Tüm Haberlere Dön
LOKAL SÖYLEŞİLERİ 5: 3.HAVALİMANI İNŞAATINDA NELER OLUYOR? TANIKLAR KONUŞUYOR  ETKİNLİĞİ DÜZENLENDİ
Haberler Ankara

LOKAL SÖYLEŞİLERİ 5: 3.HAVALİMANI İNŞAATINDA NELER OLUYOR? TANIKLAR KONUŞUYOR ETKİNLİĞİ DÜZENLENDİ

EMO Ankara Şubesi Lokali’nde her ayın son Perşembe günü “Lokal Söyleşileri” etkinliği yaz dönemi verilen aradan sonra kaldığı yerden devam ediyor. Eylül ayı Lokal Söyleşileri’nde “3.Havalimanı İnşaatında Neler Oluyor? Tanıklar Konuşuyor” başlığı konuşuldu. 3. Havalimanı inşaatında çalışan işçiler, kötü çalışma koşullarını, işten atılmaları, ücretlerinin ödenmemesini, ulaşım sorunlarını protesto ederek eylem başlatmış ve bu eylem polis baskısıyla bastırılmış, 24 işçi tutuklanmıştı

"3. Havalimanı İnşaatında Neler Oluyor? Tanıklar Konuşuyor" etkinliğinin açılışını EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ömürhan Soysal yaptı. Soysal açılış konuşmasında şunları söyledi; "Hepinize iyi akşamlar. EMO Ankara Şubesi`nin 24. Döneminde Lokal Söyleşilerinin 5.`sini gerçekleştiriyoruz.  Bundan önce 4 söyleşi yapmıştık. Lokal Söyleşilerini şu an aramızda olan Erkan Hocamızın söyleşisi ve kitabının imza gününü ile başlatmıştık. Lokal Söyleşisini gerçekleştirmemizin iki amacı var. Birincisi lokal alanının fiziksel olarak aktif olarak kullanılması. Üyelerimizin fiziksel olarak mekan kullanımını sağlamamanın yanında yaşadığımız kent ve toplumsal sorunlar konusunda belli başlı başlıkları işleyip belli duyarlılıklar ve farkındalıklar yaratmak istiyoruz. Mesleki olarak teknik alanda olsak da insan olmamızdan kaynaklı toplumsal duyarlılığımızın her zaman bizimle beraber var olduğunu unutmamak gerekiyor. Yaşadığımız coğrafyanın sorunlarına duyarsız kalamayız. Bu bağlamda Lokal Söyleşileri 5 etkinliğimizde 3. Havalimanını inşaatında yaşanan direnişi işlemek istedik. 3. Havalimanı`nda yaşanan süreçten önce ekonomik krizle ilgili söyleşi düşünmüştük. Bildiğiniz gibi Türkiye`nin gündemi çok hızlı değişiyor. Medyanın kuşatılmışlığı ve tek sesliliğinden ötürü havalimanı inşaatında yaşanan olumsuzlukların haberlerini doğru düzgün zamanında alamadık. Bardağın taştığı andan itibaren yaşanan sorunları ve mücadeleyi etkin bir şekilde duymaya başladık. İşçilerin talepleri çok temel taleplerdi; ücretlerini almak, SGK primlerinin ödenmesi, ücretlerin elden değil bankadan alınması… Bu talepler içinde en medyatik olanı tahta kurularının varlığıydı. Bu eylem diğer pek çok haklı talebin yanında yatakhanelerde tahtakurularının bulunmasını protesto için de başladı ve yaklaşık 500 işçinin isyanıyla meydana çıktı. Biliyorsunuz isyanın düzenlendiği günün gece yarısında polis koğuşlara , yatakhanelere girdi, işçileri gözaltına aldı. Bu müdahale sonucunda sendika önderlerinin de içinde bulunduğu 24 işçi tutuklanırken, 19 işçi denetimli serbest bırakıldı İnşaat İşçileri Sendikası Ankara Temsilcisi Murat Can Çoban, DİSK Ankara Bölge Temsilciliği`nden Muhammet Alkış tanıklıklarını aktaracak. Öncesinde oradaki sürece dair bir filmimiz var. Eylem anında neler yaşandı kısaca hatırlayalım onun arkasından arkadaşlarımız tanıklıklarını anlatacak. Umarım güzel bir söyleşi olacak."

Ömürhan Soysal`ın açılış konuşmasının ardından 3. Havalimanı İnşaatı işçilerinin direnişi ve direnişin akşamı yatakhanelere yönelik polis baskını görüntülerinin yer aldığı film izlendi.

"İşçiler çok yalnız kaldı"

Film gösterimin ardından etkinlikte ilk olarak söz alan, halen 3.Havalimanı inşaatında çalıştığı ve işten atılma riski taşıdığı için adını vermediğimiz, haberimizde tanık olarak geçen TANIK konuştu. Tanık şunları söyledi; " Hepiniz hoş geldiniz. Bir çoğunuz gündemi takip ettiniz. Yandaş medyanın paylaştığı şeyleri biliyorsunuz. Bu süreçte yandaş medya tarafından ‘nankör köpekler daha neler yapacaksınız` denilerek işçiler aşağılandı. Buradaki süreç nasıl evirildi işçilerin eylemine nasıl dönüştü onu aktarmak istiyorum. Sahada vardiyalı olarak 36 bin kişi çalıştırılıyor. İşçi arkadaşlar servisler, tahtakuruları, yemek sorunları ile karşı karşıyalar. Her gün bir iki arkadaş yaşamını yitiriyor. Düşünün alanda seninle birlikte çalışan arkadaşın ölüyor. Resmi olarak paylaşılan 27 kişinin ölümünden bahsediliyor ama sayı bundan çok çok fazla. Orada ölümlerin bir çoğu trafik kazası olduğu için iş kazası olarak yansıtılmıyor. Biz orada çalışırken onlarcası işçi arkadaşımızı kendimiz gömdük. Şu anda ölü sayısının 800`ü geçtiği belirtiliyor. Eylemden iki gün önce pist üzerinde araçların kafa kafaya çarpışmasıyla 7 kişinin ölmesi 21 kişinin yaralanması olayı yaşandı. Bu olayda basına haber verilmediği gibi işveren tarafından ‘arkadaşlarınızın sıkıntısı yok iyiler hastaneler` diye geçiştirildi. İşçiler her gün ölüm ve iş kazası baskısı altında çalışıyorlar. Sağlık kuruluşlarında işçilere insana değil hayvana muamele eder gibi muamele ediyorlar. Bizim işçinin de başına böyle bir şey geldi. Kuyuya düşen arkadaşımızı sağlık personeli gelip hastaneye bırakıp gitti. Herhangi bir araştırma soruşturma yapılmadı. Servis olaylarının başlamasına neden olay şöyle gelişti; Temmuz ayına yakın bir çok servis iptal edildi. Servislerin iptal edilmesiyle beraber 6.15`te uyanan işçiler çalışma alanına saat 9`da bile varamaz hale geldiler. Formeni, mühendisi, patronu , proje müdürü, şantiye şefi işçilere sürekli olarak ‘nerede kaldınız, mesainizden keseceğiz` diyerek tehdit ediliyorlardı. Düşünün işçiler servise binmek için 1 saat, 1,5 saat  sırada bekliyorlar. İşçilerin ‘beni işten çıkarmasınlar, mesaimden kesilmesin` diye kendi aralarında kavga ettiklerini gördük.

İkincisi yemekhane sorunları. 3 bin kişilik yemekhanede yemek yenilecek ama sürekli kısma politikalarından dolayı bin kişilik yemek getiriliyor. 11.00`de yemeğe gidilse bile iki saat sırada bekleniyor. Bu sefer yine işveren işçi arkadaşlara ‘senin mesainden kesiyorum niye 2`de yemekten geliyorsun` diye sürekli tehditler savuruyorlar. Diğer bir durum maaş alımlarında yaşanan sorunlar. Maaşların asgarisi yatırılıyor diğer kalanları elden ne zaman yatırılırsa işçiler o zaman alabiliyor. Ana firmaya gidiyorsun ‘firmaya hak edişi verdim` diyorlar. İşçileri sürekli mekik dokuyor, 6 aydır parasını alamayan işçiler var. İlk başlarda koğuşlar 4`er kişilikti. Yeni bir kamp yapmayıp koğuştaki işçilerin sayısını artırdılar. Koğuşları 6 kişi sonra 8 kişi yaptılar. Yatakları yere serip işçileri yatırdılar. Ranza koyamadıkları yere yatak koydurup yatırdılar. Bu koğuşların temizliği yapılmadı. Tahtakurularını çözmeye yönelik bir şey yapmadılar. Sorun çözülmediği sürece tahtakurularını temizliyoruz demenin anlamı yok. İşçiler sürekli olarak uykusuz olarak iş yerine geliyorlardı. Ana yüklenici firmaların işçilere üstten bakışları alaycı tavırları yaşanıyordu. Tarafımızdan sigorta girişi yapılmış ancak işverenin sistemindeki aksaklıklardan dolayı işçilerin konaklayacağı yer bulunamıyor. Çözüme dönük hiçbir eylem yapılmadı. Revire giden arkadaşlara sürekli kötü muameleler edildi. Bir arkadaşımızda tahtakurusu ısırmasından dolayı reaksiyon olmuştu sağlık biriminde iğne yapıp gönderdiler ve biz onu hastaneye zor yetiştirdik.

Yaşanan eylemden sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi insanlar bir saat servis bekliyorlar. Salı günü sabah servis eylemlerinden dolayı 4 işçiyi gözaltına almışlar. Sorunun bu noktaya gelmesi bahsettiğim sebeplerden kaynaklıydı. Ben gece 2`ye kadar orada kalmıştım. Sorunları bariz görebiliyorsun. Ziyaret ettiğim arkadaşları koğuşta sürekli tavandan tahtakurusu düşüyordu. Oturduğun yerde yataktan düşüyordu. Bunun çözümüne yönelik bir şey yapmadılar. İlk gün bunu çözebilirlerdi. Sadece bin yatak 10 servisle çözülebilecek bir yöntemdi. Tam aksine işçi temsilcilerle konuşmaya gelenler ‘sizi nankör köpekler` diye hakaret ettiler.

Bu eylemler olduktan sonra orada işçiler çok yalnız kaldı. İnşaat İş`in dışında Odaları, sendikaları orada göremedik. Birkaç milletvekilini orada gördük. Hiçbir şekilde gündemleştiremedik. Onlarca Odadan , yüzlerce sendikadan bahsediyoruz. TMMOB`den bahsediyoruz. Orada bir gün sonra iki gün sonra yeni yeni bir iki arkadaş geldi. Örgütlü arkadaşımız işçilerin eylemlerine destek olsalardı süreç farklı olurdu. Gözaltına alınan 600 işçi vardı. Gözaltına alınanların yüzde 80`i işe yeni girenler. Günde 200`e yakın işçi alınıyor. Bir çoğu olayla ilgisi olmayan işçiler."

"Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük işçi göz altısı"

Etkinlikte ikinci olarak söz alan İnşaat İşçileri Sendikası Ankara Temsilcisi Murat Can Çoban şöyle konuştu; "Yaşananları bizim tutuklanan arkadaşlarımızın avukatlarının bildirdiği şekilde anlatacağım. Sabah servis kaza yapıyor 27 arkadaş yaralanıyor.  Bunun haberi diğer işçilere ulaşınca işçiler şantiye girişini kapatıyor. Diğer işçiler servis kazası oldu büyük bir öfke patlaması yaşanıyor. Bütün hepsi iş bırakıyor ve eyleme dönüşüyor. Orada bizim arkadaşlardan biri ‘ne sorunlar var götürüp teslim edelim` diye şefleri gezmeye başlıyor. Talep listesi oluşturuluyor. 15 madde. Bunun içinde servisler, yemekhane sorunu, tahtakuruları, ücretler var. Tamamen insani talepleri getiriliyor İGA`nın CEO`su Kadir Samsunluya iletiyor. O da bakıp gülüyor talepleri içeren listeyi arkadaşlarımıza geri veriyor. 10 bin işçinin o alanda olduğu söyleniyor. İGA`nın formenleri hiçbiri alanda yok. Alana sorunu çözmek için kaymakam , tuğgeneral geliyor. Ama talep kabul edilmeyince işler daha da büyüyor. Kum kamyonları yıkılıyor, İGA`nın ana binası taşlanıyor. Bir işçi gözaltına alınıyor. İşçilerin iki talebi oluyor. Bu taleplerin kabul edilmesi ve gözaltına alınan arkadaşın bırakılması. İşçiyi bırakıyorlar ama talepler kabul edilmiyor. Alana jandarma giriyor. Dev Yapı İş`ten arkadaşları dışarı çıkartıyorlar. Daha sonra gece oluyor, 3.30 civarında operasyon başlanıyor. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük işçi göz altısı, 543 işçiyi gözaltına alıyorlar. Kapıları kırıyorlar, çalışma kartı olmayanları gözaltına alıyorlar.

İşçi arkadaşları adli tıbba bile götürmüyorlar. Formenler apar topar çalışma kimliklerini çıkartıyorlar. Arkadaşlar çıkıyor. Sadece 43 kişiyi içerde tutuyorlar. Ateşi yakan, yüzünü kapatan, taş atan arkadaşları tutuyorlar. 24 arkadaş tutuklular. Eylemin ardından bazı yatakhanelerin düzeltildiğine yönelik bilgiler geliyor. Orada arkadaşlarımız gözlem yapamadığı için ne kadar doğru bir haber bilemiyoruz. Yemekhanede hala büyük sıkıntılar yaşıyorlar, ücretlerini hâlâ alamıyorlar. Orası şu an GETTO alanına çevrilmiş durumda. Jandarmalar içerde kol geziyor. Salı günü servis sırasında ıslık çalıp slogan atan 4 arkadaşımızı gözaltına aldılar. Sorgulama odalarında sohbet yaptıklarını söyleyip işçilere kaba dayak atılma durumu oluyor.29 Ekim`de havalimanı açılmayacak sadece 2 pisti açacaklar. Havalimanın bitmesi 5 yılı bulacak. Böyle giderse daha da uzayacak."

"Buradaki temel talepler 200 yıl önce çözülen talepler"

Etkinlikte son olarak söz alan DİSK Ankara Bölge Temsilciliği`nden Muhammet Alkış da şunları söyledi; "İsyanın gerçekleştiği güne dair ve oraya gelen sürece yönelik arkadaşlarımız yeterli bilgi verdiler. Ben olayı geniş perspektife taşımak istiyorum. İsyanın yaşanması bir sonuç. Havalimanı inşaatı 4 yıldır devam eden bir inşaat. Buradaki talepler 200 yıllık talepler. İşçilerin el yazısıyla kâğıda döküp pazarlık yaptığı talepler sanayi devrimiyle başlanan işçilerin talepleriydi. Hak meselesi o kadar geriye götürülmüş durumda. Sağlıklı barınma hakkı, sağlıklı beslenme hakkı, ücretin tam olarak ödenmesi. Bu talepler 200 yıl öncesinde çözülmüş bir mesele. Bu projenin absürtlüğü sonuçlarını bu noktaya getireceği özellikle TMMOB tarafından defalarca dillendirilmesine rağmen hükümetin yandaşlarına rant ısrarı 3.Havalimanı inşaatını bu noktaya getirdi. Sendikaların da elde ettiği bilgilere göre 4 yılda 150 bin işçinin bu inşaata girip çıktığı söylenmekte. Bir inşaata bu kadar sirkülasyonun olması orada çalışma koşullarının ne kadar ağır ve zor olduğunu gösteriyor. Havalimanını bugün herkesin gündemine sokan şey medyada yer alma biçimiydi. Defalarca işçiler maaşları için eylemler yaptılar, servisten yemekten kaynaklı sürekli içerde eylem vardı. Bunun toplam isyana dönüşmesi ile yaklaşık 10 bin işçi bu eyleme katıldı. 36 bin işçinin çalıştığı yerde her 3 işçiden birinin eyleme katıldığını gösteriyor. Bu bile oradaki koşulların dayanılmaz olduğunu gösteriyor. Medyada bahsedildiği gibi bir provokasyon mu var burada meselesi evet provokasyon ihtimali varsa İGA`nın provokasyonu olarak ortaya çıkıyor. Aslında 10 servis, bin yatakla çözülebilecek problemin 500 küsur işçinin gözaltına alınması 24 işçinin tutuklayarak çözümsüz hale getirilmesinin nedeni oradaki projenin totalde başarısızlığını burada başka bir unsurun üzerine yıkma hevesiydi. Medyada bunu bir nebzede başarmaya çalıştılar. Erdoğan`ın ‘29 Ekim`de bunu açacağım` ısrarı bunların da hesaplamadığı sonuca götürdü meseleyi. 3. Havalimanını işçi sağlığı iş güvenliği açısında tartışıldığı kadar burada yapıldığı iddia edilen yolsuzluğuyla da tartışılmakta. Toprak tahsisinin geç yapılması ile 2.4 milyar dolarlı haksız kazanç oluştuğu söyleniyor. Burada yaşanan işçi cinayetlerine bakacak olursak, Bakanlık 37 ölümden bahsediyor ama orada yaşayan arkadaşlar hiç de öyle olmadığını söylüyorlar. Nakliyat esnasında şoförlerin verdikleri zararı buradan bağımsız düşünmemek gerekiyor. 3. Havalimanı inşaatı AKP iktidarının çılgın projelerinden birisi. Hak talepleri 200 yıllık talepler. Bu felaketin önüne geçebilmenin tabi ki bir takım yöntemleri vardır. Bunu sendikalar, siyasi partiler, Odalar, toplumsal muhalefet buraya elini atmadan buralardan toptan başarı elde etmek mümkün görülmüyor. İki günlük bir isyanın bile yarattığı etkiyi gördüğümüzde daha örgütlü şekilde yürütüldüğü takdirde olumlu sonuçlar alınacaktır diye düşünüyorum."

Etkinlik katılımcıların 3. Havalimanı inşaatında yaşananlarla ilgili sordukları soruların katılımcılar tarafından yanıtlanması ile sona erdi.