Kars‘ın Sarıkamış ilçesinde doğan Prof. Dr. Hayrettin Kılıç İstanbul Üniversitesi Fizik Bölümü‘nü bitirdi. Kılıç, doktora tezini plazma fiziğinin kurucularından Winston Bostikin danışmanlığında yazdı. Yale Üniversitesi‘nin Uygulamalı Fizik Bölümü‘ne ve Stanford Üniversitesi‘nin SSRL ulusa Laboratuvarı‘na araştırmacı olarak girdi. Akademik kariyerine İtalya‘nın Ferrera Üniversitesi‘nde devam eden Kılıç "Eylemsiz Koruma Füzyonu Teorisi"nin kurucusu Profesör George Linenheart‘ın başkanlığında yürütülen "Plasmalincrs" projesinin deneysel tasarımcısı ve sorumlusu olarak çalıştı. Prof. Dr. Kılıç ABD‘nin New Jersey eyaletinde kurduğu "Green Think Tank Ol Turuncu Foundationda enerji ve çevre konusunda çalışıyor. Uluslararası yardım kurulu Mavi Hilal Vakfı‘nın Türkiye temsilcisi ve BM‘DF NGÜ DPI danışmanlığı da yapan Kılıç aynı zamanda. Avrupa Akdeniz Yerel ve Bölgesel işbirliği Komitesi (COPPFM) ile Aydın Üniversitesi Bilim Kurulu‘ndaki görevine devam ediyor. Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, Ermenistan sınırlarında bulunan Metzamor Nükleer Santralı"nın patlamaya hazır bomba olduğunu açıklayarak çok önemli araştırmalara da imza atmıştı. İstanbul Aydın Üniversitesi Bilim Kurulunda da görev alan Prof. Kılıçla Japonya‘daki nükleer sızıntıdan, Türkiye‘nin enerji politikalarına kadar çok geniş bir alanda söyleştik.
-Japonya Fukushima Nükleer Santrali‘nde üst üste meydana gelen patlamalardan sonra dünya nükleeri sorgulamaya başladı, Fransa konuyu tartışıyor, isveç, nükleer enerjiyi askıya aldı. Almanya‘da santrallerin kapatılacağı bilgisi geldi. Türkiye ise nükleer enerji konusunda ısrarlı. Enerji Bakanı Taner Yıldız, Türkiye‘nin santral yapılmasında ısrarlı olduğunu, bizim nükleer santralimizin 3. nesil olacağını açıkladı. Başbakan Erdoğan, ‘nükleer santralimiz örnek teşkil edilecek‘ derken, Cumhurbaşkanı Gül ise bu konudan vazgeçilemeyeceğini ifade ediyor. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz hocam konuyu?
İsterseniz Akkuyu‘da kurulacak ve örnek olacağı iddia edilen nükleer santralden başlayalım. Bildiğiniz gibi Akkuyu‘da kurulacağı söylenen nükleer santral: Rus dizaynı ve VRER 1200 tipi denilen bir‘model ve Ruslar tarafından geliştirildi. Şu anda bu tip bir reaktör dünyanın hiçbir tarafında elektrik enerjisi üretmiyor. Fakat Rusya‘da 4 tane reaktör yapımı devam ediyor. Bu tip reaktörlerin küçük kardeşleri var, bunlar da VRR 1000. Akkuyu‘da yapılacak olan sistem biraz daha tombul kazanlı, biraz daha fazla enerji üretiyor. Şimdi bu kardeşlerin, küçük kardeşlerin gelişimine bakalım. 1980 yılında Rusya ile Bulgaristan arasında yapılan bir anlaşmaya göre Almanların da katılacağı bir konsorsiyum kuruldu. Bu reaktörlerden 4 tane Bulgaristan Belene Kompleksi‘nde bu reaktörlerin yapılması için proje başlatıldı. Fakat Bulgaristan‘ın Avrupa Birliği‘ne (AB) girmesinden sonra bu tip reaktörlerin Avrupa Nükleer Güvenlik Kriterleri‘ne uygun olmadığı için lisans alınamadı. Bu santralin kurulması için gerekli ekipman ve diğer malzemelerin yüzde 80‘i Belene‘ye geldiği halde bu proje iptal edildi. Öteki küçük kardeşi yine 1980 yılında Rusya‘da kendi Balakova kentinde Balakova Barajı‘nın kenarında iki adet olarak kurulmak istendi. Fakat Balakova halkı yapılan bir referandumla yüzde 73,8‘le bu durumu redettiler. Fakat Rusya federasyonu hükümeti hala ısrar ederek 1 yıl sonra kaçak olarak reaktörün bir tanesini inşasına aldı. Bunun üzerine Balakova Kent Konseyi Sovyetler zamanında çalışan en saygın nükleer bilimciler, nükleer mühendislerden oluşan 12 kişilik bir grup kurdular. Moskova‘da savcılığa müracaat ederek bu reaktörün tasarım dokümanlarının bu bağımsız kurul tarafından incelenip Rusya Federasyonu Nükleer Güvenlik Yönetmeliği‘ne uygun olup olmadığını test etmek istediler.
İRAN‘DA 1970‘LERİN MALZEMESİ KULLANILMIŞTI
-Bu bağımsız grup ne kadar süre çalıştı?
Bu bağımsız grup 2 yıl çalıştı. 2005‘te bir rapor yayımladılar.Bu raporda bütün tasarım ekipmanları incelendi ve en sonunda şu karar verildi. Bu tasarı Rusya Nükleer Güvenlik Yönetmeliği L01-L01‘e uygun olmadığı için iptal edilmesi gerekiyor. Bu karar mahkemeye sunuldu mahkeme kararıyla iki tane reaktör yapılması iptal edildi.Üçünü kardeşi yine 1980‘lerde İran‘da kurulmaya başlandı. İran‘da yaklaşık 6 ay önce reaktör bitti. Rusya‘dan gelen yakıt çubuklar yerleştirildi, ve deneme işletmesine aldılar. Fakat gelen sızıntı haberlerde daha deneme safhasında teknolojik problemler yaşandığı söyleniyor. Nihayet yaklaşık 4 hafta önce Rosatom Şirketi‘nin (Akkuyu‘daki termik santrali yapılandıracak şirket) Web sitesinde bir açıklama geldi. Açıklamada deneme sırasında bu reaktördeki birincil soğutma sistemindeki dört tane pompanın titremeye başladığı ifade edildi. Bütün santral titremeye başlamış reaktörü durdurmuşlar. Reaktörün içerisindeki yakıt çubuklar çekilmiş. Bu pompaların değişmesi gerekiyor. İranlılarla olan anlaşmada sorumlu ortaya çıkarak 1970‘lerin malzemesinin kullanıldığı ifade ediliyor. 1970‘lerin dizayn sirkülasyon pompasını kullanmışlar. Barakova‘da bağımsız raporda da bu pompalar hakkında aynen şöyle deniliyor: "Bu pompaların malzemeleri belli değil." Bunun bir büyük kardeşi Akkuyu‘da yapılacak. Aynı şirket, aynı tasarım...Bir de Akkuyu‘daki‘nin kazanı büyük olacak ama aynı malzeme aynı mühendisler, Akkuyu‘da kuracaklar.
AKKUYU‘NUN NASIL ÖRNEK OLACAĞINI MERAK EDİYORUM
- Akkuyu‘nun dünyaya örnek olacağı söyleniyor, bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Evet bunun dünyaya örnek olacağı iddia ediliyor. 3 tane küçük kardeşi Avrupa‘da sertifika ve lisans alamadı, kendi ülkelerinde kurdurulmadı. İran‘da daha deneme sırasında iflas etti. Bunun nasıl örnek reaktör olacağını merak ediyorum.
- Akkuyu‘da bir fay kırığı da olduğunu biliyoruz. Akkuyu bu yönüyle de ele alınmalı değil mi hocam?
Akkuyu‘daki lisans 30 yıldan daha yaşlı, daha eskidir. Ve o zaman yayınlanan raporlarda Akkuyu‘nun yanından geçen Ecemiy fay hattı hakkında herhangi bir rapor yok. Fakat 1991 yılında Jeofizik Dergisi‘nde yayınlanan bir bilimsel makalede bu fay hattının aktif olduğu fakat 400-500 yıllık bir enerji birikimi olduğu biliniyor.
YÜZDE YÜZ EMNİYETLİ NÜKLEER SANTRAL TEZİ ÇÜRÜMÜŞTÜR
- Peki bu ne anlama geliyor hocam?
Bu,şu demek: Yani eğer bir fay hattında uzun yıllar enerji birikimi varsa kırılma ihtimali artıyor, azalmıyor. Şu anda bu lisansın geçerli olup olmadğı tartışılıyor. Bu lisansa imza atanların çoğu rahmetli, bir tek Prof.Dr. Tolga Erman hayatta. Erman hoca da şu ana kadar ki beyanatlarında o sırada bu lisansı imzaladıkları zaman bu fay ahttı hakkında bir bilgileri olmadığını söylüyor. Fakat hala ısrarla bu fay hattı aktif değildir, burada depra olma ihtimali azdır türünden söylemlere rastlıyoruz. Bir yıl önce Amerika‘daki bir panel tartışmasında yayınımda bir Japon mühendis oturuyordu. Tartışmada ben Japonya‘da kronik deprem olayını hatırlattım, Japon mühendis bana dedi ki biz öyle bir reaktör dizayn ediyoruz ki tepeden aşağıya sallasınız, yuvarlasanız radyasyon sızması yapmaz. Peki dedim tsunami olursa ne olacak? Gülerek dedi ki: tsunami milyonda bir ihtimal...Ve Japonya‘da yaşadığımız tsunami felaketi şunu gösterdi; yüzde yüz emniyetli nükleer sanral iflas etmiştir. Ne kadar güçlü teknolojik alt yapınız bile olsa doğa kanunları Japonya‘da olduğu gibi bütün önlemlerin nasıl iflas ettiğini gösterdi. Bu reaktörler eskiydi, depremin derecesi 8 değil de 8,9 çıktı.Dalgalar 6 iken 7 çıktı. Bunlar mazeret değil...Bir reaktörün soğutma yapabilmesi için denizden her gün 1 milyar litre su çekilmesi lazım, eğer soğutma suyu iflas ederse antikatip olusun, yeni tip olsun, 5.nesil olsun o reaktör kesilir. Taşıtma suyundan reaktör soğutmazsınız aynı Japanya‘da olduğu gibi...Bir nükleer santralın soğutma sistemi iflas ederse o zaman çok ciddi sıkıntı çekilir.
- Japonya denilince hemen herkesin aklına teknolojide son derece ilermiş bir ülke aklımaza geliyor. Eğer bu olay dünyanın teknoloji devi Japonları sınıfta bırakıyorsa daha az teknolojik gelişme sağlamış ülkelerin işi çok zordur, değil mi?
Japonya dediğiniz gibi teknolojide çok gelişmiş bir ülke. Japonlar depremle ilgili çok çeşiitli olasılıkları hesapladılar ama tsunamiyi göz ardı ettiler. Bunda da sorumlu olan mühendisler ve hükümet yetkilileridir. Şu anki talihsiz kazadan dolayı herkesin şapkasını önününe koyup düşünmesi gerekiyor. Bu kaza da bize gösterdi ki yüzde yüz emniyetli nükleer santrallarının dizaynı imkansızdır.
BİLİMSELE GERÇEKLERE PRİM VERİLMİYOR
- Nükleer konusunda dünya kabus görüyor, Ankara rüya diyebilir miyiz?
Keşke rüya olsa...Rüyadan bir gün uyanma şansınız var. Bu rüyanın ötesinde bir şey. Türkiye‘deki yetkililer hala bilimsel gerçeklere prim vermiyor, okumak istemiyor, öğrenmek istemiyorlar...
POLİTİK ETKENLER NÜKLEER ENERJİYİ CAZİP KILIYOR
- Türkiye‘nin iklim olarak rüzgar ve güneş enerjisine çok uygun olduğu söyleniyor. Rüzgar ve güneş enerjisinden istenilen ölçüde yararlanamamamızın nedeni bu enerji türlerinin maliyetlerinin yüksek olmasısında mı kaynaklanıyor?
Hayır, değil...Nükleeri cazip kılan politik etkenlerdir. Özellikle soğuk savaş döneminde nükleer santrallar "caydırıcı bir unsur" olarak karşımıza çıkmıştı. Ama soğuk savaşın bitmesiyle bu nükleer santralların önemi azaldı. Soğuk savaş döneminde nükleer santrallar silah yapımında kullanılıyordu, geldiğimiz bu noktada artık nükleer santrallar silah olarak kullanılmıyor. Soğuk savaşın sona ermesiyle ABD ve Rusya arasında yapılan antlaşmalarla nükleer santrallar azaltıldı. Ve bu santrallar artık elektrik üretiyor. Mersin Akkuyu‘da yapılması planlanan nükleer santralin ekonomik yani ucuz olduğunu düşünüyorum. Çünkü özellikle Çinliler ve Almanlar‘ın güneş enerjisi kaynaklı geliştirdiği enerji nükleer enerjiden çok uygun bir maliyettedir. 10 sene önce fotovollik güneş enerjisinin kg saali yaklaşık 20-21 cent iken, şu anda Çinliler‘in, Almanların geliştirdiği enerjinin kw saati 10 cent. Yani şu anda. Akkuyu‘da bize satılanlardan daha ucuz. Akkuyu‘da üretilecek enerjinin kilovatt saati en az 40-50 kuruşa gelecek. Türkiye‘de son 20-30 yıldır hükümetlerin yenilenebilir enerji kaynaklarına yaptığı yatırımlar ortada. Maalesef yenilenebilir enerjiye hiçbir zaman gerekli önem verilmedi.
VATANDAŞ OLDUKÇA BİLİNÇLİ
- Nükleer santral konusunda ne kadar bilinçliyiz?
24 senedir bu işin içerisindeyim. Nükleer santralin ne olduğunu ya da ne olmadığını bilmek belirli bir uzmanlık gerektiriyor. Sinop ve Akkuyu bölgelerindeki insanlara baktığımda buradaki vatandaşlarımızın çok İyi bir bilince sahip olduklarını rahatlıkla söyleyebilirim. Hatta buradaki halk birçok mühendis ve birçok STK‘dan daha da bilinçli.
- Genel olarak enerjide güçlü olmak bir ülkeyi daha cazip mi kılıyor?
Soğuk savaş öncesinde belki dediğiniz gerçek olabilirdi ama o da geçti... O eskidendi yani soğuk savaş sırasında nükleer güç olmak politik bir şeydi. Pakistan; nükleer güç olmak için halkından, okulundan, hastanesinden kcsıigi milyarlarca doları nükleer silah yapımına yatırdı. Birkaç yıl evvel olan depremde bir milyar dolarlık yardıma ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Onun için nükleer silah sahibi olmak şu anda o silah sahibi olan ülkeye daha çok yük getiriyor. Yani nükleer enerji soğuk savaş sonrasında caydırıcılığını vitirdi. 2 yıl önce Washington Postla ABD‘nin eski bakanlan, savunma bakanları nükleer silahların caydırıcı olmadığını ve bu silahların insanlık için ciddi tehlike olduğu üzerine bir demeçte bulunmuşlardı. Dolayısıyla nükleer enerjiye sahip olmanın caydırıcılık anlamında bir esprisi kalmadı diyebiliriz.
KIYAMET SENARYOLARI BENCE BİRAZ ABARTILI
- Fukushima‘daki nükleer sızıntıyla beraber kıyamet senaryoları dillendirilmeye başlandı. Bir bilim insanı olarak konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kıyamet senaryoları bence biraz abartılı... Fukushima ile ilgili biraz daha vaktimiz olduğunu düşünüyorum. Buradaki sızıntıların boyutu vs. ilerleyen dönemlerde ortaya çıkacak. Şuanda net bir yorumda bulunmak kehanet olur ama Fukushima‘nın etkilerini ilerleyen dönemlerde göreceğiz.
- Japonlar‘ın deprem konusunda hazır olduklarını biliyoruz. Japonya‘daki o olay Türkiye‘de olsaydı neler olurdu hocam, bu konudaki öngörülerinizi alabilir miyim?
Japonya‘daki o olay Türkiye‘de gerçekleşmiş olsaydı, bırakın Türkiye‘yi bütün bölgedeki diğer ülkeleri iflasa götürürdü. Bu olay sonrasında Japonya‘nın toparlanması en az 10-15 yıl.
HÜKÜMET RAPORLARI DİKKATE ALMIYOR
- Türkiye‘de konuyla ilgili bilimsel çalışmalar yapılıyor mu?
Elektrik Mühendisleri Odası‘nın her sene yayınladığı bir enerji raporu var. Fakat hükümetimiz bu raporu okumak bile istemiyor. Hükümet, enerji ile ilgili toplantılar yaptığı zaman Elektrik Mühendisleri Odası‘nı çağırmıyor. Böyle bir şey olabilir mi?
(EKO Vitrin; 01.05.2011)