Öğleden önce gerçekleştirilen oturumların yanında "Medikal Alanlarda Elektriksel Güvenlik, Kalibrasyon Altyapısı ve Kalite Uygulamaları" başlıklı bir de çalıştay gerçekleştirildi. Programda çalıştay yöneticisi olarak belirtilen Prof. Dr. Turhan Çiftçibaşı geçirdiği rahatsızlığından dolayı kongreye katılamazken, çalıştayı Çiftçibaşı‘nın yerine Başkent Üniversitesi Öğretim Görevlisi Derya Yılmaz yaptı. Çalıştayda; Başkent Üniversitesi‘nden Arif Koçoğlu "Medikal Tesislerde Elektriksel Güvenlik" yine Başkent Üniversitesi‘nden Onur Koçak "Medikal Cihazlarda Elektriksel Güvenlik ve Kalibrasyon Altyapısı" başlıklı sunumlarını gerçekleştirdiler. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Seval Akgün‘ün hazırladığı "Tıbbi Tesislerde Kalite Uygulamaları" başlıklı sunumu ise Prof. Dr. Seval Akgün‘ün yerine Derya Yılmaz gerçekleştirdi.
Öğleden sonra ise "İşaret İşleme", "Sistemler/ Kontrol/ Denetim", "Elektromagnetik Alanlar ve Enerji Sistemleri" başlıklı oturumlara devam edildi. Öğleden sonra gerçekleştirilen oturumların ardından "EEBB Mühendislikleri Geleceği" başlıklı panel gerçekleştirildi.
"EEBB Mühendisliği Geleceği" Paneli Yapıldı.
12. EEBBM Kongresi kapsamında gerçekleştirilen paneller 2007 yılı içinde EMO Ankara Şubesi‘nin yitirdiği üyelerine ithaf edildi. Bu bağlamda son gün gerçekleştirilen "EEBB Mühendisliği Geleceği" başlıklı panel Prof. Dr. Merih Büyükdura, Prof. Dr. Veysel Silindir ve Cengiz Kıratlı‘ya ithaf edildi. Panelin yöneticiliğini EMO Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Mazmanoğlu yaparken Prof. Dr. Yorgo Istefanopulos, Prof. Dr. Volkan Atalay ve Ali Yiğit panelist olarak katıldılar.
Panelin açılış konuşmasını yapan Mehmet Mazmanoğlu, genel olarak bu dört mühendislik alanına mensup olanların çalışma alanları ile ilgili bilgilendirme yaptı.
Panelde ilk sözü ayan Prof. Dr. Yorgo Istefanopulos Elektrik, Elektronik, Bilgisayar ve Biyomedikal Mühendisliği alanlarının iç içe geçmiş bir biçimde olduğunu belirtti. Elektronik deyince akla entegre devre tasarımı geldiğini söyleyen Istefanopulos, "Üzülerek söylüyorum ki Türkiye‘de üretim yok. Yapılacak tek şey tasarımı yapmak. Farklı tasarımlar yapabilecek düzeyde yeteneklerimiz var. Beyin göçümüz fazla Türkiye bu gücü kullanabilir, burada büyük bir gelecek var eğer varlığımızı oluşturabilirsek" dedi. Genel olarak Elektrik, elektronik, Bilgisayar ve Biyomedikal Mühendisliklerinin hangi yönlere doğru geliştiği ve yeni teknolojiler hakkında bilgi veren Istefanopulos, Türkiye‘nin gerekli hamleleri yaptığı taktirde üretimde uluslar arası seviyeye ulaşabileceğini kaydetti.
Istefanopulos‘un ardından söz alan Prof. Dr. Volkan Atalay yakın geçmişte yaşanan ağ bağlantılarının, depolamanın ve akıllı tasarımların artması gibi gelişmelerle bilgisayarların toplumun kültürü de dahil olmak üzere her kademesini etkilediğini belirten Atalay, "Bilgisayar bilimleri Matematik biliminin 17. yüzyılda oynadığı rolü oynuyor, bir nevi yeni matematik diyebiliriz" dedi. Atalay, Türkiye‘deki en büyük yatırım gücünün savunma sanayinde olduğunu ve Savunma Bakanlığı‘nın aldığı Yazılımın Ulusallaşması kararı ile çok fazla yazılım şirketinin oluştuğunu söyledi. Bilgisayar mühendisliği alanında verilen eğitimin iş yaşamına dair bilgileri içermediğini bildiren Atalay, Sosyal Bilimler, İşletme, Bilgisayar Mühendisliği bilim dallarının karması olan Servis Mühendisliği alanının oluşturulması ve bu alanda eleman yetiştirilmesi gerektiğini söyledi. Konuşmasında inovasyonun önemine dikkat çekin Atalay, "Bilgisayar ile ilgili bilgiye herkesin ihtiyacı var, bu çok erken yaşlarda verilmeli" diyerek konuşmasını bitirdi.
Panelin son konuşmacısı Ali Yiğit ise daha çok eğitim sisteminin sorunları ve Elektrik, Elektronik, Bilgisayar ve Biyomedikal Mühendisliği alanlarında okuyan öğrencilerin unvan problemleri ile ilgili konuştu. Devletin sosyal yönünün tasfiye edilmesi ile diğer; sağlık, sosyal güvenlik, enerji, haberleşme vb temel hizmet alanlarının da yeniden yapılandırıldığını söyleyen Yiğit, "Yani; eğitim özelleştirilmiş ve ticarileştirilmiştir. Bundan salt özel üniversitelerin kurulmasını anlamamak gerekiyor. Kamu üniversiteleri de katkı payları, vb benzeri uygulamalarla ticarileşmektedir" dedi. Bölgesel ve ülke ölçeğindeki gelir dağılımının eşitsizliğine dikkat çeken Yiğit, "Özellikle düşük gelir grubundaki insanların yeterli ve istedikleri eğitimi almaları konusunda ciddi bir engeldir. Böylesi bir süreç; eğitim hakkının kullanılması -yani eğitim hakkı- konusunda eşitsizlikler yaratmaktadır. Üniversite öncesi eğitimde (lise eğitiminde) yeterli okul ve öğretmen yoktur. Yani eğitim olanağı yakalansa bile bu eğitimin yeterli ve üniversiteye taşıyacak nitelikte olduğu söylenemez" diye konuştu.
Tüm bu sorunların dersanecilik sektörünü oluşturduğunu ve eğitimin ticarileştirildiğini belirten Yiğit, "Eğitimin ticarileştirilmesi durdurulmalıdır. Üniversite öncesi eğitim herkesin ulaşabileceği, yeterli ve nitelikli düzeyde merkezi yönetim tarafından sağlanmalıdır. Yani; sosyal devlet yeniden kurulmalıdır" dedi.
Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK)‘nun anti demokratik bir yapısı olduğunun ve Türkiye7de bilimsel özerkliğin olmadığının altını çizen Yiğit, YÖK‘ün lağvedilmelisi gerektiğini ve bunun yerine üniversitedeki tüm tarafların kendi demokratik süreçlerini işleterek belirledikleri temsilcilerinden oluşan ve içinde öğrenci temsilcilerini de barındıran Üniversite Konseyleri‘nin oluşturulması gerektiğini savundu.
Bilindiği gibi YÖK‘ün 2005 yılından itibaren mühendislik fakültelerinden lisans düzeyinde mezun olanların diplomalarına mühendislik unvanı yazılmaması sadece ilgili eğitimi aldığına ilişkin bir ibare yazılması ve ilgili unvanın meslek odaları tarafından verilmesi konusunda aldığı kararın doğruluğu yanlışlığından öte yasal dayanağı olmadığını dile getiren Yiğit, "Karar, 3458 sayılı Mühendislik ve Mimarlık Hakkındaki Yasa‘ya aykırıdır. 3458 sayılı Yasa‘nın 5. Maddesi ilgili bölümden mezun olanlara mühendis unvanlı diploma verileceğini tanımlamaktadır. Yani YÖK‘ün kararı yeni bir yasa ile desteklenmedikçe hukuken geçerli değildir" diye konuştu. Yiğit, YÖK‘ün bu karar ile "Benim üniversitelerimden mezun olanlar eşit değil. Bunları eşitlemek için de çaba içerisine girmeyeceğim ve unvan yazarak hepsini eşit yapmak istemiyorum" dediğini belirtti.
Mühendislik alanının önemli sorunlarından biri olan "Yetkin Mühendislik" konusuna da konuşmasında yer veren Yiğit, "Konu ‘yetkinlik, yeterlilik vb‘ iyidir veya kötüdür tartışması değildir. Konu bu eksende tartışılırsa sanki yetkin olmak kötü bir şey gibi algılanır. Oysa ‘yetkinlik‘ tartışmasının neye hizmet ettiği ve kimin çıkarına olduğu üstünden tartışırsak doğru noktada duruyoruz demektir" dedi.
"Yetkinlik tartışmasının küreselleşmenin kurumsal ayaklarından biri ve ülkemiz mühendis ve mimarları aleyhine işleyen bir süreç olduğu gerçeğinden hareket edersek yetkin mühendisliğe karşı oluruz" diyen Yiğit, "Yetkinlik, akreditasyon, uzmanlık, toplam kalite yönetimi, ISO vb tartışmaları ivedilikle sonlandırmalıdır. Sorun eğitim sistemindeki eşitsizliklerden kaynaklanmaktadır. Eğitim sistemimiz ülke gerçekliğinden ve istihdamdan kopuktur..." dedi.
Ali Yiğit "TMMOB‘yi tüm mühendis ve mimarların dayanışma ve mücadele örgütü olarak görüyorsak; YÖK‘ün 2005 yılında almış olduğu karar küreselleşmeye hizmet etmektedir, iptali doğrultusunda çalışma yapılması gerekir, TMMOB, küreselleşme adı altında sürdürülen tüm uygulamaların bizim gibi az gelişmiş ülkelerin aleyhine ve emperyalist ülkelerin lehine işleyen bir süreç olduğunu ilan etmeli ve bu uygulamalara karşı toplu bir karşı koyuşu örgütlemelidir. Ancak böylesi bir tavır 1970‘lerden beri gelen devrimci TMMOB geleneğinin sürdürülmesi anlamına gelir. Bize yakışanı da budur." diye konuştu.