Tüm Haberlere Dön
`TÜRKİYE`DE MÜHENDİSLİK VE MİMARLIĞIN TARİHİ` ATÖLYE ÇALIŞMASI DÜZENLENDİ
Haberler Ankara

`TÜRKİYE`DE MÜHENDİSLİK VE MİMARLIĞIN TARİHİ` ATÖLYE ÇALIŞMASI DÜZENLENDİ

EMO Örgütlülüğünün Geliştirilmesi Çalıştayı kapsamında gerçekleşecek etkinliklerin ilki olan Ankara Yerel Çalıştayı 1. Atölye Çalışması 22 Aralık 2012 Cumartesi günü “Türkiye’de Mühendislik ve Mimarlığın Tarihi” başlıklı oturum ile başladı. EMO Genel Merkezi Konferans Salonu`ndaki etkinliğe konuşmacı olarak Kaya Güvenç ve İhsan Karababa katıldı. Etkinliğin oturum başkanlığını Haşim Aydıncak yaptı.

 

Etkinliğin açılışın yapan EMO Ankara Şubesi Sayman Üyesi Ömürhan Soysal şöyle konuştu; "Bugün iki çok değerli konuşmacımız var. İki konuğumuz daha vardı Yavuz Önen ve Cüneyt Okay. Yavuz Önen programı uymadığı için davetimizi kabul edemedi, Cüneyt Okay sağlık problemleri nedeniyle aramızda değil. Kaya Güvenç  ve İhsan Karababa TMMOB sürecine yoğun emek vermiş, bu tarihe tanıklık etmeyip bu sürecin içinde pratik olarak yer almış iki değerli isim. Bugün bize Türkiye`de mimarlık ve mühendislik tarihi hakkında sunumu gerçekleştirecekler" dedi.

"ODTÜ`lü devrimci gençleri selamlıyorum"

Açılış konuşmasını yapan EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş şunları söyledi, "Özellikle Sayın Kaya Güvenç ve İhsan Karababa`ya, bu davete icap ettikleri için teşekkür ediyor EMO Ankara Şubesi`ni kutluyorum. Bu toplantının çok önemli olduğunu, katılım meselesinden ziyade buradan çıkacak sonuçların hem TMMOB örgütlülüğü açısından hem EMO örgütlülüğü açısından büyük anlamlar taşıyacağını biliyorum. Sayın Güvenç ve Karababa, EMO`nun her çağrısına her etkinliğine, rica ettiğimiz her konuda bizi kırmayarak büyük bir özveri ile yanımızda oldular. Kendilerini koordinasyon toplantılarında, Odanın etkinliklerinde dayanışma içinde yanımızda gördük. EMO örgütlülüğüyle de TMMOB örgütlülüğüyle de ilişkilendirilebilecek bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Buradan ODTÜ`lü devrimci gençleri tüm kalbimle ve sevgiyle selamlıyorum.

Nazım Hikmet`in güzel dizeleri vardır ‘paranın padişahlığına, karanlığına yobazın ve yabancının roketini yenecek işçi sınıfına bin selam` diye güzel dizelere, o işçi sınıfının yanına ODTÜ`lü devrimci gençleri de bin selam diye selamlamak istiyorum. Sinan Cemgillerin, Taylan Özgürlerin, Denizlerin, Mahirlerin, ikinci kuşaktan da olsa gençleriyle sürdüğünü görüyoruz. Bunlar bizi umutlandırıyor. TMMOB tarihi açısından konuşurken ben birkaç kez Kaya ve İhsan Ağabeyi panellerde ve değişik ortamlarda dinledik, çok önemli kırılma noktaları var. Türkiye`nin siyasi tarihi ve bu tarih içinde TMMOB`nin mevcut pozisyonunu yaşadığımız o dönemler içinde çok güzel ifade ettiler. Bugün de ifade edecekler. Ama ben artık 1980`lerin sonuna kadar tarif ettiğimiz 90`lara kadar anlattığımız dönemin biraz daha 90 sonrasından 2012`lere doğru açılması gerektiğini düşünüyorum. TMMOB yasasının değiştirilmeye çalışıldığı, örgütlülüğümüzün yok edilmek istendiği bir süreçte, 1954`ten 1970`lere, 1970`ten 80 karanlığı sürecine, 80 sonrasında TMMOB örgütlülüğünün ayakta kaldığı süreçler ama bugün artık son 10-15 yıllık dönemin biraz daha tartışılması, derinliğine açılması gerektiğini düşünüyorum. Bu TMMOB yasası ekseninde yürütülecek mücadeleye ön açıcı bir şekilde kendimizle, örgütlülüğümüzle meselelerimizle yüzleşmek açısından önemli olduğunu görüyorum. TMMOB`nin Türkiye`deki toplumsal mücadeleler ve sol siyaset içindeki rolü yeri her zaman çok saygın olmuştur. Türkiye solunun bütününde TMMOB hep yapıştırıcı birleştirici özellik taşımıştır. TMMOB tarihi açısından önemli değerlerimiz ve birikimlerimiz olmuştur. TMMOB tarihinde devrimci demokrat sosyalist mücadele hattının başat olduğunu görürüz. Bugün ODTÜ`lü öğrenciler paranın padişahlığına karşı direniyorlarsa bu tarihin öğrettikleriyle direniyorlar."

"Bugün görev zamanı"

Atölye çalışmasının Oturum Başkanlığını yapan  Haşim Aydıncak (Elektrik Elektronik Mühendisi / EMO 33. Dönem Y.K. Üyesi, EMO Ankara Şubesi 14. Dönem Y.K. Başkanı) şunları söyledi; "Önemli bir dönemeçten geçiyoruz. Örgütlenme Çalıştayı`nı EMO ve TMMOB gündemine taşıyalım derken bugünkü torba yasası ile TMMOB`yi ortadan kaldırmaya yönelmiş boyut yoktu ortada. Bugün öyle bir boyut var ortada. Biz bu çalışmayı TMMOB tarihini anılar üzerinden paylaşmak üzerinden geçmişteki mücadele geleneğimizden örgütlenme yapımızdan çıkarsamalar yapacak şekilde ele almak durumundayız. Çalışmalar ağırlıklı olarak bu yönde gidecek. Örgütlenme Çalıştayı`nın Ankara düzleminde baktığımızda ilk etkinlikte buluşmuş olduk. Atölye çalışması düzeyinde baktığımızda konunun birebir algılayıp örgütsel dinamiğe dönüştürecek katılımın olması çok önemli.

TMMOB önemli diye zaman zaman söyleriz. Geçmişteki bugüne kadar gelen TMMOB örgütlülüğü ve mücadelesi sürecine baktığımızda, bilim ve tekniği emperyalistlerin değil halkın hizmetine sunmaya yönelik bir çizgi kararlılıkla hayat bulmuş ve örgütlenme ekseni olarak bugüne kadar taşınmış durumda. O süreci taşıyan insanlarımız gittikçe azalıyor. 

TMMOB örgütlülüğü varılan aşamada hepimizin rahat rahat oturup anılarımızın paylaşıldığı bir  rahatlığın ötesine taşınmış durumda.  Bugün görev zamanı. TMMOB örgütlülüğü bugüne kadar taşıdığımız çizgiden uzaklaştırılmasına müsaade edilmeyerek sahiplendirilmesi ve bunun ete kemiğe büründürülmesi aşamasındayız. Tam anlamıyla faşizan, Türkiye`yi savaşa sürükleyen dönem içinden geçiyoruz. ODTÜ`lülerin duyarlılığını kutlamamız gerekiyor."

"Örgütün aktivitesi canlılığını geliştirmek üye örgüt ilişkilerinin bütünlüğüne bağlı"

Haşim Aydıncak`ın ardından söz alan İhsan Karababa (Kimya Mühendisi / KMO 19., 20., 21., 22., 23. ve 31. Dönem Y.K. Başkanı, TMMOB 32., 33. ve 35. Dönem Y.K. Üyesi), TMMOB`nin her yerde olması gerektiğinin altını çizerek, "Örgütün aktivitesi, canlılığını geliştirmek üye örgüt ilişkilerinin bütünlüğüne bağlı" dedi.

Karababa sözlerini şöyle sürdürdü; " ODTÜ`deki eylemlere değinilmişken içerideki 800 öğrenciyi unutmamamız gerekiyor. Gene önemli bir kıpırdanma bana göre öğretim elemanlarının da bu işe el atmış olmaları. Bizim tarihimiz için 1980 öncesi özellikle 70`li yıllar hem toplumsal açıdan hem üye örgüt hem bilimsel açıdan çok iyi değerlendirmesi gereken bir dönem. O dönem TMMOB kimliğini bulmuştur, örgütün bir dinamiği olmuştur. Bunun nesnel koşulları neydi? Bunun çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Sadece bir kişinin zamanı okuyarak önderlik etmesi miydi, örgütle üye, örgütle toplum arasında bütünleşme iletişim birbirini tetikleyen gelişme miydi? Türkiye`nin ve TMMOB`nin gelişimi açısından bu dönemin çok iyi irdelenmesi gerekiyor. Bu dönem bize bir çok şey kazandırdı. Devrimci pratik kazandırdı, üye sorunlarıyla toplumsal sorunlarla ilgili bir çok deneyimlerimiz oldu. 1980`den sonra 1990`lı yıllarda bir geriye dönüş yaşanmak istendi. Eski dinamizmi kazanmak sürecine girildi. TMMOB demokrasi kurultayları, kolektif çalışmalar meslek örgütleriyle. Ama ne yazık ki bu bir ivme kazanamadı giderek ivme düşmeye başladı. Bu noktaya geldik. Örgütün aktivitesi canlılığını geliştirmek üye örgüt ilişkilerinin bütünlüğüne bağlı. Üye ile bağlarınızı kopardığınız zaman, telefonlarla hatır sormak hiçbir zaman durumu kurtarmaz. İnternetin sağladığı kolaylıklar sonucunda üyeyi evine hapsettik. ‘Bizim mesajlarımızı izle çağırırsak gel` denilerek üye ile olan bağ koptu. Üye ile örgüt yüz yüze görüşemezse tutkalını kaybeder. Üyenin yüzüne bakacaksın, üye yöneticinin yüzüne bakacak ne kadar samimidir diye görecek. Bunu kaçırdık. Maalesef 2000 yılından sonra düzenin liberal kısmıyla entegre olmaya , piyasayla sivil toplum örgütü gibi piyasayla entegre olmaya, burada yapılan hataları hoş görmeye başladık ve bugünkü noktaya geldik. Bir yasa gündeme geldi. Bu yasanın gündeme geleceği belliydi, kaç seneden bu yana biliniyordu. Devlet Denetleme Kurulu denetimi ile bu biliniyordu. Pek ciddiye alınmadı ki en son dakikaya kadar beklendi. Bu yasayı durduralım karşı çıkalım diyoruz. Yasayı durdurmak için kamuoyunun baskısı lazım bize yandaşlar lazım. Karşımızdaki güç inanılmaz yasa çıkartma gücüne sahip hiçbir şey dinlemeyen bir iktidar."

"Hükümetin hegemonyasına karşı bir karşı duruş oluşturmamız gerekiyor"

AKP hükümetinin yaptığı hegemonyaya karşı bir karşı duruşun da TMMOB tarafından oluşturulması gerektiğini kaydeden İhsan Karababa sözlerini şöyle sürdürdü, "Bu güç yok. Neden yok? Kamuoyu baskısı yapmak için toplumsal muhalefetin gelişmesi lazım. Öğrenciler tutuklandı seyrettik. Hep anlatırız ya Hitler zamanında papazin biri ‘şu gitti bu gitti ses çıkartmadım sıra bana gelince ses çıkartacak kimse kalmadı` der.  Her ağzımızı açtığımızda barış diyoruz, Türkiye savaşa gidiyor gıkımız çıkmıyor. Faşizme karşıyım diyoruz ama faşizmin altında eziliyoruz, ona karşı direnç koyamıyoruz. Kamuoyu susmuş durumda. Örgütler susuyorsa o toplum suskun toplumdur. Toplumun konuşma dili örgütlerdir. Bir toplum örgütler aracılığı ile konuşur, düşüncelerini kendi örgütleri aracılığı ile dile getirir. Örgütlerin görevi üyelerinin isteklerini siyaset alanına taşımak. Siyasete bütün toplumsal süreçlere ekonomiden eğitime kadar üyesi adına orada bulunmak zorunda. Giderek biz meslekileştik. TMMOB her yerde olmak zorundadır. 700 bin eğitilmiş insanın olduğu bir örgüt TMMOB.

Biz bunu durduracağız diyorsak niye bu hale geldiğimizi sorgulamamız gerekiyor. Ne yapabilirizi düşüneceğiz? Örgüte yabancılaşıyoruz. Kasım ayında bir bildiri yayımlanmış. Bildiri diyor ki, ‘TMMOB Anayasasının 123. ve 124 ve 135. maddelerine göre kurulmuş` deniliyor. 6235 Sayılı Yasa 1954`te çıktı, ne 61 Anayasası var ne 82 Anayasası var.TMMOB meşruiyetini yasanın 135. maddesinden alır deniliyor. Bu yabancılaşmayı kıramadığımız sürece kazanç sağlayamayız. Üye ile bütünleşmenin yüz yüze gelmenin bir çaresini bulmamız gerekiyor. İnternet aracılığıyla örgütlenme olmuyor. Örgütlenme iletişim aracı, çağrı aracı yoksa eyleme katılmak için çağrı aracı değil. İnternet örgütçülüğü artık bitmeli.

Asıl merkezi gücü zayıflatılmasına çanak tuttuk, bunun farkında değiliz.Yandaş bulmak zorundayız. Türkiye`nin yol göstereceği kamuoyu oluşturulacak dinamikleri yok ediliyor. Diğer örgütlerle bütünleşmek onları mücadeleye çekmek zorundayız. Üyelerin artık sokağa çıkıp birlikte hareket etmesi gerekiyor. İktidar şunu görmeli ki ‘bunların fazla üzerine gidersek hesabını bana sorarlar` korkusunu yaşamaları gerekiyor. İktidar bunu TÜSİAD`ta yaptı Başbakan ‘bi taraf olan bertaraf olur` dedi onları korkuttu, kimse de bunun hesabını soracağım demedi. Bunun hesabını soracağız demeliyiz ve bunu düzgün söylemeliyiz. Rutin bir karşı çıkış gündeme geliyor. İmza toplarız, dilekçe yazarız, üye canlanın yasayı engeller yaklaşımı sonuca götürmez. Ciddi bir faşist yönetim altındayız. Bizim de bunlara haddini bil hesabını sorarız dememiz gerekiyor.Stalin`e demişler ki ‘Papa sana karşı` Stalin demiş ki ‘Papanın kaç tümeni var?` Recep Tayyip`e hesabını sorarız dediğimiz zaman ‘kaç tümenimiz var?` dedirtmememiz lazım.Siyasi iktidarlar TMMOB`yi merkezden ele geçiremediler, çok uğraştılar ele geçirmediler, şimdi çevreden gelecekler. Anadolu`nun bir çok ilindeki yöneticilerimizin hepsi sağ partilerden. Yeni yasa ile bunlara güç sağlayacak ve oradan merkeze saldıracaklar."

"TMMOB kanunu çıktıktan sonra örgütü tasfiye etmeye yönelik 4 girişimi var"

İhsan Karababa`nın ardından söz alan Kaya GÜVENÇ (Makina Y. Mühendisi / TMMOB 28. ve 35. Dönem Y.K. Üyesi, TMMOB 36. ve 37. Dönem Y.K. Başkanı) TMMOB kanunu çıktıktan sonra örgütü tasfiye etmeye yönelik 4 girişim yaşandığını bunlardan ilkinin 1960`tan 1966 yılına kadar sürdüğünü ve Oda içinden kaynaklandığını söyleyerek başladığı sunumunda şunları söyledi ; "Tasfiye girişimlerinden birincisi örgüt içinden geliyor 1960`ların başında 66`lara kadar süren TMMOB`yi birlik olmaktan çıkartarak  Odaları esas alan, gerektiği zaman Odalar arasında eşgüdüm olarak çalışabilecek zinhar TMMOB birliği istemeyen bir oluşum düşüncesi. TMMOB genel kurulu bu konuda karar aldı. Kendi kendini tasfiye etmek kararı çıktı genel kuruldan. O dönemin parlamento çoğunluğuydu, teklif verildi verilmedi ertelene ertelene böylece ilk girişim boşa çıktı. Emekçi sınıfların durumu neydi? Beraberinde ele almak lazım. TMMOB tarihi ile ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki!  1960`lar mühendis ve mimarlar açısından olumlu verimli bir dönem. 50`lerin sonlarına doğru sıkıntılı gelişmeler var bundan dolayı örgüt içinde rahatsızlık var. Meslekler arası rekabet Odalar arası rekabet 1960`larda tasfiye girişimine başlatan olay.

Ülkenin sosyo ekonomik durumuna bakacak olursak Türkiye geri kalan bir, dışa bağımlı bir ülke. Ana girdiler itibariyle de dışa bağımlı kalkınma modeli var. Burada pastadan pay çok büyük değil. Özellikle inşaat ve mimarlar yıllarca süren çekişmesi kurullara da yansımış.  1966-67`de 6 Oda kendi aralarında koordinasyon kurulu kuruyorlar, hatta kendi aralarında aidat topluyorlar. TMMOB`yi tamamen dışlamışlar. Plânlı ekonomi gündeme gelmiş hızlı sanayileşmeden söz ediliyor. Siyasi iradenin TMMOB ile çok da büyük alıp veremediği yok. 1972`te yani 12 Mart döneminde sıkıntı başlıyor. AP iktidarı mühendis ve mimarları 657 kanuna tabi kılacağız diyerek harekete geçmiş. İnşaat Mühendisleri Odası yeni bir yönetime kavuşmuş. Teknik elemanların boykotu için yapılan bir forumda Süleyman Demirel`in ve Bayındırlık Bakanı`nın onur kurullarına sevk için karar alınıyor. ‘Sen teknolojiyi geliştirmedin, mühendis ve mimarların özlük haklarını savunmadın` denilerek Demirel için Odadan ihraç kararı alınıyor. Mühendis mimar topluluğu kendisinin emekçi olduğuna ilişkin aidat hissini 1970`lerde yaşamıştır.

AP şunu gördü, TMMOB`yi bir şekilde tasfiye edecekler. Aynı yılda iki ayrı ayrı teknik eleman boykotu yapıldı. Mühendis ve mimarların biz emekçi sınıfların bir parçasıyız dedikleri için direniş gösterebildiler. Odalar kendi aralarında bir yığın problemlerle uğraşırken bu kanunun gündeme getirilmesi bütünleştirici bir rol oynadı.  Sınıf bilinci meselesiydi ve sınıf bilinci nedeniyle böyle bir olay oldu. Bundan sonraki tasfiye süreci 12 Eylül. Burada yapılan da son derece basit. Emek ekseninden kurtaracaksınız. 12 Eylül, Türkiye`nin emperyalist sistem ile yeni bir ilişki içine girmesi gereken işçi sınıfına karşı bir harekettir. Emek ekseninde olan her örgüte başta sendikalar olmak üzere, sınıf bilinci üzerinden hareket eden örgütlerdir hedef olan. Bu hedeflerden biri de TMMOB`dir. 12 Eylül`ün örgütler üzerindeki tahribatını anlatmaya gerek yok. Kamuda çalışanların üye zorunluluğunu ortadan kaldırdılar. Odalara tüzel kişilik verip seçimleri genel kurul süreçlerinden kaldırdılar.

TMMOB`nin ayırt edici özelliklerinden biri sendikal bir takım işlevleri üstlenmiş olması. Meslek örgütleri ve sendikalar arasında işbölümü gelişti. Meslek örgütleri özlük haklarıyla ilgili çalışmalarını tamamen bırakmadılar ve mesleki sorunlara yöneldiler. TMMOB bu konuda dünyadaki çok az sayıdaki örgütten bir tanesi, meslek örgütü. Üyelerinin büyük çoğunluğu kamuda çalışıyor ve kamuda çalışanların sendikalaşma hakkı yoktu.Birden bire TMMOB`den kamuda çalışanları ‘artık sen üye olmak zorunda değilsin` diye çektiğiniz zaman emek ekseni tarafı TMMOB`nin tam zemine oturmuyor.1976`da yapılan araştırmada çalışan mühendis ve mimarın yüzde 80`i kamuda çalışıyor.Örgüt üye ilişkisi. Üyeden uzaklaştığınız zaman başka bir şey oluyorsunuz. Yeni liberal politikaların gündeme getirdiği sivil toplumculuk anlayışı kitlesel olmayan örgüt modelidir. Kitle dediğiniz zaman bir şekilde sınıfla ilişkisi vardır. Sayı arttı mı sınıf olmak için koşullar olgunlaşır.

657 Sayılı Yasa, Türkiye`de kapitalizmin gelişmesi sürecinde önemli aşamadır. Özel sektör palazlanmıştır sermaye birikimini gerçekleştirmiş sanayiye yatırım yapmaya başlamıştır. 1950`lerin itibaren sanayiye yatırım yapan sermayeye ucuz iş gücüne ihtiyaç vardır. Bunu nasıl yaparsınız kamudaki ücretleri düşürerek yaparsınız. Kamudaki ücretler yüksek olursa özel sektör için bu emsal teşkil eder. Orada ayrıcalıklı bir takım vatandaşların bulunması sermaye sınıfının istemediği bir şeydir. 657 sayılı yasaya mühendis mimarların sürüklenmesi sınıf bilincinin oluşmasına katkı sunmuştur. Türkiye`de sosyalistler olmasaydı o sınıf bilinci olmazdı.12 Eylül`den sonraki döneme baktığınız zaman, üye olmama olayı derhal kendini özel sektöre de yansıtıyor. Bizim saptamalarımıza göre 1990`lardan itibaren Odalarda üyeleşme sayısı düşmeye başlar. En yüksek alan mimarlarda. Niye mimarlarda? Yetki ile imza atmak için Odaya üye olmak zorundadır mimarlar.

‘Anayasa bir kez delinmesiyle bir şey olmaz` dediğiniz zaman siz kanundan istisnaları başlattığınız andan itibaren yol açmaya başlıyorsunuz. Bizim hesaplarımıza göre üyeleşme oranı TMMOB açısından baktığınız zaman yüzde 54`lerdi son dönemde yüzde 57-58 civarında olması gerekir.Üyeleşme oranı azalmaya başlayınca, ücretli çalışanlar üye olmamaya başlamıştır. 2006`da yaptığımız araştırmada ücretli çalışan mühendis ve mimarların sadece yüzde 40`ı Odalara üyeydi. Serbest meslek icra edenler yüzde 80-90 oranında Odalara üyeydi. Bu emek ekseninden, emekçi kimliğinden gerileme demektir. Basit bir kanun olayı değildir. Yeni liberal politikaların arkasında, 12 Eylül işçi sınıfına saldırı operasyonudur, 90`lara kadar sürmüş bir olaydır. İşçi sınıfına saldırı Yüksek Hakem Kurulları, toplu sözleşmelerin yasaklanması ile olmadı, arkasında akıl almaz ideolojik saldırı var. Sivil toplumculuk başladı. Bugüne geldiğimizde 1970`lerdeki mühendis mimar topluluğu var mı yok. 2006-2007 anket sonuçlarında gördüğümüz manzara beni çok telaşlandırmıştır.

Sınıf anlamında bir gerileme var. Kanun taslağı geldi, daha ne olacağını kestiremiyoruz. Totaliter faşist AKP`nin sonunda tahammül edemeyeceği noktaya gelindi. Halen kamu yararını savunan hâlâ emek ekseninde bir örgüte sermayenin tahammül etmesi mümkün değil. İnşaat alanı AKP`nin gözde sermaye alanı, yandaş sermayeyi palazlandırmak için özellikle arsa rantları üzerinde çalıştığı bir alan. Bu örgütlülüğü dağıtmak zorundaydı. Ne yapacağız? Sermaye sınıfları ne yapmak istiyor? AKP sermaye partisidir, dinci ideoloji ile kapitalist ideolojiyi tam anlamıyla birbirine benzetmiş, bütünlük haline getirmiştir. Sermayenin üstelik de eli sopalı partilerinden bir tanesidir. AKP böyle bir taslak ile geliyorsa. Türkiye`de emekçi sınıfların emekçi sınıfların parçası olduğunu söylediğimiz mühendis mimar topluluğunun konumu nedir? Şikayet etmeyi bırakalım. Bu saldırının aslında bir örgütün dağıtılmasının çok ötesinde amaç taşıdığı anlatılmalı. Halkın yoksullaştırılması için yeni bir saldırı için hedefe konduğumuzu anlatmalıyız. Dün anlatmadık bugün anlatırsak faydası olur mu? Dün yapmadıysak bugün yapmayacağız diye bir şey yok ki. Mühendis mimar topluluğu kendi sınıfsal kimliğinin farkına varmıştır o zaman güçlü olmuştur bir çok şey yapmıştır."

Etkinlik konuşmaların ardından katılımcıların sorularının konuşmacılar tarafından yanıtlanması ve izleyenlerin katkıları ile sona erdi.