BASINA VE KAMUOYUNA
Değerli Basın Mensupları,
Son bir hafta içinde bölgemizde meydana gelen yağışlar felaket boyutunda bir doğa afetine dönüşmüş, elde edilen verilere göre 41 insanımızın yaşamını yitirmesine, 7 insanımızın kaybolmasına ve birçoğunun yaralanmasına neden olmuştur. Kuşkusuz kİ doğa afetlerini (deprem - tusinami - sel baskınları vs) Önleme gibi bir şansa sahip değiliz. Ancak, etki gücünü ve yaratacağı tahribatları asgari seviyede tutulması her zaman olanaklar dahilindedir. Bölgemizin 25 yıldan beri içinde bulunduğu çatışmalı ortamın yol açtığı travma atlatılmamış ve henüz yaralar sarılmamışken, sonuçları tahminlerin ötesinde ağır olan bu doğa afetini yaşamış olmamız, var olan acılarımızı büyütmüş - sorunlarımızı daha da derinleştirmiştir. Yıllardan beri ve ısrarla gündemde tuttuğumuz temel olguların başında; Ortadoğu nüfusunu rahatlıkla besleyebilmenin ekonomik potansiyellerine sahip Türkiye`nin zenginlik kaynaklan askeri ve bürokratik amaçlarla kullanılmasından, kamunun en stratejik ve karlı kurumlarını Özelleştirmeler adı altında ve politik tercihlerle soyguncu -talancı takımına peşkeş çekilmesinden vazgeçilerek, onurlu bir toplumsal barışın tesisiyle birlikte, elde edilecek ekonomik katma değerin eğitim ve sağlık başta olmak üzere, işsizliğin önlenmesinde, istihdamın yaratılmasında, yerleşim birimlerinin modrnist çağın gereklerine uygun alt yapı ve sosyal ortamlara kavuşturulmasında, sivil toplumun güçlendirilmesinde, kısacası ülkenin ulusal kalkınmasında kullanılması istencİ ve talebi oluşturmuştur.
Aynı şekilde, bilinen ve yaşanan çatışmalı sürecin yarattığı büyük tahribatlar nedeniyle, bölgemize pozitif ayrımcılık tanınarak, master düzeyde acil ekonomik ve alt yapı kalkınma projeleriyle desteklenmesinin yapısal gerekliliğini ve gerekçelerini defalarca siyasal iktidarlara ve merkezi otoritenin ilgili muhataplarına aktarmamıza karşın olumlu bir tek adımın atılmadığı gerçeği karşısında, bugün, halkımızın yaşamak durumunda kaldığı doğa felaketini ve bu felaketin yol açtığı büyük acıtan politik hamaset zemini haline getirilmek istendiğine esefle tanıklık etmekteyiz. Kırsal nüfusu toplumsal göçler halinden kentlerin varoşlarında, dere yataklarında ve gayri insani bir yaşama mahkum eden nedenleri tarihsel ve toplumsal kökenleriyle birlikte irdelemeden, merkezİ hükümetlerin, ilgili tüm kamu otoritelerinin ve belki de, rant elde etmek için dere yataklarını imara açan yerel yönetimlerin sorumlulukları görmezlikten gelinemez. Ahlaki, İnsani ve hukuki sorumluluğumuz bu durumu tüm yönleriyle ortaya konulmasını ve temellerinden sorgulanmasını zorunlu kılmaktadır. Bölgemizde daha büyük acıların yaşanmaması için halkın talep ve beklentileri ile yapılması gerekenler bellidir. Bu bağlamda, bölgemizde yaşanan doğa felaketi nedeniyle, evleri yıkılan ve oturulamaz hale gelen insanlarımızın ivedilikle iskan edilerek, insani tüm ihtiyaçları eksiksiz olarak karşılanmalıdır. Meydana gelen maddi ve manevi zarar sağlıklı bir biçimde tespiti yapılarak, tazmin edilmeli, evsiz kalan insanlarımızın tümü sağlıklı - güvenilir ortamlarda ve en kısa zamanda konut edindirmelidir. Yerel yönetimlerin güçlü desteğinin sağlanması için, iller Bankası`nın Belediyelerin borçlarına mahsuben yaptığı kesintileri en az bir yıl süreyle kesmemeli veya çok az bir kısmını kesmelidir. Bölgenin en önemlî geçim kaynağı olan tarım ve hayvancılık sektörünün tümden çökme noktasına gelmiş olmasından dolayı, tarımsal üretim kesimleri başta olmak üzere, iktisadi yaşam dinamiklerinin birbirini doğrudan etkileme karakterinden dolayı da bölge esnafının tüm borçları bir sefere mahsus olmak üzere silinmeli veya beş yıl süreyle ertelenmeli, Çınar - Bismil - Batman - Ceylanpınar - Harran - Savur - Uludere - Silopi başta olmak üzere, bölgenin risk altında olan yerleşim birimleri afet alanları ilan edilmelidir.
Değerli Basın Mensupları,
Diyarbakır Demokrasi Platformu Sekreteryası`nın da içinde yer aldığı geniş katılımlı bir koordinasyonla afete uğrayan yerleşim yerlerine gidilerek, halkımızın acıları paylaşılmış, en içiten bir yaklaşımla dayanışma gösterilmiş, yaşamını yitirenlerin aileleri ziyaret edilmiş ve başsağlığı dileklerinde bulunulmuştur. Ancak, insanlarımızın yüz yüze kaldıkları durumun içler acısı bir trajedi olduğu gerçeği karşısında, tüm dinamiklerimizi, örgütlü yapılarımızı, yurtsever halkımızı ve duyarlı kamuoyunu güçlü bir dayanışma ve yardımlaşma noktasında harekete geçirilmesi bakımından ciddi bir caba içinde olmanın sorumluluğunu bizlere yüklediği için böylesi bir basın toplantısını düzenleme ihtiyacı doğmuştur. Diyarbakır Demokrasi Platformu olarak, halkımızın acısını paylaşmak adına en üst düzeyde dayanışma ve yardımlaşa içinde olmanın bilinci ve sorumluluğuyla üstümüze düşeni olanaklarımız ölçüsünde yerine getirmeye çalışırken, yukarıda sıraladığımız taleplerin bir an önce karşılanması için, hükümet başta olmak üzere, ilgili tüm kamu otoritelerini sorumluluk almaya ve bu taleplerin gereklerini yerine getirmeye davet ediyoruz. 04.11.2006
Gün; dayanışma günüdür.
Gün; yaralarımızı sarma ve acılarımızı ortaklaştırma günüdür.
Gün; kucaklaşma ve kardeşleşme günüdür.
DİYARBAKIR DEMOKRASİ PLATFORMU