EMO Kadın Bülteni · Sayı 3 · Nisan 2015

Bir Delinin Gam Defteri

Cansel Aslan

Kadın ve toplumsal cinsiyet Biyografi ve anma

Yıl
2015
Sayfa
4
Okuma süresi
7 dk
Görüntülenme
0

Konu

Kadın ve toplumsal cinsiyet

İlgili: Bilim, teknoloji ve meslek tarihi

Anahtar kelimeler

  • Tezer Özlü
  • Çocukluğun Soğuk Geceleri
  • kadın yazarlar
  • edebiyat
  • deli olma
  • Hatice Meryem

Özet

Yazar Tezer Özlü'nün hayatı, eserleri ve toplumsal kabullere karşı çıkışı; ailesiyle ilişkileri, hastalığı ve edebi mirası üzerinden ele alınıyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

BİR DELİNİN GAM DEFTERİ: Tezer Özlü

Cansel Aslan

Türk edebiyatının nos- Özlü’nün büyük şehir hayatıy- Batı’yı görme/tanıma isteğini taljik, lirik, gamlı prense- la sıkıntısı sadece farklı dil ve kamçılar. Bu vesileyle 1961

si; 10 Eylül 1942’de Simav dindeki eğitim hayatı değildir. yılında ilk kez yurtdışına gi-

Kasabası’nda dünyaya gelen Taşra ve büyük şehrin gün- derler. Sonraki yıl Tezer bir

Tezer Özlü’nün ablası Sezer lük yaşamdaki farklılıkları da arkadaşıyla yaz tatilinde Al-

Duru, doğum tarihlerinin bir Özlü’nün belleğinde bunaltıcı manya ve Hollanda’ya gider.

sonraki yıla alınmasının se- hatıralar olarak yer eder: Yurtdışındayken liseyi bitirbebini şu şekilde açıklar:

“Tezer’le ben yılın son aylarına doğru doğduğumuz ve de kız çocuğu olduğumuz için, babam nüfus cüzdanlarımıza bir sonraki yılı yazdırmayı uygun görmüş.”

• “Pastörize süt içeceğiz”, diyor.

• “O ne?”, diyorum

• “Kaynatılmadan içiliyor. Çok güzel.” O içiyor. Ben sevmiyorum.

mekten vazgeçip 1963’te Paris’e geçer. Orada ilk evliliğini yapacağı Güner Sümer’le birlikte kalmaya başlar. Aynı yıl Ankara’ya yerleşir ve 1964 yılının başında Güner Sümer’le evlenir. Evliliğin ardından 1965 yılında babası-

Tezer Özlü, küçük bir kasabada başlayan hayatının en büyük şoklarından birini İstanbul’a yerleşip İstanbul Avusturya Kız Lisesi’nde öğrenim görmeye başlayınca yaşar. “Yaşamlarının karanlık odasından bir şey göre-

Okulda tanıştığı Batı kültürü ve yaşadığı çevre arasındaki “pastörize” uyuşmazlığın sıkıntıları yankılanır yazılarında; okulda eğitim aldığı rahibeler; evde temizlik ve yemek işlerini yapan Müslüman babaanne…

nın ısrarlı ricasını kırmayarak liseyi dışarıdan bitirir.

1968 yılında Sümer’le ayrıldıktan sonra İstanbul’a ailesinin yanına döner. Aynı yıl genç bir sinemacı olan Erden Kıral’la evlenir.1973 yılında doğan kızlarına Deniz adını

bilme isteği boşuna” dediği

Okul hayatlarının sıkıcılığı verirler. Erden’le yaptığı evlirahibelerle başladığı öğre- bir yana, bir taraftan da al- likte Tezer’in sürekli çalıştığı,

nim hayatını yarıda bırakır. dıkları eğitim iki kız kardeşte kocasına sanatsal çalışmala-

rında destek olmak için çok artar. Doktorlar mamografi Türk erkekleri ne büyük bir

çaba harcadığı çevresi tara- sonuçlarında ortaya çıkan tü- ordu ve askerlik sevgisi besfından bilinen bir gerçektir. mörden, tıbbi tetkikler ve ola- liyorlar.”

Yaşadığı evin ısınma, su gibi sorunları hiç bitmez. Ayrıca o yıllarda toplumun içinde bulunduğu siyasi karışıklıklar Tezer’i derinden etkiler. Tedavi gördüğü kliniklerde gördüğü kötü muamele bu üzüntüsünü derinleştirir.

sı bir tedavi için parça almak ister. Lakin Özlü tıbbi geçmişindeki fena hatıraları nedeniyle ürküntü içine düşer ve müdahaleyi reddeder. Daha sonra İsviçre’de göğsünü aldırmak zorunda kalır ama geç kalınmıştır. “Dünyanın

Aile ilişkilerini açık seçik bir içtenlikle ortaya seren Tezer’in anılarında babasıyla annesi arasındaki sevgisizlik, “ağabey”inin ailedeki ayrıcalıklı yeri kalın harflerle not düşülmüştür. “Babamla annem arasında hiçbir sıcaklık,

1981 yılında aldığı bir yıl- en büyük acıları beni buldu, hiçbir sevgi yok gibi. Annem

lık sanatçı bursuyla Berlin’e ölmeme izin verin” diyerek iz onu erkek olarak hiç sevmedigider. Berlin’deki sosyal refahın Türkiye’ye nazaran yüksek olmasından dolayı orada kendini iyi hisseder.

düşer acıyı mürekkep ettiği kağıtlara. 18 Şubat 1986 tarihinde Hans Peter’in annesinin

ğini her davranışıyla belli ediyor.” Kitapları ve entelektüel çevresi geniş olan bir ağabey vasıtasıyla erken

İşleri yolunda gider

yaşta birçok ünlü

ve bursu altı ay daha

yazarı okuma ve döuzatılır. 1982’de İsnemin ünlü yazarlaviçre asıllı Ressam

rıyla tanışma fırsatı

Hans Peter Marti ile tanışır. Tezer, Hans

yakalayan Tezer’in, abisiyle ilgili yazdık-

Peter’in şefkatli olları ise erkek ve kız

ması, kendisine zaçocukları arasındaki

man ayırması, kahyaşamsal/kültürel

valtısını bile hazırfarklılıklara dikkat

lamasından ve bunçeker:

dan dolayı erkeklik gururu incinmeyen biri olmasından etkilenir. Kocasıyla zayıflamış olan ilişkileri Hans Peter’den etkilenmesiyle kopar ve boşanırlar. Hans Peter’le evlenmesi bürokratik işlerden dolayı uzar. Sonunda evlenirler.

Sıkıntılı boşanmadan, zorluklarla gerçekleşen evlilikten dolayı ayrıca İstanbul’da refah düzeyinin yükselmemiş olmasından dolayı 1984 yılında İsviçre’ye yerleşmeye karar verirler. Bu dönemde Özlü’nün göğsünde bir süredir baş gösteren ağrılar iyice

Glaurus’daki evinde, Peter’in bazı eşyaları almak için kendi evine gittiği sırada tek başınayken hayata veda eder.

Çocukluğun Soğuk Geceleri adlı romanının ilk sayfalarında Tezer’in evde otoriter babayla yaşadıkları göze çarpar. Askeri düzeni evde kurmaya çalışan babaya ve o dönemin sert mizacına yönelik bir isyan filizlenir Tezer’in gövdesinden büyük yüreğinde; “…babamın kuşağındaki

“Ağabeyim rahat. Onun özel odası var. Kitaplığı, giysi dolabı, dilediği zaman yakabileceği gaz sobası var. Ayakkabılarını bana boyatıyor.”

Anıların orta yerinde hastane günlerinin ağırlığı hissedilmeye başlar. Özlü’nün ruhsal çöküntülerine anlam veremeyenlere en güzel cevabı kendisini hiç tanımayan Heilburn verir:

“Öfke kendilerine yasaklanmış olduğundan kadınlar, yakınmalarını herkese iletmede kullanabilecekleri bir

ses bulamamışlardır; ruh 1950’li yılların sonunda, kadı- “Gövdem güzel değil. Ama

çöküntüsüne ya da deliliğe nı cinselliğiyle tanımlayan bir bu olağanüstü hemşirenin

sığınmışlardır.”

çevreye başkaldırıp üstüne gövdesinden mutlaka daha

Deliliği, toplumun çağlar boyunca köşeye sıkıştırdığı “insanın kadınlık hali” için bir özgürleşme olarak tanımlayan Hatice Meryem’e göre Tezer Özlü’nün deliliği bağımsızlığının bir şartıdır.

üstüne giden odur. Daha mini eteğin ucu bile görünmemişken, 1960 yılında, iyiden iyiye mini bir etekle Beyoğlu’na çıkışını anımsayanlar var mıdır, bilmiyorum, ama ben buna tanık olmuşumdur” der.

güzel. Ama bu yabancı, kalpazan kılıklı adamın karşısında neden beni soyunmak zorunda bırakıyor?”

Onun için hastane iyileşmekten çok tedirginliğin alanıdır. Tedirginlik Tezer için bir

Aynı makalesinde Meryem, Tezer’e yöneltilen mahzun, sınır meselesidir; hastane

Tezer’e atfedilen mahzun, gamlı gibi sıfatların ne denli gibi tüm sınırlı mekanlarda

yaşamdan uzak, gamlı pren- gerçekçi olduğu meselesine tedirgin edici bir yan vardır:

ses tanımlamalarına kati biçimde karşı çıkar. Tezer’in eserlerine yönelen dikkatli ve alternatif bir bakış Meryem’e hak vermek gerektiğini düşündürmüyor değil. İlk cinsel deneyimini “Yabancı bir

dair birkaç kelam etmeden geçmeyelim. Sezer Duru’nun kardeşi için söylediği “Ülkemizde yaşanan siyasal çalkantılar onu yıpratırcasına üzmüştür. Sağlığının bozulması bu yüzdendir” şeklinde

“Havaalanlarını sevmiyorum. Bu beton ve alüminyumdan oluşan kapalı kutularda kendimi hapishanelerden de öte, daha ileri bir tekniğin hücrelerinde hissediyorum.”

kentte, sekiz dokuz erkeğin ifade ettiği iddianın kanıt- Tezer’in gören kalbi ve işibarındığı bir odada, ilk kez bir larını Tezer’in kitaplarında ten gözleriyle yazdığı, yaşaerkekle yatıyorum. Diğerleri bulmak mümkün:

dığı hayattan tek boyutlu yo-

uyuyor” cümleleriyle doğal seyrinde anlatan bir prenses (!) olabilir mi ki? Toplum nezdinde prensesler ilk cinsel deneyimi için evlenmeyi beklemezler mi? Prenseslik mertebesi toplumun düzgünlük normlarından beslenmez mi? Ya da “Çok sevmeyen, çok sevişmeyen birinin insancıl olabileceğine inanmıyorum” ifadesinin sahibi bir kadın, nasıl yaşamdan uzak olmakla itham edilebilir ki?

“Birden aklıma her şey geliyor. Ölenler, öldürenler, öldürülenler, ölmeyip yaralananlar, yerlerde yatan cesetler, patlayan silahlar, siyasal söylevler, sokaklarda ellerinde plastik bidonlarla dolaşan kentliler, araba depolarından emerek benzin çekenler; düşünmemek istedim…”

Bunlar yaşadığı döneme tanıklık eden bir yazarın sözleri:

rumlar çıkarmak pek mümkün görünmemektedir. Tezer’in deliliği gam, dert, sıkıntı ile umut ve yaşama sevincini birbiri içinde eritmesinde, başka bir deyişle; yaşamı, dertleri ve sevinçleriyle, var oldukları kadar görme çabasında gizlidir. Tezer’in gamı; çok sevdiği “yaşamak”ın içini dolduran kirle ilgilidir. Kurtulmak istediği yaşam değil, delirtici sınırlardır; Taksim Meydanı’nda turşu pilav yi-

Tezer’in toplumsal kabullere karşı çıkışı sadece yazınında değil, yaşamında da kendini gösterir. Hilmi

“Bütün ülkelerin ordularının askerleri insan öldürme talimi yapacak. Kimi ülkede bir darbe olacak.”

yebilmek dahi ölmemek için iyi bir nedendir Tezer için:

“Yaşamım boyunca içimi kemirdiniz. Evlerinizle. Okul-

Yavuz, “Tezer, benim tanıdı- Hastane anılarında da larınızla. İş yerlerinizle. Özel

ğım ilk kadın başkaldırıcıdır. topluma, sisteme karşı bir ya da resmi kuruluşlarınızla

Türkiye’de daha feminizmin serzeniş vardır. Hastanede içimi kemirttiniz. Ölmek istesözü bile edilmezken ve bir hastalara yapılan muameleyi dim, dirilttiniz. Yazı yazmak

Victoria ahlakının neredeyse eleştiren Tezer yaşadıklarını istedim, aç kalırsın, dediniz.

okuryazarları bile kuşattığı yalın bir dille anlatır:

Aç kalmayı denedim, serum

verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olunmayacak bir insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.”

“Daha güzel yaşam diye bir şey yok. Daha

güzel yaşamlar ötelerde değil. Daha güzel yaşam başka biçimde değil. Güzel yaşam burada. Taksim Alanı’nda. Turşu, pilav, simit, çiçek, kartpostal satan, ayakkabı boyayan siyah kalabalık içinde. Trafik tıkanıklığından yürümeyen arabalar, egzoz kokusu, alana yayılan sidik kokusu –gözlerimiz duygularımız önünde açılan bu kara kalabalıktan başka yerde, daha başka biçimde bir güzel yaşam yok. Güzel yaşamın sırları, ölen, gömülen arkadaşlarımızın yaşadığı kadar.”

KAYNAKÇA 1. Duru, Sezer, Tezer Özlü’ye Armağan,Yapı Kredi yyn, Mart 1997 2. Heilburn, Carolyn G., Kadının Özyaşamını Yazarken, Yapı Kredi yyn, Ekim 1992 3. Meryem,Hatice, ‘Canlı, Dişi, Toynaklı Bir Yazar: Tezer Özlü’, içinde Varlık-1252,Ocak 2012 4. Özlü, Tezer, Çocukluğun Soğuk Geceleri, Yapı Kredi yyn,Ocak 2014 5. Özlü,Tezer, Eski Bahçe~Eski Sevgi, Yapı Kredi yyn,Ekim 2013 6. Özlü, Tezer, Yaşamın Ucuna Yolculuk, Yapı Kredi yyn, Şubat 2014