Elektrik Mühendisliği · Sayı 440 · Kasım 2010

EMO'DAN...

Cengiz Göltaş

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı Görüş ve değerlendirme

Yıl
2010
Sayfa
2
Okuma süresi
6 dk
Görüntülenme
0

Konu

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

İlgili: Çevre ve iklim, Toplum, demokrasi ve emek

Anahtar kelimeler

  • EMO Yönetim Kurulu
  • HES
  • Anayasa Referandumu
  • YÖK
  • sendikal haklar
  • kadın hakları

Özet

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Cengiz Göltaş, oda genel kurulu sonrası dönemde HES inşaatları, enerji özelleştirmeleri, üniversitelerdeki baskılar, kadın hakları ve sendikal haklara ilişkin gelişmeleri değerlendiriyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

Cengiz Göltaş-EMO 42. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı

Merhaba… Oda Genel Kurulu’nun ardından geçen sekiz ayda yoğun bir gündem ile karşı karşıya kaldık. Bu dönemde AKP’nin meslek alanlarımızı doğrudan ilgilendiren her uygulamasında sadece bizlerle sınırlı kalmayan ciddi toplumsal tartışmalar ülke gündeminin ilk sıralarında yeraldı. Son dönemde Anayasa Referandumu tartışmaları ile devam eden süreçte Oda olarak aldığımız net tavır kimi çevreleri rahatsız ederken, yargının iktidarın güdümüne gireceği uyarımızın ne anlama geldiği fazla zaman geçmeden Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) seçimlerinde yaratılan Bakanlık vesayeti ile herkesçe görüldü. Enerji dağıtım ihaleleri ve üretim santrallarının devrine karşı tepkimiz ise enerji dağıtımlarının bir bölümüne talip Çalık Grubu’nun sahibi olduğu medyada “Oda terörü” olarak ilan edildi. Enerji Bakanı’nın şirketlerin çıkarlarından yana bir tutum sergileyerek EMO’yu “ayak bağı olmak” ile suçlaması ise, Ülkemizin Enerjisinden hepimiz adına sorumlu olması gereken bir Bakan’ın, nereye, hangi gözle, kimin adına baktığını bize birkez daha anımsattı. Şimdi sırada hemen her yerde yoğunlaşan hidroelektrik santral (HES) inşaatları var. Burada da bilimi, teknolojiyi, kamu yararına planlamayı savunacak olanlara söylenecekler belli. Başbakan Erdoğan’ın deyimiyle “birkaç çevreci tip”, Çevre ve Orman Bakanı’na göre ise bu projelere karşı olmak cinnet hali. Geçtiğimiz günlerde Oda olarak Doğu Karadeniz’e düzenlediğimiz kapsamlı bir teknik gezi ile HES inşaatlarını yerinde gördük. Bölgede işletmede olan, inşaatı devam eden ve lisansı alınmış, ancak başlanılmayan projelerde temel sorun alanlarını incelemek ve bölgede yaşayan insanların duyarlılıklarını dikkate alan bir noktadan önümüzdeki günlerde kapsamlı bir Oda Raporu oluşturmak hedefindeyiz. Elektrik Mühendisleri Odası, hidrolik potansiyelimizin yenilenebilir ve yerli bir kaynak olarak değerlendirilmesi gerektiği konusuna yıllarca vurgu yapmıştır. Teknik gezi kapsamında yaptığımız incelemelerde ise, henüz sonuçlarını kamuoyu ile paylaşmamış olsak da öne çıkan gözlemlerimiz; üretime geçmiş büyük ölçekli santralların yanı sıra Devlet Su İşleri (DSİ) kapsamında başlamış ve daha sonra şirketlere devredilmiş inşası devam eden santralların geri dönülemeyecek mevcut yatırımlar noktasına gelmiş olmasıdır. Bunun yanı sıra kuralsız ve denetimsiz bir şekilde yoğunlaşan küçük ölçekli nehir tipi santral projelerinde ise, teknik ve ekonomik uygulanabilirlik şartları tam olarak araştırılmadan, şirketlerin karlılığı temelinde ele alınan, su kullanım anlaşmaları ile derelerin metalaştırıldığı, gerçekçi bir havza planlaması ve çevresel etki değerlendirme raporu bulunmayan ve kamu yararı içermeyen başlanmış/yarım kalan ve hiç başlanmamış projeler ile karşılaştık. Konunun bir diğer yanı da tüm bu tartışmalar ve yargı süreçleri yaşanırken, Trabzon Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun Rize’nin İkizdere Vadisini SİT alanı ilan etmesi üzerine AKP eliyle koparılan fırtına oldu. AKP hemen Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanun Tasarısı’nı TBMM gündemine taşıdı. Tasarıya eklenen geçici madde ile yasa tasarısı yürürlüğe girdiği andan itibaren o tarihe kadar alınmış tüm koruma alanları hakkındaki kararların yeniden düzenlenmesi öngörülüyor. Orman Mühendisi Doçent Dr. Yücel Çağlar’a göre tasarının amacı; “ Bugüne değin koruma altına alınabilen alanların yerli ve yabancı sermayenin istekleri doğrultusunda kullanılabilmesini kolaylaştırmak.” Yani sözün özü “…Durmak Yok Yola Devam…” Değerli Meslektaşlarımız, Üniversiteler yeni öğrenim yılına birikmiş sorunları ve giderek sertleşen baskı yasak ve soruşturmalar süreci ile “merhaba” dedi. 12 Eylül sonrasında, muhalif düşünceleri bastırmak ve üniversiteleri sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirmek için darbe eliyle kurulan Yükseköğretim Kurulu (YÖK), 29 yıldır üniversiteleri baskı altında tutmaya devam etmekte. Daha önce AKP ile sorunlar yaşayan YÖK, AKP’nin üniversiteler üzerindeki kurduğu egemenlik ile kendi iktidarı elinde baskı aracına dönüşmüş durumda. Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) verilerine göre Ocak ayından bu yana 376 üniversite öğrencisi gözaltına alınırken, 50 öğrenci cezaevlerine gönderilmiş. TİHV’nın belirlemelerine göre, gözaltı ve tutuklama elektrik mühendisliği, 440. sayı, kasım 2010 5

nedenleri; 1 Mayıs’a çağrı afişi asmak, paralı eğitime karşı pankart açmak, TEKEL direnişine katılmak, Hükümet aleyhine slogan atmak, yerleşke içerisine stant açmak diye uzayıp gidiyor. Bu dönem yüksek öğretimi “Özgür ve Güvenli Üniversite(?)” temasıyla açtıklarını ilan eden YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’ın özgürlük anlayışının, türbanlı öğrencilerin dersleri takip etmesine dair genelge göndermekle sınırlı olduğu görülüyor.

Her ne kadar AKP, demokrasi ve özgürlükler sorununu “üniversitelerde türban serbestliği”ne indirgemişse de, konunun ne denli yakıcı bir hale geldiği geçtiğimiz günlerde yayınlanan ve basına yansıyan AB Komisyonu’nun “Türkiye 2010 İlerleme Raporu’nda” görülüyor.

Raporda, kadın hakları ve eşitlik sorunu Türkiye’nin kilit sorunu olarak belirtilmekte ve “cinsiyetler arası eşitsizlik ve kadına yönelik şiddet Türkiye’nin başlıca sorunu olmaya devam ediyor” denilmekte. Raporda; siyasette ve kamu yönetiminde kadınların temsil oranının son derece düşük olmasının yanı sıra namus cinayetleri, aile içi şiddet, erken ve zoraki evlilikler, istihdamda düşük ücretli kadın emeği ve özellikle Doğu’da çoğu kız olan 200 bin çocuğun okul yüzü görmediğine vurgu yapılmakta. Yoksulluğu ve yoksunluğu türban ile örtmeye çalışanlar hiç kuşku yok ki önümüzdek günlerde de bu gerçekleri görmezden gelerek, genç kızlarımız üzerinden kendi iktidarlarını sürdürmek adına duygu sömürüsü yapmaya devam edecekler.

Değerli EMO Üyeleri,

Yaşamın her alanında barış ve demokrasi ortamından uzak gelişmeler yaşanmaya devam ediyor. Bir yandan özel yetkili ağır ceza mahkemeleri ile tutuklanan bilim insanları, gazeteci ve yazarların yılları bulan yargılama süreçleri toplumun vicdanını yaralarken, diğer yanda, KCK Davası ile tutuklu bulunan seçilmiş belediye başkanları ve demokratik kurum temsilcilerinin Kürtçe savunma yapma talepleri “bilinmeyen dil” şeklinde zabta geçiriliyor. Oysa bu bilinmeyen dil ile 24 saat boyunca TRT-ŞEŞ’de AKP yanlısı propaganda yapılırken; BDP Milletvekili Sevahir Bayındır, Silopi’de güvenlik görevlilerince yapılan darp ile kemikleri kırılmış vaziyette, 6 aydır Meclis’e gelemiyor.

Yine demokratikleşme kapsamında öne sürülen Referandum ve Anayasa değişikliği ile ülkemizin çalışma yaşamında olumlu değişikler olacağı beklentisinin de boşa çıktığı görüldü. Sendikal hak ve özgürlüklerin genişleyeceği, 12 Eylül dönemine ait yasakların kaldırılacağı söylemi ile “evet” oyu talep eden AKP Hükümeti’nin, referandum sonrası Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nca hazırlanarak işçi konfederasyonlarına sunulan yasa taslağına göre sendikaların yetki almaları yine Bakanlık prosedürüne bağlı. Sendikaların evrakları, faaliyetleri, mali yapıları Bakanlık tarafından denetleniyor. Askeri işkolları gibi düzenlemeler devam ediyor. Sendikalara üyelik konusundaki sınırlamalar sürerken toplusözleşme süreçlerinde yine Bakanlık hakemlik yapıyor. Hak grevi gibi Avrupa’da, dünyada olan grev çeşitleri yine yasak kapsamında. Taslağa göre greve çıkan işçi yine işyerinin önünde bekleyemeyecek, çadır kuramayacak. Yani batı cephesinde yine değişen bir şey yok.

Her şeye karşın mühendislerin sendikal süreçte tüm çalışanlarla birlikte örgütlü bir hak arama mücadelesi içerisinde yeralması bugün daha fazla önem kazanıyor. Ücretli çalışan meslektaşlarımız başta olmak üzere tüm üyelerimizin, çalışma yaşamlarında karşılaştıkları mesleki sorunlara Odamızın MİSEM kapsamında sürdürdüğü eğitimler ile yardımcı olmaya çalışıyor olsak da, üyelerimizin çalışma koşulları ve özlük haklarını ilgilendiren temel birçok konuda yeterli desteği sağlayabilecek olanaklara sahip olamadığımız önemli bir gerçek. Bugün kamuda ya da özel sektörde çalışan bir çok meslektaşımız ya özelleştirmeler ile kurum değişikliğine zorlanmakta ya da kriz ortamlarının yarattığı bir sonuç olarak kapanan işyerleri ile mağdur duruma düşmektedir.

Değerli Meslektaşlarımız,

Paylaştığımız bütün bu sorunlar dışında iyi bir haber yok mu derseniz, sizlere en iyi haber olarak yine TMMOB ve EMO örgütlülüğümüzün bilimden demokrasiden ve barıştan yana eşitlik ve özgürlük mücadelesinden, dostluk ve dayanışma içinde bu ülkenin namuslu çoğunluğu ile birlikte gösterdiği duruştan ve aydınlık günlere duyduğumuz inançtan söz edebilirim.

Sonuç olarak bu ilkeler ışığında yürüyüşümüzü 56 yıldır oluşturduğumuz tarihsel ve kurumsal birikim ve temel öznemiz olan üyelerimizden aldığımız güç ile demokratik örgüt yapımızın gereği olarak sürdürmeye devam edeceğiz.

Sevgiyle ve dostlukla...

6 elektrik mühendisliği, 440. sayı, kasım 2010