Tüm Haberlere Dön
EMO ANKARA ŞUBESİ 20. OLAĞAN GENEL KURULU YAPILDI
Haberler Ankara

EMO ANKARA ŞUBESİ 20. OLAĞAN GENEL KURULU YAPILDI

Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesi 20. Olağan Genel Kurulu, 20 Şubat 2010 Cumartesi günü Türkiye Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) Toplantı Salonu’nda gerçekleştirildi. Genel Kurul’da, 19. Dönem Yönetim Kurulu Çalışma Raporu ve Mali Raporu oy çokluğuyla aklandı. EMO Ankara Şubesi 20. Olağan Genel Kurulu’nda oluşturulan bir heyet, iki aydır Ankara’da direnen TEKEL işçilerine destek ve dayanışma ziyaretinde bulundu

 

Genel Kurul Divan Yönetimi oluşturulması ile başladı. Divan Başkanlığı'na Haşim Aydıncak seçilirken, Başkan Yardımcılıklarına, Haldun Yıldırım, Mehmet Atay ve Dilek Akmeşe seçildi. Divan Başkanlığı'nın 20. Olağan Genel Kurul Gündemi'ni üyelere sunup oylatmasının ardından, Komisyon önerileri alındı.

 

Divan Heyeti'nin oluşturulmasının ardından, EMO Ankara Şubesi 19. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş konuştu. Konuşmasına, Rıfat Ilgaz'ın "Defneler Ölmez" şiirini okuyarak başlayan Pektaş, "Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği zorlu siyasal ve ekonomik süreçte, 2 yıllık bir çalışma dönemini daha geride bıraktık. Bu süreçte çalışmalara katkı ve destek veren ayrımsız herkese teşekkür ediyoruz. Temsilcilerimiz, temsilci yardımcılarımız, şube ve temsilciliklerdeki teknik ve idari çalışanlarımız, komisyonlarımız, hepsi EMO bütünselliği içinde el ele vererek çok güzel çalışmalara imza attılar. EMO Ankara Şubesi tarihi bizimle başlamadığı gibi bizimle de bitmeyecek. Tarihi kendisiyle başlayıp kendisiyle bitirenler gibi asla düşünmedik. Bu bağlamda, EMO Ankara Şubesinin 33 yıllık tarihinde emeği geçen herkese verdikleri katkılar nedeniyle teşekkür ederiz. Bundan sonra katkı vereceklere  kolaylıklar ve başarılar dileriz" dedi. Ramazan Pektaş'ın konuşmasının tam metnini haberin devamında bulabilirsiniz.

Ramazan Pektaş'ın konuşmasının ardından EMO Yönetim Kurulu Yazman Üyesi Hüseyin Önder konuştu.

EMO Ankara Şubesi 20. Olağan Genel Kurulu'na TMMOB Yönetim Kurulu Üyesi Kadir Dağhan, EMO Denetleme Kurulu Üyesi İbrahim Aksöz, EMO Gözlemcisi Mustafa Şerit, EMO Eskişehir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Levent Egüz, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu üyeleri katılarak destek verdiler.

Açılış konuşmalarının ardından EMO Ankara Şubesi 19. Dönem Çalışma Raporu, EMO Ankara Şubesi 19. Dönem Yönetim Kurulu Yazman Üyesi Ömürhan Soysal tarafından üyelere aktarıldı. Soysal'ın sunumunun ardından Mali Rapor, EMO Ankara Şubesi 19. Dönem Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Bora Güngören tarafından aktarıldı.

Çalışma ve Mali Rapor'un sunulmasının ardından "Ahmet Yılmaz, Selman Ersin, Mustafa Kadıoğlu, İbrahim Saral, Sevda Emer Elçek, Ali Kemal Başaran, Hamza Koç, Şemsettin Dertli, Olgun Sakarya, Dicle Eroğul, Turan Pazarlı, Cengiz Göltaş, Yılmaz Kocaoğlu, Ali Yiğit, Şükrü Güner, Ufuk Ataç, Tülay Işık, Kadir Özkan, İbrahim Aksöz,  İbrahim Urhan ve Halil Ağın, Ozan Doğan" raporlar hakkında görüşlerini sundu.

Eleştirilerin EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş tarafından yanıtlanmasının ardından 19. Dönem Çalışma Raporu ve Mali Rapor oy çokluğu ile aklandı. Oylamanın ardından EMO Ankara Şubesi 19. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş üyelere yönelik teşekkür konuşması yaptı.

Konuşmaların ardından Bora Güngören, EMO Genel Kurulu'na sunulmak üzere tahmini bütçeyi sundu ve tahmini bütçe oy birliği ile kabul edildi. TEKEL işçilerini ziyarete giden temsil heyetinin ziyaretini tamamlayıp TEKEL dayanışma defterine yazı yazdıklarının duyurulmasının ardından Komisyon Raporları'nın görüşülmesine geçildi.

"Biyomedikal Mühendisliği Meslek Dalı Komisyonu" raporunun Onur Koçak, "Kadın Komisyonu raporunun Günce Öztürk, ""Örgütlenme Komisyonu" raporunun Sebati Göken, "Bilgisayar Mühendisliği Meslek Dalı Komisyonu" raporunun Gölay Şakiroğulları, "Elektronik Mühendisliği Meslek Dalı Komisyonu" raporunun Mesut Çınar, "Enerji Komisyonu" raporunun İbrahim Saral, "Bilişim Komisyonu" raporunun Oktay Dursun, "SMM Komisyonu" raporunun Murat Eraslan tarafından okunması ve kabul edilmelerinin ardından dilek ve temenniler kısmında yapılan konuşmalarla EMO Ankara Şubesi 20. Olağan Genel Kurulu sona erdi.

 

EMO Ankara Şubesi 19. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş'ın, EMO Ankara Şubesi 20. Olağan Genel Kurul'da yaptığı konuşmanın tam metni aşağıdadır;

 

Defneler ölmez

 

Savaşlar, soykırımlar gördük,

İskenderler, Sezarlar,

Ne atlar kaldı onlardan,

ne meydanlar...

Gittiler, yıkılıp birer birer,

Biz kaldık.

En kıraç topraklarda tutunduk,

Biz defneler.

 

Dal kırılır, yaprak dökülür

Ölür mü acılara katlanmasını bilenler,

Direnenler tüm kırımlara karşı...

Ölmez sevgiden yana olanlar

Defneler ölmez!

(Defneler Ölmez, Rıfat Ilgaz)

 

 

 

Sevgili EMO Ankara Şubesi Üyeleri,

 

Dünyanın ve ülkemizin içinden geçtiği zorlu siyasal ve ekonomik süreçte, 2 yıllık bir çalışma dönemini daha geride bıraktık. Bu süreçte çalışmalara katkı ve destek veren ayrımsız herkese teşekkür ediyoruz. Temsilcilerimiz, temsilci yardımcılarımız, şube ve temsilciliklerdeki teknik ve idari çalışanlarımız, komisyonlarımız, hepsi EMO bütünselliği içinde el ele vererek çok güzel çalışmalara imza attılar. EMO Ankara Şubesi tarihi bizimle başlamadığı gibi bizimle de bitmeyecek. Tarihi kendisiyle başlayıp kendisiyle bitirenler gibi asla düşünmedik. Bu bağlamda, EMO Ankara Şubesinin 33 yıllık tarihinde emeği geçen herkese verdikleri katkılar nedeniyle teşekkür ederiz. Bundan sonra katkı vereceklere  kolaylıklar ve başarılar dileriz.

 

Bu iki yıllık zorlu süreç, dünya genelinde ekonomi politikaları anlamında emeğiyle geçinenler açısından tarihin en sıkıntılı dilimlerinden birisi olmuştur. Kapitalizmin doğal bir sonucu olan küresel kapitalist krizin damgasını vurduğu bu dönem, söylenildiği gibi ne teğet geçmiştir ne de psikolojiktir. Bizi etkilemeyeceği ve teğet geçeceği söylenen kriz bankaları ve holdingleri teğet geçmiştir, ancak emekçilerin yaşam koşullarında çok ciddi tahribatlar yaratmıştır. IMF ve Dünya Bankasının sözünden çıkmayanlar tarafından batan banka olmadığı için krizin olumsuz etkisi olmadığı söylendi. Ancak biz bu söylemden hükümet açısından işsiz kalan, açlığa mahkum edilen yığınların bir kaç banka sahibi kadar önem taşımadığının itirafını da duymuş olduk.

 

Küresel Kapitalizm Emekçilere Saldırmaya Devam Ediyor...

 

Küresel kapitalizmin 2000 sonrası küresel faşizan bir karaktere bürünerek, sömürü mekanizmalarını daha da acımasızlaştırdığına tanık olduk. Özellikle 11 Eylül sonrası dile getirilen "ya yanımızdasınız ya karşımızdasınız" tehdidi ile tek kutuplu bir dünyada emekçilere ve hiç bir farklı düşünceye tahammülü olmayan yeni bir emperyalist-kapitalist bir form ile yüzyüzeyiz. Bu saldırgan ve cüretkar güç, demokrasi ve eşitlik sözcüklerinin anlamını da kendi meşrebinde yeniden tanımlamaya çalışmaktadır.

 

Dünya coğrafyasını savaş ile kana boyayan küresel kapitalizm, kendi krizinin faturasını da emekçi sınıflara ödetmenin yöntemlerini yaratmıştır. Yeni Dünya Düzeni adı ile yola çıkan ve Küreselleşme adı ile devam eden soygun ve sömürü düzeni 30 yıldır kamu mallarını sermayeye yok pahasına devrederek peşkeş çekmekteydi.

Ne zaman ki küresel kapitalizmin balonu patladı ve kriz çıktı o zaman şirket kurtarma yöntemi ile sermayenin elinde beş para etmez hale gelen bankalar kamulaştırılarak hazine finansmanı kullanıldı.

 

Dünya emekçilerinin bu küresel saldırıya karşı topyekün mücadele etmesinin zorunluluğu gün be gün artmaktadır. Sömürü ve soygun üzerine inşa edilen kapitalist ideoloji, yaşayabilmek için doğası gereği, gün geçtikçe daha fazla sömürmekte ve soymaktadır. Her türlü yöntemi mubah sayarak vahşi düzenini sürdürmek isteyen sistem, diğer yandan kendi kendini kemirerek zayıflamaktadır. Ortadoğu‘dan Latin Amerika‘ya kadar bütün dünya coğrafyasında bu soyguncu sisteme karşı başkaldırılar gündeme gelmekte, Latin Amerika‘da çok ciddi kazanımlar elde edilmektedir.

 

Küresel kapitalizmin Ülkemize Yansıması

 

Türkiye, 1980 sonrası daha da bir eklemlendiği kapitalizmin sadık askeri konumunda, Ortadoğu‘da bölgesel jandarmalığa soyunan bir noktada durmuştur. Bunun sonucunda ekonomide tamamen dışa bağımlı neoliberal bir sistem getirilmiş ve serbestlik adı altında sermayeye sınırsız hareket alanı bırakılırken, örgütlenme ve toplumsal muhalefet alanında otoriter yönelimler tercih edilmiştir. Hak arama mücadeleleri sürekli baskı altında tutulmuş, dönem dönem yükselen ciddi muhalef hareketlerine karşı da medya gücü ile sistemin tüm temsilcileri tarafından saldırılmıştır.

 

Bu politikaların hayata geçirilebilmesi için yıllardır yapılan propogandanın etkisiyle bazı değerler kutsallaştırılmış ve bu değerleri dilediği gibi kullanan bir egemen sınıf anlayışı oluşmuştur. Toplumun geniş kesimlerinde karşılık bulan düşünceler istismar konusu edilerek sıklıkla linç girişimi vakaları yaşanmıştır. Bu çerçevedeki tehlikeli tırmanış sürekli gözardı edilerek gerektiğinde kullanılan bir silah haline dönüştürülmüştür. Bu tehlikeye işaret edenler, farklılıklarımızı bir zenginlik olarak görüp bir arada yaşamayı savunanlar ise yok sayılmıştır. Gücü eline geçiren her odak, dayatmacı bir anlayışla ve büyük bir keyfiyet içinde toplum yaşamına müdahele ederek toplumsal barışı dinamitlemiştir.

 

Kendine Demokrat AKP İktidarı Demokrasinin En büyük Engeli...

AKP iktidarı ise sadece kendisine göre tanımlı anlaşılmaz boş bir demokrasi tarifi yapmaktadır. Özgürlük ve demokrasi denince sadece türbana özgürlük ve inanç istismarını anlayan defolu bir demokrasiye bu ülkenin ihtiyacı yoktur. Açılım adı altında yapılan yüzeysel ve içi boş düzenlemelerin gerçekte hiç bir şeyi değiştirmediği gün gibi ortadadır. Kürt sorunu dahil bugüne kadar taşınan sorunların barışçıl zeminlerde çözümü için mutabakat aranarak toplumsal barışın maniplasyonlardan etkilenmeyecek bir biçimde tesis edilmesi sağlanmalıdır. Kendi partileri kapatılırken demokrasi havarisi kesilenler, başka partiler kapatılırken alkış tutmuşlardır. Hukuk tanımazlık konusunda ise hem yerel yönetimler düzleminde hem de merkezi yönetim düzleminde yaşanılan örnekler demokrasi, hukuk ve özgürlükler konusundaki samimiyetsizliği göstermektedir.

 

IMF, DB, ABD ve AB güdümlü politikalar ile bu ülkeye demokrasi ve bağımsızlık getirmeye çalışmakla, BOP ile bölgesel jandarmalığa heveslenmekle aydınlık ve güzel bir gelecek hayaldir. Demokrasinin önündeki en büyük engel öncelikle yanlış ve yüzeysel demokrasi anlayışı ile dışa bağımlı ekonomik ve siyasal politikalardır. Halen darbe anayasası ile yönetilen ve her iktidarın sadece kendisinin rahatsız olduğu yanlarını değiştirmek istediği anayasanın, egemenlerin istekleri ile değil halkın öz gücü ve iradesi ile yeniden demokratik ve insanca yaşanabilir bir Türkiye yaratılması yolunda yapılması gerekmektedir.

 

Özelleştirmenin Foyası Ortaya Tümüyle Çıktı...

 

Ülkemizde 24 Ocak 1980 de IMF tarafından belirlenen program kararlarını hayata geçirebilmek için yapılan 12 Eylül darbesi ile temel hak ve özgürlükler rafa kaldırılarak orman kanunları geçerli hale getirilmişti. Bu koşullar altında topluma yönelik olarak  apolitikleştirme, örgütsüzleştirme ve baskı politikalarının yanında en büyük ekonomik saldırı aracı olarak da özelleştirmeler gündeme getirilmişti. Sistemin kendi çarpıklığının tüm unsurlarının yol açtığı verimsizlik, yanlış istihdam politikaları, geri teknolojik uygulamalar, liyakata değil sadakata bağlı kadrolaşma gibi olumsuzlukların tümü bizzat bu olumsuzlukların nedeni olan kesimler tarafından gerekçe gösterilerek özelleştirmeler toplumda meşrulaştırılmaya çalışıldı.

 

ANAP hükümetleri zamanında temeli oluşturulan ve ilk uygulamaları başlatılan özelleştirmeler, devamındaki hükümetler tarafından da en çarpık biçimlerde sürdürülmüştür. Yasalara rağmen yapılan bir çok özelleştirme iptal edilmesine karşın siyasi karar vericilerin isteği doğrultusunda yapılan yasal düzenlemelerle özelleştirmelerin önündeki bütün yasal engeller kaldırılarak dikensiz gül bahçesine çevrilmiştir.

 

Aynı yaklaşıma sahip AKP hükümeti de en hızlı özelleştirme uygulamalarına imza atarak yangından mal kaçırırcasına kamu mallarının yağmalanmasına aracılık etmiştir. Ancak özelleştirmeler sonrasında özelleştirme karşıtlarının yıllardır söyledikleri bir bir gerçekleşmeye başlamıştır. Kamu emekçileri ve işçileri özlük haklarını kaybetmiş, güvencesiz çalışma hayatı yaygınlaşmış, insani hak olan hizmetler ticarileştirilmiş, vatandaşlık kavramı müşteri kavramı ile yer değiştirmiş ve devlet tüccarlaştırılmıştır.

 

Buna karşılık olarak, kamusal/toplumsal mülkiyetin tanımlanması gerektiğini dile getiren alternatif bir yaklaşım Şubemizin de ciddi katkılarıyla gündeme getirilmiştir. Kamu mallarını fütursuzca yağmalayanlara, işletmeleri kapatıp işçileri sokağa atanlara, hayatın her alanını ticarileştirenlere, eğitimden sağlığa enerjiden haberleşmeye kadar mal ve hizmet sektörlerini sermayenin kar alanı olarak tanımlayanlara karşı yeni bir sesin yükseltilmesine olan gereklilik en son Tekel işçilerinin iki aydır yaşadıklarıyla ve direnişleriyle bir kez daha görülmüştür.

 

Meslek Alanlarımızda Yaşanan Sorunlar

 

Sorunların yaşandığı alanlar bunlarla sınırlı değildir. Meslek alanlarımızda da 2 yıl boyunca sıklıkla yaşanan sorunlarla karşı karşıya kaldık. Nükleer enerji konusunda kırk yıldır süren teknik kaosa bir de ihale kaosu eklenerek kamuoyu aylarca tedirgin edildi. Yarışma adını verdikleri -Türkiye‘yi kim nükleer belaya sürükleyecek yarışması olsa gerek- ihaleyi bile ellerine yüzlerine bulaştırmayı becerenlerin nükleer santral işlettiğini düşünmek ise gerçekten ürperti verici.

 

Hükümet olduğundan bu yana en güvenli ulaşım yöntemi olan demiryolu kazaları ile malul bir iktidarın nükleer santral gibi çok önemli bir işlemi de hadislere dayanarak yapma ihtimali şaka olmaktan daha yakın görünüyor. Bir nükleer santral kazası yaşanması olasılığına karşı açıklama hazırdır muhtemelen:"takdiri ilahi". İletişimden sağlığa, elektrik üretiminden dağıtıma kolay yönetilebilir teknolojik alanlardan "kamu beceremediği" için çekilenler şimdi nükleer santral teknolojisini becermeye çalışıyor.

 

Elektronik alanında haberleşme konusunda, telekulak konusunda defalarca gündeme gelen sorunlar, yok sayma anlayışının yansımaları olarak yok sayılmaya devam ediliyor. Elektronik Mühendisi üyelerimizin istihdamı ile ilgili onlarca sorun ortada duruyor, üniversitelerin bu alanda merkezi olmayan popülist müfredat düzenlemeleri ortada duruyor, meslek alanının diğer sorunları ortada duruyor. O kadar ki, sıklıkla bu sorunları EMO‘nun neden çözmediğini duymaktan da yorulduk. Yani bugüne kadar iktidara gelen siyasilerin çözüm üretme alanında hiç görünmemeleri nedeniyle toplum bu sorunların çözüm muhattabının EMO olduğunu düşünmeye başlamış bir başka deyişle iktidar boşluğu bu denli artmıştır.

 

Bilişim alanı denince bizim ülkemizde internetin yasaklanması akla gelmektedir ne yazık  ki. İnternet sayfalarını yayın gibi görme şaşkınlığı, bir zatı muhteremin başvuruları ile internet sayfalarının kapatılması komedisi, elektronik haberleşme yasasındaki düzenlemelerdeki gariplikler gerçekten zaman zaman komediyi yanlış yerlerde aradığımızı düşündürecek türden. Ülkemizin potansiyelini doğru yönde kullanacak bilim ve teknoloji politikalarının eksikliği bu sektörde de yoğun olarak hissedilmektedir.

 

TMMOB ve Odalara Saldırılar Arttırılarak Sürdürülüyor...

Bu noktada, TMMOB ve bağlı odalara zaman zaman değişik odaklardan yapılan saldırılar daha başka bir anlam kazanmaktadır. Bilimden ve halktan yana duruşu ile egemen sınıfların istediği gibi yönlendiremediği TMMOB örgütlülüğüne yönelik şimdi de denetlemeler yoluyla yeni bir saldırı gündeme gelmiştir. Bilimsel düşünceye inanan demokratik yapılanmalara karşı sistemli olarak yürütülen bu girişimler ile uydu yönetimler hedeflenmektedir.

 

EMO Ankara Şubesi de yerel yönetimlerin ve merkezi yönetimin saldırı hedefinde yer almıştır. Şubemizin emekten ve halktan yana duruşu, bilimsel bakışı, etik değerlere sahip çıkışı, örgütsel bütünlüğe olan inancı nereden gelirse gelsin bütün saldırılara rağmen inatla ayakta duracaktır. Daha önce de söylediğimiz gibi "tarihte şanlı saldırı yoktur, şanlı direniş vardır ve tarih saldıranları değil direnenleri yazar". Tıpkı Tekel işçileri gibi, tıpkı Dikmen halkı gibi, tıpkı Zonguldak madencileri gibi, tıpkı Küba halkı gibi, tıpkı Breziyadaki topraksızlar gibi, tıpkı daha niceleri gibi...

 

EMO Ankara Şubesi de Direnenlerin yanındadır

 

EMO Ankara Şubesi olarak geçtiğimiz 2 yıl boyunca Şube çalışmalarını sürdürmenin yanında TMMOB bütünselliği çerçevesinde bazı görevler de üstlendik. TMMOB Ankara IKK Sekreterliği Eylül 2008 den beri tarafımızdan yürütülmektedir. Özelleştirme Karşıtı platform Ankara Bileşenleri olarak Mayıs 2008 den beri Ankarada çok ciddi çalışmalara imza atılmıştır. Ankara Emek ve Meslek örgütleri Platformu‘nun ortaya çıkmasının yanısıra ilk 6 ay sözcülüğünü üstlendik halen bu platformun sözcülüğü Şubemiz tarafından yürütülmektedir.

 

Gerek Şube Yönetiminden gerekse diğer görevlerimizden kaynaklı olarak emek ve demokrasi mücadelesinin hep tam ortasında olduk. Tega Grevinden Tekel Direnişine kadar bütün hak arama mücadelelerine destek verdik. Bu yaklaşımın bundan sonrada da sürdürülmesi gerektiğine inanıyoruz.

Şube çalışmalarımızı yalnızca dışımızda olup bitenlerle sınırlamadık elbette. Bunu bütün üyelerimiz biliyor. Şubemizin bugün 33 yıllık birikiminden söz ediyoruz. Bu birikime çalışma dönemimiz süresince katkılarımız oldu. Şube çalışmalarımızda katılımcılığı, farklılıkların getirdiği zenginliği, üye hukukunu, örgütsel bütünlüğü, birlikte iş yapabilme arzusunu, yöntemli çalışmayı, örgütsel hafızayı hep öne çıkardık. Şube çalışma alanını Şube Binası‘na ya da Ankara‘ya sıkıştırmayıp tüm Şube coğrafyasını çalışma alanı olarak gördük. Üyelerimize kulak verdik onları dinledik, bu kanallardan gelen yaklaşımları bir potada eritip EMO Ankara Şube bütünselliğini hayata geçirdik.

 

Bu yaklaşımlarımızı etkinliklerimizi gerçekleştiriken de bir kenara bırakmadık. Bu bakış açısı ile dönem içinde gerçekleştirdiğimiz etkinliklerimiz oldukça olumlu geri dönüşler aldı. Mühendislik yaklaşımı ile kurgulanan etkinliklerimiz, akademik ve sektörel katılımın yanısıra içerik olarak da beğeni topladı. Belirli zamanlarda yaptığımız paneller ve söyleşiler ile gündemdeki konuları tartışmaya açarak, aramızdan ayrılan Cihan Kayıket, Serdar Aykın, Halil Eker, Ataman Kınış, Ali İhsan Alpaslan, Turhan Çiftçibaşı gibi değerlerimizin mücadelelerini ve anılarını yaşatmaya devam ettik. Önümüzdeki dönemlerde Kaya Nomaler, Nadir Kibar ve Serhat Özyar gibi Şubemize ve Odamıza emek vermiş dostlarımızın da anılarını yaşatan etkinliklerin yapılması gerektiğini biliyoruz.

 

Dönemsel etkinlik bağlamında EMO adına Şubemizce gerçekleştirilen Elektrik Elektronik Bilgisayar Biyomedikal Mühendisliği 13. Ulusal Kongresi ve 3.Ağ ve Bilgi Güvenliği Sempozyumu çalışmalarını, ODTÜ MD ile Kamusallık Yeniden Uluslararası Çalıştayı başarı ile gerçekleştirdik. Bu etkinliklerde bizimle birlikte çalışmaları büyük bir özveri ile yürüten ODTÜ Elektrik Elektronik Mühendisliği ve Bilgisayar Bölümü‘ne, Atılım Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü, Yazılım Mühendisliği Bölümü ve Bilişim Sistemleri Mühendisliği Bölümü‘ne, Başkent Üniversitesi Bilgisayar Mühendsiliği Bölümü‘ne ve Çankaya Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü‘ne teşekkür ederiz. Bu zor ve uzun yolculukta bir an yorulmadılar bir an bizi yalnız bırakmadılar.

 

TMMOB 40. genel Kurulunda alınan karar çerçevesinde sekreteryası EMO İstanbul Şubesi tarafından yürütülen Ücretli Çalışan ve İşsiz Mühendis Mimar Şehir Plancıları Kurultayı ile Kadın Mühendis Mimar Şehir Plancıları Kurultayında Ankara Bölge çalışması çerçevesinde TMMOB Ankara IKK adına çalışmalara katılan IKK Ankara Bileşenlerine de teşekkür ediyoruz. Gene dönem içinde Yapı Denetim Forumu‘nu birlikte gerçekleştirdiğimiz İMO, MMO ve MO Ankara Şubelerine teşekkür ederiz.

Bütün bu çalışmaları hep birlikte omuz omuza gerçekleştirdik. İki yıllık çalışma döneminde yapılan etkinlikler sadece Şube Yönetiminin değil bir bütün olarak EMO Ankara Şubesinin eseridir. Bu esere katkı veren herkese teşekkür ederiz. EMO Ankara Şubesini geleceğe taşıyacak olan her adıma ve her anlayışa bu örgütün ihtiyacı vardır. Bu adımları uyum içinde hepbirlikte atabilirsek örgütsel gücümüz daha da artacaktır.

 

Bu doğrultuda atımlarımızı hep birlikte atacağımız, ozanın deyişiyle "Hep bir ağızdan türkü söyleyip / hep beraber sulardan çekmek ağı, / demiri oya gibi işleyip hep beraber, / hep beraber sürebilmek toprağı, / ballı incirleri hep beraber yiyebilmek, / yârin yanağından gayrı her şeyde / her yerde / hep beraber! / diyebilmek / için",  "o güzel günlere varmak için" hep birlikte çıktığımız yolculuğumuzda hepimize başarılar ve güneşli günler dileriz.

 

TMMOB Elektrik Mühendisleri Odası

Ankara Şubesi 19. Dönem Yönetim Kurulu