Kastamonu Postası internet gazetesinin 12.11.2011 tarihli sayısında Ersizlerdere muhtarının, yörelerine yapılacak olan HES projesine karşı olan girişimini okuyunca artık dayanamadım ve aşağıdaki yazıyı kaleme aldım. Amacım kamuoyunu bir kere daha bu konuda bilinçlendirmek, HES‘lere samimi olarak karşı olanları desteklemek (Samimi diyorum çünkü maddi çıkar sağlamak bahanesi ile de karşı çıkanlar olduğunu medyadan takip ediyorum.) Bir vatandaşın duyarlılığı ötesinde, bilim adamı olmanın getirdiği sorumluluk ve de bir hemşerilik duygusu ile aşağıdaki bilgileri sizlerle paylaşmak istedim.
Doğu Karadeniz yöresinden sonra, HES salgını sonunda Kastamonu‘ya da bulaştı. Bu salgının nerede son bulacağı da belli değil. DSİ Bölge Müdürlüğü verilerine göre 2010 yılı itibarı ile Kastamonu ili dahilinde toplam 27 adet HES projesi bulunmaktadır. 2011 yılında bu sayıya yenilerinin eklendiğini görüyoruz. Doğu Karadeniz‘den sonra Orta Karadeniz de dağları, arızalı topografyası, bol yağışı ve bunun etkisi ile çok sayıda dere ve çaya sahip olması, hemen HES yatırımcılarının dikkatini çekmekte. Bu açıdan ne yazık ki şanssız bölgeler. Her halde tüm dereler ve çaylar boru veya kanal içine alındıktan sonra zorunlu olarak HES‘çiler yatırımlarını başka yöne çevirecekler. O zaman da zaten iş işten geçmiş olacak, güzelim bakir doğamız 3 kuruşluk enerji uğruna tarumar edilmiş olacak, ekosistem artık kendini yenileyemeyecek bir noktaya ulaşacak. Ulaştığı zaman da intikamını sel ve heyelanlarla, başka felaketlerle alacak mutlaka.
Kastamonu‘dan İnebolu‘ya giderken Ersizlerdere Bölgesi‘nden geçerken o muhteşem doğa büyüleyici güzellikte. Ormanı taşlanmış, deresi molozlarla doldurulmuş, peyzajı betonla ezilmiş bir yöre hiçbir zaman HES‘çilerin umurunda olmadı ve olmayacak. Sadece köy muhtarının değil tüm Kastamonuluların, yerel yöneticilerin bu girişime karşı durması gerekir. Çünkü bu HES salgını buradaki yatırımla kalmayacak, aynı dere yatağına başka HES‘ler de yapılacak. İlimizin farklı bölgelerinde de HES projeleri var ve bu sayı giderek artıyor. Her yörenin ayrı bir doğal güzelliği ve biyolojik çeşitliliği var.
Bu HES adeta bir kanser gibi giderek tüm doğayı, tüm ekosistemi sarıyor. Hastalık ilerliyor, organlar, yani biyolojik zenginlikler birer birer iflas ediyor. Son nefesini vermeden doğa, geliniz bu işe artık bir dur diyelim.
En azından şu yapılmalı: Ülkemizde şu anda belki sayısı binlere ulaşan bitmiş veya proje aşamasında olan veya devam eden yatırımlar var. HES‘e ruhsat veren EPDK yetkilileri, Orman ve Su Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkilileri, Enerji Bakanlığı yetkilileri lütfen bir süreliğine yeni HES projelerine izin vermeyiniz. Bir süre bekleyiniz bakalım HES‘in etkileri nasıl ve ne yönde gelişiyor? Yatırımcı söz verdiği gibi yeterli can suyu bırakıyor mu? Can suyu balık yoğunluğunu nasıl etkilemiş, su kirliliği artmış mı, yöredeki insanların yaşam kalitesi değişmiş mi, tarlalarını ve hayvanlarını rahatça sulayabiliyorlar mı, su kuyularındaki suları yeterli düzeyde mi, tarım ürünlerinde bir azalma olmuş mu, tahrip edilen ormanların yerine ağaçlandırma yapılmış mı? Arıcılık faaliyetleri nasıl etkilenmiş, yöre insanının mutluluğu eskiye oranla nasıl? Gibi konularda en az 5 yıllık bir beklemeden sonra sonuçların sağlıklı olarak ve yetkili, bağımsız kuruluşlarca alındıktan sonra yöre halkıyla birlikte değerlendirme yapılmalı. Çıkan sonuçlar tarafsız olarak değerlendirilmeli ve ondan sonra sonuçlar eğer olumlu ise yeni projelere izin verilmeli.
Böylelikle yaşadıkları topraklara bir anlamda sahip çıkan yöre insanları ile kolluk kuvvetleri karşı karşıya gelmemiş olacak. Bakın daha bir iki hafta önce Erzurum Tortum‘da HES‘e karşı çıkan köylülerle jandarma karşı karşıya geldi. Bu görüntü vicdanları çok yaralayan bir görüntü idi. Oğlunu vatan hizmetine göndermiş bir annenin yine oğlu gibi bir asker tarafından tartaklanması bilmem nasıl açıklanır. Sonunda firma pes etti ve yatırımcı HES yapmaktan vaz geçti. Demokratik eleştiri veya protesto, eğer ülkede demokrasi varsa böyle iç yaralayan kaba kuvvetle önlememeli. Kurban Bayramı‘nda, yerel mahkemenin verdiği bir karar nedeni ile komşusu ile bayramlaşmaya bile korkan bir vatandaşın fotoğrafı vardı gazetelerde. Ayrıca HES‘e taraftar olanlar la olmayanlar arasında yaşanan gerilim de söz konusu. Bunlar da HES‘in yol açtığı diğer sosyal yaralar.
HES‘lerin şimdiye kadar değinilen olumsuz etkilerinin bir başka boyutu da Elektrik Mühendisleri Odası ( EMO) tarafından dile getiriliyor. EMO yetkilileri Doğu Karadeniz Bölgesi‘nde HES‘lerle ilgili yaptıkları gözlemlerde şu çarpıcı tespitleri yapmışlar:
Proje başvurularının birçoğu teknik kurallara uymuyor, 2. İnşaat bitmeden üretime başlanıyor, 3. Balık geçitleri uygun değil, 4. Bazı HES‘ler sel yatağı içine yapılmış, bazıları da sel taşkınına yol açabilecek durumda, 5. Projelerde işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmıyor, 6. Fizibilite raporları yöre koşulları göz önüne alınmadan hazırlanıyor, 7. Üretim planlaması enerji ihtiyacının çok üzerinde yapılmış, 8. Nakil hatları ve trafolar yetersiz, 9. Türbin-jeneratör gurupları maliyeti düşürmek için ucuz ve düşük kaliteli olarak ithal ediliyor, kaliteyi denetleyecek bir kurum yok, bu da enerji verimliliğini olumsuz etkiliyor, 11.Yapım ve işletme aşamalarında taşeronlaşma ile sorumluluktan kaçma, kalitesiz imalat, 12.Yeni çıkan ‘lisanssız üretim yönetmeliği‘ ile bölgede 10. 000 yeni HES projesi gündemde, 12. Çevre köylerin ulaşım yolları dikkate alınmamış, 13. Projeler, ön görülen enerji üretimini gerçekleştirecek özellikte değil, 14. Proje yoğunluğu nedeniyle santrallerin enerji nakil hatlarına ve trafolara bağlantılarında sorunla çıkıyor. Sonuç:Yakın gelecekte bölge bir HES çöplüğü olmaya adaydır (Çatalzeytin mektubu, sayı: 330 )
Boyalı Çayı‘na yapılacak olan HES, Cihan Kadıncı‘nın gazetenizdeki yazısına göre, 6 m genişlik, 12 m yükseklik ve 33 km uzunlukta beton kanal şeklinde olacak. Çankırı sınırından başlayıp Karabük sınırlarına kadar uzanacak ve adeta bir Çin seddi gibi uzanacak bu tünelin, 33 km boyunca geçtiği tüm yerleşim yerlerindeki yaşamı çok, hem de çok olumsuz etkiyeceği (Çünkü mesafe çok uzun ) açıktır. Bu olumsuz etkilerin neler olacağını Araç Haber gazetesinin önceki sayılarında "Hidroelektrik Santralleri" ve "HES‘lerin İki Yüzü" adlı yazılarımda belirtmiştim. Burada tekrar etmeyeceğim. Ancak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki, neredeyse Kastamonu‘dan Araç‘a kadar olan bir mesafede tüm çay tünel içine alınıyor. Bırakılacak can suyunun bu kadar uzun bir mesafede buharlaşıp kaybolacağı kuşkusuzdur. Bu durum kaçınılmaz olarak bu hat boyunca yer alan köylerde yaşamı tamamen durduracak boyuttadır. İnsan yaşamı her yönüyle olumsuz etkilenecektir. Berlin Duvarı gibi, 12 m yüksekliğindeki tünelden karşıya insanlar ve hayvanlar nasıl geçecek? Tamamen akla ziyan bir proje. İnsana ve doğaya zerre kadar saygısı olmayan bir proje. Bu güzergâhtaki köylülerin ve köy muhtarlarının bilinçli davranmaları, istimlak için cazip teklif dahi yapsalar arsa ve tarlalarını satmamaları gerekir. Çünkü yapılacak iş hayırlı bir iş değildir.
Şöyle somut bir örnek verebilirim: Bir süre önce Huruçveren Köyü altındaki, çayın hemen kenarındaki düz araziye kurşun izabe fabrikası yapılacaktı. Bunun için çevre köy muhtarlarından yazılı izin almıştı firma. Fabrika bitip faaliyete geçtiğinde çevreye ne gibi olumsuz etkileri olacağını birçok köylü bilmiyordu. Belki 10- 20 kişi iş bulacaktı, fakat hem kendileri hem de çevre köyde yaşayanlar zaman içinde kurşun zehirlenmesi ile karşı karşıya kalacaklardı. Bilindiği gibi duyarlı medya ve kamuoyu baskısı ile bu projeden vaz geçilmişti. Boyalı HES konusunda da, yöre halkının bilinçli davranmaları beklenir. Günümüzde iletişim olanakları çok ilerledi. İnternet istenen bilgileri anında ayağınıza getirebiliyor.
Nüfus planlaması yapılmadıkça, alternatif enerji kaynakları yeterince değerlendirilmedikçe, kaçaklar önlenmedikçe, HES‘lerden üretilecek enerjinin de bir anlamı kalmayacak.
Şöyle bir benzetme yapılabilir. Bir büyük kent düşünün. Her ay trafiğe 300- 400 araç katılıyor. Trafik sıkışıklığını önlemek için yeni bir yol açılıyor, bunun için de yeşil bir alan tahrip ediliyor. Trafiğe katılan araç sayısı sürekli artıyor ve bakıyorsunuz kısa bir sure sonra yeni açılan yol da tıkanmış. Ne oldu? Boş yere yeşil ananı yok ettiniz. İnsanları havası daha kirli bir kentte yaşmaya mahkum ettiniz. Bisiklet yolları yapsaydınız (temiz enerji kaynakları), metro gibi toplu taşım araçları devreye soksaydınız ve uzun vadeli kentleşme planı yapsaydınız, yani nüfus yoğunluğunu çevreye yaysaydınız trafik bir ızdırap haline gelmezdi. Bu benzetmedeki gibi, her şeyden önce enerji konusunda da ciddi ve uzun vadeli bir plan ortaya konulmalı. HES‘lerden elde edilecek cüzi ve devamlı olmayan enerjinin de ülkenin şiddetle artan enerji açığına çare olmayacağı çok açıktır.
Bir bilim adamı televizyonda şöyle bir gerçeği dile getirmişti:"Türkiye çelik üretiminde Almanya‘dan sonra Avrupa‘da 2. Sıradadır, fakat enerji üretiminde çok gerilerdeyiz. Kalkınma için süratle enerji açığımızı kapatmalıyız." Benim de katıldığım çok doğru bir tespit. Fakat bu noktadan hareketle, ülke yöneticilerin tüm dere veya çayları giderek kapalı bir ortama alarak başlattıkları veya destekledikleri HES furyası, yukarıdaki bilgiler doğrultusunda, doğru olmasa gerek. Kötüler arasında en az kötüyü tercih etmek gibi, ülkenin ücra bir yöresinde, verimsiz bir alan üzerinde, son teknoloji olanaklarını kullanarak yapılabilecek bir nükleer santral ile çok sayıdaki HES‘e de gerek kalmayabilir. Diğer bir yol, mevcut veya potansiyel jeotermal kaynakların enerji üretilmesinde kullanılması, rüzgar elektrik santrallerinin devreye sokulması, güneş enerjisinden yararlanılması gibi. Yani tek çare olarak, artık suyun potansiyel enerjisi düşünülmemelidir.
(Kastamonupostasi.com; 15.11.2011)