Tüm Haberlere Dön
KÜRESEL ISINMA VE EKOLOJİK KRİZ SÖYLEŞİSİ DÜZENLENDİ
Haberler Ankara

KÜRESEL ISINMA VE EKOLOJİK KRİZ SÖYLEŞİSİ DÜZENLENDİ

EMO Ankara Şubesi mesleki ve teknik etkinliklerin hız kestiği yaz aylarında bir dizi sosyal etkinlik ile üyeleriyle buluşmaya devam ediyor. Geziler, söyleşiler, atölye çalışmaları, turnuvaların yer aldığı yaz dönemi etkinlikleri kapsamında 18 Ağustos 2010 Çarşamba günü EMO Ankara Şubesi Eğitim Merkezi Teras’ta, Ekoloji Kollektifi'nden Fevzi Özlüer tarafından “Küresel Isınma ve Ekolojik Kriz” söyleşisi düzenlendi.

 

Söyleşinin açılışını yapan EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş, "Şubemizin düzenlediği yaz etkinlikleri kapsamında küresel ısınma ve ekolojik kriz konulu söyleşimizi gerçekleştireceğiz. Değerli arkadaşımız dostumuz ekolojist Fevzi Özlüer aramızda. Desteği ve katılımı için teşekkür ediyorum"dedi.

Ekoloji Kollektifi`nde Fevzi Özlüer Resmi Gazete`nin 18 Ağustos 2010 tarihinde yer alan Başbakanlığı iklim değişikliği ile mücadele konusunda yayımladığı genelgeye atıfta bulunarak başladığı söyleşisinde, "Genelgede, artık küresel iklim değişikliği sorunu acil ve önlem alınması gereken sürece girdi denilmekte. Yine genelgede, ‘İklim Değişikliği Koordinasyon Merkezi` oluşturarak ulusal eylem planımızı belirleyelim deniliyor. Komisyonda kimler yer alıyor; TÜSİAD, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, DSİ, TOBB, Çevre ve Orman Bakanlığı. Sekretaryasını Çevre Orman Bakanlığı yürütecek. Bu genelgenin yayımlanması bile, iklim değişikliğinin Hükümet açısından can yakıcı hale geldiğini göstermektedir" dedi.

Fevzi Özlüer şöyle konuştu, "Hükümet nezdinde, toplumun değişik kesimleri nezdinde iklim değişikliği nasıl algılanıyor? Öncelikle buna bakmak gerekiyor. Türkiye`nin resmi politikaları üzerinden gidersek, Türkiye Haziran 2010 tarihinde, İklim Değişikliği Ulusal Eylem Plânını`nı ilan etti. Neler yapılması gerektiği ile ilgili bir takım öneriler geliştirildi. Bu plân metni kendi içinde çelişkilerle dolu. Türkiye`de kloraflora karbon gazlar (sera gazları), iklim değişikliğine neden olan gazların salınım miktarını aşağıya indirecek araçların geliştirilmesi tartışılıyor. Enerji alanında, ormancılık ve  tarım alanında yapılması gerekenler zorunluluk yüklemeyen temenni olarak belirtilmiş durumda.2010 Ocak ayında Türkiye Kyoto Protokolü`ne taraf oldu. Bilindiği gibi, 2012 tarihinde Kyoto Protokolü ortadan kalkacak yeni bir yükümlülük süreci başlayacak.

"Türkiye Kyoto Protokolü`nü imzalamamak için uzun süre ayak diredi"

Türkiye gibi gelişmekte olan, geç kapitalistleşen ülkelerin Kyoto Protokolü`nün tarafı olma konusunda uzun süre ayak dirediğinin altını çizen Fevzi Özlüer, Türkiye`nin temel olarak bu konudaki politikasını şöyle açıkladı; "Temel olarak Türkiye`nin bu konudaki politikası, ‘sözleşmenin gereklerini yerine getirirsek enerji gibi, tarım gibi yatırım gerektiren ağır sanayi hamleleri konusunda kalkınmamızı tamamlayamayız.` Onun için Türkiye olarak, bu sözleşmeden imtina edecek politik strateji izledik. ABD gibi ülkeler iklim değişikliğine yaptıkları olumsuzlukları para olarak ödememek için bu sözleşmenin altına imza koymadılar. Daha gerilere gidecek olursak  1992 yılında Rio`da BM uluslararası kalkınma toplantısı düzenlenerek iklim değişikliğinin kontrol altına alınmasına dair yapılan yoğun tartışmalar metinlere girdi.

İklim değişikliği konusu öyle bir konu ki, kapitalist ülkeler için bir yandan kâra dayalı sistemi devam ettirmek için maliyetleri en aşağı çekecek üretim sürecini gerçekleştirmeleri gerekirken, bir yandan da üretim bedelini aşağı çekerken bir takım gazları ve atıkları kontrol edebilecek bir mekanizma üzerine tartışmalar yapıldı. Hem şirketler hem büyük devletler bu maliyetlerin kendi üzerlerine yüklenmesini kabul etmek istemediler. Erken kapitalistleşen devletlerle sonradan kapitalistleşen ülkelerin eşitsizlikten kaynaklı gelişim izlendi. Bir takım ülkeler ağır sanayi hamleleri yapıp bunun bedelini insanlara ve doğaya ödetmişler.

2007 yılında BM yayımladığı İklim Değişikliği raporunda bu yaz yaşadığımız pek çok deneyim gözler önüne seren örnekler belirtilmekte.

Büyük sel felaketlerinin yaşanacağı öngörüleri bu raporda yer almaktaydı. Bunların önümüzdeki 10-15 yıllık zaman zarfında gerçekleşeceği yönündeydi. Bu sürenin çok kısaldığı somut deneyimlerle yaşadığımızı gördük. Tüm dünyayı içine alan ve önlem alınması gereken sorunla karşı karşıyayız."

"Karbon borsası hayata geçirilmeye çalışılıyor"

ABD`nin içinde olduğu kapitalist blok ülkelerinin, karbon borsasını hayata geçirilmesi, gelişmiş ülkelerin karbon emisyonunun artırılması karşısında yoksul ülkelere kredi vermek şeklinde politikalar önerdiğini kaydeden Özlüer sözlerini şöyle sürdürdü, "KYOTO Protokolü esas olarak iklim değişikliği sorununun piyasa ekonomisi içinde çözülebileceği mantığına dayanıyordu. Latin Amerika bloğunda yer alan Venezüella, Bolivya gibi ülkeler Hindistan, Pakistan, Güney Afrika gibi 33  ülkeyle birlikte hareket ederek sadece kredilendirme sisteminin yetmeyeceğini, fakir ülkelerin ekonomik borçlarının kapatılmasının bu sorunu çözmeye yetmeyeceğini başka siyasi yönelimlerin olmasını önerdi.

Bugünkü yaşam alışkanlıklarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Hükümetlerin zorlamalarıyla karbon emisyonlarını aşağı çekemeyiz. Bu ülkeler, madencilik, tarım, gıda ve su konusunda farklı ekonomik modele ihtiyacımız var önerisinde bulundular. Dünyada ekolojik krizi tetikleyen iki önemli alan var. Bunlardan birisi kapitalist kentleşme diğeri endüstriyel ve kapitalist tarım politikaları. Kent merkezlerinin aşırı yoğunlaşıp büyümesi, enerji tüketimlerinin kontrolsüz artması, enerjinin giderek finansal değere dönüşmesi, tüketime yönelik alanda karşılığını bulması kentlerin daha fazla emisyon üretmesine neden olduğunu söylediler. Metropol kentleşme yerine yatay kentleşmenin olanaklarını tartışmaya başladılar. Kırla kentin dengesini sağlayabilecek, kentlerin kendi gıda ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri, daha fazla karbon emisyonlarını artıracak modelin önüne geçmesini öngördüler."

 

Söyleşi üyelerimizin sorularının Fevzi Özlüer tarafından yanıtlanması ile sona erdi.