İç Anadolu Bölgesi Enerji üretim ve tüketim politikalarının ortaya koyulduğu, mevcut sorunların irdelendiği, sorunlara çözüm önerilerinin getirilmesi ve bölgeye yönelik enerji politikalarının oluşturulması amacıyla ilgili kurum ve kuruluşlarına tartışma ortamı yaratan İÇEF enerjinin planlanması, üretimi, iletimi, dağıtımı, tüketimi gibi çok temel yanlarının ele alınmasının yanı sıra, özellikle geleceğe yönelik beklentilerin de dile getirileceği, kamu kurumları, üniversiteler, meslek örgütleri, sektör firmaları ve diğer kişileri kapsayacak ve 8 alt forumun toplamını içeriyor.
Enerjinin planlanması, üretimi, iletimi, dağıtımı, tüketimi gibi çok temel yanlarının ele alınmasının yanı sıra, özellikle geleceğe yönelik beklentilerin de dile getirileceği, kamu kurumları, üniversiteler, meslek örgütleri, sektör firmaları ve diğer kişileri kapsayacak ve 8 alt forumun toplamını içeren İÇEF‘in açılış konuşmalarını sırasıyla EMO Nevşehir İl Temsilcisi Hamit Yılmaz Kara. EMO Ankara Şubesi Y.K Başkanı Ramazan Pektaş ve Nevşehir Valisi M. Asım Hacımustafooğlu yaptı.
EMO Ankara Şubesi Y.K Başkanı Ramazan Pektaş‘ın açılış konuşmasının tam metni aşağıdadır.
"Sayın Valim, Sayın Belediye Başkanım, Sayın Vekilim, Değerli konuklar, Değerli Meslektaşlarım, Değerli Basın Emekçileri, hepinizi EMO Ankara Şubesi adına saygıyla selamlıyorum. Forumumuza hoş geldiniz!
24 Şubat 2007 tarihinde Ankara‘da başlayan İÇEF (İÇ ANADOLU BÖLGESİ ENERJİ FORUMU) yerel forumları süresince, 8 yerelde forum düzenledik: Ankara, Eskişehir, Konya, Aksaray, Sivas, Kayseri, Kastamonu ve Erzurum. Enerjiyi, özellikle yerel unsurları ile ele alan bu tartışma ortamlarında, enerji üretimi, tüketimi, dağıtımı, işletmesi, çevre ve sağlık ilişkisi, doğal gaz, enerji ve tarım ilişkisi, özelleştirme, enerji kalitesi ve verimliliği, istihdam, yenilenebilir kaynaklar, biyoenerji gibi konuları tartıştık. Forumlardan oluşan forum diye tanımladığımız İÇEF, kurgu olarak tabandan tavana yapılan bir çalışma oldu. Özellikle yerellerdeki temsilcilik çalışmalarının yeni bir anlayışla yeniden yapılandırıldığı bu yaklaşım, kendini forumlar süresince kanıtlamıştır.
Yerel forumlar süresince yaklaşık 7.500 km yol gittik, hazırlık çalışmaları ile birlikte 10.000 km yani dünyanın çevresinin dörtte biri kadar yol gittik, ülkemiz coğrafyasının %28‘ine yönelik tartışmalar yürüttük, bu coğrafyada ülkemiz nüfusunun yaklaşık %21-22‘si yaşamaktadır. İÇEF yerel forumları 15 il, 17 temsilciliği kapsayan bir bölgesel çalışma niteliğinde olup, bugün ve önümüzdeki iki gün, bu 15 ilimize yönelik analizler ve öneriler üzerinden olduğu kadar ülke geneli üzerinden de tartışmalar yapılacaktır.
Enerji; en temel tanımıyla, vardan yok olmayan, yoktan var olmayan ama dönüşebilen, iş yapabilme gücüdür. Bu dönüşüm biz mühendisler için teknik anlamda bir dönüşümdür; yani, enerjiyi, ısıya, ışığa, harekete vb. dönüştürürüz. Ama bazıları dönüşüm deyince enerjiyi, güce ve ranta dönüştürmeyi algılamaktadır. Bunun örneklerini on yıllardır görmekteyiz, sanayi devrimi ile birlikte artan bu teknik olmayan dönüştürme hevesi bugün kendini en vahşi biçimlerde savaş olarak göstermektedir. Kömürün taş ile değiştirilmesiyle başlayan süreç sonunda, bugün enerji Afganistan‘da, Irak‘ta olduğu gibi insanların kanı, canı pahasına varillerle, borularla uzak mesafelere taşınıyor. Demokrasi götürme ve kitle imha silahlarından arındırma adı altında yapılan saldırı ile gerçekten kitlesel imha yöntemleri uygulanmış, 700.000 den fazla insan ölmüş ve halen ölmeye devam etmektedir. Bu ölümler ne uğrunadır aslında, yerin birkaç metre altında yatan dünyanın en zengin ve en ucuza çıkarılan petrol yatakları uğrunadır.
Enerji; ekonomik, ekolojik, yerel, kaliteli, sürekli, güvenilir olmalıdır.
Dünyada enerji bu biçimiyle gündeme gelirken ülkemizde ise, beyaz enerji yolsuzluğu, AKTAŞ hukuksuzluğu, Yİ-YİD‘ler, nükleer maceralar, özelleştirmeler, erke dönergeci, petrol yasaları, 1 YTL‘ye mazot ile gündeme geliyor. Bunların hepsi başlı başına bir uzun konu ama ucuz mazot vaadi konusundaki yarışa bakınca ülkemizi yönetmeye aday olanların enerji konusundaki aymazlıklarının devam ettiğine üzülerek tanık oluyoruz. Çevremizi fosil yakıtlarla daha fazla kirletmeyi öneren bu yaklaşımların karşısında, temiz ve tükenmez, yani yenilenebilir enerji kaynaklarını ısrarla ve ısrarla hatırlamak/hatırlatmak gerekiyor. Fosil yakıtlar dünyamızı kirletmektedir, ne kadar fazla fosil yakıt kullanılırsa dünyamız o kadar fazla kirlenmektedir üstelik, bu yakıtlar günün birinde mutlaka biteceklerdir ve enerji dönüşüm maliyetleri yüksektir. Bu kirli enerji yerine, yenilenebilir kaynakların gündeme getirilmesi, çevresel etkilerin en aza indirilmesi gerekmektedir. Bu yaklaşım sahiplerinin enerji bağımlılığımızı sürdüreceklerinin de itiraf ettiklerini görüyoruz.
Enerjide bir başka kanayan yara taşeronlaştırmalar, özelleştirmeler ve özelleştirme girişimleridir. Özellikle elektrik ve doğal gaz alanlarının özelleştirilmesi girişimleri enerjiye nasıl bakıldığının somut göstergeleridir. Kamusal ve insani bir hak olduğunu düşündüğümüz enerjinin bir ticari meta olarak algılandığının işareti olan bu yapılanmalar ve yaklaşımların, sektörde daha tümüyle özelleştirme yokken geçtiğimiz yıl elektrik sistemini nasıl sabote ettiğini yaşadık. Sektörün tümüyle sermaye kuruluşlarının kar güdüsü ve insafına terk edilmesi durumunda yaşanacaklar bellidir, neler olacağını bilmek için medyum olmak gerekmez. Özellikle sisteme taşeronlaştırma yoluyla giren olumsuz etkilerin mağdurları abonelerdir. Biz, şirketleştirilen kamu kuruluşlarının aboneleri ısrarla müşteri olarak tanımlaması konusundaki düşüncelerimizi defalarca belirttik, bunu söylemeye de devam edeceğiz.
Bir başka sorunumuz da sıklıkla gündem yapılan nükleer santral dayatması. Bütün dünya vazgeçerken nükleer santrallere duyulan ilginin teknik gerekçeleri olması mümkün değil. Bugün artık herkes biliyor ki, nükleer santral tercihi teknik bir tercih ya da zorunluluk değil, siyasi bir tercih ve muhtemel nemalanma beklentisi. Riskleri, yüksek maliyetleri, dışa bağımlılığı, yıllar süren yapım aşaması, yüksek işletme maliyetleri, atık sorunu, çevresel etkileri gibi teknik analizlerle yanlışlığı ortada olan bir maceranın, yakın zamanda, enerji gereksinimimize bir çözüm olamayacağını bilmemek ise açıklanabilir değildir.
Doğal gaz alanının da Anadolu‘nun birçok kentinde daha baştan özel sektör insafına ve kar hevesine terk edilmesi, bu sektörün halkın yararı ve çıkarı açısından kurgulanmasının önündeki en büyük engel olduğuna inanıyoruz. Yıllardır odamızın dile getirdiği enerjinin kamusallığı yaklaşımına zıt olan yaklaşımların kar odaklı uygulamaları ile, sektörü elinde bulunduranların bir süre sonra karşı konulmaz güçler elde etmesi büyük olasılıktır. Mevcut durumda da doğal gaz sektöründe sınırlı sayıda kentte dağıtım yapabilen özel sermaye kuruluşları, bunu holding çatısı altında toplanarak aşmışlar ve oldukça geniş bir coğrafyada dağıtım ihalelerini alarak bölgesel tekel oluşturmuşlardır. Gerek elektrik gerekse doğal gaz dağıtımında rekabet söz konusu değildir. Hele ki, bazı üretim anlaşmalarında var olan alım garantisi daha baştan rekabet gelecek, fiyatlar düşecek, kalite artacak diyenlerin sözlerine ne kadar güvenilebileceğini göstermiştir..
Fosil yakıtlar ve nükleerde bunlar olurken, madalyonun diğer yüzünde yani yenilenebilir enerji kaynakları cephesinde ise eller aya biz yaya durumundayız. Hem de, güneş, rüzgar, jeotermal gibi temiz ve tükenmez kaynaklar açısından sahip olduğumuz potansiyelin büyüklüğüne rağmen bu kaynaklardan yararlanma doğrultusunda veya bu kaynakların kullanımı konusunda araştırma geliştirme faaliyeti sürdürülmemesi çok büyük bir eksikliktir. Güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir kaynakların; çevresel etki, işletme, istihdam, işletme maliyeti, rezerv gibi açılardan değerlendirildiğinde fosil yakıtlara oranla büyük avantajları bulunmakla birlikte süreklilik ve ilk yatırım maliyetleri konusunda dezavantajlı olmaları söz konusudur. Jeotermal kaynakların ise süreklilik konusunda da dezavantajı yoktur. Bu kaynaklara yönelik araştırma geliştirme çalışmalarına daha fazla kaynak ayrılarak, çocuklarımıza daha temiz bir dünya ve küresel ısınma tehdidinden uzak bir gelecek bırakılması gerektiğine inanıyoruz.
Enerji alanı, bu ve benzeri bir çok konuda tartışma ve çalışma gerektiren bir alan. Enerji kalitesi ve verimliliği, sağlık, çevre, tarım, sanayi ile ilişkisi gibi konular da dahil olmak üzere, enerji alanına yönelik tartışmalar İÇEF dışında da yapılıyor. EMO Ankara Şubesi olarak, bu tartışmalara kendi örgütlülüğümüz bağlamında katkı vermeye devam edeceğiz. Bu konularda yapılacak her tartışma ve çalışma içinde EMO Ankara Şubesi de bulunacaktır.
Bütün bu konularda, bu kürsünün önemli işlevler göreceğine inanıyorum. Bu kürsünün işlev görebilmesi için emek verenlere de teşekkür etmek istiyorum. Bölgesel Enerji Forumu düşüncesini ilk uygulayan ve şu anda aramızda olan EMO Diyarbakır Şubesi‘ne huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Yerel forumların düzenlenmesinde emeği geçen bütün temsilcilerimize, yerel forumların ve İÇEF genel forumunun bütün aşamalarında şehir şehir dolaşan etkinlik sekreterimiz Uğur Nasırlıel‘e, Nevşehir‘de bu forumun düzenlenmesi için koşuşturan başta Nevşehir İl Temsilcimiz Hamit Yılmaz Kara olmak üzere Temsilci yardımcılarımıza ve temsilcilik çalışanımıza, Foruma gelerek katılım sağlayan dostlarımıza, gelemeyen ama yüreği burada olan dostlarımıza teşekkür ediyorum. Yerel forumlarda çerçeve sunuş yapan, oturum yöneten, katkı ve destek veren herkese teşekkür ediyorum. İÇEF‘in Nevşehir‘de yapılabilmesi için bizi Nevşehir‘e davet eden ve bize olanak sağlayan Sayın Belediye başkanımıza da huzurlarınızda teşekkür ediyorum.
Forumun, bölgesel enerji politikaları anlamında olumlu sonuçlar veren bir çalışma olabilmesi, bu çalışmanın gelecek yıllarda da sürdürülebilmesi umuduyla sözlerime son verirken, EMO Ankara Şubesi adına hepinize saygılar sunarım."