Elektrik Mühendisliği · Sayı 455 · Ekim 2015
EMO`DAN
Toplum, demokrasi ve emek Görüş ve değerlendirme
- Yıl
- 2015
- Sayfa
- 2
- Okuma süresi
- 6 dk
- Görüntülenme
- 0
Konu
İlgili: Mevzuat ve hukuk, Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı
Anahtar kelimeler
- Ankara Gar Katliamı
- 10 Ekim 2015
- Emek Barış Demokrasi Mitingi
- AKP
- TMMOB
- Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği
Özet
EMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yeşil, 10 Ekim 2015'te Ankara'da gerçekleşen bombalı saldırıyı kınayan bu başyazıda dönemin siyasi çatışma ortamını değerlendiriyor; ardından odanın düzenlediği sempozyum ve eğitim etkinliklerine, Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği çalışmalarına değiniyor.
Tam metin
Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.
Hüseyin Yeşil
EMO 44. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı
ANKARA’YA ATEŞ DÜŞTÜ!
Ülkemizde yaşanan çatışma ortamına karşı barış içinde, bir arada, özgür bir yaşam özlemiyle 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara’da Tren Garı önünde buluşan yurttaşlarımız canlı bombalı saldırıların kurbanı oldular. Tek başına iktidar hırsıyla ülkeyi çatışma ortamına sürükleyen AKP iktidarının politikaları; Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi’ni kana bulamıştır.
100’e yakın yitirdiğimiz can ve yüzlerce yaralımız var. Acımız çok büyük! Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük katliamlarından birisi yapılmıştır.
En küçük bir sokak basın açıklamasında dahi eylemciden çok polisle boy gösterilirken; Emek, Demokrasi ve Barış Mitingi’ne yönelik gerekli güvenlik önlemlerinin alınmamış olması yaşanan saldırının sorgulamasını daha da önemli kılmaktadır. Hele hele “Canlı bombaları biliyoruz, ama eylem gerçekleştirilmeden tutuklayamıyoruz” türü garip açıklamalar; yaşanan bombalı saldırının ardından yaralılarına yardım etmeye çalışan barış gönüllülerine biber gazıyla yapılan polis müdahalesi, yurttaşların ambulansların geçebilmesi için polis barikatını yarmak zorunda kalması gibi akıl almaz tutumlar acımızı katmerlendirmiştir.
Ülkemizin aydınlık bir geleceğe uzanması için barış ve demokrasi çağrısı yapan mitingi, kirli emellerine ulaşmak için kana bulamaktan kaçınmayan karanlık ellerin gerçekleştirdiği bu insanlık dışı, elim ve vahşi saldırıyı lanetliyoruz, kınıyoruz. Hiç şüphesiz bu saldırı; ülkemizin barış, huzur ve kardeşlik iklimini sabote ederek, büyük bir kaos yaratmayı, umutsuzluk ve korku yayarak yurttaşlarımızı demokratik haklarını kullanmaktan yoksun bırakmayı amaçlamaktadır. Bu katliamın sorumlusu AKP iktidarı ve ona cesaret verenlerdir.
Diktatörlüğe Karşı Birleşik Mücadele
Dergimizin matbaaya teslim aşamasında gerçekleşen bu hain katliam nedeniyle basımı durdurarak, kapağımızı yitirdiğimiz canlara adadık. Katliam öncesinde hazırladığım başyazıyı, “diktatörlük girişimlerine karşı herkesin ‘Birleşik Devrimci Bir Mücadele’ içinde olması” için çağrıya ayırmıştım. Şimdi bu çağrı daha da elzemdir.
Dergimizin bir önceki sayısında, “7 Haziran’da soluklanmak için nefes aldık” diye yazmıştık. Ancak durum tam tersine döndü ve 7 Haziran öncesini arar duruma geldik. Bir parti tek başına iktidar olamayınca, hele de bir kişinin başkanlık hayalleri suya düşünce olan oldu; ortalık kan gölüne döndü ve çatışmalar hızlanarak devam etti. Çok sayıda vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu çatışma ortamında mesleğini ve işini yapan üyelerimizden yaralananlar oldu ve hatta bir üyemizin de bacağı koptu.
İnsan hayatını hiçe sayan açıklamalara; terörden, operasyonlardan siyasal çıkar sağlamaya çalışan anlayışlara; tüm hegemonik söylemlere ve baskılara karşı TMMOB örgütlülüğü olarak “barış” için 10 Ekim’de alanlara çıkmaya karar vermiştik. “Savaşa İnat, Barış Hemen Şimdi!” anlayışı ile DİSK, KESK, TMMOB ve TTB tarafından düzenlenen “Emek, Barış ve Demokrasi” Mitingi’nde EMO olarak; yöneticilerimizle, üyelerimizle ve çalışanlarımızla alanda saf tutmak üzere yürüyüş kortejinde yerimizi almıştık. Herkesin elini tetikten çekmesi ve ölümlerin son bulması; “demokratik, laik, özgür ve barış içinde bir toplumda yaşama isteğimiz” temel çağrımızdı. Ancak barış ve demokrasi taleplerine dahi tahammülü olmayan hain eller, daha toplanma noktası olan Ankara Tren Garı önünde katliam yaptılar.
Kuzey Afrika’dan Ortadoğu’ya, Afganistan’a varıncaya kadar uzanan geniş coğrafi bölgede emperyalizmin çıkarlarına uygun yeni yapılanmalar inşa etmek üzere gerçekleştirilen müdahaleler sonucunda önce içinde bulunduğumuz bölge kan gölüne dönüştürülmüştür, şimdi ülkemiz de bu bataklığın içine çekilmiştir. Demokrasi adına yapılan müdahaleler bölgemizde daha geri yapılanmaları ortaya çıkmıştır. AKP iktidarının göz yumduğu, hatta destek verdiği, IŞID’la simgeleşen sayısız silahlı grubun yarattığı bataklık ortamı ülkemizi derinden sarsmaktadır. Önce çocuk mültecilerin cansız bedenleri kıyılarımıza vururken, bugün ülkemizin Başkentinde, Ankara’nın göbeğinde; çocuklarımızın, gençlerimizin, öğrencilerimizin, öğretmenlerimizin, avukatlarımızın, doktorlarımızın parçalanmış bedenleriyle yüreğimizden vurulduk.
ABD ve Batılı ülkelerin, bölgemizdeki “sözde demokrasi” arayışı binlerce cana mal olmaktadır. Artık dünyada “demokrasi” arayışı sorgulanmaktadır; insanların can ve mal güvenliğinin sağlandığı, sınırlı esaslar altında da olsa herkese aynı hukuk kurallarının uygulanabildiği asgari standartlar dahi aranır duruma gelmiştir.
“Demokrat” kimliğiyle pazarlanan AKP’nin boyaları dökülürken; demokrasinin diktatörlüğe giden bir araç olarak kullanılışına tanıklık ediyoruz. AKP’nin Haziran seçimleri öncesindeki baskıcı politikaları, seçim sonuçlarıyla daha da katlanmıştır. Medya kuruluşları hedef gösterilmekte, gazetecilere saldırılmakta, barış ve demokrasi umudumuz ölümlerle, katliamlarla sonlandırılmak istenmektedir. Tüm baskılara, katliamlara karşı, yitirdiğimiz canların bizlere mirası olan barışı ve demokrasi savunmaya sonuna kadar devam edeceğiz.
Peki, 1 Kasım seçimlerinde aynı sonuçlar çıkarsa ne olacaktır? Yeniden bir seçim daha mı yapılacaktır? Yani, AKP tek başına iktidar olana kadar ve de birilerinin başkanlık hayalleri gerçekleşene kadar seçim turları mı yapılacaktır?
7 Haziran seçim sonuçlarının hiçbir şeyi değiştirmediği bir ortamda, başka bir hareketlenme gerçekleştirilemezse, 1 Kasım sonrası için de seçim sonuçları ne olursa olsun umutlu olmak mümkün görünmemektedir.
Ancak demokrasi güçlerinin ortak devrimci birleşik mücadelesi diktatörlük heveslerini geriletebilir.
Bunun sağlanamadığı ortamda, ne faşist saldırıları durdurabiliriz, ne can güvenliğimizi koruyabiliriz, ne diktatörlük sürecine son verebiliriz, ne mesleğimizi sürdürebiliriz, ne de tekrarlanacak seçimlerde sağlıklı sonuçlar elde edebiliriz.
Değerli meslektaşlarım,
Ne yazık ki böyle bir çatışma ve kaos ortamında; iki yıldır hazırlıklarını yürüttüğümüz mesleki alandaki sempozyumlarımızı peş peşe gerçekleştirmeye başlamak zorunda kaldık. Ankara’da yaşadığımız katliamın ardından gezi ve yemek gibi sosyal etkinliklerimizi iptal ederken, teknik ve bilimsel çalışmalarımızın devam ettirilmesini benimsedik. Çünkü teknik ve bilimsel eleştirilerimizi mesleki alanlarımızdan yola çıkarak gündeme taşıdığımız bu etkinliklerimiz, bugün baskıcı iktidarın son vermek için can attığı; yok saymadan tutun bu etkinliklerde dile getirilen en ufak eleştirileri dahi “siyaset yapmayın” diyerek susturmaya çalıştığı platformlardır. Susmadık, susmayacağız!
1-3 Ekim 2015 tarihinde Kocaeli Şubemizin sekretaryasında 3. ATEX Sempozyumu’nu gerçekleştirdik. Açılış konuşmalarında ATEX Yönetmeliği’nin ertelenmesine yönelik eleştirilerimizi bir bir sıraladık. Konunun tüm taraflarının yer aldığı geniş bir katılımla ilgili konular tartışıldı ve öneriler geliştirildi.
Ekim ayında İzmir’de Rüzgar Sempozyumu’nu ve aynı tarihlerde yine İzmir Şirince’de, Nesin Vakfı Matematik Köyü’nde 3. Akademik Kampımızı, Adana’da Yenilenebilir Enerji Kaynakları Sempozyumu (YEKSEM), İzmir’de Elektrik Tesisat Ulusal Kongresi’ni gerçekleştirdik.
Kasım ayında Mersin’de Elektromanyetik Alanlar ve Etkileri Sempozyumu’nu (EMANET), İstanbul’da Elektrik Elektronik Mühendisliği Kongresi’ni (EEMKON) ve Bursa’da Uluslararası Elektrik Elektronik Mühendisliği Sempozyumu’nu (ELECO) düzenleyeceğiz.
Aralık 2015’de ise sekretaryasını Odamızın üstlendiği 10. TMMOB Enerji Sempozyumu’nu Samsun ve Sinop’ta gerçekleştireceğiz.
Dönem başından bu yana gerçekleştirdiğimiz ve önümüzdeki 3 ayda gerçekleştireceğimiz etkinlikler için tüm danışma, düzenleme ve yürütme kurullarında görev alan kurul üyelerine, merkezimizde ve şubelerimizdeki çalışanlarımıza ve söz konusu sempozyumları üstenen şube yönetim kurullarımıza teşekkür ederiz.
EMO Eğitimleri Gelişiyor
Eylül 2015’de, hem Ege Üniversitesi ile hem de ODTÜ ile Yenilenebilir Enerji Kaynakları Eğitimleri için protokoller imzaladık.
2000-2005 yılları arasında hazırladığımız ve 2005 yılında yayımlanmak üzere Bakanlığa teslim ettiğimiz Elektrik İç Tesisleri Yönetmeliği’nin sonunda raflardan indirilmesini sağladık. Bakanlık ve yönetmeliği hazırlayan komisyonumuzu bir araya getirdik. Yönetmelikle ilgili çalışmalar devam etmekte, İnternet üzerinden görüşler alınmaktadır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan verilen görüşleri birlikte değerlendirmek üzere bir toplantı talebinde bulunduk; bekliyoruz. Umarım bizim hazırladığımız ve on yıl sonra raftan indirttiğimiz söz konusu yönetmelikte hizmet alanımızın gerekliliklerine uygun düzenlemeler yapılır.
Sakarya Üniversitesi ile ortak eğitimler düzenlenmesi konusunda protokol imzaladık. Bu çerçevede, Proje Uzmanlık Sertifikası (PUS) eğitimlerinin Odamız tarafından verilmesi için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na başvuruda bulunduk.
Bu dönemde yine mesleki alanlarımıza ilişkin gelişmeleri takip edip kamuoyunu bilgilendirmeye çalıştık. Elektrik tarifelerinde yapılan oyunları bir bir ortaya koyduk.
Dergimizin bu sayısında artık her alanda büyük öneme sahip olduğu kanıtlanmış olan teknoloji gelişimine ilişkin hem ülkemiz bazında hem de uluslararası düzeyde yöntem ve uygulamaları eleştirel bir perspektifle masaya yatırdık. Yaşanan katliamın ardından ülkemizin Müslüman ve bir Ortadoğu ülkesi olması üzerine yoğunlaştırılmaya çalışılan tartışmalar karşısında bu dosyanın çok anlamlı olduğunu düşünüyoruz. Türkiye’nin emperyalist güçler karşısında teknolojik gelişim açmazını aşması; ırk, din ve mezhep çatışmaların ötesinde bilim ve akla dayalı bir yönetim sistemine geçebilmesi “demokrasinin” de güvencesi olacaktır. Dosya çalışmasının editörlüğünü üstlenen Hocamız Prof. Dr. Hamit Serbest başta olmak üzere; Yayın Kurulu’na, makale gönderen yazarlara ve dergiyi yayına hazırlayan Banu Salman ve Basın Birimi ekibimize teşekkür ederiz.
Saygılarımla,