Tüm Haberlere Dön
KAMU YARARI KİMİN YARARI  (ÖTE TARAFTAN/ÜMİT İZMEN- TARAF)
Basından Genel Merkez

KAMU YARARI KİMİN YARARI (ÖTE TARAFTAN/ÜMİT İZMEN- TARAF)

eçen hafta yapılan elektrik dağıtım ihalelerini Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) bundan öncekiler gibi Danıştay‘a taşıyacakmış. Anayasa‘ya aykırıymış. Özelleştirmelerde kamu yararı yokmuş.

Kim bu kamu? Kamunun yararı benim yararımdan ne kadar farklı?

Peki, neyin kamunun yararına olduğunu kim söyleyecek? Bunu EMO mu bilecek? Danıştay mı karar verecek? Rekabet Kurumu ve Enerji Piyasası Denetleme Kurumu kamu yararını gözetmez mi ilkesel olarak? Yoksa bunu da mı en iyi anayasa hukukçuları bilir?

Bu konu da Türkiye‘de devam eden kurumlar arası kapışmanın bir başka tezahürü. Bir ülkede en temel mallardan birisi olan enerjinin hangi kaynaklardan, nasıl, kim tarafından üretileceği, nasıl, kim tarafından satılacağı ciddi olarak tartışılmalı. Siyasetin yapılması gereken hakiki bir alan bu. Ama bu da diğer birçok konu gibi güme gidiyor.

Tartışma teknik insanlar arasında yapılıyor ve sorunun çözümü bir kez daha hukuka terk ediliyor. Hemen her konuda olduğu gibi bu konu da siyasetin alanından çıkıyor, hukukun alanına giriyor.

En tuhafı da solun tartışma dışı kalması. Bir takım kocaman ama içi boşaltılmış, gündelik siyasette neye tekabül ettiği anlaşılamayan kavramların peşinde koşarken, somut siyasette sözsüz kalmak, pozisyon alamaz hale gelmek...

Bu kamu yararı lafına çok takılıyorum. Şimdi eğer hepimiz kamuysak, evinde azıcık elektrik tüketen benim çıkarlarım ile fabrikasında çok elektrik tüketen bir sanayicinin çıkarları aynı mı? Elektrik fiyatlarının düşük ya da yüksek olmasında kimin ne kadar yararı var? Elektrik fiyatını düşük tutmanın ekonomiye toplam maliyeti ne kadar? Bu maliyeti karşılamak için bütçede hangi harcamaların azaltılması ya da ne kadar daha fazla vergi toplanması gerekiyor?

Bu konulara niye biz vatandaşlar tartışarak siyaseten karar veremiyoruz da meselenin çözümünü hukukçulara bırakıyoruz? Galiba burada da kamu diye ne idüğü belirsiz bir kavrama sığınılıyor. Bu tartışmada kamunun biz vatandaşlar olmadığı apaçık; kamu denen devletin ta kendisi. Elektrik dağıtımında kamu yararını koruma denen şey de, devlet aygıtının, vatandaş adına karar alma yetkisinin daraltılmasını engellemek. Eğer elektrik üretimi ve dağıtımı kamu tekelinde kalmaya devam ederse, fiyatı da kamu belirleyecek, zarar ederse, zararı nasıl karşılayacağını da.

Şimdi deniyor ki ihalelerde çok yüksek fiyat verilmiş. Dağıtımı alan şirketler verdikleri bu yüksek meblağdan kâr elde edebilmek için elektrik fiyatlarını mutlaka arttıracakmış, bu da kamu yararına olmazmış. Peki ya nasıl olsaydı? ihalelerde daha düşük teklif verseler, bu dağıtım şirketleri şimdiki bedelin diyelim yarısına özelleştirilmiş olsaydı daha mı kamu yararına olacaktı?

Bir de işe bütçe açısından bakalım. Bu ihalelerden 5,7 milyar dolar gelir elde edildi, önemli olan bu gelirin vatandaş lehine kullanılması. Ama zurnanın zırt dediği bir başka nokta da burası. Gelecek sene seçimler var. Ne de olsa bu halk ("biz" değil tabii, "ötekiler") oyunu birkaç kilo bakliyat ve bir torba kömür uğruna satacak kadar onursuzdur ya! Şimdi muhalefet, iktidarın elindeki bütçe hakkını seçimleri etkilemek için kullanacağından endişe ediyor. Bu ihaleler seçim ekonomisi uygulamak için kullanılabilecek imkânları 5,7 milyar dolar arttırdı. Hiç de fena sayılamaz!

İhale gelirleriyle artan imkânlar seçim öncesinde halka verilebilecek hizmetleri arttırmakta kullanılabilir. Hatta maazallah memura, emekliye belki fazladan maaş artışı bile verilir.

Ya da belki bu 5,7 milyar dolar seçim ekonomisi için kullanılmaz da bütçe açığını azaltmak için kullanılır; böylece kamu borcu azalır ve harcama imkânları bu yıldan gelecek yıllara aktarılmış olur. Bu sene bize sağlanan imkânlar belki biraz azalır ama sonra rahat ederiz.

Hangisinde kamu yararı var? Burada siyasetin konuşması, tartışması, karara bağlaması gereken çok şey var. Bunların tümünü tek bir kelimenin içine tıkıştırmak ve kamu yararı deyip işin içinden çıkmak, siyasetin dışında kalmayı kabullenmek anlamına geliyor.

(Taraf; 16.08.2010)