Nükleer santral konusu, ülkenin enerji gereksiniminden bağımsız olarak, belli kesimlerin "ideolojik dayatması" şeklinde yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Bugüne kadar yasadan, yönetmeliğe, teknoloji seçiminden, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) ölçütlerine kadar nükleer santral kurulmasına yönelik her aşama, "ciddiyetsizlik, duyarsızlık, geniş toplum kesimlerini yok sayma" anlayışıyla sürdürülmüştür. Nükleer santral kurma inadı, "Bizim de olsun, biz de isteriz" anlayışıyla çocuk oyununa dönüştürülmüştür. Bölgemizdeki son gelişmeler, Türkiyedeki nükleer santralların sadece enerji amacıyla kullanılmayacağı, nükleer silaha sahip olma gibi tehlikeli bir niyetin de var olduğunu göstermektedir. Oynanan oyun, kuralları küresel güçler tarafından belirlenmiş nükleer ve enerji pazarında Türkiyenin de piyon yapılmasından ibarettir. Farkında olunması gereken şudur ki, insanların hayatları, gelecekleri üzerinden rulet döndürülmektedir. Oyunun kazananları ve kaybedenleri başından bellidir.
Dünyada 30 yıldır nükleer rönesans yaşanacağından söz edilmektedir. Beklenen rönesans bugüne kadar gerçekleşmemiş ve gerçekleşmeyecektir. Finlandiya örneğinin gösterdiği gibi nükleer santral inşaat maliyetleri öngörülenin 6 katı artmış durumdadır. Nükleer santralın pahalı bir seçenek olduğu artık bilimsel ve ekonomik çevreler tarafından da kabul edilmekte, ülkemizde yapılmak istenen 3. nesil teknolojinin de sözde fiyat avantajının dahi ortadan kaybolduğu bilinmektedir.
Nükleer enerji ile ucuz elektrik üretimi sağlanacağı bir hayaldir. Ülkemizde elektriğin ucuz kullanılması isteniyorsa, kamu yatırımlarının önünün açılması, ülke potansiyelinin değerlendirilmesi; hidrolik kaynaklarımızın, rüzgar ve güneş enerjisinin, kömür rezervlerimizin çevreye duyarlı yaklaşımlar içerisinde dikkate alınması gerekmektedir. Türkiyenin linyit potansiyelini değerlendirme oranı yüzde 40, hidrolik potansiyeli değerlendirme oranı ise yüzde 30lar düzeyindedir. Yani ülkemizin değerlendirebileceği kaynaklarının mevcut olduğu resmi rakamlarla ortadadır. Bu hükümet döneminde yapılan rüzgar atlası çalışmasıyla da 48 bin megavatlık ülke potansiyeli hesaplanmıştır. Tüm bu veriler ortada dururken, nükleer enerji gerekliliğinin açıklanması mümkün değildir.
Ülkemizin bugün elektrik enerjisi sıkıntısı yaşadığı bir gerçektir. Ancak nükleer santralların kurulmaması bunun nedeni olmadığı gibi, sorunun çözümü de nükleer santral yolundan geçmemektedir. Temel neden, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Yasasının yürürlüğe sokulduğu 2002 yılından bu yana kamuya yatırım yaptırılmamasıdır. Özel sektör yatırım yapmak için alım garantileri, fiyat garantileri, vergi teşvikleri, bedava yer tahsisleri, pahalı fiyattan elektriği satış olanağı istemektedir. Bu durum nükleer santrallar için de geçerlidir.
Kaldı ki artık dünya enerji tüketiminde enerji yoğunluğunun azaltılması, verimlilik ve tasarruf gibi kavramlar öne çıkmaktadır. Piyasacı anlayışlar dışında, zamlı tasarruf dayatmalarının ötesinde kamu yararıyla enerji verimliliğinin ele alınması ülke enerji sorunlarının çözümüne katkı sağlayabilecektir.
Bugün nükleer tehdit her zamankinden çok daha yakından hissedilmektedir. 1968den bu yana iktidarlarca hayata geçirilemeyen bu ölüm projesinde artık çok önemli bir eşiğe gelinmiş bulunuyor. Mersin/Akkuyuda yapılması planlanan nükleer santral için teklifler toplanıyor. 24 Eylül 2008 tarihinde yapılacak ihale ile firma seçimi gerçekleştirilerek, nükleer santral yapımına başlanması hedefleniyor. Tehlike çok daha yakınımızda...
Dünyada kurulu nükleer santralların yarattığı tehlikelere çok yakın zamanda yeniden tanık olduk. Ülkemiz gibi önemli deprem kuşağında yer alan Japonyadaki dünyanın en büyük nükleer santralı Kashiwazaki Kariwada Temmuz 2007de meydana gelen depremler sonucunda; yangın çıktı, nükleer sızıntı oluştu, radyoaktif radyasyona maruz kalan soğutma suyu denize karıştı. Tıpkı bugüne kadar gerçekleşen kazalarda olduğu gibi işletmeci şirket bu durumu önce halktan gizledi, sonra da reaktörün faaliyetini durdurdu.
Mayıs 2008de Çinde deprem sonrası meydana gelebilecek nükleer sızıntı tehlikesi baş gösterdi. Depremden sonra, 15 radyoaktif maddenin teknisyenlerin hala giremediği yıkıntıların altında gömülü olduğu açıklandı.
Nükleer santrallarda sadece depremler nedeniyle tehdit ortaya çıkmıyor. Nükleer tesisler faaliyetleri süresince de tehlike saçıyorlar. Fransız nükleer güvenlik ajansı ASN, 7 Temmuz 2008 tarihinde Triscastin nükleer tesisinde, uranyum içeren 30 metreküplük bir sıvının yayıldığını doğruladı. Nehirler kirletildi, sudaki radyoaktivite düzeyi standartlardan 1000 kat daha fazlaya çıktı. Suyun kullanımı yasaklandı.
Bu son sızıntı da göstermiştir ki, nükleer santralların güvenli olduğu söylemi inandırıcı olmaktan uzaktır. Nükleer santralların yöre halkı başta olmak üzere tüm çevre için ne derecede ciddi riskler taşıdığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Henüz kimyasal atık sorununu dahi kontrol edemeyen, Başkentte herkesin gözleri önünde halkına ağır metallerle kirletilmiş arsenikli suyu veren, tersanelerinde yaşanan işçi ölümlerini önleyemeyen; kısaca insan hayatına ne denli önem verdiğini gösteren bir sistemde güvenli diye pazarlanan nükleer santralların felaket yaratması asla sürpriz olmayacaktır.
Diğer taraftan Türkiye kendi nükleer atıkları yanı sıra başka ülkelerin de atık deposu olma tehdidiyle karşı karşıya bulunuyor. Dünyanın bir çok ülkesinde ilk yatırım ve işletim maliyetleri çok yüksek, 35-40 yıllık ekonomik ömürleri boyunca sıkça arıza ve güvenlik sorunları yaşayan, atık sorunlarına çözüm bulunamayan bu pahalı enerji üretiminden vazgeçerken Türkiyede nükleer santral kurulamaz.
AKP Hükümetini, nükleer maceradan biran önce vazgeçerek, insan ve doğaya duyarlı "yerli-yeni-yenilenebilir" temiz enerji kaynaklarına yönelmeye, ülkenin öz kaynaklarını kamusal hizmet anlayışı içinde, merkezi ve bütüncül bir planlama kapsamında değerlendirmeye, özelleştirme uygulamalarına derhal son vermeye ve nükleer santral ihalesini iptal etmeye çağırıyoruz.
Nükleer santrala karşı sesimizi duyurmak için 22 Temmuz 2006 yılında düzenlediğimiz Nükleersiz Yaşam Şenliğinde yitirdiğimiz Jeoloji Mühendisliği öğrencisi Soner Balta, kardeşi Öner Balta ve Makine Mühendisliği öğrencisi Güneş Korkmazın idealleri ve umutları, nükleer karşıtı mücadelede yaşatılacaktır.
Üç gencimizin anısına Ankara ve Sinopta düzenleyeceğimiz program ve çeşitli etkinliklere tüm halkımız davetlidir.
NÜKLEER KARŞITI PLATFORM
22.07.2008
ANMA PROGRAMI
ANKARA
22 Temmuz 2008
Basın Açıklaması (Enerji Bakanlığı Önü)
Saat: 12.30
Toplanma Yeri: Anıttepe/Anıtpark
Toplanma Saati: 12.00
Mezarlık Anması
Saat: 17.00
Hareket Yeri: Jeoloji Mühendisleri Odası Önü (Bayındır Sokak No: 7/7 Yenişehir/ANKARA)
Hareket Saati: 16.00
Sinevizyon Gösterisi
Söyleşi
"Nükleer Santrallar ve Yaşam Hakkı"
Saat: 19.00
Yer: Elektrik Mühendisleri Odası
(Ihlamur Sokak No:10 Yenişehir/ANKARA)
23 Temmuz 2008
Film Gösterimi
Saat: 18.30
Yer: Jeoloji Mühendisleri Odası Eğitim ve Kültür Merkezi (Bayındır Sokak 7/11 Yenişehir/ANKARA)
22-25 Temmuz 2008
Fotoğraf - Karikatür Sergisi ve Film Gösterimi
Yer: Mimarlar Odası Önü - Yüksel Caddesi
SİNOP
26 Temmuz 2008
Basın Açıklaması ve Denize Karanfil Bırakma
Şiir/Müzik Dinletisi