Yöre halkının ve çevrecilerin açtığı davalar sonucu hidroelektrik santralleri (HES) için yargı peş peşe iptal kararları verirken, HES‘lere karşı çıkanların ne kadar haklı olduğunu Elektrik Mühendisleri Odası‘nın (EMO)hazırladığı , "Doğu Karadeniz Bölgesi HES Teknik Gezisi Raporu" ortaya koydu. Rapora göre HES projelerinde kamu denetimi yok, bazı tesisler hiç can suyu bırakmıyor, "balık geçitleri" sadece yasak savma amacıyla yapılıyor.
Raporun sunumunu yapan EMO Yönetim Kurulu Yazmanı Erdal Apaçık, EMO‘nun yıllardır hidrolik potansiyelimizin değerlendirilmesinin önemini vurguladığını anımsattıktan sonra, "Ancak, hidrolik potansiyelimizin değerlendirilmesinde toplum yararı gözetilmeksizin, derelerimiz piyasacı bir anlayışla özel sektöre devredilmiştir. Hidroelektrik santraller bilimsel ölçütlerle, havza planlaması temelinde, yerel halkın onayı alınarak projelendirilmek yerine; ciddi çevre tahribatları yaratılarak, her türlü denetimden uzak, tamamen şirket kârlılığı temelinde yapılmaktadır" dedi.
Raporda can suyundan, balık geçitlerine, inşaat hafriyatından, dağıtım ve iletim bağlantı sorunlarına, şirketlerin azami kar amacıyla kuralsız çalışmalarına, işyerlerinde taşeronlaşmaya varıncaya kadar uzanan tespitler ortaya konuluyor.
Raporun, "Üretime Geçmiş Olan Tesislerde Yapılan Gözlemler" bölümü şöyle:
"Bu tesisler üretime geçmelerine rağmen etraflarında kısmi imalatların devam ettiği, bazı tesislerin, özellikle doğal doku ile uyumlu olmayan yapılar imal ettikleri,özellikle ‘balık geçitlerinin‘ sadece yasak savma amacıyla yapıldığı,can suyu kontrolü için yapılan ölçüm tesislerini yeterli olmadığı, bunların işletmelerinde sorunlar yaşanacağı,bazı tesislerin bırakması gereken can suyunu hiç bırakmadıkları ya da belirlenen değerin altında bıraktıkları,imalatların yapılması sırasında özellikle malzemelerin dökülmesinde bir kural gözetilmediği, dökümlerin rastgele yapıldığı, bazı firmaların daha fazla düşü sağlama adına üretim tesislerini taşkın yatağının içerisine yerleştirdikleri, yapıların yakın çevresinde yapılan düzenlemelerde özellikle geçiş yolları sağlanması amacıyla dere yataklarının tamamen ya da kısmen kapatıldığı,bazı tesislerin ek düzenlemelerinin, mühendislik kuralları yok sayılarak yapıldığı,özellikle dere yatakları için yapılan müdahalelerin taşkın oluşmasına neden olabileceği, kurulu güçlerin çok altında üretimin gerçekleştirilmekte olduğu gözlenmiştir."
İnşaat halinde olan tesislerle ilgili bölümde, "İmalatta açığa çıkan hafriyatların hiçbir kural gözetilmeden gelişi güzel döküldüğü, İmalatlarda çıkan hafriyatların arazi yapısına göre rastgele bırakılması sonrasında hiç zarar görmeyecek alanların, bitki örtüsünün ve özellikle ağaçların çok büyük oranda zarar gördüğü, Bazı tesislerin imalatı sırasında jeolojik yapının uygun olmaması ya da jeolojik yapıya uygun imalat yapılmamasından dolayı tesis binalarının heyelan altında kaldığı, işçi güvenliğine ilişkin önlemlerin yetersiz olduğu, çevre köylerin ulaşım yollarının güvenliği için hiçbir kurala uyulmadığının görüldüğü" aktarılıyor.
Üretim tesisleri için hazırlanan fizibilite raporlarının yöre koşulları yeterince incelenmeden hazırlanmasının yanı sıra aynı bölgede birden fazla başvuru olması, havza içinde yer alan üretim tesislerinin lisansların bir planlama kapsamında olmaması gibi çok sayıda bağlantı sorununa değinilen raporda mevcut dağıtım ve iletim şebekelerinin yetersizliği vurgulanıyor.
"TÜRKİYE HES ÇÖPLÜĞÜ OLACAK"
HES‘lerde ağırlıklı olarak ucuz Çin teknolojisi kullanldığı vurgulanan raporda şu değerlendirme yapılıyor:
"Dünyada türbin-jeneratör grubu ve bunların diğer donanımları imalatı yapan teknolojiyi elinde bulunduran çok sayıda ülke bulunmasına rağmen ülkemizdeki yatırımcılar gerek ucuz olması, gerek temin sürelerinin kısa olması, gerekse ödeme koşullarının daha uygun olması sebebiyle daha çok Çin ve eski Doğu Avrupa ülkelerinin ürünlerini tercih etmektedir. Batı Avrupa, Amerika, Kanada, Brezilya, Japonya ve Hindistan ürünleri çok sınırlı bir kullanıma sahiptir.
"Genelde kullanılan ürünler kalitesi belirsiz, tamamen ucuzluk ve kısa temin süresi nedeniyle tercih edilmiş ürünler olmaktadır. Ürün kalitesi ve uygunluğunu kontrol eden herhangi bir mekanizma kurulmadığından bu konuda tek belirleyici yatırımcı olmaktadır. Bu durumda orta vadede ülkemizin bir HES çöplüğü olması kaçınılmazdır."
HES ŞİRKETLERİNDE ESNEK ÇALIŞMA VE TAŞERONLAŞMA
HES şirketlerinin yatırım maliyetlerini düşürebilmek için gerek yapım gerekse üretim aşamasında taşeronlaşmaya gittikleri vurgulanan raporda şu değerlendirme yapılıyor:
"Ayrıca, gerek yatırım gerekse işletme sırasında uyması gereken asgari koşullara uymamakta ve maksimum fayda sağlayıp, yatırımın bir an önce geri dönüşünü sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu alan da denetimsiz olup gerekli kurallar dahi henüz konulmamıştır. (Asgari çalışması gereken teknik eleman sayısı, çalışma süreleri, periyodik bakımlar vb.)
"Yapım aşamasında olduğu gibi işletme aşamasında da taşeronlaşma başlamıştır. Yatırımcı firmalar işletmeleri taşeronlaştırarak birçok sorumluluktan kurtulmakta, taşeron (işletmeci) az sayıda elemanla birkaç tane santral çalıştırarak işletme maliyetini minimize etmektedir. Teknik gereklilikler ve işçi hakları ‘maksimum fayda‘ya feda edilmektedir. Şöyle ki; normalde 3 vardiya en fazla 8 saat çalışması gereken teknik eleman çoğu zaman 12-24 saat aralığında çalıştırılmakta; fazla mesai, hafta sonu izni vb. hakları verilmemektedir."
DENETİM YOK
Havza planlamasına vurgu yapan EMO HES‘lere yönelik kamusal denetimin de yetersiz olduğunu vurgulayarak şöyle dedi:
"Proje hazırlanırken normlara uygun olmayan mühendislik çalışmalarının yapıldığı, birçok HES için gerekli ölçümlerin olmadığı, projelerin sanal değerler ile yapıldığı bilinmektedir. Bu durum ekonomik ve ekolojik sorunlar ile taşkın gibi ileride telafi edilemeyecek zararların oluşmasına neden olmaktadır. İlgili kamu kurumları bilimsel ölçeğe göre proje denetimi yapmak yerine, firmaların isteklerini onaylayan ya da müdahil olmayan bir tutumu sürdürmektedir. Bunun sonucu olarak da; mühendislik normlarına uymayan denetimsiz projelerde, ya yapıya yönelik öncekinden daha fazla yatırım yapılarak iyileştirmeler söz konusu olmakta, ya da tesisin kabulü firmanın sorumluluğuna bırakılarak işlemleri yapılmakta ve tesis işletmeye açılmaktadır. Bu durum her açıdan kamusal zarara yol açmaktadır. Denetimin, proje aşamasının başından itibaren yerinde ve saha koşullarında gerçek-leştirilmesi bir zorunluluk olmalıdır."
(Gazetecileronline.com; 23.08.2011)