Tüm Haberlere Dön
“ENERJİDE ÖZELLEŞTİRMENİN ETKİLERİ” PANELİ DÜZENLENDİ
Haberler Ankara

“ENERJİDE ÖZELLEŞTİRMENİN ETKİLERİ” PANELİ DÜZENLENDİ

6 Haziran 2008 tarihinde hayatını kaybeden Konya İl Temsilci Yardımcısı İsmail Hasırcı anısına, EMO Ankara Şubesi Konya İl Temsilciliği tarafından 26 Haziran 2010 Cumartesi günü “Enerjide Özelleştirmenin Etkileri” başlıklı panel düzenlendi. İnşaat Mühendisleri Odası Konya Şubesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen panelin yöneticiliğini, EMO Ankara Şubesi Konya İl Temsilcisi Ali Kemal Başaran yaptı. Panele konuşmacı olarak Atilla Kart (CHP Konya Milletvekili), Taylan Özgür Yıldırım (EMO Ankara Şubesi Sayman Üyesi), Şaban Güven (Konya Bölgesi Sulama Kooperatifleri Başkanı) ve Ebru Akgün Yalçın (EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi) katıldı.

 

Panelin açılış konuşmasını EMO Ankara Şubesi Sayman Üyesi Taylan Özgür Yıldırım yaptı.

Enerji alanında yapılan özelleştirmelere dikkat çeken Yıldırım şunları söyledi, "Enerji alanında yapılan özelleştirmelerin yanı sıra Tekel iş kolunda, limanlarda, şeker iş kolunda önemli özelleştirmeler var. Toplumun temel olarak bugün enerji denilen olayın kamusal süreç olduğu, kamu yararına yapılması gerektiği, enerjinin kamusal hak olduğu konusunda bilgilendirilmesi gerekiyor.

Özelleştirme süreçleri kayıptır. Buradan geriye dönülmesinin sağlanması gerekiyor. Şu an bir sürü HES`ler yapılıyor  ve bunlar çevre talanı ile yapılıyor. Teknolojinin ilerlemenin yanında olsak da teknolojinin çevreye insana zarar vermemesi gerekiyor. Enerjinin hak olduğunu insanların hizmetinde olduğunu savunuyoruz.Özelleştirmeye karşı nasıl çözüm üretebiliriz nasıl yol haritası çıkarabilirizi tartışmak istedik.

 

 "Kamu kaynakları talan ediliyor"

 

Panelde ilk olarak CHP Konya Milletvekili Atilla Kart konuştu. Enerjide özelleştirme yapılırken çok büyük rant ilişkilerinin gündeme geldiğini, kamu yararının gözetilmediğini belirten Kart şöyle konuştu, " Türkiye`nin yaşadığımız dönemde AKP`nin siyasi karakteristiğini göstermek bakımından özelleştirme konusunun, enerjideki özelleştirme konusunun önemli olduğunu düşünüyorum.

Küreselleşme, liberalizm, özelleştirme bu kavramlar zannedersiniz ki birer sihirli değnek. Bu kavramların geçtiği yerde aksi görüş belirttiğiniz zaman siz statükocu oluyorsunuz çağı yakalayamamış oluyorsunuz. Böyle bir bilgi kirliliği yaşıyorsunuz. Enerjide özelleştirme yapılırken çok büyük rant ilişkilerinin gündeme geldiğini biliyoruz. Özelleştirmede temel gerekçe verimliliği yakalamak, istihdamı artırmak olarak sunuluyor. Peki yapılan özelleştirme işlemlerinde gerçekten bunlar yerine getiriliyor mu?

Özelleştirmeler yapılırken kamu yararının esas alınmadığını, teknoloji yenilemesinin yapılmadığını, verimliliğin düştüğünü, istihdamda azalma olduğunu görüyoruz. Bu dönemin temel yanlışı şu, devleti ele geçirmeyi hedefleyen iktidar anlayışıyla karşı karşıyayız. Bu nasıl oluyor, devlet yönetiminde partizanca kadrolaşma hedefleniyor. Devlet yönetiminde kamu memuru değil partinin memuru var, cemaatin memuru var."

 

"Özelleştirmeyi araç olarak kullanıyorlar"

 

Özelleştirmenin AKP iktidarı tarafından araç olarak kullanıldığını, kadrolaşmanın dışında kamu kaynaklarının talan edildiğini vurgulayan Kart şöyle konuştu, "Talan edilen kamu kaynaklarının denetim dışı bırakıldığını görüyoruz. Seydişehir`de bir özelleştirme yapılıyor, o özelleştirmenin değeri 4 milyar dolar. Ne yapılıyor, 300-500 milyon dolara hemşerilerimize satıyorlar. Başlangıçta da kapalı kapılar arkasında da onların olduğu ortaya çıkıyor. Özelleştirmeyi hakkıyla yap. Özelleştirmeyi yaptın orada işgalin sürmesine izin verme. Antalya limanına mobilya fabrikası yapılıyor. O fabrikanın ortasına kömür tankları yapılıyor, o peşkeş yetmiyor. Onun üzerine Oymapınar Hidroelektrik Santrali`ni veriyoruz. Bunun değeri DPT`ye göre 1 milyar dolar. Bedavaya veriyoruz. Oymapınar`ı alanlar o sözleşmeye göre oradaki elektriğin yüzde 50`den fazlasını satamayacağı ifade ediliyor. Bakıyorsunuz oradaki enerjinin yüzde 90`ını satıyorlar. Bu şirket oradan bir yılda 120 milyon dolar kâr ediyor. Böylesine bir yolsuzluk mekanizması, birbirini giderek besleyen yolsuzluk mekanizması ile karşı karşıyayız. Konya`nın en önemli projesinden biri Mavi Tünel bunun tamamının yapılış ederi 150 milyon dolar. Onu hakkıyla yapmıyorsun bir çırpıda 120 milyon doları birilerine aktarıyorsun. TÜPRAŞ`ta gece yarısı operasyonu ile yüzde 76`sı satıldı. Kime satıldı İsrailli iş adamına satıldı. Oradaki yolsuzluk 400 milyon dolardı. O gün orada 3 tane Mavi Tünel çalındı. Bunları yıllardır soruyoruz.

Yolsuzluğun olduğu yerde kayıt dışı yapılanmayı engellemezsiniz. Kayıt dışı yolsuzluğu besler, yolsuzluk kayıt dışılığı besler.Yolsuzluk kaynağı olarak enerji özelleştirmelerinin kullanıldığını, kamu kaynaklarının talan edildiğini söylemek istiyorum. Özelleştirme konusu olan hizmetlerin kamu hizmeti verimliliği içinde gerçekleştirilmediğini görüyoruz."

 

"Özelleştirmeler sonunda yolsuzluklar arttı"

 

Atilla Kart`tan sonra söz alan  EMO Ankara Şubesi Sayman Üyesi Taylan Özgür Yıldırım, dünyada ve Türkiye`de özelleştirme kavramının nasıl ortaya çıktığını, hangi politikaların ürünü olduğunu aktardı.

Tüm dünyada özelleştirme uygulamalarının 1970`lerin ortasında ABD`de Reagan ve İngiltere`de Teacher döneminde başladığının altını çizen Yıldırım şunları söyledi, " Özelleştirme uygulamaları neo-liberal politikalarının, bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler kavramının temel ayağını oluşturmaktadır. Türkiye`de 12 Eylül askeri darbesinin ardından bu süreç devam ettirildi. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı tarafından özelleştirmenin amacı şöyle ifade ediliyor, ‘devletin güvenlik dışında diğer işletmeler üzerindeki yetkilerini bırakması.`

ÖİB yine bu özelleştirmelerin kamu üzerinden olması gerektiğini söylüyor. Özelleştirme üç yolla yapılıyor, toplu blok satış, kısmen devir veya kamudaki hizmetlerin paralı hale getirilmesi şeklinde. 12 Eylül askeri darbesi sonrası kapitalizme entegrasyon ile özelleştirme politikaları geliştiriliyor. 80 darbesi öncesi sosyal devlet anlayışı vardı. Özel okullar o dönem yoktu, mezarda emeklilik yoktu, sosyal güvenlik vardı, TEK parçalanmamıştı. EBK, orman ürünleri, petrol ofisi, TEKEL, TÜPRAŞ kamunun elindeydi. Kamu hakim olduğu için taşeronlaşma da yoktu. Çernobil henüz patlamamış, yenilenebilir enerji kaynakları o dönem gündemde, nehirler sular o dönem satılık değil.

O dönemde ‘benim memurum işini bilir`, ‘devlet süt mü satacak?` söylemiyle devletin küçültülmesi açısından öneriler getirildi."

 

"Hükümet enerji sektörünü gözüne kestirdi"

 

Mevcut iktidarın enerji sektörünü gözüne kestirdiğini, TEK`in parçalı bir yapıya büründürüldüğünü yine TEDAŞ`ın 21 dağıtım şirketine ayrıldıktan sonra buraların teker teker özelleştirme sürecine girdiğini aktaran Taylan Özgür Yıldırım sözlerini şöyle sürdürdü; "En büyük özelleştirme Ankara`da BEDAŞ`ta oldu. BEDAŞ, Sabancılara 1 milyar 200 milyon dolara satıldı. MERAM, Alarko Holding`e satıldı, ancak bu holdingin arkasından bir başka şirket kurarak yeni şirkete devredildiği, EMO tarafından hazırlanan raporlarla ortaya konuldu.

İlginç bir olay, BEDAŞ`ı, Sabancı ve Avusturya kamu şirketi ortak olarak alıyor. Bu iş Avrupa`da Avusturya`da kamu hizmeti olarak görülüyor. Bir kamu şirketi bunu 1,5 yıllık kârı karşılığı alıyor. Özelleştirmenin yansımalarını görmek için elektrik faturasına bakarsanız vatandaşa nasıl yansıdığını çok iyi görürsünüz. Özelleştirme halka zarar vermekten öte çalışanlara zarar veriyor. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, ‘2010`da enerji özelleştirmeleri devam edecek diyor`. Şu an Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş. Gediz Elektrik Dağıtım A.Ş.`nin özelleştirmesi gündemde." Yaygın politikalar ve propaganda araçları sayesinde toplumun özelleştirme sürecini kanıksamış hale getirildiğini bu sürecin karşı konulamaz bir süreç olduğunun insanların kafasına yerleştirilmeye çalışıldığını belirten Yıldırım, "Özelleştirmelerden sonra yolsuzluklar artmış, kamu kurumları kalmamış, halkın sırtına vergi bindirilmiş, güvencesiz taşeronlaştırma ile işçiler ölümlere mahkum edilmiştir. İnsanların parasız sağlık, eğitim alma parasız kamu hizmeti alma hakkı ortadan kaldırılmıştır" dedi.

"Özelleştirme kalbimize, ciğerimize battı"

Konya Bölgesi Sulama Kooperatifleri Birliği Başkanı Şaban Güven de panelde yaptığı konuşmada, özelleştirmenin çiftçilerin kalbine battığını söyledi. Türkiye genelinde tarımsal sulamada kullanılan elektrik oranının Türkiye`de tüketilen elektriğin yüzde 3.4`ünü oluşturduğunu, bunun da yüzde 1.4`ünün Konya MEDAŞ`a bağlı 6 ilde kullanıldığına dikkat çeken Güven şunları söyledi, "Özelleştirme bizim kalbimize ciğerimize battı. Özelleştirmeden sonra tarımda kullanılan elektrik miktarı olarak geçen yıla oranla yüzde 50`ye varan azalma var. Tarımda kullanılan elektriği çiftçi kullanmaktan korkuyor. Artık ödemeler ay sonu peşin alınıyor. Çiftçinin aylık geliri yok. Bunu ödememek için 5 saat yapacağı ürünü 2 saat suluyor. Çiftçi sulama yapamaz hale geldi. Elektrik fiyatlarının pahalı olması, elektrik faturalarının aylık ödenmesi çiftçinin belini büktü.

Sulama Kooperatifleri Birlikleri çiftçisine elektriği peşin satmak zorunda. MEDAŞ`tan 9 günlük ödeme süresi veriyorlar, ödeyemezsen gelip kesiyorlar. ALARKO`ya devredildikten sonra daha iyi hizmet alacağımızı sanıyorduk tam tersi oldu.

Elimde bir dosya var. Bir sulama kooperatifinin yıllarca önce açılan tesislerinin bakım ve onarım karşılığında MEDAŞ`a devri ile ilgili bir dosya. Bakım onarım karşılığı sulama kooperatifleri tesislerini devretmiş, şimdiki şirket buralara ben bakmam diyor."

 

Çumra İşletme Müdürlüğü`nde özelleştirmeden önce 45 personel çalışırken bu sayının 19`a düştüğünü Çumra`da bulunan 28 sulama kooperatifinde her gün bir arıza olması durumunda personelin bu arızalara yetişmesinin mümkün olmadığını kaydeden Şaban Güven sözlerini şöyle tamamladı, "Özelleştirmeden önce birlik olarak MEDAŞ genel müdürlüğüne yazı yazdık, ‘özelleştirme sonrası sulama kooperatiflerinin durumu ne olacak?` diye sorduk.

MEDAŞ genel müdürü bize verdiği yanıtta ‘MEDAŞ bu güne kadar ne yaptıysa satın alanlar da bunu yapacak diye` dedi.

Buranın özelleştirmesindeki temel amaç, parasal kârdan ziyade Orta Anadolu tarımına vurulmak istenen darbedir. Yakında bir pilot uygulama daha geliyor, tarımsal sulamada kullanılacak suya takip geliyor, saat takılacak. MEDAŞ Genel Müdürlüğü`nü özler duruma geldik. Siyasilerden biri, ‘Konya MEDAŞ`a olan 600 trilyonluk borcunuzu ödeseniz de bizde bunları İsraillilere satmasaydık` dedi. İsmini buradan vermeyeceğim.

Meclis`te Tarım Komisyonu toplantısına katıldım, bakanlar vardı milletvekilleri vardı. TEDAŞ Genel Müdürü`ne tarım sulamadan ne kadar alacağınız var dedim? ‘1,5 katrilyon asıl alacak, 1 katrilyon gecikme faizi alacağımız toplam 2,5 katrilyon alacağımız var dedi. Gecikme faizi yüzde 70-80 oranında.  Vatandaşların en tabi hakkı olan elektrik kullanma hakkını elde edebilmek için bizler MEDAŞ`ın kapısında sürünüyoruz. Arkadaşlarımız işlerini görmüyorlar, abone yapmıyorlar. Yönetmelikte olmayan kurallar icat etmişler. MEDAŞ yatırım yapmıyor, yaptığınız yatırımı MEDAŞ`a bağışlıyorsunuz, onlar devletten bunun parasını alıyor."

"Özelleştirmelere karşı üretimden gelen gücümüzü yeterince kullanamadı"

Panelde son olarak söz alan  EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Ebru Akgün Yalçın, özelleştirmelerin Türkiye`de yıllardır büyük bir kararlılıkla uygulandığını, kanuna aykırı hükümlerin yerleştirildiğini ve yargı kararlarının hiçe sayıldığını söyledi. Önümüzdeki dönem şeker fabrikalarının, ulaşımın, sağlığın, karayollarının özelleştirme kapsamında satılacağını vurgulayan Yalçın şunları söyledi, " Ülkemiz şu anda uluslararası hukuka göre tahkim ödeme riskiye karşı karşıyadır. Elektrik özelleştirmeleriyle Türkiye`yi çok daha karanlık günlerin beklediğini söylemek gerekiyor.

Bu süreçte özelleştirme karşıtı güçler boş da durmadı bir şeyler yapıldı. Neler yapıldı? Kamu işletmelerinin özelleştirmelerine karşı o işletmelerde çalışanların başını çektiği eylemler düzenlendi. Çalışanlar iş güvencesi kaygısıyla çok ciddi eylemler yaptılar. Bu mücadelelerde yeri geldi özelleştirmecileri içeri alınmadı, yeri geldi işletmeler terk edilmedi. Buna rağmen özelleştirmecilere karşı genel bütünlükçü mücadele yaratılamadı. Özellikle de özelleştirme karşıtı mücadele hukuksal zeminde kaldı. Bize yılarca ‘bu özelleştirmeler iyi olacak` denildi. Söyler misiniz hangi hizmetimiz daha sağlıklı oldu.

ÖKP`ler kurulmuş. Ne yapabiliriz, ne yapmalıyız? Aslında bir şeyler yapılmış. Özelleştirmeler durdurulamadı. Özelleştirmelere ilişkin mücadele platformu yanlış argümanlardan götürüldü. Borçlarımızı ödeyeceğiz, verimlilik olacak karlılık olacak argümanları işin sınıfsal temelinden kaydırdı. Toplum tarafından özelleştirmelerin iyi de olabileceği noktasında algılar oluşmaya başladı.

Konyalı birisi ‘İstanbul köprüsü özelleşsin beni ilgilendiriyor mu?` diye sorabiliyor. İstanbul köprüsünden elde edilen gelirle karayollarının bakımlarının yapıldığını, oraların banka gibi para bastığını bilmiyoruz. Konyalıları ilgilendirmiyor gözüküyor. Konyalı o hizmeti almadığını düşünüyor. Bu istisnai olgular yüzünden özelleştirmeciler galip durumda gözüküyorlar."

"Özelleştirme karşıtı mücadeleler yalnız bırakıldı"

Özelleştirme karşıtı mücadeleleri yalnız bırakıldığını, sadece özelleştirmeden dolayı canı yanan işçilerin mücadele ettiğini diğerlerinin bu mücadeleye yeterince destek olmadığını anlatan Yalçın şunları kaydetti, " SEKA`daki işçiler kendilerini fabrikaya kapattıklarında biz bu eylemi sadece haberlerde alt yazı olarak gördük.TEKEL işçileri özelleştirme mağduriyetlerinden Ankara`daki direnişlerinde yankı buldu. TEKEL eylemine destek olmak kamudaki çalışan arkadaşlarımızı dolaştığımızda ‘biz memuruz bizimle ne ilgisi var ki` dediler. Tekel işçileri Ankara`yı terk ettiler 657`nin değiştirilmesi, memurların iş güvencesinin ortadan kaldırılması gündeme geldi.

Özelleştirmeye karşı üretimden gelen gücümüz yeterince uygulanamadı. Özelleştirme karşıtlığında hep bizi çağ dışı gösterdiler. Nasıl bir kamusallık konusunda yeni bilgiler üretemedik. Hepimizin şikayet ettiği devlet dairelerine gittiğimizde ‘bugün git yarın gel` uygulamasının olmadığı, herkese eşit, ulaşılabilir kamusallık uygulamasını gündemimize almalıyız.

Özelleştirmelerin karşısına tüm kurumların yeniden kamulaştırılması tartışmalarını ele almalıyız. MEDAŞ`ı nasıl geri kazanabilirizin tartışmalarını yapmalıyız.

ÖKP içinde demokratik kitle örgütleri, sendikalar oluşturuldu. Bunların iş yerleri, mahalle ayaklarını oluşturup topyekün mücadele oluşturmamız gerekiyor. İşçiler memurlar köylüler özelleştirmeye karşı bir araya gelmeliler.

 Ülke ölçeğinde birlikteliğimizi geniş yelpazeye yaymalıyız. Bir mücadele programımız olmalı. Sadece özelleştirme politikaları üzerinden değil, eşitlik özgürlük demokrasiyi aynı potada eritecek kamusallık tartışmaları yapılmalı.

Özelleştirmeye karşı yürütülecek mücadelede sağlanacak birliktelik özlediğimiz Türkiye özlediğimiz dünya hayata geçecektir. Başka bir elektrik üretimi iletimi mümkün diyorum."

 

Panelistlerin konuşmalarının ardından izleyicilerin soruları ve bu soruların panelistler tarafından yanıtlanması ile "Enerjide Özelleştirmenin Etkileri" paneli sona erdi.