Elektrik Mühendisliği · Sayı 273 274 · Eylül Ekim 1979
OLAYLAR - YORUMLAR
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 1979
- Sayfa
- 12
- Okuma süresi
- 30 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme
İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- elektrik kesintileri
- TEK
- Akkuyu Nükleer Santrali
- enerji açığı
- EMO basın açıklaması
- dışa bağımlılık
Özet
EMO Başkanı Bülent Damar'ın basın toplantısı ve EMO III. Koordinasyon Kurulu açıklamaları, Türkiye'deki elektrik kesintilerinin nedenlerini çarpık enerji politikalarına, dışa bağımlılığa ve sanayideki verimsiz tüketime bağlayarak eleştiriyor; ayrıca dönemin siyasi gelişmelerini ve CHP iktidarının politikalarını değerlendiriyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLER DAHA KARANLIK OLACAKTIR
EMO Başkanı Bülent Damar 6.11. 1979 günü yaptığı basın toplantısın da elektrik kesintileri üzerine aşağı daki açıklamayı yaptı.
"Bugün yine büyük kentlerde günde 34 saat programlı ve bir o kadar da programsız elektrik kesintileri ya şanmaya başlandı. Aslında öteki kentlerde ve özellikle kamuya bağlı büyük sanayi tesislerinde elektrik kesintileri uzun zamandan beri de vam etmekte idi. Mart ayında yıl puantından çıkılmış olması ve ham madde yokluğu nedeniyle bazı sa nayi kesimlerinde elektrik tüketimi nin tahmin edilen şekilde artmama sı sonucu olarak Türkiye'de elektrik kesintilerinin kalktığını ve bundan böyle de artık hiç kesinti olmaya cağını söyleyenler bugün yalnızca tahminlerinde yanıldıklarını söyle mekle mi yetineceklerdir?
Gerçek dün olduğu gibi bugün de ortadadır. Halkının % 50'si karan lıkta olan Türkiye ürettiği elektrik açısından kendine yeterli olmayan bir ülkedir. 1978 yılında 621 mil yon kwh elektrik enerjisi Bulgaris tan'dan ithal edilmiştir. 1979 yılın da ise Bulgaristan ve SSCB'den bir milyar kwh elektrik enerjisi ithal edilecektir. 1978 yılında karşılana mayan elektrik enerjisi tüketim iste mi 1.3 milyar kwh olmuştur. 1979 yılının ilk altı ayında ise karşılana mayan tüketim istemi 600 milyon kwh olmuştur. 1979 yılı sonuna ka dar ise en iyimser tahminle kesinti
ve kısıntılar 2.1 milyar kwh'ı bula caktır. Bu rakamlar 1978'e oranla 1979'da karşılanamayan elektrik enerjisinde, yani kesinti ve kısıntı larda % 60 artış olduğunu göster mektedir.
Bugün Türkiye elektrik sisteminde güç olarak 700 800 MW açık var dır. Aralık ayı ortalarında devreye alınacak olan 250 MW gücündeki Hasan Uğurlu (Ayvacık) su santra lı ile elektrik enerjisi üretimindeki açık belli oranda azalacak ise de yıl da en az % 9'luk artış gösteren elek trik istemi açısından bunun yakın geleceğe gözle görünür bir yaran ol mayacaktır.
Bugüne kadar uygulanan çarpık enerji politikası nedeniyle bugünleri yaşamak zorunda bırakılan Türkiye' de bugünkü yapının sürmesi halinde elektrik enerjisi sektörünün içinde bulunduğu bunalımdan çıkması ola naksız görünmektedir. Genel bir ekonomi modeli olmayan Türkiye' de bu modele bağımlı olarak yapıl ması gereken bir enerji modeli ve bunun bir bölümü olarak da elektrik enerjisi planlaması yoktur. Elektrik enerjisi üretim ve tüketim planlama sı el yordamı ile ve değişen yöne timlerin, zorlayan ekonomik koşul lara bağlı olarak aldıkları günlük ve ya çok kısa dönemli önlemlerle, ya pılmaya çalışılmaktadır. Dün bu sektörü fuel oil santrallan ve gaz türbinleri ile % 50'yi aşan oranlar da dışa bağlayan yönetimler bugün
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 2 73 2 74
artık bu gibi yöntemleri kullanamaz olunca öz kaynaklarımıza dönme zorunda kalmışlardır. Fakat öz kay nak değerlendirilmesi yani su ve lin yit santrallerinin kurulması zamana ve bundan da önemlisi ekonomik koşullara bağımlıdır. Bu sektörde dışa bağımlılığı artırıcı girişimlerde uluslararası tekeller kolaylıklar sağ lamaktadırlar. Akkuyu Nükleer Enerji Santralına kredi verme yansı bunun en somut örneğidir. Buna karşın aşağı Fırat Havzası gibi su kaynaklarımızın değerlendirilmesi için gerekli olan 200 300 milyon Dolar bir türlü sağlanamadığı için bu proje her gün biraz daha ertelen mektedir.
TEK'in resmi raporlarında önümüz deki yıllarda elektrik enerjisi açığı nın giderek büyüyeceği belirtilmek tedir. Şöyle ki eğer bugünden ge ciktiği belli olan projeler planlanan zamanlarında gerçekleşse bile 198v0 1983 yıllan arasındaki elektrik enerjisi açıklan sırasıyla 1980'de 6.8 milyar kwh, 1981'de 4.9 milyar kwh, 1982'de 2.9 milyar kwh, 1983 yılında 1.8 milyar kwh ola caktır. Bu rakamlar en iyimser tah minlerle bile önümüzdeki günlerin bugünlerden daha karanlık olacağını göstermektedir. O halde ne yapıl malıdır?
Bugün Türkiye'de üretilen elektrik enerjisinin yaklaşık % 75'i sanayi de tüketilmekte ve sanayide tüketi len bu enerjinin % 87 kadarı ise ara ve tüketim mallan üreten sanayide tüketilmektedir. Yani önemli mik tarda elektrik enerjisi gazoz, çiklet, jilet, lüks yiyecek maddeleri, vb. ülke ekonomisine yararlı olmayan ve adına sanayi denen tesislerde tü ketilmektedir. Aynca Türkiye'de sa
nayide tüketilen elektrik enerjisinin ekonomik olarak yani tutumlu ola rak kullanılmadığı bir ülkedir. Elek trik enerjisi tüketiminde bu iki et ken dikkate alınarak ülke ekonomi si için yararlı olmayan lüks tüketim sanayi tesislerinde tüketimin kısıt lanması ve elektriğin tüm sanayide tutumlu kullanılması için artık her kesçe bilinen yöntemlerin, yani bi rim kwh başına daha çok iş üretimi sağlanması yöntemlerinin kullanı mının denetiminin sağlanmasıyla
zaten ancak % 50'si elektrikten ya rarlanmakta olan halkın belli bir oranda karanlıkta kalması önlenebi lir.
Yukanda saydığımız önlemlerle be lirttiğimiz gibi ancak evlerde kulla nılan elektriğin kesilmemesi sağla nabilecektir. Elektrik enerjisi sektö ründeki var olan bunalım ise bir sis tem sorunudur ve ancak halk yaranna yapısal bir değişimle çözü lebilir."
25.DÖNEM EMOIII. KOORDİNASY ON KURULU TOPLANDI
Odamız Merkez, Ankara, istanbul, İzmir Şube Yönetim Kurulları ile Eskişehir ve Adana temsilcilerinin katıldığı III. Koordinasyon Kurulu 20 21 Ekim 1979 tarihlerinde An kara'da yapıldı. TMMOB, Merkez, Şubeler, Eskişehir ve Adana temsil ciliklerinin çalışmaları üzerine bilgi
verildi ve II. Koordinasyon Kuru lunda alman eğilim kararları gözden geçirildi. EMO III. Koordinasyon Kurulu toplantısından sonra basma şu açıklama yapıldı:
Halkın yaklaşık % 50'si karanlıkta olan Türkiye'de bugünlerde yer yer 5 6 saati aşan elektrik kesintileri ya pılmaya başlanmıştır. Bilindiği gibi, Türkiye elektrik enerjisi üretimi ba kımından kendine yetmeyen bir ül kedir. Günde yaklaşık 8 9 milyon
KW saatlik elektrik enerjisi açığı vardır. 1979 Mart ayından beri yal nızca kısıntı yolu ile giderilmeye ça lışılan bu acıkmış aylarına girilmek te olan bu günlerde, özellikle baraj lardaki su düzeylerinin düşmesi so nucu daha da fazlalaşmıştır. Bugün güç olarak 650 700 MW tutarındaki enerji açığı bir Ambarlı santralı de mektir. Dışarıdan satın alınan enerji ile veya programsız kesintilerle bu açığın halkımızdan saklanması mümkün değildir. Halkın karanlıkta bırakılması pahasına, üretken olma yan sanayinin emrine savurganca verilen elektrik enerjisi üretiminin % 75'i ile ekonomi için gerekli ol mayan üretim yapılmasına devam edilmektedir.
Gerçekte bu kesintiler zengin su ve kömür potansiyelimizi değerlendir mek yerine, "en pahalı enerjidir" mantığıyla, dışa bağımlı fuel oil'e dayalı santrallara ağırlık verilmesi nin bir sonucudur. Bu anlayış, Nükleer Enerji santrallarının yapı mına girişilmesi ile devam etmek tedir.
Odamız, halkımıza karardıkta bıra kılmasının, yıllardır sürdürülen bu dışa bağımlı çarpık enerji politika larından kaynaklandığını panel, se miner ve yayın yoluyla anlatma ça lışmalarını sürdürecektir.
Kendi mesleki alanında çalışmaları nı sürdüren Odamız, ülkemizdeki ekonomik ve politik gelişmeleri de yakından izlemektedir.
Bilindiği gibi, 14 Ekim'de ülkemiz de kısmi senato seçimleri yapıldı. Seçim sonuçlan gerçekçi bir biçim de incelendiğinde, iddia edildiği gi bi sağ partilerin bu seçimde bir oy patlaması yapmadığı, ancak CHP' nin tabanının önemli bir bölümünün sandığa gitmediği görülür. 1977 se çimlerinde CHP'ye oy veren, umut bağlayan kitleler neden bu seçimde sandığa gitmediler? CHP'nin 21 ay lık iktidarı dönemine bakıldığında, bu sorunun cevabı açık seçik bulu nur.
Programda dışa bağımlılığa karşı mücadele edeceğini söyleyen CHP,
21 aylık iktidarında dışa bağımlılığı artırıcı yönde çabalar göstermiştir. Akkuyu Nükleer Enerji Santralının yapımına karar verilmesi, sadece bir örnektir. Bu dönemde emperyalist kuruluşların ülke ekonomisine mü dahaleleri artmış, devalüasyon, zam önerileri eksiksiz yerine getirilmiş tir.
Programında tüm kamu çalışanları na sendika kurma hakkı verileceği söylenirken, bunun tam aksine ka mu kesiminde çalışan işçilerin me mur yapılması için yasa değişikliği tasarısı hazırlanmıştır.
Programında, karaborsacılık ve stokçulukla etkin bir şekilde müca dele edileceği savunulurken, iktidar döneminde yağ, tüpgaz, benzin gibi temel ihtiyaç maddeleri bulunamaz olmuş, halk kuyruklarda 4 5 saat beklerken stokçular karaborsa satış larla, milyonlarına milyonlar kat mışlardır.
Yine 1977 seçimlerinde halka faşist örgütlenmelerin dağıtılacağı, kayna ğına inileceği söylenmiş, ancak bu yolda fazla bir adım atılmamıştır. Devlet dairelerinde faşist örgütlen meler varlıklarını korumuş, hatta yer yer daha fazla örgütlenme ola nağını bulabilmiştir.
Bu dönemde, 141 ve 142 gibi anti demokratik yasaların kaldırılacağı vaatleri unutulmuş, bunun yerine baskı, kıyım, sürgün, tutuklama uy gulamaları devrimci, demokrat, yurtsever kesimlere alabildiğine yö nelmiş, şövenist uygulamalar yo ğunlaşmış, devrimci, ilerici sendika lara ve demokratik kitle örgütlerine yönelik baskılar yoğunlaştırılmış tır.
özetlemek gerekire, CHP ağırlıklı iktidar döneminde, demokratik kit le örgütlerine baskı ve kapatma teh ditleri yoğunlaştırılmış, emekçi ke simlerin istemleri yerine emper yalist kuruluşların ve tekelci serma yenin istemlerini yerine getiren bir politika izlemiştir. Böyle bir poli tikanın emekçi halk kesimlerince onaylanamayacağı açıktır. 14 Ekim
seçimleri de bunu göstermiştir.
Seçim sonuçlarından ortaya çıkan, kitlelerin CHP'nin 21 aylık iktida rındaki politikalarına büyük oranda bir tepkisidir.
Seçimlerden sonra, CHP ağırlıklı hükümetin istifa etmesiyle birlikte, nasıl bir hükümetin kurulacağı tar tışması yoğunlaşmıştır. Bizce önemli olan bundan ziyade öz itiba riyle önümüzdeki dönemin nasıl bir dönem olduğudur, önümüzdeki dö nemde üyelerimizin demokratik kit le örgütlerinden neler beklediğidir, önümüzdeki dönemin, emeği ile ge çinenenlere, bu kesimde yer alan biz teknik elemanlara daha çok yoksulluk ve baskı getireceği açık tır. Çalışanların demokratik kitle örgütlerine baskıların yoğunlaştırıl ması gündemdedir. "Ara Rejim" adı altında açıktan faşizm çağrılan ya pılmakta, bunun kamuoyu oluştu rulmaya çalışılmaktadır. 12 Mart programcısı bu kesimlerin hesapları nın kursaklarında bırakılması dev rimci, demokrat, yurtsever güçlerin önünde duran bir görevdir ve mutla ka başarılacağına inanıyoruz.
Biz teknik elemanlara ve demokra tik örgütlerimize düşen görevler, yö nelecek baskılara ve faşist saldırılara karşı her alanda ortak mücadelele rin örgütlenmesi doğrultusunda ça lışmaktır, üst örgütümüz TMMOB' nin bu dönem uygulama programın da yer alan ÇALIŞANLAR KU RULTAYI'nı zaman geçirmeden toplamak demokratik kitle örgütle rinin önünde duran önemli bir gö revdir. DtSK ve demokratik kitle örgütlerinin birlikte kotarmaları ge reken ÇALIŞANLAR KURULTA YI Grevli Toplu Sözleşmeli Sendi kal Haklar mücadelesinin, faşist te rör ve baskı uygulamalarına karşı ortak mücadelelerin yürütülmesinde önemli bir adım olacaktır.
Odamızın, yöneticileriyle, üyeleriy le bu çalışmaların gerçekleştirilme si doğrultusunda TMMOB yürütü cülüğünde, 19 Eylül kitle eyleminde olduğu gibi her türlü çabayı göstere ceğini kamuoyuna duyururuz.
POLONYA ELEKTROTEKNİK ve UZİLETİSİM SEMİNERİ YAPILDI
Odamızın uluslararası ilişkilerinde önemli bir yer oluşturan Polonya Elektrisyenler Birliği (SEP) ile olan ilişkiler 8 9 10 Kasım 1979 tarihle rinde Ankara'da düzenlenen Polon ya Elektroteknik ve Uziletişim se minerleriyle yeni bir boyut kazandı.
Hatırlanacağı gibi SEP ile ilişkiler 1974 yılında başlamış, 1977 ve 1979 yıllarında Türkiye ve Polonya1 da teknik seminerler düzenlenmişti. 1979 Haziran ayında SEP ile ortak hazırlanan protokol gereğince de Kasım ayında, Türkiye'de yeni bir elektroteknik ve uziletişim seminer leri düzenlenmesi kararlaştırılmıştı.
Bilindiği gibi meslek odaları toplum yaşamında demokratik bir baskı un suru olmanın yanısıra üyelerinin mesleki bilgi ve görgülerini artır makla da yükümlüdür. Bunda, yeni bilimsel bulgu ve teknolojilerin öğ renilmesinin ve başka ülkelerdeki elektrik elektronik sanayinin, uzile tişim alanındaki gelişmelerin, elek trik enerjisi üretim ve tüketim plan lamasının tanınmasının büyük yaran vardır.
Elektrik mühendisliği dalında çeşit li konulardaki gelişmeler ve bunla
rın Polonya'daki uygulamalarının uzmanlarca aktarıldığı bu yılki se minerler güç elektriği ve uziletişim konularında iki ayrı yerde yapıldı. Uzmanların sunacağı tebliğlerin İn gilizce metinleri önceden sağlandı ve bu tebliğler kısa zaman içerisin de Türkçe'ye çevrilerek basıldı ve seminerlerden önce dinleyicilere da ğıtıldı. Yapılan program gereğince güç elektriği seminerleri DSÎ Kon ferans salonunda, uziletişim semi nerleri de PTT eğitim merkezi kon ferans salonunda 8 Kasım 1979 günü başladı.
ELEKTROTEKNİK SEMİNERLERİ
DSt Konferans salonunda yapılan açılış töreninde EMO başkanı Bü lent Damar, SEP başkanı Dryzek ve TEK Genel Müdürü Gültekin Türkoğlu iki ülkenin elektrik mü hendisleri örgütleri arasındaki ilişki lere değinerek bu çalışmaların ileri de daha somut yararlar sağlaması dileğinde bulundular. TMMOB Baş kanı Teoman öztürk de konuşma sında iki ülke arasındaki ilişkilerin sadece teknolojik düzeyde kalmayıp iki ülke emekçi halklarının birliği
yönünde de gelişmesi gereğini be lirtti.
Daha sonra tebliğlerin sunulmasına geçildi. Bu tebliğler ve sunucular şöyleydi.
Termo ve Hidroelektrik santralle rindeki Büyük Genaratörlerln Uyan Dizgeleri ve Otomatik Gerilim Dü zenleyicileri, Yük. Müh. Jerzy Wawiorko.
Güç Mühendisliğinde Bakım ve Elektriksel Donanım Deneyleri, Dr. Zygmunt Rozevvicz.
Polonya Güç Dizgesinde Elektrik Santrallan arasında Ekonomik Yük Dağılımı, Dr. Henryk Gladys.
Enerji Dizgesi ve Bileşenlerinin Denetiminde Kullanılan Modern Bilgisayar Dizgeleri, Yük. Müh. Ryszard Matla.
Polonya Elektrik Şebekesi İşleti minin Genel Kurallan, Dr. VVİtold Zarabenski.
Polonya Güç Dizge Pratiğinde Kullanılan Jeneratör Trafo Birimi nin ve Eşzamanlayım Donanım Rö le Korunması, Dr.Syhvia Wroblews ka.
Büyük Güç Birimleri Yardımcı Sürücülerinin Otomatik Denetim Dizgeleri, Yük. Müh. Jerzy Wawior ko.
UZİLETİŞİM SEMİNERLERİ
PTT Eğitim Merkezi Konferans Sa lonunda yapılan Uziletişim Semi nerleri EMO Başkan Yardımcısı Müjdat Savran ve SEP başkan yar dımcısı Janowich'in konuşmalarıyla açıldı.
Elektroteknik seminerlerinden bir görünüm
Sayısal uziletişim aygitlan ve ağının mevcut uziletişim ağıyla ortak ça lışmasından doğan sorunların tartı şıldığı bildiriler, ülkemiz uziletişim ağının benzer sorunlarla karşı karşı ya olması nedeniyle dinleyiciler ta rafından ilgiyle izlendi. İki gün sü ren seminerler süresince sunulan tebliğler ve sunucular şöyleydi.
E 10 Dizgesi, Son Gelişmeler, Ge liştirme Tasarımları, Üretim Tekno lojisi Sorunları, Yük. Müh. Zyemo with Fraczek.
— Mevcut Telefon Şebekesinde Sa yısal Santral Dizgesine Giriş, Yrd. Prof Jerzy Trenchinski.
— Sayısal Çoklayıcı Dizge Tip TCC 120, Yük. Müh. Bogdan Czajka.
— Polonya Uziletişim Şebekesinde Bakım ve Nitelik Denetimi için Kul lanılan Otomatik Aygıtlar, Yük. Müh. Stanislaw Sen ta.
Oda başkanımız B. DAMAR ve DRYZEK
NÜKLEER ENERJİ SANTRALLAR I PANELLERİ
ADANA NÜKLEER ENERJİ PANELİ
Adana Nükleer Enerji Santralları Pa neli 6 Ekim 1979 tarihinde Adana Belediyesi Tiyatro Salonunda yapıl dı. Panele konuşmacı olarak Kemal İnan (ODTÜ), Aydan Bulcan (Mi marlar Odası) ve Kemal Bilgin (EMO) katıldılar. Konuşmacılar, ağırlıkla, nükleer santrallann enerji sorununa bir çözüm olamayacağı, aksine ülkemizde emek sömürüsünü ve emperyalizme ekonomik ve siya si bağımlılığımızı yoğunlaştıracağı nı dile getirdiler. Elektrik enerjisi üretiminde gelecekte öngörülen ar tışların gerçekçi olmadığı, geçmiş yıllardaki düşük üretim kapasitesin deki artış oranlarının dünyanın hiç bir ülkesinde korunamadığı, gerçek çi bir yaklaşımla öz kaynaklara da yalı potansiyelimizin 2000 yılların dan sonra da tükenmeyeceği anlatı larak, nükleer enerji üretiminin öz kaynaklara dayalı bir enerji planı içinde ele alınması gerektiği, nükle er santralın bugün egemen sınıfların emperyalizmin dayatmasıyla uir po litik tercihi olarak gündeme getiril diği anlatıldı.
Nükleer santrallann, ülkemizdeki koşullarda, çevreye etkilerinin, ge lişmiş ülkelerinkinden çok daha sa
kıncalı olacağını belirten konuşma cılar, emperyalizmin, ülkemizde ku rulan nükleer santrallar tuzağının hazırlık çalışmalarını çok önceleri başlattığını ortaya koyan somut kanıtlar verdiler.
Paneli ilgiyle izleyen dinleyiciler, panelin sonunda konuşmacılarla birlikte bugün ülKenüz emekçilerine sunulan nükleer enerji programının, akaryakıta dayalı enerji politikala rıyla nasıl bütünleştiğini tartışarak, enerji bunalımının, ancak ülkemizde emperyalizmin egemenliğinin kırıl masıyla emekçi halkımız yararına çözülebileceğini vurguladılar.
DENİZLİ NÜKLEER ENERJİ SANTRALLARI PANELLERİ
TMMOB'nin düzenlediği ve Elektrik Mühendisleri Odası'nın yürüttüğü "Nükleer Enerji Santrailan" konulu panellerin birisi de 9 Kasım 1979 Cuma günü saat 14.00'de Denizli'de yapıldı. Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Yüksel Le ventoğlu'nun yönettiği panele Yük sel Birdal (EMO İstanbul Şubesi), Müjdat Savran (EMO), Denizli Sana yi Odası temsilcisi, Mazhar Boyla, Gürcan Banger katıldılar.
İki tur halinde sürdürülen konuşma
larda, nükleer santrallann gereklili ği, planlama sorunları, elektrik enerjisi üretim ve tüketim yapılan ve Akkuyu'da yapılması planlanan 600 MW'hk nükleer santrala ilişkin ekonomik ve teknik konular tartı şıldı. Konuşmacılar, adı geçen so runlan ülke gerçekleriyle bağlantılı olarak açıkladılar.
Geniş bir katılımın sağlandığı ve iz leyicilerin ilgi çeken soru ve açıkla malarıyla bütünleşen panelde şu gö rüşler öne çıktı:
Büyük oranda dışparaya dayalı ola rak yapılan nükleer santrallar ülke nin emperyalizme olan •iışbafiınlı lığını artınnaktadır. Geçici uir çö züm olarak gözüken geleneksel nük leer santral teknolojisi 1990lardan sonra etkin bir yakıt darboğazı teh didi altındadır. Aşırı büyüme hızları ve talep artışları gözönüne alınarak önerilen nükleer santrallar Türkiye elektrik enerjisi sorununun çözümü nü sağlayacak "büyülü anahtar" de ğildir. Sorun, ancak özkaynakların değerlendirilmesi ve bu amaçla ulu sal elektromekanik sanayinin kurul ması ile hafifletilebilir.
DİYARBAKIR NÜKLEER ENERJİ PANELİ
Diyarbakır Nükleer Enerji Santralla n Paneli, 17 Kasım 1979 Cumartesi
ELEKTRİK MÜHENDİSLİĞİ 2 73 274
günü Halk Eğitim Merkezinde yapıl dı. Panele, Teoman Alptiirk, Bekir özgirgin, Mazhar Boyla (ADMMA) ve Kemal Bilgin konuşmacı olarak katıldılar. Paneli TMMOB üyeleri yaraşıra çok sayıda öğretmen, işçi, memur ve halktan kişiler ilgiyle iz ledi.
Konuşmacılar, Türkiye'nin elektrik Enerjisi üretimi açısından içinde bu lunduğu durumu, enerji üretiminde dışa bağımlılığın nasıl planlı bir bi çimde geliştirildiğini, üretilen ener jinin çarpık sanayide ölçüsüz ve kısa dönemli kar amaçları uğruna he men hemen tamamen tüketildiğini, bedelinin de tümüyle yoksul halka ödetildiğini somut verilerle ortaya koydular. Nükleer santrallerin da, tüm üretim araçları gibi kapitalist sistemde emeğin sömürüsünü artır maktan başka bir işe yaramayacağı, bir avuç sömürücünün sınıf egemen liğinin, baskı ve tahakkümünün bir aracı olacağı belirtildi.
Uluslararası emperyalist tekellerin Uluslararası Atom Enerjisi Komis yonu aracılığıyla geri bıraktırılmış ülkelerde yaptıkları bir pazar araş tırması sonucu ülkemiz için öneri len nükleer enerji programı ile şim diki uygulamanın nasıl çakıştığı, bazı çevrelerin bu programı uygu lamak için nasıl çaba gösterdiği kanıtlarıyla açıklandı.
Nükleer santralın teknolojik sorun ları, yakıt darboğazları, ülkemizde bu alandaki çalışmaların ne kadar yetersiz olduğu, bu alanda yetersiz liği kanıtlanmış, adı duyulmamış şirketlere salt mühendislik ve proje hizmetleri için nasıl ölçüsüz kar ola nakları sağlandığı, yoksul halkın alın terinin emperyalizme peşkeş çekildiği anlatıldı, özellikle teknik konular, uzman arkadaşımız Maz har Boyla tarafından slaytlar göste rilerek ayrıntılı biçimde açıklandı.
İzleyiciler, bu tür panellerin daha geniş kapsamlı ve daha iyi duyuru larak, yerel demokratik kuruluşlar la daha akı bir işbirliğiyle gerçek leştirilmesini isteyerek, panelin ol dukça yararlı ve aydınlatıcı olduğu nu belirttiler.
DİSK GENEL İŞ E BAĞLI İŞÇİLERİN İETT'DE YAPTIKLARI PROTESTOYU DESTEKLİYORUZ
EMO İstanbul Şubesi 29 Ka sım 1979 tarihindeki aşağıda ki basın açıklamasını yaptı.
"Faşist terörün alabildiğine arttığı, hergün onlarca dev rimcinin, ilericinin katledildi ği, bunun yanısıra basında, te levizyonda, radyoda açık açık zaten kısıtlı olarak var olan demokratik haklarımızın tü münü elimizden alacağını söy leyen yeni bir MC dönemini yaşamaktayız.
Devlet kadrolarında yapılacak değişikliklerle, faşistlerin bu mevkilere gelmeleri sağlanma ya çalışılmaktadır. Kısacası yeni MC demokratik hakları mızı elimizden almak, bizleri daha da yoksulluğa itmek için elinde bulunan tüm ola nakları şimdiden seferber et meye başlamıştır.
MC'nin tasfiyeyi,, baskıyı sağ layamadığı yerlerde ise kendi lerine sosyal demokrat diyen yerel yönetimler buna yar dımcı olmaktadır.
Ülke çapında Devrimcilere
yönelik baskı, sindirme politi kasının bir halkası da İETT' de yaşanmaktadır.
ÎETT ve Belediye yönetimi el ele vererek, devrimci, demok rat üyemiz Taşıtlar Daire Baş kanı'nı görevden almıştır. lETT'de bu tür bir uygulama ya gidilmesi özünde anti fa şist İETT emekçilerine yöne lik bir harekettir. Taşıtlar Daire Başkanı'nın görevinden alınması bir başlangıçtır. Bu tasfiye ileride daha alt basa maklarda görev yapan tüm anti faşist teknik eleman, me mur ve işçilere de uygulana caktır. tETT'de gerek dev rimcilere yönelik saldırılar, gerekse toplu sözleşme mad delerinin uygulanmamasını protesto eden DİSK Genel îş'e bağlı işçilerin haklı dire nişini destekliyor ve diyoruz ki: Görevden alınması gere kenler ilericiler, demokratlar, devrimciler değil, gerici faşist idarecilerdir.
Devrimcilere karşı alınan her tavır gerici ve faşistlere veri len pirimdir."
İSTANBUL ŞUBESİ TEKNİK GEZİ DÜZENLEDİ
üyelerimizin mesleki bilgile rini artırmalarına ve mesleki gelişmelerine olanak sağla mak amacıyla, Aralık ayı içinde EMO İstanbul Şubesi aşağıdaki yerlere bir dizi tek nik gezi düzenledi:
Ambarlı Termik Santralı, AEG Elektrik Endüstrisi AŞ,
A YAZ AĞ A Nükleer Enerji Enstitüsü Araştırma Reaktö rü, PTT Elektronik Haberleş me Cihazları Laboratuvarı.
III. MC
HÜKÜMETİ PROGRAMI
TMMOb ve bağlı Odalar 3. MC Hükümeti programının kapsamlı bir eleştirisini hazırlayarak 23.11.1979 günü kamuoyuna duyurdular. Odamızın "Enerji Sorunu ve Renkli Televizyon" bölümünü hazırladığı bu çalışmanın tam metnini sunuyoruz.
1. III1 MC HÜKÜMETİ PROGRAMININ ANA YAPISI
III. MC Hükümetinin Programı, iş birlikçi tekelci burjuvazinin çıkarla rının geliştirilmesi, bunların korun ması, diğer taraftan işçi sınıfının ve emekçi kitlelerin toplumsal muhale fetinin bastırılması için alınacak ön lemleri içeren siyasal bir belgedir.
Programın yapısı, yaklaşımı, ilkele ri, Türkiye İşveren Sendikaları Kon federasyonu'nua faşist özlemler ta şıyan görüşleri ile paralellik ve uyum içerisindedir.
Programa göre Devlet, işbirlikçi te kelci burjuvazinin karlı bulmadığı alanlarda daha da etkinlikle yer alacak biçimde örgütlendirilmek, sermaye iktidarının alt yapısını o luşturan bir aygıt durumuna getiril mek istenmektedir.
O program işbirlikçi tekelci burju vazinin işçi sınıfı ve emekçi kitlele re karşı olan ekonomik politik ideo lojik savaşının daha da şiddetlendi rilmek istendiğinin somut belgesi dir.
2. PROGRAMIN ANTİDEMOKRATİK İÇERİĞİ
III. MC Hükümeti, işçi sınıfı ve e mekçi kitlelerin, hayat pahalılığı, işsizlik, faşist gerici baskılar, emper yalist sömürü ve ırkçı şoven politi kalar karşısında kabaran toplumsal muhalefetini bastırmak, susturmak, etkisiz kılmak için bir seri yeni an ti demokratik yaklaşım ve "önlem" leri içeriyor. Ve bu "önlem"lere ge rekçe olarak da şöyle bir yaklaşım da bulunuyor:
"Anarşi, terör, bölücülük, yıkıcılık, enflasyon milli meselelerdir. Bu meselelerin hallinde HERKESİN DEVLETE VE HÜKÜMETE YAR DIMCI OLMASI LAZIMDIR".
Demek ki işçi sınıfı ve emekçi kit leler karşısında MC yeniden ve daha etkin bir biçimde oluşmuş bulunu yor.
Programda "önlem"ler alınırken hangi "tehükeler"in gözönünde tu tulması gerektiği şöyle dile getirili yor: "Tedbir alınırken kanunlarımı zın yasakladığı her türlü ideolojinin, her türlü totaliter rejim arzusunun
ve özellikle komünizmin ülkemiz için büyük bir tehlike teşkil ettiği nin hiçbir zaman gözden kaçırılma ması gerektiğine inanıyoruz."
Bu yaklaşım içerisinde işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin ekonomik de mokratik örgütleri, sendikalar, mes lek odaları, dernekler üzerindeki, faşist baskılar daha da yoğunlaştırı lacaktır. III. MC Hükümeti bu konu da çok açıktır. Şöyle deniliyor Program'da: "Huzur ve sükun yeni den hissedilir bir şekilde tesis edilin ceye kadar, sıkıyönetime devam edilecektir."
Aynı şekilde: "Anayasa'nın 123. maddesi ile getirilen olağanüstü hal ler ile ilgili tedbirlere ek olarak bir 'Fevkalade Haller Kanunu' çıkarıla caktır."
Ve yine: "Anayasa'nın 136. madde si ile kurulması emrolunan Devlet Güvenlik Mahkemeleri Kanunu çı karılacaktır."
"SENDİKA VE DERNEKLER KA NUNLARINDA DEĞİŞİKLİKLER YAPILACAKTIR".
"Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu yeniden düzenlenecek, top
ELEKTRİK MÜHENDtSLİĞt 273 274
lantı ve gösteri hakkının kamu düze nini ihlal etmesi veya günlük hayatı felce uğratması önlenecektir."
"Emeğin sermayeye, sermayenin emeğe tahakkümü yerine, hakkani yet ölçüleri içerisinde UZLAŞMA sağlanacaktır."
'? ••'.
TiSK'in istemlerine paralel olarak III. MC Hükümeti'nin Programında yeralan bu gibi hükümler açık faşiz me geçişin amaçlandığının en so mut belgeleri olarak göze çarpıyor. Gerçekte "Devlete demokratik oto ritenin kazandırılması", sermaye için özgürlük, emek için baskı ve zulüm anlamına gelmektedir. Dev let, işçi amfi ve emekçi kitleler için "caydırıcı" sermaye için "özendiri ci" olacaktır.
t
„ ..
,
öte yandan "emek ve sermayenin uzlaştırdacağı"ndan anlaşılması ge reken, işbirlikçi tekelci burjuvazi den yana san sendikacılığın, her za man olduğu gibi, prim alacağı, işçi sınıfının çıkarlarım savunan devrim ci sendikaların ise baskı altında tu tulmaya çalışılacağıdır.
Bu arada "devletin sürekliliği" kav ramı ile işbirlikçi tekelci burjuvazi nin yeni bütünleşme arayışları için de bulunduğu anlaşılmaktadır. Böy lece özellikle CHP'ye, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin giderek büyüyen, kabaran toplumsal muhalefetini bir likte bastırmak için el uzatılmakta, MC'nin yanına bu defa CHP çekil meye çalışılmaktadır. Gerçekten de "devletin sürekliliği", yani işbirlikçi tekelci burjuvazinin ekonomik poli tik ideolojik egemenliğinin süreklili ği konusunda, düzen partileri ara sında en geniş bir görüş ve anlayış birliği vardır.
Aynı şekilde, Programda yer alan "düşünce ve inanç özgürlüğü" yada 1 İnsan Haklan Evrensel Beyanna mesi'ne bağlı kalmak" gibi sözcük lerle anlatılmak istenen, işbirlikçi tekelci burjuvazinin ekonomik faa liyetlerinde ve politik hareketlerin de alabildiğine özgürlüktür. Burada işçi sınıfı ve emekçi kitlelere, onla rın örgütleri, dernekler, sendikalar ve meslek kuruluşlarına baskı vaa dedilmektedir.
3. PROGRAMIN EKONOMİK İÇERİĞİ
III. MC Hükümeti'nin Programı te mel ekonomik yaklaşımları açısın dan ülke ve kamu kaynaklarının, iş gücümüzün, doğa zenginliklerimizin, emperyalizme ve yerli işbirlikçileri ne peşkeş çekilmesi program ve po litikasının somutlanmaandan başka birşey değildir. Programın konut, ulaşım, enerji, kamu iktisadi teşeb büsleri, toplu taşın, kırsal alanların sorunlan, vb. konulardaki yaklaşımı bu tutumun en belirgin örnek ve ka nıtlarını oluşturuyor. Şöyle ki:
3i III. MC HÜKÜMETİNİN GENEL YATIRIM POLİTİKASI VE "KİT'LER
III. MC Hükümetinin programında bu konu ile ilgili olarak şu yaklaşım yapılıyor: "Vatandaşın teşebbüs hakkına son veren ve çalışma alanı nı daraltan işlerden devlet çekile cektir."
Burada "vatandaş"tan anlaşılan "halk", yani emekçi kitleler değil, uluslararası tekellerle bütünleşmiş işbirlikçi tekelci sermaye erbabı ol
duğu apaçıktır. III. MC Hükümeti "örtülü" bir dille, işbirlikçi tekelci sermayenin tatlı karlar sağlayacağı alanlardan, Devlet'in, yani kamu ik tisadi teşebbüslerinin çekileceğini belirterek işbirlikçi tekelci sermaye nin çalışma, yani ekonomik ve poli tik egemenlik alanını genişletmeyi amaçlıyor. Nitekim yatırım politi kası daha açık bir biçimde ifade edildiğinde emperyalizme ve işbir likçilerinin egemenliğine verilen ö nem daha da belirgin bir şekilde di le getirilmiş oluyor. Şöyle ki: "Sa nayi, tarım, enerji, alt yapı, ucuz ve sağlıklı konut ile ilgili pek çok pro je teker teker ele alınacak, durmuş bulunan yatınmlar hareketlendiri lecek, yarım kalmış yatırımlar bir an önce tamamlanacaktır..."
"üretim ve yatırım geniş çapta teş vik edilecektir, üretimin ve yatırı mın aradığı güven ortamını yeniden meydana getirmeye kararlıyız."
Demek ki, tanm, enerji, alt yapı, ucuz ve sağlıklı konut yatırımlarını yerine getirmesi için işbirlikçi te kelci burjuvaziye Devlet eliyle, gere ken "güvenceler" verilecek, bu alan lar en yaygın ve yoğun bir kapitalist sömürüye açık tutulacaktır.
İşbirlikçi tekelci sermayeye verilen önem, öte yandan yabancı sermaye ye, yani emperyalizme verilen ö nemle de bütünleşmektedir. III. MC Hükümeti bu konuda şu yaklaşım da bulunuyor: "ülkenin kalkınması için yabancı sermayeden yararlan mayı zaruri görüyoruz. Yabancı ser maye akışım yavaşlatan veya dur duran bürokratik engelleri kaldır mak kararındayız."
Böylece bir yandan işbirlikçi tekel lere, diğer yandan da emperyalizme dayanılarak ülke kaynaklan, işgücü müz "planlı" bir şekilde sömürüle cektir. Nitekim, III. MC Hükümeti "plan"la ilgili olarak şu değerlendir meyi yapıyor: "Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı değiştirilerek ülke nin ihtiyaçlarına uygun bir plan ya pılacaktır."
Burada da "ülkenin ihtiyaçları" ile emperyalizm ve işbirlikçilerinin egemenliğinin, ihtiyaçlarının, kar hıranın, sömürü olanaklarının kaste dildiği apaçıktır.
Böylece kamu iktisadi teşebbüsleri ürünlerini maliyetlerinin altında iş birlikçi tekellere devretmek suretiy le artı değer sömürüsüne aracılık et miş olacaklardır: 'İktisadi Devlet Teşekküllerinin milli tasarrufları tüketici halden çıkarılması için ge rekli tedbirler alınacaktır...
iktisadi Devlet Teşekküleri ürünleri nin fiyatları ile maliyetleri arasında, enflasyonu körükleyici dengesizlik lerin meydana gelmesi önlenecek tir". Daha açık bir ifade ile, bu ku ruluşlar hammadde ve ara malı ni teliğindeki ürünlerini, emperyalizm ve işbirlikçi tekeller ortaklığına ma liyetinin altında satmaya zorlana caklardır.
ü KONUT POLİTİKASI
III. MC Hükümetinin Konut Politi kasının ana ilkeleri de, devlet eliyle işbirlikçi tekelci burjuvazinin karla rının artırılmasından başka birşey değildir. Şöyle deniliyor bu konu da: "Ülke çapında bir milli konut politikası uygulanacaktır...
ÖZEL SEKTÖR toplu konut yapı
mına yumenaınıeceK ve DU tıp Ku ruluşlar çeşitli tedbirlerle teşvik edilecektir."
bulunan topıumsaı munaıeieun sön dürülmesi, etkisiz kılınması çabala rından başka birşey değildir.
Diğer bir deyişle, uluslararası tekel lerin uzantısı olarak ülkemizde faa liyet göstermekte olan lüks inşaat malzemesi üreticisi kuruluşlar eliyle luşturulan "KONUT HOLDÎNG'V ri devlet eliyle teşvik edilecek, alt yapısı devlet eliyle oluşturulmuş kent alanları işbirlikçi tekelci ser mayenin hizmetine sunulacak, lüks konut yapımı kışkırtılacaktır.
öte yandan konut kiralarındaki yükselişlerin arsada ve yapıda olu şan spekülatif değer artışlarının bir ürünü olduğu görmezden gelinerek, bunların kiracı kiralayan düzeyinde yasal önlemlerle denetim altına alı nabileceği savunulmaktadır. Bu sav hem yanıltıcı hem de gerçekleri ve hedefleri saptırıcıdır.
Bu arada yanlış bir anlamaya mey dan verilmemesi için "özel" mülki yete ait arsalar üzerindeki gecekon duların yıktırılacağı, dolaylı bir yol dan da olsa, şöyle dile getirilecektir: "Kamuya ait arsalarda inşa edilmiş gecekonduların, mevcut yasalar içinde hukukileştirilmesi sağlana caktır."
Diğer bir deyişle "özel" kesime ait arsalarda inşa edilmiş gecekondula rın "icabına" bakılacaktır.
Bu arada öğretmenlere, ordu men suplarına, memurlara konut gerek sinmelerinin karşılanacağı söylene rek, toplumun bir kesimi için görü nüşte çözüm önerileri getirildiği iz lenimi verilmeye çalışılmaktadır. Buna karşılık devlet memurları dı şında kalan emekçi kesimler hesaba katılmamaktadır. Bu doğrultuda oluşan, ya da oluşturulacak izleni mi verilen konut politikasının nes nel anlamı, sendikal haklardan yok sun bırakılmış ve giderek yoksulla şan memur kitlesinde oluşmakta
iii ULAŞIM POLİTİKASI
Yine uluslararası otomotiv tekelleri ile uluslararası petrol tekelleri tara fından uygulamaya konulan kara yolları politikası ana hatlarıyla izle nirken, demiryolculuk üvey evlat iş lemi görecektir. Programda demir yolu yatırımları ile ilgili olarak sade ce şu cümleler yer alıyor: "Demir yolu şebekemiz ıslah edilecektir.
Ankara tstanbul sürat demiryolu bir an evvel tamamlanacaktır."
Diğer bir deyişle, yeni demiryolu yapımına gidilmeyecek, kapalı bir ifade ile mevcut hatların "ıslahı"na çalışılacaktır. Bu ıslah işlemlerin den neyin anlaşıldığı, bu işlemlerin ne gibi bir programla ve hangi kay naklarla uygulamaya konulacağı ka sıtlı olarak geçiştirilmiştir program da.
Ama bu arada, uluslararası sermaye nin istemlerine uygun olarak Avru pa Asya sürat yollan bir an önce ta
mamlanacaktır: "Avrupa Asya ara sındaki hareketin engeli olmamak için ve bu hareketten geniş çapta faydalanmak için sürat yolları pro jesinin uygulanmasına özel itina gösterilecektir."
Bu yaklaşımın anlamı batılı tekeller için altyapının kurulmasının taah hüt edilmesidir.
Bu arada gerek şehir içi, gerekse şe hirlerarası ulaşımda toplu ulaşım ilkelerinin benimseneceğine dair en ufak bir belirti yoktur. Aksine, mevcut yoz ve çarpık sistem aynen benimsenmekte ve hamamın namu sunu kurtarmak kabilinden şu gibi ifadelerle yetinilmektedir: "Büyük şehirlerimizde yoğunlaşan trafik so runları ile şehirlerarası kara trafiğin de meydana gelen büyük can ve mal kayıplarını önleyici her türlü tedbir süratle alınacaktır.
Bu tedbirler nelerdir? Ne şekilde alınacaktır? Hangi kuruluşlar eliyle uygulamaya konulacaktır? Bu ko nularda programda tek bir kelime mevcut değildir.
iv PETROL POLİTİKASI
Ülkemizin doğal kaynaklarına daya lı bir enerji politikası, bir ulaşım po litikası uygulamak yerine uluslarara sı tekellerin karlarını artırmak ama cıyla özellikle 1950 sonrasında uy gulanmış bulunan petrole dayalı tü ketim politikası günün "değişen" koşullarına koşut olarak, yerli ya bancı sermaye ortaklığına daha ra hat kar olanakları sağlamak üzere belirli bir değişime uğratılacaktır: "Ülkenin bugün karşılaştığı ve öde meler dengesini sarsan petrol mese lesi önümüzdeki yıllarda daha büyük boyutlara ulaşacaktır.
uluslararası tekellerin gönderdiği "uzmanlar" tarafından hazırlanmış bulunan Petrol Yasası değiştirile cek, günün koşullarına göre, uluslar arası petrol tekellerine ülkemizin doğal kaynaklan üzerinde yeni ege menlik haklan tanınacaktır.
Böyle bir yaklaşım yabancı serma yeye yeni davetiyeler çıkartmaktır.
ö t e yandan programda "bütün rafi neriler tam kapasite ile çalıştırıla caktır" denilmektedir. Dolayısıyla ATAŞ da tam kapasite ile çalıştırı lacak demektir. III. MC Hükümeti' nin ATAŞ'ı devletleştirmesi düşü nülemeyeceğine göre bu yaklaşımın nesnel anlamı ATAŞ'ı "tam kapasi tede" çalıştırmak için, ATAŞ orta ğı uluslararası petrol tekellerinin is tedikleri fiyatların kabulünden baş ka birşey değildir.
v KIRSAL ALANLAR
Hükümet Programı nda kırsal alana büyük hizmetler götürüleceğinden bahsedilmekte ve özellikle Güney doğu Anadolu büyük projesinin ye niden hareketlendirileceği ileri sü rülmektedir. Bu arada Programda tr""*k reformu hiçbir yerde sözko
nusu edilmemiştir. Oysa ülkemizde tarımla uğraşan ailelerin dörtte biri ne yalan bir bölümü topraksızdır. 1963'te % 17.52 olan topraksızlar oranının 1973'te % 22.37'ye yüksel mesi tarım kesiminde hızlı bir mülk süzleşmenin oluştuğunu göstermek tedir. Bu topraksız aileler özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu böl gelerinde büyük toprak salıiplerinin topraklarında çalışan yarı bağımlı köylü aileleridir.
Büyük toprak ağalarının iktisadi ve dolayısıyla siyasi etkinliğine son vermeyi amaçlayan bir toprak re formunu uygulamaya koymadan, Hükümet Programı'nın ifade edildi ği şekliyle "Bir Milli Tarım Planı, başka bir deyimle Yeşil Plan çer çevesi içerisinde" devreye sokula cak büyük sulama projelerinin ve sağlanacak gübre, traktör, ilaç gibi tarım girdilerinin büyük toprak ağa lannı daha da güçlendirmeyi hedef lediği açıktır. Hükümetin tarım programı köy emekçilerine birşey getirmeyen bir programdır. Daha açık ifadesiyle, büyük toprak sahip lerinin çıkarlarını savunan AP'nin niteliğine uygun bir programdır.
Hükümet Programı'nda, köy kadast ro ve tapulama çalışmalarına hız ve
Türkiye her çareye başvurarak de nizde, karada, petrol aramaya ko yulmak, her kaynaktan faydalan mak ve mutlaka petrol bulmak mec buriyetindedir.
Bu hedefe ulaşmak için cari mevzu atın ve uygulamanın cesaretle değiş tirilmesi cihetine gidilecektir."
Daha açık bir ifade ile, geçmişte
rileceği belirtilmektedir, ülkemiz deki tapulama ve kadastro çalışma ları, devlet topraklarının büyük top rak ağalarının mülkiyetine geçiril mesi işlevini görmektedir. Kökleri İmparatorluğun eski dönemlerine kadar uzanan geçici sahiplik hakları yüzlerce yıl sonra mülkiyet hakkı için esas kabul edilmektedir. Günü müzde hiçbir değeri kalmayan bu tür belgelerin toprakların mülk ola rak tapulanmaana kanıt olması, bu topraklan tasarrufunda bulunduran köylünün hakkının gaspından başka birşey değildir. Küçük köylülerin mülkiyetine geçmiş olması ya da topraksız ve az topraklı köylülere dağıtılması gereken bu topraklan, Tapulama Yasalan büyük toprak ağalarına gaspetme hakkı tanımış tır.Hızlandınlacak olan köy kadast ro ve tapulama çalışmalarıyla bu gaspın daha da hızlandırılacağı anla şılmaktadır.
"... orman köylülerinin kalkındırıl ması için özel projeler hazırlana cak..." türünden yaklaşımlar, sözcü ğü sözcüğüne, 6 Nisan 1975 tarihin de Demirel tarafından okunan I. MC Hükümeti'nin Programı'ndaki yaklaşımlardır. Gerçekte MC Hükü metlerinden bir farkı olmayan, özde aynı sınıfsal temele dayanan III. MC Hükümeti'nin Programı'ndaki bu gi bi yaklaşımlar gerekli örgütsel ve kaynak olanaklarına ilişkin hazırlık lar yerine getirilmediği için hiçbir anlam taşımayan boş sözlerdir. Her şeyden önce, "hızlı ağaçlandırma", "köylülerin gelirlerinin günün şartla rına uygun seviyeye getirilmesi", "kredi imkanlarının artırılması" tü ründen önemli kaynak gerektirecek tasanmlar, finansmanın hangi yolla ve nereden sağlanacağının açıklıkla belirtilmemiş olması nedeniyle ka ğıt üzerinde kalmaya mahkumdur.
vii. DOĞAL AFETLER
Konu tek bir cümle ile geçiştirilmiş tir: "Tabii afetlere maruz kalan yurt köşelerine ve zarar gören vatandaş larımıza devlet bütün imkanlarıyla yardımcı olacaktır."
Geçmişte okluğu gibi, III. MC Hü kümeti döneminde de doğal afetler halinde yardım görecek olanlar fela
kete uğramış emekçi kitleler değil, devlet eliyle semirtilen kapkaççı müteahhitler, demir ve çiinento ka raborsacılan, rüşvetçi büyük bürok ratlar olacaktır.
viii ÇEVRE KİRLENMESİ
Burada da tek oir cümle ile yetinil mektedir; "çevre kirlenmesini önle mek için, çevre kirlenmesi ve tabia tın korunması ile ilgili çalışmalar ciddiyetle sürdürülecektir."
III. MC ükümeti dönemine kadar geçen dönemlerde sözkonusu çalış maların ne kadar "ciddiyetle" sür dürüldüğü anımsanacak olursa, aynı "ciddiyetin" Demirel Hükümeti ta rafından da sürdürüleceği anlaşılmış olur.
Gerçekte çevre kirlenmesi, çevre sağlığı, Türkiye'nin emperyalizme
vi ORMANLAR
Programda yer verilen: üretimin ya nında hızlı ağaçlandırma seferberli ği ile orman köylülerine yeni iş sa halarının açılması..." "Köylü ile orman idaresi arasındaki ihtilafları çözmek için her türlü ted bir alınacak, kadastro çalışmaları hızlandırılacaktır..."
bağımlı çarpık kapitalist ekonomisi nin doğrudan bir sorunudur. Çevre kirlenmesini önlemek ve tabiatı ko rumak iddialarında bulunan III. MC Hükümeti'ni hangi egemen dış ve iç güçlerin desteklediği, daha doğrusu oluşturduğu gözönünde tutulacak olursa bu Hükümetin ÖZEL SEK TÖRÜ ve özelUkle EMPERYALİST TEKELLERİN TÜRKİYE'DEKİ UZANTILARI OLAN, Koç ve Sa bancı gibi işbirlikçilerin ellerindeki holding ve firmaları etkin bir şekil de denetlemesi düşünülebilir mi?
Biliyoruz ki, çevre kirlenmesine karşı savaş, doğanın korunması gibi sorunlar üretimin ancak halk için, halktan yana olmasıyla denetlenebi lir ve bir çözüme kavuşturulabilir. Yoksa pazar için, kar amacıyla ya pılan üretim hiçbir zaman tam anla mıyla denetlenemez. Dolayısıyla Hükümet Programı'nda yeralan yu karıdaki sözleri ciddiye alabilmek olanaklı değildir.
ix DOĞAL KAYNAKLARIN İŞLETİLMESİ
CHP Ağırlıklı Hükümet'in, yüzüne gözüne bulaştırdığı madencilik poli tikasından yakınan III. MC Hükü meti bu konudaki yaklaşımını 6 ke lime ile dile getiriyor: "Madenlerin en ileri ölçüde işletilmesi sağlana caktır."
Kimin eliyle? Nasıl? Bu konuda hiç açıklama yok.
Bununla beraber Demirel Hükümeti' nin madenlerin devletleştirilmesi ile ilgili hükümleri geçersiz kıldığını anımsayacak olursak, madenlerin kimler eliyle ve nasıl işletileceğini, en ileri ölçünün ne olduğunu bir ke re daha kavramış oluruz. Bu 6 keli menin anlamı apaçıktır: İşbirlikçi tekelci sermaye ile uluslararası te keller çok kereler işbirliği içerisin de doğal kaynaklarımızı' 'en ileri öl çüde" sömürmek suretiyle işlete cek, daha doğrusu talan ve çapul edeceklerdir.
x ENERJİ SORUNU VE RENKLİ TELEVİZYON ülkenin enerji kaynaklan araştırıl
ması, projelendirilmesi ve yapımı Türkiye'nin emperyalist kapitalist sisteme bağımlı yapısından soyut lanmayacak biçimde yürütülmekte dir. Yani tüm bu safhalarda gerek teknoloji gerek sermaye ve gerekse eleman açısından bağımlılık süregel mekte ve bundan sonra da Progra mın tümü gözönüne alındığında da ha da artarak sürdürülecektir. Ancak enerji yatırımlarının tamamlanması veya yenilerinin araştırılması IMF, Dünya Bankası ve diğer emperyalist kuruluşların halkımızın sırtına yük leyeceği sömürünün artması ile orantılı olabilecektir. Bunun yanı sıra çarpık kapitalist sistemin getir diği plansızlık ve programsızlığın geçmişteki devamlılığı özelde Nük leer Santraller gibi yeni dışa bağım lı kaynaklan gündeme getirecek ve öz kaynaklar geri plana itilecektir. Geçmişte denenen plan ve program lara alınan bu gibi yatınmların bu günkü durumu ortadadır ve gelecek te yapılabilecekler de, hükümet programının özüne ilişkin olarak ba ğımlılığı giderek artırıcı yönde ola caktır.
özellikle öz kaynaklarımız olan kö mür ve akarsular günümüze değin "barajlar kralı" olan başabakanlar tarafından değerlendirilmişken, ye ni enerji kaynağı olarak kastedilen kaynakların açıklaması nasıl bir bi limsel yaklaşımla yapılabilecektir?
Gerçekte bunu açıkladılar: Daha çok petrol aramak zorundayız.
III. MC Hükümeti'nin Programı'nda yer alan renkli televizyon ve ikinci kanal yayınına geçileceği vaadleri, ülke gerçeklerine, halkımızın temel gereksinmelerine uymayan, halkı mızın istemlerini yansıtmayan, doğ rudan doğruya emperyalist tekelle rin ve yerli işbirlikçilerinin doyum noktasına yaklaşmakta olan siyah beyaz TV alıcısı pazar sorunlarına çözüm getirmek için programa so kulmuş bulunan çıkarcı yaklaşım lardır. Bugün ülkemizde 1978 sayı larına göre 4 milyondan fazla siyah beyaz TV alıcısı bulunmaktadır. İkinci kanalın gündeme getirilmesi ile sadece bu alıcılara yapılması ge reken ilavelerin bedeli 1976 fiyatla rına göre alıcı başına 2000 TL'dır. 1976 yılında TV alıcı fiyatlarının
5000 TL civarında olduğu, bugün ise bu fiyatların 30 000 TL'ya ulaş tığı gözönünde tutulacak olursa, 1980 yılında yapılacak ilavelerin alı cı başına bedelinin 10 000 TL civa rında olacağı anlaşılır. Bu ilavelerle ilgili döviz harcamalarınınsa 40 mil yar TL'ya ulaşacağı ortadadır.
Gerçekte işçi sınıfının, emekçi kit lelerin istemleri renkli televizyon değil, mevcut programların daha ni telikli, halkımızın sorunlarına daha gerçekçi yaklaşımları içeren olma sıdır. Renkli televizyon ülkemize girdiğinde bu alıcılar 1979 fiyatları na göre en az 100 000 TL olacaktır. Bu fiyattan da anlaşılacağı üzere, renkli televizyon, ülkemizde ancak "mutlu azınlık "in istemlerine yanıt verebilecektir, ülkemizdeki gelir da ğılımı gözönünde tutulduğunda nü fusun en çok % 10'u alıcıları alabi lecektir. Bununla beraber donatım, film, tamir servisleri, program, tek nik personel yönünden milyarlarla ölçülen ve tamamen döviz ödemele rine dayanan giderler emekçi kitle lerin sırtına yüklenecektir.
Emekçi kitlelerin istemi ikinci ka nal veya renkli TV değil, sorunları nın dile getirildiği nitelikli program lar ve bu programlan izleyebilmek için gerekli olan sürekli ve düzenli elektrik enerjisinin sağlanmasıdır.
SONUÇ
TMMOB açısından III. MC Hükü metinin programı, işbirlikçi, tekelci burjuvazinin gereksindiği ekono mik, ideolojik ve politik düzeylerin işçi sınıfı ve emekçi kitleler aleyhi ne tasarlanan politikaların bütünü dür. İşçi sınıfımızın ve emekçi kit lelerin tüm ekonomik ve demokra tik örgütleri ile birlikte TMMOB de hem III. MC Hükümetine ve hem de bu Hükümetin TiSK'in, işbirükçi tekellerin paralelindeki programına HAYIR diyor ve tüm ilerici yurtse ver demokrat devrimci güç ve kuru luşlann emperyalizme, faşizme, şo venizme karşı güç ve eylem birliği nin sağlanacağına inanarak bu ko nuda üzerine düşen görevleri yerine getireceğini kamu oyuna bir kere daha açıklıyor.