Mersin Akkuyuya nükleer santral yapılması için Rusya ile görüşmeler sürerken, Sinopa kurulması planlanan ikinci nükleer santral için de Güney Kore ile işbirliği anlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla Rusyanın Türkiyenin enerji tedariki üzerindeki hakimiyeti bir dereceye kadar kırılmış oldu.
Türkiyenin nükleer enerji alanında uzman isimleri de bu anlaşmayı memnuniyetle karşıladıklarını dile getirdi. Uzmanlar, Güney Koreyle sağlanan işbirliğini enerji bağımsızlığı yönünde atılmış önemli bir stratejik adım olarak değerlendirdi.
Türk Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (TASAM) Nükleer Enerji Uzmanı Necmi Dayday, Sinopta inşa edilecek nükleer santral için Güney Koreyle sağlanan anlaşmanın en önemli avantajının bağımlılıktan kurtulmak ve kaynak çeşitliliği yaratmak olduğunu söyledi.
Türkiyenin özellikle doğalgaz tedarikinde Rusyaya büyük oranda ihtiyaç duyduğunu belirten TASAM uzmanı, "Nükleer enerji alanında da Rusya tek söz sahibi olursa Türkiyenin bu ülkeye enerji arzındaki bağımlılığı yüzde 75i bulurdu" dedi.
"YENİ TEKLİFLERE AÇIĞIZ"
Dayday, bu kadar büyük bir bağımlılık halinde enerji kaynağının alternatifi olmadığı için Türkiyenin fiyat serbestliğinin ortadan kaldıracağının altını çizerek, Ankaranın bu bağlılıktan kurtulma çabaları gösterdiğini savundu. Dayday, daha önce hükümetten yapılan açıklamalarda "yeni tekliflere açığız" mesajının verildiğini hatırlattı.
Son dönemde Rusya ve Türkiyenin enerji alanında artan işbirliği hem yerli hem de yabancı uzmanlar tarafından eleştiriliyordu. Moskovanın Ankara üzerinde hakimiyet kurduğuna işaret eden uzmanlar, Türkiyenin Rusyaya bağımlılığının tehlikeli boyutlara ulaştığını savunuyordu.
ABDli bağımsız istihbarat ajansı G2 Bulletin, geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir raporunu bu konuya ayırmış ve "Moskova Ankarayı avucunun içine aldı" uyarısını yapmıştı. Raporun yazarı Joseph Farah, bu bağımlılık hali dolayısıyla Rusyanın Ankara üzerindeki siyasi yaptırım gücünü de artırdığını belirtmişti.
RUSYAYLA İMZALANANDAN FARKLI
Boğaziçi Üniversitesi Nükleer Mühendisliği Bölümünden Prof. Dr. Vural Altın Güney Koreyle imzalanan anlaşmayla Rusya-Türkiye arasındaki sürecin farklı olduğuna dikkat çekerek, "Rusya yerine Güney Koreye mi bağımlı olacağız?" endişesinin yersiz olduğunu ifade etti.
Altın, Akkuyuyla ilgili olarak geçmişte Rusyayla imzalanan ancak sonrasında iptal edilen anlaşmanın bir satın alma anlaşması olduğunu hatırlatarak, "Ruslar nükleer santrali inşa edip işletecekler, üretilen elektriği de TETAŞa (Türk Elektrik Ticaret A.Ş.) satacaklardı. Fiyatlar çok yüksek olduğu için yapı değiştirildi ve Türkiye de ortak oldu. Güney Koreyle söz konusu anlaşma ise fizibilite, altyapı incelemesi gibi konularda işbirliğini öngörüyor" dedi.
Altın, "Bu Sinopta inşa edilecek bir santralin ilk adımıdır ancak çocuk daha küçük o yüzden konuşmak için erken" dedi.
KENDİ TEKNOLOJİMİZİ ÜRETEBİLECEĞİZ
Uzmanlar Güney Koreyle temelleri atılan işbirliğinin sonucunda Türkiyenin orta ve uzun vadede kendi nükleer teknolojisini geliştirebilecek duruma gelebileceğinin de işaretlerini verdi.
Anlaşmanın, Güney Koreden Türkiyeye teknoloji transferini de öngördüğünü belirten Dayday, "Güney Kore de 30-35 yıl öncesine kadar bu teknolojiye sahip değildi ancak bugün nükleer enerjiyi ihraç eder bir konuma geldi. Bu, Türkiye için doğru bir örnek" dedi.
Altın da Türkiyenin önümüzdeki 10-15 yıl içerisinde kendi kendine nükleer enerji sistemleri geliştirecek bir duruma gelebileceğini belirtti, ancak bu durumun enerji bağımlılığının tamamen aşılması anlamına gelmeyeceği yönünde uyarı yaptı.
"YENİLENEBİLİR ENERJİ YETERSİZ"
Altın, "Güney Kore elindeki nükleer teknolojisinin yüzde 98ini kendisi üretiyor, yüzde 2sini ABDden alıyor. Ancak bu yüzde 2lik kısım olmazsa o santrallerin işletilmesi mümkün olmaz" dedi.
Öte yandan, Türkiyenin enerji kaynakları açısından yetersiz olduğunu hatırlatan Altın, "Yenilenebilir enerji kaynakları bir alternatif olarak sunuluyor ama sadece rüzgarla ya da dalgayla Türkiyenin ihtiyacının karşılanması mümkün değildir. Hem bu kaynakların bir sürekliliği yok hem de mevcut altyapılarla alternatif enerji kullanılamaz" dedi.
(Hürriyet; 11.03.2010)