB Denetleme Kurulu, gereğinde veya TMMOB Yönetim Kurulu‘nun gerekli gördüğü durumlarda İl Koordinasyon Kurulu hesaplarını ve bunlara ilişkin işlemleri denetlemek, görüş vermek veya incelemek için, ilgili Oda Denetleme Kurulu üyelerini görevlendirebilir.”

3. TMMOB Bilirkişilik-Eksperlik-Hakemlik ve Teknik Müşavirlik YönetmeliğiYönetmeliği’nin 1., 4., 5. 6., 9., 10. ve 12.  Maddelerinde değişiklik yapılması ilgili önergenin kabulüne,

Madde 1- Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)'ne bağlı Oda üyelerinin, özel kesim ya da kamu kesiminde özel istek ya da mahkeme kararları üzerine yapacakları mühendislik, mimarlık ve şehir planlama hizmetlerinin koşulları, ücretleri, ödeme biçimleri ve ilişkiler bu yönetmelikle belirlenir ve uygulanır.

Bu yönetmelikle, mühendislik, mimarlık ve şehir planlama hizmetlerinin nitelikli ve etkin bir şekilde yapılması, üyelerin hak ve ücretlerinin korunması amaçlanır.

Madde 4- Bu yönetmelik kapsamında belirtilen mühendislik, mimarlık ve şehir planlama hizmetlerini, kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine göre TMMOB'nce tespit olunan uzmanlık alanları ile sınırlı kalmak üzere TMMOB üyesi mühendis, mimar ve şehir plancıları yapmaya yetkilidirler"

Madde 5- Bu yönetmeliğin mali hükümlerini TMMOB Yönetim Kurulu her yıl yeniden düzenler ve ilan eder. Odalar, kendilerine karşı sorumluluklarını yerine getirmiş olan, tecrübeli ve uygun nitelikli üyeleri arasından seçtiği bilirkişilik, eksperlik ve hakemlik yapabilecek üyelerinin listesini hazırlayarak müracaatlarda kullanmak üzere dosyalar.

Madde 6- Mülga

Madde 9- Tahkim Sözleşmesi yahut taraflar arası sözleşmede yer alan tahkim şartı gereğince anlaşmazlığın çözümündeki mühendislik, mimarlık ve şehir planlama hizmetidir.

Madde 10- Mühendislik, mimarlık ve şehir planlama hizmetine ait herhangi bir konuda bilim ve tekniğe uygun olarak hizmetin yapılmasına fikren katkıda bulunulmasıdır.

Madde 12- “Hakem başvurusu birlikte gerçekleştirilebileceği gibi taraflardan yalnızca biri de gerçekleştirebilir. Başvuru dilekçesinin Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine iletilmesiyle başvuru gerçekleştirilir.

Başvuru ücreti, dosya başına 7.000,00-TL’dir. Başvuru ücreti, eksiklik sebebiyle dosyanın kapatılması hali dahil olmak üzere hiçbir surette iade edilmez ve yatırılmadığı takdirde ilgili başvuru işleme konulmaz. Başvuru ücretinin miktarı her yıl Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Yönetim Kurulunca yeniden değerlendirilerek ilan edilir.

Tahkim sürecine ilişkin masrafların belirlenerek taraflardan talep edilmesi hakem tarafından yerine getirilir. Belirlenen miktarın ödenmemesi halinde yargılamaya son verilir.

Bu maddede belirtilen başvuru ücreti ile 9 uncu maddeye göre belirlenen hakem ücreti başvuru ile birlikte Birlik hesabına yatırılır. Hizmetin neticelenmesi üzerine 9 uncu maddeye göre belirlenen hakem ücretinin %50’si görevlendirilen kişi yahut heyete aktarılır. %50’si ise Birlik hissesi olarak alıkonur. Bilirkişilik istemlerinde de bu hüküm uygulanır.

Hakem ataması yapıldıktan ve nihai karardan önce tahkim sürecinin sona ermesi halinde, sona erme sebebine bakılmaksızın 9 uncu maddeye göre belirlenen ücretin tamamına hükmolunur.”

4 ile 36 numaralar arasında yer alan mücadele başlıklarının kabulüne;

4. TEK ADAM REJİMİNE, ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ GİRİŞİMLERİNE VE CUMHURİYETİN KAZANIMLARININ TASFİYESİNE KARŞI MÜCADELE

Ülkemizin içine sürüklendiği çok yönlü siyasal, ekonomik ve toplumsal kriz koşullarında siyasi iktidar, ömrünü uzatmak ve Tek Adam Rejimini kalıcılaştırmak amacıyla “Yeni Anayasa” tartışmalarını yeniden gündeme taşımaktadır. İktidar tarafından gündeme taşınan “Yeni Anayasa” tartışmaları, kamusal üretim ve denetim mekanizmalarının tamamen ortadan kaldırıldığı; tarikatların, sermaye gruplarının ve rant odaklarının iktidar eliyle devletin her kademesinde kurumsallaştırıldığı bir Türkiye ortamında cereyan etmektedir. Tek Adam Rejiminde bütün erkler Saraya bağlanmış; yasama, yargı, yürütme ve devletin tüm kademeleri Sarayın yönetim ve denetimi altına girmiş; hukukun üstünlüğü, yerini Sarayın kararları ve “üstünlerin hukuku”na bırakmıştır. Her türlü demokratik itiraz ve direnişin yasadışı ilan edildiği, insan haklarının ihlal edildiği, demokratik ve kültürel faaliyetlerin yasaklandığı bir baskı rejiminde, Cumhuriyet tüm değer ve kurumlarıyla ortadan kaldırılmaya, çağdışı siyasi referanslara dayalı dinsel yönetim tarzı kurumsallaştırılarak kalıcılaştırılmaya çalışılmaktadır.

“Yeni Anayasa” söylemi; halkın gerçek sorunlarını görünmez kılmayı, yoksullaşmayı, hukuksuzluğu ve emek karşıtı politikaları perdelemeyi amaçlayan siyasal bir yönelim olarak kullanılmaktadır. TMMOB, iktidar tarafından gündeme getirilen “Yeni Anayasa” tartışmalarında tereddüt etmeksizin “Hayır” diyerek bu sürece karşı emek, meslek ve demokratik kitle örgütleriyle ortak mücadele hattının geliştirilmesi için sorumluluk almaya devam edecektir.

5. SİYASALLAŞAN HUKUK KARARLARI VE ÜSTÜNLERİN HUKUKUNA KARŞI MÜCADELE

Tek Adam Rejimi, bütün erkleri tekeline almış; yasama, yargı, yürütme, tüm devlet işleyişi Sarayın kararlarına bağlanmış, “hukukun üstünlüğü” anlayışı terk edilerek “üstünlerin hukuku” geçerli kılınmıştır. Yargı, halk adına adalet dağıtan bağımsız bir mekanizma olmaktan çıkarılarak siyasal iktidarın toplumu dizayn etme araçlarından biri haline getirilmiştir.

Tek Adam Rejiminin istikrarsızlığı yalnızca ekonomik göstergelerle değil, parlamentonun etkisizleştirilerek halk iradesinin görmezden gelinmesi, güçler ayrılığının ortadan kaldırılarak denge-fren mekanizmalarının ortadan kaldırılması, yargı bağımsızlığının ortadan kaldırılarak hukukun üstünlüğü anlayışının bitirilmesi, izlenen kayyum siyaseti ile de somutlanabilmektedir. Seçilmişlerin yerine kayyum atanması, muhalif siyasetçilerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, sendikacıların ve toplumsal muhalefet temsilcilerinin yargı eliyle susturulmaya çalışılması demokratik yaşamı hedef alan sistematik bir siyasal müdahaleye dönüşmüştür.

Başta İBB, Gezi ve Kobane davaları olmak üzere siyasi iktidarın güdümünde verilen yargı kararları halkın vicdanında karşılık bulmamıştır. Verilen siyaset güdümlü kararlar, milyonlarca insanın demokratik haklarını kullanmalarının ve demokratik istemlerinin bastırılmasına yol açmakta olup kamu idaresinin bir çeşit öç alma ve cezalandırma hamlesidir. Toplumsal muhalefeti sindirmeyi amaçlayan gözaltı, tutuklama ve yargı süreçleri; halkın örgütlü mücadelesini bastırmaya dönük bir korku düzeni yaratma arayışının parçasıdır.

TMMOB, hukukun siyasallaşması ve üstünlerin hukukunun verdiği kararların karşısında; yasaklara, hukuksuz cezalara, baskıya, ranta, talana, yalana, tüm ayrıştırma politikalarına karşı emek, meslek ve demokratik kitle örgütleriyle yan yana durmayı, dayanışma faaliyetleri içinde bulunmayı sürdürecektir.

6. AKIL VE BİLİM TEMELİNDE KAMUCU-TOPLUMCU PLANLAMA VE KALKINMA MÜCADELESİ

1980’li yıllardan itibaren uygulanmaya başlayan neoliberal politikalar, devletin kamusal sorumluluklarını ve faaliyetlerini tamamen dışlayan bir yönetim anlayışını hâkim kılmıştır. Özelleştirme, piyasalaştırma ve kuralsızlaştırma politikalarıyla birlikte ülkemizin üretim kapasitesi zayıflatılmış; kamusal birikimler sermaye çevrelerine aktarılmış; planlama anlayışı tasfiye edilmiştir. Bugün içinde yaşadığımız Tek Adam Rejimi ve inşa edilen parti devleti anlayışı, kamuyla örtüşen devlet anlayışının âdeta tersyüz edilmiş biçimidir. Bu dönemde tarım üreticisi için piyasa/fiyat oluşturan, ulusal sanayinin ve daha genel anlamda ulusal ekonominin ve halkın ihtiyaçlarını karşılayan, bunu kâr amacı gütmeden yapan düzenleyici/tedarikçi kuruluşlar olan kamu kuruluşları küçültülerek, özelleştirilerek, tasfiye edilerek, kapatılarak etkisizleştirilmiştir. Ülke sanayisinin ihtiyacı olan hammadde ve ara mallarını kâr amacı gütmeden tedarik eden ve teknolojik dönüşüm potansiyeli olan KİT sektörünün tasfiye edilmesiyle, dışa bağımlılığı azaltacak bir sınai/teknolojik atılım yapılmamıştır. Önceki dönemlerde ağırlıklı olarak kamu sanayi atılımlarında somutlanan Türkiye’nin sanayileşme süreci, planlama-sanayileşme-kalkınma üçlüsünün terk edilmesiyle birlikte kesintiye uğratılmıştır. Bu sürecin son 24 yılına damgasını vuran AKP iktidarı döneminde, sanayi düşük teknolojili üretimle, emek yoğun sektörlerle finansal spekülasyonlar ve rant odaklı sermaye birikim modeliyle kuşatılmış durumdadır.

Üretim ekonomisinden uzaklaşan siyasal iktidar; ülke kaynaklarını kamusal yarar doğrultusunda değerlendirmek yerine, rant projeleri, özelleştirmeler, teşvik politikaları ve borçlanma mekanizmaları üzerinden sermaye çevrelerine aktarmayı tercih etmektedir. Bugün ülkemizde devlet, kamuyla ve kamusal olanla âdeta savaş halinde olan bir devlet yapısı haline gelmiştir. TMMOB ise bu savaşta, kamunun haklarını, varlıklarını, zenginliklerini ve çıkarını koruyan taraftadır. AKP’nin Tek Adam Rejimiyle tasfiye ettiği en önemli kamusal değerimiz Cumhuriyettir.

Yalnızca yüksek katma değer ve yüksek teknoloji kriterlerine bağlanmış yatırım teşvik politikalarının ülke ekonomisini gerçek anlamda 21. yüzyıla götüremeyeceği açıktır. Diğer yandan iktidarın alacağı her borç, yapacağı her kredi anlaşması, faiz yükleriyle birlikte yine halkımızın ve gelecek kuşakların sırtına yüklenmektedir. Hem nihai malın üretilmesi için gerekli olan girdilerin mümkün olanlarının ülkede üretilebilmesinin hem de ara malı üreten sektörler dahil olmak üzere ülke genelinde sektörel ve bölgesel sanayi planlaması gereklidir. Kamucu planlamadan uzaklaşıldıkça işsizlik, yoksulluk, dışa bağımlılık ve bölgesel eşitsizlikler daha da derinleşmektedir.

Birliğimiz, kuruluşundan bu yana, mesleki ve toplumsal konulara bu kamusal sorumluluk ve bilinçle yaklaşmaktadır.

TMMOB, emperyalizmden ve piyasa güçlerinden bağımsızlığı sağlayacak bir siyasi iradenin oluşumu; kamucu-toplumcu planlama-kalkınma politikaları ve her alanda kamusal katılım ve denetim ağlarının hâkim olmasında, bu yöndeki halk egemenliğinin tesis edilmesi için akıl ve bilim temelinde, kamucu-toplumcu bir planlama anlayışı doğrultusunda mücadeleyi büyüterek sürdürecektir. Sanayileşmenin, kalkınmanın, bilimsel üretimin ve teknolojik gelişmenin halk yararını esas alan kamusal politikalarla mümkün olduğu anlayışını savunmaya devam edecektir.

7. LAİKLİK İÇİN GERİCİLİĞE, TARİKAT VE CEMAAT KUŞATMASINA KARŞI TAVİZSİZ MÜCADELE

Laikliğe karşı kurumsallaşmış gerici saldırılar, hayatın tüm alanlarını dinsel referanslarla düzenlemek amacıyla her geçen gün artmaktadır. Siyasal iktidarın yıllardır sürdürdüğü gericileştirme politikaları; eğitimden yargıya, kamusal yaşamdan devlet kurumlarına kadar ülkenin bütün yapısını dinsel referanslarla yeniden şekillendirmeyi hedeflemektedir. Tarikat ve cemaat yapıları kamusal yaşamın içine daha fazla yerleştirilmekte; eğitimden barınmaya, sosyal politikalardan kamu kurumlarına kadar birçok alan bu yapıların etkisine açılmaktadır. Son dönemde laikliğin savunulmasını suç gibi gösteren, laiklik talebini kriminalize etmeye çalışan, laikliği savunanları hedef gösteren açıklamalar sadece Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı değil aynı zamanda işçi sınıfının, emekçilerin tarihsel ve evrensel kazanımlarını da tehdit etmektedir. Laikliği savunan yurttaşlar, öğrenciler, eğitimciler ve demokratik kitle örgütleri baskı altına alınmakta, soruşturmalarla, gözaltılarla ve cezalandırma politikalarıyla susturulmak istenmektedir.

Bilindiği üzere başta eğitim sistemi olmak üzere kamusal alan ve toplumsal yaşamın bütünü, İslamcı-mezhepçi faşist bir doğrultuda yeniden biçimlendirilmektedir. ÇEDES, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ve benzeri uygulamalarla bilimsel eğitimin tasfiyesi, çocukların ve gençlerin tarikat ve cemaat yapılarının etkisine açık hale getirilmesi hedeflenmektedir. Gerici kuşatma, insanlığın yüzyıllardır sürdürdüğü aydınlanma mücadelesinin kazanımlarının birer birer yitirilmesine, halkımız ve emekçilerin derin bir karanlığa sürüklenmesine yol açmaktadır. Kadınların yaşam tarzına, bedenine, emeğine ve toplumsal varlığına yönelik müdahaleler artmakta; kadınların eşit ve özgür yaşam hakkı gerici politikalar eliyle tehdit edilmektedir.

Laikliği savunmak suç değildir, anayasal bir haktır; dahası emek ve meslek örgütleri için tarihsel bir sorumluluktur. Laiklik; yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması değil, aynı zamanda bilimin, kamusal yaşamın, eğitimin ve toplumsal düzenin akıl temelinde örgütlenmesinin güvencesidir.

TMMOB, aklın ve bilimin ışığında, ülkesinin üreten gücü mühendis, mimar ve şehir plancılarının örgütü olarak gerici saldırılara boyun eğmez, laikliğin yok edilmesine izin vermez. Laikliğin kriminalize edilmesini reddeder, tarikat ve cemaat ağlarının kamusal yaşamı kuşatmasına ve yurttaşları sömürmesine karşı durur. Cumhuriyetin aydınlanmacı birikiminin, bilimsel eğitimin ve kamusal yaşamın savunulmasını toplumsal mücadelenin ayrılmaz bir parçası olarak görür. Emeğin birliği ve kardeşliği için demokratik, laik ve bağımsız bir cumhuriyet mücadelesini taviz vermeden sürdürür.

8. ÇOCUKLARIMIZIN İSTİSMARINA, EĞİTİMDE GERİCİLEŞMEYE VE ŞİDDET POLİTİKALARINA KARŞI MÜCADELE

Bilimden, akıldan ve kamusal sorumluluktan uzak bir eğitim sistemi; sorgulamayan, eleştirmeyen ve geleceksiz bırakılmış kuşaklar yaratır. Bu durum yalnızca eğitim alanını değil, toplumsal barışı ve birlikte yaşam iradesini de tehdit etmektedir. Yıllardır sürdürülen piyasacı ve gerici eğitim politikaları sonucunda kamusal eğitim tasfiye edilmekte; çocuklarımız eşitsizlik, güvencesizlik ve çok yönlü bir kuşatma altında yaşamaya zorlanmaktadır.

Okullarda yaşanan silahlı saldırılar, öğretmenlerin can güvenliğinin dahi sağlanamadığı bir eğitim düzenine sürüklendiğimizi açıkça göstermektedir. Bu tablo tesadüf değildir; yıllardır adım adım niteliksizleştirilen, bilimsellikten uzaklaştırılan ve piyasacı anlayışa teslim edilen eğitim politikalarının doğrudan sonucudur. Bugün yaşananlar, toplumda derinleşen krizlerin ve artan şiddetin eğitim alanındaki yansımasıdır. Çocukların ve gençlerin psikolojik, sosyal ve fiziksel güvenliğini sağlayamayan mevcut eğitim sistemi, kamusal sorumluluğun tasfiyesinin en açık sonuçlarından biridir.

Çocuklarımız; dinselleştirilen ve denetimsiz hale getirilen eğitim politikaları sonucunda tarikat ve cemaat yapılarının, denetimsiz yurtların, çocuk emeği sömürüsünün ve istismar mekanizmalarının daha açık hedefi haline getirilmektedir. “Dindar nesiller yetiştirme” anlayışıyla sürdürülen politikalar çocukların özgür gelişimini, bilimsel eğitim hakkını ve güvenli yaşam hakkını tehdit etmektedir. Çocuklara yönelik istismar, şiddet, güvencesizlik ve eğitimin niteliksizleştirilmesi birbirinden bağımsız değildir.

Benzer şekilde çocuklarımızın ucuz işgücü olarak görüldüğü MESEM uygulamaları üzerinden çocukların işçileştirilmesi de aynı siyasal anlayışın ürünüdür. Çocuklarımızın yeri atölyeler, fabrikalar değil; eşit, bilimsel, kamusal eğitim aldıkları okullar olmalıdır.

TMMOB; eğitimde gericiliğe, piyasacılığa, çocukların geleceğini tehdit eden, uygulamalara ve şiddeti besleyen politikalara karşı; bilimi, kamusal eğitimi ve çocukların güvenli yaşam hakkını savunmaya devam eder.

TMMOB, çocuklarımızı ve gençlerimizi hedef alan ÇEDES, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli, MESEM ve benzeri uygulamalara karşı mücadelenin büyütülmesi; kamusal, eşit, bilimsel ve nitelikli eğitim hakkının savunulması için yürütülen toplumsal mücadelelerin içinde yer alır.

9. KÜRT SORUNUNDA DEMOKRATİK ÇÖZÜM, HALKLARIN KARDEŞLİĞİ VE BARIŞ MÜCADELESİ

Siyasal ve toplumsal yaşamın demokratikleşmesinin olmazsa olmaz koşullarının başında gelen Kürt sorunu, demokratik ve barışçıl çözümünü beklemektedir. Yıllardır sürdürülen güvenlikçi politikalar, çatışma ortamı ve milliyetçi söylemler; halklar arasındaki eşit, özgür ve demokratik birlikte yaşam zeminine zarar vermekte, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmektedir. Kürt sorunu; savaş, şiddet, ölümleri kutsama ve milliyetçilik sarmalından çıkarılıp eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir zeminde ele alınmalıdır.

Gerçek anlamda demokratik bir ülke, demokratik bir toplum ve toplumsal barış; herkese eşit ve adil hakların sağlandığı, düşünceyi ifade etme ve örgütlenmenin özgür olduğu ortamlarda yaratılabilir. Demokratik siyaset alanının daraltılması, seçilmişlerin görevden alınması, kayyum uygulamaları ve toplumsal muhalefetin baskı altına alınması barışçıl çözüm zeminini zayıflatmaktadır. Bu ülkedeki hiçbir yurttaşımızın hayatı ve ülkemiz halklarının kaderi emperyalist merkezlerin ve onlara taşeronluk eden siyasi iktidarların iki dudağının arasına terkedilemez.

TMMOB, Kürt sorununda sindirme, savaş ve şiddet politikalarının terk edilmesini ve demokratik çözümün mümkün olduğunu savunur; Türkiye halklarının eşit yurttaşlık temelinde, kardeşçe ve bir arada yaşaması için emek, barış ve demokrasi mücadelesini bir bütünlük içinde sürdürür. Halkların kardeşliğini hedef alan milliyetçi, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı siyaset anlayışlarına karşı durur. Siyasi iktidarın savunma sanayi üzerinden yürüttüğü kaba milliyetçi propagandaya karşı çıkar, teknolojinin toplum yararına ve barışçı anlayışla kullanılması gereğini vurgular.

10. EMPERYALİZMİN VE İŞBİRLİKÇİLERİNİN BÖLGEMİZDE SÜRDÜRDÜĞÜ SAVAŞLARA KARŞI BAĞIMSIZLIK VE BARIŞ MÜCADELESİ

Ülkemizin dört bir yanı emperyalist güçlerce savaş ve ölüm coğrafyası haline getirilmiştir. Yıllardır bölgede devam eden savaş ve yıkım şimdi yeni bir evreye geçmiştir. Emperyalizmin başta Ortadoğu, Filistin, İran, Suriye ve Lübnan, kuzeyde Ukrayna olmak üzere büyüttüğü savaş ve işgal politikalarının bedelini dünya halkları canlarıyla ödemektedir. Yaşanan can pazarına, Tek Adam Rejimi gizli sözleşmelerle, ortakları ise ticari anlaşmalarla çanak tutmaktadır.

Bölge halkların kaderi emperyalist ülkelerin beslediği İslamcı çetelerin insafına terk edilmiş deyim yerindeyse Orta çağ karanlığına geri döndürülmüş durumdadır. Yaşananlar insanlığa karşı işlenen suçlardır. Uluslararası toplumun sessizliği, baskı ve soykırımcı eğilimleri cesaretlendirmektedir. Bu saldırılar tüm azınlıkları hedef alan sistematik bir imha ve asimilasyon politikasının parçasıdır.

Ortadoğu halklarının kaderi gerici karanlığa teslim edilemez. Halkların özgür, eşit ve insanca bir yaşam sürebileceği bir gelecek ancak emperyalist müdahalelerin son bulmasıyla mümkündür. Laiklik, halkların eşitlik ve barış temelinde bir arada yaşamasının vazgeçilmez güvencesidir. 

Ülkemizin ve bölgemizin emperyalist politikaların yuvası haline gelmesine karşı çıkmaya devam edeceğiz. Temmuz 2026’da Ankara’da gerçekleştirilecek NATO zirvesi başta olmak üzere, savaş örgütü NATO’nun ülkemizdeki faaliyetlerine karşı, toplumsal muhalefetin tüm bileşenleriyle birlikte tam bağımsızlık şiarıyla mücadele etmeye devam edeceğiz.

TMMOB, NATO’ya, emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı mücadeleden geri adım atmadan; ülkemizin ve bölgemizdeki her ülkenin bağımsızlığı ile halkların kendi kaderini tayin hakkını savunur; anti emperyalist mücadeleyi emek ve demokrasi mücadelesiyle bütünlük içerisinde büyüterek sürdürür.

11. MÜLTECİ SORUNU VE DOĞURDUĞU SORUNLARA YÖNELİK ÇALIŞMALAR

Emperyalist sömürü, işgal ve savaş politikaları milyonlarca insanı yaşam alanlarından kopararak zorunlu göçe mahkûm etmiştir. Bu zorunlu göç hareketi başta Türkiye olmak üzere tüm dünyayı etkileyen çok boyutlu bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Mülteciler göç yollarında insanlık dışı koşullarda yaşamlarını yitirmekte, ulaştıkları ülkelerde en temel insan haklarından mahrum bırakılmakta, ayrımcılığa, ucuz emek sömürüsüne ve güvencesiz yaşam koşullarına mahkûm edilmektedir. AKP iktidarı ile Avrupa Birliği arasında sürdürülen pazarlıklar ise mülteci sorununu insani bir mesele olmaktan çıkararak siyasal ve ekonomik bir araç haline getirmektedir.

Mülteci nüfusun yoğunluğu; barınma, kentleşme, altyapı, sağlık, eğitim ve çalışma yaşamı başta olmak üzere birçok alanda yeni sorunlar yaratmaktadır. Plansız göç politikaları hem mültecileri güvencesizliğe sürüklemekte hem de emek sömürüsünü derinleştiren, toplumsal gerilimleri artıran bir zeminin oluşmasına neden olmaktadır. Mülteci emeğinin kayıt dışı ve düşük ücretli çalışma biçimleri içinde kullanılması, emekçilerin ortak hak mücadelesini zayıflatan sonuçlar doğurmaktadır.

TMMOB, mülteci sorunu ve bu soruna bağlı olarak ortaya çıkan toplumsal, mekânsal ve ekonomik sorunları insan hakları ve kamu yararı temelinde ele alır. Göçün yarattığı sorunların halklar arasında düşmanlık üretilerek değil; eşitlikçi, kamucu, planlı ve insan onuruna yaraşır politikalarla çözülebileceğini savunur. Bu doğrultuda yürütülecek çalışmaları ve toplumsal dayanışma mekanizmalarını geliştirmeyi önüne koyar.

12. EKONOMİK KRİZ, YOKSULLUK VE EMEK SÖMÜRÜSÜNE KARŞI MÜCADELE

Türkiye ekonomisi çok uzun yıllardır üretim yerine ranta, teknoloji altyapısını geliştirme yerine inşaata, istihdam yerine sıcak para dolaşımına dayalı olarak işlemektedir. Övünülerek söz edilen büyüme oranları, sanayi ve tarımsal üretime ve bu alanlardaki yatırımlara değil, sıcak para akımına bağlı mali aracılık hizmetleri, ulaştırma, depolama, haberleşme, inşaat ile toptan ve perakende ticaret hizmetlerinden kaynaklanmaktadır.

Ülkemiz yıllardır süregelen ekonomik krizler sarmalında savrulmaktadır. Ülkemizdeki çoklu kriz ortamında iş güvencesine sahip olmamak, çalışma koşullarının giderek ağırlaşması, yetersiz ücret, işsizlik tehlikesi, sigortasız çalıştırılma, fazla çalıştırma, iş saatleri ihlali; sosyal hak ve özlük hakkı ihlalleri, insan onuruna yaraşır emeklilik sürecini yaşayamama ortak sorunumuz haline gelmiştir.

Siyasi iktidarın halka sunduğu çözüm sefalet ekonomisidir. Siyasi iktidar uyguladığı ekonomik ve sosyal politikalarla emekçi kesimleri tamamen yoksullaştırmış, devleti sosyal görevlerinden arındırarak baskı aracına dönüştürmüştür. Ülkeyi bu duruma getiren, iktidarın yıllardır uyguladığı üretime dayanmayan, yatırıma dayanmayan, sanayileşmeye dayanmayan, bilim ve teknolojiyi dışlayan ekonomi politikalarıdır.

Rant yaratma hedefli çılgın ve gereksiz projeler bu ülkeye yük olmaya devam edecek, yeni çevresel sorunlar yaratacaktır. İstihdam yaratmayan büyümenin ülke halkına hiçbir yararı olmamıştır. Sermaye çıkarlarının halkın ortak çıkarlarının önüne geçirilmesi, toplumsal bir felaketle sonuçlanmıştır. Ve bu felakette siyasi iktidarın bize vaat ettiği tek şey, daha fazla yoksulluktur.

TMMOB, ülkemizin içine çekildiği ekonomik kriz döngüsüne ve yoksulluğa karşı emek, meslek ve demokratik kitle örgütleriyle birlikte mücadeleyi büyütür. Emperyalizmden bağımsız siyasi bir iradeyle, yeniden planlama, sanayileşme, kalkınma atılımı için halkçı-kamucu-toplumcu bir yaklaşım ve bu temellerdeki bir kalkınma planlamasını savunur.

13. EMEK MÜCADELESİNİN BÜYÜTÜLMESİ VE ORTAK DAYANIŞMANIN GELİŞTİRİLMESİ

TMMOB, kamu yararı ve hakça paylaşımdan yana, barıştan yana, yurtsever, devrimci, ilerici ve toplumcu geleneğini sürdürmeye devam eder. Mühendislerin, mimarların ve şehir plancılarının emeğini değersizleştiren, güvencesizleştiren ve piyasacı anlayışa teslim eden politikalara karşı emek eksenli mücadeleyi büyütmeyi temel sorumluluklarından biri olarak görür.

Çünkü TMMOB, mühendislerin, mimarların, şehir plancılarının sorunlarının halkın sorunlarından ayrı tutulamayacağı; sorunlarımızın çözümünün büyük ölçüde emekçi sınıfların sorunlarının çözümünde yattığının bilincindedir. Bu yüzden mesleğin ve meslektaşlarının sorunlarını ülke sorunlarıyla birlikte ve bütünlüklü olarak ele alır.

Tüm dünyada ve ülkemizde gelişen yeni koşullarla birlikte emekçilerin, işçi sınıfının temel talepleri her geçen gün değişip güncellenmektedir. Emekçiler; asgari ücretten örgütlenme hakkına, çalışma saatlerinden güvenceli istihdama, sosyal haklardan insanca yaşam koşullarına kadar birçok konuda ortak taleplerini yükseltmektedir. Artan yoksulluk, gelir adaletsizliği ve güvencesiz çalışma biçimleri emekçilerin ortak mücadele ihtiyacını daha da büyütmektedir.

TMMOB, demokratik kitle örgütleriyle ilkeli ve demokratik işbirliği içerisindedir. Emek mücadelesinin büyütülmesi ve geliştirilmesi için emek, meslek ve demokratik kitle örgütleriyle yan yana faaliyet yürütmeye, mücadele ve dayanışma ilişkilerini daha da artırmaya kararlıdır. Sendikal hakların, örgütlenme özgürlüğünün ve insanca çalışma koşullarının savunulmasını demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak görür.

14. TMMOB VE MESLEK ÖRGÜTLERİNE YÖNELİK MÜDAHALELERE KARŞI MÜCADELE

Tek Adam Rejimi uzun süredir gözünü; toplumsal muhalefetin bilim ve teknik yoluyla geliştirilmesi, kamusal üretim ve kamusal denetim anlayışının savunulması, ülke yararına faaliyet yürütülmesi ve üretilen toplumsal faydanın hakça paylaşılması için mücadele eden TMMOB başta olmak üzere mesleki demokratik kitle örgütlerine çevirmiş durumdadır. Siyasal iktidar; meslek örgütlerini etkisizleştirmeyi, kamusal denetim mekanizmalarını ortadan kaldırmayı ve toplumsal muhalefeti denetim altına almayı hedeflemektedir.

TMMOB’nin hedef alınmasının altında yatan temel neden Birliğimizin kamusal niteliğinden, bağımsız örgütlü yapısından ve toplumcu mücadele anlayışından kaynaklanmaktadır. Çünkü Birliğimiz; sermaye ve rant çevrelerinin ölçüsüz ve denetimsiz uygulamalarına karşı yalnızca ülke varlıklarının ve toplumsal çıkarın değil, aynı zamanda meslektaşlarımızın ve mesleğimizin de koruyucusu durumundadır. TMMOB’nin yürüttüğü kamusal denetim faaliyetleri, bilimsel raporları, hukuksal mücadeleleri ve toplum yararını esas alan tutumu siyasi iktidarın rant ve talan politikalarının önündeki en önemli engellerden biridir.

Mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının ortak gereksinmelerini karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel yararlara uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslektaşların birbirleriyle ve halkla olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak; kamunun ve ülkenin çıkarlarının korunmasında, yurdun doğal kaynaklarının bulunmasında, korunmasında ve işletilmesinde, çevre ve tarihi değerlerin ve kültürel mirasın korunmasında, tarımsal ve sınai üretimin artırılmasında, ülkenin sanatsal ve teknik kalkınmasında gerekli gördüğü tüm girişim ve etkinliklerde bulunmak amacıyla faaliyetlerini yürüten TMMOB’ye dönük siyasal ve idari baskılar; halkımızın, meslek alanlarımızın ve kamusal birikimlerin de tasfiyesi anlamına gelecektir.

“Yeni Anayasa” tartışmalarıyla birlikte meslek örgütlerine yönelik baskı, müdahale ve zor uygulamalarının daha da artırılmak istendiği açıktır. Meslek örgütlerinin seçim sistemlerinden idari yapılarına kadar birçok alanda yapılmak istenen düzenlemeler; Birlik ve Odaların özerk yapısını ortadan kaldırmayı, etkisiz ve yetkisiz hale getirmeyi amaçlamaktadır. Saray’ın arka bahçesi haline gelmeyen mesleki demokratik kitle örgütlerinin parçalanmasına yönelik tüm girişimler karşısında ortak bir mücadele hattı örülmelidir.

Anayasal güvenceye, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına ve demokrasinin evrensel normlarına bağlılığımız; üyelerimizin demokratik iradesinden aldığımız güçle dün olduğu gibi bugün de sürecektir.

TMMOB, Tek Adam Rejiminin Birlik ve Odalarımız başta olmak üzere mesleki demokratik kitle örgütlerini etkisizleştirmeye yönelik tüm adımlarını teşhir ederek; Birlik ve Odaların özerk ve bağımsız yapılarının güçlendirilmesi, kamu-toplum yararı, kamusal hizmet ve kamusal denetim anlayışının savunulması için mücadeleyi kararlılıkla sürdürecektir.

15. MESLEK ALANLARI ARASINDA DAYANIŞMANIN VE DİSİPLİNLER ARASI ÇALIŞMANIN GELİŞTİRİLMESİ

TMMOB, meslek ve uzmanlık alanları hukukunun geliştirilmesi, yetkilerin tanımlanması ve mesleki çatışma konularının giderilmesi amacıyla yürütülecek çalışmalarda kendi örgütsel birikimi ve demokratik iç işleyişiyle ortaya koyduğu ilkeleri esas alacaktır. Meslek alanlarımız arasında dayanışmayı zayıflatan rekabetçi ve piyasacı anlayışlara karşı ortak mesleki mücadele kültürünün geliştirilmesini önemsemektedir.

TMMOB, her uzmanlık alanının örgütün bütün kademelerinde kendisini ifade etme olanağının bulunmasını gözetecek; mühendisler, mimarlar ve şehir plancıları arasında disiplinler arası çalışma gereksinmesinin bilincini yerleştirmek için çalışacak; mesleklerin gelişimine paralel olarak disiplinler arası çalışmayı özendirecek, kolaylaştıracak ve örgütleyecektir. Bilimsel ve teknik üretimin kolektif niteliğinin güçlendirilmesi, kamusal hizmet anlayışının geliştirilmesi ve meslek alanlarımız arasındaki ortak mücadele zemininin büyütülmesi için dayanışmacı bir yaklaşımı esas alacaktır.

16. MÜHENDİS, MİMAR VE ŞEHİR PLANCILARI İÇİN ASGARİ ÜCRET VE GÜVENCELİ ÇALIŞMA MÜCADELESİ

Mühendis, mimar ve şehir plancılarının işe giriş bildirgesinde baz alınacak asgari ücret hakkını güvence altına almak amacıyla TMMOB ve SGK arasında imzalanan protokol, iktidarın emekçilere dönük sömürü politikalarının sonucu olarak SGK tarafından tek taraflı biçimde feshedilmiştir. Bu durum meslektaşlarımızın düşük ücretlerle, kayıt dışı ve güvencesiz biçimde çalıştırılmasının önünü açarken aynı zamanda kamunun ciddi biçimde zarara uğratılmasına neden olmaktadır. Meslektaşlarımız giderek artan biçimde açlık sınırına yakın ücretlerle çalışmaya zorlanmakta, mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı emeği değersizleştirilmektedir.

Mühendis, mimar ve şehir plancısı asgari ücretinin ayrımsız olarak her düzeyde uygulanması gerekmektedir. Meslek alanlarımızdaki ücret politikalarının yalnızca bireysel çalışma koşullarını değil; mesleki niteliği, kamusal hizmet kalitesini ve toplum güvenliğini de doğrudan etkilediği unutulmamalıdır. Düşük ücret, güvencesizlik ve kayıt dışı çalıştırma politikaları meslektaşlarımızın yaşam koşullarını ağırlaştırırken mesleki bağımsızlığı da zayıflatmaktadır.

TMMOB, meslektaşlarımız için asgari ücret mücadelesini ilgili kamu kurumlarıyla görüşerek, bilgilendirme çalışmaları yaparak ve kamuoyu oluşturarak büyütür ve sürdürür. İnsanca yaşamaya yetecek ücret, güvenceli çalışma koşulları ve meslek emeğinin korunması için yürütülen mücadeleyi emek mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak görür.

17. İŞSİZLİĞE KARŞI MÜCADELE

Neoliberal politikalar yüzünden kamusal yatırımların yapılmaması, sosyal devlet uygulamalarının yok edilmesi, kamusal hizmetlerin ticarileştirilmesi ve sınırsız bir sömürü düzeninin yaratılmasıyla ekonomik krizin toplumsal sonuçları her geçen gün ağırlaşmaktadır.

Ekonomik krizin faturası emekçi sınıflara kesilmektedir. Uygulanan ekonomi ve istihdam politikaları sonucu meslektaşlarımızın işlerine son verilmekte ve çoğunlukla tazminat, kıdem gibi hakları gaspedilmektedir. İşsizlik oranları her geçen gün artmakta, kamuda tasarruf tedbirleri, özel sektörde ise ekonomik kriz gerekçe gösterilerek istihdam daraltılmakta, çalışma koşulları zorlaşmaktadır. Mevcut ekonomi ve istihdam politikaları değişmeden işsizlik sorununa kalıcı bir çözüm getirilemeyecektir.

TMMOB, işsizliğe karşı emek ve meslek örgütleriyle ortak mücadeleyi güçlendirerek sürdürür; işsizlerin sorunlarını ülke gündemine taşıyarak çözüm yolları aranması için kamuoyu oluşturur.

18. ESNEK, GÜVENCESİZ VE KURALSIZ ÇALIŞTIRMAYA KARŞI MÜCADELE

Ücretli çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıları her geçen gün daha ağır sömürü koşulları altında çalışmaya zorlanmaktadır. Çalışma yaşamı; esnek, güvencesiz ve kuralsız hale getirilirken örgütlenme hakları baskı altına alınmakta, meslek emeği değersizleştirilmektedir. Performans baskısı, uzun çalışma saatleri, mobbing, kayıt dışı çalışma ve düşük ücret politikaları meslektaşlarımızın yaşam koşullarını giderek ağırlaştırmaktadır. Açlık sınırı düzeyindeki ücretlerle çalışmaya zorlanan meslektaşlarımız hem yaşamlarını sürdürmekte hem de mesleklerini kamusal sorumluluk anlayışıyla icra etmekte ciddi zorluklar yaşamaktadır. Emek ve insan odaklı, güvenceli bir çalışma yaşamı ve güvenli bir gelecek bütün emekçiler için temel bir haktır.

Derinleşen ekonomik krizle birlikte işsizlik tehdidi büyümekte; özellikle genç ve yeni mezun meslektaşlarımızın deneyimsizliği daha kolay sömürülmektedir. Meslektaşlarımız düşük ücret, ücretsiz fazla mesai, sigortasız çalışma ve güvencesiz istihdam biçimleriyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Uzaktan çalışma, proje bazlı istihdam ve esnek çalışma modelleri adı altında yaygınlaştırılan uygulamalar çalışma yaşamındaki hak kayıplarını artırmaktadır. İçinden geçtiğimiz kriz koşulları yaşanan sorunların etkisini daha da derinleştirmektedir.

Uygulanan neoliberal politikalar sonucunda iş güvencesi zayıflatılmış; taşeronlaşma, sözleşmeli çalışma ve örgütsüzleştirme yaygınlaştırılmıştır. Meslektaşlarımızın mesleki bağımsızlığı ve emeği piyasa baskısı altında aşındırılmakta; çalışma yaşamı tamamen sermayenin ihtiyaçlarına göre biçimlendirilmektedir.

TMMOB; emek ve insan odaklı bir çalışma yaşamı anlayışıyla esnek, güvencesiz ve kuralsız çalışma biçimlerine karşı mücadeleyi büyütür. Güvenceli çalışma, insanca ücret, örgütlenme hakkı ve sosyal hakların korunmasını temel bir mücadele alanı olarak görür; emek düşmanı düzenlemelere karşı emek ve meslek örgütleriyle dayanışma içinde mücadelesini sürdürür.

19. KAMUDA ÇALIŞAN MESLEKTAŞLARIMIZIN ÖZLÜK HAKLARI İÇİN MÜCADELE

Kamuda çalışan mühendis, mimar ve şehir plancıları baskı, ihraç, statü farklılıkları ve ücret eşitsizliği sorunlarıyla karşı karşıyadır. Yıllardır üretim, yatırım, eğitim, istihdam planlaması yapılmadığı için on binlerce mühendis, mimar ve şehir plancısı ya işsizdir ya da meslekleri dışında çalışmak zorunda kalmaktadır.

Bu gerçekliğe karşın özellikle son 25 yılda, kamuda çeşitli statülerde çalışan ve farklı ücretler alan mühendis, mimar ve şehir plancılarının ekonomik ve sosyal koşulları, üstlendikleri sorumluluklara ve almış oldukları eğitime uymayan bir düzeye geriletilmiş, kamudaki mühendis, mimar ve şehir plancılarının mesleki iş alanları farklı ve/veya yardımcısı sayılabilecek branştaki alt grup teknik elemanların görevlendirilmesiyle daraltılmış, kamu çalışanı üyelerimizin gerek ücretleri gerekse özlük hakları açısından içine düşürüldükleri durum kriz aşamasına gelmiş ve meslek onurlarını koruma sınırlarını zorlamaya başlamıştır.

TMMOB, kamuda çalışan üyelerinin özlük haklarını, çalışma koşullarını ve emeklilik haklarını hak ettikleri seviyeye taşımak için kamuoyu oluşturmaya ve meslektaşlarımızın taleplerinin takipçisi olmaya devam eder.

TMMOB, meslektaşlarımızın ücretlerinin ve özlük haklarının “eşit işe eşit ücret” ilkesi doğrultusunda iyileştirilmesi, kapsam dışı personel statüsü ve buna bağlı olarak yaratılan ücret dengesizliğinin ve çifte standardın ortadan kaldırılması, farklı statülerde çalıştırılma ve arazi tazminatı gibi farklı ücret uygulamalarının sonlandırılması, atama bekleyen binlerce mühendis, mimar ve şehir plancısının atamasının yapılması, kamuda istihdamın artırılması, tayin ve terfilerinin politik ve benzeri etkilerinden arındırılarak açık, saydam, denetlenebilir ve liyakat temelli yapılmasının sağlanması için yürüttüğü mücadeleyi büyüterek sürdürür.

20. EMEKLİ MESLEKTAŞLARIMIZIN TEMEL HAKLARI VE İNSANCA YAŞAM KOŞULLARI İÇİN MÜCADELE

Sosyal güvenlik, devletin en temel görevi, yurttaşın da en öncelikli hakkıdır. Sosyal güvenliğin temel amacı, bireyleri karşılaşacakları sosyal risklere karşı korumak ve bu risklerle karşılaştıklarında riskin etkilerini en aza indirmektir. Bunun için çalışanların maaşlarından sosyal güvenlik primi tahsil edilmekte ve bu primler devlet tarafından kullanılmaktadır. Sosyal güvenlik mekanizmasının temel mantığı toplumun bütününün, her bir parçasına ve geleceğine ortaklaşa sahip çıkmasıdır. Ancak emeklilik, bir tür toplumsal dışlama mekanizması olarak işlev görmekte, devletin ve toplumun sırtında bir yük olarak görülmektedir. Emek ile emekli arasındaki bağ koparılmak, görünmez kılınmak istenmektedir.

Toplumun dar ve sabit gelirli diğer kesimleri gibi, emekli meslektaşlarımız da büyük sıkıntılar içinde yaşamaktadır. Kriz dönemiyle birlikte artan yaşam maliyetleri bu sıkıntıları sürdürülemez boyutlara taşımıştır. Uzun yıllar mesleki birikim ve emekleriyle ülkenin kalkınmasına hizmet etmiş olan emekli mühendis, mimar ve şehir plancılarının maaşları, güncel ekonomik koşullarda açlık ve yoksulluk sınırının altına gerilemiştir.

TMMOB; mühendis, mimar ve şehir plancılarının emeklilik haklarında ve aylıklarında iyileştirme yapılması, emek ve emekli arasındaki bağın güçlendirilmesi, dayanışma kültürünün geliştirilmesi, mesleki bilgi ve deneyimin hem genç meslektaşlarımıza hem topluma yönelik çalışmalara aktarılmasını sağlamak için çalışmalarını geliştirerek sürdürür. Emekli meslektaşlarımızın mesleki bilgi ve deneyimlerinin genç kuşaklara aktarılmasını, dayanışma kültürünün geliştirilmesini ve emekli meslektaşlarımızın toplumsal yaşamın aktif bir parçası olarak var olmasını savunur.

21. TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ VE KADINLARA YÖNELİK ŞİDDETLE MÜCADELE

Kadınlar üzerindeki baskı ve sömürü, düzenin ve gericiliğin temel dayanakları arasındadır. Aileden eğitime, çalışma yaşamından kamusal alana kadar toplumsal yaşamın her alanında kadınlara yönelik şiddet, ayrımcılık ve eşitsizlik AKP iktidarı döneminde daha da derinleşmiştir. Bu durum tesadüfi değildir. Çünkü siyasal iktidarın laiklik karşıtı, muhafazakâr ve cinsiyetçi politikaları; kadınların yaşamı, emeği, bedeni ve kimliği üzerinde denetim kurmayı hedeflemektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliğini hedef alan politikalarla kadınların kamusal yaşamdaki varlığı sınırlandırılmakta, kadınların kazanılmış hakları geriye götürülmek istenmektedir. Bu politikalar, sermaye düzeninin ihtiyaçları ile gericiliğin ideolojik-kültürel kuşatmasının nasıl iç içe geçtiğini açık biçimde göstermektedir.

Meslek alanlarımızda yaşanan sorunlar yalnızca fiziksel değildir; iş güvencesinden yoksun, ağır koşullar altında çalışan teknik elemanların yaşadığı sorunlar kapitalist üretim ilişkileriyle doğrudan bağlantılıdır. Baskıcı, rekabetçi ve cinsiyetçi üretim sistemi hâkimdir. Kadın meslektaşlarımız düşük ücret, güvencesiz çalışma, cam tavan uygulamaları, mobbing, ayrımcılık ve cinsiyet temelli eşitsizliklerle karşı karşıya bırakılmaktadır. Kadın emeğinin değersizleştirilmesi, toplumsal cinsiyet rollerinin çalışma yaşamında yeniden üretilmesi ve bakım yükünün kadınların üzerine bırakılması eşitsizlikleri daha da derinleştirmektedir. Kadın işsizliği her geçen gün artmaktadır.

Siyasal iktidar, kadın cinayetlerine, şiddete, tacize ve istismara karşı etkili politikalar üretmek yerine; faillerin cezasızlıkla korunmasına yol açan uygulamaları sürdürmektedir. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı kadınların yaşam hakkına yönelik saldırıları cesaretlendiren siyasal bir tercih olmuştur. Kadın cinayetlerine ve faillerine çeşitli adlar altında ceza indirimleri uygulanması ya da serbest bırakılma kararları toplumsal adalet duygusunu zedelemektedir.

Meslek alanlarımızda toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması, ayrımcılığın önlenmesi ve güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması için mücadele etmek TMMOB’nin temel görevleri arasındadır. Meslektaşlarımızı bilgilendirmek ve farkındalık yaratmak amacıyla düzenli seminerler, atölye çalışmaları ve kamuoyu bilgilendirme etkinlikleri düzenlenmeye devam edilecektir.

TMMOB; kadınların emeği, bedeni ve yaşamı üzerindeki her türlü sömürü, baskı ve tahakküm biçimine karşı durur; kadınların eşitlik ve özgürlük mücadelesini toplumsal kurtuluş mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak görür ve toplumsal cinsiyet eşitliğini savunur. “Eşit işe eşit ücret” ilkesinin cinsiyet farkı gözetilmeksizin uygulanması için mücadele eder; meslektaşlarının ve bütün kadınların maruz bırakıldığı cinsiyetçi ayrımcılığa, şiddete, güvencesizliğe ve eşitsizliğe karşı dayanışmayı ve ortak mücadeleyi büyüterek sürdürür.

22. İŞÇİ SAĞLIĞI, İŞ GÜVENLİĞİ VE İŞ CİNAYETLERİNE KARŞI MÜCADELE

Sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışma hakkı en temel insan haklarından biridir. Ancak ülkemizde işçi sağlığı ve iş güvenliği alanı uzun yıllardır piyasacı politikalar, denetimsizlik ve maliyet odaklı anlayış nedeniyle ağır bir yıkımla karşı karşıyadır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği alanında çalışan meslektaşlarımız işverenlerin ve siyasal iktidarın sorumluluğunu üstlenmek zorunda bırakılmakta; iş cinayetlerinin gerçek nedenleri yerine teknik personel günah keçisi haline getirilmektedir. İş cinayetleri kader değil; denetimsizliğin, taşeronlaşmanın, kuralsız çalışmanın ve kâr odaklı üretim anlayışının sonucudur.

6331 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden bu yana iş kazası sayıları, iş kazası sıklık oranları ve iş cinayetleri azalmamış; aksine artış göstermiştir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin piyasalaştırılması yaşanan sorunların temel nedenlerinden biri olmuştur. İşyerlerinde verilmesi gereken işçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetleri kamusal bir sorumluluk olarak ele alınması gerekirken Ortak Sağlık Güvenlik Birimi (OSGB) adı altında faaliyet yürüten taşeron şirketlere devredilmiştir. İşçi sağlığı hizmetlerinin piyasa koşullarına terk edilmesi, çalışanların yaşam hakkının şirketlerin kâr hesaplarına bağımlı hale getirilmesi anlamına gelmektedir.

Kâr amacıyla faaliyet gösteren OSGB’ler arasındaki rekabet, işverenlerin en düşük maliyetli hizmeti tercih etmesi ve iş güvenliği uzmanlarının uyarılarının dikkate alınmaması gerekli önlemlerin alınmamasına yol açmaktadır. Uygulanan neoliberal ekonomi politikaları sonucunda iş güvencesi ortadan kaldırılmış; taşeronlaşma, sendikasızlaştırma ve esnek çalışma biçimleri yaygınlaştırılmıştır. Özellikle madenlerde, inşaatlarda, sanayi tesislerinde ve şantiyelerde yaşanan iş cinayetleri; emekçilerin yaşamının sermaye karşısında değersizleştirildiğini göstermektedir. Yaşanan büyük felaketlere rağmen gerekli kamusal düzenlemelerin yapılmaması iş cinayetlerinin artarak sürmesine neden olmaktadır.

TMMOB; işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin eksiksiz uygulanması, iş cinayetlerinin önlenmesi ve insanca çalışma koşullarının sağlanması için mücadeleyi sürdürür. İşçi sağlığı ve iş güvenliği hizmetlerinin kamusal bir anlayışla yeniden düzenlenmesini, etkin denetim mekanizmalarının kurulmasını ve iş cinayetlerinin gerçek sorumlularının yargılanmasını savunur. Emek ve meslek örgütleriyle birlikte iş cinayetlerine karşı ortak mücadeleyi büyütmeye, emekçilerin yaşam hakkını savunmaya devam eder.

23. MÜHENDİSLİK, MİMARLIK VE ŞEHİR PLANLAMA EĞİTİMİNDE NİTELİKLİ, BİLİMSEL VE KAMUCU EĞİTİM MÜCADELESİ

Ülkelerin eğitim politikaları; bilim, teknoloji ve sanayi politikalarından ayrı düşünülemez. Türkiye’deki eğitim ve özelde mühendislik, mimarlık ve şehir planlama eğitimi toplumun ve ülkenin ihtiyaçlarına göre değil, uluslararası iş bölümünün ve piyasa ilişkilerinin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiştir. Gelişmiş ülkeler ulusal çıkarları doğrultusundaki politikalarını hayata geçirebilmek için AR-GE çalışmalarına, bilimsel araştırmalara ve eğitim altyapılarına ayırdıkları kaynakları her geçen gün artırmaktadır. Ülkemizde ise üniversiteler bilimsel üretimin merkezleri olmaktan uzaklaştırılmakta; piyasacı, gerici ve itaat odaklı eğitim politikalarıyla akademik özgürlükler ve bilimsel nitelik zayıflatılmaktadır.

Üniversitelerde bilimsel araştırmalara gerekli kaynaklar ayrılmamakta; laiklik karşıtı ve bilim dışı politikalar mühendislik, mimarlık ve şehir planlama eğitiminde ciddi bir nitelik kaybına yol açmaktadır. Sanayiyle ilişkiler toplumun ihtiyaçlarına göre değil, yalnızca sermayenin kısa vadeli çıkarlarına göre kurulmakta; bilim ve teknik piyasa ekonomisinin ihtiyaçlarına indirgenmektedir. Üniversitelerin demokratik, özerk ve özgür yapısı tasfiye edilirken öğrenciler ve akademisyenler artan baskı ortamıyla karşı karşıya bırakılmaktadır.

Uzun yıllardır bilimsel ve kalkınma hedefli bir yükseköğretim planlamasının yapılmaması; mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı eğitiminde ciddi bir nitelik kaybı yaratmıştır. Önceki yıllarda plansız biçimde artırılan bölüm ve kontenjan politikalarının yarattığı yığılma bugün birçok alanda kontenjan düşüşleri, işsizlik, güvencesizlik ve mesleki değersizleşme olarak karşımıza çıkmaktadır. Yetersiz akademik kadrolar, altyapı eksiklikleri ve plansız eğitim politikaları meslek alanlarımızdaki sorunları daha da derinleştirmektedir.

Staj olanaklarının yetersizliği, uygulamalı eğitim eksiklikleri ve üniversiteler arasındaki altyapı eşitsizlikleri öğrenci üyeler açısından ciddi sorunlar yaratmaktadır. Bu durum öğrencilerin mesleki gelişimlerini olumsuz etkilemekte, mesleğe hazırlık süreçlerini zayıflatmaktadır. Öğrenciler barınma, beslenme, ulaşım ve eğitim giderleri nedeniyle ağır ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalmakta; eğitim hakkı giderek daha erişilemez hale getirilmektedir.

TMMOB ve bağlı Odaları; mühendis, mimar ve şehir plancılarının yetiştiği üniversitelerin bilimsel, demokratik, özerk, katılımcı ve planlamaya dayanan bir anlayışla yeniden yapılandırılmasının mücadelesini verir. Halkın gereksinimleri ve çağdaş teknolojik gelişmeler temel alınarak niteliği yükseltilmiş, eşitsizlikleri giderilmiş, yaşam boyu eğitimi esas alan ve yalnızca kamusal hizmet anlayışıyla faaliyet yürüten bir yükseköğretim sistemi savunur.

TMMOB; mühendislik, mimarlık ve şehir planlama eğitiminde demokratik ve kamucu anlayışla, yükseköğrenimin ticari bir faaliyet olmaktan çıkarılması, bilimsel özgürlüğün güvence altına alınması ve kamunun ihtiyaçlarını gözeten planlı bir eğitim anlayışının hâkim kılınması için mücadeleyi sürdürür.

24. ÜLKEMİZİN YETİŞMİŞ MÜHENDİS, MİMAR VE PLANCILARININ BEYİN GÖÇÜNE KARŞI MÜCADELE

Bir dönemin en gözde mesleklerinden olan mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı artık diplomalı işsizliğin, zorunlu yurtdışı göçünün sembolü haline gelmiştir. Oysa ürettiğimiz bilgi ve teknik, ülkemizin kalkınması, halkımızın gönenci ve mutluluğu için vazgeçilmezdir. Demokratik, eşit ve adil bir düzende mesleğimizin toplum için taşıdığı değer daha da anlamlı hale gelecektir.

Genç meslektaşlarımız büyük oranda işsizlikle, umutsuzlukla ve gelecek kaygısıyla baş başadır. Genç meslektaşlarımız, kendilerini yetiştiren bu ülkeden, hayatlarından, ailelerinden vazgeçmek zorunda kalmaktadır. Her yeni günde, onlarca genç, daha iyi bir hayat yaşayabilme olasılığına tutunarak yurtdışına gitmek için uğraşmaktadır. Gençlerimiz göç ettikçe, ülkemizin geleceğine dair umutlar da kararmaktadır.

TMMOB, ülkemizin yetişmiş mühendis, mimar ve plancılarının beyin göçüyle yurtdışına çıkmasının engellenmesinin tek yolunun nitelikli yükseköğretim, güvenceli istihdam, insanca yaşanabilir bir ücret, sömürü düzeninden uzak bir çalışma yaşamı ve insan onuruna yaraşır bir emeklilik süreci için yürütülecek bütünlüklü mücadeleden geçtiğinin bilinciyle hareket eder.

25. MESLEK İÇİ EĞİTİM VE MESLEKTAŞLAR ARASI DAYANIŞMANIN GELİŞTİRİLMESİ

Meslek alanlarımızı doğrudan etkileyen hızlı teknolojik gelişmeler, bilişim ve iletişim alanındaki dönüşümler, yeni üretim teknikleri ve malzeme teknolojileri; mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı mesleklerinin eğitimini ve uygulama alanlarını köklü biçimde değiştirmektedir. Dijitalleşme, yapay zekâ ve otomasyon süreçleri meslek alanlarımızda yeni bilgi ve beceri gereksinimleri ortaya çıkarırken; mesleki yetkinliğin sürekli geliştirilmesini zorunlu hale getirmektedir.

Gelişen bilim ve teknik; mühendislik, mimarlık ve şehir plancılığı mesleklerinin tekdüze biçimde icra edilmesinin artık mümkün olmadığını göstermektedir. Meslektaşlarımız; eşitsiz, rekabetçi ve piyasacı çalışma düzeni içinde bilgiye erişim, teknik donanım ve mesleki gelişim olanakları bakımından ciddi sorunlarla karşı karşıya kalabilmektedir. Meslek içi eğitimin piyasaya teslim edilmesi, sertifikacılık ve ticarileşme anlayışının yaygınlaşması mesleki niteliği zayıflatmakta; kamusal sorumluluk anlayışını geriletmektedir. Bu nedenle TMMOB’nin meslek içi eğitim faaliyetleri yalnızca teknik bir gereklilik değil; aynı zamanda kamusal ve örgütsel bir sorumluluktur.

Meslek içi eğitimlerde güncel bilimsel ve teknik gelişmelerin yakından takip edilmesi; üyelerin bilgi, beceri ve mesleki yeterliliklerinin geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Ancak bu süreç yalnızca piyasanın taleplerine göre değil; kamu yararı, toplumsal ihtiyaçlar ve meslek etiği temelinde ele alınmalıdır. Bilimsel bilgiye erişimin eşit, ulaşılabilir ve dayanışmacı bir anlayışla örgütlenmesi; meslek alanlarımızın geleceği açısından yaşamsal önemdedir.

TMMOB ve bağlı Odaları; meslek içi eğitimlerin çağın gerektirdiği yöntemlerle, güncel ihtiyaçları karşılayacak içerikte ve sürekli biçimde yürütülmesini sağlar. Meslek içi eğitimlerin kamu yararı ilkesi doğrultusunda geliştirilmesi, Odalar arasında eşgüdümün güçlendirilmesi ve meslektaşlar arası dayanışmanın büyütülmesi için ortaklaştırıcı bir zemin oluşturur. Meslektaşlarımızın yalnızlaştırılmasına, rekabet baskısıyla güvencesizliğe itilmesine karşı dayanışmayı, ortak üretimi ve kolektif meslek kültürünü güçlendirmeyi hedefler.

26. DOĞANIN VE YAŞAM ALANLARININ RANT TALANINA KARŞI MÜCADELE

Ülkemizde hâkim kılınan sermaye birikimi politikaları, vahşi emek sömürüsü uygulamalarının yanı sıra tüm kamusal zenginliklerimizin, tarihi-kültürel, doğal, kentsel ve kırsal tüm varlıklarımızın el değiştirmesi üzerinden rant yaratılması esasına dayanmaktadır. Yaratılan düzen içinde arazi, mülkiyet, imar ve işletme rantı yaratılması doğamız, kentlerimiz, kültürel ve tarihi varlıklarımız, üretim ve yaşam alanlarımızın artan sömürüsünün önünü açmaktadır.

Kentlerimiz bilimsel bilgi ve kamu yararından uzak, sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda, keyfi kararlarla şekillenmekte; bütün insanlığın ortak değeri olan tarihi ve kültürel mirasımız tahrip edilerek geri dönüşü olmayacak şekilde yok edilmektedir. Bu tahribat acele kamulaştırma ve rezerv alan kararlarıyla, kentsel dönüşüm projeleriyle hızlanmakta, yaşam ve kent hakkı ihlal edilmektedir.

Her yıl düzenlenen COP toplantılarında üretilen politikalar samimi bir emisyon azaltımını değil, emisyonlar üzerinden yeni bir ticari hegemonya kurulmasını amaçlamaktadır. Küresel sistemde iklimle mücadele adı altında yürütülen COP süreçleri, atmosferdeki sera gazı dengesini hiçbir şekilde iyiye götürmemektedir. Bu yıl Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 toplantısı da bu küresel tiyatronun bir devamıdır. Bu birliktelikler uluslararası şirketlerin pazar taleplerini, kar odaklı ajandalarını karara bağlamaya çalıştıkları bir iş geliştirme zirvesine dönüşmektedir. Mevcut küresel sistemin insanlığa ve doğaya sunacağı gerçek bir çözüm yoktur. Ticari dayatmalara karşı bağımsız alternatif çalışmaların yapılması, mücadelenin örgütlenmesinde dayanışma ilişkilerinin geliştirilmesi ve şeffaf bir şekilde kamuoyunun bilgilendirilmesi zorunluluktur.

TMMOB; sanayisizleşmeye, tarımsal üretimin tahribine; tarihi-kültürel varlıkların, doğal kaynakların, orman arazilerinin, kamu ve halka ait arazi ve mülklerin yağmalanmasına, rant eksenli kentsel dönüşüme, ülkenin kamusal birikiminin özelleştirilmesine karşı gerek hukuksal gerek toplumsal düzeyde mücadele eder; doğasına, kentine, üretim ve yaşam alanlarının yağmalanmasına karşı mücadele eden halkla dayanışma içinde olur.

TMMOB kentlerimizin, kamusal niteliğini ve kamu yararını önce