Önceki yazımıza gelen e-mektuplardan biri (hepsine teşekkür ediyorum) önemli tartışmalar içeriyor. Elektrik Yüksek Müh. Bekir Çelik‘in e-mektubunda belirttiği hususlara da değinerek tartışmayı toparlayalım.
Sn. Çelik‘in vurguladığı ‘bu haftanın ve enerji verimliliği forum ve fuarının küresel enerji şirketlerinin ve yerli işbirlikçilerinin pazarlama fuarı‘ olma özelliğine değinelim önce. Fuara yerli ulusal şirketlerimizin katılmasının önünde bir engel yok, verimlilik kavramına da karşı karşı çıkamayacağımıza göre... Enerji israfı uluslararası bir sorun niteliğinde zaten, iklim değişikliğini anımsayalım. Örneğin fuarda Sn. Osman Kipoğlu‘nun Bursa Demirtaş Organize Sanayi Bölgesi‘nde yaptığı çalışmalar ciddi bir enerji verimsizliği olduğunu gösteriyordu.
Sn. Çelik benzer biçimde kojenerasyon (birlikte ısı ve elektrik üretimi) yatırımlarındaki kimi başarısızlıkların altını çiziyor. Doğrudur ama tam da bu nedenle verimliliğin (productivity) iki bileşeni olduğunun altını çizmiştik: Doğru işlerin yapılması (effectiveness: etkililik) ve işlerin doğru yapılması (efficiency: etkenlik). Doğru işlerin yapılması yetmiyor, işlerin doğru yapılması da önemli!
KAYIP ORANI YÜKSEK
Ulusal çıkarları gözetmeden yapılacak enerji yatırımlarına karşı çıkıyor Sn. Çelik. Hemfikiriz. O yüzden verimliliğin bir alt bileşeni olan etkililiğin de iki alt-bileşeni var demiştik. Biri gerçekten toplum için gerekli ve yararlı mı? Örnekse, zaten kurulu kapasitemizden tam yararlanamazken, yeni enerji santralleri hele de nükleer santraller gerekli mi? Enerji israfı yaparken, yeni enerji santralleri yapmak ne ekonomik, ne sosyal ve ne de ekolojik akla sığmıyor doğrusu! Etkililiğin öbür alt bileşeni olan ‘planlanana uygunluk‘ açısından da bakarsak meseleye; kaç birim üretip tüketmeyi planlıyorsunuz, israf ve kayıp-kaçakları düşününce gerçek rakam kaç birim oluyor, sapma var mı? Sapma varsa çözümü de enerji etkililiği!
Kayıplar konusunda ise Sn. Çelik‘e göre, yüzde 4‘lük bir kayıp normaldir ve sorun esas itibarıyla kaçak elektrik konusudur, bu da kimi bölgelerde yüzde 60‘ı buluyor. Şimdi bu kayıp-kaçak oranının Avrupa ortalamasına bakalım: Yüzde 5; oysa bizde yüzde 15‘e yakın. Elektrik Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) 2015-2019 eylem planına göre, yüzde 10‘a indirilmesi gibi bir hedef var! Eh, atış serbest, karavana gani! Sn. Çelik‘in sistemdeki bu kayıp-kaçak performans eksiğinin maliyetini tüm (ödeyen) abonelere dağıtılmasını etik bulmadığı tezine yanıtımız; yetmez ama evet!
Elektrik enerjisi ya da genelde enerji piyasasının özel sektör kuruluşları eliyle yürütüldüğünde sıkıntılar çıkacağını belirten Sn. Çelik‘in görüşleriyle, muhaliflik dozunu eleştirdiği Elektrik Mühendisleri Odası‘nın yaptığı açıklamalar örtüşüyor genelde. Bakın, daha 12 Ocak‘ta EMO‘nun ‘TETAŞ ve kayıp-kaçak bedeli bulmacası‘ açıklaması var!
EMO diyor ki: Elektrik üretimi ve dağıtımında ....özelleştirme ve serbestleştirme sürecinin izlenmesi planlamanın tamamen rafa kaldırılmasına neden oldu.....Türkiye`yi ....... arzı planlayamaz noktaya getirdi. Tüketim ayağının zaten serbest piyasaya bırakılmış olması arz ve talep arasında denge sağlanmasını zora soktu.
MODEL DEĞİŞİKLİĞİ
Sn. Çelik‘in ‘gökdelenler enerji verimli bina olsalar ne olur, yeşil bina ödülleri şirkette iyi tutulmuş bir çeteleye veriliyor‘ şeklindeki eleştirileri haklı olabilir. Ama ekonomide amaç her aracı mübah kılmadığı gibi, amaç da her aracın tukaka edilmesini gerektirmez! Örneğin bu yılki Enerji Verimliliği Haftası‘nda Sanayide Enerji Verimliliğinin Artırılması Projeleri kapsamında Arçelik birincilik ödülü aldı. Arçelik‘in üretim sürecindeki ısı pompasında atık ısının geri kazanılması projesi hem enerji tasarrufu, hem de sera gazı salınımı azaltılması olanağı sağlamış.
Uzun sözün kısası, tüm sektörlerde ve tüm özneler için, tedarikten üretime, üretimden dağıtıma, dağıtımdan tüketime, tüketimden tüketim sonrası geriye kazanım-yeniden kullanıma yani beşikten mezara değil, beşikten beşiğe anlayışıyla enerji verimliliği girdiğimiz küresel ekolojik kriz için bir model değişikliği anlamına gelmektedir. Bu üretken ekonominin anti-emperyalist, halkçı ve toplumcu bir ekonomi anlayışı ile yürütülmesi elbette daha gerçekçi olacaktır.
(Aydınlık; 16.01.2017)