Tüm Haberlere Dön
TMMOB Uyardı: Yapay Zekâ Sömürü Aracına Dönüşmesin
Haberler İzmir

TMMOB Uyardı: Yapay Zekâ Sömürü Aracına Dönüşmesin

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB),"Yapay Zekâ Teknolojileri ve Mühendis, Mimar, Şehir Plancılarının Meslek Alanlarındaki Olası Etkileri" başlıklı bir rapor yayımladı.  Raporda; yapay zekânın arkasındaki sermaye örgütlenmesine, teknik emeğin karşı karşıya olduğu güvencesizlik ve işsizlik tehdidine, dijital denetim mekanizmalarına ve küresel tekelleşmeye dikkat çekilerek kamusal denetim çağrısında bulunuldu.

Haber Ekleri (Dosyalar)
Yapay-Zeka-Teknolojileri-ve-Muhendis-Mimar-Sehir-Plancilarinin-Meslek-Alanlarindaki-Olasi-Etkileri-Raporu.pdf
4.08 MB İndir

TMMOB raporunun giriş bölümünde, yapay zekâ olarak adlandırılan teknolojik kümenin insan zekâsından temelden farklı bir mimariye sahip olduğu belirtildi. Üretken yapay zekâ sistemlerinin insanın düşünme, kavrama ve yaratıcılık kapasitesini taklit etmediği, yalnızca veriye dayalı örüntü tanıma ve tahminleme gerçekleştirdiği kaydedildi.

Bu teknolojilerin kimi yönleriyle bir “anti-zekâ” mimarisine sahip olduğu ifade edilen raporda, bu kavramın bir cehalet hali değil, “anlamadan bilme” performansı anlamına geldiği aktarıldı. Raporda, bir hekimin radyoloji görüntüsü üzerinde kuramsal birikim, nedensel akıl yürütme ve sorumluluk çerçevesinde anlam kurduğu, yapay zekâ modellerinin ise pikseller arasındaki istatistiksel örüntüleri yakalamakla yetindiği, patofizyolojiyi ve etik risk-fayda hesabını kavrayamadığı örneğine yer verildi.

Raporda, yapay zekâ teknolojilerinin seyrini belirleyen iki temel maddi dinamik bulunduğu vurgulandı. İlk dinamiğin "iş dünyasının yapay zekâya yüklediği büyük beklentiler" olduğu bildirildi. Çeviriden grafik tasarıma, mimariden yazılıma kadar geniş bir yelpazede iş gücü maliyetlerini düşürme ve verimliliği artırma hedefinin sermaye çevreleri tarafından teşvik edildiği belirtildi. Bu yönelimin vasıflı işi parçalama, canlı emeği üretimden uzaklaştırma ve emek gücünün pazarlık gücünü düşürme süreçlerini hızlandırdığı ifade edildi.

İkinci dinamiğin ise "yapay zekânın arkasındaki devasa üretim altyapısı ve sermaye örgütlenmesi" olduğuna işaret edildi. Yapay zekânın yalnızca bir yazılım veya algoritmadan ibaret olmadığı; enerji yoğun veri merkezlerine, GPU ve çip üretimine, bulut bilişim şirketlerinin küresel ağlarına, nadir element tedarik zincirlerine ve milyonlarca görünmeyen emekçinin katkısına dayandığı aktarıldı. Bu sistemlerin büyük teknoloji tekellerinin kontrolündeki sermaye-yoğun bir üretim zincirinin nihai çıktısı olduğu kaydedildi.


Üç Dijital Tekelleşme Aracı

Yapay zekâ alanındaki hızlı gelişimin kapitalizmin merkezileşme ve tekelleşme eğilimlerini pekiştirdiği belirtilen raporda, açık kaynak büyük dil modellerinin (DeepSeek, Qwen vb.) ortaya çıkışının tekelleşmeyi ortadan kaldırmadığı, yalnızca rekabeti yeni bir düzleme taşıdığı ifade edildi. Raporda, yapay zekâdaki tekelci yapının üç temel sacayağı anlatıldı.

Veri Tekeli: Modellerin eğitilmesi için gereken devasa veri havuzlarının arama motorları, sosyal ağlar ve ticari platformlar üzerinden az sayıda büyük şirketin tekelinde toplandığı, verinin bu çağda "ham petrole" benzediği aktarıldı.

Hesaplama Gücü Tekeli: Model eğitiminin yüksek maliyetli GPU altyapılarına bağlı olduğu, NVIDIA'nın donanımdaki hâkimiyeti ile Amazon Web Services, Microsoft Azure ve Google Cloud gibi bulut devlerinin sektörü kendilerine bağımlı kıldığı kaydedildi.

Yetenek ve Patent Tekeli: İleri düzey araştırmacıların, patentlerin ve model dağıtım kanallarının büyük teknoloji şirketleri veya devlet destekli merkezlerin kontrolünde bulunduğu belirtildi. Raporda ayrıca, yapay zeka geliştirme sürecin ABD ve Çin merkezli teknoloji blokları arasında jeopolitik bir rekabete dönüştüğünün altı çizildi.


Teknik Emeğin Dönüşümü

Raporda mühendisliğin sermaye adına süreçleri organize eden görece özerk uzmanlar olmaktan çıkarak zamanla işçileşmeye başladığını ve güvencesiz bir çalışma düzenine mahkum edilmek istendiği ifade edildi. Üretken yapay zekânın otomatik kod yazımı ve simülasyon araçlarıyla mesleki becerileri rutinleştirdiği ve iş bölümünü daha parçalı hale getirdiği ifade edildi. Dönüşümün ikili bir karakter taşıdığı aktarılan raporda; veri bilimi, algoritma üretimi ve model geliştirme gibi sınırlı alanlarda yeni uzmanlıkların doğduğu, ancak teknik personelin geniş çoğunluğu açısından vasıf erozyonu, özerklik kaybı ve işsizlik risklerinin öne çıktığı bildirildi. Aynı miktarda işin daha az sayıda çalışanla yürütülmesinin özellikle genç meslek mensupları arasında istihdamı daralttığı vurgulandı.  Teknoloji sektöründe 2022'de 244 bin, 2023'te 430 bin, 2024'te 239 bin ve 2025 ortası itibarıyla 131 bin çalışanın işten çıkarıldığı anımsatılan raporda, bu dalganın yapay zekâ teknolojileriyle ilişkilendirildiği belirtildi. Türkiye'de ise bu tablonun plansız yükseköğretim politikaları sonucu hızla artan mezun sayısıyla birleşerek meslek alanlarındaki güvencesizliği daha da derinleştirdiği kaydedildi.


Algoritmik Yönetim ve Emek Denetimi

Üretken yapay zekânın iş dünyasında bir emek denetim aracı olarak da yaygınlaştığına dikkat çekilen raporda, bu sürecin kapitalizmin "emek üzerinde gerçek tahakküm" kurma eğiliminin dijital bir uzantısı olduğu ifade edildi. Çalışanın bedenine, hareketlerine, zamanına ve çalışma temposuna yönelik benzeri görülmemiş bir gözetim kapasitesinin doğduğu aktarıldı.

İş süreçlerinin yapay zekâ destekli sistemlerle standartlaştırılmış mikro görevlere bölündüğü, bu durumun Taylorist bilimsel yönetimin dijital biçimi olduğu kaydedildi. Sürekli izleme mekanizmalarını içeren "dijital panoptikon" düzeninin çalışanların mesleki özerkliğini daralttığı; Ar-Ge ve yazılım ofislerinde çalışan mühendislerin dahi denetlenen nesneler haline geldiği vurgulandı.

Upwork, Topcoder ve Innocentive gibi dijital platformların teknik işgücünü parça başı, çağrı üzerine ve “kendi hesabına çalışma” kalıplarıyla güvencesizleştirdiğine vurgu yapılan raporda, asgari ücret, sağlık sigortası, kıdem tazminatı ve hafta tatili gibi temel emek haklarının tasfiye edildiği ifade edildi.

Teknoloji şirketlerinin bünyelerinde oluşturdukları etik kurullarının kamuoyunu yatıştırma amaçlı "etik göz boyama" (ethics washing) aracı olarak çalıştığı ifade edilen raporda, teknolojinin "nasıl" geliştirileceğinden çok "hangi toplumsal amaçlar ve kimin çıkarına" geliştirileceği sorusunu yanıt araması gerektiğine vurgu yapıldı.


TMMOB’un Önerileri

Raporun sonuç kısmında, yapay zekânın piyasa elitlerinin ve sermaye tekellerinin inisiyatifine bırakılamayacağı belirtilerek özetle şu temel çözüm önerileri kamuoyuyla paylaşıldı:

Kamusal Denetim ve Kamulaştırma: Kritik yapay zekâ altyapılarının, veri kaynaklarının ve hesaplama merkezlerinin toplumsal mülkiyet altına alınması gerektiği vurgulandı. Karar mekanizmalarının yalnızca uzman kurullarına değil, emekçilerin ve meslek odalarının yer aldığı demokratik yapılara açılması önerildi.

Emek Hakları ve Çalışma Saatlerinin Kısaltılması: Otomasyondan kaynaklanan verimlilik artışının çalışanlar lehine kullanılması, çalışma sürelerinin kısaltılması (işin paylaşılması) ve gelir güvencesinin sağlanması talep edildi. İmzaya ve karar süreçlerine yetkili teknik kadroların yerine doğrudan yapay zekânın ikame edilmesinin engellenmesi istendi.

Algoritmik Yönetime Karşı Güvence: İşyerlerindeki performans ölçümü, ücretlendirme ve işten çıkarma süreçlerinin algoritmalara devredilmesinin önlenmesi, bu sistemlerin sendika ve meslek örgütlerinin denetimine açılması gerektiği belirtildi. Kamusal verilerin özel sektöre devrinin durdurulması çağrısı yapıldı.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği: Algoritmik sistemler için "toplumsal cinsiyet etki değerlendirmesi"nin zorunlu kılınması, veri etiketleme işlerinde çalışan güvencesiz kadın emeğinin iş hukuku ve sosyal güvenlik kapsamına alınması gerektiği aktarıldı.

Ekolojik Denetim ve Yeşil Bilişim: Veri merkezlerinin yer seçimi ve enerji-su kullanımı için bağımsız heyetlerce Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) yapılmasının zorunlu hale getirilmesi, toplumsal yararı düşük aşırı kaynak tüketen yapay zekâ kullanımının sınırlandırılması önerildi.

Eğitim ve Üniversitelerin Dönüşümü: Üniversite müfredatlarının piyasa odaklı yaklaşımdan arındırılarak teknolojinin etik, sınıfsal ve ekolojik boyutlarını içeren modüllerle donatılması gerektiği kaydedildi.

Küresel Dayanışma: Gelişmekte olan ülkelerin ucuz emek ve hammadde deposu olarak görülmesine karşı uluslararası sendikal ve mesleki dayanışma ağlarının örülmesi gerektiğinin altı çizildi.


Raporun sunuş yazısını kaleme alan TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, Birliğin teknolojiye yaklaşımını şu sözlerle özetledi:

“TMMOB, tarihi boyunca bilim ve teknolojinin toplum yararına kullanılmasını temel bir ilke olarak savunmuştur. Bu yüzden Birliğimiz açısından mesele, yapay zekâ teknolojilerine koşulsuz bir hayranlıkla yaklaşmak ya da kategorik bir reddiyecilik üretmek değildir. Esas olan, bu teknolojilerin kimlerin çıkarına, hangi amaçlarla geliştirildiği ve toplumsal sonuçlarının ne olduğudur. Yapay zekâ teknolojileri de ancak toplumsal gereksinimler doğrultusunda, demokratik denetim altında, kamusal yararı ve ekolojik dengeyi önceleyen bir anlayışla geliştirildiğinde insanlık için ilerici bir anlam taşıyacaktır.”