TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) Doğu Karadeniz‘deki "HES teknik gezisi" ile bölge halkıyla buluştu.
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, Munzur, Çoruh ve Doğu Karadeniz‘de ciddi toplumsal tepkilere yol açan HES projelerini yerinde incelemek için ve HES‘lere karşı mücadele eden halkla ortak sorunları paylaşmak için gezinin düzenlendiğini belirtti. "Yanlışın en tehlikesi doğruya en yakın olanıdır" atasözünü hatırlatan Göltaş, AKP Hükümetinin insanları "Enerji mi? Çevre mi?" ikileminde bıraktığını söyledi. Göltaş, enerjiye ihtiyaç olduğunu, ancak enerji kaynaklarının doğru kullanılması gerektiğini dile getirdi.
BİZİM HAYATIMIZ SU
Derelerin Kardeşliği Platformu Yürütme Kurulu Dönem Başkanı Mehmet Gürkan, "Buraya yaşam veren bu sudur. HES‘ler ve enerji bahanesi ile özel sermayenin gözü bu sularımızda" dedi. Halkın kendi çabası ile bölgede bazı yerlerin SİT alanı ilan edildiğini ifade eden Gürkan, asıl önemli olanınsa halkın kendi örgütlü gücünün mücadelesi olduğunu, birçok yere bu yüzden kazma vurdurulmadığını söyledi. Gürkan, "Özelleştirmeden yana hangi parti iktidara gelirse gelsin bunları yapacaktır. Asıl sorun AKP değildir sistemin ta kendisidir" dedi.
Derelerin Kardeşliği Platformu Yönetim Kurulu Üyesi Yaşar Aydın da, bölgede suyun insanların bütün hayatı olduğunu ifade ederek, hayatı var eden şeyin içilen çayın, toplanan fındığın Şavşat‘taki otlakların, hayatını sudan aldığına dikkat çekti. Aydın, "Biz Türkiye‘nin enerjiye ihtiyacı var mı tartışmalarına hiç girmedik, girmeyi de doğru bulmuyoruz. Çünkü bizim hayatımız söz konusu. İstanbul‘daki, Ankara‘daki reklam panoları daha ışıl ışıl olacak diye bizim Hemşin‘deki vadinin yok olmasına gönlümüz razı olmaz. Çünkü biz orada yaşıyoruz annelerimiz biçtiği çay paralarıyla, fındık paralarıyla bizi okuttu, yaşam buralardan aktı gitti" dedi.
TÜRKÜLER BİLE DERELER İÇİN
"Enerji ihtiyacımız var siz artık buralardan göç edin, gidin: Buralar birer enerji havzası olsun" diye bir şeyi kimsenin kendilerinden isteyemeyeceğini belirten Aydın, yaşananların çok enerji ile alakalı da olmadığını söyledi. Tonya‘da Fol Deresi‘nde 4 tane baraj yapılacağı söylentilerine dikkat çeken Aydın, oradaki suyun çok az olduğunu belirtti. Aydın, sadece Fındıklı‘da iki vadide 18 HES inşaat projesinin olduğunu söyleyerek, "Bunlar bize ne içecek su, ne de tarlamızı sulayacak su bırakmaya niyetliler. Dere bizin dünümüz bugünümüz ve yarınımız. Türkülerimiz dere içindir, bitkilerimiz dere üzerindedir, evlerimiz dereye yakındır. Bundan sonra da böyle olacak. Kesinlikle HES istemiyoruz" dedi.
Platformun bir diğer Yönetim Kurulu Üyesi Ömer Şan da, bölgede yapılan çalışmaların insanları o yörelerden göç etmeye zorladığına dikkat çekti. Çalışmaların yörede yaşayanların yaşam ve geçim alanlarını yok etmeye yönelik olduğunu belirten Şan, HES alanlarında yapılan tünel açma çalışmaları sırasında patlatılan dinamiklerin 2.7-2.8 gibi deprem kaydı olarak geçtiğini ifade etti. Bölgenin sert kayaç, Granit özelliği gösteren bir yapısının olduğuna dikkat çeken Şan, yapılan patlatmaların 8 kilometre derinliğinde ve 70 kilometrelik bir alana etkisinin olduğunu kaydetti. Sert kayaç zemine yapılan bu patlatmaların, zemini nasıl etkilediğini, yüz yıllardır yeraltında oluşan su kanallarının akışkanlıklarını, hatta bu bölgede bulunan nehirlerin su kaynaklarının, temiz su kaynaklarının nasıl yönlerini değiştirdiği ve kaybolmasına neden olmasıyla gördüklerini kaydeden Şan, İkizdere‘de 3 tane köyün suyunun kaybolduğu örneğini verdi. Şan, bu çalışmaların heyelanlara meyilli olan bölgede son 5-10 yılda daha fazla heyelana neden olacağı uyarısı da yaptı.
Şan, "Enerjide dışa bağlı söylemlerinin yanında şimdi bunlar yabancı şirketlere veriliyor sularımız da 49 yıllığına yabancı şirketlerin eline geçmiyor mu?" diye sordu.
EMO İstanbul Şube Başkanı Erhan Karaçay, sorunun halkın bakış açısı ile doğru bir yerde olduğuna inandığını ifade etti. Enerji ihtiyacına dikkat çeken Karaçay, "Ancak üretimimize ve potansiyelimize baktığımızda enerjinin yetebileceğini söyleyebiliriz" dedi.
KÖYÜ BİRBİRİNE DÜŞÜRDÜ
Rize‘nin Çayeli ilçesindeki HES mağdurları da HES‘in yaşam alanlarına verdiği tahribattan söz ettiler.
Recep Karakaş, babasının bir önceki dönemde köy muhtarı olduğunu belirterek: "Biz o zaman ülkemizin ihtiyacı var diye desteklemiştik. Ancak, Orman Bakanlığı buraya geldi damgaladı ağacı, ‘Bunu kesin‘ dedi. Bu derenin suyunu kullandığı zaman santralı bile çalıştırmaz. Şimdi buradan aşağıya da yedi sekiz tane yapılacakmış, yapılmasın. Ben de her türlü savaşırım" dedi. Babasının HES‘cilerle anlaşmasından sonra "Köyü sattı" söylemlerinin köyde dolaştığını belirten Karakaş, "Şimdi olsa istemeyiz, köy de birbirine düştü" dedi.
Diğer bir HES projesinin uygulanma planının olduğu Kaptanpaşa Sakini İsmail Kalaloğlu da semt sakinleri olarak derenin akmasını istediklerini, HES‘e karşı olduklarını söyledi. Derenin akmadığı zaman Kaptanpaşa adına bir şey kalmayacağını ifade eden Kalaloğlu, kendisinin, dedesinin, babasının ve oğlunun burada yüzmeyi öğrendiğini hatırlatarak, "Bizim buraya daha yapılmadı ama yukarıdakileri görerek biz de burada karşıyız. Halk olarak burada imza da verdik, ‘hayır‘ çıktı. Buna karşı mücadele de edeceğiz" dedi.
‘300-500 YILLIK AĞAÇLARI KESTİLER‘
Kaptanpaşa sakini Cahit Küçük de EMO üyelerine "Nasıl mücadele edeceğiz, bize bunların bir kurallarını öğretin, adam mı vuralım, makine mi kıralım?" diye sordu. Burada anket yapılmak istendiğini belirten Küçük, "Kesinlikle burada anket de yapılmayacak, mühendis de girmeyecek. Biz derenin etrafından bir tane ağaç kesmedik geldiler 300-500 yıllık ağaçları kestiler. Bu böyle olmaz. Biz kesinlikle HES istemiyoruz. Çukurluoca‘dan, Buzlupınar‘a kadar bizim deremiz akacak" dedi.
‘BİR TANE BALIK BİLE KALMADI‘
Ali Taşçı da, ikinci projenin onların köyünde yapılacağını belirterek, bu çalışmaların çok gereksiz olduğunu söyledi. Derenin en fazla dört tane projeyi kaldırabileceğini dile getiren Taşçı, "Burada can suyu değil canlı bile kalmadı. Burada dünyanın en güzel balığı Gökkuşağı Alası olurdu, üstelik sadece burada olurdu. Artık bir tane bile yok. Çimentoyu verdiler dereye, betonu verdiler dereye, taşınması gereken bütün hafriyatı döktüler dereye; dere kan gibi aktı bütün sene. Buranın bitki örtüsü tamamen bu dereye bağlı. Kesilen ağaçların haddi hesabı yok tamamen talan edildi" dedi.
Bakanlığın mahkeme kararına dair açıklamasında "Buna karşı çıkmak cinnettir" açıklamalarına da tepki gösteren Taşçı, "Onların burada yaptığı da tam bir cinayettir. Biz bir şey dediğimiz zaman siyasi algılanıyor, benim hiçbir siyasi görüşüm, tavrım yok. Başbakan bizim memleketin insanı, kendi köyünde bile su kalmadı. Gezmeye gittiğinde suyu bolca bırakmışlar, ‘Bak ne güzel her şey güllük gülistanlık‘ diyor" dedi. Bölge halkının devlete saygılı olduğunu ve yapılan projelere karşı çıkma gibi bir tavırlarının bugüne kadar olmadığını belirten Taşçı, buna rağmen son süreçte yaşananlarla elde avuçta bir şeyin kalmadığının görüldüğünü, ve artık yapılmaması için ellerinden geleni el birliği ile yapacaklarını söyledi.
TOPRAK TAŞ YIĞINI OLDU
Arazilerinin HES çalışmaları ile birlikte ciddi oranda tahrip olduğunu dile getiren Nuri Akçağ da, "Arazilerim tanınmaz bir halde, 30 tane meyve ağacım tahrip oldu. Adamlar buradan almam gereken parayı bile vermediler, artık verse bile benim yerlerimi düzeltmedikten sonra ben ne yapayım parayı. Tırpanla biçtiğim yer hafriyat ve taş yığını haline geldi. Adam diyor ki ‘Burası dere yatağı‘, benim arazim dere yatağı mı, olacak iş mi?" dedi. Akçağ, HES‘cileri arazisine parasını da vermedikleri gerekçesi ile artık sokmadığını belirtti.
(Gorelehaber.com; 04.11.2010)