Günümüzde enerji kaynaklarının sınırlı olması nedeni ile enerji politikaları her geçen gün önem kazanmaktadır. Ülkeler dış politikalarında enerji endeksli ciddi değişimler yapmakta, uluslararası ilişkilerde enerji gündemi önemli bir ağırlık teşkil etmektedir. Ülkelerin dış politikalarının yanı sıra ulusal güvenlik, çevre, ulaşım, tarım, turizm kalkınma ve sanayileşme süreçleri de enerji politikalarına uygun bir biçimde değişime uğramaktadır. Günümüzde fosil kaynaklar yerine alternatif yenilenebilir kaynaklara yönelmek ve enerjinin verimli olarak tüketilmesine yönelik adımlar atılmaktadır.
Enerji üretimi gibi yaşamsal bir faaliyeti sürdürmek, ancak en az toplumsal maliyet ile üretim yapmak ve enerjiyi en yüksek düzeyde, etkin ve verimli kullanmak ile mümkün olabilir. En yalın ifadeyle harcanan her birim enerjinin daha çok hizmet ve ürüne dönüşmesi anlamına gelen enerji verimliliği, bir başka ifadeyle ‘ Enerjinin akıllıca kullanılması ile kayıpların en aza indirilmesi, aynı enerji ile daha çok iş yapılması veya aynı iş için daha az enerji kullanılması‘‘ anlamına gelmektedir.
Pahalı enerji kullanıyoruz
Ülkemizde yerli enerji kaynaklarının kullanım oranlarına bakıldığında, yüzde 70‘leri aşan, dışa bağımlı bir enerji politikasının yıllar boyunca ısrarla sürdürüldüğü görülür. Bu tablonun en çarpıcı sonucu; pahalı elektrik olarak karşımıza çıkmaktadır. Elektrik üretiminde başta dogalgaz ve giderek artan ithal kömür kaynaklarının kullanılması sonucu 1 kilovat saatlik (kWh) elektriğin fiyatı, dünya ve OECD ülkeleri ortalamasının iki katına ulaşmıştır. Son yıllarda konutlarda kullanılan elektriğe yüzde 72 oranında zam yapılması, hem yasam standardımızı düşürmüş hem de sanayicinin rekabet gücünü sınırlamıştır.
Son 25 yıl içerisinde kurulu güç ve elektrik tüketimine bakıldığında, 1999 Marmara Depremi‘nin ardından yaşanan 2001 krizi ve 2008 yılındaki dünya ölçeğindeki yaşanan global krizin ekonomideki olumsuz yansımalarına rağmen, ülkemizde elektrik enerjisine olan talep artışının ortalama yüzde 6-7‘ler seviyesinde olduğu görülmektedir. 1985 yılında 9 bin 121 megavatlık (MW) kurulu güçle. 36 milyar kVVh‘lık tüketimin olduğu bir Türkiye‘den, bugün 50 bin 423 MVV‘lık kurulu güce ulaşılırken, elektrik tüketimi ise 210 milyar kWh ye akmıştır. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu‘nun (EPDK) 26 Nisan 2011 tarihinde "Elektrik Piyasasında 2030 yılı Projeksiyonu-Yatırımcılara Yönelik Fırsatlar ve Beklentiler" başlığı altında sunduğu raporunda ise 2010 yılında 209 milyar kWh olan tüketimin 2020 yılında ortalama 405 milyar, 2025 yılında 548 milyar, 2030 yılında ise 735 milyar kVVh‘e çıkacağı beklentisine yer verilmektedir.
İthal kaynak sorunu
Bugün neo-liberal piyasa ekonomisin etkisi ile elektrik kurulu gücümüzün yüzde 65‘i fosil kaynaklara dayalı olarak şekillenmiştir Bu yüzde 65‘lik termik gücün yalnızca yüzde 17‘sinde yerli linyit kaynakları kullanmaktadır. Geriye kalan kurulu güç başta doğalgaz olmak üzere ithal kaynaklara dayalıdır. Doğalgaz ithalatı 1990 yılında 3 milyar 246 milyon metreküpten, 2010 yılında 33 milyar 247 milyon metreküpe akmıştır. 30 milyar metreküplük bu artış, Türkiye‘nin büyüyen enerji ihtiyacının neredeyse bütünü ile ithal kaynaklardan karşılandığının en açık göstergesidir. Elektrik alanını piyasalaştırma hedefi ile çıkarılan 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu‘nun uygulamaları neticesinde ithal kaynaklara dayalı üretimin sürekli olarak payını büyüttüğü ortadadır. Sektörde yaşanan serbestleştirme ve piyasalaştırma uygulamalarının, elektrik enerjisinin çevreye uyumlu üretimi, maliyetleri düşürücü ve arz güvenliğini sağlayıcı bir etkisi olmamıştır. Tam tersine, sektördeki istihdam dâhil olmak üzere tüm göstergeler gerilemektedir. Bu yapısal dönüşüme paralel olarak şekillenen, dışa bağımlılık oranlarındaki artışa nükleer santrallerin çare olacağına ilişkin bir söylem resmi ağızlardan duyulmaktadır. Bir zorunluluk olarak kamuoyuna sunulan nükleer santraller, hem kaynak hem de teknolojik olarak dışa bağımlıdır.
Yenilenebilire ağırlık verilmeli
Geçmişte Enerji Bakanlığı tarafından yapılan talep artışlarına ilişkin senaryoların ciddi sapmalar gösterdiğine şahit olsak da, öngörülen talep gelişiminin doğru olduğunun kabul edilmesi durumunda bile hesaplamalar, doğru yönetildiğinde enerjide kaynak sorunun olmadığını göstermektedir. Yerli ve yenilenebilir kaynaklara, planlama anlayışı içerisinde öncelik verilmesi, mevcut kapasitenin en iyi biçimde değerlendirilmesi iletim ve dağıtım şebekelerine yatırım yapılarak enerji kayıplarının giderilmesi durumunda, enerji kaynaklarımız ihtiyacı karşılayacaktır. Enerji verimliliği konusunda gerekli adımların atılması, enerji politikalarının siyasal rant arayışları ve lobilerden bağımsız kamusal bir bakış açısı ile şekilendirilmesi durumunda, kesinlikle nükleer santrallere ihtiyaç duyulmayacaktır.
Elektrik üretiminde ağırlık olarak ithal kaynakların kullanılması, ülkemizin enerji kaynağı olmadığı anlamına gelmemektedir. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘nın rakamlarına göre: Hidroelektrikte 100 milyar, rüzgârda 120 milyar, jeotermalde 16 milyar, güneşte 380 milyar, linyitte 116 milyar, biyogazda 35 milyar kVVh olmak üzere toplam, 767 milyar kVVh‘lik elektrik enerjisi üretimi mümkündür. EPDK‘nın 2030 yılı için tahmin ettiği 735 milyar kVVh‘lik tüketim değerinin, tutarlı olması durumunda bile yerli kaynaklar ile talebin karşılanacağı görülmektedir. Öte yandan bu potansiyelin dışında kalan olanakları da dâhil ettiğimizde, bugün zorunluluk olduğu iddia edilen nükleer santrallere ihtiyaç olmadığı açıkça görülür.
Sanayide verimlilik faktörü
Elektrik İşleri Etüt İdaresi‘nin (EİE) Kasım 2009 da yayımladığı,‘ ‘Enerji Verimliliği, Statüsü ve Gelecek Planlaması‘‘ başlıklı raporda; Sanayide yüzde 15. inşaat sektöründe yüzde 35, ulaşım sektöründe ise yüzde 15 enerji tasarrufu potansiyelinin bulunduğuna işaret edilmektedir. Öte yandan Enerji Verimliliği Strateji Belgesi‘nde 1998-2008 döneminde Türkiye‘nin toplam nihai enerji tüketimindeki yıllık ortalama artış oranın yüzde 3.81 olduğu vurgulanırken, aynı dönem için yıllık ortalama artışların sanayi sektöründe yüzde 3.56‘lık artış yaşandığı belirtilmektedir. Belgede "Sanayide kullanılan elektrik enerjisi kullanan ekipmanlar içinde elektrik motorları en büyük paya sahiptir Bu nedenle özellikle sanayide elektrik motor sistemlerinde verimliliğin iyileştirilmesi elektrik enerjisinin verimli kullanımı açısından büyük önem taşımaktadır‘‘ denilmektedir. Belgede yer verilen stratejik hedeflerden birisi sanayi ve hizmetler sektörlerinde enerji yoğunluğunu ve enerji kayıplarını azaltmak" şeklinde özetlenmektedir. Belgede 10 yıl içerisinde, her bir sanayi alt sektöründeki indirgenmiş enerji yoğunlukları, her bir alt sektör için yüzde 10‘dan az olmamak üzere azaltılması öngörülmektedir. Yapılan hesaplamalar. Türkiye de sanayi sektöründe enerji verimliğinin sağlanması ile yıllık 3 milyar dolar düzeyinden tasarruf potansiyelinin bulunduğu göstermektedir Bu potansiyel sanayide yıllık 8 milyon ton eşdeğer petrol (TEP) daha az enerji kullanılması anlamına gelmektedir Bu rakam 2007 yılında sanayide kullanılan enerjinin yüzde 25‘ine karşılık gelmektedir. Rakamlar aynı üretim yaparak, enerji giderlerinin yüzde 25 azaltılabileceğine gösterdiği gibi, yoğun enerji talebin yarattığı toplumsal maliyetleri de aşağıya çekmemize yardımcı olabilecek niteliktedir.
Verimlilik Planlanmalı
Üretim ve tüketim planlaması yapılması aşamasında, enerjinin etkin ve verimli kullanılması için de planlama yapılması gereklidir. Enerji verimliliğini sağlayacak adımları planlamak yeni santral kurmak ile eşdeğerdir. Geliştirilecek politikalar, mevzuat düzenlemelerine paralel olarak, meslek odalarının, üniversitelerin ilgili kurum ve kuruluşların ortak paydada buluşturulmasıyla oluşturulmalıdır. Enerji verimliliği için orta ve uzun vadeli stratejiler belirlenmelidir. Ancak bu koşulların sağlanması durumunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı sağlıklı bir elektrik üretim stratejisi oluşturabilir. Elektrik talebindeki büyümenin önemli bir kısmının verimsiz kullanım nedeni ile oluştuğu unutulmamalıdır. Türkiye de kişi başına düşen toplam enerji tüketimi düşük olmasına rağmen, birim iş üretimi başına düşen enerji tüketimi oldukça yüksektir. 2008 rakamlarına göre, Türkiye nın gayrisafı yurt içi hâsılasının (GSYIH) her bin dolarlık bölümü için 0,26 TEP enerji tüketimi gerçekleştirmiştir. Bu rakam OECD üyesi ülkelere göre oldukça yüksek düzeydedir. Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin ortalama enerji tüketimleri ile Türkiye‘yi kıyaslayacak olursak. 1000 avro için AB ortalamasının 0,151 TEP, Türkiye‘nin ise 0,251 TEP olduğu görülmektedir.
Ülkemizde hem enerji fiyatları dünya ortalamasının çok üstünde şekillenmekte hem de aynı iş için harcanan enerji miktarı daha yüksektir. Yurttaşların ve sanayicinin enerji faturası, fahiş fiyatlar ve enerjinin verimsiz kullanılması sonucunda şişmektedir, ithal kaynağa dayalı enerji arzından vazgeçilmediği, verimliliğin sağlanamadığı koşullarda, sağlıklı bir kalkınmadan söz etmek mümkün olamayacaktır.
(Dudullu OSB; 01.10.2011)