Öncelikle Samsun‘la ilgili mutlulukla takip ettiğim üç haberle bu haftaya başlıyoruz. Bunlardan ilki daha önce "Anılardan Günümüze Fuar ve Kongre Merkezi" başlıklı yazımda bahsettiğim Samsun Fuar ve Kongre Merkezi ile ilgili, pazar günü bazı gazetelerde yayımlanan iki tam sayfalık TÜYAP 2015 Fuarlar Takvimi‘ne ilk defa giren TÜYAP Samsun Fuarları bölümünde bu yılki 5 Yücel etkinliğin bulunmasıdır. Bunlar sırasıyla inşaat 2015, Mobilya ve Dekorasyon 2015, Karadeniz Kitap 2015, Tarım 2015 ve Gıda 2015 başlıklı fuarlardır. Geçmiş yıllarda bu ilanlarda yer alan illere biraz da kıskanarak bakardım. 2015‘te ise şehrimin bu tabloda yer alışı göğsümü kabarttı. Bu hizmeti Samsun‘a kazandıran tüm katkı sahiplerini yeniden kutluyorum. İleride daha genişleyerek yapılacak bu fuarlar hiç şüphesiz şehrin ekonomisine canlılık kazandıracaktır.
ikinci haber AK Parti Samsun Milletvekili Prof. Dr. Tülay Bakır‘in katıldığı MARKA BAL OLMA YOLUNDA SAMSUN SEMPOZYUMU. Milletvekilimiz Tülay Bakır, Samsun ekonomisi ve doğasının korunması ile ilgili her toplantıyı takip edip destek vermesiyle temayüz eden bir milletvekili. Günlük siyasi kargaşaya fazla bulaşmadan takip ettiği bu yol Samsun için inşallah hayırlı sonuçlara vesile olur. DSİ 7. Bölge Müdürlüğü Konferans Salonu‘ndaki sempozyuma katılan konuşmacılar ve sunum yapanlar Karadeniz doğasının ve bitki çeşitliliğinin bal üretimi için çok müsait bir ortam yarattığını vurgulayarak, önceliğin kaliteli bal üretmek, ikinci olarak da verimliliği artırmak olduğuna dikkati çektiler. Samsun ve Ordu illerinin ülkemizde en çok bal üreten yörelerden olmalarına rağmen bu konuda markalaşamamasına dikkati çeken Tülay Bakır tam potansiyeli de kullanamadığımızı belirtti. Özellikle kırsalda aile ekonomisine çok katkı sağlayacak bal üretiminin eğitiminin ve mali desteğinin sağlanarak kırsal alan bütçelerine, hem de yurt ekonomisine katkı sağlamak gerekir dedi. Türkiye‘nin Anzer balı ile dünyada tanınması o yörenin barındırdığı endemik bitkilerin çeşitliliği ve coğrafi yapısından kaynaklandığı düşünülürse, Ladik, Asarcık ve Salıpazarı kırsallarında bu tarz yörelerin korunup, florasının zenginleştirilmesiyle Samsun ve Ordu gerçekten bir marka bal üretim merkezi olmaya aday olacaktır.
İnternetten takip ettiğim kadarıyla yerel basına yansıyan bir konu da bir konuşmacının "Samsun eskiden, tütün ve tütünden üretilen sigaralarla tanınırdı. Sigaranın insan sağlığına verdiği zararlar ortaya konduktan sonra Samsun tütündeki tanınırlığını kaybetmeye başladı" ifadelerini, bu konuyu çok yakın takip eden biri olarak şu bilgiyi aktarma ihtiyacını duydum. Samsun‘un tütündeki tanınırlığını kaybetmesinin asıl nedeni, 1980 sonrası sigara üreticisi dev dünya markalarına verilen tavizler ve en sonra da bütün olanlara rağmen hala %32 Pazar payını koruyan Tekel‘in özelleştirmesinin yol açtığının bilinmesidir. Çünkü Tekel baskılanmasına rağmen %32 Pazar payıyla, yarattığı istihdam ve işlediği yerli tütünle tütün üreticisinin gerçek dostuydu. Ülkemizde sigara tüketiminde rakamlar son yıllarda düşük çıkıyor görünse de bu, şahsen çok tasvip ettiğim sigara içicilerine halk sağlığı için getirilen bütün kısıtlamaların yanı sıra kaçak sigara piyasasının her geçen gün tüketim içindeki payının yükselmesinden de kaynaklanmaktadır.
Üçüncü sevindirici haber de Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Genel Merkezi‘nin Samsun‘da yaptığı denetim toplantısında alınan, TMMOB tarafından her yıl düzenlenen sempozyumun 10‘ncusunun bu yıl Samsun‘da yapılması kararıdır. Ulusal ölçekli bu toplantıda elektrik kaçak payının kaçırmayanlara yüklenmesinden tutun, kurulması düşünülen nükleer santrallere Samsun‘da Terme‘ye ve Sinop‘ta Gerze‘ye ileride birer kara leke olacak ithal kömüre dayalı termik santrallerin ayıbına, yenilenebilir enerji kaynaklarının günümüzdeki öneminden dünya karbon emisyonu kotalarına kadar pek çok konu gözler önüne, ilmi gerekçelerle serilecektir. Bu önemli sempozyumu Samsun‘a kazandıranları da gönülden kutluyorum.
Paris‘teki terör saldırılarına karşı yapılan ve devlet başkanlarıyla başbakanların da yer aldığı, bir milyona yakın katılımcının her dinin temsilcileri ile birlikte yaptığı telin yürüyüşünün dünya huzuru için olumlu bir gelişme yaratmasını diliyorum. Bütün bu iyi niyetlere rağmen dünyada İslam‘ı umacı gibi göstermeye çalışan bütün bu terör hareketlerinin, temelindeki gerçeklere inilmediği takdirde bitirilemeyeceği de bir gerçektir. Bunu yapmak için ise önce kendini eleştirmekten başlayan da pek yok gibi. Görünen o ki yine bütün yük Avrupa‘daki İslam toplumunun sırtına yüklenecek. 11 Eylül ile başlayan gelişmelerin, İslam‘a bilhassa Amerika‘da sempati ile bakılmasını bıçakla kesmiş gibi bitirme noktasına getirdiği de unutulmamalı.
Son olarak bir tavsiyede bulunacağım. Russell Crovve‘un başrol oynadığı SON UMUT filmine henüz gitmediyseniz mutlaka gitmenizi öneririm. Çanakkale savaşlarındaki gerçeği bu kadar iyi vurgulayan bir filmin, 25 Nisan‘da tüm dünyada gösterime girmesi öncesinde ülkemizde rekor sayıda bir seyirciye ulaşmaması bir ülke ayıbı olacaktır.
(Hedef Halk; 14.01.2015)