Yüzde 10.3ü işsiz. Yüzde 4ü işyerini kapatmış. Yüzde 15i iş bulamıyor. Yüzde 19u borçlarını ödeyemiyor. Yüzde 29u geleceğe güvensiz. Yüzde 25i geçinmekte zorlanıyor. Yüzde 44ü iş bulmaktan ümidini kesmiş. Bunlar elektrik mühendisleri.
Yüzde 11i işsiz. Yüzde 18i kriz var diye işten çıkarılmış. Yüzde 12si gelecekten ümidini kesmiş. Yüzde 23ü 1 yıldan uzun, yüzde 23ü 6 ay-1 yıl, yüzde 31i 3-6 ay arasıdır, iş arıyor, bulamıyor. Bunlar elektrik elektronik mühendisleri.
Yüzde 9.5i işsiz. Yüzde 31i iş bulamıyor. Yüzde 6sı işten çıkarılmış. Yüzde 6sının çalıştığı işyeri kapanmış. Yüzde 32si geleceğe güvensiz. Yüzde 15i iş bulma ümidini yitirmiş. Yüzde 17sinin ücreti düşürülmüş, iş yükü artmış. Bunlar, bilgisayar mühendisleri.
Arada elektronikçiler ve biyomedikalciler de var; durumları pek farklı değil. TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) 2009 yılı itibariyle, küresel krizin üyelerini nasıl etkilediğini araştırdı. Yayımladığı raporun adını da Kriz Mühendisi Teğet Geçmedi koydu.
Gerçekten teğet geçmemiş. Özellikle genç mühendislerde durum genelin de üzerinde kötü. 25 ve altındaki yaşlarda EMO üyesi mühendisler arasında, işsizlik oranı yüzde 19.1. Yüzde 18i 1 yıldan uzun süredir; yüzde 29u 6 ay-1 yıl, yüzde 35i 3-6 ay arasıdır iş arıyor, bulamıyor. Yüzde 18i ümidini tümden kesmiş.
Mühendis ve benzeri meslek alanlarında nitelikli işsizlik sadece bu dallarla sınırlı değil. Diğer dallarda da ciddi ve ümit kırıcı istihdam sorunları var. Buna karşılık, iş dünyası, işveren kuruluşları Türkiyede kriz yokken bile yüzde 10larda gezinen yapısal işsizliği nitelikli işgücü eksikliğine bağlıyor.
Tamam, bu bir ölçüde doğru olabilir. Ama, araştırmalar farklı şeyler de söylüyor, sorulan tetikliyor. Şimdi soru şu: Türkiyede işsizliğin temel sebebi niteliksizlikse, elektrik, elektrik elektronik, bilgisayar, biyomedikal gibi nitelikliler nasıl oluyor da işsiz kalıyor, neden iş bulamıyor?
Bu soruyu, kriz faktörünü ayıklayarak tartışıyorum. Çünkü, cevabın krize bağlanacağını biliyorum. Hayır, krizsiz tartışalım ve şu gerçeği görelim: Türkiye ekonomisi kriz devreleri dışında; yani şu veya bu oranda büyüyebildiği dönemlerde bile yüzde 10 yapısal işsizlik üretir. Bizler bugün kriz var diye yüzde 14ü konuşuyoruz. 4 puan- ki çok ciddi artıştır- yüzde 10 yapısalı unutturmuş görünüyor.
Ve, işsizliği sadece konuşuyoruz. Bir de iniş çıkışlarla kamuoyunu avutuyoruz. Timsah gözyaşları döküyoruz. Kalıcı çözüm aramıyoruz. Kalıcı çözümün, kabaca yüzde 10 işsizliği kafadan, üreten ekonominin yapısında yattığını görmek istemiyoruz.
Hal böyle olunca, bulunan çözümler de aldatıcı oluyor veya yetersiz kalıyor. Sıcak örnek gerekirse: iş dünyası öteden beri işsizliğin sebebini istihdam üzerindeki vergi, prim yüklerine; çalışanların kıdem tazminatı haklarına bağlama eğiliminde. Bu güçlü bir eğilim ve devam ediyor.
Tamam, tek sebep bu diyelim de... Hükümet, kriz şartlarını dikkate alarak bir teşvik mekanizması oluşturdu: istihdam vergilerini, sosyal güvenlik primlerini indirdi. Böylece şikâyet konularından biri, belirli sürede de olsa, giderildi.
Peki, bugün sonuç ne?
İşsiz sayımızda azalma oldu mu? İlave istihdam yaratılabildi mi? İş dünyası hükümetin kamu kaynaklarından sağladığı ve paraya vurulursa ciddi miktarlara ulaşan istihdam desteğini gereğince kullandı mı? Kullanmadıysa neden? Galiba, asıl tartışılması gereken sorunlar bunlar. Hem de, meseleye biraz içten, biraz vicdanen bakarak...
(Dünya; 02.04.2010)