Fahrettin Amir ARMAN - Hidroelektirik Santralleri Sanayi işadamları Derneği Başkanı
Türkiye enerji sektöründe en acil çözüm bekleyen konu Arz-Talep dengesinin sağlanması. Talepte meydana gelen artışın, kısa dönemde arzının ne şekilde sağlanacağı hususu çözülemezse maalesef ülkeyi 2007-2008‘de karanlık günlerin beklemesi kaçınılmaz. Zira geriye dönüp baktığımızda, son 3-4 yılda enerji alanında, bu meydana gelen talebi karşılayacak bir yatırımın ne özel sektör tarafından, ne de kamu tarafından yapılmamış olması.Bugün yatırım kararının alınmış olması halinde bile, zamanında talebi karşılamayacaktır. Bilindiği gibi Türkiye‘nin enerji ihtiyacı, ekonomik büyümesi ile orantılıdır. Bu nedenle talep artışı yıllık yüzde 7-8 civannda. Bu talep artışının yatırım karşılığı ise yıllık 3-4 milyar dolar civarında.
Hidroelektrik sektörü
Ülkemizin Hidroelektrik Potansiyelinin Teknik olarak değerlendirilebilir kısmı 216 milyar kWh‘dir. Şu anda Hidroelektrik Santralları‘nın mevcut durumu ise; DSİ bültenlerine göre Potansiyel 36 bin 700 MW olarak görülüyor. Bu potansiyelin yaklaşık yüzde 36‘lık kısmı olan 13 bin MW‘ı işletmede olup, 4 bin MW‘lık kısmı ise inşa halindedir. Geri kalan 19 bin 700 MW kısmım ise inşa edilecek projeler oluşturuyor.
Ülkemizin 2005 yılında 161 milyar kWh olan enerji üretiminin yüzde 41‘i doğalgaz; yüzde 27‘si kömür, yüzde 27‘si Hidroelektrik ve yüzde 5‘i Fuel oil santrallerinden karşılandı. 2006 yılı içerisinde de bu tabloda çok fazla değişiklik olmayacaktır. Ancak ilerleyen yıllar içerisinde
elektrik enerjisi arzının temininde kaynak kullanımlarına bakıldığında, Hidroelektriğin yüzdesinin azalacağı kaçınılmaz olacak. Dünya ülkelerinin birçoğunda Teknik Hidroelektrik Potansiyellerinin yüzde 70-80 oranındaki kısmı kullanılmakta iken, ülkemiz maalesef teknik potansiyelinin ancak yüzde 20‘sini kullanıyor.
Ülkemizde üretilen elektrik enerjisinin kaynak sıralamasına baktığımızda birinci sırada doğalgaz geliyor. Maalesef, kendi öz kaynağımızın olmayan doğal gazın fiyatının dünya piyasalarında devamlı artışı buna bağlı elektrik üretiminin de maliyetini arttınyor. Dolayısı ile kalkınmakta olan ülkemizde enerji fiyatlarının yüksek olması ekonomimizi sıkıntıya sokuyor ve sanayicimizin uluslararası alanda rekabet edemez duruma getiriyor. Bütün bu olumsuzluklardan bir nebze kurtulabilmemiz için Hidroelektrik Santraların yapımına öncelik verilmesi ve yapımım özendirici bazı teşviklerin getirilmesi kaçınılmaz.
Ülkemizde yürürlüğe girmiş olan 5346 sayılı "Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanılmasına" ilişkin Kanun bu konuda tam anlamı ile yeterli olmamakla beraber, önemli bir gelişme sağlıyor.
Hidroelektrik Enerjisine dayalı olarak üretim tesisi kurmak için aynı bölgeye birden fazla başvuru yapılması halinde, 12 Ağustos 2006 tarihinde yayımlanan "Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Değişiklikler Yapılmasına Dair Yönetmelik" ile Yatırımcı Firmanın belirlenmesinde Su Kullanım Anlaşması imzalanmasına esas olan "Hidroelektrik Kaynak Katkı Payı" adı altında en yüksek teklifi veren ve yeterlilik almış olan firma ile imzalanma yetkisi DSİ Genel Müdürlüğüne verildi. Bu kapsamda DSİ Genel Müdürlüğü tarafından özel sektörün yapımına 515 adet toplam 11 bin 785 MW Kurulu güçte santral ilan edildi. Bu santrallara özel sektörce 469 adet 10231 MW Kurulu güçte müracaat yapıldı.
İnşaatına başlanan proje sayısı ise 45 adet olup 1215 MW kurulu güce sahiptir. Hidroelektrik dışa bağımsız, yenilenebilir ülke öz kaynağı olan en ucuz enerjidir. Avrupa Birliği‘nde Hidroelektrik Santralların tamamı yenilenebilir tanımı kapsamında iken ülkemizde bu tanıma sadece tüm nehir santralları ile rezervuar alanı 15 km2‘yi geçmeyen ve 50 MW altında olan rezervuarlı santrallar giriyor. AB‘nin 2010 yılında tahmin edilen Elektrik Enerjisi Tüketimi yaklaşık olarak 3 bin 900 TWH/yıl‘dır. AB deklarasyonu gereğinde 2010 yılında AB üyesi ülkeler toplam enerji tüketimlerinin yüzde 20,1‘nin yenilenebilir kaynaklardan karşılanması gerekiyor. Bu durum AB üyesi ülkelerin kendi yerli kaynaklarının tamamına yakın bir kısmını devreye almak için ne derece kararlı olduklarını gösteriyor.
(Referans Ek 30.11.2006)