Tüm Haberlere Dön
HİDROELEKTRİK SANTRALLER VE ÇEVREYE ETKİLERİ PANELİ DÜZENLENDİ
Haberler Ankara

HİDROELEKTRİK SANTRALLER VE ÇEVREYE ETKİLERİ PANELİ DÜZENLENDİ

10 Nisan 2007 tarihinde aramızdan ayrılan EMO Ankara Şubesi 6. ve 7. Dönem Yönetim Kurulu Üyesi Halil Eker anısına “Hidroelektrik Santraller ve Çevreye Etkileri” konulu panel 10 Nisan 2010 Cumartesi günü EMO Genel Merkezi Toplantı Salonu’nda düzenlendi. Panel yöneticiliğini EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Yazmanı Ömürhan Soysal'ın yaptığı ÇMO Ankara Şubesi'nden Pelin Buzluk'un rahatsızlığı nedeniyle katılamadığı panele Erim Arıcı (Bereket Enerji), Ahmet Kaya (Elektrik Mühendisi), Ahmet Leblebici (DSİ) ve Nurettin Ocak (Artvin Dereler Platformu) konuşmacı olarak katıldı.

 

HES`ler ve Çevreye Etkileri panelinin açılış konuşmasını yapan EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş şunları söyledi; "Bugün andığımız Halil Eker benim için de çok önemli isimdi. Yanılmıyorsam 16. ya da 17. dönemde bir komisyonda beraber görevliydik. Üye İlişkileri ve Örgütlenme Komisyonu dönemin başında yeni oluşturulmuştu. Görev dağılımı yapacaktık ve Halil Ağabey`e ‘sen başkan ol` teklifi götürdük. Halil Ağabey bize dedi ki ‘bu işler yaşla başla olmaz. Bir ön seçim yaptık üyeler tarafından sizin listeniz tercih edildi. Sizin yaklaşımınız üyelerce tercih edilmiştir. Bunu temsilen sen başkan olmak zorundasın. Biz de sen ne dersen onu yapmak zorundayız. Bizim buradaki görevimiz budur. Size her anlamda yardımcı olacağız. Üyenin, örgütün iradesini görmezden gelemezsiniz` dedi. Bu cümle ile bize çok şeyler anlattı, böyle örgütçüydü Halil Ağabey. Onu en iyi anlatan şeylerden birisi benim gözümde bu olaydır.

Düşüncelerimizi kamuoyu ile örgüt ile paylaşmak için bu tür faaliyetleri yapıyoruz yapmaya da devam edeceğiz. Hiçbir büyüğümüzün hiçbir dostumuzun unutulmamasını sağlamamız gerekiyor. Serhat Özyar`ı da burada anmak gerekiyor. Anısına her yıl yılın genç bilim insanı ödülü verilen Özyar da 24 Nisan`da aramızdan ayrılmıştı. Onun da anısı önünde saygıyla eğiliyorum."

Ramazan Pektaş`ın ardından söz alan Halil Eker`in eşi Gülcan Eker şöyle konuştu; "Sevgili dostlar buraya gelip Halil`i andığınız, hakkında iyi konuştuğunuz için sizlere teşekkür ediyorum. Onu birkaç cümle ile anlatmaya çalışacağım, onu anlatmak kolay değil beraber yaşamak güzel bir şey. 45 yıl onunla evli kaldım. Bu süre içinde güzel günlerimiz, zor günlerimiz oldu ama hiçbir zaman Halil ile evli olduğuma pişman olmadım. Çok iyi bir insandı, iyi bir eş iyi bir babaydı. Emekli olduktan sonra da Oda ile bağlarını koparmadı. Oda`yı arkadaşlarını çok seviyordu. Oda da çalışmaktan çok mutlu oluyordu. 45 yıl aslında çok çabuk geçti. Onsuz hayat çok zor geçiyor ama devam ediyor. Hepinize geldiğiniz için teşekkür ediyorum."

 

"Türkiye`de çarpık enerji politikaları uygulanıyor"

 

Gülcan Eker`in ardından söz alan EMO Genel Başkanı Cengiz Göltaş da düşüncelerini şöyle aktardı; "Halil Eker Ağabeyimizi ben de 1988`den itibaren tanıdım. Ankara Şube`ye üye olduktan sonra değişik etkinliklerde çok sık gördüğüm saygı duyduğum bir insandı. Özellikle Oda`mızın bugünkü gelişim çizgisi içinde ana kolonlar vardır. Ülkenin mesleğin sorunlarında toplumdan kamudan yana bakış oluşturmakta, emeği mücadelesi olan, Odamızın bugünlere gelmesinde önemli katkısı olan çok değerli bir insandı. Anılarımız oldu. Şube süreçlerinde onun görüşleri bizim açımızdan her zaman önemliydi.

Türkiye`nin son günlerdeki enerji politikaları içinde gündeme gelen küçük ölçekli HES`lerle ilgili bu panel gerçekleştiriliyor. Son 20-25 yıllık enerji politikaları içine baktığımızda Türkiye yanlış yatırımlar konusunda bir müze kurulabilecek ülke konumuna geldi. Enerji alanında üretim alanında olsun, Bergama`daki altın madenciliğinden tutun da Çamlıhemşin Fırtına Vadisi`ne ilişkin üretim santralleri, Hasankeyf`in yok edilme süreci. Ülkemizin en güzel yerlerine mobil santrallerin üretilme süreci yaşanıyor. Munzur Vadisi`nde HES`lerin tam bir plansız ve programsız biçimde doğru dürüst ÇED raporu hazırlanmadan gündeme getirilmesi bunun karlılık dayatılması, Amasra Bartın`daki santrallerin gündeme gelmesi, nükleer santral tartışmaları üzücüdür. Türkiye büyük ölçekli enerji yatırımlarında yurttaş tepkileri dikkate alınmadan davranılıyor. Çarpık enerji politikaları karşısında gerek vatandaşımız gerek sanayicimiz dünyanın en pahalı elektrik kullanmaya mahkum ediliyor. En büyük temel felsefemiz, siyaset anlayışımız meslek anlayışımız enerjinin toplumsal yaşam içinde kullanımının sosyal hak olduğu; doğru planlanarak yerli ve yenilenebilir teknolojilerle ülkemizin çevreye uyumlu yeni bir enerji stratejisinin yaratılmasıdır. Buna dair çözümler üretilmesinde yurttaş tepkisinin dikkate alınacağı temiz ve enerjinin herkes için kullanılabilir dengeli üretim politikasıyla şekillenecek bir Türkiye özlüyoruz."

 

"Türkiye su zengini bir ülke değildir"

 

Halil Eker anısına hazırlanan filmin gösteriminin yapılmasının ardından EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Yazman Üyesi Ömürhan Soysal`ın oturum başkanlığını yaptığı panele geçildi.

Panelde ilk olarak DSİ ETÜD ve Plan dairesi Başkanlığı Enerji Şube Müdürlüğü`nden Ahmet Leblebici konuştu. Dünyanın yarı kurak bir bölgesinde bulunan Türkiye`de yağışın zamana ve bölgelere göre farklılık gösterdiğini, Türkiye genelinde ortalama yağışın 643 mm, yılda ortalama 501 milyar m3 suya karşılık geldiğini anlatan Leblebici, "Türkiye su zengini bir ülke değildir. Türkiye 25 adet hidrolojik havzaya ayrılmıştır. Havzaların ortalama yıllık toplam akışları 186 milyar m3`tür. Ülkemizin hidroelektrik potansiyelinin yüzde 30`u ekonomik, yüzde 50`si teknik olarak değerlendirilemez ve yüzde 20`si ekonomik olmayan bölümlerden oluşmaktadır. Teorik olarak 433 milyar kWh, teknik değerlendirilebilir miktar 216 milyar kWh`dır. Kişi başı yıllık elektrik enerjisi tüketimine baktığımızda, dünya ortalaması 2.500 kWh, gelişmiş ülkeler ortalaması 8.900 kWh, ABD`de 12.322 kWh ve Türkiye`de 2.700 kWh`dır."diye konuştu.

Türkiye`nin enerji üretimi kaynaklarına bakıldığında "kömür, akaryakıt ve doğalgaz" ağırlıklı bir tablo ile karşı karşıya kalındığını vurgulayan Leblebici, hidroelektrik enerjinin toplam enerji içindeki payının 2009 yılı için yüzde 18.50 olduğunu söyledi.

Hidroelektrik santrallerin toplam potansiyelinin 44.000 MW olduğuna dikkat çeken Ahmet Leblebici, 4628 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu çerçevesinde müracaat edilen HES proje sayısının 1576 olduğunu anlatarak şöyle konuştu, "EPDK sürecinde son durum şöyle. EPDK`ya gönderilen HES toplamı, 1108 adet, lisans verilenler 579 adet, su kullanım hakkı anlaşması yapılanlar 663 adet, inşaatına başlanmış olanlar 147 adet. Toplam kurulu gücü 860 MW, yıllık ortalama enerji üretimi 2.1 milyar kWh olan 60 adet proje işletmeye alınmış olup, halen kurulu gücü 5.300 MW, ortalama yıllık enerji üretimi miktarı 18 milyar kWh olan146 adet projenin inşaatı devam etmektedir. 2009 yılı içerisinde 75 adet tesisin temeli atılmış olup bu santrallerin toplam kurulu gücü 1600 MW olup tesisler tamamlandığında yılda 5,2 milyar kWh enerji üretimi ülkemize kazandırılmış olacaktır. Hidroelektrik santrallerin ekonomik faydaları şöyle sıralanabilir; yüksek verimlilik, yakıt gideri olmayan, enerji fiyatlarında sigorta rolü üstlenen, uzun ömürlü, yatırımı geri ödeme süresi kısa, işletme gideri çok düşük, pik talepleri karşılayabilen, dışa bağımlı olmayan yerli bir kaynaktır. HES`lerin çevreye olumsuz etkileri; izafi büyüklüklerinin yüksek olması, doğal ortamı orta derecede olsa olumsuz etkilemeleri, su kalitesinin bozulmasına sebep olmaları, ormanların tahrip olmasına neden olmaları, nehir akışına engel olmaları ve su yaşamı üzerinde olumsuz etki yaratabilmektedir.

 

"Karadeniz Karadenizlilikten çıkmamalı"

 

Ahmet Leblebici`den sonra söz alan Erim Arıcı "Türkiye`de hidroelektrik enerji ve nehir santralleri" konusuna değindi. Elektrik enerjisi ve talebi konularına değinen Erim Arıcı, 1970 sonrası ortalama talep artışının yüzde 7-8 civarında olduğunu, mevcut üretim yapısının ithal kaynaklara bağımlı bulunduğunu belirterek şunları söyledi; "Cari açığımızın kaynağında bu ithalat yer almaktadır. Hidroelektrik enerji yerli ve yenilenebilir niteliklidir. Halen ekonomik potansiyelin yüzde 35`i civarı kullanımdadır. Arz güvenliğinin temeli hidroelektrik enerjiye dayanır ve ulusal ekonomiye olan katkıları ciddi boyuttadır. Brüt potansiyelimiz 1965-1987 döneminde 6 farklı çalışma yapılmış olup, 433-455 milyar kWh/yıl olarak hesaplanmıştır. Doğal gaz ve ithal kömür fiyatlarındaki artışlar ekonomik hidrolik potansiyeli artıran ana faktörlerdir."

Nehir santralleri hakkında bilgi veren Erim Arıcı, Kuzey Ege, Gediz Havzası, Küçük Menderes, Büyük Menderes bölgelerinin teknik kapasitesi, geliştirilen projeler, işletmede olan lisans aşamasında olan ve hazırlık safhasında olan projeleri aktardı.

Nehir santrallerinin çevresel etkileri dikkate alınarak ekonomiye kazandırılması gerektiğini vurgulayan Arıcı bu projelerin yatırım öncesi ve işletme sorunları hakkında bilgiler verdi. Erim Arcı sözlerini şöyle tamamladı;" Türbin ve generatörün tasarımı ve imalatı ile bu makinelerin çalışmasını düzenleyen gerilim ve frekans regülatörleri üzerinde ciddi bir çalışma yapıldığı taktirde, mikro hesler konusunda ülkemizde ve dünyada kat edilecek çok uzun bir yol olduğunu düşünüyorum. Karadeniz Karadenizlilikten çıkmamalı. O kadar da enerjiye muhtaç değiliz diye düşünüyorum."

 

"Milyarlarca dolar İran ve Rusya`ya gidiyor"

 

Panelde Erim Arıcı`dan sonra konuşan elektrik mühendisi Ahmet Kaya özetle şöyle konuştu;

"DSİ Hidroelektrik Santraller biriminde işe başladım. Türkiye`nin en büyük projelerine 18 yılımı verdim. Ahmet Leblebici`nin verdiği rakamlardan bazı rakamların üzerinden tekrar geçmek istiyorum. Hidroelektrik santrallerden konuşuyoruz, temiz enerji dediğimiz en güzel enerji üretiminden konuşuyoruz ve Türkiye`de elektriğin yüzde 18,5`inin hidroelektrik santrallerinden üretildiğini söylüyoruz. Bundan 15 yıl öncesine kadar DSİ büyük projeleri yürütüyor devreye sokuyordu. Hidroelektrik enerji potansiyeli üretimimiz artıyordu. Yaklaşık 15 sene önce yanlış bulduğum politikayla birden bire elektrik üretiminde doğalgaza geçildi. Doğalgazdan elektrik üretimi toplam üretimin yüzde 50`si seviyesinde. Bu oran milyarlarca doların her sene İran`a ve Rusya`ya gönderilmesi demektir.

Enerjinin sosyal hak olduğu konuşuldu. Dünyada ortalama 2500 kWh, gelişmiş ülkelerde 8900 kWh saat, biz bu 2500 kWh`ya mı layığız arkadaşlar. Bir hastayı iyileştirmek için ilaç kullanıyoruz ama o ilacın yan etkileri de var. Bu ilacı hastaya vermeyelimi mi tartışalım yoksa o ilacın yan etkilerini minimuma mı indirmeliyi tartışmalıyız. Türkiye`de HES`ler kurulacak. Urfa Siverekliyim. Biz de deniz yok göl yok nehir bile yok. Ben yüzmeyi 30 yaşından sonra Atatürk Barajı`nın gölünde öğrendim. Alın size çevreye olumlu etkisi. Bu işin espri tarafı.  Karadeniz`de İyidere havzasında 1956`da kurulmuş İkizdere HES var. O santralin enerjisini İyidere`ya taşıyan enerji iletim hattı var. Özel sektör sistem kullanım anlaşmalarından devlete her sene 1 milyar TL`ye yakın para gelecek. Özel sektörün tek katkısı sadece 1 milyar TL değil. Devam eden santral inşaatların iletim hattı, trafo merkezi yok. Bunu özel şirket yapıyor. Devlet özel sektöre sistem bağlantı anlaşmasında, ‘sen bu santrali yapacaksın ama bunun iletim hattını da siz yapacaksınız` diyor. Devlete alt yapı katkısı yapacak. O havzanın tüm elektriğini Rize`ye, Artvin`e, Trabzon`a taşıyacak. Bu da katkıdır."

 

"HES`ler su tekellerinin projesi"

 

Panelde son olarak Artvin Dereler Platformu adına Nurettin Ocak konuştu.

"Acaba bizi yönetenler yani iktidara gelenler, onların bürokratları halkın yanında mı yoksa başka cephede mi yer alıyorlar. Buradaki konuşmalardan bu soruların cevabını bulamadım" diyerek konuşmasına başlayan Nurettin Ocak şöyle konuştu; " Türkiye`nin kronolojisine şöyle bir bakacak olursak; 1935`de Türkiye`de toprak reformu gündeme geliyor Atatürk Meclis`ten geçmeyeceğin anlayınca bu yasayı geri çekiliyor. Türkiye`nin aydınlanmasında önemli yeri olan  Köy Enstitüleri  hakkında kapatılma kararı alınıyor. O dönemlerde yapılan KİT`lerin bir kısmı 70`li yıllarda satılma kararı alınıyor ve 24 Ocak kararlarıyla bu ülke rayından çıkartılıyor. 1994 yılında bizi yöneten Başbakan "dünyadaki son sosyalist devleti yıktık` diyor. Bir bakanımız çıkıyor ‘ben bütün suları satacağım` diyor. Aradan iki ay geçiyor 2007 yılında yine diğer bir bakan çıkıyor ‘biz suları satmıyoruz 49 yıllığına işletme hakkını satıyoruz` diyor. Bunlar yaşanan gerçekler.Bizi yönetenlerin kim için çalıştıklarını; halk için mi yoksa başka insanlar mı için çalıştıklarını çok iyi analiz etmeliyiz."

 

"HES projeleri hazırlanırken insan olgusu yok sayılıyor"

 

HES`lerle ilgili projelerin insan olgusunu göz ardı ederek hazırlandığını kaydeden Nurettin Ocak şöyle konuştu; " Projeler hazırlanıyor içinde insan olgusu yok. Buradan soruyorum arkadaşlar bu elektrik kimin için üretiliyor? Kim kullanacak elektriği? Burada konuşan bazı arkadaşlarımıza ben üzüldüm. Artvin havzasında yapılan projelerden örnekler vereyim. Çoruh Havzası`nda 15 adet büyük baraj, bunları desteklemek amacıyla 17 adet regületörlü HES, 200`e yakın yamaç tipi HES yapılacak. Artvin`de 200 dere var mı buradan soruyorum. Bu HES`ler yapılırken amaç sadece elektrik üretmek miydi? Yoksa arkasında başka nedenler de var mı acaba? Yer üstü yer altı zenginliklerimize el koymak isteyenler mi var? Çoruh Havzası`nda yaşayan insanlar göç etmek zorunda bırakıldı. Elektriksiz yaşanabiliyor ama susuz yaşanamaz. Artvin`de bu projeler yapılırken insanlarının oradan göç ettirilmesi amaçlanmış. Artvin`in nüfusu azaldı. Artvin`in nüfusu 300 bindi şu an bu rakam 160 bine düştü. İnsanlar oradan göç ettirilmek isteniyor. Artvin 3 bin yıllık tarihe sahip. Göçlerin geçiş merkezi. Artvin yerleşime en uygun yer ve bol suyu olduğu için 3 bin yıl burada yaşam devam etmiş.  HES`lerle 3 bin yıllık kültür yok edilecek, insanlar göç edecek. İklim değişikliği nedeniyle insanlar tarım için su bulamıyorlar. Bilirkişi ile rapor hazırlattık buralardaki su arazi sulamaya yeter durumda değil. Su halka yetmiyor. O bölgedeki halkımızı canlı canlı mezara konulmak isteniyor.."

 

"Ankara`da damacana su pazarı 350 milyon dolar"

 

Artvin bölgesindeki yer altı zenginliklerinin su altında kaldığını, yer üstü zenginliklerinin parsellendiğini anlatan Nurettin Ocak "Tabu kadastro ile halkın elinden toprakları alındı

Artvin halkı doğasını çok sever. Maalesef Artvin`deki bütün doğa yok edilmiş durumda. ÇED raporlarında yazılanların hiçbiri yaşama geçirilmiyor. Toprak yolun altına dökülüyor. Tarlalar heder olmuş durumda.

Orman Bakanlığı suyuna sahip çıkmak isteyen halkın yanında olması gerekirken dünya su tekellerinin yanında yer alıyor. Ankara`ya Gerede`den temiz içilebilir su getirilseydi musluklardan sağlıklı su aksaydı olmaz mıydı? Neden engellendi de Kızılırmak`ın ağır metal içeren suyu getirildi. Herkes damacana su almak zorunda. Ankara`da damacana su pazarının 350 milyon dolar olduğu söyleniyor. Acaba bu su tekelleri mi Gerede projesini engelledi.

Dünyada sınır tanımayan su tekelleri kendileri ön plana çıkmıyorlar. Onları temsil eden paravan şirketlere bu HES`leri aldırıyor böylece kendileri sahip oluyor. Özelleştirme adı altında Türkiye`de çok yanlışlar yapıldı. Türkiye`de özelleştirilen şirketler ne oldu? EBK ne oldu? Yerinde kim var? Şeker fabrikaları, çimento fabrikaları ne oldu? TEKEL`in bir bölümü satıldı.

Buradaki konuşmacılar ‘biz halkın yanındayız ama görevimiz gereği ses çıkaramıyoruz` deseydi anlardım ama buradaki teknik arkadaşların şirketler yanında hareket ettiklerini gördüm çok üzüldüm.

Türkiye`de 2 bin dere satılıyor. Kim adına satılıyor. Bunun sahibi benim dedem benim babam, bana sordular mı? Benim yaşam hakkım elimden alınıyor. DSİ bunu nasıl satar. Halk bilgilendirmeden halk hesaplanmadan neden bunlar yapılıyor? EBDK neden lisans anlaşması yapıyor?

Bu projelere ısrarla karşı çıkıyorum. Doğa geriye dönüşü olmayan noktaya doğur hızla ilerliyor. Buzullar eriyor, kutuplardaki buzullarda geçiş noktaları açıldı. Biz hâlâ doğanın dengesini bozmaya iklim şartlarını değiştirmeye çalışıyoruz.

Bazı insanlar bizim sularımıza el koymak için çok uluslu tekellerin payandası oldular. Onun için HES`ler yapıyorlar. Bu suların tüm denetimini haklarını ele geçirmeye çalışıyorlar."

 

Hidroelektrik Santraller ve Çevreye Etkileri paneli izleyicilerin konuyla ilgili soruları ve katılımcıların bu soruları yanıtlaması ile sona erdi.