Elektrik Mühendisliği · Sayı 351 · Ocak 1988
BİLİMSEL DÜŞÜNCE VE TOPLUMSAL DOKU
Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1988
- Sayfa
- 1
- Okuma süresi
- 4 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mühendislik mesleği, meslek hakları ve istihdam, Bilim, teknoloji ve meslek tarihi
Anahtar kelimeler
- zakkum olayı
- bilimsel düşünce
- kitle iletişim araçları
- sağlık hizmetleri
- kitle örgütleri
- kanser tedavisi
Özet
Yazar, 'zakkum olayı' üzerinden bilimsel düşüncenin toplumda deforme oluşunu, TV'nin sorumsuz habercilik anlayışını ve toplumun bilim dışı yaklaşımlara olan eğilimini tartışıyor; kitle örgütlerinin bilimsel bilgiyi kamuoyuna doğru aktarma sorumluluğuna dikkat çekiyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
"ZAKKUM OLAY I", BİLİMSEL DÜŞÜNCE VE TOPLUMSAL DOKU
Dr. Ata SOY ER (Ankara Tabip Odası Genel Sekreteri)
Sanırım ülkemizde ilk kez bir tıp olayı, kamuoyunu "zak kum" kadar sarsmıştır. Aslında, "zakkum olayı" ile ortaya çıkan, konunun bir tıp sorunu olmaktan öte siyasal, sos yal boyutlara sahip bir sorun olduğudur.
Tıp açısından konu kamuoyunda yeterince tartışıldı ğından, teknik ayrıntılara fazla girmenin pek yararı olma dığı kanısındayım. Özünde, zakkum içinde bulunan et ken maddenin, kanser hücrelerini öldürücü ya da onu te davi edici olmaktan çok, kanser tedavisinde zaten kul lanılan bağışıklık sistemine destek etkisine sahip olduğu az ya da çok hemen hemen üzerinde görüş birliğine va rılmış bir sonuçtur. Yine tıp açısından söylenebilecek bir nokta da, kanser teşhisi konulmasının belirli kriterleri (patoloji raporu gibi) olduğu, tedavide kullanılan yönte min başarısının da yine belirli göstergeleri olduğudur. Bunlar eksikse, teşhisin ya da tedavinin başarısından doğruluğundan söz etmek pek bilimsel sayılmaz.
"Zakkum olayı"nda, konunun tıptan ziyade sosyal ve si yasal yönlerinin ön planda olduğunu söylemiştik. Her şeyden önce, kitle iletişim araçlarının en etkini olan TV' nin pek sorumlu sayılamayacak habercilik anlayışı ile "umut tacirliği" yapması eleştirilmelidir. Ama, bundan çok daha önemli ve vurgulanması gereken nokta, toplumun konuya tepkisinin niteliğidir.
Bu olayda irdelenmesi gereken iki nokta ortaya çıkıyor böylece: Bir yandan, bilimsel sayılamayacak bir haberin kitle iletişim aracı aracılığı ile en geniş ve vurucu biçimde iletilmesi; diğer yandan, bilimsel düşüncenin yerleşmiş olduğu toplumlarda pek kaale alınmayacak bu tür bir ha bere, sağlıklı sayılamayacak toplumsal tepki, aslında bu iki durum, birbiri ile çok ilişkisiz sayılamayacak bir takım nedenlerin sonuçları olarak karşımıza çıkıyor.
Ortak diye nitelenebilecek nedenlerin başında, bilimsel anlayışın/düşüncenin deformasyonu gelmektedir. Son yıllarda yaşanan depolitizasyon ortamının en belirgin bi leşeni olan "korku/korkutma", toplumdaki yaygın çare sizliğin temeli sayılabilir. İnsanımızda varolan çaresizliği besleyen diğer etmenler olarak yaşam koşullarının yeter sizliği, toplumu bürüyen gizemcilik de var tabii. Bilim ku rumlarında yaratılan otoriter atmosfer, herşeyi tartışan, araştıran, şüpheci insanın yerini emir komuta zinciri çer çevesinde "düşünen" insana bırakmıştır. Bilimin "otoriter leştirilmesi", bilimin temeli sayılabilecek rasyonel düşün cenin uzaklaşmasını, bu kurumların ve kurumlardakilerin irrasyonel düşünce saldırısı karşısında savunmasız kal masını da doğurmuştur. Zaten, bu kurumlardan "uygula macı ve etliye sütlüye karışmayan insanlar" çıkarılması esas amaçtır. Böyle bir insan için ya da böyle bir insan yetiştirilmesi için bilgi, ansiklopedik ve birbiri ile ilişkisi olmayan kavramlar toplamıdır. Bu insanın kafası öyle bir çuvaldır ki, ne istiyorsan doldurup, istediğinde herhangi birini çıkarabilecek biçimde planlanmıştır. Bilgiler arasın da, olaylar arasında neden sonuç ilişkilerini kavramayan bu insanınen tipik örneği, TV'deki bilgi yarışmalarındaki "ansiklopedik sözlük" lerdir.
Doğal ki, bilim kurumlarının ve buralardan yetişenlerin bu nitelikte olduğu bir toplumda, kitlelerin eğitilmesi "ihmal" edilmemiştir. Korku ve baskı ile sindirilmiş insanlara, sü rekli enjekte edilen gizemcilik, yeryüzünde tadılacak mutluluğu yasak sayan insanlar yaratmayı amaçlamıştır. öte yandan ise, yeryüzündeki zenginliklerin, bir anda ve hiçbir emek sarfetmeden piyango, loto, toto, siyasi iliş kiler, yeraltı dünyasına dahil olma, vb. elde edilebileceği imajı pompalanmaktadır. Her ikisi de, kör bir bilinmezciliği besleyen bu çabalar, korku ortamında, emeğin aşağı landığı bir ortamda "istenen" sonuçlarını vermektedir.
Belirli bir emek harcayarak, uzun bir süreç sonunda bir ürün elde etmek anlayışı yerine ikame edilen, bir anda ve çok çaba harcamadan istenileni elde edebilme umudu, "zakkum olayı"nda tipik olarak görüntülenmiştir. Bilimin uzun ve meşakkatli aşamalarında, belirli birikime sahip insanlarca yaratılabilecek bir ürünün (olayımızda "kan sere çare"), bir rastlantı sonucunda hiç de şaşırmadan kabullenilebilmiştir. Bu da toplumsal dokunun, yıllardır yanlış/yanlı tepkilere koşu Kandırıldığı bir durumda bek lenen bir sonuç herhalde...
Olayın, gözardı edilemeyecek bir diğer yanı daha var: Ülkemizde sağlık hizmetlerinin yaygınlığı ve niteliği. Sağ lık hizmetlerini bilinen nedenlerle en fazla gereksinimi olan kesimlere, en az/hiç ulaştırabiliyor olmamız, bu ke simlerin varolan taleplerini bilim dışı kurum/anlayışlar ile çözümlemelerini doğurmaktadır. Dolayısı ile, zaten ken disine nitelikli sağlık hizmetini veremediğimiz insanımız, bu bilim dışı yaklaşımlara aşinadır. Bu aşina olunan yak laşımla bir de "devletin televizyonu'nda karşılaşmak on ları, kuşkusuz, şaşırtmadı.
Kendimize, yani kitle örgütlerine/odalara çıkaracağımız fatura yok mu? Elbette var, sanırım meselenin önemli bir yanı da burada. TV'deki açık oturumu hatırlarsak, iki eği limin halka olayı ifade etmekte varolduğunu görürüz. Bir yanda, "hamaset edebiyatı" ile süslenmiş bayağı po pülist anlatım, diğer yanda haklılığını kanıtlamaktan uzak "yukarıdan" ve teknik söylem!
Bizler, kitle örgütleri yöneticileri/çalışanları olarak çalış malarımızı, son yıllarda yukarıda aktarmaya çalıştığımız yöntemlerle yanlış/yanlı duyarlandırılmış toplumsal do kuyu göz önüne almaksızın yapmamamız ve değerlendir memiz gerekir. Kendi alanımıza giren konularda, bilimsel düşünce temelinde kamuoyuna ulaşabilmenin kanalları nın yaratılması, kitle örgütlerinin en temel görevleri ara sındadır. Teknik konuların bizlerin tekelinden çıkarak ka muoyuna maledilmesi isteniyorsa, ona ulaşabilecek dil ve yöntem, kitle örgütlerince oluşturulmalıdır. O zaman, kitle örgütlerinin gerek kendi kitlesi, gerekse kamuoyu üzerindeki etkinliği ve saygınlığının artacağına inanıyo rum. Aksi takdirde, kamuoyu "hamaset edebiyatı" ile "vicdan sömürüsü" ve "umut tacirliği" yapanları, "yukarı da, fildişi kulesinden kimsenin anlamadığı dille" konuşan lara tercih etmeye devam edecektir.
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 351