Murat KIŞLALI
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK), Tekirdağ bölgesinden sonra Türkiye‘nin ikinci büyük, doğalgaz dağıtım ihalesine Çukurova Bölgesi‘nde çıkacak. Hükümet‘in ve EPDK‘nın izlediği bu doğalgaz politikası yasal açıdan dayanaksız olmasının yanı sıra güvenlik açısından da çok sakıncalı. Çünkü bu yolla Türkiye enerjide dış kaynaklara; ve özellikle, Rusya‘ya olan bağımlılığını arttırmış olacak.
Son dönemde hem Avrupa‘ya, hem de eski Sovyet ülkelerine sahip olduğu enerji kaynaklarını kısma tehditiyle ciddi sıkıntılar yaşatan Rusya enerji silahını kullanarak yeniden dünya devi olma amacı güdüyor. Oysa yapılması gereken Türkiye‘nin yurt içinde bulunan su, kömür, rüzgar, güneş gibi kaynaklarına dayanacak ve ucuz olması için bunu kamu yatırımlarıyla yürütecek bir enerji politikasının uygulanması. Ama Hükümet, parayı bulduğu halde yerli kaynaklara yatırımı özel sektöre bırakmak istiyor. Üstelik bunu da "cılız" bir şekilde yapıyor.
DOĞALGAZ İHALELERİ
EPDK, tüm Türkiye‘de belirlediği bölgeleri, sırayla bu bölgelerde özel sektörün doğalgaz dağıtımı yapması için ihaleye çıkarıyor. En düşük dağıtım bedelini teklif eden firma o bölgeye 30 yıl için doğalgaz dağıtımını yapmaya hak kazanıyor. Mülkiyeti kendine ait olmak üzere tüm bölgedeki doğalgaz dağıtım altyapısını kuruyor.
ihalede belirlenen bu dağıtım fiyatı 8 yıl sabit kaldıktan sonra EPDK tarafından her bölgenin durumuna ve şirketlerin taleplerine göre değiştirilebilecek. Anlaşma olmazsa, şirket dağıtım altyapısını satın alıp karını cebine koyarak işten ayrılabilecek. Böylece devlet, hem kendi eliyle bir özel sektör tekeli yaratmış, hem de altyapının mülkiyetini almadığı için, dağıtım hakkını karşılıksız devretmiş oluyor.
Kapitalizmin ve serbest piyasanın en önemli faydası, rekabetten gelen fiyat indirimi. Oysa burada oluşturulan sistem rekabeti engelleyerek tüketicileri, kapitalizmin yapısı gereği temel hedefi karını maksimize etmek olan firmaların insafına bırakacak. Üstelik bu bonkörlüğüne karşın devlet dağıtımın altyapısına bile sahip olamayacak.
İHALELER MEVZUATA AYKIRI...
Türkiye‘de evlerdeki ısınma ve ısıtma faaliyetlerinin, sanayinin enerji sorununun bu şekilde gördürülüyor olmasının çeşitli sakıncaları var. Bir defa, her ne kadar adına EPDK tarafından "Doğalgaz dağıtım lisansı ihalesi" denilse de, yapılan bir özelleştirme uygulaması.
1980 ve 1990‘larda uzun vıllar süren hukuksal mücadeleler sonucunda, Türkiye‘de özelleştirmenin nasıl yapılacağı mevzuat açısından açıklığa kavuşturulmuş durumda. Eğer özelleştirme yapacaksanız, bunu özelleştirmenin usul ve esaslarını da içeren bir yasaya dayandırmak zorundasınız. 4046 sayılı özelleştirme yasası, 3996 sayılı Yap-İşlet-Devret Yasası gibi.
Ancak EPDK‘nın yaptığı bu ihalelerin usul ve esasları herhangi bir yasada açıkça belirtilmiş değil, yönetmeliklerle düzenleniyor. EPDK benzer şekilde hidroelektrik (sudan elektrik üreten) santralleri ihalelerine çıkmış, yasal mevzuata dayanmadığı için bu ihaleler Danıştay tarafından bu yılın içinde iptal edilmişti. (Şimdi ayni ihaleleri yine mevzuat eksikliğiyle DSİ yapıyor, ve bu ihaleler de, yargıya götüren otursa iptal edilecek.)
EPDK‘nın iddiası bu doğalgaz dağıtım ihalelerinin özelleştirme sayılmaması gerektiği. Ama doğalgaz dağıtımında kullanılan "bedel indirme" yöntemi, firmaların ihaleye katılım süreçleri, lisans ihalesi sürecindeki uygulamalar hep özelleştirmede kullanılan yöntemler olduğu için, yargıya giden olduğunda bu görüşlerini savunmaları güç olacak.
GÜVENLİK AÇISINDAN SAKINCALI
EPDK‘nın bu şekilde düzenlediği kentlerdeki ısınma ve ısıtma işinin bir başka ve belki daha önemli sakıncası Türkiye‘yi dışa ve büyük oranda Rusya‘ya bağımlı kılması.
Doğalgaz temiz bir yakıt. Kullanıldığında kentlerde hava kirliliğini düşük düzeyde tutuyor. Türkiye‘de doğalgaz yok. Türkiye doğalgazı uzun vadeli ve "Al ya da Öde" denilen alamasa da parasını verdiği anlaşmalarla dışarıdan alıyor. Doğalgazın üçte ikisi Rusya‘dan alınıyor. Yüzde 22‘sinin alındığı geri kalan en önemli kaynak İran. İran‘ın hem İdeolojik konumu, dünya politikasındaki çalkantılı yeri, hem de Türkiye‘ye doğalgaz sağlama konusundaki kötü geçmişi (İran geçen kış Türkiye‘ye yolladığı doğalgazı bir kaç defa haber vermeden kesmiş, bir kaç defa da yolladığı doğalgazın basıncı olması gerektiğinden çok düşük çıktığı için büyük problem yaratmıştı) Türkiye‘yi büyük oranda Rusya‘ya muhtaç kılıyor.
RUSYA‘YLA YATAĞA GİRMEK
Ancak enerji politikasında kendini Rusya‘ya bağlamak, ayıyla yatağa girmek gibi. Enerji kaynakları, Rusya‘nın yeniden bir dünya gücü olmak için kullandığı en önemli silah. Rusya geçen yıl eski Sovyet ülkelerinin kulağını çekmek için Ukrayna‘ya yolladığı gazı azaltınca Türkiye çok zor durumda kalmış, Avrupa‘da enerji konusunda Rusya‘ya bağımlı olmanın ne kadar kötü bir fikir olduğunu ilk defa bu kadar açık bir şekilde anlamıştı.
Aynı şekilde Rusya bu yıl Türkiye‘ye de bir oyun oynadı ve Azerbaycan‘a verdiği doğalgaz fiyatını bir anda 200 doların üzerine çıkardığını açıkladı. Türkiye, Rusya‘ya olan doğalgaz bağımlılığını azaltmak için Azerbaycan ile 2005‘deki doğalgaz tüketiminin 10‘da birine gelen bir miktarı senede 120 dolardan satın alma anlaşması yapacaktı. Türkiye pazarını bu şekilde Azerbaycan‘a kaptırmak istemeyen Rusya, baskıyla Azerbaycan‘a sattığı doğalgazın fiyatını ikiye katlayınca bu proje suya düşmüş görünüyor.
İŞTAH AÇICI DOĞALGAZ PİYASASI
Öte yandan Rusya Türkiye‘yi sattığı doğalgazın başka yerlere, örneğin karlı olursa Avrupa‘ya ihraç edilmesini de istemiyor. Bununla da kalmıyor, doğalgazın Türkiye‘de depolanması ve dağıtımı işlerine de girmek istiyor. Türkiye‘nin yapacağı yer altı depoları ihaleleri ile İstanbul Belediyesi‘ne ait doğalgaz şirketi İGDAŞ‘ın özelleştirmesine girmek istiyor. Belki son dönemde gündeme gelen Ankara‘daki EGO‘nun özelleştirmesine de katılacak.
Kısaca doğalgazda Rusya‘ya bağımlı olunduğunda, Rusya sadece sattığı gazın değil, satamadığı gazın da, sadece girdiği pazarın değil giremediği pazarın da iplerini eline almak istiyor.
Türkiye kendisini doğalgazda Rusya‘nın güdümünden kurtaracak bir fırsatı, Mavi Akım‘da yakalamıştı. Mavi Akım‘da fiyat, muhtemelen yanlışlıkla Türkiye‘nin lehine olan bir formülasyon nedeniyle düşük belirlenmişti. Ruslar düşük fiyatlı formülü kabul etmeyince Mavi Akım tahkime gitmişti.
Ancak Türkiye‘nin doğalgaz alım miktarı ve fiyatını düşürecek bu fırsat, Başbakan Erdoğan ile Rusya Başkanı Putin‘in baş başa 5 saat süren Soçi‘deki toplantılarından sonra kaçırıldı ve hükümet tahkimden vazgeçerek tüm doğalgaz anlaşmalarını küçük kazanımlarla ama "yanlışlıkla yapılan formüle göre" çok daha büyük bir doğalgaz bedeli ödeyerek yeniledi. CHP‘nin bu yenilenen anlaşmayla ilgili davasında, mahkemenin atadığı bilirkişi Türkiye‘nin 14 milyar dolar zarara uğrayacağını tahmin etti.
BAĞIMLILIĞIN DAYANILAMAZ FAYDALARI
Türkiye‘de konuyla ilgili herkes Rusya‘ya bağımlılığın yaratacağı tehlikenin farkında. İtiraz edenler, doğalgaz piyasasındaki rant dağıtımı nedeniyle bu sistemin kurulmasını isteyenler. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı itirazlarını iki ana noktada yapıyor.
Birincisi elektrik üretiminde: doğalgazın artık daha az kullanıldığını ileri sürüyor. Bakanlığın bu iddiası sadece oransal olarak doğru. Türkiye‘de doğalgazdan üretilen elektriğin toplam elektriğe oranı, 2002 sonunda yüzde 66 iken, 2006‘da yüzde 56‘ya düştü. Ancak elektrik üretiminde kullanılan doğalgaz miktarı 2002‘de 11.6 milyar metreküpten, 2005‘de 15.4 milyar metreküpe çıktı. 2006‘nın sadece 9 ayında, elektrik üretimi için 2002‘nin tamamından fazla doğalgaz harcandı.
Üstelik sadece elektrik için harcanan doğalgaz miktarı da önemli değil. Konutlardaki ve sanayideki kullanımın artması nedeniyle, 2002 ile 2006 arasında, Türkiye‘nin tükettiği doğalgaz miktarı yılda 17.6 milyar metreküpten 30 milyar
metreküpe çıktı.
EPDK‘nın düzenlediği dağıtım ihaleleri yoluyla da Türkiye‘nin çeşitli bölgeleri doğalgazda tekel pazarlar haline dönüştürülüyorlar ve kullanılacak tüketim miktarı gittikçe artıyor. BOTAŞ‘ın tahminine göre Türkiye‘nin doğalgaz talebi 2010‘da 43.3, 2020‘de ise 62.5 milyar metreküpe ulaşacak.
ELEKTRİK ÜRETİMİ ARTTIRILABİLİR
Oluşturulma yolunda olan bu enerji sistemini savunanlar, doğalgaz (ve hatta nükleer) olmazsa Türkiye‘nin enerji ihtiyacında açık oluşacağını ileri sürüyorlar. Enerji Bakanlığı da, özel sektörün bir kesimi de bu gerekçeye canla başla sarılıyor.
Oysa Türkiye‘nin linyit potansiyelinin üçte ikisi henüz işlemeye açılmış değil. Ülke potansiyel su kaynaklarının sadece yüzde 25 ila 35‘i arasındaki bir bölümden faydalanabiliyor. Türkiye‘nin mevcut kurulu gücünün yüzde 60‘ı seviyesinde, 25 bin megawatlık (MW) santral kuracak rüzgar potansiyeli bulunuyor. Sadece hayvan atıklarından kurulacak santrallerle dahi yıllık tüketiminin yedide biri karşılanacak durumda.
Elektrik Mühendisleri Odası‘nın hesaplamalarından, linyit, su, rüzgar ve atıklardaki toplam potansiyelin tamamının işletmeye açılması durumunda, Türkiye‘nin 2005‘deki 173 milyar kilovatsaatlik (kvs) elektrik tüketiminin 2.5 katı büyüklüğünde, 400 milyar kvs‘in üzerinde üretim yapabileceği ortaya çıkıyor.
RANT AKTARIMI
Bu kaynakların hepsi de yerli, hepsi de boşa bekliyor. Mesele bunları enerjiye dönüştürecek yatırımların yapılması. Hükümet, bakanlık ve EPDK bu kaynakların üretime özel sektör tarafından aktarılmasını istiyor. Kurmak istedikleri düzen, bu kaynakların özel sektöre büyük rant aktarılmasını içeriyor. Bir başka deyişle, Hükümet‘in bu politikası, normalde kamunun elde edeceği karın veya kardan feragat ederek, kullanıcılara düşük fiyatlarla satacağı elektriğin, özel sektöre devredilmesini içeriyor. Hükümet tarafından sadece ilk planda devredilmesi düşünülen 800‘ü aşkın santral ile ilgili su kullanım hakkının, ortalama 45 yıllık işletme süreleri boyunca özel sektöre 200 milyar doların üzerinde kar sağlayacağı tahmin ediliyor.
Böylece bu karın, sadece kısıtlı sayıda özel sektör firması ve finansörüne Türkiye‘nin ileriki yıllarını ipotek altına alacak garantili anlaşmalarla aktarılması öngörülüyor. Üstelik bu şirketlerin, sistemdeki belirsizlikler ve diğer nedenlerle söz konusu yatırımları gerçekleştirmemesi de olası. Bugüne kadar özel sektöre sunulan 13 bin MW‘lık santral lisansından sadece 700 MW‘lık bölümünün işletmeye girmiş olması bunun kanıtı.
KAYNAĞI HÜKÜMET BULDU!
Hükümet göz göre göre bu yönteme başvurmasını, her zamanki gibi "kamu kesiminin bu yatırımları yapmaya kaynağı yok" gerekçesiyle açıklıyor. Oysa Türkiye‘nin kaynağı var. Bunu en iyi bilmesi gereken de kendisi; çünkü Hükümet, bu yıl içinde yaptığı küçük bir düzenlemeyle, IMF‘nin istediği "faiz dışı fazla"nın dışında, 4-5 milyar YTL‘lik kaynağı kendisi ortaya çıkardı.
Bunu, kurumlar vergisi oranının yüzde 30‘dan yüzde 20‘ye düşürerek ve bu nedenle normalde devlet kasasına gidecek ve muhtemelen kamu yararına (örneğin söz konusu yatırımları gerçekleştirmekte kullanılacak) 4-5 milyar YTL‘lik olası vergi gelirini özel sektöre bırakarak gerçekleştirdi. Oysa Hükümet bu gelir ile, HES‘ler için kullanılan "1 megavatlık güce sahip santral 1 milyon dolara yapılır" kıstasından yola çıkarak, her yıl 4 bin MW‘lık kurulu güce sahip, mevcut tüketimin yüzde 10‘una yakınını karşılayacak, enerji fiyatlarını düşürecek ve ülkeye büyük fayda sağlayacak santraller yapabilirdi. Tabii eğer amaç "ülkeye fayda sağlamak" olsaydı...
(Cumhuriyet Strateji 18.12.2006)