Tüm Haberlere Dön
`NÜKLEER SANTRALLAR KISKACINDA TÜRKİYE` SÖYLEŞİSİ -ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL BAŞKANI GÖLTAŞ: `TÜRKİYE`DE NÜKLEER ENERJİ SANTRAL MACERASI BİR BREZİLYA DİZİSİ GİBİ` (HABER3.COM)
Basından Genel Merkez

`NÜKLEER SANTRALLAR KISKACINDA TÜRKİYE` SÖYLEŞİSİ -ELEKTRİK MÜHENDİSLERİ ODASI GENEL BAŞKANI GÖLTAŞ: `TÜRKİYE`DE NÜKLEER ENERJİ SANTRAL MACERASI BİR BREZİLYA DİZİSİ GİBİ` (HABER3.COM)

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Genel Başkanı Cengiz Göltaş, Türkiye‘de nükleer santral konusunda yaşanan süreci "Brezilya dizisi"ne benzetti.

Göltaş, Nükleer Karşıtı Platform tarafından Makine Mühendisleri Denizli Şubesi‘nde düzenlenen söyleşide, dünyada ve Türkiye‘de son dönemde Japonya‘daki gelişmeler karşısında nükleer santraller ile ilgili tartışmaların yeniden yükseldiğini belirtti.

Nükleer meselesini bir teknoloji karşıtlığı ya da önyargıyla ele almadıklarını savunan Göltaş, "Nükleer santral konusunda neyi tartışıyoruz? Biz, enerjiyi tartışıyoruz. Yani nükleer santral, nükleer silah endüstrisine geçiş. Konu buradan büyük bir güç elde etme meselesi olarak tartışılmıyor. Yani elektrik enerjisi üretim seçeneklerinden birisini tartışıyoruz" dedi.

Dünyanın nükleer santralleri tartıştığını, Türkiye‘nin de bu tartışmayı slogan atmadan, hamasete girmeden yapması gerektiğini kaydeden Göltaş, şöyle devam etti:

"Bir kere ilk yatırım maliyetlerinin yüksekliğinden şikayet var. İşletme güvenliğine yönelik kaygılar var. Arızalar nedeniyle sık sık devre dışı kalıyor ve kazalar meydana geliyor. Atık sorununun çözülemeyişi hala dünya ölçeğinde en büyük sorunlardan birisi. Nükleer malzemenin terör amaçlı kullanım riski de günümüzün önemli soru işaretlerinden birisi. Bugün artık güneş, rüzgar, jeotermal gibi kaynakların elektrik enerjisi üretiminde giderek öne çıktığı bir dünya ölçeğindeyiz."

-TÜRKİYE‘DE NÜKLEER SANTRAL SÜRECİ-

Türkiye‘de nükleer santral konusundaki çalışmalara 1962 yılında başlandığını anımsatan EMO Genel Başkanı Cengiz Göltaş, bu süreci şöyle özetledi:

"Türkiye‘de nükleer enerji santral macerası bir Brezilya dizisi gibi. İnişli çıkışlı bir macera. Serüven 1962‘de Çekmece Nükleer Araştırma Merkezi ile başlıyor. Daha sonra ilk etütler 1967-1970 yılları arasında. Bu etütlere göre, 1977 yılında işletmeye girecek şekilde yaklaşık 300 ya da 400 megavat gücünde bir nükleer santral yapımı öngörülmüş. 1976 yılında Akkuyu yer lisansının alımıyla belli bir noktaya gelinmiş, bir aşama daha kaydedilmiş. Görüşmeler, tartışmalar derken, 12 Eylül darbesiyle süreç kesintiye uğruyor. 1983 yılında Türkiye yeniden bir nükleer santral ihalesine giriyor. Yedi firma teklif veriyor. Türkiye o dönemde ‘yap-işlet-devret‘ modelinde ısrarcı oluyor. Firmalar buna yanaşmadığından, o ihaleden de bir sonuç alınamıyor. Yine 1993 ile 2000 arası bitmeyen bir Akkuyu ihalesi var. O zamanki hükümet, finansal kriz nedeniyle Akkuyu ihalesini gerçekleştiremiyor. 2007 yılına geliyoruz. AK Parti iktidarıyla birlikte Türkiye‘de nükleer santral konusunda çok ısrarlı, çok kararlı bir süreç işlemeye başlıyor. Bir ihale süreci başlatıldı. Bu süreç, TMMOB‘nun açtığı davayla fiyasko ile sonuçlandı. Türkiye artık ihalesini de yapamayan bir ülke konumunda yaratılan çaresizliğin bir sonucu olarak 2010 yılında Rusya ile ‘Devletlerarası Anlaşma‘ yoluyla nükleer santral sürecini başlattı."

Akkuyu Nükleer Enerji Santrali ile ilgili rekabete açık bir ihale yapılmadığını iddia eden Göltaş, "Bu girişim ile Türkiye nükleer santral teknolojisine sahip olmayacak. Teknoloji konusunda zaten Türkiye bir seçim yapmamıştır bu devletlerarası anlaşmayla. Rusya istediği teknolojiyi getirecektir. Bu devletlerarası anlaşmanın yerli sanayiye de hiçbir katkısı olmayacak. Kurulacak nükleer santral denenmemiştir. Dünya ölçeğinde 3. nesil bir santralin işletildiği bir ülke yoktur. Avrupa‘da da bu konuda lisans alınmamıştır" diye konuştu.

Göltaş, reaktörlerde Rusya‘nın yüzde 100 hisseye sahip olacağını, arzu ettiğinde hissesinin yüzde 49‘unu istediğine devredebileceğini savundu.

(Haber3.com; 16.04.2011)