Bir süredir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) fırtınası yaşanıyor. AKP seçimlerden önce, Meclis‘in uzun süre kapalı olmasını ve bu süreçte yapılması gereken bazı düzenlemeler olduğunu gerekçe göstererek üzerine geçirdiği yasama yetkisini bonkörce kullanıyor. Oysaki yasama yetkisi, ‘Kuvvetler Ayrılığı ilkesi‘nin bir sonucu olarak Meclis‘e ait ve bu yetki devredilemiyor. işte bu KHK‘ler, uzun tatil sürelerinde işlerin yürümesi için düşünülmüş istisnalar. Hükümet 4 ayda 20 KHK çıkardı ve sürenin bitmesine 2 ay kala yenilerinin de yolda olduğu söyleniyor. Kanunlarla eşit güce sahip olan KHK çıkarma hakkının uzun süre tek elde bulunmasının demokrasiye bir faydası olmadığı gibi, tartışmalı konuların da KHK‘lerle çözülmeye çalışılması, bir güven sorununun ortaya çıkmasına neden olur. Bu istisnai durum dışında, önemli düzenlemelerde yasa tasarısı ve teklifleri gerekçeleriyle Meclis‘e sunulur, ilgili komisyonlarda tartışılır, Genel Kurul‘a geldikten sonra da kamuoyuna açık bir şekilde ele alınıp yasalaşır. KHK‘ler ise bu süreçler atlanarak çıkarılır. Başbakanlık ister, Bakanlar Kurulu çıkarır, Cumhurbaşkanı da onaylar. Al gülüm, ver gülüm hesabı.
Bu süreçte kararnamelerde tartışmalı düzenlemeler yer aldı. Bunlardan biri RTÜK, SPK, TMSF gibi özerk kurulların bakanlık denetimine açılması... Bir diğeri, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararına rağmen yeniden çıkarılan doktorlara ‘tam gün‘ yasası ve üçüncüsü, bu yazının da konusu olan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları ve Yüksek Kurul üyelerinin görevlerine son verilmesi... KHK ile doğal sit alanlarının, milli parkların, sulak alanların, ormanların ve tüm koruma alanlarının şuan var olan statüleri ortadan kaldırılarak, bu alanların yeniden tanımlanması ilgili bakanlığa bırakılıyor. Sıkıntının başladığı nokta tam da bu, çünkü uzun AKP iktidarının bu güne kadarki uygulamaları göz önüne alındığında ortaya kocaman bir güvensizlik çıkıyor.
Yeni bakanlıklarımızdan olan Çevre ve Şehircilik koltuğuna, memleketi baştan ayağa TOKİ garabetiyle ören eski başkan Erdoğan Bayraktar oturtuldu, insanlar daha taşınmadan zemini çöken binaların, hiçbir estetik kaygı taşınmadan dikildiği gayet açık, yıllar sonra bakıldığında (tabii yıkılmazsa) hangi dönem mimariye ait olduğu asla bilinemeyecek tarzda apartmanların yaratıcısı kendisi. Dolayısıyla gördüğü her toprak parçasını imarlık arsa olarak algıladığı bütün icraatlarından belli hükümetin en güvendiği bakanlardan biri... Diğer yeni bakanlık Orman ve Su İşleri... Koltuğa oturan da suyun metalaştırılması konusunda gayretini esirgemeyen, gerçek bir HES gönüllüsü Veysel Eroğlu. Karadeniz‘deki en küçük derenin bile üzerine HES kondurma amacında, karşı çıkanları ise ‘vatan haini‘ ilan edebilecek fütursuzlukta.
Bu ay içinde iki önemli rapor açıklandı. Bunlardan biri Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) tarafından hazırlanan ‘Doğu Karadeniz Bölgesi HES Teknik Gezisi Raporu.‘ Rapora göre HES‘lerde kamu denetimi yok, tesislerin çoğu doğal hayatın sürmesi için gereken can suyu bırakmıyor. HES‘ler bilimsel ölçütlerde projelendirilmek yerine; ciddi çevre tahribatları yaratılarak, her türlü denetimden uzak, tamamen şirket kârlılığı temelinde yapılıyor, imalatta açığa çıkan hafriyat gelişi güzel doğaya dökülüyor. HES‘lerde ağırlıklı olarak ucuz Çin teknolojisi kullanılıyor. Ürün kalitesi ve uygunluğu kontrol edilmiyor. Diğer bir rapor da, istanbul‘da yapılmak istenen 3.köprü planının iptalini isteyen davaya sunulan bilirkişi raporu. Rapora göre söz konusu işlem planlama tekniklerine, şehircilik ilkelerine, kamu yararına ve imar mevzuatına uygun değil. Trafiği rahatlatmayacağı gibi, yapılması planlanan yerdeki orman ve su havzalarına da ciddi zarar verecek. Doğayı yok et mek üzerine kurulu bu planlar üzerindeki heves ve inat doğaldır ki, hükümetin konuyla ilgil KHK‘lerine şüpheyle bakmaya neden oluyor.
Son çıkan KHK ile maden faaliyetlerinin önün deki yasal engel kaldırıldı. Şuan ülke topraklarının yarısından fazlası için maden arama lisansına verildi. Bu yerlerden kuşkusuz ki en dikkat çekeni havası, suyu ve canlılarıyla dünyada bir eşi dahî olmayan Kaz Dağları. Hükümet, bu eşsiz doğayı geri dönüşsüz şekilde zarar verecek olan siyanür ile altın arama işine vize vermeye devam ediyor. Son olarak 16 firma daha, 2 milyon kişinin,temiz su kaynağı olan Kaz Dağları‘nı yok etme ruhsatın aldı. Nükleer enerjiye, ‘ne temizmiş, dumanı yok isi yok‘ ya da ‘evinizde de tüp var‘ zihniyetiyle yaklaşan hükümetin, kabaca ‘ben yaptım oldu‘ anla mına gelen KHK‘leri tedirginlik verici.
Yapılan yeni düzenlemeyle Kültür ve Tabia Varlıkları Koruma Kurulu ‘Kültür‘ve ‘Tabiat‘ olarak ikiye ayrılıp ilgili bakanlıklara bağlandı. Artık kurul üyelerini doğrudan bakanlık belirleyecek. Biz de, bakanlığın atadığı bir kurul üyesinden, kamu yararını gözetip, atayıcısına ‘siz bu rada yanlış yapıyorsunuz‘ demesini bekleyeceğiz. Durum bu, sicil de ortada. O halde, SİT alanlarının tehdit altına girdiği yorumlarına karşı etkin korumaya geçileceği sözünü veren Bakan Bayraktar‘a sözden daha fazlasına ihtiyacımı, olduğunu söylersek anlayış gösterir herhalde Son söz de hükümete; O sıkı sıkı elinizde tuttuğunuz KHK çıkarma yetkisi insanı faşist gösteriyor. Aman ileri demokratlığınız yara almasın!
(Birgün; 02.09.2011)