Savaşlar asla kitle imha silahlarını yok etmek ya da bir yerlere demokrasi götürmek için değildi
TANYA CARIINA HSU
Dünya, şaşırtıcı bir edilginlik içinde, ABD‘nin iran‘la ilgili neler yapacağını sessizce izliyor. Kimse eyleme geçip dur diyemiyor. Dünyanın enerjisini denetim altına alma projesi bağlamında Ortadoğu‘yu ve enerji kaynaklarını işgal etmeye çalışan ABD de bunu bir sonraki adımı için örtük bir onay olarak değerlendiriyor. Savaş asla kitle imha silahları, terörizm ya da "kurtarıcılarını" çiçeklerle karşılayacak insanlara demokrasi getirmek için değildi. ABD‘nin Afganistan‘ı bombalama planlarını daha "Yeni Pearl Harbour" 11 Eylül 2001 saldırılarından önce hazırlamıştı. 2001 ‘de ABD Taliban‘ın ikinci büyük bağışçısıydı; mayısa kadar 124.2 milyon dolar vermişti. Tarım desteği ve insani yardım olarak açıklanan bu cömertlik aslında Taliban‘ı, Amerikan UNOCAL şirketinin enerji zengini Hazar Denizi‘nden çıkıp Afganistan üzerinden Körfez ve Hint Okyanusu‘nun ılık sularına uzanacak bir boru hattı yapmasına ikna etmeyi hedefliyordu. Taliban bu teklifi reddetti.
Bombalardan Halı
Ağustos 2001 ‘de ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Christina Rocca Taliban‘a şöyle dedi: "Altın halı teklifimizi kabul etmezseniz sizi bombalardan bir halının altına gömeriz." Taliban ise Arjantin şirketi Bridas ile anlaştı. 1 ay sonra, 11 Eylül‘de Pentagon ve ikiz Kuleler saldırıya uğradı ve ekimde ABD gerçekten de Afganistan‘ı bombaladı. UNOCAL‘ın eski danışmanlarından Hamid Karzai ülkenin
başına getirildi. Arjantin‘le yapılan anlaşma iptal edildi ve denetim tamamen ABD‘ye geçti. 2000 yılında Saddam Hüseyin kendi ölüm fermanını imzalıyordu: Irak petrolünü petrodolar yerine petroavro ile satmaya karar verdi. Dick Cheney‘nin gizli, "Enerji Görev Gücü" de Irak‘ın petrol yataklarını ve boru hattı haritalarını inceleyip mayısta 1 numaralı önceliği açıkladı: "Ortadoğu‘daki petrol üreticileri dünya güvenliği açısından büyük önem taşımaktadır. Körfez ABD‘nin uluslararası enerji politikasının odağında olacaktır." Saddam Hüseyin Avro‘ya geçerek ABD‘yi dünyanın ikinci büyük petrol rezervi olan piyasasından çıkarmış oldu. Irak‘ın kitle imha silahları aniden "tehdit" haline geldi ve ABD bu olası mantar bulutunu durdurmalıydı. 2003‘te ABD tehdit oluşturan ve artık silahlı ve tehlikeli Saddam Hüseyin‘e karşı saldırıya geçti. Irak bombalanmadan 1 yıl önce, ABD Dışişleri Bakanlığı Irak‘ın "uluslararası petrol şirketlerine" yani ABD‘ye açılmasını talep etmişti. Yem Irak hükümeti diğer ülkelerle yapılmış bütün petrol anlaşmalarını iptal etti ve petroavrodan petrodolara geçti. Irak‘ın yeni petrol yasası bu ay yürürlüğe girecek ve Exxon, Mobil, Chevron, Conoco-Phillips ve Royal Dutch Shell gibi "uluslararası şirketler" petrolden aslan payını alacak. 1 yıldır süren spekülasyonların ardmdan 6 hafta önce İran petrol borsasını petrodolardan petroavroya çevirdi. ABD‘nin iran‘a yönelik söylemi de 2006 sonlarında sertleşmeye başladı. Önce, Iran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad‘ın siyonist siyasi varlığın tarih sayfalarından silinmesi çağrısı "İsrail‘in haritadan silinmesi" şeklinde yorumlandı ve dünyanın tepesine yeni bir soykırım hayaleti çöreklendi, ikincisi, iran‘ın nükleer silah niyetleri -yeni bir tehdit- ifşa edildi Ama ABD‘li vergi yükümlüsü bu kez o kadar kolay oltaya gelmedi. Bu defa iran‘ın Irak‘taki direnişçilere destek sağladığı masalı anlatıldı. (Irak‘taki ABD askerlerine yönelik saldırıların yüzde 1 ‘den azı Şiiler tarafından gerçekleştiriliyor.)
Enerji kaynaklarını ele geçirmeyi hedefleyen ABD, dünyanın Iran konusundaki sessizliğini de örtük bir onay olarak değerlendiriyor
Bu, ABD Iran-Kontra dönemini anımsatan yeni bir masal: 1980‘deABD her yere, dosta düşmana, birbirleriyle savaştıkları sürece hem Irak‘a hem de iran‘a silah sattı. O zaman Şii ya da Sünni fark etmiyordu -hepsi de Müslümandı-aralarındaki farkı kaç kişi biliyordu ki? 1987‘de Iran-Irak savaşını Tahran‘ın kazanacağı belli olduğunda ABD Saddam‘a desteği arttırdı ve iran‘ın donanmasına saldırmak için gereksinim duyduğu istihbaratı sağladı. ABD bu planlanmış "savaş olmayan savaşı" dinsel bir gereklilik gibi pazarlıyor, Irak İran‘a karşı, Sünni Şii‘ye, inanmayın buna. Dick Cheney, Condoleezza Rice ve diğer yetkililer bölgeyi ziyaret edip Körfez ülkelerini İran‘daki Şiiler konusunda uyardılar. ABD‘liler 1990‘da da sözüm ona Suudi sınırındaki askeri yığınağı gösteren üzerinde oynanmış uydu fotoğraflarıyla, "Saddam Hüseyin Suudi Arabistan‘a saldıracak" tehdidini pazarladılar. Ortadoğu‘daki liderler bütün bunların giderek büyüyen Şii hilali tehdidi hakkında olduğuna inanmak isteyebilir. Tarihsel düşmanlığa bakıldığında doğal bir duygusal tepki. ABD, Sünni liderleri bütün bunların islam‘daki bölünmeler üzerine olduğuna inandırmak istiyor. Dahası, ABD tıpkı 1990‘da yaptığı gibi Sünni liderleri buna inandırmak için elinden gelen her şeyi yapacak. Ve sonra her şey yeniden başlayacak: Iran-Irak her tarafta. Biz petrolü güvenceye almaya çalışırken Sünnilerle Şiiler savaşsın.
Sinir bozucu petroavro
ABD‘nin uçak gemileri artık Körfez‘de. Takviye Patriot füzeleri konuşlandırıldı, mayın tarama gemileri gönderildi, Başkan George Bush petrol stoku yapılması emri verdi. 1 yıl önce Alabama‘da düzenlenen savaş tatbikatında ABD kirli bomba saldırısına uğruyor, ABD de misilleme olarak adı belirtilmeyen bir Asya ülkesine nükleer bomba atıyordu. Irak‘ta Sünnileri öldüren Iran silahları gibi gerekçeler üretiliyor. Ve iranlılar petrol ticaretini sinir bozucu petroavroyla yapmaya cüret ediyor. Bütün bunlar enerjinin kontrol edilmesiyle ilgili dinsel ve siyasal tehditler, küresel ölçekte bir bul karayı al parayı oyunu olarak pazarlanıyor. Ah, yapılması öngörülen Afganistan boru hattı mı? Küçük bir sorun var: Yapılamadı. ABD‘nin önündeki tek seçenek iran‘ın boru hatlarını kullanmak. Bu daha hızlı...
(Arab News, Suudi Arabistan, 15 Şubat) İngilizceden çeviren: İrem Sağlamer
(Cumhuriyet 19.02.2007)