Elektrik Mühendisliği · Sayı 439 · Temmuz 2010

EMO 42. DÖNEM OLAĞAN GENEL KURULU YAPILDI

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı Haber ve etkinlik

Yıl
2010
Sayfa
7
Okuma süresi
15 dk
Görüntülenme
0

Konu

Oda ve TMMOB örgütsel yaşamı

İlgili: Toplum, demokrasi ve emek, Enerji politikası, piyasa ve özelleştirme

Anahtar kelimeler

  • EMO Genel Kurulu
  • Musa Çeçen
  • özelleştirme
  • TEKEL işçileri
  • enerji verimliliği
  • tahkim davaları

Özet

EMO 42. Dönem Olağan Genel Kurulu'nda EMO Yönetim Kurulu Başkanı Musa Çeçen'in açılış konuşması aktarılıyor; konuşmada enerji özelleştirmeleri, demokratikleşme, anayasa tartışmaları, TEKEL işçileri ve enerji verimliliği eğitimi gibi konulara değiniliyor.

Tam metin

Metin PDF'ten otomatik çıkarılmıştır; tablo, şekil ve formüller eksik ya da hatalı olabilir. Özgün dizgi için PDF'e bakın.

EMO 42. DÖNEM OLAĞAN GENEL KURULU

YAPILDI…

Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) 42. Dönem Olağan Genel Kurulu, 26-27 Mart 2010 tarihlerinde İnşaat Mühendisleri Odası Teoman Öztürk Kongre Salonu’nda yapıldı ve 28 Mart 2010 tarihinde EMO binasında gerçekleştirilen seçimlerle Genel Kurul tamamlandı. EMO 41. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Musa Çeçen, açılış konuşmasında 2 yıllık çalışmaları anlatırken, güncel gelişmeleri de değerlendirdi.

Divan Başkanlığı’na Kaya Bozoklar, başkan yardımcılıklarına Tuncay Atman ve Akif Peker seçilirken, yazmanlıklara da Asuman Sağlıkçıoğlu, Duygu Tokmak, Burak Oğuz ve Ali Rıza Atasoy seçildi. Gündemin okunmasının ardından verilen önerge doğrultusunda yönetmelik değişikliklerine ilişkin gündem maddesi, komisyon raporlarının görüşülmesinin önüne çekildi. Anıtkabir çelenk heyetinin belirlenmesinin ardından EMO 41. Dönem

Yönetim Kurulu Başkanı Musa Çeçen açılış konuşmasını yaptı.

Çeçen, yol haritasının bir kez daha çizilmesi, yapılan çalışmaların değerlendirilmesi için bir arada olmanın onurunu yaşadıklarını ifade ederken, bu tartışmanın ülkenin içine sürüklendiği küresel kapitalizmin neoliberal dalgasının yarattığı tahribattan ayrı yapılamayacağına dikkat çekti. “Önümüzdeki süreçte bizi daha fazla tahribata uğratacak saldırılardan

elektrik mühendisliği, 439. sayı, temmuz 2010 35

kurtulmak için, bu ülkede yaşayan halklara dair sözümüzü söylemek için bir kez daha bu genel kurulda bunları tartışacak, yeniden kendimizi tahkim ederek, önümüzdeki dönemde çalışmalarımızı yürütme kararlılığımızı sürdüreceğiz” dedi.

Enerji alanında bu dönemde yaşanmış olan olumsuz gelişmelere işaret eden Musa Çeçen, artık idare erkini de değiştirecek boyutta sıkıntının daha ağır şekilde hissedildiği bir noktaya gelindiğini söyledi. Harita üzerinde özelleştirilen ya da özelleştirme süreci devam eden dağıtım bölgelerinin sarı renge boyandığında ülkenin tamamının AKP’nin sarı rengine boyanmış olduğunun görüldüğünü ifade eden Çeçen, sadece enerji alanında değil, eğitim, sağlık başta olmak üzere pek çok alanda halkın açmaza düşürüldüğü bir savrulma yaşandığını vurguladı.

EMO’nun farklı bir dünyanın olabileceği umuduyla mücadelesini sürdürdüğünü anlatan Musa Çeçen, Genel Kurul’a “Kendi içimizde farklılıklar var, doğaldır. Bu farklılıkları bizi zenginleştirecek bir tarzda kullanabilme becerisini gösterebildiğimiz zaman, EMO’nun 42 Dönem yürüyüşü çok daha hızlanacaktır” diye seslendi.

Çeçen’den ABD ve AB Eleştirisi

Yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada silahlı gücün en büyüğünü elinde bulundurarak, dünyanın jandarmalığı rolünü üstlenen ABD’nin en borçlu ülke olmasına rağmen dünyayı kendisine tabi kılma anlamında yarattığı tahribata da değinen EMO Yönetim Kurulu Başkanı, neoliberal gücün biriktirilmesi anlamında AB’nin üstlendiği role de dikkat çekti. Çeçen, demokratikleşme adına çok şey söylenirken, özelleştirme ve işsiz kalan emekçilere ilişkin AB direktifine rastlanmamasını da “ikiyüzlülük” olarak nitelendirdi.

Afrika’daki yaban öküzleri hikayesini anlatarak, yaşananlar konusunda yarın “Nerede yanlış yaptık” sorusunun sorulmaması için bugün iyi değerlendirme yapılması gerekliliğini vurgulayan Musa Çeçen, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Türkiye’de şu anda demokratikleşme alanında içine düştüğümüz durum, kamu varlıkları olan KİT’lerin elimizde hiç kalmamasından sonra bu soruyu soracak durumdayız. Özellikle emek örgütlerinin, KESK’i dışarıda tutarak söylüyorum, bu soruyu sorması gerekiyor. Çok uzun yıllardan beri unutturulan, unuttuğumuz bir şeyi yaşadık, TEKEL işçilerinin eylemiyle. Ankara’da emekten, barıştan, ortak hakça üretip paylaşımdan yana bir mücadelenin yürütülebileceğine yönelik tarihi bir eylem yaşandı. TEKEL işçilerini buradan bir kez daha alkışlamak istiyorum.”

36 elektrik mühendisliği, 439. sayı, temmuz 2010

TEKEL İşçilerine Alkış

Genel Kurul katılımcıları da TEKEL işçilerinin mücadelesini alkışlarıyla desteklerken, EMO Yönetim Kurulu Başkanı Çeçen, 1990 sonrası küresel kapitalizmin yerli işbirlikçisi konumunda olan iktidara karşı yürütülecek demokrasi mücadelesinde yeni bir pencere açıldığını, bu mücadelenin önümüzdeki dönemde mutlaka desteklenmesi gerektiğini söyledi.

Nazi faşizmi döneminde yaşanan bir olayı anlatarak, aslında yaşananları bilerek susmanın yanlışlığını ve yoksulluğun faşizm eğilimlerini artırdığını anlatan Musa Çeçen, Türkiye’de de giderek yoksulluğun kitleselleştirildiğini; açlık, sefalet ve yoksulluğun kronikleştiğini, işsizliğin de derinleştiğini kaydetti. Resmi verilerle çalışanların 2000 yılından bu yana ulusal gelirden (GSMH) aldıkları payın yüzde 62 oranında azaldığına dikkat çeken Çeçen, krizin, bütçe açıkları ve borçlanmanın faturasını alt ve orta sınıfların doğrudan

ve dolaylı vergilerle ödemek zorunda bırakıldıklarını söyledi. Bu kapsamda “Krizin faturasını çalışanlar ödemesin” söyleminin doğruluğunu vurgulayan Musa Çeçen, medyanın yanında inanç alanı da kullanılarak bu yoksulluk karşısında sosyal patlamanın şimdilik ertelendiğini söyledi.

Çeçen, hukuka olan güvenin kalkmasıyla, militarist şiddet patlamasıyla, geniş kesimlerin hak gaspetmekten rahatsızlık duymadıklarını, toplumsal yaşamda orman kanunlarının geçerli olmaya başladığını, doğal trajedilerin kanıksanmaya başlandığını söyledi. “Zenginlerin cüzdanından ibaret olan vatan, millet, sakarya edebiyatının yoksul kesimlerin sömürülmesinde araç olarak kullanıldığını” ifade eden Musa Çeçen, farklı etnisite grupların birbirlerinin haklarını, inananların inanmama haklarını savundukları, batıdakinin doğudakinin, kendisini ötekileştirilmiş hissedeninin haklarını savunmaya başladıklarında, Kürt’ün, Çerkez’in eşitliği için sokağa çıktıklarında, toplumu oluşturan tüm bireylerin örgütlü yaşam içerisinde yer aldıkları zaman demokrasinin en şanlı giysisini giyerek alanlarda yürüyeceğini söyledi.

12 Eylül Anayasası'ndan Demokratikleşme Çıkmaz

Musa Çeçen, gündemdeki Anayasa tartışmalarına değinirken, 12 Eylül ürünü bir anayasa ve 12 Eylül’ün getirdiği kurumlarla demokratikleşme mücadelesinin sürdürülmek zorunda kalındığına dikkat çekti. “12 Eylül Anayasası’nın orasını burasını çekiştirsek, buradan demokratikleşme çıkar mı?” diye soran Çeçen, çıkmayacağı konusunda genel bir mutabakat olduğunu belirtti. Musa Çeçen, 12 Eylül ürünü kurumların ortadan kalkmasını sağlayacak bir anayasa olmadan demokratikleşmenin mümkün olmadığını kaydetti.

elektrik mühendisliği, 439. sayı, temmuz 2010 37

Yine son dönemlerde tartışılan 10.1 milyar dolarlık tazminat talebiyle açılan Libenanco tahkim davasına dikkat çeken Musa Çeçen, tahkime ilişkin yasa ve Anayasa değişikliğinin 1999’da depremin ardından çıkarıldığını ve o dönemde hükümette de milliyetçi söylemleri kullanan partinin yer aldığını anımsattı. Çeçen, tahkim davaları nedeniyle Türkiye’nin 100 milyarı aşan, hatta Hilmi Güler’in özel toplantılardaki söylemiyle 200 milyara varabilecek bir tazminat tehlikesiyle ülkenin karşı karşıya kaldığını aktardı. “Evet, bir Anayasa değişikliği olmalı” diyen Çeçen, sözde demokratikleşme adımıyla, gizli amaçların ceplere saklandığı şekilde bu anayasa değişikliğinin yapılmaması gerektiğini söyledi. Anayasa değişikliğinin uzun bir süreçte olabileceğini, öncelikle toplumsal dokuda yaratılan tahribat ve eksikliklerin farkında olunarak tüm toplum dinamikleriyle özellikle muhalif yapılar da dikkate alınarak, örgütlerin önerileri alınarak böyle bir çalışmanın yapılabileceğini söyledi. Çeçen, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“AKP ne yapıyor? AKP iktidarının oy oranının ciddi şekilde düşmeye başladığı söyleniyor. Yakın dönemde seçimlere karşı AKP’nin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi gelecekteki sıkıntıları bugünden aşma operasyonu olarak değerlendiriliyor. Bu tartışılabilir. Kadrolaşma, yolsuzluk ve yoksulluklara baktığımızda bunun ipuçları da içinde görülüyor gibi.”

Yeniden Kamulaştırma

Elektrik dağıtım özelleştirmelerinde sürecin tamamlanmak üzere olduğuna dikkat çeken Musa Çeçen, özelleştirme sürecinde emek örgütlerinde yaşanan kırılmaya da işaret ederek, şöyle konuştu:

“Enerji alanı başta olmak üzere özelleştirme karşısında yeterli bir karşı duruşun sergilenebildiğini söylemek mümkün değil. EMO tarafından üretilen özelleştirme mücadelesi tamamlanmak üzeredir. Artık yeni mücadelemizin adı mutlaka yeniden kamusallık, kamulaştırma mücadelesi olmalıdır. Bu mücadeleyi en şanlı şekilde başlatmak, halk örgütlenmelerinin, demokratik kuruluşların önünde bir görev olarak durmaktadır.”

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu tarafından TMMOB’un da içinde yer aldığı meslek örgütleri ile ilgili bir çalışma yürütüldüğünü, ancak bu çalışma hakkında bilgi verilmediğini aktaran Çeçen, TMMOB’un muhalif dinamiğinden ötürü çeşitli şekillerde baskı altına alınmaya çalışıldığına dikkat çekti. Gelecek dönemde meslek örgütlerinin kendilerini koruyacak bazı mekanizmaları kurmak zorunda olduklarının da altını çizen Musa Çeçen, EMO’nun 41. Dönem içerisindeki çalışmalarını anlatırken yayınlanan “Fener Işığında Gölge Oyunları” raporuna ve bu çerçevede iktidarın yandaş sermayeyi güçlendirme arayışlarını aktardı. Çeçen, dağıtım özelleştirmelerine ilişkin olarak yapılan

tüm ihalelere karşı dava açıldığını, bu anlamda iptal edilmesine yönelik olarak hukuki mücadelenin sürdürüldüğünü kaydetti.

Musa Çeçen, krizlerin mühendis meslektaşlarımızı da çok etkilediğine dikkat çekerek, TÜİK’in araştırmasına göre mühendislik işlerinde işsizlik oranının yüzde 12’ye ulaştığını, EMO’nun yürüttüğü “Küresel Krizin Etkileri, EMO Üyelerinin İstihdamı” araştırmasında da benzer sonuçlara ulaşıldığını aktardı. Çeçen, mühendislik hizmeti arzı artırılırken, eğitim kalitesinin düştüğünü, halen siyasi iktidarın seçim kozu olarak her ile üniversite ve eğitim fakültelerini teknoloji fakültelerine dönüştürmeye başvurduğunu söyledi.

EMO Yönetim Kurulu Başkanı, enerji verimliliği eğitimi konusunda yaşanan gelişmelere ilişkin olarak da şu bilgilendirmeyi yaptı:

“Enerji verimliği konusunda bir tartışma var. Eleştiriler alıyoruz. Haklı yanları vardır, bunları kabul ederiz. Haksız yanları vardır, birlikte değerlendiririz. Yetki talebiyle Makina Mühendisleri Odası (MMO) ile birlikte başvurduk. Enerji Verimliliği Koordinasyon Kurulu (EVKK) toplantısına 3 gün kala bize bilgi geldi. Böyle bir başvuru olması halinde sadece biz bir kuruma veririz. Ama bizim protokolümüz var, üstelik eğitim işi de Makina ve Elektrik eğitmenlerinin birlikte yapacakları bir eğitim. Olmaz tek kuruma veririz. Bunu son anda söylemiş olmaları, tırnak içinde

38 elektrik mühendisliği, 439. sayı, temmuz 2010

bana göre manidardır. MMO’nun bize göre daha fazla yaptığı çalışma ile birlikte biz de başvurma kararı aldık. Laboratuvar ihtiyacı vardı. Bunun kısa sürede karşılanması mümkün değil. Hemen biz de başvurduk. 15-16 şirkete bu alanda yetkilendirme yapılmış durumda. Şirketlere gösterilen kolaylığın, ne MMO’ya ne de EMO’ya gösterilmediğini, bizlerden sakınıldığını eleştiriyoruz. Ticarileştirilmesi noktasında yanlış olarak gördüğümüz şirketlerin yetkilendirilmesini de bu anlamda eleştiriyoruz. Eğitim faaliyetini ticari bir faaliyet olarak değerlendiren şirketlerin yararlandırıldığı kamuya ait bir tesisten bizim yararlanmamız yasaklanmış durumdadır. EMO olarak laboratuvar hazırlığı içindeyiz.”

Musa Çeçen, EMO’nun bilimsel bir dergi çıkarmak üzere yürüttüğü çalışmalar hakkında da bilgi verdi.

EMO Yönetim Kurulu Başkanı Çeçen, enerji alanında, dengeleme ve uzlaştırma yönetmeliği (DUY) ile karaborsa sistemine geçildiğini, bu sistemin de kar ve rant beklentilerini karşılayacak kaynakların yaratmak üzere maliyet bazlı fiyatlandırma (MBF) adı verilen otomatik fiyatlandırma olarak bilinen bir mekanizmaya geçildiğini anlattı. Bunun ardından enerjinin bütün farklı sektörlerin yoğunlaşmaya başladığı bir alan olduğuna dikkat çeken Çeçen, “Zira kar garanti. Yoğun ithal kömüre dayalı termik santral saldırısı

vardır. Bütün derelerin katledildiği ve boğazlanmaya çalışıldığı, toplumsal dokunun, börtü böceğin yaşamına kasteden bir süreç yaşanıyor. Kapitalizmin bu kadar saldırmasının tek bir nedeni vardır: DUY ve MBF. DUY’u yürürlükten kaldırın bir sürü ithal kömür başvurusunun çekildiğini göreceksiniz” diye konuştu.

Hasankeyf’e yapılacak baraj için Avrupa’nın kredi vermediğini, ancak Akbank ve Garanti Bankası’nın kredi verdiğini anımsatan Çeçen, bu konuda mücadelenin sürdürülmesi gerektiğini de söyledi.

EMO 41. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Musa Çeçen’in açılış konuşmasının ardından TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı’nın gönderdiği mesaj okundu. Genel Kurul’a katılan Barış Demokrasi Partisi (BDP) Parti Meclisi Üyesi Yüksel Mutlu’ya, Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) Genel Başkan Yardımcısı Haydar İlker’e Enerji Sanayi ve Maden Kamu Emekçileri Sendikası (ESM) Genel Başkanı Kemal Bulut’a da konuk konuşmacılar kapsamında söz verildi.

‘Emperyalizm AKP’yi Kullanıyor’

BDP Parti Meclisi Üyesi Yüksel Mutlu, ABD’nin dünya jandarmalığına soyunduğunu ve yandaşlarıyla birlikte mazlum halklara saldırdığını söylerken, “Bir yandan da Avrupa Birliği ülkeleri bu saldırının bir parçası oluyor. Türkiye, bu değişim sürecine ayak

uydurabilmek için çaba gösteriyor ve bu çabayı AKP üzerinden gösteriyor. AKP, özelleştirmenin taşeronluğunu yapıyor. AKP, bu ülkede hak ve özgürlüklerimizi, kısmi hak ve özgürlüklerimizi elimizden almaya çalışıyor; yani emperyalizm, AKP’yi kullanmakta ve onun üzerinden emekçilere, yoksul halklara, mazlum halklara saldırıyı yoğunlaştırmakta” diye konuştu.

Yüksel Mutlu, açılım tartışmalarına atıfta bulunurken, yerel seçimler sonrasında AKP’nin Kürtlere dönük kapsamlı bir tasfiye operasyonunun yaşandığını kaydetti. Ortalama 1500 kişinin tutuklu bulunmasına da tepki gösteren Mutlu, “Bunları bu kürsüden, aracılığınızla da kınamak istiyoruz. Çünkü biliyoruz ki, AKP, bir yandan kendi sivil toplumunu yaratmaya çalışıyor” dedi.

1982 Anayasasını “ruhu faşist olan bir Anayasa” olarak nitelendiren Mutlu, Anayasa değişikliği çalışmasını da yamalı bohçaya benzetti. Demokratikleşmenin kriterleri olduğunu ifade eden Yüksel Mutlu, kadına yönelik şiddete, Türkiye’nin insan hakları karnesinin zayıflığına ve düşünce özgürlüğünün kısıtlılığına dikkat çekerek, şöyle konuştu:

“Değiştirilmesi öngörülen bu maddeler sadece ve sadece yüksek yargıya ve kendisiyle karşıt olan bir kesime hesap sormak amacıyla yapılan değişikliklerdir diye düşünmekteyiz. Dolayısıyla bizler, Türkiye’de Kürt sorunu çözülmediği sürece, kadına yönelik şiddet sonlanmadığı sürece, buna

elektrik mühendisliği, 439. sayı, temmuz 2010 39

dair yeni yasalar ve yeni yaptırımlar uygulanmadığı sürece; yani Anayasa toptan değiştirilmediği sürece, biz, demokratikleşmenin olacağına inanmıyoruz. Bir kere, bu topraklarda insanlar yaşamını yitiriyor. O zaman, en temel sorunumuz olan toplumsal barışı bozan en önemli etkenin, Kürt sorununun öncelikli olarak çözülmesi, silahların sonsuza kadar gömülmesi gerekiyor. Bugün, 1000’e yakın küçücük çocuk, taş attıkları gerekçesiyle cezaevlerinde. Ama bir yandan, Filistinli çocuklar İsrailli askerlere taş attılar diye, onları yere göğe sığdıramayan iktidar, bu küçücük çocukları, yoksul Kürt çocuklarını cezaevlerine koyuyor.”

Yüksel Mutlu, EMO Genel Kurulu’na “Munzur özgür akmalı ve bu konuda hep birlikte lütfen çaba gösterelim” çağrısı yaparak, konuşmasını tamamladı.

‘Demokrasi, Kurumları Ele Geçirinceye Kadar’

ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Haydar İlker, TMMOB’nin ve odaların mesleği halkın ve ülkenin çıkarları doğrultusunda kullanma geleneğine vurgu yaparak başladığı konuşmasında, Anayasa değişikliğinde partilere ve seçim barajlarına yönelik herhangi bir düzenlemenin yer almadığına dikkat çekti. AKP’nin seçimlerden önce YÖK’e veryansın ederken, bugün YÖK’ü de ele geçirdiği için ikinci dönemdir hükümet olmasına rağmen bu konuda düzenleme yapmadığını anımsatan İlker, “Bu örnek bile demokrasi anlayışı açısından nasıl yaklaştıklarını ortaya koymakta. Yani kurumları kendileri ele geçirdikleri zaman problem yok. İleriye yönelik olarak, galiba kendilerini birazcık garanti altına almak için, denetim organlarına, yargı organlarına kısıtlama getirmek istiyorlar” dedi. Haydar İlker,

açılım tartışmalarına ilişkin olarak da şunları söyledi:

“Türkiye’de, şunu hep beraber gördük yakın geçmişte: Açılımlar, Kürt açılımları, Alevi açılımları, şimdi Roman açılımı, bunların hepsi siyasi gündemi belirlemeye yönelik, seçime yönelik manevralar. Türkiye’nin bunca karmaşası içerisinde, TEKEL işçileri, bize nasıl siyaset yapılması gerektiğini öğrettiler; siyasi sahnede nasıl yer almak gerektiğine, nasıl mücadele edilmesi gerektiğine yönelik önümüzü açtılar. Sürdürdükleri mücadeleyle, yıllardan beri söylenen, ‘İdeolojiler öldü, toplumların sonu geldi, kapitalizm kaderi mutlaktır’ vesaire söylemlerinin hepsini altüst ederek, emeğin ve işçi sınıfının varlığını ortaya koydular. Türkiye siyasi sahnesinde 78 gün yerlerini aldılar, almaya devam ediyorlar. Biber gazı filan anlattılar. Bu neoliberallerin demokrasi anlayışı bu. Yakın zamanda TEKEL işçilerine yaptıkları, ‘demokrasiden ne anladıklarının zaten son derece açık kanıtı. TEKEL işçileri dediler ki, Açılımı biz yaptık.’ Orada, Kürt’ü ile, Türk’ü ile, Alevi’si ile, Sünni’si ile Çerkez’i ile; yani kısacası, farklı inanç ve etnik kökendeki insanların, farklı yaşam tarzındaki insanların sınıfsal çıkar temelinde bir araya gelerek sürdürdükleri mücadele, açılımın nasıl olması gerektiğini, ne olması gerektiğini ortaya koydu. Yani şunu gördük hep beraber: Emek örgütleşmediği sürece gerçek demokrasi olmaz.”

‘Birarada Yaşam Baltalanıyor’

ESM Genel Başkanı Kemal Bulut, “Ülkenin en önemli sorunları, kriz, taşeronlaştırma, özelleştirmeler sonucu ortaya çıkan işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluktur. Ancak, suni gündemler oluşturularak, gerçek gündemler

kapatılmaktadır; Ergenekon, darbe, ıslak imza, irtica eylem planı, Anayasa tartışmaları” dedi. Ayrılıklar ortaya atılarak, ülkede bir arada yaşam koşullarının baltalandığını belirten Bulut, Alevi-Sünni, laik-anti-laik, Türk-Kürt, çoğunluk-azınlık karşıtlıkları yaratılarak, milliyetçi kalkışmalar ve linç kültürünün beslendiğini kaydetti. Bulut, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“12 Eylül darbesinin yarattığı AKP’nin bu ilişkileri açığa çıkartıp, 12 Eylül ve uzantılarıyla hesaplaşması inandırıcı değildir. Bu kadar demokrasiden yoksun, bu kadar ezilen halk kesimlerini görmezden gelen, emekçilerin tüm taleplerine kulak tıkayan, tehdit eden, çalışma hayatını bu kadar güvencesiz ve savunmasız bırakan; işçisiyle, kamu emekçisiyle, eczacısıyla, çiftçisiyle, doktoruyla, emeklisiyle, köşe yazarlarıyla, bakkalıyla, köylüsüyle, TEKEL işçisiyle, kamu emekçileri sendikalarıyla, TMMOB ile bu kadar kavgalı olan, TEKEL işçilerine destek verdi diye çocukları okuldan atan, taş attıkları gerekçesiyle küçücük çocuklara yaşlarından fazla cezaya kulak tıkayan ve hiçbir şey yapmayan AKP zihniyeti, emekçiler ve halk lehine, eşitlikçi, özgürlükçü, çoğulcu ve demokratik bir anayasa yapmaz, yapamaz. Ne AKP’den demokratik açılım beklemek, ne de AKP karşıtı darbeci vesayeti kabul etmek doğru değildir. Şeriat ve darbe ruh ikizleridir.”

‘AKP’nin Tercihi Sermayeden Yana’

“En basit örneği, kamu çalışanlarının var olan toplu iş sözleşmeli ve grevli örgütlenme hakkını yıllardır anayasaya yazdırmayan bir AKP ne kadar samimi olabilir?” diye soran Kemal Bulut, AKP’nin tercihini hep sermayeden yana kullandığını ve böyle kullanmaya da devam ettiğini söyledi. Kamusal ala-

40 elektrik mühendisliği, 439. sayı, temmuz 2010

nın sermayeye peşkeş çekildiğini ifade eden Bulut, şöyle konuştu:

“Madenleri, Telekom’u, TEKEL’i, enerji üretim ve dağıtımını ve birçok kamu kuruluşunu yandaşlarına peşkeş çekti, sermayenin kârına terk etti. Kamusal alan taşeronlaştırma ve özelleştirmelerle talan edilirken, çalışma yaşamı da bundan nasibini aldı. Özelleştirmelerle ortaya çıkan ve krizle de artan işsizlikte, resmi kayıtlara göre 3.5 milyon kişiyle ikinci sırada yerimizi almaktayız. Kayıtsız işsizler de bu rakama eklenince, rakam 10 milyona çıkmaktadır. Bunun anlamı şudur: Ülkemizde, her 7 kişiden birisi işsizdir. Hele hele genç nüfusta eklendiği zaman, bu oran, 4 kişiden bir gencin işsiz olduğunu göstermektedir.”

ESM Genel Başkanı Bulut, kuralsız, güvencesiz, esnek çalışmanın kamuda bile hakim kılındığını, örgütlü çalışan sayısının azaltıldığını, işçi sendikalarının işlevsiz hale getirildiğini, yandaş sendikalar yetkililer eliyle büyütülerek, muhalefet yapan KESK’in önünün kesildiğini, sürekli baskı, gözaltı, sürgünlerle sindirilmeye çalışıldığını, grevli-toplusözleşme taleplerine 4-C/4-B gibi güvencesiz çalıştırma restinin çekildiğini anlattı. TEKEL işçilerinin mücadelesinin önemine vurgu yapan Bulut, odalarda ve sendikalarda örgütlenmelerin bütülüp, mücadelenin yükseltilmesi gerektiğini kaydetti. TMMOB’ye bağlı odaları ele geçirme çabalarına, Memur-Sen Konfederasyonu’nun yetkili hale getirme çabalarına işaret eden Bulut, kamuda çalışan mühendislere ESM ve KESK’e üye olma çağrısında bulundu.”

Taşeronlaştırma ve özelleştirme uygulamalarının enerji işkolunda da hızla devam ettiğine dikkat çeken Kemal Bulut, “Dağıtım şirketlerinin büyük bir bölümü satılmış durumdadır. Yakın gelecekte, geri kalanı ve santraller ile kömür sahalarına sıra gelmiştir. Toplumsallık, tüketici

hakkı, ülke çıkarı, istihdam, güvenceli çalışma, işçi sağlığı ve iş güvenliği gibi birçok değerler ayaklar altına alınmaktadır” diye konuştu. Taşeronlaştırma ve özelleştirmenin olumsuz sonuçlarından birinin de, yaşanılan iş kazalarının sıklığı ve ölümlü kazalar olduğuna işaret eden Bulut, göçük altında yitirdiğimiz madencilerin önünde saygıyla eğildiğini söyledi. “Yerli, yenilenebilir, çevreye duyarlı enerji kaynaklarını öncelleyen politikalar uygulanmalı; enerji ve madencilik işkolu, katma değer yaratan ve riskli işkolu olması nedeniyle, işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından ele alınarak, devlet eliyle ve kamu yararına yapılmalıdır” diyen Bulut, EMO 41. Dönem Yönetimi ile bu anlamda ortak mücadele yürüttüklerini söyledi.

Konukların konuşmalarının ardından Genel Kurul komisyonlarını oluşturarak çalışmalarını sürdürdü. Genel Kurul’da 11 komisyon oluşturulmasına karar verildi:

• Enerji Komisyonu • Enerji Verimliliği Komisyonu • Bütçe Uygulama Esasları Komisyonu • Elektrik-Elektronik-BilgisayarKontrol-Biyomedikal Mühendisliği Eğitimi Komisyonu • Elektronik Mühendisliği Komisyonu • Yönetmelikler Komisyonu • Genel Kurul Karar Taslakları Komisyonu • Bilgisayar Mühendisliği Komisyonu • SMM Komisyonu • Örgütlenme Komisyonu • Kadın Komisyonu

EMO 41. Dönem Yönetim Kurulu Yazmanı Hüseyin Önder EMO 41. Dönem Yönetim Kurulu Çalışma Raporu’nu, EMO 41. Dönem Yönetim Kurulu Saymanı Serdar Paker Mali Raporu, EMO Denetleme Kurulu Üyesi Kenan Sıkık Denetleme Kurulu Raporu’nu,

EMO Onur Kurulu Başkanı Mustafa Ergun Tunarlı da Onur Kurulu Raporu’nu sundu. Raporların sunulmasının ardından Genel Kurul delegeleri Çalışma Raporu üzerine söz alarak görüş, eleştiri ve önerilerini paylaştı.

EMO Genel Kurulu, ikinci gün de EMO 41. Dönem Çalışma Raporu’na ilişkin delegelerin konuşmalarıyla devam etti. Konuşmalardan sonra EMO 41. Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Musa Çeçen eleştirilere yanıt verdi. EMO 41. Dönem Yönetim Kurulu’nun aklanmasının ardından yönetmelik değişikliklerinin görüşülmesine başlandı. “Ana Yönetmelik”te değişiklik yapılırken, “Teknik Uygulama Sorumluluğu (TUS) Uygulama Esasları Yönetmeliği” ile “Asansörlere Ait Mühendislik Hizmetleri Uygulama Esasları Yönetmeliği” de EMO 42. Dönem Olağan Genel Kurulu tarafından kabul edildi. SMM Hizmetleri Yönetmeliği’ndeki değişiklik de kabul edildi.

Yönetmeliklerin görüşülmesine ilişkin gündem maddesinin tamamlanmasının ardından Divan’a verilen önergelerin çokluğu nedeniyle Karar Taslakları Komisyonu’nca önergeler birleştirilerek görüşmelere geçildi. Ancak görüşmelerin uzaması üzerine EMO 42. Dönem Oda Kurulları ve TMMOB kurullarına gönderilecek EMO adaylarına ilişkin seçimlere katılacak adayların listesinin Divan’a teslim edilmesi süreci öne alınarak aday listelerinin Seçim Kurulu’na yetiştirilmesi sağlandı. Ardından önergelerin görüşülmesine devam edildi. EMO 42. Dönem Olağan Genel Kurulu “Dilek ve Öneriler” gündem maddesinin de görüşülmesiyle 27 Mart Cumartesi günü saat 22.45 civarında çalışmalarını tamamladı.

EMO 42. Dönem Olağan Genel Kurulu, 28 Mart Pazar günü EMO Genel Merkezi’nde yapılan Oda kurulları ile TMMOB kurullarına gönderilecek adayların belirlenmesine yönelik seçim işlemiyle çalışmalarını sonlandırdı. <

elektrik mühendisliği, 439. sayı, temmuz 2010 41