Tüm Haberlere Dön
ENERJİ KARNEMİZ (TUNCAY DERMAN- ANKARA MEKTUBU)
Basından Haberler Genel Merkez

ENERJİ KARNEMİZ (TUNCAY DERMAN- ANKARA MEKTUBU)

2002 YILINDA TÜRKİYE‘DE 132 MİLYAR kWh ELEKTRİK ENERJİSİ TÜKETİLDİĞİNİ GÖRÜYORUZ. 2015‘E GELDİĞİMİZDE BU TOPLAM TALEP/TÜKETİM 270 MİLYAR kWh‘E DOĞRU YOL ALIYOR. DEMEK Kİ SON 13 YILDA TÜRKİYE ELEKTRİK ENERJİSİ TALEBİ İKİYE KATLANMIŞ

Öncelikle söylemeliyim. Ülkemizin Enerji Karnesi baştan sona kırıklarla dolu. Enerji yönetiminde de sınıfta kalmışız. Elbette son 13 yılın Türkiye Enerji Karnesi‘nden söz ediyorum. Çünkü, 2002‘den önceki yılların Enerji hesabı -yaşı ve ilgisi müsait olanlar anımsar- 2001‘in hemen başında ülkeyi ayağa kaldıran Ankara‘nın göbeğinde polis değil, jandarma ve DGM operasyonları (Beyaz Enerji Operasyonu) ve AKP iktidarı ile ana muhalefet partisi CHP tarafından son 13 yıllık dönemin ilk yarısına taşınan gensorulu, Meclis Araştırması ve Soruşturması komisyonlarına taşınan suçlamalar üzerine ilerleyen yıllarda Yüce Divan dahil yüksek mahkemelerde (Devlet Güvenlik Mahkemeleri DGM, onlar kapatılınca Ağır Ceza Mahkemeleri, Yargıtay) verildi. Dönemin suçlanan enerji yönetimlerine çakma karne kırıkları üretenler tarafından hile yapıldığı yargı tarafından ortaya çıkarıldı. Görevlerini kötüye kullandıkları, ihalelere fesat karıştırdıkları türü suçlamalarla karnelerinin kırık olduğu ileri sürülenlerin, asıl hileye fesada maruz kalanlar olduğu anlaşıldı. Yargının henüz adalet dağıtmaktan soyutlanmadığı bir dönemde aralarında dönemin Enerji Bakanları‘nın da bulunduğu suçlananların ve onlara yüklenen fiillerin hemen tümü aklandı. Aklanmayan az sayıda fiil ise suçlananlar tarafından, kanıtsız siyasal kararlar olarak nitelenip Avrupa insan Hakları Mahkemesi‘ne taşındı. Bir dönemin Enerji yönetimlerinin 7-8 yıl süren yargılama ve aklanma süreci, kamuoyunda pek fazla yankılanmasa ve bir süre sonra anımsanmasa da, ülkemiz Enerji ve Adalet Tarihleri ‘ne ibret yazılımlarıyla geçti. Yakın tarihimizin Türkiye Enerji Sektörü ağırlıklı bu ilk büyük operasyon ve operasyonu izleyen yargılama süreci, ilerleyen yıllarda Ergenekon, Balyoz gibi isimler takılarak inandırıcılıkları arttırılmaya çalışılan paralel tabanlı, çakma CD‘li, gizli tanıklı çok daha büyük boyutlu operasyonların ve izleyen Silivri odaklı yargılamalarının provası gibiydi. Zaten, Beyaz Enerji davaları ve paralelindeki Yüce Divan davaları genellikle beraatla sonuçlandığında, zincirleme reaksiyon örneği Ergenekon‘lar, Balyoz‘lar devreye sokuldu, İnternet‘te rastladığım güncel bir Enerji Analizi yazısı,1 bu ayın Ankara Mektubu‘na son 13 yıla ilişkin "Enerji Karnemiz" konusunu almama yol açtı. Akademisyen olduğunu tahmin ettiğim analizin yazarı çok yerinde bir çalışma yapmış. Kendisini kutlamak gerek. Ancak, bu çalışması belirli istatistiklere dayanmaktan ibaret kalmış. Devletin ilgili Enerji kurumlarının güncel (son 13 yıla ve yazarın seçimiyle 2002‘den önceki 11 yıla ilişkin) resmi istatistiklerinde hangi veri verilmişse, o verilere dayanılarak iki dönemin mukayesesi yapılmış. Kullanılan veriler ya da analiz hatalıdır filân demiyorum. Hepsi de doğru olabilir. Ne var ki, salt bu 11 ve 13 yıllık dönemler verileriyle yerinilerek yapılan analiz, özellikle sondan bir önceki 11 yıllık dönemin tarihsel gerçekleri göz ardı edilerek kamuoyu önüne çıkarılıyorsa, burada olduğu gibi çok büyük, vahim denilebilecek düzeyde eksikler, hatalar içeriyor demektir. Bu da emek verilerek oluşturulduğu anlaşılan analizin gerçeklerden uzaklaşmasına yol açıldığı için değerini tartışmalı hale getirir. Analizci yazarın, bu analiz çalışmasını yaparken Enerji‘nin yakın tarihimizde geçirdiği evreleri ve birbirini izleyen her iki yakın dönemin icraatlarının birbiriyle etkileşiminden oluşan gerçeklerini bilerek göz ardı etmek gibi bir niyeti ve kastı olmadığına inanıyorum. Çünkü, analizi boyunca son 13 yıllık dönemin Enerji ile ilgili gerçeklerini, Enerji‘nin tüm argümanlarını ayrı ayrı ele alarak ortaya sermekten kaçınmamış. Eleştirilecek ne varsa gerçekçi bir yaklaşımla eleştirmiş. Bu durumda, analizinde büyük, vahim denilebilecek düzeyde eksiklere yol açan tarihsel gerçekler hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı için böyle bir sonucun ortaya çıktığı düşünülebilir. Böylece bu mektubumun amacı, işte bu önemli tarihsel gerçekler eksikliğini telâfi ederek yazarın analizinin özellikle Elektrik Enerjisi ile ilgili bölümünün gerçek sonuçlarını ortaya koymak olacaktır. Analiz yazısı, "Adalet ve Kalkınma Partisi‘nin 13 yıl boyunca Türkiye‘yi tek başına yönettiği, 13 yıl TBMM‘nin yüzde 60‘ının bu partiden oluştuğu, dolayısıyla karar alma ve yönetimde gelmiş geçmiş hükümetlerden avantajlı olduğu" girizgâhıyla başlıyor.

Devamında da: "Enerji Bakanlığı icracı bir bakanlıktır. Ülkenin ekonomik büyümesinde belirleyicidir. Başarısı ve hataları yurttaşlarımızın yaşam kalitesine ve ülkenin geleceğine doğrudan etkilidir. Bu nedenle önem düzeyi yüksek bir Bakanlık‘tır" deniyor ve şu soru ortaya atılıyor:

"Böylesine önemli bir Bakanlığın son 13 yıllık tek parti iktidarında geliştirdiği (Özellikle Enerji sektörü odaklı) kamu politikaları ve icraatı başarılı olmuş mudur?"

Sorunun yanıtını da yazar kendisi veriyor: "Bu başarının tespiti genelde zamana ihtiyaç gösteriyor. Bir kısım başarı ölçütü ise yıllar itibarıyla görülebilir.

(AKP iktidarının,) Enerji Bakanlığı, 13 yıl boyunca (31 Mart 2015 büyük Elektrik sistemi çökmesinin dışında) Türkiye‘yi enerjisiz bırakmadı. 2002‘den beri bir buçuk kat artan ülke enerji ihtiyacını karşıladı" diyor.

Öncelikle yazarın "Enerji Bakanlığı icracı bir bakanlıktır" tespitine dikkat çekelim, ilginçtir, 2002‘den önceki dönemin Yüce Divan‘da yargılanan Enerji Bakanları (dolayısıyla onların bürokratları) Enerji Bakanlığı‘nın 1963 tarihli kuruluş yasasına göre planlamacı bir kurum olduğunu, icracı bir Bakanlık olmadığını, buna rağmen yatırım, yani icra faaliyetlerinde bulunarak yetkilerini aşmakla suçlanmışlardı. Demek ki araştırmacı yazarımız, suçlayanların göz ardı ettiği Enerji Bakanlığı‘na icra yetkisi veren 1984 tarihli ve onu izleyen yasaların varlığının farkında.

Özet olarak, bu ilginç Enerji analizinden iki döneme ilişkin bazı çarpıcı mukayeselerini de verelim:

YERLİ ENERJİ KAYNAKLARI KULLANIMI: Ülkemiz toplam Enerji ihtiyacının yerli enerji kaynaklarımızdan karşılanması: 2002‘de yüzde 31 iken 2015‘de 6 puan düşme ile yüzde25 olmuş.

ENERJİ İTHALÂTI (DIŞALIMI): Enerji dışalımına ödenen döviz 2002-2013 arası 11 yıllık dönemde, 1991-2002 arası 11 yıllık döneme göre 6 kat fazla, 65 milyar dolardan, 397 milyar dolara çıkmış. Dolayısıyla salt Enerji için kişi başına dışalım yükümüz 92 dolardan 494 dolara yükselmiş.

YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARI: Hidrolik enerji dışında Rüzgar Enerjisi başta olmak üzere (Rüzgar enerjisinden elektrik üretimi ülkemizde yenilenebilir enerji yatırımlarının yüzde 85‘i) yenilenebilir enerjilere yönelmemiz fena değil ama derde deva da değil. Yenilenebilir enerji kullanımında 2002‘de 64 MW‘a (yüzdel,5) sahipken 2013‘de 4743 MW kurulu gücümüz (yüzde3,4) oluşmuş. Ancak bu Rüzgar elektriği toplam Enerji üretim kapasitemiz içinde garnitür düzeyinde.

FOSİL YAKIT KULLANIMI: Ülkemizde fosil yakıtların genel enerjide payı 2002‘de yüzde 86,9, elektrik üretimindeki payı yüzde 73,7 iken bu oranlar 2014‘de sırasıyla yüzde 88,3 ve yüzde 79,1 olmuş. Yani, istenen biçimde azalma değil, istenmeyen biçimde artış ortaya çıkmış.

KARBONDİOKSİT EMİSYONU: Fosil yakıt kullanımındaki artış frenlenemeyince, 2002-2014 döneminde dünyanın önemle azaltmaya çalıştığı karbondioksit (C02) emisyonunda yüzde67 ile emisyonu en çok artan ülkeler arasında yer almışız. Oysa, aynı dönemde C02 emisyonu AB28 ülkelerin de yüzde 16 azalma göstermiş. Dünyada genelinde de C02 emisyonu artmış (yüzde34) ama bizim C02 emisyonunda dünya ortalamasını bile ikiye katladığımız görülüyor.

ENERJİ VERİMLİLİĞİ: Enerji verimliliğinde birincil Enerji Yoğunluğu endeksimiz 1000 dolar hasıla için 2002‘deki 0,30 pet‘den 2014‘te 0,28 pet‘e düşürülebilmiş. Aynı dönemde bu düşme AB28 ülkelerinde yüzde 15, OECD ülkelerinde yüzde 20. Enerji yoğunluğundaki cüzi kazanımımız, ülkemizin 1000 dolar yeni hasıla elde etmek için 2013‘de Almanya‘dan 1,9 kat daha fazla enerji tüketmemiz gerçeğini değiştirmemiş.

ELEKTRİK KAYIP-KAÇAKLARI: Elektrik şebeke kayıplarımız 2002‘deki yüzde 18,8‘den 2013‘de yüzde 15,7‘ye gerilemiş. Bu 3 puan dolayında kayıp-kaçak endeksi gerilemesi de ülkemizi OECD ülkeleri arasında Meksika‘dan sonra en kötü elektrik kayıp-kaçağı istatistiği veren ülke konumundan çıkaramamış.

ELEKTRİK ENERJİSİ: Genelde son 13 yıllık dönemde çok konuda olduğu gibi ileriye değil geriye gittiğimiz Enerji ile ilgili tüm bu verilerin önem düzeyi yüksek ve ülkemizin gelişmesi ve gelecek konusundaki umutlan için en değerli ölçütler olmakla birlikte, bunlar arasında Elektrik Enerjisi‘nin yeri çok daha önemlidir. Bu önemin nedenleri biliniyor. En başta Elektrik Enerjisi‘nin geleneksel aydınlatma, güç (endüstri), cer (ulaşım) sektörlerindeki vazgeçilmezliğinin ötesinde iletişim sektöründe yaşamımızda cep telefonumuzun şarjına kadar uzanan (yakın dönemde elektrikli otoların şarjı da geliyor) çok yaygın kullanım alanı var ve bu enerjinin yerine başka bir enerji türü konulamıyor. Elektrik Enerjisi bu nedenle önemli ve vazgeçilmez. Analiz yazısında Elektrik Enerjisi için şu veriler bir kısmı tekraren kaydediliyor: "2002-2015 döneminde Elektrik Kurulu Gücü‘müz 1,5 kat artış gösterdi. Türkiye, 31 Mart çökmesi hariç elektriksiz kalmadı. Ancak elektrikte yerli kaynak payı 2002‘deki yüzde 6‘dan 2015‘de yüzde53‘e geriledi. Toplam Kurulu gücün sadece yüzde 2,7‘si kadar yeni yerli kömür santralı işletmeye alınabildi. Elektrik üretimindeki yerli kömür payı 2002‘deki yüzde22‘den 10 puan azalarak 2015‘de yüzdel2‘ye düştü.

Buna karşılık ithal doğalgazın elektrik üretimindeki yüzde30 payı, 2015‘de yüzde 37‘ye çıktı. Aynı dönemde (2002-2015) ithal kömür payı da 10 kat artışla yüzde 1‘den yüzde 10‘a yükseldi."

PROJELERİ SON 13 YILLIK DÖNEMDEN ÖNCEKİ DÖNEMİN ENERJİ BAKANLARI TARAFINDAN ELE ALINARAK YATIRIMLARI BAŞLATILAN 70 MİLYAR kWh BOYUTUNDA BÜYÜK KAPASİTELİ ELEKTRİK ÜRETİM TESİSLERİ 2004 YILINDAN BAŞLAYARAK SON 13 YILLIK DÖNEMDE TAMAMLANIYOR ve TİCARİ İŞLETMEYE TÖRENLE AÇILMALARI SON 13 YILLIK DÖNEMİN ENERJİ BAKANLARI VE SİYASETÇİLERİNE NASİP OLUYOR. BU DURUMDA BU 70 MİLYAR kWh BOYUTUNDA DEV ELEKTRİK ÜRETİM KAPASİTESİNİN, SON 13 YILLIK DÖNEMİN SİYASAL İKTİDARININ BAŞARI HANESİNE MAL EDİLMESİ NE KADAR DOĞRUDUR?

ENERJİ FİYATI: Buraya kadar saydığımız Enerji‘deki kötü gidişe karşı tüketiciye yansıyan Enerji fiyatı ne olmuş? Dergimizde yayınlanan Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) araştırmasına göre yaklaşık 13 yıllık AKP döneminde (2002-2015) Enerji fiyatları Dünya rekoru kırarak yüzde 223,6 artmış. 2002‘de 13 küsur kuruş olan elektrik birim kilovatsaat fiyatı 39 kuruşu geçerek 3 katına çıkmış.2 "Türkiye, 31 Mart (2015) sistem çökmesi hariç elektriksiz kalmadı" tespiti de doğru değil, en azından eksiktir. Elektrik Mühendisleri Odası yayını Elektrik Mühendisliği dergisinin Temmuz 2015 sayısında Bülent Damar ve Emre Metin‘in "Türkiye Nasıl Karanlıkta kaldı?" başlıklı araştırma yazısında, 31 Mart 2015 Genel Elektrik Sistemi‘nin çökmesi dışında 30 Mart‘tan başlayıp 31 Mart, 11 Nisan, 12 Nisan, 22 Nisan 2015 günleri yaşanan beş ayrı bölgesel sistem çökmesi daha belgelere dayalı olarak belirtiliyor. Bunların dışında çok sayıdaki programsız (önceden ilân edilmeyen) kentsel, kırsal bölgesel elektrik kesintilerini saymıyoruz.

2010 yılı basımı "Enerji‘nin Rengi" isimli kitabım dahil özellikle Dergimizdeki yazılarımda bıkmadan yinelediğim bir ülke gerçeğini bir kez daha dile getireceğim. Bunu yaparken tercih edeceğim argüman, Elektrik Kurulu Gücü değil, kullandığımız/ tükettiğimiz, faturasını ödediğimiz Elektrik Enerjisi‘dir.

Bu tercihi ve açıklamayı niçin yapıyorum? Çünkü 2015 yılında ülkemizin Elektrik Kurulu Gücü 70 bin küsur MW, buna karşılık bu kurulu gücün kullanılabilen maksimum (puant/pik ) değeri 40 bin küsur MVV‘tır. Yani, yüzde 75 (40 MW‘a 30 MW) şişmiş değerde -atıl, yedek ne derseniz deyin- Kurulu Güç kapasitemiz var görünüyor.

Ne kadar ilginçtir. 2002‘den önceki siyasal iktidarın Bakanları dahil Enerji yöneticileri, "Plansız ve programsız bir biçimde, Türkiye‘nin ihtiyacı olmayan boyutlarda, özellikle ithal fosil yakıtlara (doğalgaz ve kömür) dayalı elektrik üretim tesisleri kurmaya yöneldikleri, yerli enerji kaynaklarını ihmal edip ithal enerjiyle ülke kaynaklarının israfına yol açtıkları" için yargılanmışlardı. Söz konusu analiz yazısında, "Son 13 yıllık dönemde (2002-2015) ithal doğalgazın elektrik üretimindeki yüzde 30 payının, 2015‘de yüzde 37‘ye çıktığı, aynı dönemde ithal kömür payının da 10 kat artışla yüzde 1‘den yüzde 10‘a yükseldiği" vurgulanıyor.

Yan sayfada belirtildiği gibi, 2015 yılında Elektrik kurulu gücümüz 70 bin küsur MW‘a karşılık bu kurulu gücün kullanılabilen maksimum (puant/pik ) değeri 40 bin küsur MW, dolayısıyla son 13 yılda ülkemizde 30 bin MW, yüzde 75 oranında ihtiyacımızın çok üzerinde Elektrik kurulu güç kapasitesi oluşturulmuş. Nedense bugün kimse çıkıp, "Bu kadar büyük atıl elektrik kurulu güç kapasitesi oluşturarak, zaten arzu edilmeyen üst limit değerlerinde olan elektrik üretiminde kullanılan ithal doğalgazı taahhüt ettikleri gibi azaltmak yerine 7 puan, yerli kömürlerimiz dururken ithal kömürü de 10 kat arttırarak ülke kaynaklarının, değerli dövizimizin büyük çapta israfına yol açanlar, ülkemize, insanımıza büyük kötülük ediyorlar, yargılanmalılar" demeyi akıl edemiyor.

Analiz yazısında, "AKP iktidarı, 2002‘den beri bir buçuk kat artan ülke enerji ihtiyacını karşıladı" deniyor, istatistiklere bakılırsa Türkiye elektrik kurulu güç değeri 2002‘de yaklaşık 32 bin MW imiş. Bugün 70 bin MVV‘ın üzerinde olduğuna göre son 13 yılda 1,5 kat değil, 2 kattan fazla artmış ama kullanılamadıktan sonra... 2002 yılı sonunda Türkiye‘de 132 milyar kWh elektrik enerjisi tüketildiğini görüyoruz. 2014 sonu, 2015‘e geldiğimizde bu toplam talep/tüketim 270 milyar kWh‘e doğru yol alıyor. Demek ki, konumuz olan son 13 yılda Türkiye Elektrik Enerjisi talebi de kurulu güç gibi ikiye katlanmış. Biraz önce sözünü ettiğim kitabımda, son 13 yıllık dönemde bir önceki Enerji Bakanı‘nın görevde olduğu yaklaşık 6 yıllık dönemin (2003-2009) Elektrik Enerjisi gelişiminin belgelere dayalı muhasebesi yer alıyor. AKP iktidarının ilk Enerji Bakanı bu 6 yılda Türkiye Elektrik Enerjisi talebinde yüzde 60‘lık bir artıştan söz etmiş. Bu yüzde60 elektrik tüketim artışının hangi yatırımlarla oluştuğundan Bakan söz etmiyor. Söz etse, konunun ilginç olan yanı dolayısıyla gerçekler ortaya çıkacak. Çünkü, söz konusu 6 yılda dönemin siyasal yönetimi (AKP), dolayısıyla onun Enerji Bakanı kayda değer bir elektrik üretim yatırımı ele almamış, istatistikler bunu gösteriyor, yüzde 60‘ın karşılığı olan 70 milyar kWh kapasitesinde elektrik enerjisi, 2002 yılından önceki üç partili koalisyon iktidarının ve onun Enerji Bakanları‘nın görevlerinden ayrılmadan önce finansmanını bulup yatırımlarını başlattıkları projelerden oluşuyor. Bu büyük Elektrik üretim projelerinin yaklaşık 45 milyar kWh üretim kapasiteli bölümünü dördü doğalgaz kombine çevrim, biri ithal kömür santralı olmak üzere Yap-İşlet modeli kapsamında 2002‘den önceki dönemde ihale edilmiş olan beş büyük kapasiteli santral oluşturuyor.

NEDENSE BUGÜN KİMSE ÇIKIP, "BU KADAR BÜYÜK (40 BİN MW‘I KULLANILABİLEN 70 BİN MW) YÜZDE 75 ATIL ELEKTRİK KURULU GÜÇ KAPASİTESİ OLUŞTURARAK, ZATEN ARZU EDİLMEYEN ÜST LİMİT DEĞERLERİNDE OLAN ELEKTRİK ÜRETİMİNDE KULLANILAN İTHAL DOĞALGAZI TAAHHÜT ETTİKLERİ GİBİ AZALTMAK YERİNE 7 PUAN, İTHAL KÖMÜRÜ DE 10 PUAN ARTTIRARAK ÜLKE KAYNAKLARININ, DEĞERLİ DÖVİZİMİZİN BÜYÜK ÇAPTA İSRAFINA YOL AÇANLAR YARGILANMALI" DEMEYİ AKIL ETMİYOR

Kalan 25 milyar kwh‘lik üretim kapasitesi ise kamu olanakları ve uluslararası ikili anlaşma yöntemleriyle ele alınmış ve yatırımları başlatılmış olan yerli linyit yakıtlı Afşin-Elbistan B ve Çan Termik Santralları ile Çoruh nehri üzerinde en büyük kapasitelisi Deriner olan üç büyük Baraj ve Hidroelektrik santrala ait. ilâve olarak özellikle Çoruh ve yan kolları üzerindeki 30‘u aşkın baraj ve HES ile Ermenek çayı üzerindeki Ermenek Baraj ve HES projesi de önceki Enerji Bakanları döneminde yatırıma hazır hale getirilmiş olarak son 13 yıllık dönem Enerji yetkililerine devredilmiş bulunuyor.

Bütün bu büyük kapasiteli elektrik üretim projeleri 2004 yılından başlayarak son 13 yıllık dönemin ilk yarısında tamamlanıyor ve ticari işletmeye törenle açılmaları, son 13 yıllık dönemin Enerji Bakanları ve siyasilerine nasip oluyor. Bu durumda, özellikle 70 milyar kWh boyutundaki dev elektrik üretim kapasitesinin, salt son 13 yıllık dönemin siyasal iktidarının başarı hanesine mal edilmesi ne denli doğru olabilir?

70 milyar kWh boyutundaki elektrik enerjisi üretim kapasitesi küçümsenecek bir kapasite değildir. Dönemin (2002 sonu) Türkiye toplam elektrik tüketiminin yarısından, bugünkü toplam elektrik tüketimimizin yaklaşık dörtte birinden fazladır.

Kimse/‘hizmetin devamlılığı ilkesi" diye bir kavram ortaya atmasın. Analizi yapan yazar, "Son 13 yıllık dönemin siyasal iktidarının Türkiye‘yi elektriksiz bırakmadığı" sonucuna varıyor. Oysa, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı gibi, son 13 yıllık dönemde artan ve yeni üretimle karşılanan 140 milyar kWh dolayındaki elektrik talebinin yarısı kadar 70 milyar kWh‘lık büyük diliminin, son 13 yıllık dönemden önceki dönemin Enerji Bakanları‘nın proje, finansman, ihale ve temel atma aşamalarıyla pişirip kotardığı, son 13 yıllık döneme inşa halinde devrettiği ve üstelik yüksek yargıda hesabını verdikleri kapasiteden oluştuğu açıkça görülüyor. Önceki dönemde uygulamaya hazır olarak üretilen çok sayıda Elektrik üretim projesi de cabası. Önceki dönem, bununla da yetinmemiş, son 13 yıllık döneme Enerji Serbest Piyasaları mevzuatını da yasalaşmış olarak komple teslim etmiştir. 140 milyar kWh‘in diğer 70 milyar kWh‘lık kapasitesinin yatırımı bu sayede, ilerleyen zamanda hazır piyasa mevzuatı kapsamında özel sektör tarafından gerçekleştiriliyor.

Olaya ve analize ne taraftan bakılırsa bakılsın gerçek budur. Türkiye‘yi elektriksiz bırakmama konusunda en büyük pay sahibi olan 2002‘den önceki siyasal (beğenmedikleri merhum Ecevit‘in Başbakanlığındaki koalisyon hükümeti) ve Enerji yönetimleridir. Bu gerçek görmezden gelinerek, hiç hak etmedikleri halde günümüz Enerji yönetimlerinin "Türkiye‘yi elektriksiz bırakmadılar" diye nitelenmesi en azından yakın geçmişin gerçeklerinin yadsınmasıyla eşanlamlıdır.

Öte yandan sadece Elektrik Enerjisi‘nin değil Enerji‘nin geneline bakıldığında, son 13 yıllık dönemin Enerji Bakanları ve kamu Enerji yetkililerinin dünyadaki gidişata uymayan bariz başarısızlıkları öne çıkmaktadır. Günümüz 13 yıllık siyasal yönetimi ve onun Enerji Bakanları, göreve geldikleri yıllarda, önceki dönemlere ilişkin bakınız nelerden şikâyetçiydiler. Yana yakıla dile getirdikleri şikâyetlerini, söylemleriyle yetinmeyip broşürlerle ve medya yoluyla kamuoyuna aktarıyorlardı. Sadece bir örnek yeter sanırım: AKP‘nin ilk Enerji Bakanı‘nın Bakanlığının bir buçuk yıllık icraatını anlatmak için 2004 yılında bastırıp dağıttığı broşürlerden birinin önsözünde "Enerji‘de yanlışlara dur dedik, yeni bir yaklaşım getirdik" başlığı kullanılarak "Geçmiş dönemlerde büyük çaplı yolsuzluklar olduğu, siyasal boşlukların, başıbozuklukların sektörü karabasan gibi kasıp kavurduğu" gibi içinin boş olduğu ilerleyen yıllarda özellikle yüksek yargı kararlarıyla ortaya çıkan ifadeler kullanılarak bu durumda "Tabii (Enerji) kaynaklarımızın atıl bırakıldığı, dışa bağımlılığımızın arttığı" ileri sürülüyor, ardından da daha icraata yeni başladıkları o tarihte "Enerji Sektörü‘nü istikrara kavuşturdukları" ilân ediliyordu.

Buna karşılık bugün yürekler acısı bir görüntü ortaya çıkmış bulunuyor. Sektör analizi, son 13 yıllık dönemde Yerli Doğal Birincil Enerji Kaynaklarımızın kullanımında ileriye değil, yüzde 31‘den yüzde 25‘e düşülerek 6 puan (yüzde 20) dolayında geriye gidişi işaret ediyor. Buna karşılık son 7 Ağustos (2015) seçimleriyle görevi sona eren AKP‘nin Bilim Teknoloji ve Enerji Bakanları, göreve geldikleri dönem vaatlerinin tam aksine Elektrik Enerjisi üretiminde yerli kaynak kullanımındaki bu önemli gerilemeden hiç söz etmeyerek "Türkiye‘nin Enerjisi‘ni 13 yılda ikiye katladıklarını" söylüyorlar.

Ülkemiz Enerji Sektörü‘nü daha 2004‘lerde istikrara kavuşturduklarını ilân ederek desteksiz atan son 13 yıllık dönemin Enerji Bakanları, yerden yere vurmayı bir an bile elden bırakmadıkları 1991-2002 arasındaki Enerji yönetimleri döneminde 65 milyar dolar olan dövizle ithal enerji ödemesinin kendi 13 yıllık dönemlerinin ilk 11 yılında (2002-2013) 6 kattan fazla artmasını başararak (!) 397 milyar dolara çıkardıklarından, sadece enerji ithalatımızın vatandaşlarımızın her birine getirdiği dışalım yükünün aynı dönemde 5 kattan fazla artışla 92 dolardan 494 dolara yükseldiğinden de nedense hiç söz etmiyorlar.

Enerji Sektörü‘müzün yürekler acısı görüntüsü bununla kalsa iyi. Sektörün hangi argümanını tutsanız elinizde kalıyor, bu ülkede kamu Enerji yönetimine soyunanların ülkemize maddi manevi yükümlülükler getiren dünya kriterlerini bile takmadıkları bir sonuçla karşılaşıyoruz. Dünya kriterleri dediğimiz Enerji argümanları fosil yakıt kullanımının azaltılması yükümlülüğü ile başlıyor, fosil yakıt kullanımının doğal sonucu olan karbon gazları (karbondioksit -C02) emisyonunun düşürülmesi yükümlülüğü ile devam ediyor. Fosil yakıt kullanımını, dolayısıyla C02 emisyonunu düşürebilmiş bir ülke miyiz? Ne gezer? Son 13 yıllık dönemde fosil yakıt kullanımını adeta teşvik etmiş, genel enerjide yüzde 1,4 puan, elektrik enerjisi üretiminde yüzde 5,4 puan artırmışız. Yani, özellikle elektrik üretiminde fosil yakıt kullanımını ortada hiçbir zorunluluk yokken büyük oranda artırmayı becermişiz.

SON 13 YILDA ELEKTRİK TÜKETİMİMİZ İKİYE KATLANMIŞ. ÖNCEKİ DÖNEM SİYASAL ve ENERJİ YÖNETİMLERİNDEN DEVRALINAN ENERJİ PROJELERİ, YATIRIMLARI VE ENERJİ SERBEST PİYASASI MEVZUATIYLA BU SONUÇ OLAĞAN. OLAĞAN OLMAYAN, ENERJİ YÖNETİMİNDE ZAAFLARIMIZI ORTAYA ÇIKARAN ÜLKEMİZİN ENERJİ KARNESİDİR. BU KARNENİN BAŞTAN SONA KIRIKLARLA DOLU OLDUĞU GÖRÜLÜYOR. ENERJİDE SINIFTA KALMIŞIZ.

Böyle olunca C02 emisyonumuz da rekorlarına rekor eklemiş, son 13 yıllık dönemde yüzde67 ile C02 emisyonu en çok artan ülkeler arasında yer almayı, dünya ortalama C02 emisyonu değerlerini ikiye katlamayı da başarmışız. Oysa AB28 ülkelerinde aynı dönemde C02 emisyonları yüzdel6 azalma göstermiş. Desteksiz atanlar, ülkesi insanları başta olmak üzere tüm dünya insanlarına, yetmedi tüm dünya canlılarına giderek büyüyen onulmaz zararlar veren bu aymazlıktan sorumluluk, sıkıntı ve utanç duymuyor olmalı. Fosil yakıtlar ve C02 emisyonları ile kapımızda çalan felâket çanlarının yanında diğer Enerji argümanlarından söz etmesek de olur. Ancak ucundan değinelim. Enerji verimliliğinde son 13 yıllık dönemde cüzi (0,02 pet‘lik) iyileşme ülkemizi 1000 dolar hasıla elde etmek için Almanya‘dan 2 kata yakın enerji tüketme zorunluluğumuzdan kurtarmamış. Enerji Sektörümüz de bu büyük ve affedilmez gerilemenin baş sorumlusu iken "kilitli trafo kabinlerine kedi sokmak, şehitlik mertebesine ulaşmak" gibi "ne alâka" beyanatlarla kamuoyu karşısına çıkarak ciddiyetini sorgulatan saygıdeğer Enerji Bakanı‘nın ve Enerji hobisi olan Bilim, Teknoloji Bakanı‘nın bu ilkel teknoloji görüntümüze söyleyecekleri bir şeyler olmalı.

Elektrik kayıp-kaçaklarında da yerimizde sayıyoruz. Onu da son 13 yıllık dönemde ancak 3 puan düşürebilmişiz. Ama bu düşme ülkemizi OECD ülkeleri arasında Meksika‘dan sonra en kötü elektrik kayıp-kaçağı istatistiği veren ülke konumundan çıkarmış değil. Öte yandan özellikle ülkemizin Güneydoğu ve Doğu yörelerinde ayyuka çıkan kaçak elektrik kullanımının faturasını kaçak elektrik kullanmayan yurttaşımızdan almayı sürdürüyor, hatta torba yasa çıkarıp kalıcı hale getirmeye, bu yöntemle halka sormadan özelleştirme ile dağıtım şebekelerini devrettiğimiz şirketleri kurtarmaya çalışıyoruz. Özellikle son 13 yılda gelmiş geçmiş Enerji Bakanları‘mızın kulakları çınlıyor mu bilinmez. Yenilenebilir Enerji Kaynakları ‘mızı değerlendirme becerimize gelince, günümüz AKP iktidarı siyasilerince her fırsatta yerden yere vurulan 2002‘den önceki dönemlerin Enerji yönetimlerinin eseri olan Enerji Serbest Piyasası yasaları sayesinde sadece Rüzgar Enerjisi ‘inden tamamı özel sektör yatırımı olmak üzere Elektrik üretiminde 4 bin MVV gibi bir düzeyi yakalamışız. Yukarıda da söyledik. 300 milyar kWh‘ler düzeyine yaklaşan yıllık elektrik enerjisi talebimizin yanında bu 4 bin Mw‘la üretilebilen 10 milyar kWh düzeyindeki RES elektriği garnitürden ibarettir, dolayısıyla ülke elektrik ihtiyacının karşılanmasında söz edilecek bir argüman değildir.

Bir de "malûmun ilâmı" durumu var. Geçici görevdeki kabine üyelerinden Enerji Bakanı‘nın6 da hazır bulunduğu bir toplantıda Bilim Teknoloji Bakanı,7 bilinen bir gerçekten söz ediyor/‘Bugün 12 yıl öncesine göre 2 kat daha fazla enerji tüketiyoruz" diyor.8 Yani, "siyasal yönetimlerinin son 12 yılında Türkiye toplam Enerji tüketimini/talebini ikiye katladıkları" ile övünüyor. Aslında, aynı fikirde olduğu beyanlarıyla vaki Enerji Bakanı‘nın yanında bu tespiti yapan Bilim Teknoloji Bakanı‘nın söylemi doğrudur. 13 yıl önce 2002 yılı sonunda kabaca 130 milyar kWh dolayında olan Türkiye Elektrik Enerjisi toplam tüketimi 2014 yılı sonunda 260-270 milyar kWh dolayına ulaşmış bulunuyor. Ancak bu sonucun abartılacak ve övünülecek bir yanı yoktur. Çünkü, ülkemizde olağan biçimde yaklaşık her on yılda bir toplam elektrik enerjisi tüketimimiz ikiye katlanıyor. TEK‘in kurulduğu 1970 yılından başlayan bu düzenli gelişim sürecinin TEAŞ ve daha sonra TEİAŞ‘ın Elektrik Enerjisi istatistiklerine bakılarak kanıtlanması çok kolaydır. Hatta talebin ikiye katlandığı ilk gelişim, on yılda değil, bundan çok kısa bir sürede 1970-75 beş yıllık döneminde gerçekleşmiş. Devamı, Elektrik toplam tüketiminin ikiye katlanması 1976-85, 1980-90, 1991-2001 on yıllık dönemlerinde olağan 2 kat artış seyrini gösteriyor. Bu ikiye katlanma gelişimi 2002-2014 sonu 12 yıllık dönemde gerçekleşmeseydi o zaman olağanüstü olurdu. Ama olağan biçimde gerçekleştiğinde bundan övünme payı çıkarılması ne kadar doğrudur? Son olarak, Türkiye toplam Elektrik Enerjisi talebi içinde küçük bir oran olduğu için "garnitür" diye nitelendirdiğim Rüzgar Enerjisi elektriğine ilişkin yanılgılardan söz edelim. Elbette Rüzgar Enerjisi elektriği, yenilenebilir, C02 emisyonu olmayan birincil yerli enerji kaynağımız olduğu için üzerinde durulmalı ve teşvik edilmelidir.

Zaten üzerinde durulduğunu ve teşvik edildiğini de görüyoruz. Ancak RES‘lerin Türkiye gibi büyük coğrafyalar ve nüfuslar için derde deva olamayacağı görülmeli. Bu nedenle Danimarka gibi küçük ölçekli, az nüfuslu, dolayısıyla bize göre çok daha az elektrik tüketebilen ülkelerde Baltık denizinin güçlü rüzgarları avantajıyla RES‘lerin çözüme büyük katkısı olması olağandır. Bizde ise, örneğin Turistik Çeşme yarımadamızda dağa taşa, ormana, düzlüğe, tarım arazilerine, zeytinliklere Rüzgar türbinlerinin devasa direklerinin dikilmesi halkın tepkisini çoktan almaya başladı. Aksi gibi, RES‘lere uygun güçte rüzgar gücü de genellikle kıyılarımızda ve kıyılara yakın bölgelerimizde. Bu açıklamayı, analiz yazısında ortaya çıkan kurulu RES kapasitemizi eleştirmekten çok bazı değerli yazarlarımızın RES‘ler hakkında aşağıdaki gibi yanıltıcı bilgiye sahip olduklarını gördüğüm için yapıyorum. Değerli bir yazarımız bakınız ne diyor: "Sevgili Okuyucular. Durumu anlamak için başka ülkelerin (enerji ihtiyaçları açısından,) gelecek için aldıkları tedbirleri anımsayalım. Danimarka, enerji (elektrik) üretimini Baltık kıyılarında (ve de off-shore: açık deniz içinde,) inşa edilen rüzgar türbinlerine (RES‘lere) yükledi...Türkiye, rüzgar ve güneş enerjisi potansiyeli ülke gereksinmesinin neredeyse on katı iken bu yola giremiyor" Yani yazar, "biz neden yenilenebilir enerjilerde ve özellikle Rüzgar ve Güneş enerjilerinde bunca olanağımız varken, bu aklı ve tekniği kullanamıyoruz, aynı tedbirleri uygulayamıyoruz?" diyor. Danimarka‘nın toplam elektrik tüketimi 31 milyar kWh/ yıl, Türkiye‘nin 230 milyar kWh/yıl (bulabildiğim 2012 başı değerleri). Danimarka, Türkiye‘nin 1/7,5‘u kadar elektrik tüketiyor. Üstelik elektrik üretim saatlerini uzatan, üretimsiz saatlerini azaltan güçlü ve sürekliliği yüksek Baltık rüzgarlarına sahip. Mukayese ediyorsanız, koşullar eşit olmalı.

Kullanamadığımız Güneş ve Rüzgar enerjileri devasa (!) potansiyellerimize gelince. Bunlar zaten teşvik ediliyor ve kullanılmaya çalışılıyor ama hiçbiri sanıldığı gibi ülke elektrik gereksiniminin on katını karşılayacak potansiyelde filan değil. Bu nedenle, daha önce de söyledik, tek başlarına Türkiye Elektrik Enerjisi gereksiniminin karşılanması için derde deva olamazlar. Kanıtları ancak ayrı bir yazı konusu olabilir. Son sözüm de başta kinden farklı olmayacak. Son 13 yılda Elektrik tüketimimiz ikiye katlanmış. Önceki dönem Siyasal ve Enerji yönetimlerinden devralınan Enerji projeleri, yatırımları ve Enerji Serbest Piyasası mevzuatıyla bu sonuç olağan. Olağan olmayan, son 13 yıllık dönemde Enerji yönetiminde zaaflarımızı tüm çıplaklığıyla ortaya çıkaran ülkemizin Enerji Karnesi. Bu karnenin baştan sona kırıklarla dolu olduğu görülüyor. Enerji‘de sınıfta kalmışız, umursayanımız yok.

(Kaynak Elektrik; 01.09.2015)