Tüm Haberlere Dön
RAMAZAN PEKTAŞ, KANAL B’DE NÜKLEER SANTRALLERİ DEĞERLENDİRDİ
Haberler Ankara

RAMAZAN PEKTAŞ, KANAL B’DE NÜKLEER SANTRALLERİ DEĞERLENDİRDİ

Kanal B’de 27 Nisan 2009 Pazartesi günü yayınlanan “Güncel” programına telefon bağlantısı ile katılan EMO Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Ramazan Pektaş “Çernobil nükleer felaketi, Türkiye’de kurulmak istenen nükleer santraller ve TAEK önünde bu pazar yapılan eylemi” değerlendirdi.

Çernobil‘de yaşanan insanlık dramının çok daha büyük boyutlarda olduğunun altını çizen Pektaş şunları söyledi, "Çernobil‘de kazadan sonraki ilk aşamada dünya kamuoyuna çok az ölü sayısı bildirildi, daha sonra ölü sayısı binleri buldu. Kazanın üzerinden 23 yıl geçti hem Çernobil ve civarında hem de bulutlardan etkilenen yörelerde ciddi kanser oranlarında artışlar gözlendi. Karadeniz kıyılarımız buradan ciddi olarak etkilendiği yapılan çalışmalarda ortaya çıkmıştı. Sayın Sağlık Bakanı ‘kanser artış oranı diğer bölgelerdeki artıştan çok farklı değil‘ demişti. Bu bir başka şeyin daha itirafıdır. 1986 sonrasında sadece Kardeniz‘de değil diğer bölgelerde de kanser oranlarında artış yaşanmıştır. Çaydan, fındıktan dolayı kanser artışı yaşanmaktadır."

"Türkiye‘de nükleer santral kurulma çalışmalarını kaygı ile izliyoruz"

Türkiye‘de şu anda nükleer santral kurulmasına yönelik çalışmaları meslek Odaları olarak kaygıyla izlediklerini ve 40 yıldır da kaygı ile izlediklerini belirten Ramazan Pektaş sözlerini şöyle sürdürdü, " Bu tartışmaların ilk çıkış noktasına itiraz etmek gerekiyor. İnsanların kaynakları kıt değil, ihtiyaçları da sonsuz değil. İhtiyaçlarla kaynakları en makul şekilde birbirine eşitlemezsek kaynaklar yetmez ihtiyaçlar da bitmez.  Nükleer santrallerin nesi iyi derseniz iyi hiçbir şeyini söyleyemem. Kuruluşu, işletmesi pahalıdır. Ürettiği elektrik pahalıdır. Geçen yılın sonlarında yapılan ihalede elektriğin sisteme 21.4 Cent‘ten verilmesi teklif edildi.Biz şu anda elektriği 19-20 kuruşa alıyoruz. Bunun üzerine kayıpları, işletme, dağıtım, iletim masraflarını koyduğumuzda ortaya çıkan masraf bu. Çıkıştaki üretimi 5-7 Cent civarında. Bize gelene kadar 20 kuruşlara geliyor. Eğer nükleer santrallerden 21.4 Centle girdi ile sisteme girmeye başlarsa, iletim dağıtım işletmesi ve kayıpları, işletme kârları konduğunda halkın tüketimine 50-60 kuruşlara varacak rakam ortaya çıkacaktır.Bu ne demektir; nükleer söylendiği gibi ucuz değildir. Nükleer tehlikelidir. İlk önce ABD‘de Three Miles Island nükleer santralinde kaza yaşanmıştır. Bu kazanın gerçek etkileri toplumdan gizlenmekte, ancak Çernobil gizlenememiştir. Japonya‘da deprem sonrası sadece bir santralde 50 tane rapor edilmesi gereken kaza ortaya çıkmıştı. İngilterde‘de, İsveç‘te Kanada‘daki bu santraller problemli işletmelerdir. Bu kadar tehlikeli olmasaydı Ermenistan ve Bulgaristan‘ta eski teknoloji ve tehlikeli santrallerin sızıntı yayıp yapmadığını saptamaya dair sensörler yerleştirmezdi. Bu santrallerin yakınlarına konulan sensörler nükleer santrallerin tehlikeli olduğunu göstermektedir. Atık sorunu var bu sorun henüz çözülememiştir. Şu anda çözüleceğine dair umut ışığı yoktur. Santrallerden çıkan radyoaktif atıklar belli havuzlarda bekletilmekte. Nükleer santraller ömürleri tükendiğinde vidasına kadar nükleer atık olacak ve doğadan izole edilmesi gerekecek."

"Nükleer santral yakıtları sonsuz rezervler değil"

Santrallerin reaktöründe kullanılan yakıt çubuklarının doğadan alınan radyoaktif maddelerden elde edildiğini vurgulayan Pektaş şunları kaydetti, "Nükleer yakıtlar konusunda dışa bağımlıyız. Başka ülkelerin yasalarından tercüme edilmiş nükleer santral yasası yürürlükte. Yakıt çubuklarının zenginleştirilmesi, işletilmesi her anlamda bağımlı bir teknoloji. Nükleer santrallerin gereksiz bir girişim olduğunu düşünüyoruz. Nükleer santraller bir gereklilik değil siyasi bir tercihtir doğru bir siyasi tercih olmadığını düşünüyoruz. Nükleer ihaleye giren firmanın kârdan yüzde 10 payı Bakanlığa vermeyi düşündüğünü basından okuduk. Bu da bir rüşvet aslında. Bununla ilgili çok daha net ifade daha öncesi hükümetlerden bir başbakan yardımcısının nükleer firmaların masraflarını ödemek şeklinde teklifi olmuştu ve ciddi tepkilerle karşılaşmıştı. Bu aslında siyasetin ve bürokrasinin değişik kademelerine yansıyan kirin ödenmesi teklifiydi. Nükleer santralin temiz teknoloji olduğunu hiçbir açıdan söylemek mümkün değil. Bütün olumsuzluklara karşı bizim kendi yöntemlerimizle çözümümüzü bulmamız mümkün bunun alternatifi mümkün."

Nükleer santral girişimlerine karşı Mersin Akkuyu‘da başlayan ve Sinop‘ta devam eden halk mücadelesi konusunda da bilgi veren Ramazan Pektaş sözlerini söyle tamamladı, " Nükleer santraller gündemde olduğu sürece Türkiye‘de kamuoyu buna tepki vermiştir. Öncelikle Mersin Akkuyu‘da santral kurma tartışmaları ile başladı. Son yıllarda özellikle Sinop‘ta nükleer santralın gündeme gelmesiyle eylemlilikler Sinop‘tan da ciddi destek görmüştür. 29 Nisan 2006 yılında Sinop‘taki mitinge Ankara‘dan 400-500 kişi katılmıştık. Görmüştük ki Sinop halkı yüzde 90 oranında nükleer santrallere karşı. Sinoplular nükleer santralin kendilerinden neler götüreceğini biliyorlar. Buna karşı her fırsatta sözlerini söylüyorlar.

Nükleer santrali isteyenler belli, siyasi tercihi yapanlar istemekte ve buradan nemalanma beklemekte. Onun dışında geniş halk yığını nükleer santrali istememekte.

Bütün toplum olarak şunu söylememiz lazım ne Sinop‘ta ne de dünyanın başka bir yerinde nükleer santral olmasın, insanlar nükleer kazalardaki sızıntılardan ölmesin. Bu iyi şeye herkesin sahip çıkmasını istiyorum. Ne enerji için ne silah için nükleer santrale ihtiyacımız yok. Sadece sağlık alanı tıp dışında nükleer ile bizim uzaktan yakından ilgimiz olmamalı."