Elektrik Mühendisliği · Sayı 259-260 · Temmuz-Ağustos 1978

ELEKTROMAGNETİK DALGA ÜRETİLMESİ VE SEZİLMESİ

Charles Süsskind

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi Teknik / bilimsel makale

Yıl
1978
Sayfa
8
Okuma süresi
25 dk
Görüntülenme
0

Konu

Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

İlgili: Elektronik ve yarı iletkenler, Haberleşme, telekomünikasyon ve yayıncılık

Anahtar kelimeler

  • Maxwell
  • Hertz
  • elektromagnetik dalga
  • Edison
  • FitzGerald
  • radyo tarihi

Özet

Charles Süsskind'in IEEE Spectrum'da yayımlanan yazı dizisinden çevrilen bu makale, Maxwell'in elektromagnetik kuramından Hertz öncesi dönemdeki deneylere ve Marconi'nin uygulamalarına uzanan süreçte elektromagnetik dalga üretimi ve algılanmasına ilişkin önemli kişileri ve buluşları anlatır.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

YAZAN charles SUSSKIND

ÇEVİREN kaya Y AZGAN

ri üretimi yapılıyordu. Buna benzer oluşumlar teknoloji tarihinde hiç de ender değildir. Pratik bir buluş çoğun lukla kapsamlı deneysel araştırmalara, ardından da önemli genellemelere yol açar. Çok daha ender gözle nen durum ise önce salt kuramsal olarak öngörülen bir olayın sonradan büyük bir teknolojik öneme sahip ol masıdır. James Clerk Max w ell'in (1 8 3 1 1 8 7 9 ) elektro magnetik kuramı işte böyle bir başarıdır.

ELEKTROMAGNETİZMA KURAMI

UDK: 621.373. 621.376.33(091)

mmmmm ÖZET

Elektromagnetik dalga kuramı üzerine Maxw ell'in çalış . malarından başlayıp, Marconi'nin uygulamalarına dek uzanan dönemin de alındığı taramada kuramsal ayrıntı lar verilmemiştir. Dalın çok ilginç olaylar, kişilikler ve buluşlar sergilenip toplumu çok etkileyen bu teknolojik olanağın gelişim sürecindeki önemli aşamalar vurgulan mıştır.

SUMMARY

The article which surveys the development of electro magnetic theory from the ıvorks ofMaxwell to the prac tical applications of Marconi, deals more with the inte resting events, personalities and inventions than with the theoretical details.

Bu yazı Charles Süsskind'in I E E E Spectrum dergisinin Ağustos 1 9 6 8 , Aralık 1 9 6 8 , Nisan 1 9 6 9 , Ağustos 1 9 6 9 ve Nisan 1 970 sayılarında yayımlanan ' Th e Early History of Electronics ' adlı yazı dizisinden kısaftılarak çevrilmiştir. Biyografik bilgiler ve çoğu X I X . yüzyılda yazılmış 1 58 kitap ve makaleden oluşan kaynak listesi için bu diziye başvurulabilir.

I. HERTZ ÖNCESİ ELEKTROM.AGNETİK.

Bir teknoloji dalı olarak elektroniğin başlangıcı 1 9 . yy fiziğinin iki önemli gelişmesine ilişkindir: Elektromagne tik dalga üretimi, sezilmesi ve elektronun bulunması. Pra tik buluşlar bu alanlarda kuramsal bilgilerin hep önün deydi. Katot ışınlarının yüklü parçacıklardan oluştuğu öğrenilmeden ışınları kullanan aygıtlar kullanılıyordu. Kesin sonuç amaçlıyan bir deney yapılmadan elektro magrıetik dalgalar üretilip gözleniyordu. Y arıiletkenliğin doğası anlaşılmadan çok önce kristal doğrultucuların se

Kaya Yazgan, ASELSAN Charles Süsskind, University of California

ELEKTRtK MÜHENDİSLİĞİ 259 260

Maxwell'in katkısının ne denli büyük olduğunu anlamak için, 19. yy'ın ilk yarısı boyunca elektrik kuramının tıp kı yerçekimi kuramı gibi "uzaktan etkileme" kavramına dayandığını anımsamak gerekir. Charles Augustin Coulomb ( 1 7 3 6 1 8 0 6 ) , Hans Christian Oersted ( 1 7 7 7 1851) ve Andre Marie Ampere'in (1775 1836) elektrik üzerine buluşları kolaylıkla bu kavramla açıklanabiliyor. Y alnızca elektriğin iletkenler boyunca akışı bazı düzelt meler gerektiriyordu. Oysa Joseph Henry 1 (1 797 1 878) ve Michael Faraday'ın (1 791 1 867) elektromagnetik endüklemeyi bulmaları üzerine (diğer fizikçilerin optik olayları için gerekli buldukları "eter" benzeri) bir elektromagnetik " ortam" önermek ve bunun içinde gö rülmeyen kuvvetlerin çalıştığını söylemek gerekli oldu. Faraday sezgisel olarak elektrik ve mıknatıs olaylarını kuvvet alanları olarak yorumladı. Bu fikirlerin matema tiksel değerlendirilmesi Cari Friedrich Gauss'ûn (1 7 7 7 1 855) bir alandan çıkan kuvvet çizgisi akısı ile bölgenin içindeki toplam yük arasındaki ilişkiyi veren ünlü teore miyle sağlandı. Fakat Maxwell'e gelinceye dek elektrik ve manyet ik " alanlar" tür evsel denklemlerle ifade edilen temel çokluklar olarak değerlendirilmedi.

Pierre Simon Laplace (1 7 4 9 1 8 2 7 ) ve Simeon Deniş Poisson ( 1 7 8 1 1 8 4 0 ) gibi matematikçiler y erçekimi sis temleri üzerinde potansiyel ile alanların arasındaki iliş kiyi veren matematiksel kuramı temellendirmişlerdi. Max w ell bunu geliştirdi, Faraday'ın sezgisel kavramlarına kuramsal çerçeveyi sağladı. Fakat en büyük katkısı elek tromagnetik alandaki bir değişikliğin uzayın başka bir noktasında aynı anda algılanamayacağını öngörmesi oldu. Değişiklik ışık hızına eşit bir hızla dalga olarak yayıla caktı.

Maxwell'in 1 86 4 de duyurduğu bu sonuç 1 9 . yy fiziği nin en büyük bulgusu olarak onaylanabilir. Tek adımla "uzaktan etkileme" kuramının yerini,alan kuramı aldı ve optik, elektromagnetiğin bir dalı oldu.

İki ciltlik bir yapıtta ayrıntılarıyla tanıtmasına karşın Maxwell kuramı çağdaşlarının tümünce onaylanmadı. John Kerr'in (1 8 2 4 1 9 0 7 ) bazı deneysel bulgularla kura mı desteklemesinden sonra bile optik ile klasik elektrodi

namik arasında birçok kuramcının doldurmaya çalıştığı bir boşluk kaldı..

FitzGerald, elektrik kuvvetlerinin eter içinde nasıl dalga lar oluşturabileceğini inceleyen 1882 de yayımladığı ça lışmasında boşluğun doldurulmasına önemli bir katkıda bulundu: "büyük bir olasılıkla değişen akımın enerjisinin bir bölümü uzaya yayılmaktadır". Hesaplamalar enerjinin, salınım sıklığının dördüncü kuvvetiyle orantılı olduğunu gösteriyordu Yeterli yükseklikte sıklık elde etmek de ol dukça zordu. Aynı yıl Britanya Birliğinin toplantısında FitzGerald bir sığacın küçük bir direnç üzerinde boşaltı lıp 10 m dalgaboyunda hatta daha da kısa dalgalar üreti lebileceğini söyledi.

FitzGerald'ın önerdiği bu yöntemin başlangıcı yarım yüzyıl öncesine dek uzanıyordu.

Leyden şişesinin boşaltılmasındaki salınım astronom Felix Savaryın (1797 1841) dikkatini daha 1824 de çek mişti. Henry 1842 de salınımı gözlemiş, Peter Theophil Riess (1804 1883) de gözleme katılmıştı. VVilliam Hyde VVollaston (1766 1828) suyu kıvılcım boşalmalarıyla ay rıştırırken her iki elektrotta da iki gazın oluştuğuna dik kat etmişti.

Ünlü fizyolog ve fizikçi Hermann Von Helmholtz (1812 1894) enerjinin sakinimi, ısı kuramı üzerinde çalışırken magnetik salınımların da niteliksel özelliğini açıkladı.

1853 de VVilliam Thomson ^sonradan Lord Kelvin) geçici elektrik akımlarının ilk temel matematik çözümlemesini geliştirdi. Y alnızca direnç (R) ve sığayı (C) değil indük tansı da (L) gözönüne alıp sönümlü salınımların sıklığını f=(1/27r)[(1/LC) (R2/4L2)]1/2 olarak hesapladı. Beren d Wilhelm Feddersen(1832 1918), 1857 de başladığı deneylerde dönen bir ayna kullanarak boşalımın salınımlı olduğunu deneysel olarak gösterdi.

işte bu temel bilgilere dayanarak FitzGerald, 30 yıl son ra, çembersel bir tele boşalan bir sığaç ile hızlı değişen akım ve dalga üretimi sağlanacağını öne sürüyordu. Dal gaların sezilmesi Ikonusuna ise hiç kimse eğilmiyordu.

GA L VAN t VE HENR Y

'Telsiz" iletişim konusundaki çalışmaların çok eski bir geçmişi varsa da gerçek radyo dalgası ile iletişim, indük> siyon ya da iletkenlik ile iletişimden ayrı tutulmalıdır. Raylar boyunca serilen bir tel aracılığıyla tren ile iletişim indüksiyon iletişimine bir örnektir. Islak toprak, tuzlu su gibi ortamların iletkenliğinden yararlanılan iletkenlik iletişimine ise ingiliz hükümeti çok önem verdi, nehir lerin iki yakası arasında yapılacak iletişim ile ilgili birçok deney yapıldı.

İnsan eliyle yaratılan elektromagnetik dalca yayılmasının gözlenmesi çok eskilere, gerekli büyüklükte kıvılcımların oluşturulabildiği tarihlere dek uzanır. Luigi (Aloisius) Galvani (1737 1798), elektrostatik bir generatörde oluş turulan kıvılcımların biraz uzaktaki ölü bir kurbağada tepkiler oluşturduğunu gözlemişti. Henry de 1842 deki deneylerinde magnetik indüksiyonu gözlemişti. Bu de neylerden de ışığın elektromagnetik doğasını sezmesi çok ilginçtir.

EDİSON, E. THOMPSON VE S.P. THOMPSON

Edison 1975 de çok önemli bir gözlemde bulundu, bir telgraf maniplesiyle elektrik devresi kesilince, metal bir plakaya bir ucundan bağlanmış telin serbest ucu diğer bir metal cisme yaklaşık tutulursa kıvılcım oluşuyordu. Edison bu arada oluşan kıvılcımın kutupları olmadığını altın yapraklı bir elektroskopu hiç etkilemediğini de be lirtiyordu. (Kuşkusuz bu iki özellik de akımın doğru de ğil hızla değişen bir akım olmasından kaynaklanıyordu.) Edison ise olayın elektriksel olmadığı, "e ter sel kuvvet" adını verdiği yeni bir kuvvet bulduğu sonucuna vardı. "Şimdiye dek insanoğlunun ihmalinin derinliklerine gö mülü" olduğunu söylediği bu olayın yeni bir kanıtı ola rak çalışan telgraf makinelerinin yanına yaklaştırılan iki karbon çubuk arasında da kıvılcımlar gözlenebildiğini bildirdi.

Bu gerçekte "telsiz" telgraftı! Ne var ki bu kez Edison' un sezgileri onu yanılttı ve çoğu kez ticari değeri olan uygulamalarla ilgilenen Edison nedense bu kez "elektrik ten, ışıktan farklı" yeni bir kuvvet bulduğunu kanıtla maya yöneldi.

Olayın elektriksel olduğunun açıklanması 1871 1875 arasında birçok deney yapıp ünlü kıvılcımları kaynaktan 30 m ilerde elde edebilen genç araştırmacı Elihu Thomson (1853 1936) tarafından yapıldı. Ne yazık ki oda bir ile tişim aygıtı tasarımlamak yönüne değil,daha verimli di namolar yapmaya yöneldi.

Aynı dönemde SP. Thomson gazı seyreltilmiş bir cam tüp içindeki ışıklı boşalmadan, döner aynalı bir düzenek ten yararlanarak kıvıcımların gerçekten salınımlı bir ha reket oluşturduğunu kanıtladı. Bu ilginç deneyi hazırla yıp gerçekleştirilmesine karşın o da gözlediği olayı in düksiyon olarak değerlendirdi.

DOLBEAR

Radyotelgraftan çok radyotelefonun öncülerinden sayıl ması gereken bir bilim adamı da A.E. Dolbear'dır (1837 1910). Verici, birincil sargısında batarya ve mikrofon

olan ikincil sargısının ise bir ucu toprağa diğer ucu sığaca giden bir transformatörden oluşuyor sığacın diğer ucu açık bırakılıyordu. Alıcıda ise toprak, kulaklık, sığaç ve batarya seri bağlanıyor ve bataryanın diğer ucuna da yine tek bacağı açıkta bırakılan başka bir sığaç takılıyor du. Her ne kadar alıcı ve vericide sığaçların serbest uçla rını yükseltmenin yararını gözlemiş hatta bir uçurtmayla anten yapmışsa da Dolbear, iletişimin toprak üzerinden sağlandığını düşündü. İletişim uzaklığının 20 km'ye art tığı bu deneylerin 1882 1886 yılları arasında yapılmasına karşın radyotelefonun gerçek uygulaması için 1890 ların ortalarına dek beklemek gerekmiştir.

Bir başka araştırmacı, mikrofonu bulup adını veren D.E. Hughes (1830 1900) soruna çok daha doğru yaklaşmış "havada yayılan elektrik dalgalarından" sözetmiş, deney leri sırasında duran dalgalar, yansımalar gözlemiştir. Ne yazık ki 1880 yılında gerçekten değerli üç bilim adamı, T.H.Huxley, G.CStokes, W5pottiswode, bu araştırmala rın sonuçlarını olumlu bulmayıp,Stokes "bilinen elektro magnetik indüksiyon etkileriyle açıklanabileceğini" söy leyince Hughes sonuçlarını yayımlamadı ve bulguları 1800 I erin sonuna dek duyulmadı.

ŞANS VE HAZIRLANMIŞ KAFA

Saydığımız tüm pratik katkılarda bulunan kişilerin biri dışında ortak özellikleri sınırlı bilimsel geçmişleri olma sıdır. Öz indüksiyonu 1832 de bulan Henry sanırız cebir den başka matematik kullanmadan elektrik alanında bü yük katkıda bulunan son kişi idi. Edison kuramsal fizik ten tümüyle habersizdi ve gözlemlerinin kuramsal açıkla masını yapmaya kalktığında son derece başarısızdı. E. Thomson ve Houston orta eğitim öğretmenleri, Dolbear ve Hughes ise mühendis ve bilim adamından çok "sanat karlık" geleneğine yakındı. Maxwell'in devrim yapan ku ramını anlayıp değerlendirmek bir yana kısmi differansi yel denklemin ne olduğunu bile bilmezlerdi. Yukarda değinilen Hughes'in deneylerini gözleyen seçkin bilim adamlarının Maxwell'i bildikleri kesin ise de onlar da gözlemleriyle bu kuram arasındaki ilişkiyi kuramadılar. Bu arada Maxwell'in bu çağda tümüyle onaylanmadığı da anımsanmalıdır.

Bu araştırmacı grup içinde mesleğinin başında bulunan bilim adamı SP.Thompson'ın da konu üzerinde yeterin ce ilerleyememesi.aynı nedenden, çok şaşırtıcı değildir. Olayın "eter kuvveti" değil elektriksel bir olay olduğu nu 24 yaşında açıklaması kendisine yeterli ünü sağlamış tır. Bir adım daha ileri gidip elektrostatik kıvılcımlardan farklı olarak kıvılcım dizilerinin özelliklerini izleseydi kuşkusuz çok daha büyük bir başarıya ulaşacaktı.

Böylece büyük kuram ve deneysel gözlemler arasındaki ilişki, dehası Maxwell'in dehasına eşit bir araştırmacı ge

ELEKTRtKMÜHENDİSLİĞİ 259 260

lip sonuçları yorumlayıncaya dek kurulamadı. Pasteur1 un dediği gibi "şans, ancak hazırlanmış kafalara yönelir".

II. HERTZİN DENEYLERİ

FitzGerald, elektromagnetik dalgaların yayılmasını gös terebilecek çok önemli bir deneyi 1883 de önermişti. Dört beş yıl içinde yapılan birçok deney pratik bilgi bi rikimine yol açtıysa da kesin sonuçlara ulaşılamadı. Bu dönemde elektromagnetik enerjinin yayılması hakkında bazı kuramsal başarılar da sağlandı. Bunların içinde en önemlisi J.H.Poynting'in (1852 1914) elektriksel enerji nin iletimine ilişkin bulgusudur. O güne dek hidrolikteki duruma benzer biçimde enerjinin iletkenin içinden ge çen akımla iletildiği düşünülürdü. Poynting ise daha ge nel olarak telin dışındaki ortamda elektriksel ve magne tik alanlarla iletildiğini açıkladı.

Yarım yüzyıl kadar önce Oersted elektrik akımının man yetik alan oluşturduğunu bulmuş, Ampere de akım ile ten iki devrenin karşılıklı olarak birbirlerine kuvvet uy guladıkların; ve gerçek mıknatıslardan ayırt edilemedik lerini göstermişti. Hertz, 1884 de değişen bir magnetik alanın elektriksel kuvvet oluşturması temeline dayanarak, değişken akım taşıyan iki bobinin birbirlerine elektrosta tik kuvvet uygulayacakları sonucuna vardı. Bu sonuç eski elektrodinamik kuramıyla değil ancak Maxwell denklemleriyle açıklanabilecek bir sonuçtu.

1879 da Prusya Bilim Akademisi elektromagnetik süreçte dielektrik etkisini gösteren bir deney üzerinde yarışma düzenledi. Helmholtz da en iyi öğrencisi Hertz'i bu soru na yöneltti ve tüm deney olanaklarını sağladı. Bu etki nin önemsiz olduğunu düşünen Hertz ise elektrodinami ğin tümüyle dışındaki konulara yöneldi.

ilk gözlemi şans olarak nitelenebilir. Bir Leyden şişesini boşaltan bobinin yakınında iki ucu birbirine oldukça ya kın olan telden bir çember üzerinde gözlem yapıldı. Tel çember, bobinin herhangi bir noktasına değerken boşal ma sırasında açık uçlarda bir kıvılcım gözleniyordu. Da ha önce 1870 de Wilhelm von Bezold (1837 1907) bir ucu açık bırakılan iletim hattında dalgaların yansıdığını ve hızın temelde telin yapıldığı maddeye bağlı olmadığı nı gözlemişti.

Hertz bu deneyi sonradan öğrenmiş ve bu buluşun tüm şerefinin Bezold'a ait olduğunu vurgulamıştır. Ne var ki Hertz'in buluşu çok daha ileri bir adım sağladı, bobin ya da ikincil devredeki kıvılcım birincil ve ikincil devreler arasında elektriksel bir bağlantı olmasa da gözleniyordu. Maxwell kuramının deneysel kanıtı ortaya sürülmüştü. Hertz 1887 de ulaştığı sonucu yayımladı ve deneylerini geliştirmeğe devam etti. ikincil devrenin boyutunun bi

ingiliz fîzikçileriyle tanıştı, Amerika, Berlin ve Bonn'dan teklifler aldı. 1889 da Bonn'a yerleşti ve elektrodinamik üzerine ünlü kitabı "Untersuchungen uber die Ausbrei tung der Elektrischen Kraf f 'ı yazdı. Bu yapıtta M?xwell' in ele aldığı konuların ötesine geçti, hareketli cisimlerin varlığını tartıştı. VVilhelm Conrad Röntgen (1845 1923) elektriksel alan içinde hareket erten dielektrik cismin manyetik etkisini gözlemişti. Hertz kitabında bu konu nun kuramsal temelini de oluşturdu.

Hertz yaşamının son üç yılını mekanik kuramına ayırdı ve katot ışınlan üzerindeki bir deney dışında elektriksel araştırma yapmadı.

Şekil 1. Heinrich Hertz (1857 1894)

rincil devredeki salınım dalga boyuna uymasının gerekti ğini, salınımların büyük bir zayıflama faktörüne sahip ol duğunu gözledi.

Prusya Akademisinin açtığı yarışma konusuna ilişkin ça lışmaları, birincil ve ikincil devreler arasındaki dielektrik maddenin büyük etkisi olduğunu bulmasıyla sonuçlandı. Dalga hızını ölçmeye yönelik araştırmaları deneysel yan lışlar taşıdı. Kuramın öngörmediği bir diğer gözlem de duran dalga düğüm noktalarının yerlerinin sezici yapısına bağlı olmasıydı. Oysa 1888 sonuna dek bütün bu pürüz ler temizlenip daha başarılı deneyler yapıldı ve hiçbir kuşkuya yer kalmadı.

Hertz'in bu konudaki son deneysel çalışması dalgaların geometrik optiğin kurallarına uygun olarak yayıldığını, yansıdığını kanıtlamaya yönelikti. Dalgaboyunu yaklaşık 50 cm'ye düşürmeyi başardı, vericiyi parabol kesitli silindirik bir yansıtıcının odak çizgisi üzerine yerleştirdi, benzer bir yansıtıcıyı alıcı için kullandı. Işının yayılma sı, dielektrik bir prizmada (1.5 m yükseklik, 100 Kg ağır lıkta bir zift blokta) kırılması ve polarizasyonu bu deney serisi sonucunda kanıtlandı.

Hertz ışığın da elektriksel özellikler göstereceğini düşün dü ve optik alanında çalışan meslektaşlarını bu alanda in celeme yapmaya çağırdı, ilginç olan ışığın elektriksel özelliklerine ilişkin gerçek ipuçlarını Hertz'in gözlemle yip not etmesi fakat değerlendirememiş olmasıdır. Son radan fotoelektrik etki olarak adlandırılan olayı kıvılcım deneyleri sırasında gözlemiş, deneyi bozan etkenler ara sında not etmiştir.

Buluşlarının önemi çabuk kavranan ve değerlendirilen Hertz Royal Society tarafından Londra'ya çağrıldı, ünlü

Hertz'in 1894 deki ölümünün ardından radyotelgraf ala nındaki önemli gelişmeler başladı ise de iletişim konu sunda birkaç tasan Hertz yaşarken de önerilmişti. Hertz' in deney sonuçlarını basmasından hemen sonra, Aralık 1889 da, Heinrich Huber adlı bir elektrik mühendisi Hertz'e bir mektup yazıp sözkonusu magnetik kuvvet çizgilerinin iletişim amacıyla kullanılıp kullanılamıyaca ğını sordu. Transformatör ve telefondan yararlanarak çizdiği taslak ile bir içbükey aynanın odağına yerleştiril miş elektromıknatıstan bir başka içbükey aynanın odağı na yerleştirilmiş indüksiyon bobinine ses sıklığında ileti şim gerçekleştirecek bir dizge öneriyordu. Konu hakkın daki görüşünü hemen bildiren Hertz transformatör yada telefonlarla elde edilecek sıklıkların çok düşük olacağını örneğin saniyede bin titreşim yapılsa dalgaboyunun, do layısıyla odak uzaklığının 300 kilometreyi bulacağını yazdı.

Maxwell kuramını doğrulayan Hertz deneyleri salt bu yönüyle bilim tarihinde önemli bir dönemeç olarak yer kazandı. Hertz'den sonra bindirim (modulation) ve bindi rim açma (demodulation) tekniklerinin kullanımı ile ise Hertz'in deneyleri teknolojik bir önem kazanıp radyotel graf dalının oluşmasına yol açtı.

I I I . RADY OTELGRAFIN BAŞLANGICI

189O'lı yıllar elektromagnetik dalgaların sezilmesi konu sunda önemli gelişmelerin gözlendiği, deneylerin yapıl dığı yıllar oldu. Bilinen ilk önen 1890 da Avustralya'da Richard ThrelfaH'dan (1861 1932) geldi. Geissler tüple rinin kullanılmasını öneren Threlfall "elektrik ışmlı flaş'lardan sözetti.

Alexander Pelham Trotter (1857 1947) özellikle deniz üzerindeki iletişimde "sisin ışık iletişimini engellediğini, ama yaklaşık 1 mm dalga uzunluklu salınımların değil sis, tuğla duvarlardan bile geçebileceğini" yazdı. Bundan daha ayrıntılı bir tasan, bir yıl sonra 1892'de W illiam

Crookes (1832 1919) tarafından geliştirildi. "Bir metre dolayındaki dalgaboylarının sis ve tuğla engelleri aşabile ceğini, ne var ki bu konuda güvenilir verici, duyarlı ve ayarlanabilir alıcı ve yönsel antenlerin geliştirilmesinin gerektiğini söyliyen Crookes iletişimin gizliliğinin sağ lanması konusunda da görüşler öne sürdü. Işının yönel tilmesi, belirli bir dalgaboyuna ayarlanması gibi özellik lere dikkat çekti.

1890 ların başlarında Hertz'in bıraktığı yerden devam eden deneylerin çoğu sonradan "mikrodalga optiği" ola rak adlandırılan alan içindedir. Bologna'da Augusto Righi'nin (1850 1920) yazdığı "L'ottica delle oscillazioni elettriche" adlı kitap ile ardından Righi ile Bernhard Dessou'nun 1903 de italya'da "Telegrafıa senza filo", adları ile aynı anda yayımlanan kitap bu konudaki çalış maların kitap boyutundaki ilk ürünleridir.

Yapışıcı (coherer)* tarihi bir buluşlar ve yeniden buluş lar dizisidir. Fiziksel olayın gözlemi, elektromagnetik dalgaların sezilmesinde kullanılmasından çok önce ve çe şitli deneylerle yapılmıştır. Toz halindeki parçacıkların elektrostatik kaynakların yakınında diziler oluşturduğu 1850 lerde biliniyordu. Samuel Alfred Varley, (1832 1921) 1866 da metal tozunun küçük akımlarda büyük bir direnç gösterdiğini fakat gerilimin arttırılması sonu cunda iletkenliğin arttığını saptadı. Bu olayda tozların dizilip birbirine yaklaştığını, deneyden sonra sallanarak yeniden düzensiz ve yalıtkan olduklarını gözledi.

Lord Rayleigh (1842 1919) düşen su taneciklerinin ya kınına elektriksel yük getirilince damlaların irileştiğini 1879 daki deneyleri sonunda belirledi ve meteorolojik bazı olayların da açıklanmasına katkıda bulundu. 1884 de Tembtocle Calzecchi Onesti (1853 1922) iki pirinç plaka arasında bakır tozu ile deneyler yürüttü. John Tyndall (1820 1893) sıcak bir kütlenin tozlu bir hazne içine yerleştirilmesi sonucunda kütlenin üzerinde tozdan

*Bu çalışmada coherer, yapışıcı olarak çevrildi. Terim fizikte, kimyada geçen cohesion, terimiyle birlikte cohere kökünden kaynaklanmaktadır. Taşpınar'm "Technical Dictionary'si tüm aileyi "yapışmak" kökün den türeterek çevirmiş, 1971 basımlı Redhouse ise coherer için "mevce reseptörü" (yani dalga alıcısı) karşı lığmı vermiştir. Kimya ve Kimya Mühendisliği Terimleri Kılavuzu (KMO, 1977) cohesion'u "türdeş yapışma" olarak tanımlamıştır.

Coherer kelimesinin tanımladığı aygıtm, teknolojinin ge lişme sürecinde ortadan kalkması ile coherer sözcüğü de tarihe karışarak yaşayan bir teknik terim özelliğini yitirmiştir.

(Çevirmenin notu).

ELEKTRİK^ÜHENDİSLİĞI 259 260

arınmış bir bölge oluştuğunu gözledi. Clark ve Lodge elektriklendirilmiş bir metal çubuğun benzer bir tozlu hazneye sokulması durumunu incelediler.

Oliver Joseph Lodge (1851 1940) 1893 1894 de iletişim hattı, yıldırımlık ve yüksek gerilim koruyucuları üzerinde deneyler yaptı, konferanslar verdi ve yazılar yazdı. Ya pışma (cohesion) olayını tanıttı ve iki metal kürenin ara sındaki kıvılcım aralığı ile çeşitli deneyler yapıp sonuçlar yayımladı. Yapışıcı sözcüğünü ilk kullanan, Hertz deneyle riyle ilişki kurmaya çalışan Lodge'dur. Oysa Fransız bi lim adamı Edouard Branly (1846 1940) elektromagnetik dalgaların sezilmesinde yapışıcı kullanan ilk deneyi ya pıp sonucunu yayımladı. Metal tozu dolu bir cam tüpün birkaç megaohmluk bir direnci olduğunu, yakında elek triksel bir boşalma olduğunda bu direncin birkaç yüz ohma indiğini gözledi. Yeniden yüksek empedans elde etmek için ısıtma yada mekanik sallamanın gerekliliği ni, tüpün madeni bir kutu içine yerleştirilmesi duru munda elektriksel boşalmadan etkilenmediğini de belir leyen Branly oldu. Sonuçları 1891 de yayımlayan Branly güncel ilgiyi çekemedi. İki yıl sonra Davsen Turner'in Paris'te Branly deneylerini görmesi, dönüşünde İngiltere' de anlatması sonucunda ilgi bu alana yoğunlaştı ve 28 Mart 1899 da Manş üzerinden iletilen ilk radyotelgraf mesajı Branly'e yöneltilerek araştırmaları övüldü.

Bu arada ilginç bir nokta "radyo" sözcüğünü ilk önere nin de Branly olmasıdır. "Benim tüplerime Lodge yapışıcı diyor ve bu terim genellikle benimseniyor. Oysa ben radyoiletken terimini öneririm. Böylelikle temel özellik olan süreksiz iletkenlerin elektriksel ışınımla (radyasyon) uyarılacak iletken hale gelmesine dikkat çekilmiş olur" (1897).

Bundan sonra yapışma olayının daha ayrıntılı kullanım biçimlerine, örneğin ava içine batırılmış platinin ha vası boşaltılmış cam tüp içinde kullanımı (Minenin de neyi), kerosene içindeki potasyumun kendiliğinden yük sek direnç kazanma özelliğine (Bose deneyi) ilişkin ça lışmalar yapıldı.

1894 den sonra yapılan deneylerde özellikle Lodge'un yürütücü bir görevi olmuştur. Örneğin yapışıcının yeni den yüksek direnç kazanması için Lodge'un uyguladığı yöntem son derece ilginçtir. Kürelerden oluşan yapışıcı ya seri olarak bir batarya ve elektrikli zil yerleştirmiş, hepsini aynı masanın üzerine koymuştur. Yakında üreti len kıvılcım üzerine küreler iletince zil çalıyor, zilin ü rettiği mekanik titreşimler de kürelerin yeniden birbirin den uzaklaşmasına yol açıyordu.

Bundan çok daha önemli buluşu ise rezonanstan yararla nan bir iletişim dizgesi idi. iç ve dış iletkenlerine uzun birer tel bağlanmış Leyden şişeleri kullanarak ve bu tel

lerin uzunluklarını değiştirerek "rezonans ayarlaması" yapan Lodge, Hertz'in çok çabuk zayıflayan salınım larına çözüm buldu.

Bu ayarlamanın uzaklıkla da ilişkili olduğuna, uzak nok talar arasında iyi bir iletişim sağlamak için çok duyarlı bir ayarlamanın gerekliliğine de dikkat çekti.

Ne yazık ki Lodge bu buluşlarını bilgi iletiminde kullan mayı hiç denemedi. Farklı odalara alıcı verici yerleştirdi ama belirli bir güçle ne denli uzağa im gönderebileceğini bile denemedi. Kent dışında açık olan deneyi de yapma dı. Çok sonraları kendisi de "öğretim görevim çok yüklü idi, telgraf yönündeki gelişmelere ayıracak zaman bula madım. Aynı zamanda deniz ve kara iletişiminde bu ge lişmenin olağanüstü önemini de değerlendiremedim" di ye açıklamalarda bulunmuştur.

1890 11 yılların sonunda Lodge yine bu konudaki çalış malarını yoğunlaştırdı, özellikle salınım sıklığının ayar lanması konusunda aldığı patentler, verdiği konferanslar la dikkat çekti. Bir yandan Kraliyet donanmasında önemli çalışmalar yapılırken (örneğin H.B.|ackson) di ğer yandan radyotelgrafın gelişimiyle yakından ilişkili bir adın, Guglielmo Marconi'nin konuya ilgisi çekildi.

IV. İLK RADYOTELGRAF DENEYLERİ

Oliver Lodge'un 1894 de verdiği bir konferansı izleyen Bologna Üniversitesi profesörlerinden Augusto Righi, Üniversitesine dönüp bu çalışmaları tanıtınca genç Mar coni çok ilgilendi. Guglielmo Marconi (1874 1937) irlan dalı bir anne ile italyan bir babanın özel eğitimle yetiş miş oğlu idi. 1894 de hemen deneylere başlıyan Marconi temelde Bronly türü yapışta, Lodge türü kıvılcım aralığı kullandı. Endüksiyon bobininin birincil sargısına bir tel graf maniplesi yerleştirdi. Y apışıcının boyutunu küçült tü, % 96 nikel, %4 gümüş tozu karışımının en iyi sonucu verdiğini buldu. Alıcı yönde ise bir röle yerleştirip hem yapışıcıyı yeniden yüksek empedanslı durumuna getir mek hem de maniplenin verdiği uzun ve kısa çizgileri ya zan bir kalemi sürmekte kullandı.

1895 de açık hava deneylerine başlayan Marconi daha önce Dolbear ve E.Thomson'un da gözlediği "topraklan mış anten'1 en verimli anten türü olarak belirledi. Verici nin bir ucunu yükseltilmiş bir iletkene diğerini ise bir toprak plakasına bağladı. Açık hava deneylerinde 25 km ye yakın bir uzaklığa bilgi iletince Marconi İngiltere'ye gitti.

2 Haziran 1896 da ilk patenti için başvuran Marconi bir dizi deney sonucunda 1897 de Britanya Posta örgütü nün kesin desteğini kazanmayı başardı. Bu yıllarda Mar

coni'nin 'buluşu"nun ne olduğu çok tartışıldı, örneğin Lodge, Marconi'nin katkısını küçümseyici yazılar yazdı. Ne var ki sonunda gerek yasal olarak gerek bilim tarihi açısından değerlendirilince Maxwell Hertz çizgisini pra tik deneylerle işe yarar hale getirenin Marconi olduğu üzerinde genel bir anlaşma sağlandı.

Gelişmelerin Almanya ve Rusya'daki yönü üzerinde de durmak konuya yeni boyutlar kazandırması açısından il ginçtir. Lodge'nin deneylerinden etkilenip Hertz dalgaları üzerinde Berlin yakınlarında Charlottenburg Technische Hochschule'de deneyler yapan Adolf Cari Heinrich Slaby (1849 1913) salınımları ancak bina içinde bir koridor boyunca iletebiliyordu. Gazetelerde Marconi'nin deneylerini okuyunca İngiltere'ye gitti ve bi linen aygıtlardan, ama iyi bir mühendislik çalışmasıyla yeniden ele alınıp geliştirmiş aygıtlardan oluşan Marconi dizgesini hayranlıkla izledi. Almanya'ya dönen Slaby so nunda radyotelgrafın ingiltere'deki gelişmesine rakip olan ve Alman elektronik endüstrisinin temelini oluştu ran çalışmalarını sürdürdü.

Lodge'dan yola çıkıp özgün yol izleyen bir başka araştır macı da Kronstadt Denizcilik Okulu öğretim görevlisi Aleksandr Steponovich Popov'dur (1859 1905) 1895 de Bronly yapışıcıları ile deneyler yaptığı, 25 Nisan 1895 de Rusya Fiziko Kimya Topluluğunda bir bildiri sundu ğu biliniyor. Uzaydakiler dahil elektriksel boşalmaları sezen alıcılar yapan Pop ov St. Petersburg'da Meteorolo jik Gözlem evine alıcılar yerleştirdi. 1896 da kurduğu düzeneğin radyotelgraf olarak kullanılabileceğini yalnız biraz geliştirilmesinin gerektiğini yazdı. Popov'un 12 Mart 1896 da Fiziko Kimya Topluluğu önünde verdiği konferans da çok önemlidir. Resmi kayıtlarda birşey be lirtilmemiş ise de bir tanık "bu konferanstaki gösteride Popov'un aygıtının Morse kodunda imler yaydığını, imlerin alınıp sesli olarak tüm salona dinletildiğini ve ve rilen mesaj çözülünce "Heinrich Hertz' sözcüklerinin elde edildiğini" bildirdi. Bu tanık anlatımının olaydan 30 yıl sonra yazılması Batılı kaynakların kuşkusunu çekmiş ve bu olayın gerçekliğine inanmak istememişlerdir. Buna karşılık Sovyet yetkilileri Popov'un Donanma adma ça lıştığını, gizliliğin bundan kaynaklandığını bildirip 1945' de Popov'u "radyoyu bulan kişi" olarak ilan etmişlerdir. Bu tartışmada kesin olan ve Popov'un 1899 da yaptığı Almanya ve Fransa turunda da gözleyip yazdığı Popod' un çalışmalarının çağmın gerisinde olmadığıdır. 1900 da Kronstadt limanında Popov Donanmaya telsiz yapmak ve telsiz onarmak için kurulan bir atölyenin başına geti rildi. Ama Çarlık yönetimi bu işin önemini tam değer lendiremedi ve personel, malzeme olanaksızlıkları için deki atölye, Donanmanın tüm gereksinimini karşılayacak boyuta çıkarılamadı. 1904 1905 Rus Japon savaşında Rus Donanması için Marconi'nin tasarımladığı telsizler den alınması da bunu kanıtlamaktadır. 1898 de Rus Tek

nik Topluluğunun, 1900 de Dördüncü Uluslararası Tek nik Konferansının ödüllerini almasına karşın Popov'un ölümünden önce gerçek boyutuyla anlaşıldığı söylene mez. Hele Nobel ödülü alan Marconi'nin ünü ile karşılaş tırılınca Popov'un 1905 deki ölümünden çok sonra de ğerlendirilebildiği söylenebilir.

V. TİCARİ AŞAMADA RADY OTELGRAF

neyden sonra Marconi krallık yatı Osborne'a bir radyo telgraf dizgesi yerleştirmek görevi ile ödüllendirildi. Kra liçe Victoria bu buluşla çok ilgilendi ve Gal Prensi Ed ward'a yatından 150 tane mesaj gönderdi. Bu başarı üze rine Şirketin sermayesi iki kat arttırıldı, izleyen yıllarda kıyı koruma amacıyla kullanım başladı ve 1899 da R.F. Matthevvs adlı bir buharlı geminin siste fener gemisine çarpması ile oluşan kazada radyotelgraf ilk kez alarm amacıyla kullanılıp pek çok hayat kurtardı.

Marconi 1896 Şubatında, 22 yaşında ingiltere'ye gelip aygıtını tanıtırken bilinçli bir seçim yapıyordu, ingiltere yalnızca bir adalar ve Donanmalar ülkesi değil aynı za manda denizaşırı toprakları olan bir imparatorluk idi. Burada buluşlarının ticari açıdan da kolaylıkla değerlen dirilebileceğini biliyordu. 2 Haziran 1896 da başvurduğu radyotelgraf patenti 2 Temmuz 1897 de onaylanınca 100.000 sterling sermayeli VVireless Telegraph and Signal Co. Ltd.l kurdu. Üç yıl sonra Marconi's VVireless Tele graphy Company Ltd. adını alan bu şirket radyo telgraf alanındaki ilk ticari şirkettir, ilk yerleşik radyotelgraf iletişim dizgesi de İsle of VVight ile 22 Km uzaktaki Bournemouth arasında kurulmuştur. Anten olarak uzun luğu 40 metreyi bulan, dikdörtgen yalıtılmış bir madeni ağ kullanılıyor ve bu ağ makaralı bir düzenekle yükselti liyordu. Telgraf mesajlarının güvenilir iletim hızı dakika da 12 sözcük dolayında idi. Denemeler sürerken 3 Hazi ran 1898 de Lord Kelvin geldi, Stokes ve Preece'el (Bri tanya hükümetinin telgraf başmühendisi) telgraf çekti: Her mesaj için bir şilin ödemek için ısrar eden Lord Kel vin böylece telsiz telgrafın ticari yönünü vurgulamış ve ilk "müşterisi" olmuştur. İrlanda'da yaptığı birkaç de

Mart 1899 da İngiltere Fransa arasında ilk telsiz iletişim sağlandı. Dover ve Boulogne yakınlarındaki Wimereux arasındaki iletişim çok başarılı oldu. The Times'da ya yımlanan Prof. John Ambrose Fleming'in coşku dolu yazısı bunun ilk kanıtıdır. Ardından ingiliz Bilim adamları Dover'de, Fransız Bilim adamları Boulegne'de toplandı lar ve Fleming'in "Volta pilinin bulunuşunun yüzüncü yı lını" kutlayan konuşması Fransa'ya iletildi.

Bu olaylardan sonra Marconi'nin Amerika yolculuğu, New York Herald'a haber iletmek için yapılan yayınlar, ve daha uzaklarla iletişim sağlamak amacına yönelik ça lışmalar gelir.

Bir raslantı sonucu 1899 Ağustosunda Wİmereux verici sinin iminin 135 km ötedeki bir gemiden alındığı anlaşı lır. Bu dönemde ilgi çeken bir konu da yine iletişimin gizliliği, yada mesajların birbirini etkilemesi idi. Bu konu da Lodge ve Muirhead'in 1897 Mayısında başvurdukları patente konu olan buluşları, ayarlanabilir bir bobinden yararlanan rezonans devresi ile, Marconi'nin 1900 yılında aldığı bir patentin kaynaklandığı bobin bağlaçlı devresi arasında önemli ticari ve yasal sürtüşmeler oldu. Marconi nin önerdiği devre antene bağlı ayarlanabilir bir bobin, buna seri ikinci bir bobin ve ikinci bobine endüktif bağ lanmış bir üçüncü bobinden oluşuyordu. Verici devrenin diğer elemanları bu üçüncü bobinin devresi üzerine yer leştirilmişti. Marconi'nin önerdiği bu devre Lodge'unkin den daha gelişmiş bir ayarlama sağlıyordu ama özgün bu luşun Marconi'nin olup olmadığı çok tartışıldı. Britanya Posta Örgütü Marconi'den desteğini çekti, Marconi'nin buluşlarını kullandırmak için önerdiği anlaşmalar hü kümetçe onaylanmadı vb. Ancak 1911 de Marconi Co., Lodge Muirhead'in patentlerini alınca soruna bir çözüm bulundu.

Şekil 2. GugllelmoMarconi (1874 1937)

ALMANYA 'DA RADYOTELGRAF

Marconi'nin İngiltere dışındaki tek ciddi yarışımı Al manya ile olmuştur. Almanya'da Adolf Slaby ve Kari Ferdinand Braun, iki ayrı koldan radyotelgraf üzerinde çalışmışlardır. Daha önce değindiğimiz gibi Prof. Slaby, ingiltere'de Marconi'nin deneylerini izlemiş ve onlardan da esinlenmişti. Ticari amacı her zaman ön plana almış

olan Marconi bu ziyaretten hiç de memnun olmamış ve 1919 da şöyle yazmıştır. "Prof. Slaby hakkında hiç bilgim olmadan ona deneylerimi gösterdim. Britanya Posta Örgütü yetkililerinin istemi üzerine hiç istemeden bunu yaptım ".

Slaby ve yardımcısı Graf von Arco'nun çalışmalarıyla kısa sürede hem büyük elektrikli aygıt yapımcı firması Allgemeine Elektricitats Gesellschaft (AEG), hem de Kayzer I I . Wilhelm ilgilenip desteklemeye başladılar. Slaby ve von Arco'nun en önemli katkıları anten boyun ca akım dağılımını incelemeleri ve bunun sonucunda devrenin geri kalan kısmına bağlantı için en uygun nok tayı bulmaları olmuştur.

öte yandan Kari Ferdinand Braun (1850 1918) ve çevre sindekilerden oluşan Strasbourg Üniversitesindeki grup kuşkusuz daha başarılı olmuştur. Braun çoğunlukla ka tot ışınlı tüpü (Almanca'da Braunsche Röhre) bulmasıyla tanınır. Ama Marconi'nin aygıtıyla yarışan tasarımları o denli önemli idi ki 1909 Nobel Fizik Ödülü bu alandaki çalışmaları için Marconi ve Braun arasında paylaştırıldı. Braun'un konuya ilgisi suda telgraf imlerinin iletilmesini amaçlıyan bir çalışma için uzman olarak çağrılması ile başladı. Alternatif akım kullanmak, yüksek sıklıklarda deneyler yapmak gibi yollan da deneyen Braun bu arada alıcı ve vericiyi de geliştirmek olanağını buldu. Kıvılcım kaynağına bir LC devre bağladı, anten ile toprak arasın daki devreye indüktif bir bağlaçla geçişi sağladı. Böyle likle hem tehlikeli yüksek gerilimli antenden kurtulmuş hem de kolay ayarlanabilir, en uygun sarım oranıyla bağlaşık bir verici elde etmiş oldu. işte bu buluşların Marconi'nin geliştirmelerine kaynaklık ettiği üzerine bazı ipuçları vardır, ilginç olan durum bu tartışma ingil tere'de Marconi'nin karşısına engeller çıkartırken, Al manya'da Braun grubunun temel rakibinin Slaby olması ve Braun'un Siaby e <w.f. Marconi ile kuvvetlerini bir leştirmeyi bile düşünmesidir. Braun grubu Alman endüs tri devi Siemens ve Halske ye girdi ve Almanya'daki bu tatsız yarışma, kara ordusunun Braun "u, Donanmanın ise Slaby 1 tutmaya başlaması üzerine katlanılmaz oldu. Kayzer, hükümet işe karıştı ve 1903 de iki firma yeni bir firma kurup sermaye vermeyi kabul ettiler. Yeni firma nın adı "Gesellschaft f ı r drahtlose Telegraphie m.b. H" o denli uzundu ki kısa süre sonra herkes firmanın telgraf adresini kullanmaya başladı:Telefunken.

ATLANTİK A SIRI RADYO

1900 yılı Haziranında Marconi ABD'ye gitti ve Atian tikaşın iletişim yapmayı amaçladığını söyledi. Bu dav ranış bilimsel dayanaklardan yoksun bir "inanç"tan kaynaklanıyordu. Çünkü o yıllarda pekçok yönden ışığa benzeyen elektromagnetik dalgaların yerkürenin yuvar

(aklığını izleyecekleri konusunda kanıt yoktu. Bilim adamları atmosferde iyonlaşmış bir bölgenin varlığından söz ediyorlardı, ama iletişimle ilişkisine değinen de yok t u . Hazırlıklar bir yıldan çok zaman aldı. Cornvvell'de gözden uzak bir nokta ile South Wellfleet,Massachusetts, iletişim için seçildi. Antenler 60 m yükseklik ve 60 m taban çaplı birer koni idi. Koni sivri ucu toprakta olacak şekilde, başa sağı yerleştirilmişti ve kimse oluşacak titre şimlerin dalgaboyunu bilmiyordu. Yaklaşık 10 kw güç sağhyacak bir santral da kuruldu. Ne yazık ki 1901 de oluşan iki fırtına hem Amerika'daki hem de ingiltere'de ki antenleri devirdi. Bunun üzerine Marconi ingiltere'ye daha basit bir anten kurdu. Yüksek iki direk arasındaki bir yapıdan yaklaşık birer metre aralıkla dizilmiş 50 ka dar tel yerde aynı noktaya bağlanıyordu. Kasım'da bir kaç yardımcısıyla Marconi Newfoundland'a gitti. Burada ki anten yapısı olarak bir balona asılı tel kullanılmak is tendi ama rüzgar balonu sürükleyince hiç kesilmeyen rüz gardan yararlanıp uçurtmaya bağlı anten denendi, ilk uçurtmanın da sonu balon gibi olduysa da bir süre sonra biraz hareketli ama yaklaşık 130 m yüksekliğinde bir uçurtma anten elde edildi.

Hazırlıklar tamamlanınca Marconi, ingiltere'deki arka daşlarına her gün saat 15 18 arasında kodu üç noktadan oluşan "s" harfi vermelerini bildirdi. Ertesi gün, 12 Ara lık 1901 de zayıf düzensiz bir im alındı. Almadaki düzen sizlik uçurtmanın sürekli yükseklik değiştirmesi ile açık lanabilir. Anten uzunluğunun değişmesiyle sığaç, dolayı sıyla rezonans sıklığı değişiyordu. Bu durum gerçekte deney için çok elverişli bir ortam oluşturuyordu. Al ma yönündeki rezonans sıklığı değişerek hiç olmazsa ya yın süresinin bir bölümünde verici sıklığı ile aynı oluyor, iletişim sağlanıyordu. Birkaç ay süreyle bazı kuşkular sürdü, alman imin atmosfer gürültüsü olabileceği düşünül dü. 1902 yılı başlarında PhHedelphia gemisindeki alıcıla rın da imi alması kuşkuları sBdi. Bu arada Marconi iletişi min gece daha başarılı olduğunu da gözledi.

Nevvfoundland deneyi oldukça ilginç sonuçlandı. Dene yin başarısı kesinleşince Anglo Amerkan Telegraph Co. deneylerin derhal kesilmesini istedi. Bu firma atlantikaşı rı kabloyu Newfoundland'a döşemiş ve "atlantikaşırı tegraf mesajı göndermenin" tekelini almıştı. Sonunda büyük başarısının sonunda genç araştırmacı bir kutlama töreni bile yapılmadan Avrupa'ya .gönderildi. Başarının büyüklüğü kuşkusuzdur ve radyotelgrafın olanaklarını sergilemek açısından da çok önemlidir. Ne var ki ticari başarı arayan Marconi için pek doyurucu bir sonuç oluşmamıştır. Radyotelgraf ile "İngiltere Amerika ara sındaki sözcük başına tarifenin 25 cent'ten 1 cent'e ine bileceğini" söyleyen Marconi haklı çıkmamıştır. Uzun yıllar sualtı kablosu, radyotelgraftan daha ucuza iletim gerçekleştirmeye devam etmiş, hiçbir zaman da tümden telsiz iletişimine geçilmemiştir.