Tüm Haberlere Dön
RUSYA'NIN ENERJİYE DAYALI EGEMENLİK ARAYIŞI (CUMHURİYET STRATEJİ EKİ)
Basından Genel Merkez

RUSYA'NIN ENERJİYE DAYALI EGEMENLİK ARAYIŞI (CUMHURİYET STRATEJİ EKİ)

Putin Yönetimi, küresel mücadelesini enerji üzerinden yürütüyor

Yrd. Doç. Dr Mitat ÇELİKPALA
TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniv.


Petrol bağlamında 20, yüzyıla damgasını vuran enerji kaynaklarına hakim olma mücadelesi, Ortadoğu ve Kafkasya‘da büyük çekişmelere neden olmuş yeni sınırlarla yeni ülkeler yaratmıştı. Ağırlıklı olarak Osmanlı coğrafyasında yürütülen bu mücadele, İmparatorluklar çağını bitiren ve yeni ulus-devletler dönemini başlatan bir süreçti, "Büyük Oyun" olarak da adlandırılan bu çekişme kanlı ve acımasız bir mücadeleydi. Bu mücadelenin şekillendirdiği, takiben Soğuk Savaşla kamplara ayrılan yirminci yüzyılın dünyası her an başlayacak bir yok etme savaşı beklentisiyle hep gergindi. Bu gerginlikte, birkaç gelişme dışında enerji bu günkü düzeyde dikkat çekmemekteydi. Kurulan düzen içerisinde enerji kaynaklarının paylaşımı da bir düzene bağlanmıştı. Sovyetlerin dağılmasıyla ortaya çıkan umutlu hava Yeni Dünya Düzeni adı altında aslında ne olduğu pek de anlaşılamayan barış, mutluluk ve savaşın olmadığı bir dünya beklentilerini tırmandırdı. Ama çok geçmeden, Kuveyt‘in işgali, Irak Savaşı ve gittikçe artan terör tehdidi ile birlikte dünyanın eskisinden daha güvenli bir dünya olmadığı anlaşıldı. Son dönemde Irak merkezli olmak üzere Ortadoğu‘da yaşananlarla aslında Büyük Oyun‘un daha acımasız bir biçimde sürdüğü, enerji merkezli mücadelenin artan biçimde şiddetlendiği degerlendirıhneye başlandı. Yeni oyunun aktörleri sayıca artsa da oyunun alanının hala aynı alan olması, bir önceki mücadelede en fazla sıkıntı yaşayan bizleri en azından tarihi sürekli olarak akılda tutmaya zorluyor. ABD ve İngiltere‘nin, Irak petrollerini tüm dünyayla alay edercesine paylaşmaları, "insan hakları, demokrasi, halkların kendi kendisini yönetmesi ve kendi kaynaklarını refahları için kullanabilmeleri" gibi insani değeri yüksek söylemleri bir anda içi boş kavramlar haline getirdi

Rusya ayağa kalktı

Bu karamsar hava içerisinde alternatif enerji kaynaklarının bulunması, geliştirlmesi ve kullanılması tartışmalarıyla birlikte petrol ve doğalgazın hala gündemin ya da mücadelenin merkezinde oturduğunu görmekteyiz. Diğer taraftan Ortadoğu‘ya hakim olan kan kokulu karmaşık havanın dışında süreçten ve artan fiyatlardan sessizce ama maksimum düzeyde faydalanan aktör olarak Rusya yavaş yavaş ayağa kalkmakta. Hatta Rusya‘nın bu süreci tamamlayarak dünya politikasını belirleyebilecek siyasi bir konuma doğru ilerlediği gözlemlenmekte. Son iki yıldır Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan ve Belarus‘ta yaşananların özelde Avrupa ve Türkiye‘ye olan yansımalarıyla sıkıntılı durumu açık hale getirdi. Sürekli ve güvenilir enerji kaynakları ihtiyacı beklentisiyle Rusya ile işbirliğine girişen aktörler bu gelişmeler üzerine Rusya ile bahar havasının hâkim olduğu ilişkilerini gözden geçirmeye, alternatifler geliştirmeye çalışıyorlar. Bu noktada sorulması gereken Rusya‘nın sahip olduğu bu kaynakları, Soğuk Savaş‘ın ideolojik çekişmesi ve silahlanma yarışı yerine yeni bir silah olarak dış politikasında kullanıp kullanmadığıdır. Bu yazıda da bu soruya yani enerjinin Rus dış politikasındaki yerine ve bir araç olarak kullanımına yanıt aramaya çalışacağız. Bu soruya verilecek yanıtın "çok boyutlu ortaklık" düzeyine ulaşan Türk-Rus ilişkilerinin geleceğine de ışık tutacağı düşünülebilir.

Rusya, ‘2020 Enerji Stratejİsi‘ni 2003‘te tamamlayarak uygulamaya başladı. Bu yaklaşımı dünyanın hemen hemen her bölgesini yakından ilgilendiriyor. Rusya, enerjiyi ekonomik ve siyasi hedeflerinin aracı yapmış durumda.

Enerji devi Rusya

Rusya ABD‘den sonra dünyanın ikinci büyük enerji üreticisi ülkesidir. Dünya enerji üretiminin yaklaşık yüzde 12‘sini Rusya gerçekleştiriyor. Genel enerji tüketiminde ise Rusya ABD ve Çin‘in ardından yüzde 7‘lik oran ile üçüncü sırada yer alıyor. Bu genel enerji yüzdelerinin içinde petrol ve doğalgaz özel bir yere sahip. Daha özelde doğalgaz bu yazının konusu olan dış politikada enerjinin rolünü öne çıkartan asli başlık konumunda.
Bugün için Rusya, dünyanın sahip olduğu kanıtlanmış petrol rezervlerinin yaklaşık yüzde 6‘sına sahiptir. Üretici olarak ise Suudi Arabistan‘dan sonra dünyanın en büyük ikinci petrol üreticisidir. Dünya petrol üretiminin yaklaşık yüzde 12‘sini gerçekleştiren Rusya iç tüketimde kullandığı üçte birini -ki bu Rusya‘yı dünyanın 5. büyük petrol tüketicisi yapıyor- dışında kalan petrolü ağırlıklı olarak AB‘ye satıyor.
Doğalgaz ise daha farklı. Dünyanın kanıtlanmış en büyük doğalgaz rezervleri Rusya‘nın elinde. 2.000-2.300 trilyon metreküp civarındaki bu rezervler dünya toplamının yaklaşık üçte biri. İkinci büyük Iran‘ın sahip olduğu doğalgaz bu toplamın yarısına ancak ulaşabiliyor. Bu rezervlerle Rusya, dünyanın en büyük doğalgaz üreticisi konumunda. Dünya toplam üretiminin yüzde 22‘si Rusya tarafından yapılıyor. Her ne kadar Rusya yüzde 16‘lık tüketim oranıyla ABD‘den sonra dünyanın 2. büyük tüketicisi olsa da kalan miktarla en Önemli doğalgaz satıcısı durumunda. Bu üretimin önemli bir kısmı içerisinde Türkiye‘nin de yer aldığı Avrupa‘ya ihraç ediliyor. Rusya‘nın GSMH‘sinin yüzde 25‘ini, İhracat gelirleri ve bütçesinin de yarısmı enerji gelirleri oluşturuyor. Bu genel rakamlara bakıldığında bile Rusya‘nın tam anlamıyla bir enerji ihracatçısı olduğu söylenebilir. Kömür ve elektriğin dışında petrol ve doğalgaz, boru hatları aracılığıyla gittikçe artan kullanımları nedeniyle özel bir konum ediniyor.

RUSYA‘NIN POLİTİKASI

Rusya‘nın 2003‘te son halini alan ‘‘2020‘ye Rus Enerji Stratejisi‘‘ belgesine kadar tutarlı, etkin ve dış politika aracı olarak kullanılabilecek bir eneği politikası olduğundan bahsedilemez, iç ve dış siyasal ortamın da bu döneme kadar bu türde bir aracın oluşmasına ve kullanılnıasına izin vermediği de söylenebilir. Bu döneme kadar Rusya‘da enerji politikası devletin dışında ama aralarında devletin de yer aldığı çeşitli aktörlerce belirlendi. Merkezi bir planlama ve kontrol söz konusu olmadı. Bunda Sovyet sonrası dönemin özelleştirme politikaları çerçevesinde petrol endüstrisinin özelleştirilerek çok başlıklı bir yapıya kavuşturulmuş olması etkendir Bu bağlamda bölgesel düzeyde belirlenen 11 ayrı şirkete devredilen yapı merkezi hükümetin kontrolü dışında kalmıştr Bu dönem enerji şirketlerinin yöneticilerinin, hazineye para aktaran en önemli unsurların yöneticileri olarak hükümet düzeyinde karar alma süreçlerini etkiledikleri hatta belirleyici oldukları bir dönemdir. Rusya içinde yaşanan kanlı mücadeleler, merkezi devletin etkinligini yitirmesi, Yeltsin‘in etkinlik sağlayamaması bunun neden/sonuçlandır. Bu sürecin Putin iktidarı ile dönüşmeye başladığı gözlemleniyor Enerjiyi dış politika aracı olarak kullanma becerisini elde etmek amacıyla Putin‘in hala devletin elinde bulunan enerji devi Gazprom‘u yeni politika yapımı sürecinin merkezine oturtarak bu dağınık yapının aşılması amacıyla farklı bir adım attığı görülüyor. Aynı dönemde çeşitli nedenlerle hızla artan enerji fiyatları, ucuz ve temiz olduğu için kullanımı yaygınlaşan doğalgaz Putin‘in attığı bu adımı başarılı kıldı ve Moskova‘yı konuya daha bir dikkatle eğilmeye yönlendirdi. Putin‘in Rusya‘nın ‘oligarklarına‘ açtığı ve arkasında başta istihbarat olmak üzere devlet bürokrasisinin desteğini de aldığı savaş sonucunda devletin enerji sektöründe kontrolü yeniden eline almaya başladığı görülüyor.
Yeni Enerji Stratejisi bu sürecin belgesi/çerçevesi olarak algılanabilir Rus hükümeti bu girişime Kasım 2000‘de başladı. Yeni strateji enerji sektörünün büyütülmesini öngörmekteydi. Bu büyümede mali olarak enerjiye dayanan Rusya‘nın ihracatının yeni piyasalar bağlamında başta Asya-Pasifık ve Kuzeydoğu Asya pazarıyla büyütülmesi hedeflenmekteydi. Bu bağlamda tanımlanan yeni hedefler doğrultusunda 2,5 yıllık bir süıeçte şekillendirilen yeni Stratejiyle Rusya için kuzey-güney-doğu hatlarında yeni işbirliği çerçevesi ve dış politika yapımı sürecine girişildi Burada sadece AB‘ye endeksli bir ihracattan uzaklaşma amaçlanmaktaydı. Tabi ki Bu AB‘den vazgeçilmesi anlamına gelmemekteydi. Kurulu ağlar ve ticari ilişkiler nedeniyle vazgeçilemeyecek pazar durumundaki AB kenara itilmemekteydi. AB ile var olan ilişki ve ticaretin genişletilmesi yaklaşımı doğrultusunda bir yandan yeni nakil hatları oluşturulurken kalıcı işbirliği için AB‘nin yeni enerji politikası oluşturma süreciyle uyumlu görüşmelere girişildi. Bu türde bk AB stratejisinin oluşturulması gerekliliğinin yanı sıra AB ülkelerinin Rusya‘yı güvenilir ve sürekli bir ortak olup olmadığını tartışmaya açmasının yarattığı tutarlı ve etraflı bir politika geliştirme zorunluluğu karşı tarafta yer alan Rusya‘yı da sadece AB‘ye bağımlı bir politik-ekonomik stratejik yaklaşımın dışına çıkmaya zorladı.

GÜNEY VE DOGU HATLARI

Güney hattında bu yazıda ayrıntısına girilmeyecek olan Türkiye ile BTC bağlamında gergin ve sorunlu ilişkiler bir kenara bırakılarak Mavi Akım merkezli, yeni ve alternatif hatlarla Ortadoğu ve İsrail pazarına girmeyi hedefleyen çok boyutlu ortaklık projesi uygulamaya konuldu. Doğuya doğru büyüyen ve umut vadeden pazarlar olarak Hindistan, Çin ve Japonya tamamlandı. Çin‘le hızla işbirliğine gidilerek 30 milyon ton kapasiteli yeni bir boru hattı inşa edilmesi anlaşması imzalandı. Bu hattın 2030‘da 700 milyon ton petrol taşıyabilecek bir kapasiteye ulaştırılması hedeflendi. Şanghay İşbirliği Örgütü‘nün öneminin artması da bu bağlamda değerlendirilebilir. Eş zamanlı olarak 2003 başından itibaren Japonlarla da işbirliği görüşmelerine başlandı. Ocak 2003 Rus-Japon Eylem Planı‘nın merkezine de enerji merkezli işbirliği oturtularak bir boru hattı inşası, gerekirse Çin hattının büyütülerek genişletilmesi gündeme alındı. Güney Kore ve Moğolistan ile işbirliğine girişilmesi ve buna bir de Amerikan pazarına ulaşılması bağlamında Moskova ile Washington arasında yeni bir enerji diyaloguna girişilmesi eklendiğinde yeni Rus politikasında merkezine enerjinin oturtulduğu çok boyutluluk görülüyor.

Enerji merkezle mücadele

Bu noktada söylenmesi gereken Türkiye‘de Rusya ile özel yakınlaşma olarak görülen sürecin aslında Rusya‘nın bilinçli bir tercihle dört bir tarafında yer alan komşularıyla geliştirmeye çalıştığı merkezinde enerji ve ticaretin yer aldığı planlı ve eşgüdümlü yeni bir dış politik tercihin yansıması olduğudur. Bu çerçevede enerji kaynakları işbirliğini sağlayan ortak kaynak olmaktan çıkıp adım adım bir dış politika aracına dönüşüyor Bu anlamda en önemli araçlar olarak devletin kontıolünün yüksek düzeyde olduğu doğalgaz ve elektrik öne çıkıyor. Gerek eski Sovyet cumhuriyetlerinin bu kaynaklara olan bağımlılıkları, gerekse Avrupalı ülkelerin artan petrol ve doğalgaz talepleriyle Hindistan, Çin ve Japonya gibi yeni talipler bu kaynakların birer dış politika aracı ya da silahına dönüşmesine yol açan unsurlardır Rusya‘nın da bu durumunda yeni ticari/politik tercihler geliştirerek günümüze kadar siyasal etkinlik amacıyla ve Sovyet döneminin politik mirasının gereği olarak uyguladığı fiyatlama politikasını revize etmesi enerji kaynaklarının Rusya‘nın yeni dış politika silahları olduğu tartışmasını yarattı.
Bilindiği üzere Rusya gerek iç tüketimde gerekse eski Sovyet coğrafyasında insani gereklilik ve siyasal etkinlik çerçevesinde doğalgaz ve petrolü piyasada oluşan fiyatlardan bağımsız bir biçimde büyük oranda sübvanse ederek sağlamaktaydı. Doğalgaz ve petrol talebinin artması, sağladığı ekonomik gelir ve oluşan yeni siyasi hedefler Rusya‘yı farklı bir yöne itiverdi. Hem kendi iç pazarını koruyarak ucuza arzı sağlamak hem de liberal ekonomik dünyanın bir parçası olmak amacıyla gelirlerini artırmak adına Rusya yeni bir fiyatlarına politikasına gidiverdi. Amaç 2011‘de BDT petrol ve gaz fiyatlarının Avrupa‘ya satılanla eşitlemekti. Bu türde bir fiyatlama mali/teknik olarak altyapının yenilenmesi ve üretim ile tüketimin sürdürebiliriiğinin sağlanması açısından bir zorunluluk gibi görülse de doğrudan sonuçları bir anda bağımsızlıklarını sağlamlaştırarak Rusya‘dan uzaklaşmaya ve Batı dünyasıyla yeni ilişkiler kurmaya çalışan eski Sovyet ülkelerine yansıyıverdi. Yeni strateji çerçevesinde bu ülkelere sağlanan petrol ve gazın fiyatları aşamalı olarak uluslararası seviyeye çekildi ve kıyamet bundan sonra koptu. Rusya ile sorunlu ilişkilere sahip eski Sovyet cumhuriyetlerince bu durum uluslararası arenaya Rusya‘nın eski düzeni korumak adına bu kaynakları bir dış politika aracı olarak kullanmaya başladığı şeklinde yansıtıldı. Uyan ise ‘bizim üzerimizden oynanan bu oyuna son vermeseniz sıra size de gelecek‘ şeklindeydi.

Gaz basıncının düşmesi küresel politikaları doğrudan etkiliyor...

Moskova, enerji kaynaklarını, batı, güney ve doğuya pazarlıyor. Avrupa, eski Sovyet cumhuriyetlerinin Rusya ile yaşadığı sıkıntılar nedeniyle her kış korkulu rüyalar görüyor.

Gerçekten de Rusya‘nın eski Sovyet coğrafyasında enerji kaynaklarının uzun soluklu bir silah olarak kullanmaya başladığı görülüyor. Bununla karşılaşan ilk ülke Belarus‘tur Belarusla îki devletli özel bir birlik kurulması hedefi çerçevesinde petrol ve doğalgaz önemli iki silah olarak kullanıldı. Belarus-Rusya arasında geçtiğimiz yılın son günlerinde yaşanan ve son anda aşılan doğalgaz krizine bu ayın başında eklenen petrol krizi Rusya‘nın enerji kaynaklarını nasıl gördüğü ve kullandığının en somut yansıması olarak değerlendirilebilir. Almanya, Polonya, Macaristan, Slovakya ve Çek Cumhuriyeti‘ni bir anda stratejik petrol rezervlerine başvurmak durumuyla karşı karşıya bırakan bu durum gerek Rusya‘nın gerekse eski Sovyet coğrafyasının gelecekte Avrupalılara enerji dar boğazları yaratabileceği korkusunu yeniden akıllara getiriverdi. Sorun her ne kadar bir iki gün içerisinde çözülse de Rusya‘nın Gürcistan‘da takındığı tavır korkuları yeniden canlandırdı. Geçtiğimiz yıllarda yaşananlarla Gürcistan‘ın yanı sıra Ukrayna örnek olay olarak incelenmelidir Bu bağlamda Rusya‘nın takındığı tavır ticari olarak mantıklı ve doğru gözükse de sürecin işletilmesine bakıldığında Rusya‘nın bu tarzını dış politik kararlarıyla eşgüdümlü yürüttüğü ve en azından diş geçirebildiği ülkelere enerjiyi bir silah olarak kullanarak yaklaştığı görülmektedir. Azerbaycan ve Gürcistan‘a karşılık Ermenistan‘a tanınan ayrıcalıklar bunun Kafkasya‘daki yansıması ya da kanıtı olarak görülebilir.

Gelecekteki korku

Diğer yandan Rusya dogalgazı ihraç etmenin ötesinde ister doğrudan Gazprom eliyle isterse Gazprom‘un arkasında bulunduğu şirketler eliyle ve özelleştirmeler aracılığıyla BDT ülkelerinden Avrupa‘nın tamamına yerel dağıtım şirketlerini ele geçirmeye çalışıyor. Bu durum Rusya‘nın gazın dağıtımında son noktaya kadar ulaşarak gaz fiyatlarını kontrolü altında tutmaya çalışmasının bir yansımasıdır. Böylece Orta Asya ya da benzeri alternatif kaynakları kısıtlama, hem alıcı, hem satıcı hem de dağıtıcı olarak piyasaya hâkim olma çabası sürdürülüyor. Rusya‘nın Türkmenistan gibi diğer potansiyel sağlayıcıların ürettiği gazı ve diğer kaynakları alarak kendi sistemine sokup yeniden fiyatlandırarak satma politikası bunun doğrudan yansımasıdır. Bu kaynak ülkelerin Rusya dışında ilişkiler ve alternatif sözleşmeler yapmasının önüne geçilmesi çabaları da bunun yansımasıdır. Bu ise enerji merkezli bir dış politika oluşturulması ve yürütülmesine yol açıyor. Bu gelecekte artan bağımlılıkla Rusya‘yı daha etkin kılabilir.
Son olarak Rusya‘nın 2020 enerji Stratejisinde öngörülen petrol ve gaz üretimi hedeflerine bakıldığında durumun hassasiyeti daha dikkat çekici hal alıyor. Rusya önümüzdeki 30 yıl içinde petrol üretimini 490-520 milyon ton olarak öngörüyor. Bunun 200-215‘i iç tüketime gidecektir. 100-105‘i ise Asya-Pasifık bölgesi için planlanıyor. Geriye yaklaşık olarak 200 milyon petrol kalıyor. Bunun 30-35‘inin BDT ülkelerine ayrılan kaynak olduğu düşünülürse geriye kalan 150-160 milyon tonun 2001‘de Avrupa‘ya satılan 181 milyon tondan daha az olduğu görülüyor. Bu farkın ya da artan ihtiyacın nasıl ve nereden sağlanacağı sorusu petrol ve gazın Rus dış politikasının geleceğini nasıl belirleyebilecegi ile ilgili ciddi soruları akla getiriyor.

(Cumhuriyet Strateji Eki 22.01.2007)