Japonya‘da deprem sonrasi yaşanan nükleer felaketle birlikte, tüm dünya nükleer santrallerin geleceğini sorgularken, hükümet, Türkiye‘de nükleer santral yapılması konusunda ısrarlı. Oysa, ülkedeki mevcut kaynakların zenginliğine bakıldığında, bu ısrarın nedenini anlamak kolay değil.
Türkiye‘nin kurulu elektrik kapasitesini 2020‘de en az 80 bin megavata çıkarması gerekiyor. Şu andaki kumlu güç 50 bin megavat. Geriye kalan 30 bin megavatlık gücün teminine hidroelektrik, rüzgar, jeotermal, güneş ve biyogaz gibi yenilenebilir kaynaklar cevap verebilecek durumda. Türkiye, henüz mevcut su kapasitesinin yüzde 36‘sını elektriğe çevirebiliyor. Anadolu‘da sadece rüzgardan 83 bin megavat elektrik üretmek mümkün.
Grcenpeace Akdeniz‘in İklim ve Enerji Kampanyası Sorumlusu Pınar Aksoğan, nükleer santrallerin Türkiye‘nin enerji ihtiyacının yüzde 5‘ini karşılayabileceğine, buna karşın yenilenebilir enerji potansiyelinin yüzde 1‘inin bile kullanılmadığına dikkat çekiyor. Yaptıkları araştırmalara göre yenilenebilir enerji kaynakları enerji ihtiyacının vüzde 20‘sini karşılayabiliyor. Avrupa Yenilenebilir Enerji Birliği (EREC) ve Greenpeace‘in hazırladığı ‘Türkiye Enerji Devrimi" raporunda ise çok sınırlı ekonomik doğalgaz ve petrol rezervlerine sahip bir ülke olan Türkiye‘nin yenilenebilir enerji potansiyeli açısından Avrupa birincisi olduğuna dikkat çekiliyor.
Japonya felaketi, yenilenebilir kaynakların yıldızını parlatırken, nükleer enerji tercihlerinde geri adımlar atılmasına neden oldu. Almanya yedi reaktörünü kapattı, 2020 yılına kadar tümünü kapatmayı hedefliyor, İtalya bu konuda referandum yapıyor. AB ülkelerinin tümü ise bütün reaktörlerini dayanıklılık testine sokuyor.
Pınar Aksoğan, bu gelişmelere rağmen, Türkiye‘de güneş enerjisine sınır getiren Yenilenebilir Enerji Yasası‘nın yürürlükte olduğuna dikkat çekerek, "Türkiye şimdiye kadar bütün devrimleri kaçırdı. Şimdi dünyada enerji devrimi yaşanıyor ve bu devrim de kaçırılmak üzere" diyor.
Enerji Devrimi Raporu‘na göre, Türkiye güneş enerjisi atlasına göre yıllık en az 380 bin GW saat teknik potansiyelle (56 GW doğal gaz kurulu gücüne denk) Rüzgar enerjisi potansiyeli 48 binMW Jeotermal enerji potansiyeli 32binMW 4 bin 6"00 km‘lik bir alan güneş uygulamaları için kullanılabilecek. Yılda 2 bin 640 saatlik güneşlenme süresiyle Türkiye Avrupa‘da en büyük güneş enerjisi potansiyeline sahip ikinci ülke. Rüzgarda ise Türkiye 88 6W kumlu güç teknik potansiyele sahip. Avupa‘da birinci, dünyada yedinci olarak Türkiye bu talihli alanlardan birinde yer alıyor.
Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı Cengiz Göltaş ise jeotermal enerji potansiyeline dikkat çekiyor. Türkiye, jeotermal enerji potansiyeli açısından dünyada yedinci, Avrupa‘da birinci sırada bulunuyor. MTA verilerine göre Türkiye‘nin jeotermal enerji potansiyeli 31 bin 500 megavat;görünür hale getirilen miktar sadece yüzde 10 düzeyinde. Kullanılabilen oran ise yüzde 5. Akkuyu ve Sinop‘ta kurulması planlanan nükleer santrallerin kurulu güçleri ise toplam 10 bin megavat olacak.
Göltaş, küresel ısınma riskinden nükleer endüstrinin bir süre yararlandığını ancak 70‘li yıllarda yenilenebilir enerjinin bu kadar gelişmediğini belirterek, "Ama şimdi tam olarak alternatifler ve üstelik, nükleer santrallerin temiz ve ucuz enerji sloganının da gerçek olmadığı anlaşıldı. Nükleer ısrarını anlamak mümkün değil" diyor.
(Fortune Türkiye; 01.06.2011)