İstanbul başta olmak üzere Marmara Bölgesi‘ndeki altı ilde, 14 Ocak Cumartesi günü yaklaşık 12 saat süren bir elektrik kesintisi yaşandı. İstanbul‘un birçok semtine su verilemedi. Kaloriferler sustu. Son 30 yılın en sert kışını yaşamakta olan İstanbul halkı, hızla soğuyan evlerinde mahsur kaldı. Zira metro, hafif metro ve tramvay seferleri yapılamıyordu. Trafikte olanlar ise kendilerini bir keşmekeşin içinde buldu, çünkü trafik ışıkları bile çalışmıyordu. Kuaför salonları, kasaplar, eczaneler, fırınlar ve jeneratörü olmayan daha birçok işyeri, o gün çalışamadı. Herkes bir kentin elektriksiz kalmasının ne anlama geldiğini bir kez daha görmüş oldu. Bu ilk değildi: Yaklaşık üç yıl önce Ege Bölgesi‘ndeki 12 ilde bir gün süren bir elektrik kesintisi yaşanmıştı.
Elektrik kesintisi bu kadar geniş çaplı ve uzun süreli olunca gözler, elektrik üreticilerine çevrildi. Marmara Bölgesi‘ne elektrik sağlayan altı santralin üretime ara verdiği anlaşıldı. Aynı üç sene önce Ege Bölgesi‘nde olduğu gibi... Santraller üretime ara verince, serbest piyasada (Dengeleme ve Uzlaştırma Piyasası-DUY) elektriğin birim fiyan 15 kuruştan 2 liraya kadar yükseldi. Elektriğin birim fiyatının serbestçe belirlenebilmesine imkan tanıyan DUY, Ege Bölgesi‘nde yaşanan kesintiden sonra ortaya çıkmıştı.
Uzmanlara göre söz konusu elektrik kesintisinin sebebi, Türkiye‘nin doğalgaz tedarikinde yaşadığı aksama ve elektriğin birim fiyatının serbest piyasada üretim maliyetlerinin çok altına gerilemesiydi. Elektrik Üreticileri Derneği Başkanı Önder Karaduman, "Enerji piyasasında serbestleşmenin sancıları yaşanıyor. Doğalgaz tedarikinde yaşanan aksama, santrallerin ikincil yakıtlara geçmesine neden oluyor. Bu da maliyetleri artınyor" diyor.
Türkiye 1980‘li yıllarda büyükşehirlerin kirlenen havasını temizleyebilmek için Rusya‘dan doğalgaz ithal etmeye başladı. İşte o dönemde, yaz aylarında tüketilemeyen doğalgazı israf etmemek için elektrik üretiminde de bu ithal kaynağın kullanılmasına karar verildi. İlk doğalgaz santrali yatırımları, Yap-İşlet ve Yap-İşlet-Devret modeli ile özel sektöre yaptırıldı. Böylece elektrik üretiminde devlet tekeli kırılmış oldu.
Doğalgazdan elektrik üretmek kolaydı. Öyle ki doğalgaz santralleri çok kısa süre içinde inşa edilebiliyor ve devamlı çalışarak yüksek düzeyde elektrik üretebiliyordu. 2001 yılında devlet bir karar aldı ve 80‘li yıllardan itibaren özel sektöre açılmış olan enerji piyasasını serbestleştirmeye başladı. Aynı yıl çıkarılan kanuna göre devlet artık enerji üretimine yönelik yatırım yapmayacaktı. Elindeki santralleri de özelleştirecek ve böylece kademeleri olarak piyasadan çıkacaktı. Üretim ve dağıtım özel sektöre devredilecekti. Böylece Türkiye‘nin büyüyen ekonomisinin enerji iştahı özel sektör tarafından dindirilecekti.
Ancak enerji piyasasının serbestleşmesi, giderek sancılı bir sürece dönüştü. Yannm maliyeti düşük ve verimliliği yüksek doğalgaz santrallerinin cazibesi, özel sektörü kendisine çekti. Türkiye yaklaşık 10 yıl içinde, elektriğinin yansını ithal bir kaynak olan doğalgazdan üretir hale geldi. Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Cengiz Göltaş, "Serbestleşmeyle birlikte elektrik fiyatında ucuzlama beklenirken fiyatlar 3-4 yılda yüzde 80 arttı" diyor.
Üstelik doğalgaz tedarikinde de tek bir ülkeye yani Rusya‘ya olan bağımlılık hızla artıyor. Yaklaşık iki hafta önce Rusya‘dan Türkiye‘ye uzanan Batı Hattı‘ndan alınan doğalgazı miktarının yaklaşık yüzde 30 düşmesi, Marmara Bölgesi‘ndeki elektrik santrallerinin durmasına neden oldu. Aslında bu santraller fuel oil kullanarak da elektrik üretebiliyor. Ancak elektriğin serbest piyasadaki fiyatının düşük seyretmesi, bu santrallerin fuel oil yakarak elektrik üretmesini mantıksız bir hale getiriyordu. Çünkü bu şekilde çalışırlarsa, zararına üretim yapmış olacaklardı. Bugün hâlâ Marmara Bölgesi‘ndeki bazı santraller doğalgaz tedarikindeki sorunlar nedeniyle çalışmıyor. Bazıları ise elektriğin birim fiyatının yükselmesi sayesinde fuel oil kullanarak üretim yapıyor.
Elektrik enerjisi depolanamadığı için, devamlı olarak, yani kesintisiz bir biçimde üretilmesi ve hemen, kullanım alanına taşınması gerekiyor. Bu bakımdan elektriğin çok çeşitli ve güvenilir kaynaklardan elde edilmesi ve verimli bir şekilde kentlere iletilmesi şart. Şanslıyız ki atalarımız elektriği üretmenin çok farklı yollarını keşfetti. Su akımından, buhardan, rüzgardan, güneşten, kömürden, petrolden, doğalgazdan, nükleer reaksiyondan hatta ve hatta dalgalardan bile elektrik üretebiliyoruz. Ancak bu kaynakların tamamını kullanabilmek, uzun vadeli planlama ve kararlı bir enerji politikası gerektiriyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Şubat ayının başında yaptığı bir açıklamada, Türkiye‘nin elektrik üretimde doğalgazın payını azaltmak için yerli kömür kullanımının teşvik edileceğini söyledi. Hükümet ayrıca, nükleer santral yatırımı ve yenilenebilir enerjiye alım garantisi gibi politikalar izleyerek, yatırımcıların doğalgaz dışındaki kaynaklara yönelmesini ve bu sayede Türkiye‘nin enerjide arz güvenliğini sağlamayı planlıyor. Ancak ironik bir biçimde bugün Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu‘nun kapısında yaklaşık 30 bin megavvatlık doğalgaz santrali lisans başvurusu bekliyor (Türkiye‘nin mevcut elektrik üretim kapasitesi toplam 53 bin megavvat). Bu başvurular henüz reddedilmiş değil. "Piyasayı serbestleştirirken doğalgaza bağımlılığı da azaltmak istiyorsanız, bu kaynağın yerine hangi kaynağı ya da kaynakları koyacağınıza karar vermelisiniz" diyor Karaduman. "Ben henüz bu yönde verilmiş kesin bir karar göremiyorum."
-Tolgahan Özkan
Sözün Özü: Enerji tedarikinde dışa bağımlılık, Türkiye‘nin enerji piyasasının cazibesini azaltıyor. Yatırımcılar, devletin ne yapmak istediğine tam olarak karar vermesini istiyor
(Bloombergi Busınessweek Türkiye; 19.02.2012)